
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün sizlerle hayata geç kalmışlık hissi üzerine konuşmak istiyorum.
Neden bu konuyu seçtiğime gelirsek?
Çünkü Instagram'da her gün şöyle mesajlar alıyorum.
Merve, sence ikinci üniversiteye başlamak için yaşım çok mu geç?
Ya da Merve abla, sence bunu yapmak için çok mu gencim?
Yani ya çok geç ya da çok genç mesajları alıyorum.
Neden öyle düşünüyorsunuz bilmiyorum.
Benim için hiçbir şey geç değildir bu hayatta.
Hatta üçüncü... üniversiteye girmeyi bile düşünüyorum böyle sürekli kurslara katılıyorum bir şeyler yapıyorum hani hep aktif olmaya çalışıyorum beynimi aktif tutmaya çalışıyorum ve bence sizin bu korkularınızın altında gençler için demiyorum
bunu işte yaşım çok geç oldu artık bunu yapsam mı diyorsunuz ya bence bunun altında şu var bununla ilgili bir podcast yapmıştım el alem ne der korkusu var yani işte aa bak bak
bak bu yaşta tekrar üniversiteye gitmiş desinler abi Desinler yani neden bundan korkuyorsunuz bu kadar?
Onlar bir kere söyleyecek iki kere söyleyecek ama siz o hayatı yaşıyorsunuz.
Her zaman bunu söylüyorum. İçinizde kalanlarla yaşayacaksınız ve içinizde kalanlarla öleceksiniz.
Bunu hiçbir zaman unutmayın.
Hani benim bir sözüm var ya işte öldüğünüz zaman hayatınız bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçecek.
Ama o şeritlerin hiçbirinde siz olmayacaksınız.
O elalem dediğiniz insanlar olacak.
Neyse çok yükseldim.
Hani diyorum ya benim bir kişisel gelişim defterim var oraya bir şeyler yazıp çiziyorum diye.
Bu geç kalmakla alakalı internette dolaşan çok sevdiğim bir söz var ama kime ait olduğunu bilmiyorum.
Sizlerle de bunu paylaşacağım.
Daha sonra podcast'e geçiş yapacağız.
New York, Kaliforniya'dan 3 saat ileride.
Ancak bu Kaliforniya'yı yavaş yapmaz.
Kimi 22 yaşında mezun olur, iyi bir iş bulmak için 5 yıl bekler, kimi 25 yaşında CEO olup 50 yaşında ölürken, kimi 50 yaşında CEO olur, 90'ını
görür. Kimi evlenirken, kimi bekar kalır.
Obama 55 yaşında emekli oldu, Trump 70 yaşında göreve başladı.
Dünyadaki herkes kendi zamanına göre yaşar.
Çevrendeki bazı insanlar senden bir adım daha ileride gözükebilir.
Bazıları ise senin yerinde gözükebilir.
Ancak herkes kendi yarışında, kendi zamanındadır.
Geç kalmadın, erken de değil.
Sadece kendi zamanını yaşıyorsun.
İşte bu satırların altına bir de kocaman harflerle Merve sakın Tolstoy'u unutma yazmışım.
Çünkü geç kalmışlık hissiyle alakalı.
Verebileceğim en güzel örnek Tolstoy.
Neden? Çünkü Tolstoy 1895 yılında 7 yaşındaki küçük kızı Vanişka'yı kızamık dolayısıyla kaybediyor ve çok derin bir kedere gömülüyor.
Evinden çıkmıyor, günlerce kimse ondan haber alamıyor derken komşuları Tolstoy'u çok merak ediyorlar.
Bir bakıyorlar bahçesinde bir hareketlilik böyle birkaç gün sonra.
67 yaşındaki kar beyazı sakalıyla Tolstoy düşe kalka bisiklete binmeye çalışıyor.
Kendisine bir bisiklet hediye edinmiş ve onu öğrenmeye çalışıyor.
Düşüyor tekrar kalkıyor bir daha biniyor.
Komşular şok.
Neden? Çünkü bunu yapan adam acılı bir baba ve aynı zamanda dünyanın en büyük yazarlarından birinden bahsediyorum.
İşte Tolstoy'un bisikleti çok çarpıcı bir hikaye.
Aslında bize şunu söylemeye çalışıyor.
Geç değildir. Ve zaman hayatı kaçırmak için asla bir mazeret değildir.
Şu hepimizde vardır değil mi?
Böyle istediğimiz gibi bir hayat yaşayamıyor olmamıza her zaman bir mazeret buluruz.
Böyle hep bir engel varmış gibi davranırız.
Halbuki o engel değildir arkadaşlar.
O mazerettir.
Ve kendimiz için koyduğumuz en yaygın engel ise Çoğu insanın etrafınızda şunu dediğini duymuşsunuzdur.
Belki bu siz bile olabilirsiniz.
Belki annenizdir, babanızdır, dedenizdir bilemem.
Ama şunu çok sık duyuyoruz.
Ya benden geçti artık yaşlandım ben ya.
Bunu diyenleri duyuyoruz. Ya da işte ya çok isterdim ama hiç vaktim yok.
Bunu da çok sık duyuyoruz. Ya da mesela siz diyorsunuz ki ben yaparım ama yaşım yetmez ya bunun için ben küçüğüm daha.
Bunları çok duyuyoruz değil mi?
Şimdi geçenlerde bir habere denk geldim ve çok etkilendim.
Bundan bahsedeceğim size.
İzmir'de özel bir hastanede 27 yıl boyunca hademelik yapan bir adamın hikayesi bu anlatacağım.
Bu adamcağız gençlik yıllarında tıbbı kazanıyor.
Doktor olmak gibi bir hayali var fakat anne ve babasının sorunlarından ve maddi yetersizliklerden dolayı tıbbı bırakmak zorunda kalıyor.
Ve sonra tabii ki de ekonomik yetersizlikten dolayı iş aramaya girişiyor ve bulduğu işte arkadaşlar hastanede hademelik görevi.
Ve 27 yıl boyunca yerlerini paspasladığı hastaneye yıllar sonra doktor olarak geri dönüyor.
Yani oturup ağlayabilirim bu hikayeye o kadar etkilendim ki üzerine kitap yazsınlar film falan çeksinler yani böyle bir şey olabilir mi?
Eğer yeterince azminiz varsa, içinizdeki o tutku ölmediyse hayat hiçbir şey için geç değil.
O adam kaç yaşına gelmiş ve şunu diyebilirdi.
Ya geçti artık benden ya.
Doktor olacaktım ama olamadım.
Diyebilirdi. Bahanelerin arkasına sığınabilirdi.
Ama bunun yerine ne yaptı?
Gündüzleri gitti tıp derslerine girdi.
Akşamları gitti hademelik yaptı.
Her zaman ünlü insanlardan bahsedecek değiliz.
Bakın sıradan bir insanın hayatı nasıl değiştiğinden bahsediyorum.
Çalıştığı hastaneye doktor olarak atanmış bir adamdan bahsediyorum.
Yani azmin elinden hiçbir şey kaçamıyor.
Can Dostum diye bir film vardı ya hatırlarsanız.
97 yapımı. Oscar'da bir film.
Çok sevdiğim filmlerden birisi.
Orada da dahi bir hademe vardı hatırlıyorsanız.
böyle tahtalara gidip formülleri çözüyordu falan.
Hatta size şunu sormak istiyorum.
Böyle bir insanın Büyük bir cevheri olduğunu biliyorsunuz tamam mı?
Belki o da biliyor olabilir ama konfor alanından çıkmak istemiyor.
Ama siz çok net biliyorsunuz o insanın neleri başarabileceğini.
İleri yaşına rağmen ya da çok genç yaşına rağmen ya da bütün bahanelere rağmen neleri yapabileceğini bildiğiniz insanlar var ya.
Siz o cevheri görüyorsunuz ve o orada duruyor.
Hiçbir şey yapmıyor, hareket etmiyor.
Ve bütün bu anlattıklarım bir başkası değil.
Siz de olabilirsiniz.
Ben... En
uygun paketi hemen keşfedin.
Böyle durumlarda çok sinirleniyorum.
Hatta can dostum demişken orada bir replik vardı hatırlıyor musunuz?
Ben Affleck, Matt Damon'a gidiyor diyordu ki filmin sonuna doğru.
Yıllardır her sabah geliyorum, arabayla seni evden alıyorum, gidip bir şeyler yiyoruz, içiyoruz, takılıyoruz.
Ama bunca yıldır günümün en güzel bölümü...
Arabadan inip kapına gelene kadar geçen o 10 saniye.
Çünkü ne diliyorum biliyor musun?
Bu defa kapını çaldığımda o evde olma, orada olma, gitmiş ol, hoşça kal deme, sonra görüşürüz deme, hiçbir şey deme, sadece git, hiçbir şey olmadan git.
Çünkü sende hiçbirimizde olmayan bir cevher var diyor.
Beni boş ver, ben hayatım boyunca böyle kalacağım.
Bu yüzden... 20 yıl sonra hala burada yaşıyor olursan yemin ederim öldürürüm seni diyor.
Sürekli hayata geç kaldığını düşünen insanlar için sizde bu Ben Affleck'in Matt Damon'a dediği gibi Söylemek istemiyor musunuz?
Yemin ederim öldürürüm seni.
Arkadaşlar aklıma bu arada Kemal Sunal örneği geldi.
Kemal Sunal kaç yaşında üniversiteyi bitirdiği diplomasını aldı ve gençlere nasıl örnek oldu?
Hatta ne gençlere yaşlılara ne kadar güzel örnek oldu.
Ya da Mimar Sinan arkadaşlar kaç yaşına kadar üretti?
Ölene kadar eserler yaptı ve İtalya'da onun dersleri okutuluyor Mimar Sinan'ın.
Böyle bir adam. Ya da Sokrates.
Baldıran zehrini içti.
5 dakika sonra ölecek ama hala insanlara bir şeyler öğretecek.
Hayat devam ediyor ve son olarak sizlerle İsmet İnönü'nün hikayesini paylaşacağım.
Erdal İnönü Anılar ve Düşünceler adlı kitabında babası İsmet İnönü'nün bir anısını anlatıyor.
İsmet İnönü halihazırda zaten Almanca ve Fransızcası varken 53 yaşında İngilizce öğrenme kararı alıyor ve başlıyor.
Tabi annesi hemen bu yaşta bu ne böyle sen öğrenci misin ne yapıyorsun oğlum falan diyor.
İnönü de dönüp şu muhteşem cevabı veriyor annesine.
Anne! Benim hala bir istikbalim var diyor.
Önünüzde kocaman bir istikbal varken ve hala nefes alabiliyorken nasıl bir şeylere geç kalmış olabilirsiniz diye sizlere sormak istiyorum.
Şimdi bir TED konuşmasıyla devam edeceğiz.
Bu konuşmadan en sevdiğim detayları yine farkındalık defterime yazmışım.
Sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Şöyle yazmışım. İnsanlar anlarıyla ve tercihleriyle var olurlar.
Hiçbir tercih yaşamın karşısına geçmemeli.
İşte bu sözler Prof.
Dr. Talat Kırış'a ait.
Kendisinin muhteşem bir TED konuşması var.
Oradan esinlenerek bunları yazmışım.
Hayatınızın kararı adlı konuşmasını mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum arkadaşlar.
Şimdi bu konuşmada beni etkileyen şey şuydu aslında.
Dediğim gibi talat kırış bir beyin cerrahı ve dolayısıyla her gün şöyle olaylara maruz kalıyor.
Evden çıkıyor adam tam işe gidecek beyin kanaması geçiriyor.
Ya da 17 yaşında gencecik bir çocuk bir anda beyin kanaması geçiriyor.
Onları ameliyat ederken kendinizi onun yerine koyarsanız siz de bunları düşüneceksinizdir eminim.
Yani talat kırış o anda bu insanların gerçekleştiremedikleri bir sürü hayalleri vardı.
Belki dediler ki şu an zamanım yok.
Belki dediler ki bunun için çok erken ya da çok geç kaldım.
Bir de bu konuşmada beni çok etkileyen olaylardan birisi de şuydu.
Bir hastasından bahsetti.
50 yaşında emekli matematik öğretmeni bir kadın.
Yelkene merak salıyor ve karı koca anlaşıyorlar.
Evlerini satıyorlar ve bir yelkenle alıyorlar.
Tam dünyayı dolaşacaklar ama kocası bir anda kanserden vefat ediyor.
Aradan 20 sene geçiyor ve bu emekli matematik öğretmeni kadın 70 yaşında tek başına dünyanın en zor rotalarından birinden başlayarak dünyayı gezmeye çalışıyor.
Tam 3 kere deniyor ve en son başarıyor.
Tek başına 70 yaşında...
Emekli matematik öğretmeni bir kadından bahsediyorum.
İşte Talat Kırış belki de o anda hem bir beyin cerrahı olmasından dolayı insanların hayatı onun elinde ve gün içerisinde bir sürü kişi ellerinde can veriyor.
Ya da bir sürü insan onun sayesinde tekrar yaşama dönüyor.
Bunları göre göre belki de hayatı tekrar sorguluyor ve bir karar alıyor.
50 yaşında Grönland'a gidiyor.
Kutup ayısından korka korka çadırlarda kalıyor.
Antarktika'ya gidiyor. Penguenleri görüyor.
Balina sürülerini görüyor.
Adam diyor ki ben hayatımda kanoya bile binmedim ve aşağıda diyor 20-25 tane balina vardı diyor.
Şimdi bunu bir daha düşünebilirsiniz, korkmuş olabilirsiniz diyeceğim ama orada da diyor ki Talat Hoca, Türkiye'de yaşamak daha tehlikeli arkadaşlar.
Şimdi beni takip etmek isteyenler ve Merve biz de buradayız seni dinliyoruz demek isteyenler için adresim ortamlarda satılacak bilgi Instagram'dan bana yazabilirsiniz.
Şimdi sizleri Talat Kırış'ın hepimize ders olacak nitelikteki sözleriyle baş başa bırakıyorum.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın, bay bay.
Bir tane hayatınız var, tek bir tane.
Sonrasını bilmiyoruz.
Ama bu hayata doğduk ve bu hayatı yaşayacağız.
Hayatınızı değiştirin.
Hemen yarın hayatınızı değiştirmeye başlayın.
Hayal kurun. Büyük ve imkansız şeyler hayal edin.
En zor olanı hayal edin.
Ereveste tırmanmayı düşünün.
Planlayın. Belki günün birinde Ağrı Dağı'na çıkarsınız.
Az şey mi? Bir yelkenliğiyle Akdeniz'de dolaşmayı, okyanuslara açılmayı hayal edin.
Belki bir balıkçı motoru edinirsiniz.
İstanbul Deniz'den yaşamaya başlarsınız.
Az şey mi? Yarın hayatınıza dokunun.
Oturduğunuz seyirci koltuğundan çıkın, sahneye gelin.
Kendi hayatınızın izleyicisi değil, oyuncusu olun.
Hayatınızın senaristi, yönetmeni olun.
Dokunun hayatınıza.
Bir kişi değişirse herkes değişir.
İnsanlar anlarıyla ve tercihleriyle var olurlar.
Tercihlerinizi hayallerinizden yana kullanın.
Unutmayın. Lapon denizcileri hatırlayın her zaman.
Lapon denizciler kırmızı gözlü geyiklerinin ardından açıldıkları kuzey buz denizinden geri dönmemişlerdi.
Bir an bile geri dönmeyi düşünmemişlerdi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
