
Kod: 60OSB
Cambly Kids Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/60OSBKIDS
Kod: 60OSBKIDS
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Anadili İngilizce olan deneyimli eğitmenlerle ister birebir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Cambly'e bugün başla en büyük yatırımı geleceğine yap.
60 OSB kodu ile tam %60 indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol.
Ayrıca ilk dersin ücretsiz.
Bugün kendin için bir adım at.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün size hayatı sorgulatacak bir bölümle karşınızdayım.
Neden? Çünkü bugün dünyanın en iyi motivasyon konuşmacılarından biri olarak kabul edilen, aynı zamanda yaşam koçu ve kişisel gelişim uzmanıdır.
Hatta onların piri diyebileceğimiz bir isim.
Kimlere danışmanlık vermiş?
Mesela işte Usher, Pitbull, İngiliz Kraliyet Ailesi'nden bir sürü isim, CEO'lar, sanatçılar, işte Donna Karan, Rahibe Teresa, Michael Jordan.
Lady Diana, Nelson Mandela, Donald Trump ve Bill Clinton gibi isimlere de danışmanlık hizmeti vermiş.
Tony Robbins'den bahsedeceğim ve aynı zamanda Tony Robbins'in Kaderle Buluşma adlı bir semineri var.
İşte bu seminer 25 yıldır Amerika'da düzenli olarak yapılıyor.
Ben de bu seminerde neler konuşulduğunu, ne gibi sorular sorduğunu Tony Robbins'in insanlara hayatı nasıl sorgulattığı üzerine konuşmak istedim.
Aslında olaylar şöyle gelişti.
Geçen gün Netflix'te böyle belgesel arıyordum.
Karşıma çıktı ki zaten Tony...
Annie Robbins'i çok merak ediyordum.
TED konuşmalarını bildiğim bir isim.
Hatta bir dönem hatırlarsanız Türkiye'de onun kitapları çok popülerdi.
İçindeki Devi Uyandır, Sınırsız Güç bu kitapları hatırlarsınız diye düşünüyorum.
14 dile çevrilmişti.
Dünyada çok satanlar listesine girmişti ama ben okumadım.
Ama onun hayatıyla ilgili böyle başka kitaplarda hep gözüme çarpan detaylar vardı.
Genelde çocukluğuyla alakalı böyle travmalarını anlattıkları kitapları okumuştum.
Etkilendiğim bir isim. Neden?
Çünkü hani diyoruz ya işte düşünce gücü, bilinçaltı gücü, çekim yasası.
Bunlardan hep bahsediliyor. Gerçekten bunlar varsa bu adam bunların canlı kanıtıdır bu olayların.
Ki zaten kendisi de inanıyor.
Diyor ki ben hayatımı bunlarla yola soktum diyor.
Biraz tanıtmak istiyorum size onu.
Yani çok yoksul bir ailede büyümüş.
Annesi babası boşanmış.
Üç kardeşler. Alkolik bir annesi var ve hap bağımlısı.
Bütün yük Tony'nin omuzlarında ve sürekli dayak yiyor.
Hatta annesi... Gerçekten sinir hastası.
Ve sanırım 3 kere de evlenmişti.
Ve bazen diyor ağzıma sabun sokardı sinirlerini.
Beni istifra ettirmek için.
Düşünebiliyor musunuz? Küçücük bir çocuğa yaptığı eziyete bakın.
Şimdi çoğunuz ne kadar kötü bir anne demişsinizdir eminim.
Ama Tony Robbins'in annesi hakkında söylediklerini duyunca çok şaşıracaksınız.
Ve bu da bence size bir yol gösterici olacak diye düşünüyorum.
Şimdi onun kırılma anı neydi?
Bu hikayesi de benim çok hoşuma gidiyor.
Çünkü hepimizin hayatında bir kırılma anı var.
Onu görebilmek çok önemli. Etkilemeye çalışıyor ve o sırada da öğretmeniyle göz göze geliyorlar.
Diyor ki herhalde diyor benim ne yapmaya çalıştığımı anladı ve bana kızdı.
Aslında kötü bir şey yapmıyor. Hani kızı etkilemek için bıdı bıdı konuşuyormuş.
Öğretmeni onu yanına çağırıyor.
Gel buraya diyor. Gidiyor yanına.
Diyor ki sen diyor bir konuşmacı değilsin.
Sen... Çok iyi bir iletişimcisin diyor.
Çok etkileyicisin ve hitabetin gerçekten çok kuvvetli diyor.
Ve Tony Robbins'in eline bir metin veriyor.
Diyor ki al bu metini içselleştir, oku ve daha sonra bana anlat kendi cümlelerine, kendi kalbinle anlat diyor.
Tony Robbins metini okuduktan sonra öğretmenine anlatmaya başlıyor o güçlü hitabetiyle.
Diyorum ya en iyi motivasyon konuşmacısı.
Çocukken belli zaten böyle şeyler.
Okuduktan sonra bir bakıyor öğretmeni gözyaşlarına boğulmuş.
İşte Tony Robbins'in hayatındaki kırılma anı bu.
Neden? Çünkü o... Sırada çok ünlü bir hitabet yarışması düzenleniyor ve diyor ki sen bu yarışmaya katılmalısın.
Bu yarışmaya katıldıktan sonra birinci oluyor ve daha sonra da hayatını bu şekilde ilerletme kararı alıyor.
Yani bir çıkış yolu görüyor Tony Robbins hayatında öğretmeni sayesinde.
Aslında burada da öğretmenliğin ne kadar önemli olduğunu görüyorsunuz değil mi?
Hani demişler ya en iyi öğretmenler nereye bakacağını gösteren fakat ne göreceğini söylemeyen kişilerdir.
Öğretmeni de aslında Tony Robbins'e bir yol göstermiş, nereye bakacağını göstermiş.
bunca yoksulluktan, bunca büyük aile trajedilerinden sonra böyle bir şeyleri başarmak bana bilmiyorum çok keyif veriyor böyle hikayeleri sizlere anlatmak.
Bir de şu anda çok kazanan bir insan zaten ve bu kazancıyla da 5 yılda 500 milyon kişiye yemek dağıtmış.
Aynı zamanda da çok büyük bir hayırsever.
Ve şu anda onun metotlarını 100 ülkeden 35 milyon insan uyguluyormuş.
Yani kısaca kendi kendini inşa etmiş bir insan.
Zaten kendisi de bunu söylüyor.
Tony Robbins denen adamı Ben yarattım onu ben inşa ettim diyor.
Ve bu adamı ekşicilerden Türkiye'de çok gömen olmuş.
Şaşırmadınız biliyorum. Ben de dedim ki kendin izlemen ve kendin araştır ve kendin izleyerek kararını ver.
Siz de öyle yapın bence. Bu adam ne yapıyor da dedim bu kadar insanı etkiliyor.
Gerçekten samimi mi? Bu nasıl bir seminer ki?
Ne gibi sorular soruyor ki bu adam?
Bu kadar ünlü ve bu kadar çok sevilen bir insan.
Ve bu podcastı çektiğime göre az çok anlamışsınızdır ne düşündüğüm onunla ilgili.
Bu kaydı aslında biraz da kendim için yapıyorum itiraf ediyorum.
Çünkü bu kay... kayıt bir yerlerde dursun istedim.
Kendimi hatırlatmam gereken şeyler var burada.
Açıp açıp dinlerim dedim. Zor zamanlarında umarım çok zor zamanlarımız olmaz.
Çünkü neden? Konuşmalarda çok güzel sorular yakaladım.
Çok güzel sözler yakaladım.
Analizler yaptım kendi kendime.
Bir de dedim ki belki izlemeye vakti olmayanlar olabilir.
Onlar için de şöyle bir özet geçmiş olurum.
Genelde böyle yolda dinliyorsunuz ya böyle ya da yürüyüş yaparken yani sorduğum sorulara tam böyle cevap verebileceğiniz anlar olduğunu düşünüyorum.
O yüzden böyle sakin kafayla dinlemenizi öneririm.
Şimdi... Tony Robbins'in bu her sene düzenlediği bir seminer.
25 yıldır düzenliyormuş kaderle buluşma seminerini.
Bu ne gibi bir şey? Şöyle Amerika'da bir otağı tutuyorlar 6 gün boyunca.
Her gün 12 saat Tony Robbins sahneye çıkıyor ve insanlara işte seminerde bir şeyden anlatıyor, sorular soruyor.
Bu seminerin amacı ne Merve derseniz?
Şu kim olduğunuzu, ne için yaşadığınızı keşfetmenizi sağlamaya çalışıyor.
Kim olmak istiyorsun, sen kimsin?
Ve bütün bunları buldururken de şu hoşuma giden detay.
Sizi kontrol eden inanç ve değer.
değerleri ortaya çıkartmanızı ve kendinizi yeniden inşa etmenizi sağlamaya çalışıyor.
Bunları hem konuşarak, adam dünyanın en iyi motivasyon konuşmacılarından biri dedim, hem de doğru soruları sorarak yapmanızı sağlıyor.
Ben de işte bu 6 günlük seminerde Tony Robbins neler sorduysa, neler konuştuysa sizlere bunları anlatacağım.
Neden? Çünkü kendimize bu soruları soralım, düşünelim istiyorum.
Çünkü Robbins'in soruları beni düşündürdü.
Bazen de ağlattı, ne yalan söyleyeyim.
Yani hayatı sorguladığım anlar oldu.
Biliyorsunuz ben hayatı sorguladım.
Ve sorgulatmayı çok seviyorum.
Bir de bu öyle saçma sapan pozitif düşünce seminerleri var ya onlardan biri değil.
Negatif de düşündürüyor size bazen.
Başlamadan önce Robbins'in şu sözleri çok hoşuma gitmişti.
Bir yerde dedi ki herkesin ulaşmak istediği bir şey olmalı.
Herkesin hedeflediği bir şey olmalı.
Eğer ulaşmak istediğin bir şey yoksa olanla yetinirsin dedi.
Ve dedi ki bir yerde her gün kendi üstünüzde çalışın.
Çünkü siz kendinizi ne kadar geliştirirseniz başkalarına da o kadar...
değer katarsınız dedi. Ve son olarak hayatın ve koşulların size sağladığı değil potansiyel olarak olabileceğiniz şeye ulaşmaya çalışırsınız dedi.
Podcast'a burasına imzamı attıktan sonra başlayabiliriz.
Şimdi birinci gününe başlıyorum.
Birinci günün mottosu bütün hayatınız bir anda Hani ben diyorum ya bazen işte bu onun için dönüm noktasıydı.
Aynı o hesap yani buzunuzu kırıp çıktığınız bir an var hayatta.
O anlardan bahsediyor. Yani bazen böyle küçücük bir an, bir söz, belki bir podcast, belki bir insanla karşılaşmanız bir anda böyle kafanızda anlık bir aydınlanmaya sebep olabilir.
Yani illa böyle bütün hayatım değişecek diye senelerce beklemenize gerek olmayabilir demek istiyorum.
Bu kısımda şu soruyu sordu.
Lütfen bu soruları ya bir kağıda yazın ya da durdurup düşünün.
iyi bir hayat nasıl mümkün olabilir?
Çok güzel bir soru. Ve hayatında değiştirmek istediğin ne var?
Hayatının hangi aşaması olmak istediğin aşama değil?
İşte bu soruları cevapladıktan sonra verdiğiniz cevaplara lütfen böyle dikkatlice ve tüm yüreğinize bakın.
Çünkü hayatınızdaki her duyguyu, her hissi, her şeyi kontrol eden bir güç var.
Ve bu güç ne biliyor musunuz?
İnançlarınız, değer yargılarınız, kurallarınız, işte bütün bunlar gerçekten Gerçek duygu ve düşüncelerimizi kontrol ediyor, gölgeliyor.
Yani kafanızdaki dünya modeli her neyse, kararlarınız her neyse bu hayatta işte bütün bunları kontrol eden güçler bunlar.
Siz bunları bulduğunuz zaman gerçekten onlarla yüzleştiğiniz anda değişiminizin başlayabileceğini söylüyor.
İşte bu noktada Tony Robbins bunları böyle sorularla ortaya çıkarmaya çalışıyor.
Yani sizi kendinizle yüzleştirmeye çalışıyor ama bunu gerçekten yapacak olan kişi siz olduğunuz için ben sizin gurunuz.
değilim yani ben sizin yol göstereceğiniz değilim diyor kendisine.
Şimdi birinci gün yaşananlarla başlıyorum.
2500 kişilik bir salonda 19 yaşında genç bir kız var işte bunu ayağa kaldırdı ve bu soruları ona da sordu ve burada geçen diyalog sonrası aslında bizi yöneten şeyin ne olduğunu net olarak gördüm.
Kıza dedi ki seni bıktıran şey ne?
Hayatının hangi aşaması olmayı istediğin aşama değil diye sordu.
Lütfen siz de kendinize sorun.
Kız da belki size çok saçma gelecek ama dedi ki 19 yaşında Diyetimi sürekli bozuyorum.
Bu arada kız incecik.
Kendime saygımı kaybediyorum işte bu yüzden dedi.
Çünkü vücudumun daha iyisini hak ettiğini düşünüyorum dedi.
Bakın diyetini bozuyor ve akabinde bunları söylüyor.
Tony da ona şu soruyu sordu.
Bütün bunları neden yapıyorsun diye sordu.
Kız da dedi ki sevgiyi ve mutluluğu bulmak için.
Yani diyetin altından çıkan şeye bakar mısınız?
Sevgi ve mutluluk arayışı ne alaka dediniz belki.
Peki dedi sevgiye ve mutluluğa ulaşmak için ne olması gerekiyor diye sordu.
Kız da dedi ki. sevgi görmeyenlere sevgi vermeliyim ve bu esnada ben de sevilmeliyim dedi.
Tony burada çok vurucu bir soru sordu.
Dedi ki peki sen sevilmek için ne yapmalısın dedi.
O da layık olmalıyım dedi.
Yani olay diyeti bozmaktan nerelere nerelere geldi.
En son şu soruyu sordu.
Sen büyürken En çok kimin sevgisini arzulamıştın dedi.
Kimin sevgisine hasret kalmıştın dedi.
Kız da ağlayarak dedi ki babamın.
Peki dedi baban için kim olman gerekiyordu?
Yani seni sevmesi için, senin ona layık olman için senin kim olman gerekiyordu diye sordu.
Kız da dedi ki benim babam uyuşturucu bağımsızıydı ve onun davranışlarından her zaman nefret ettim.
Ama yine de onu sevmekten hiçbir zaman vazgeçemedim.
Hani istediği halde vazgeçememiş.
Ve onu sevmekten de nefret ettiğini söyledi.
Yani elinde olmadan sevdiğini.
Kızının sevgisini, ilgisini isteyen ama her defasında reddedilen bir kız çocuğu aslında bu.
19 yaşındaki bu genç kız.
Ve hayatta ilk gördüğü, ilk kez yakından tanıdığı kişi babası erkek olarak.
Ve o onu sevmiyor, uyuşturucu bağımlısı.
Ve bu kızcağı sürekli reddedildiği için artık bunu bir saplantı haline getirmiş.
Çünkü reddedilmek beraberinde saplantıyı getiriyormuş.
Ve daha çok sevginin peşine düşmemize sebep oluyormuş.
Ama bu kız babasından sevgi göremiyor, kapı duvar ve bu durumda da çok savunmasız kaldı.
hissediyor. Tony Robbins'in de ona çözüm önerisi şuydu.
Babanla acilen iletişim kurman gerekiyor dedi ve ona içinden ne geliyorsa düzgün bir şekilde ifade etmelisin dedi.
Uygun bir dille. Çünkü dedi eğer bunu yapmazsan hayatın boyunca tanıştığın hayatına giren bütün erkeklerden bunun acısını çıkarırsın dedi.
Yani bir kız çocuğunun babasıyla olan ilişkisinin önemini görüyorsunuz değil mi burada?
Sen şu an içine atmışsın içinde biriktirmişsin bütün bunları ve belki dayandığını zannediyorsun ama bu aslında Şu demek sevgisini arzuladığın insanı, seni kabullenmesini istediğin insanı sen içine gömmüşsün.
Ve evet ondan nefret ediyorsun belki.
Ama şunu bil ki baban kendinden daha çok nefret ediyor.
Çünkü uyuşturucu kullanmasının sebebi bir insanın aslında kendisine olan gizli nefreti olabilir dedi Tony Robbins.
Bu da beni bir düşündürdü. İşte uyuşturucu, alkol bir şeylerin arkasına sığınmak.
Ve kıza babasını arayıp konuşmasını, onunla yüzleşmesi gerektiğini söyledi.
Sonrasında evet kız babasını arıyor.
Sonra mesaj atıyor bir iletişim kuruyorlar ve kızın ne kadar mutlu olduğunu da gördük.
Şimdi burada ne var aslında?
Benim buradan çıkardığım ders basit bir yeme bozukluğu zannettiğimiz olayın altından bile neler neler çıktı.
Ve okuduğum psikoloji kitaplarında yeme bozukluklarının aslında ailede olan iletişim bozukluğundan daha çok da iletişim eksikliğinden kaynaklandığı yazıyordu.
Hatta bir örnek verecek olursam Franz Kafka bu konuda bence verilebilecek en iyi örneklerden birisi.
Adamın açlık sanatçısı diye bir kitabı var.
Bir de Babama Mektup diye bir kitabı var.
Hep söylüyorum Kafka'yı tanımak isteyenler öncelikle bu kitabı okusun diye.
Bunları zaten yan yana koyup şöyle bir baktığınız zaman yukarıda anlattığım her şeyin özeti olabilecek nitelikte.
Bir de Kafka'nın Dava Kitabı, Dönüşümü, Şato Kitapları bunların ortak noktası neydi okuyanlara soruyorum.
İletişim eksikliği değil mi?
Çünkü merkezdeki karakterler dikkat ettiyseniz hep yalnız ve kimseye derdini anlatamayan bir muhatap bulamayan karakterlerdi değil mi?
Sıkkı o bir deri bir kemik kalan...
Kafka'nın babasına derdini asla anlatamadığı gibi.
İşte yeme bozukluğu dediğimiz olayın altından bakın neler neler çıktı.
Eşeleyince doğru soruları sorunca neler çıktı.
İletişim eksikliği olabiliyor.
Bunun sebebi güvensiz bağlanma olabiliyor.
Sert otoriter ebeveynler olabiliyor.
Aşırı korumacı aileler olabiliyor ki sert otoriter ebeveyn deyince.
Kafka'nın babası ve onun işte iletişim eksikliği vardı babasıyla.
Şimdi bu seminerde beni en çok etkileyen kısma geliyorum.
Şurasıydı işte bu kız dertlerini anlattığı.
Babasıyla olan problemler ortaya döküldü.
Ve sonra Tony Robbins işte babanı ara ve onunla iletişime geç.
Onu suçla gerekiyorsa dedi.
Hani içindeki zehre akıt dedi.
Ve sonra dedi ki babana teşekkür etmelisin dedi.
Ben orada bir şaşırdım. Niye dedim ya babasına teşekkür ediyor.
Bu kadar şeye sebebiyet vermiş bir adam.
Lütfen buraya dikkat. Eminim hayatımızda çok kötü şeyler yaşıyoruz.
Ve bazen de ebeveynlerimizi suçluyoruz.
Çoğu zaman ebeveynlerimizi suçluyoruz.
Dedi ki Tony Robbins. E annem beni çok severdi ama çok da döverdi dedi.
Gideceğimden de çok korkardı.
Ben onun her... Her şey iyiydim.
Hayatımdaki bütün güzellikler için onu suçluyorum dedi.
Hayatımdaki kadın için, şu andaki karım için de onu suçluyorum.
Çünkü karımı çok seviyorum.
Çünkü tersinin ne olduğunu biliyorum.
Sevgisizliğin ne olduğunu biliyorum.
Hissetme ve önemseme kapasitemin suçlusu da annem dedi.
Çünkü dedi hiç bitmeyen insanların acısını dindirme isteğim için de onu suçluyorum.
Çünkü ben çok acı çektim.
Eğer istediğim gibi bir annem olsaydı ben şu an gurur duyduğum bu adam olamazdım.
Teşekkür ederim anne.
dedi. Ve Merve ağlıyor.
Gerçekten orada durdurup ağladım yani.
Çok etkilendim o sahneden.
Çünkü hiç o açıdan bakmamıştım olaya.
Yani aslında şu an olduğumuz kişiye vesile olan hayatımızdaki en değer verdiğimiz insanlar aslında.
Annemiz ve babamız, ebeveynlerimiz değil mi?
Bizi bu noktaya getiren. İyi de olsa, kötü de olsa bizi bu dönüşümü sağlayan insanlar onlar.
Tony Robbins buradan çok güçlü çıktığı için annesine teşekkür edebilen bir insan.
Bazılarımız yıkılıyor. Evet.
O yıkıldığı noktada da dönüp anneyi babaya Babayı suçluyoruz.
Senin yüzünden bu hale geldim.
Çünkü suçlanacak insanlar onlar.
Onlar bizi büyüttü diye düşünüyoruz mantıken.
Burada siz de bir durup düşünün demek istiyorum.
Belki siz de teşekkür etmek istersiniz.
Şimdi devam edelim. Derin bir nefes aldım.
Dedi ki en büyük sorununuz hiç sorununuz olmaması gerektiğini düşünmeniz.
Halbuki bizi büyüten şeyler sorunlardır dedi.
Neden? Çünkü sorunlar aslında bir yerde kendimizi geliştirme isteğimizi güçlendiriyor.
Ruhumuzu şekillendiriyor.
Eğer hayatın bizim için Bize rağmen yaşandığını anlarsak zaten oyun biter.
Tüm acı ve keder...
Kaybolur zaten dedi. Yani kısaca senin baban ya da senin annen senin için bir lütuf olabilir.
Buradan nasıl çıktığın önemli.
Bu savaştan nasıl çıktığın çok önemli.
İstediğin gibi bir annen veya baban olsaydı inan ki sen sen olmayabilirdin.
Şu an aklıma Sezen Aksu'nun şarkısı geldi.
Yaralı. Tepeden tırnağa herkes yaralı diyor ya.
Aynı o hesap. Bir de bir yerde Tony'ye soruyorlar.
Neden böyle bir misyon üstlendin diye.
Hani insanların yaralarını neden sarmaya çalışıyorsun?
O da dedi ki bu misyon...
Hani geçen de demiştim ya Gökhan Çınar psikolog diyor ya işte biz psikologlar aslında yaralı çocuklarız demişti.
Yani dedim ya meslek seçiminizde bile çocukluğunuzda yaşadığınız o belki travmalar bir şeyler etkili olabiliyor.
Hatta önceki podcastlerde Gandhi'den bahsetmiştim.
Adaletsizliğe uğrayan çocuklar büyüyünce avukat olmak isteyebiliyorlar diye bahsetmiştik.
İşte Tony Robbins'in o acısının kaynağında da ailesi var.
Annesi var özellikle dediğim gibi.
Annesi hayatında istikrarı hiç bulamamış bir anne.
Ve diyor ki ben onu sadece annem olarak sevdim.
Çünkü küçücük bir çocuktum. Ne olduğunu anlamıyordum.
Onun alkolik olduğunu, hap bağımlısı olduğunu hiçbir şeyi anlamıyordum.
Hatta bana bağımlı olduğunu da anlamıyordum.
Ki üniversiteye gideceği zaman izin vermemiş annesi.
Sırf hani evden gitmesin diye yalvarmış yani.
Bunları da yaşamış. Ve diyor ki annem diyor 1.55 boyundaydı.
Beni diyor duvardan duvara çarpardı.
Öyle bir dayak yani. Ama onu hiçbir zaman düşmanım olarak görmedim diyor.
O benim neredeyse bir psikolog olmamı sağladı diyor.
Hep onu nasıl memnun edeceğimi, kardeşlerimi nasıl memnun edeceğimi buraya dikkat edin.
Eğer hayatta herkesi memnun etmeye çalışıyorsanız yine bir küçüklüğünüze bakın derim.
Kimleri memnun etmeye çalıştınız?
Belki Tony Robbins gibi annenizi mutlu etmeye çalışmışsınızdır.
Kim bilir? Ve diyor ki işte bu yüzden ben neredeyse bir psikolog oldum.
Çok genç yaşta insanları mutlu etmeyi çözdüm.
Ve bu benim içimde bir dürtü oluşturdu diyor.
Şimdi artık birinci günü sonlandıralım.
Dediğim gibi bu diyet olayının altından başka şeyler çıktı.
Neden? Çünkü diyet bahanesiydi bu işin.
Burada şunu demek istiyorum. Bazen böyle ufak tefek olayları mesele haline getiririz.
Neden? Çünkü altında büyük sorunlar vardır.
Büyük sorunlardan kaçmak istediğimiz için.
Şimdi o zaman siz de oturup bir düşünün.
Hatta yazın. Başarmanıza ne engel oldu?
Hayallerinizi yaşamanıza engel olan şey neydi?
İçinizdeki çatışma ne?
Hangi inanç, hangi davranış, hangi duygusal alışkanlık?
İşte bunları sora sora sora aslında derindekiyle yüzleşebilirsiniz.
Yani umarım yüzleşebilirsiniz.
Çünkü ben bunu yaptım ve denedim.
Bu arada izlerken bu semineri dedim ki keşke ben de orada olsaydım.
Çünkü 71 ülkeden bir sürü insan gelmişti.
Muhteşem bir atmosfer vardı.
Japonya'dan, Avustralya'dan, Çin'den dünyanın dört bir yanından 2500 kişi gelmişti.
İngilizce bilmeyenler de vardı tabi.
Tercümanlar eşliğinde böyle kulak...
Çocuğunuza özgüvenli İngilizce konuşma becerisi hediye edin.
Hadi devam edelim. Sırada ikinci gün var.
Şimdi anlatacaklarım belki size böyle aşk ilişkilerinizi tekrar gözden geçirmeniz için bir yol oluşturacak.
Özellikle de kadınlar için.
Şimdi ikinci gün şöyle salondan bir kadını seçti ve ayağa kaldırdı.
Yine ona böyle sorular sordu, sordu, sordu.
Kendisiyle yüzleşmesini sağladı aslında.
Kadın ilk eşinden boşanmış.
Ve bu kadına şunu sordu.
Dedi ki babanla nasıl bir ilişkin var?
Bana bunu anlat dedi. Şimdi boşanmış bir kadına niye bunu soruyor dediniz.
Belki kendi kendine. Çünkü ben de bunu düşündüm.
Kadının babasıyla müthiş bir ilişkisi var ve babası ona küçükken hep böyle prenses gibi davranmış.
Kadın diyor ki babam standartlarımı o kadar yükseltti ki ne diyeceğimi tahmin ediyorsunuz bu cümlenin sonunda.
Şöyle söyleyeyim Tony bundan sonra dedi ki zaten baban sana sevilmek için hiçbir şey yapmana gerek olmadığını öğretmiş bu hayatta.
Evet baban içi sevgi dolu muhteşem bir adam olabilir ama senin her şeyi hak ettiğini düşünmene sebep olmuş bir adam ve işler istediğin gibi gitmeyince de tepe takla.
Baban seni öyle bir alıştırmış ki sevgiyi ne yaparsan yap alabiliyorsun.
Senin kaybetme korkun yok.
İşte bu yüzden kocanın hiç şansı yoktu.
O yüzden boşandın dedi.
Psikolojide zaten buna baba meselesi diyor psikologlar öyle biliyorum.
Kadın şimdi başka bir adamla sevgili olmuş ve bu adam daha böyle efemine kadınsa erkeksi değil.
Hatta orada çok çarpıcı bir şey yaptı.
Dedi ki telefonunu çıkartıyorsun ve doğru şeyi yapıyorsun.
Doğru şey dediği de ayrılacaksın bu adamdan dedi.
Çünkü şunu tespit etti Tony orada.
Bu adamla neden beraber?
Sırf babasına benzediği için, sevdiği için falan değil.
Ona prenses gibi davrandığı için.
Yani mantık şu, beni babam gibi sevse yeter.
Hani başka bir şeye gerek yok. Yani sırf bunun için sevmediği, daha doğrusu aşık olmadığı bir adamla beraber, sırf onun tarafından sevilebilmek için, sırf iyi bir adam olduğu için ve babasına huyu suyu benzediği
için hayatında tutuyor onu. Podcast'ın başında demiştim ya, hayatı sorgulatacağım size diye.
Şimdi de ilişkilerinizi sorgulatıyorum.
Kadın olur, erkek olur, şöyle bir dönüş...
Çünkü bakın neden bu insan benim hayatımda?
Ben dürüst müyüm? Gerçekten dürüst müyüsünüz diye bir düşünün.
Aşık olduğunuz için mi berabersiniz?
Yoksa ebeveynlerinize benzediği için mi?
Ben bunu çok duydum etrafımda.
İşte niye evlendin diyorum.
Ya o kadar uygun değiller ki birbirlerine.
Neden diyorum bu adamla evlendin?
Ve itiraf ediyor. Çünkü diyor babama benziyor.
Yani huyu suyu babam gibi. Babam da böyle iyiydi.
Babam da şöyleydi. Babam da böyleydi.
Diyorlar. Hatta burada bir parantez açıp şunu söylemek istiyorum.
Cem Keçeci diyor ki psikolog.
Her kız çocuğunun 3 babası vardır diyor.
Birincisi biyolojik babanız.
İkincisi babanızda olmayan ama aslında olmasını istediğiniz özellikleri yüklediğiniz fantazik babanız.
Üçüncüsü de güç ve kudreti temsil eden sembolik babanız.
Ve her kız çocuğunun hayalinde babası gibi biriyle evlenmek vardır diyor.
Yani tanıdığınız ilk erkek babanız çünkü.
Onu idealize ediyorsunuz.
Bu çok normal. Ve belki de sırf bundan dolayı babanıza göre karşı tarafta bir eksiklik hissediyorsunuz.
Ama bu bilinçaltı bilmeden yapıyorsunuz.
Sonra diyorsunuz ki bir türlü aradığım erkeği bulamıyorum ya.
Belki de aradığınız budur.
Bunlar hep bilinç dışı dediğim gibi.
Eğer babasız büyüdüyseniz de sorumluluk alan bir adam ararsınız.
Sert, otoriter bir baba gibi birini ararsınız.
Sizin adınıza kararlar veren, kısaca baba gibi davranan birini ararsınız.
Böyle insanlara çekilebilirsiniz diyor psikologlar.
Ve bence bu konuya da ayrı bir podcast gelsin.
Ne dersiniz? Şimdi hayatınıza giren veya hayatınızda olan kişiliği...
bir daha düşünmenizi istiyorum.
Onlarla beraber olmanızın altyapısında sizce neler var?
Ve lütfen kendinize dürüst olun.
Aslında aradığınız olay belki aşk bile olmayabilir.
Bu kısım bana bunu düşündürdü çünkü.
Hani başlangıçta da demiştim ya bence çoğumuz bizi kontrol eden kalıplardan bir haber yaşıyoruz.
Sıra üçüncü günde. Bugün keşif günü ve bugünün mottosu tahammül ettiğiniz kadarını yaşarsınız.
Hani biz diyoruz ya Allah dağına göre kar verir o hesap.
Çok anlamlı ve ben bu kısımda yani üçüncü günde çok ağladım.
Çünkü burada intihara meyilli olan insanlar vardı.
Ve bir kadın vardı. İsmi Dawn'dı.
Onun hikayesi beni mahvetti.
Arkadaşım da orada ağlamış.
Kısaca anlatacağım neden intihar etmek istediğini.
Bu arada beni çocuklarıyla dinleyenler olabiliyor.
Lütfen bu kısmı çocuklarınızla birlikte dinlemeyin.
Kapatın. Şöyle 26 yaşında genç bir kız annesi ve kardeşleriyle beraber Tanrı'nın çocukları diye bir tarikata girmiş bunlar.
Ve bu kız zaten doğduğundan beri bu tarikatın içerisinde.
Daha önce Tarikatlar Podcast'ım Yaparken de denk gelmişti bu karanlık tarikata Tanrı'nın çocuklarına.
Hatta Joker yani Joaquin Phoenix de bu tarikatın içerisindeymiş küçükken ve kaçmayı başarmış.
Şimdi bu Dawn dediğimiz kız dediğim gibi beni mahvetti.
Çünkü hayat hikayesi çok acı.
Dedi ki ben artık bu kadar acıyı...
Bunca yıldır taşımaktan bıktım.
26 yaşındayım dedi ve Tanrı'nın çocukları diye bir toplumun içerisine doğdum.
Tanrı'nın çocuk askerleriydik biz ve Tanrı'nın sevgisi, bunu söylemeye bile dilim var böyle, sekstir dedi.
Herkes sevgisini seksle gösterir bu tarikatın içerisinde dedi.
Amerika'da çok haramlık tarikatlar var.
Zaten tarikatlar podcastını o yüzden yapmıştım dinlerseniz.
Binlerce var, hala var.
Neyse 6 yaşından beri insanlarla cinsel bir birliktelik yaşıyorum.
zorunlu olarak dedi. Ve annemi ve kardeşimi de bu şekilde gördüm dedi.
12 yaşlarımda artık bunu kaldıramayacağımı fark ettim.
Mide bulandıran bir tanrı öğretisiyle büyütüldüm.
Seninle yatmak isteyen bir İsa.
Bundan kurtulmaya çalıştım yıllarca.
Ve annem, kardeşim hepsi intihar etmek isterken ben onlara kurtarıcı bir rol oynadım ama artık ben çözüm üreten bir kişi pozisyonundayım.
Ailemi hep toparlamaya çalışan kişi ben oldum ve benim intiharı düşündüğümü bile bilmediler dedi.
Ve en etkilendiğim yer şurası.
Dedi ki 26 yaşındayım ve hiç sevgilim olmadı.
Hiç ilişkim olmadı. Ben sevginin ne olduğunu bile bilmiyorum.
Ben aşkı bilmiyorum dedi.
İşte burada ben ağladım.
Ve Tony da ağladı orada.
Herkes ağladı. İşte ona sarıldı dedi ki sen bir mucizesin.
Sen bunları hak etmedin dedi.
Sen çok güçlüsün ve artık güçlü olmaktan yorulmuşsun.
Ama bak hala güçlüsün dedi.
Hani bu artık seninle son bulabilir dedi.
Yani her şey seninle son bulabilir.
Sen eğer sevginin ne olduğunu merak ediyorsan lütfen kendine bak.
Sen saf sevgisin dedi.
Bütün bu pisliklere rağmen sevgiyi arıyorsun hala.
Lütfen kendine bir bak dedi.
Ve yine söyledi.
Beni bugün buraya bu acılarım getirdi dedi.
Ve şu sözü söyledi.
Çok hoşuma gitti. Dedi ki en karanlık yerlere gittim.
Küçükken en karanlık yerlere gittim.
İşte bu yüzden insanlara en yüksek yerleri taşıyabiliyorum dedi.
Ve senin içindeki manevi gücü de görüyorum.
Çünkü aynısı bende de var dedi.
Bu ne biliyor musunuz? Yaralanmışlar daima yaralıları tanırlar.
Burada dedim ki nasıl bir teselli verecek?
Bu kıza ne yapacak? Kendi kendime düşündüm.
Karşıma böyle biri gelse ben herhalde yıkılırım diye düşündüm.
Tony dedi ki evet dedi seçme şansın olmayan bir hayata doğdun.
Ama artık seçebileceğim bir noktadasın.
Bakın bunu çerçeveletip asın bence.
Bu söz benim çok hoşuma gitti. Hepimiz seçme şansımız olmayan bir hayata doğduk.
Ama artık seçebileceğimiz bir noktadayız.
Ve sonra çok güzel bir şey yaptı.
Kızı aldı bir sandalyenin üzerine çıkardı.
Kız ağlıyor zaten bütün salon ağlıyor.
Erkekler dahil herkes ağlıyor.
Ve herkes o kadar... Kadar sevgi dolu bakıyordu ki o kızın gözlerine.
Dedi ki bak herkes sana sevgiyle bakıyor.
Sevgi dolu çıkarsız bir şekilde bakıyorlar dedi.
Hadi buradan dedi salondaki erkeklerden sana çıkarsız baktığını düşündüklerini bul dedi.
Kız da o sırada işte bir tane yaşlı bir adam bir tane böyle hippie bir çocuk bir tane genç bir çocuğu seçti.
Çünkü onlar da ağlıyor kızın gözlerine bakarak.
Dedi ki gelin buraya ne yapacaklar diye düşündüm.
Dedi ki sarılın. Hepsi böyle sarıldılar birbirlerine ve çok muhteşem bir andı bence o.
onlara siz seçildiniz.
Siz bunun için varsınız.
Bundan sonra bu kızın yanında olacaksınız.
Ona çıkarsız sevgiyi göstereceksiniz dedi.
Ve kıza terapist sağladı Tony.
Bundan sonra bir terapi alacaksın dedi.
Ve çok güzel bir şey yaptı. Dedi ki ondan eğitim alacaksın ve sen de senin gibilere yardım edeceksin dedi.
Bu çok güzel. Ve bu hikaye bana nedense şu an Ayşe Tükürükçü'yü hatırlattı.
Çok güçlü bir kadın Ayşe Tükürükçü.
Bu kadınla aynı yollardan geçmiş.
Hayat kadınına itilmiş zorla.
İnanılmaz zor bir hayat yaşamış.
Ama şu anda sokaktaki insanlara yardım ettiği, çorba dağıttığı bir dernek var.
Ve bence bu da onun kendi kendini tedavi etme yöntemi.
Hani en başta dedim ya Tony çok yoksul bir ailede büyümüş.
Ve şu anda insanlara nasıl yardım ediyor?
Yoksullara yemek dağıtıyor ya da insanların acısını görüyor.
Zaten Tony bu kızla konuştuktan sonra kulise kaçtı.
Çünkü gözyaşlarına hakim olamadık.
Ağlıyor hüngür hüngür mahvoldu resmen.
Çünkü o an çok gerçek bir andı.
O kızın gözlerinin içine bakışı resmen karşılaştı.
Kalbini görüyor adam bakarken. Bu sahnede arkadaşım da ağlamış.
Ona da izle demiştim ya. Aynı yerde ağlamışız.
Dedim ki ben Tony Robbins olmak istiyorum.
Bu sahneyi izledikten sonra.
Çünkü adam o kadar bana benziyor ki.
Resmen kendimi izliyormuş gibi oldum.
Aynı tepkileri veriyoruz. İşte insanların gözünün içine bakışı, acılarını hissetmesi falan.
Çok kendime benzettim bilmiyorum.
Bir de diyor ki bir yerde kendi hayatımda çektiğim acılar elimden geldiğince başkalarının acı çekmesine engel olmamı sağlıyor.
Neden? Çünkü ben bunun nasıl olduğunu biliyorum.
O yüzden başkalarının öyle hissetmesini istiyorum.
Demiyorum. Herkesin diyor sevdiği bir şey var.
Benim de tutkum bu. O kadar belli ki tutkusunun bu olduğu.
Bundan böyle 2-3 yıl önce bir olay yaşadım.
Aklıma geldi. Bir manavın önünden geçiyordum.
Durdum. İşte bir şeyler aldım falan.
Arabaya koydum. Tam arabaya oturacağım.
Bir tane kızı da göz göze geldim böyle 9 yaşlarında.
Ailesiyle böyle sokakta oturmuş.
Dileniyor. Dilim varmıyor ama dileniyor.
Neyse yanıma geldi.
Gelişinden dedim ki herhalde para isteyecek.
Tamam dedim. Hani artık hazırladım kendimi böyle.
Geldi geldi geldi. Sonra konuşmaya başladım.
Başladım ben ona işte kaça gidiyorsun işte ne kadar güzel saçların var dedim.
Gerçekten çok tatlı bir kızdı böyle.
Gözleri ne kadar güzel dedim.
O kadar mutlu oldu ki böyle hani belli ki onunla hiç kimse konuşmuyor yani onu hissettim.
Böyle resmen gözlerinin içi parlıyor.
Sonra dedi ki bana abla dedi seni çok sevdim bir kere sarılabilir miyim sana dedi.
Biz sokağın ortasında böyle kızla sarıldık baya bir sarıldık.
Sonra hiçbir şey demedi para falan istemedi.
Arkasını döndü gitti. Giderken de böyle son bir kez döndü bana gülümsedi.
Ve aradan kaç yıl geçti hala o görüntü gözümün önünde yani.
O yüzden anlatırken çok zorlanırım hep.
Yüzü gözü böyle kirpası içindeydi.
Ayakları çıplak. Tabi sonra ben hayatı sorguladım.
Eve gidene kadar ağladım.
Ve şu an burayı 30 kere çektim herhalde.
Evet yüzümü yıkadım geldim.
Devam ediyorum. Ertesi gün yine aynı yere gittim.
Onu bulma umuduyla ama yoktu.
Hayatım boyunca unutamayacağım bir andı.
Çünkü birinin gözlerinin içine bakmak, onun kalbinin içini görmek, hissetmek bence çok önemli bir şey.
Hani başta dedim ya bu podcastı kendim için kaydediyorum.
Gerçekten öyle oldu. Yani çok içimi döktüğüm anlar yaşıyorum şu anda.
Devam edelim. Gelelim 5.
güne. motosu kafanızın içinde kalırsanız ölürsünüz.
Şimdi bugünün sorusu şu.
Hayatınızın geri kalanında neye odaklanmanız gerek sizce?
Çünkü odaklandığınız şey gerçekten hissettiğiniz şeydir.
Ve hissettiğiniz şey hayat tecrübeniz olabilir.
Şimdi bir kağıt almanızı istiyorum ve tam ortasına hayatınızdaki en önemli sorunu yazmanızı istiyorum.
Bir numaralı sorununuz neyse onu yazın ve şu soruyu da cevap verin.
Sizce siz? Bu dünyaya ne yapmak için geldiniz?
Ne olmak için geldiniz?
Görev tanımınız ne?
Ve bunun için lütfen destan yazmayın dedi.
Kısa ve öz bir cümleyle yazın dedi.
Tam olarak benliğin için tasarlanmış olduğunu düşündüğün cümle neyse işte o kağıda bunu yazacaksınız.
Kağıdın en üstüne bu dünyadaki göreviniz neyse o.
Onun bir altına şu andaki hayatınızın merkezinde olan sorun ve onun altına da burası çok önemli.
Bir yıl içinde gerçekleştirme.
Peki istediğin? 4 hedefi yazmanızı istedim.
Yani 30 hedef değil 4 tane.
Bütün bunları yazdıktan sonra şunu göreceksiniz.
Kafanızdakileri kağıda döktükten sonra gerçekten sanki böyle sorunlarınızın bir tık hafiflediğini hissediyorsunuz.
Ben öyle hissettim bilmiyorum. Ve hedeflerinizin daha görünür olması sizi daha da motive edecek.
Daha ulaşılabilir görünecek çünkü.
Bu arada başlangıçta söylediğim şu söz var ya kafanızın içinde kalırsanız ölürsünüz sözü.
Onu kime söyledi biliyor musunuz?
İşte oy da 5. güne gelmiş olup da artık hala bir uyanış yaşayamazsınız.
Onlar için söylemişti.
Ve onlara bir çözüm yolu olarak aslında bunu sundu.
O yüzden bu nokta önemli. Ve dedi ki onlara bugün sizin için bir milat olsun.
Bugün sizin doğum gününüz olsun.
Yeni bir doğum günü. Yeni kararlarınızın, yeni hedeflerinizin doğum günü olsun.
Şebnem Ferihan dediği gibi sil baştan başlamak gerek bazen.
Hayatı sıfırlamak.
Ve son olarak 6. gündeyiz.
Bugün de bütünleşme günü ve bugünün sözü.
Gelişmeliyiz ki verebileceğimiz bir şeyler olsun.
Burada Tony dedi ki bu seminerle sizin hayatınız değişmez.
Siz sistemli bir şekilde bunu hayat boyu devam ettirmelisiniz.
Çünkü günlük hayatta o kadar meşgulüz ki o kadar geçim derdine düşmüşüz ki gerçekten artık hayatı oturup düşünmeye falan zaman bulamıyoruz.
Hayatımızı tasarlamaya zaman bulamıyoruz.
Sadece yaşıyoruz. Koştura koştura yaşıyoruz.
İşte burada bu kağıda yazdıklarınız önemli.
Çünkü biraz olsun odaklanmamızı biraz olsun görmemizi sağlayacak diye düşünüyorum bir takım şeyleri.
Hatta bu bilimsel olarak. da kanıtlanmış.
Her gün düzenli olarak sadece bakın sadece 20 dakika bile bir şeyler yazsanız içinizi dökseniz diyor ya kafanızın içinde kalırsanız ölürsünüz.
Dökün diyor ya kafanda ne var?
Dök onu bir kağıda bir dök.
İçini bir dök diyor. Depresyonunu bir at oraya.
Çünkü kağıda bir şeyler yazdığınız zaman 20 dakika bile olsa o size bir terapi yapıyor.
Depresyon riskinizi azaltıyormuş.
Yani zaten yazı yazmak bir terapi.
Bence bir deneyin derim bunu.
Gelelim en son kısma bu bir meditasyon gibi olacak.
İçinize dönmenizi sağlayacak.
Ben denedim ve bunu yaparken gerçekten yine gözlerim doldu.
Bitince de kendimi çok rahatlamış hissettim.
Ve sürekli bunu yapmaya çalışıyorum.
Bu arada ben şey söylüyorum ya meditasyon falan yapmam.
İlk kez böyle bir şey yaptım.
Hani deneyeyim ben de dedim.
Çok iyi geldi. Eminim size de iyi gelecektir.
Şimdi denemek isteyenler için anlatıyorum.
Şöyle gözlerinizi kapatıyorsunuz ve iki elinizi birden kalbinizin üstüne koyuyorsunuz.
Kalbinizi hissediyorsunuz.
Onun atışlarını ve kalbinizden nefes alıyorsunuz.
Bu şu demek, onun ateşini, onun gücünü, onun canlılığını hissediyorsunuz.
Yani vücudunuzu hissediyorsunuz.
Nefesinizin, kalbinizin, zihninizin rahatladığını hissediyorsunuz.
Ve gözlerinizi hiç açmadan devam ediyorsunuz.
Eski ve güzel anılarımızı hatırlıyoruz.
Belki çocukluğunuzda bir müsamere desiniz şu an ve belki anneniz sevgi dolu gözlerle sizlere bakıyor.
Belki de öğretmeniniz başınıza okşuyor.
Belki de ilk kez bebeğinizi kucağınıza aldığınız o güzel an.
Belki yıllardır istediğiniz o eve kavuştuğunuz an.
İşte o anın minnetini hissedin.
Kalbinizde hissedin.
O anların lütfunu hissedin.
Ve gözlerinizi tekrar açtığınızda eminim sizin de içiniz mutlulukla dolacak.
Ve son olarak da kalbinize teşekkür etmeyi unutmayın.
Çünkü o attığı sürece siz yaşamaya devam edeceksiniz.
Tony Robbins'in şu sözleriyle bitirelim bu podcastı.
Unutmayın ki her engel bir fırsat.
Kalp kırıklığı mutlu olmak için, hastalık iyileşmek için, nefret sevmek için, suç bağışlanmak için, başarısızlık başarı için hepsi bir fırsattır.
Yeter ki siz görmeyi bilin.
Bugünkü podcastımızın sonuna geldik.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bye bye. Cambly'nin %60 indiriminden yararlanmak için 60OSB kodunu, Cambly Kids'in %60
indiriminden yararlanmak için ise 60OSB Kids kodunu kullanarak hemen abone olabilirsiniz.
Sınırlı sayıda kişi için geçerli.
Bu büyük indirimi kaçırmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
