
Hayatı Güzelleştirme Yolları / Muazzez İlmiye Çığ
23 Kasım 2024 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Cambly’de Black Friday kampanyasından faydalanmak için son günler!
Yıllık paketlerde ayda 249 TL’den başlayan fiyatlarla İngilizcenizi geliştirin.
Kod: BF24ortam
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir
Transkript
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve'niz. Bugün geçtiğimiz günlerde 17 Kasım'da aramızdan ayrılan kıymetlimiz Cumhuriyet kadını Muazzez İlmiye Çığ'ı konuşacağız arkadaşlar.
Onun yaşadım demek için ne yapmalı söyleşisinden bizim için de yol gösterici olan değerli hayat bilgilerini paylaşacağım sizlerle.
Kendisi biliyorsunuz dünyada en uzun yaşayan insanlardan biriydi.
110 yaşında hayata veda etti.
Çok severdim onu izlemeyi.
Neredeyse bütün programlarını izlemişimdir.
Kitaplarını okumuşumdur.
Cesaretine hayranım.
Mütevazılığına bayılıyorum.
Bir de böyle çok yakın bulduğum isimlerden biriydi kendime.
Tıpkı Doğan Cüceloğlu hocamız gibi.
Tontişim derdim onu izlerken böyle yanaklarını sıkmak isterdim.
Hani böyle ne bileyim ya anneannem olsa keşke babaannem olsa keşke dediğimiz insanlar vardır ya öyle biriydi benim için.
Canım kadın nurlar içinde uyu.
Hani psikolog Gökhan Çınar diyor ya her anma aslında bir buluşmadır diyor.
Bugün onu anarak onunla yeniden buluşalım istedim.
Kendisi iki yüzyıl gördü arkadaşlar.
İki dünya savaşı gördü.
Pek çok ülke gördü. Uzun ve sağlıklı ömrüne pek çok şeyi sığdırmayı başardı.
Ve şimdi onun hayat deneyimlerini bize de rehberlik edebilmesi adına bu bölümde paylaşacağım.
Hadi o zaman başlayalım.
Önce hayatı hakkında şöyle kısa bir bilgi vermek istiyorum.
20 Haziran 1914 yılında Bursa'da doğmuştur Muazzez İlmiyeçi.
Ailesi Kırım göçmeni ve 1931 yılında Bursa Kız Muallim Mektebi'nden mezun olmuştur.
Ve babası gibi öğretmenlik yapmak istediği için babasının yanına eski.
Eskişehir'de 4-5 sene yaşadıktan sonra Atatürk'ün emriyle kurulan Ankara Üniversitesi Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesinin Hititoloji bölümüne giriyor 1936 senesinde.
Ve burada Nazi zulmünden kaçan profesörlerden biri olan Almanya'dan Türkiye'ye gelen Prof.
Dr. Hans Gustav var.
Ondan Hitit dili ve kültür derslerini alıyor.
1940'da Ankara'da mezun oluyor.
İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi çivi yazılı belgeler arşivine uzman olarak atanıyor.
Ve yine aynı sene okul arkadaşı, Türk dili uzmanı ve sanat tarihçisi olan Kemal Çığ ile evleniyor.
Ve 31 sene boyunca bu müzede bulunan Sümer, Akat ve Hitit dillerinde yazılmış on binlerce tableti temizleyip sınıflandırıyor.
74 bin tabletten oluşan çivi yazılı belgeler belgeliğini oluşturuyor.
kopyasını katalog yapıp yayınlıyor.
Almanya, Amerika ve Finlandiya'dan gelen uzmanlarla Sümeroloji yayınları yapıyor.
Dünyada Sümerler deyince Muazzez hocamızın çok önemli bir yeri var arkadaşlar.
Bu çalışmaları nedeniyle 2000 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından Fahri Doktor ünvanına layık görülmüştür.
Ve birbirinden değerli bir sürü araştırması, bir sürü kitabı var.
Sayısız ödülle layık görülmüş bir isim.
Şimdi gazeteci Büşra Sanay'ın onunla yaptığı Ve iyi ki yaptı.
Söyleşiye gelelim. Bakalım neler söylemiş Muazzez hocamız.
Birinci soru şu. Yaşama sebebimizi ve dünyadaki yerimizi nasıl bulabiliriz?
Şimdi Muazzez hoca bunun için diyor ki bana kalırsa diyor insan yaşamının temel gayesi dünyadaki yerimizin izini sürmek ve yaşama sebebimizi bulmaktır.
Yani yaşam amacım ne?
Bunu bulmak. Burada söylediği şey hayatımızın ne kadar uzun olduğu değil ne kadar anlamlı bir hayat yaşadığımız.
O hayata neler sığdırabileceğimiz.
Çünkü kimi insanlar ne kadar uzun süre yaşasalar da hiç kimseye bir faydaları dokunmuyor biliyorsunuz ki.
Ve diyor ki bana kalırsa insan yaşamının temel gayesi işte bu kadar basit.
Gece uyurken dingin hissettirecek.
Sabah uyanırken direnç ve enerji verecek o duyguyu yakalamak diyor.
Hani mutluluk akış diye.
bir podcast'ım var. Orada bahsettiğim şey aslında bu.
Yani yaşama tutunacağınız bir anlam yaratmaktan bahsediyor Muazzez Hoca.
Dünyadaki yerimizin izini sürmek diyor.
Yaşama sebebimizi bulmak diyor.
Ayrıca sevebilmek ve üretebilmek.
Bunlar bizi diğer canlılardan ayıran İki temel özellik sevebilmek ve üretebilmek demiş.
Zamanı çok iyi kullandım.
Hem çalıştım hem gezmeye vakit ayırdım hem dostlarıma hem okumaya.
Bunların hepsine diyor vakit ayırabildim zamanımı iyi kullanarak.
İnsan yaşamı bence bir denge manzumesi olmalı diyor.
Bu sözüne bayıldım arkadaşlar.
İnsan yaşamı bir denge manzumesi olmalı demiş.
Muazzez hocanın olaylara ve durumlara yaklaşırken ilke edinmeye çalıştığı dört önemli kuralı var.
var ona göre bir insanı genç tutan şey yaşama sevinci üretme arzusu ve sevebilme kabiliyeti o yüzden bu kadar uzun ve güzel yaşamış kesinlikle katılıyorum söylediğine sev,
sevil, mutlu ol Mutlu et ve üret diyor.
Muazzez hocamızın hayat mottosu bunlar.
Tekrar ediyorum. Sev, sevil, mutlu ol, mutlu et ve üret.
Özgüven eksikliği içinde diyor ki çocukken sorumluluk duygusu gelişmeyenlerin ileriki yıllarda özgüven eksikliği çekebileceğini söylemiş.
Yani ailelerin çocuklarına kesinlikle sorumluluk bilinci kazandırmaları gerektiğini söylüyor.
Çünkü emek harcanmadan gelişen ve temeli olmayan altını çiziyorum.
Temeli olmayan bir özgüvenin yıkıcı olabileceğini söylüyor Muazzez Hoca.
Sorumluluk almaktan çekinmeyen insanlarınsa mutlaka hayatında bir noktada başarıyı yakalayabileceklerini belirtmiş sorumluluk bilincinin önemi.
Ve bugün ben mücadeleci bir kadın portresi çiziyorsa bu benim ailemin çocukken bana vermiş olduğu o sorumluluklar sayesindedir diyor.
Hayatı yaşayarak öğrendik.
Hatalar da yaptık.
Gerektiğinde bedel ödedik diyor.
Ve ebeveynlere şöyle sesleniyor Muazzez İlmiye Çığ hocamız.
Çocuklarınıza her zaman arkalarında olduğunuzu hissettirmenin yollarını arayın.
Her zaman dönebilecekleri onlara açık bir kapı olduğunuzu gösterin.
Yani onları koşulsuz sevin.
İşte bir çocukta özgüveni, Cesareti yaratan şey budur.
Çocuklarınıza sen yapamazsın, sen bilmezsin demeyin.
Onları bir birey olarak görün ve küçük de olsa onlara sorumluluklar verin demiş.
Uzun ve sağlıklı bir yaşam içinse güne erken başlamanın insanı dinç tuttuğunu söylüyor.
Enerjik hale getirdiğini söylüyor.
Peki benim bu podcastı sabah dörtte hazırlamam şako mu?
Kahvaltı pek yapmazmış arkadaşlar.
Öğle saatleriyle kahvaltısını birleştiriyormuş.
Aralıklı oruç yapıyor aslında farkında olmadan ve bunun da ömrü uzatan bir şey olduğunu söylüyor uzmanlar biliyorsunuz.
Ve az yemek yiyormuş.
Çünkü gereğinden fazla yemenin bünyeyi yorduğunu, yaşam enerjimizi tükettiğini söylüyor.
Hayatı boyunca hep kötü alışkanlıklardan uzak durmuş.
İçki yok, sigara yok.
Hani içse bile bir kadeh belki içmiştir.
Çok çok çok az içiyormuş. Ayda yılda bir.
Hatta çay, kahve alışkanlığı bile yokmuş arkadaşlar.
Uyku konusunda hep çok az uyuduğunu söylüyor.
Günde 4-5 saat uyuduğu oluyormuş ve mutlaka gün içerisinde hareket ediyor.
İşte düzenli yürüyüşler yapıyormuş.
Ve bu yürüyüşlerin onu o kadar sağlıklı tuttuğunu söylüyor.
Günde en azından yarım saat bile olsa yürüyün diyor arkadaşlar.
Stresten uzak bir hayat diyor.
Her zaman sükunetini koruyan oldukça sakin biriymiş zaten.
Ve gençlik yıllarında stres ne kadar yoğunsa ilerleyen yıllarda hafızanın o kadar kötü olabileceğini söylüyor.
Ve bir de insanın okuduğunu öğrendiğini başkalarıyla paylaşmasını oldukça değerli bulduğunu söylemiş.
Bildiklerimiz zihnimizde yer etsin onları gidip böyle hevesle bir başkasına anlatabilelim diyor.
Tam benim yaptığım şey bir Sümer atasözü der ki.
Biliyorsan neden öğretmiyorsun?
Bunu Muazzez hocadan duymuştum ve çok hoşuma gitmişti.
Hatta farkındalık defteri olanlar görmüşlerdir.
Oradaki alıntılarda bu da vardı arkadaşlar.
Podcast'ünün adı ortamlarda satılacak bilgi olan biri için pek şaşırtıcı olmasa gerek benim bunu uyguluyor olmam.
Şimdi Muazzez hoca diyor ki ölüm hariç bütün acılar lüks.
Bir tek onun çaresi yok diyor.
Acılar bir şekilde geçiyor ya da alışılıyor diyor.
İnsanlardan zarar gördüğünüz zaman kin tutmayın diyor.
Çünkü kin ruhun en büyük yüküdür demiş Muazzez Hoca.
Bence bu çok doğru arkadaşlar.
Geçen böyle herkesin kin tutmamı beklediği biri vardı.
Onun için işte inşallah çok mutlu olur falan dedim.
Bütün iyi niyetimle tüm kalbimle dedim bunu.
İyilikler diledim ona. Halbuki tam tersini yapsam hani evlerine ateşler salınsın bilmem ne diye beddualar etsem elime ne geçecek ya.
Kendi ruhuma ağırlık yani ne gerek var.
Kin tutmayın arkadaşlar. Kindar sürpriz yumurtalara duyurulur.
Kin tutmayın. Ve insanlar güvenimizi sarsacak çok ciddi bir durum.
Yapmadıkları sürece insanlara güvenin diyor Muazzez hocamız ama polyanda iyimserliğiyle değil diyor.
Hatta herkese yüksek kredi vererek ilişki kurmanın insana zarardan çok faydası vardır demiş.
Ben de aslında ilişkilerime böyle başlarım.
Hani %100 bir güvenle yüksek krediyle başlarım.
Sonra o insanın yaptıklarına baka baka o kredi belki eksilere düşer ve bir daha görüşmem.
Bazıları da tam tersini yapıyor.
Sıfırdan başlatıp o krediyi yükseltmeye çalışıyor.
Mesela benim babam böyledir. Ben buna karşıyım.
Yani sıfır güvenle başladığımız insan ilişkilerinin çok böyle olumlu seyredebileceğini düşünmüyorum.
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Yorumlarınızı bekliyorum Instagram'da.
Diyor ki güveniniz mi sarsıldı?
Tabii ki diyor karşılık verin ama kin tutmayın diyor.
Gerekirse orayı terk edin.
Gerekirse bedel ödetin karşı tarafa.
Ama bütün olumsuzlukları habire böyle baştan alıp alıp düşünmek ve bu şekilde yaşamak bence çok yorucu demiş Muazzez Hoca.
Ve diyor ki istediğim hayatı yaşayabilmenin yolu çok çalışmaktan geçiyordu.
Çok çalıştım diyor ama mutluluğu da çalışmakta bulanlardanım demiş.
Ben de o şekilde. Ama işimi sevmesem gerçekten böyle bu kadar çalışacağımı da düşünmüyorum.
Muazzez Hoca da bunu söylüyor zaten.
İşimi severek yaptığım için çok çalıştım diyor.
Dediğim gibi iş ruhunuza uygunsa sıkıntı yok.
Bugün biri şöyle yazmış.
Merve haftada üç bölüm yapıyorsun ve bazen senin robot olduğunu düşünüyorum.
Sabah 3'te 4'te kalkıyorum bazen ve gecenin 12'sine kadar çalışıyorum.
Bakın abartmıyorum yani koltuk çöktü o derece bir çalışma.
Ama sevmediğim bir işi yapıyor olsam muhtemelen sevmek için çok mücadele veririm o işi.
Ama yine deliler gibi çalışırım kendimi biliyorum.
Muazzez hocanın dediği gibi mutluluğu çalışmakta bulanlardan biriyim.
Şimdi para konusunda şöyle diyor.
Bugün diyor insanların büyük bir bölümü maddi refahı.
Mutluluğun ön koşulu zannediyor.
Adı üstünde o sadece refah ve kazanan kişi budala değilse elde edildiği zaman paranın bir anlamı kalmadığını bilir diyor ve buna göre yaşar diyor.
Ve her insana da çok paradan ziyade sağlıklı, huzurlu, kavgasız ve bol çalışmalı bir hayata değer vermeyi öneriyorum diyor.
Ben de buna katılıyorum arkadaşlar.
Geçen gün bir büyüğüm çok güzel bir söz söyledi bana.
Dedi ki Allah kazandığın parayı Ağız tadıyla harcamayı nasip etsin yavrum dedi.
Ne kadar anlamlı bir söz ya.
Hatta geçen bir arkadaşımla konuşuyoruz.
Dedi ki iki sene boyunca çok yoğun çalışmıştı ama böyle deliler gibi işte yaz kış demeden sürekli çalıştı çalıştı.
Bayağı da bir hani para da biriktirdi.
Sonra şu an biriktirdiği parayı fizik tedaviye falan veriyor şu anda.
Dedi ki ne anlamı kaldı?
Sağlığımı kaybettim dedi.
Ya gülüyorum ama gerçekten çok sinir bozucu bir durum.
Çoğumuz bunu yapmıyor muyuz?
Deliler gibi çalışıyoruz çalışıyoruz.
Sonra o kazandığımız parayı gidip işte yok boyun fıtığı yok bilmem ne artık ne iş yapıyorsanız onların tedavi masraflarını ödüyoruz.
O çalıştığımız kazandığımız paralar gerçekten bir anlamı yok.
Neyse devam edelim.
Şimdi mutluluğa giden yollardan birisi de işinizi hobi gibi görüp sevip büyük bir özen ve dikkatle yapmaktır demiş.
Depresyon için de şöyle söylüyor.
Depresyondasın, çaresi yok, o olumsuz duyguların üzerine gideceksin diyor.
Hatta olmayanı zorla oldurmaya çalışmak yerine kabule geçmenin önemini vurgulamış ki biz de bunu konuşuyoruz psikoloji bölümlerimizde değil mi?
Kabule geçmek ne kadar önemli.
Kaygılarımızın esas sebebinin sürekli böyle geleceğe dair planlar yapmak olduğunu söylüyor Muazzez Hoca.
Çünkü arkadaşlar bu planlar bizi yaşadığımız andan koparıyor.
Yaşadığımız zamana yabancılaştırıyor.
Anda kalmanın önemini vurguluyor Muazzez Hoca.
Yaşadığınız anı keyifli hale getirmeye çalışın.
Göreceksiniz ki daha huzurlu olacaksınız demiş.
Bence bu da çok doğru yani geleceği düşünmekten, habire planlar yapmaktan yaşadığımız anın tadını kaçırıyoruz.
Bir de şimdilerin popüler sloganı kendini sev.
Bu konu hakkında harika bir şey söylemiş Muazzez Hoca diyor ki Kendimizi sevelim hani iyi de en başta diyor şu sorunun cevabını bulalım.
Kim, nasıl bir insan saygı değerdir ve ben sevgi değer bir insan mıyım, saygı değer bir insan mıyım?
Sonra en önemlisi çaba ve emek harcayarak kendi tanımımıza uygun olarak sevgiye, sevilmeye layık bir insan haline gelebilelim.
Emek harcamadan diyor herkes kendini olduğu gibi severse toplum kendini beğenmiş bencil bireylerden oluşur diyor.
İmza, kaşe, mühür hocam.
Herkes beni olduğum gibi kabul et diyor.
İyi de sen olmamışsın ki hani onu ne yapacağız?
Psikolog Tunç Tataker'in çok sevdiğim bir sözü var.
Diyor ki insan bir noktadan sonra hiç kimsenin olmamışlığını, hasetliğini, kötülüğünü, aptallığını, şımarıklığını toler etmekle uğraşmak istemiyor.
Zamanı azalınca hayatın bunlarla uğraşılmayacak kadar kısa olduğunu anlıyor ve diyor ki herkes...
Yani demem o ki kimseyi olduğu haliyle kabul etmek zorunda falan değiliz.
Devam edelim. Eşinin vefatı Muazzez hocayı çok yıkıyor ve bunun için büyük yıkımların içinde tekrar ayağa kalkmanın bir yolunu bulmalı insan diyor.
Çünkü kendini hayatın içinde kalmaya motive edecek nedenler bulamadığında yaşadığın acılar hayatını ele geçiriyor diyor.
Kendisi bu süreçte bu yaz sürecinde acılarını yaşanması gereken bir süreç olarak görmüş arkadaşlar.
Yasını tutmuş ve diyor ki Acının hakkını vererek yaşayın.
Yani bu şekilde yaşarsanız daha sonrasında onun izlerini taşımak zorunda kalmazsınız diyor.
Ne yaşanması gerekiyorsa dibine kadar yaşayın.
O duygunun hakkını verin, kaçmayın diyor.
Çünkü en çok da kaçtığımız şeye yakalanıyoruz.
Geçen gün çok sevdiğim bir arkadaşımla buluşmuştuk.
Kendisi eşini kaybetti yakın bir dönemde ve çok aşıktı eşini.
Vefatın ilk zamanları ben bile açıkçası bir daha toparlanamayacağını düşündüm.
Hayatımda ilk defa böyle yaşayan birinin canlıyken ölümüne şahit oldum arkadaşlar.
Gözlerimin önünde ve düşünsenize elinizden hiçbir şey gelmiyor.
Çok çaresiz hissettim kendimi.
Bir de hiç böyle bir şey yaşamamışım hayatımda.
Herkes arkadaşıma sakinleştiriciler önerdi, antidepresanlar önerdiler ve hiçbirini içmedi.
Ben bu acıyı yaşamak zorundayım.
Kendimi uyuşturmayacağım dedi.
Tüm gerçekliğiyle bunu yaşamam gerekiyor ki oradan çıkabileyim dedi.
Bugün çok daha iyi bir durumda.
Ruhu yavaş yavaş iyileşiyor.
Tabi psikologlara gitti geldi baya uzun bir süreç.
Kabule geçiyor yavaş yavaş.
Ama hayata öyle bir tutundu ki gerçekten Muazzez hocanın dediği gibi yani onu hayatta kalmaya motive edecek şeyleri buldu.
Ve bu şekilde ayağa kalktı.
Ve şimdi eskisinden de güçlü.
Şimdi arkadaşlar hep diyorum ya tutmadığınız yaz gelir bir gün size kendini tutturur.
O yüzden lütfen kaçmayalım.
Gelelim bir başka mevzuya.
Muazzez Hoca diyor ki imkanlarınızın zorluğundan şikayet etmeyin.
Çaresizlik yaratıcılığı beraberinde getirebilir diyor.
Ama fark yaratmak için cesuru da olmamız gerekir diyor.
Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi o elini taşın altına koydu.
O cesareti gösterdi.
Gelişmeye cüret edecek kadar cesur değilsen hayatta iz bırakamazsın diyor.
Hatta İstiklal Marşı'mız bile korkma sözleriyle başlıyor değil mi?
Hayat yolumuz için şöyle söylüyor.
Hayatta kendi yolunu bulamayan başkasının yolunda yalpalar diyor.
Tekrar ediyorum hayatta kendi yolunu bulamayanlar başkasının yolunda yalpalar diyor.
Ve yine günümüz eğitimine dair çok önemli bir şey söylüyor.
Çocukların aklını ve yeteneklerini doğru tespit etmek, üretecek ve sorgulayacak bireyler yetiştirmenin en hayati aşamasıdır diyor.
Çünkü... Sorgulamayan çocuk itaati öğreniyor demiş.
Sorgulayacak bireyler yetiştirmenin önemini vurguluyor Muazzez Hoca.
Altını çizerim eğitim sisteminde.
Bu arada eğitim demişken Cambly'de yılın en düşük fiyatlarının olduğu Black Friday sona ermek üzere arkadaşlar.
Tam da bu çılgın indirimlerin olduğu zaman diliminde gereksiz şeylere değil kendime, hayallerime, geleceğime yatırım yapmak istiyorum diyorsanız bence tam zamanı.
12 aylık aboneliklerde aylık aboneliklere göre tam %60 daha avantajlı fiyatlar için son günler arkadaşlar.
Duyanlar duymayanlara iletsin lütfen.
Yıllık aboneliklerde ayda sadece 249 TL'den başlayan fiyatlar şimdi Cambly'de sizi bekliyor.
Bu arada Cambly'de eğitmenlerin bazıları değil.
Tamamının ana dili İngilizce arkadaşlar.
Altını çizerim kalın puntolarla ve bunun için ek bir ücret ödemenize gerek yok.
Bir de aklınızda bulunsun.
Bazen böyle ders esnasında o aradığınız kelime aklınıza gelmeyebiliyor.
Hemen panik olmayın. Anında çeviri özelliği olan chat kutusundan faydalanabilirsiniz.
Evinizin konforunda ya da istediğiniz yerde istediğiniz zamanda 724 internetin olduğu her yerde hemen Cambly'e bağlanıp İngilizcenizi geliştirmeye başlayabiliyorsunuz.
Bize özel kod yok mu Merve?
Tabii ki var. Açıklamalara da bırakıyorum kodu.
Kodumuz BF24 ortam arkadaşlar.
Hadi devam edelim. Muazzez Hoca diyor ki hayatta başıma ne gelirse gelsin olayların iyi ve öğretici taraflarına bakmaktan hiç vazgeçmedim diyor.
Yoksa insan başına gelen her olayı felaket olarak görüyor diyor.
Ve bazen felaket zannettiğimiz şey bizim için aynı zamanda öğretici bir ders olabiliyor diyor.
Geçen gün tam da böyle bir şey yaşadım arkadaşlar.
Böyle bir kafedeyim, kitap okuyorum ve o sırada içeri bir adam girdi.
Yanında da özel gereksinimle olan bir oğlu var.
Neyse babası böyle iki dakika arkasını mı döndü bir şey oldu.
O esnada çocuk geldi benim masama oturdu.
İşte böyle cebinden boya kalemlerini çıkardı, boyama defterini koydu masaya.
Hani birlikte yapalım mı diyor. Yapalım dedim çok hoşuma gitti.
Sonra bana sarıldı böyle bir anda.
Böyle o kadar işten sarıldı ki.
Ve o gelmeden önce yani masaya gelmeden önce ben inan...
İnanılmaz bir stres içindeydim.
İşte işimi nasıl yetiştireceğim?
Bunu nasıl yapacağım? İşte planlar, projeler kafada bir sürü şey böyle uçuyor.
Ve hani anda değilim.
Az önce dedi ya Muazzez Hoca.
Anın tadını kaçırıyoruz geleceği düşünmekten.
Tam da öyle bir an yaşıyorum.
Ama onun gelişiyle bütün dikkatimi ona verdim ve o andayım yani.
Sonra işte babası geldi. Dedim buyurun siz de oturun işte bir çay içelim falan.
Sohbet etmeye başladık babasıyla.
Ve babası o kadar sakin, o kadar böyle hayat dolu.
Yani böyle bir insanın yüzüne bakın.
iyi bir insan olduğunu anlarsınız.
Tam olarak öyle bir adamdı, öyle söyleyeyim size.
Mesela oğlu bazen çığlık atıyor, elini kolunu kontrol edemiyor, masaya vuruyor, tahmin edebiliyorsunuz.
Ve babası o esnada tamam oğlum, tamam aşkım, böyle davranıyor oğluna, yanaklarını seviyor falan.
O kadar hoşuma gitti ki aralarındaki ilişki.
Sonra dedim ki, oğlumuz ne kadar şanslı sizin gibi bir babaya sahip.
O da bana dedi ki, hayır dedi, esas şanslı olan benim.
Niye dedim sonra işte bunun üstüne konuşmaya başladık ve dedi ki o doğmadan önce ben dedi o kadar hayat telaşına işte gelecek planlarına kendimi kaptırmıştım ki anda değildim dedi.
Arkadaşlar gerçekten böyle yani çok ilahi bir anda o benim için yani resmen bakın az önce düşündüğüm şeye bakın ve yaşadığım şeye bakar mısınız ve hiç tanımadığım biri karşıma gelip bana bunu söylüyor.
Hayatının hep böyle bir koşuşturma halinde olduğunu, stres içinde olduğunu, sürekli işte anda kalamadığını, gelecek planları yaptığını vesaire.
Ve işte saçma sapan materyalist şeylere ne kadar değer verdiğini.
Ve aslında işte oğlunun doğumundan sonra bir aydınlanma yaşadığını.
Yani bana diyor çok büyük bir ders verdi oğlum aslında diyor.
Bakın görmesini bilene ya.
Yani Muazzez Hoca diyor ya hayatta başıma ne gelirse gelsin.
Olayların iyi tarafına, öğretici taraflarına bakmaktan hiç vazgeçmedim diyor.
Çünkü böyle yapmazsanız başınıza gelen...
Her olayı felaket olarak görürsünüz diyor.
Giderken böyle yine sarıldık falan.
Sonra işte babası dedi ki benim oğlum normalde hani böyle gidip birine sarılmaz.
Muhtemelen dedi sizin onu seveceğinizi düşündü.
Kalbinizi hissetti ve geldi dedi.
Yani ay o kadar duygulandım şu an bile ağlayabilirim.
Ağladım geldim arkadaşlar.
Devam edebiliriz.
Muazzez Hoca diyor ki zorluklardan korkmayın diyor.
Çünkü her düştüğümüzde ayağa kalkmak insan olmanın bir gereğidir diyor.
Mücadeleden kaçacaksanız bu dünyada nasıl iz bırakacaksınız diye de sormuş.
Hiç elini korkak alıştıran birinin adının tarihin herhangi bir sayfasına yazıldığını gördünüz mü hiç diye soruyor.
Muazzez Hoca ülkede olan bitenler içinde kendini sorumlu hisseden bir yurttaş olmuş daima ve neredeyse bütün cumhurbaşkanlarına, siyasilere mektup yazarak şikayetlerini dile getirmiş.
Ülke ile ilgili olan şikayetlerini.
Vatandaş olan herkesin ses çıkartması hakkını araması gerektiğini söylüyor.
Vatandaşlık tepkilerim diye bir kitabı var.
Burada da işte bu mektupları derlemişler okumak isterseniz.
Peki hangi tip insanlardan uzak durmalıyız?
Muazzez Hoca diyor ki kendinden...
çok bahseden insanlardan uzak durun.
Kendinize anlatmayın diyor.
Bırakın insanlar sizi tanısınlar.
İnsan kendisine saygı göstermesi için karşıdaki kişiye bir fırsat tanımalı.
Bırakın diyor o karar versin.
Eğer sen zaten gerçekten başarılı gerçekten saygı değer biriysen er ya da geç hak ettiğin saygıyı görürsün.
Alçak gönüllü olmaktan vazgeçmeyin diyor.
Ben bunu yapıyorum demeyin ama yaptığınız işi o kadar iyi yapın ki öyle bir ışıltılı yapın ki hiç kimse görmezden gelemesin.
İnsanlar zaten senden bahsetmek zorunda hissedecekler eğer böyle olursa.
Şimdi arkadaşlar Sümerlerin bir atasözü var.
Boş vakit geçirdin neye yaradı demişler.
Zamanı doğru kullanmayı bilmek ve yaşanılanı deneyime dönüştürebilmek bir insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik belki de ve her ne yapıyorsak hakkını vererek daha iyiyle yapmamız gerektiğini
söylüyor. Bu spor olur, çalışmak olur, herhangi bir şey olur, okumak olur.
Her ne yapıyorsanız hakkını vererek yapın diyor.
Muazzez Hoca gerçekten yani o kadar psikoloji kitabı okuyorum resmen hepsini...
Damıtmış ve hayatını öyle yaşamış gibi vermiş olduğu tavsiyeler bence çok bilgece.
Mesela şu dediğine bayıldım.
Bunu bir psikoloji bölümünde konuştuk diye hatırlıyorum hatta.
Diyor ki dışarıdan göründüğümüz kişiyle aslında olduğumuz kişi birbirine ne kadar yakın olursa bir o kadar kendimiz olabilmeyi başarabilmişiz demektir.
Tekrar ediyorum dışarıdan göründüğümüz kişiyle.
Aslında olduğumuz kişi birbirine ne kadar yakın olursa bir o kadar kendimiz olabilmeyi başarabilmişizdir.
Potansiyelimizi gerçekleştirmek için de şöyle söylüyor.
Sınırlarımızın nasıl bir hayat yaşayacağımızı belirlediğini söylüyor arkadaşlar.
Sınırlarınızı eğer kendiniz değil de çevreniz belirliyorsa bilin ki kısıtlanıyorsunuz.
Kendi sınırlarınızı kendiniz çizdiğinizde ise hayatınız bir rotaya oturur diyor.
Özetle başkaları için değil kendiniz için yaşayın demiş.
Muazzez hocamızın Çinli filozof Lao Tzu'nun çok sevdiği bir sözü var.
Ben de çok sevdim. Geçmişi unutamıyorsan depresyondasın.
Geleceği düşünüyorsan kaygılısın.
Şimdiki zamanı yaşıyorsan mutlusun demiş Lao Tzu.
Bizler geleceği düşünürken şu an elimizden kayıp gidiyor.
Bir de muhakkak dil öğrenin diyor arkadaşlar.
Çünkü bir başka dil öğrendiğimizde yeni düşünce biçimleri elde ediyoruz.
Dünyamız genişliyor. Öyle söylüyor.
Kendisi zaten beş dilde okur yazar.
Çok isterdim bu kadar çok dil bilmeyi.
Bir de gençlik zamanlarında çok uzun süreler kendine yeni kıyafetler almamış.
İşte dışarıda yemeğe para vermemiş.
Para biriktiriyormuş seyahate gidebilmek için.
Yani çula çaputa harcayacağı parayla işte büyüklerimiz der ya çula çaputa para harcama.
Dünyayı görmeyi tercih etmiş.
bu dünyada aklı kadar yer kaplayabileceğini söylüyor.
Onun için hayatın dört kuralı var.
Her zaman iyi düşün, ölçülü ol, kin tutma ve her ne olursa olsun kendin olma çabandan vazgeçme.
Bu arada Muazzez Hoca bu söyleşide ebeveynlere de harika nasihatler veriyor.
Çocukların eğitimi ve dünya görüşü için.
Gençlere de çok güzel nasihatler veriyor.
Bence söyledikleri çok kıymetli.
Hepimiz için bir yol gösterici harita.
Yani bir bölüme sığmaz arkadaşlar onun dedikleri.
O yüzden isterim ki siz...
Çünkü her sözü altın değerinde yani altını çizmediğim yer yok.
Hocamız diyor ki hayatı zevk alarak yaşamak için her şeyden önce algılarımızı hayata açık bir hale getirmeliyiz.
Bizi dış dünyaya kapatacak olan her durum kaliteli bir yaşamı engeller.
Kendini dünyaya kapatmanın en yaygın yolu ise yobazlıktır diyor.
Yobaz olmayın diyor arkadaşlar.
Bir düşünceyi hayatınızın merkezine koyarak onun dışındaki tüm seçeneklere kendini kapatmak çok tehlikeli.
Açık fikirli olun diyor.
Yabaz olmayın. Cumhuriyet devrimlerini bir Anadolu Rönesansı olarak tanımlamış Muazzez Hoca.
Avrupa'nın 400 senede yaptığı devrimi biz 80 yılda gerçekleştirdik diyor.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarına da şahitlik etmiş bir isim olarak o dönemi çok güzel aktarıyor.
Şöyle onun gözünden biraz o zamanlara gidelim istiyorum.
O yıllarda kadınlar çarşaf altındaydı diyor.
Ama zoraki bir çarşaf kullanımından bahsediyor burada.
Okuma yazma bilmiyorlar.
Ülke nüfusunun %80'i köylerde yaşıyor.
Ve bu köylere eğitim götürebilmek için sıfırdan bir sistem kuruluyor köy enstitüleri.
Ki bence bu ülkede yapılan en iyi şeylerden biriydi.
Keşke hiç kapatılmasaydı.
Düşünsenize çocuklar okullarını bile kendileri yapmayı biliyor.
Yani böyle bir eğitimden bahsedelim.
Okul yapmayı biliyor çocuk. Tarım yapmayı biliyor.
Erkek çocuklarına çocuk bakımı eğitimi veriliyor.
İşte tamir yapmayı biliyorlar.
Süt sağmayı, demirciliği, marangoli...
Kozluğu, araba tamiri, işte klasik eserleri okutuyorlar.
O kadar güzel bir eğitim var ki.
Hatta yanlış hatırlamıyorsam Muazzez hocanın bir arkadaşı bir gün işte arabası bozuluyor ve dağın başında böyle araba bozuluyor orada kalıyor.
Sonra yoldan geçen biri işte iniyor yardım etmek için.
Gerçekten arabayı tamir ediyor adam yola çıkıyor ve diyor ki ben zaten bunu köy enstitüsünde öğrenmiştim.
Yani böyle bir eğitimden geçiyorlar.
Düşünsenize şu an böyle bir eğitim aldığımızda.
Bu ülke gerçekten çok büyük kalkanırdı köy enstitüleri devam edebilseydi.
Hani Japonların eğitimine özeniyoruz ya ya da işte İskandinav ülkeleri.
Norveç, Finlandya falan. Köy enstitülerinin gerçekten bunlardan aşağı kalır yanı yoktu bence.
Köy enstitülerinin kapatılması cumhuriyete yapılmış bir darbedir diyor Muazzez Hoca.
Layık eğitimin cumhuriyet düşmanı yobazları.
kudurtması problemi. Şu an gençliğime dönsem 20'li yaşlarıma ve oradaki muazzezle karşılaşsam ona şöyle bir tavsiye verirdim demiş.
Atatürk'ün nutuğunu ve Türkçe Kur'an'ı mutlaka oku derdim diyor.
Bunu ben de hep söylüyorum.
Yani bir insan inandığı dinin kutsal kitabını nasıl ana dilinde okumaz?
Benim aklım hafızalam almıyor gerçekten.
Bu arada arkadaşlar yarın öğretmenler günü ve muazzez hoca diyor ki hayatta bir insana bir şey öğretmek kadar Güzel hissettirecek kaç tane şey var?
Bence de yok. İyi ki öğretmenlik yapmışım diyor.
Yaşam boyu öğrenci olun diyor arkadaşlar.
Öğrenme aşkınız hiç bitmesin.
Buradan tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum.
Canlarım benim. İyi ki varsınız.
Çok kıymetlisiniz. Hakkınız ödenmez.
Devam etsem meslektaş olacaktık ama kısmet değilmiş.
Gelelim dost kimdir sorusunun cevabına.
İçinden çıkılmaz durumlara düştüğümüzde elimizi ilk kime uzatıyorsak gerçek dost odur diyor.
Birinin dostluğunuz olup olmadığını anlamak için size benzeyip benzemediğini kontrol etmeniz yeterli diyor.
Yani hayata en azından bir noktada bile olsa aynı pencereden bakmadığınız hiç kimseyle gerçek bir dostluk bağı kuramazsınız demiş.
Saygı içinde hayatta herkeste ve her şeyle aramızda ihlal edilmemesi gereken görünmez sınırlar var.
İşte bu sınırları ihlal etmeme bilincini saygı olarak tanımlıyorum demiş.
Ve saygı için şöyle söylüyor.
bir yanıyla karşındakinin yaşamını sen onaylamıyor olsan dahi yargılamama becerisidir.
Saygı bir yanıyla karşındakinin yaşamını sen onaylamıyor olsan dahi yargılamama becerisidir diyor.
Çok güzel bir tanım. 43 yıllık mutlu evliliğin sırrı da aslında bu saygıyı korumalarından mütevelli etmiş ve müthiş bir güven var ilişkilerinde.
Aralarındaki sevgi zaten çok fazla.
Bugünün erkeklerine ve kadınlarına mutlu ve Uzun bir ilişki için her şeyin başı iletişim diyor arkadaşlar.
Düşündüğünüzü saklamayın konuşun diyor ama konuşurken de sırf böyle kendi çıkarlarınızı gözeterek değil iki kişilik düşünerek konuşun diyor.
Başarı için daima azmetmemizi söylüyor.
Azmin zorluklarla başa çıkabilme motivasyonu olduğunu söylemiş.
Tanımları gerçekten çok hoşuma gitti.
Azim zorluklarla başa çıkabilme motivasyonu.
Her şeye rağmen ileri gitme isteği diyor.
Sonu aydınlığa çıkan metruk karanlık bir yol diyor.
Ama başarılı olabilmek için her türlü zorluğa rağmen istikrarlı bir biçimde yaptığınız işte devam edeceksiniz demiş.
İşini sevebilmek başarılı olmak için belki tek parametre değil ama yaptığı işi sevmeyen başarılı olamaz diyor.
Atatürk'ü eleştirenler için harika bir tavsiyesi var Muazzez İlmiye Çığ hocamızın.
Diyor ki bugün hepinizin elinde onun elinde olan imkanlardan çok daha fazlası var.
Daha iyisini siz yapın da.
Görelim demiş. Daha anlatacak çok şey var ama Muazzez Hoca'nın Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı kitabını siz de okuyun isterim.
Gerçekten altını çizmediğim yer neredeyse kalmamış.
Farkındalık defteri olanlar için harika bir kaynak bu kitap.
Bir sürü böyle altını çizip not alınacak, ders alınacak şeyler var.
Farkındalık defteri de ne diyenler için, ilk kez duyanlar için benim kişisel gelişim defterim diyebilirim arkadaşlar.
Bütün büyük kitap evlerinde ve internette bulabilirsiniz.
Takipçilerimin çok severek kullandığı bir defter.
Açıklamalara da hatırlayın. Hatta linkini koyayım.
Yeni yıl gelmeden alın derim.
Çünkü tükenmek üzere.
Yeni yıl gelince bulamayabilirsiniz.
Hediye olarak çok alıyorsunuz çünkü.
Bu podcastı Muazzez Hoca'nın şu şiiriyle sonlandırmak istiyorum.
Bunu 95 yaşında yazmış.
Nedir kuzum bu 95?
Yıl mı? Ay mı?
Gün mü? Bana kalırsa bu rakam saniyelik bir zaman.
Evet öyle gelip geçti yıllar.
Uğraşılar, sevgiler, mutluluklar, ölümler, acılar, mutsuzluklar.
Hepsi de... Bir saniyede oldu.
95 yaşlanmak mı demek?
Ben yaşlandım diyemem.
Bakmayın öyle yüzüme, yılların izi nedir diye.
Yaşlılık bence yüzde değil, gönülde, gönülde.
Gönlüm öyle coşkun ki dünyayı adım adım dolaşmak, uzaya tırmanmak, kitapları devretmek, her güzeli seyretmek, herkesi mutlu görmek, sevmek, sevilmek, her andan
zevk almak istiyorum. Ey dostlar, gelin öyle yapalım.
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Cambly'de Black Friday kampanyasından faydalanmak için son günler yıllık paketlerde ayda 249 TL'den başlayan fiyatlar şimdi sizi bekliyor.
Bize özel kodumuz bf24ortam.
Bu pazartesi ve çarşamba cumartesi tekrar yepyeni bölümlerle görüşeceğiz.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
