
Paribu’daki yeniliklere göz atmak için tıklayın!
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm ''Paribu'' hakkında reklam içerir
Transkript
Paribo Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Çok sönük bir giriş oldu ya.
Bir saniye, tekrar geliyorum.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Şimdi arkadaşlar, bugün biraz beyin bilimi, biraz bilissel psikoloji üzerine konuşalım istedim.
Ne konuşacağız Merve?
Ne anlatacaksın bize? Hayatınızda istediğiniz değişiklikleri yapmak için düşüncelerinizi, beyninizi yani daha doğrusu nasıl değiştirmeniz gerektiğini ve bu değişikliklerin bize neler getireceğini,
bunun arkasındaki bilimi konuşacağız.
Son zamanlarda bunun üzerine okuduğum, hoşuma giden bir kitap var, paylaştım diye hatırlıyorum Instagram'da.
Michael ve Megan Hyde Miller'ın kendine hikayeler anlatan beyin kitabı.
Mona yayınlarıydı sanırım oradan çıkmıştı.
Buradan hoşuma giden detayları paylaşacağım sizinle.
Yaklaşık 150 tane kaynak kullanılmış.
Bu çok hoşuma gitti. Böyle bu tarz kitaplarda kaynakçanın bol olmasını seviyorum.
Hadi o zaman başlayalım.
Bakalım hayatımızın senaryosunu.
Beynimizde nasıl yeniden yazabiliriz?
Şimdi arkadaşlar bilim insanları insanların böyle standart tartışmasız düşüncelerini beyindeki inek yolları olarak tanımlamışlar.
Ve bu tanıdık yollar hani böyle hiç sorgulamayız ötesini belirsini kabul ettiğimiz düşünceler vardır ya.
İşte bu tanıdık yollar onlar çoğu zaman görmemiz gereken şeyleri görmemizi engelliyor.
İşte bu inek yolları bilim insanlarının inek yolları dediği şey ne biliyor musunuz?
Bizi geride tutan, başarımızı sınırdayan böyle eski, köhne, kanıksanmış hikayelerimiz.
Ve bu hikayelerden kurtulmak için beynimizde yepyeni sinir yolları oluşturmamız gerekiyor.
Ve arkadaşlar çok önemli bir şey söyleyeceğim.
Sahip olduğunuz zihniyet hayatınızın iplerini elinde tutuyor.
Tekrar ediyorum. Sahip olduğunuz zihniyet...
Hayatınızın iplerini elinde tutuyor.
Skippy Chart'ın dediği gibi zihniyetiniz başarınızın önündeki engelleri kaldıracak ve en büyük potansiyelinizi açığa çıkaracak olan güce sahip olan şeydir arkadaşlar.
Çünkü zihniyet dediğimiz şey ne demek?
Dünyayı nasıl algılıyorsunuz?
Olayları nasıl yorumluyorsunuz?
Hani böyle bazen kendi kendimizle konuşuruz.
Ya deriz kafamızın içinde bir ses var bizimle konuşuyor.
İşte o ses. Onunla nasıl konuşuyorsunuz?
Size neler söylüyor? Bunları belirleyen görünmez bir filtre işte o zihniyet dediğimiz şey.
Özetle arkadaşlar zihniyetimiz bizim görünmez iç yazılımımız diyebilirim ve yanlış programlanmış olan bir yazılım en güçlü donanımı bile verimsiz
kılabilir. Buraya dikkat çok önemli.
Zaten bugün konuşacağımız şey bu.
Yanlış programlanmış olan bir yazılım mı var sizde?
Bu mu yüklü? O yüzden mi donanımınız verimsiz?
Bunu konuşuyoruz. Şimdi arkadaşlar ilk başta size anlatmak istediğim bir mesele var.
Neden böyle bir kitap yazmış?
Megan ve Michael çifti nereden çıkmış?
Böyle beyin bilimi üzerine çalışalım, bilissel psikolojiyi bir sürü kaynaklı araştırma yapalım falan.
Bunun hikayesini anlatmak istiyorum çünkü çok hoşuma gitti.
Bu çiftimiz Uganda'ya gidiyor 2011 yılında ve oradan iki tane çocuk alıyorlar evlatlık.
Ve arkadaşlar bu çocuklardan birinin böyle hiç anlayamadıkları bir takım davranış sorunları çıkıyor.
Bu arada hiç çocukları olmayan bir aile değil.
Diyorlar ki daha önceden ebeveynlik yaptığımız için Bildiğimiz yolları uyguladık bakın hani neyse o öğrendiğimiz hani inek yolu dedim ya az önce oradan gidiyorlar yani ebeveynlik.
Neyse sonuç alamıyorlar çok çaresiz kalıyorlar ne denedilerse olmuyor ve en sonunda güven temelli ilişkisel müdahalenin yaratıcılarından biri olan bir araştırmacı psikoloğa başvuruyorlar.
Ve anlıyorlar ki zaten ne deneseler...
Çünkü bu psikoloğun deyimiyle olay şöyle arkadaşlar.
Zor koşullardan gelen çocuklar, bakın o çocukları Uganda'dan alıp geldiler.
Başka bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyor.
Yani senin o inek yollarından gitmen, o öğrendiğin ebeveynliği yapman, kalıplaşmış, sorgulamadığın ebeveynliği yapman bu çocuğa sökmez.
Yani bu çocuk zor koşullardan gelmiş ve bambaşka bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyor diyor.
Ve bunun birkaç tane nedeni var.
Ve bu nedenlerden bir tanesi çok basit.
Beyin arkadaşlar. Ne demek istiyorsun Merve?
Şimdi arkadaşlar sağlıklı ve normal gelişim sürecinde olan bir çocuk çevresine falan böyle başarılı bir şekilde adapte olur.
Hani uyum sorunu çekmez fazla.
Tüm bu öğrenme çocuğun işte beceri, yetenek repertuvarını oluşturan sayısız nöral yol ve kalıp aracılığıyla beyne bağlanıyor.
Fakat arkadaşlar travma ne yapıyor?
O nöral kalıpları bozuyor.
Yararsız olanları yaratıyor.
Bu bozulmalar neye sebep oluyor?
Beyindeki zarar verici başa çıkma stratejilerine ve davranışlara dönüyor.
Yani arkadaşlar ne demek istiyorum kısaca?
Beynimiz önceki deneyimlerimize, ya da yol boyunca başkalarından öğrendiğimiz bazı şeylere dayanarak hatalı bağlantılar kuruyor.
Bu bağlantılarda istediğimiz gibi bir hayatı yaşamak isterken önümüze set çekiyor.
Yanarsız hikayeler anlatıyor bize.
Bu arada bu çocuklarının yaşadıkları travmayı atlatmasına yardımcı olmak adına bu çiftimiz ne yapıyor?
Öncelikle sağlıklı beyin kimyasını teşvik edebilmek adına çocukta bir takım beslenme değişikliklerine başvuruyorlar.
Tabi uzmanlar aracılığıyla hatta bir rejim uyguluyorlar bunun için.
Ama tabi beslenme bir yere kadar etki ediyor.
Ama arkadaşlar yediğimiz içtiğimiz şeyler zaten biliyorsunuz beyin kimyamızı çok etkiliyor.
Hormonlarla bağlantılı o da çok önemli.
Daha sonra arkadaşlar neurofeedback denilen şeye başlıyorlar.
Bu da bilmeyenler için kısaca şöyle bir şey.
Neurofeedback beynimizin yeni ve daha yararlı sinirsel kalıpları geliştirebilmesi için neuroplastite adını verdiğimiz beynini böyle kendini yeniden şekillendirme konusundaki olağanüstü
yeteneğine dayanan ve travmanın bozduğu beyni tekrar düzeltip daha iyi bir şekle sokmasına yarıyor.
Çok önemli. İnsan beyninin takdir edersiniz ki hala asla çözülemeyen gizemleri var ve belki de hiç çözülemeyecek ama bildiğimiz dört şey var arkadaşlar.
Şimdi beynimizle ilgili bildiğimiz dört tane önemli nokta var, önemli görüş var.
Bunlar şöyle. Birincisi beynimiz Sinapslar boyunca sinaps ne diyorsanız beynimizin iletişim kabloları öyle düşünün.
Beynimiz sinapslar boyunca birbirine bağlanan ve iletişim kuran devasa sinir hücreleri ana sahip.
Yani nöronlara. Ve bu nöronları da elektrik santrali gibi düşünün arkadaşlar.
Somutlaştırmaya çalışıyorum.
Server gibi düşünün. İkincisi bu sinirsel bağlantılar düşünme biçimimizi oluşturuyor.
Bunu biliyoruz. Üçüncüsü.
Bu bağlantılar anılarımızı, geleceğe dair tahminlerimizi üretiyor.
Yani hikayelerimizi bunlar yazıyor.
Dördüncüsü, bu hikayeler ne yapıyor?
Dünyayı nasıl gördüğümüzü, bakın zihniyet dedik az önce, hedeflerimizin peşinden nasıl gittiğimize kadar pek çok şeyi belirliyor.
Yani arkadaşlar, bu nöronlar anlatılar, hikayeler oluşturuyor ve anlatılarımız hedeflerimize ulaşmada ne kadar başarılı olduğumuzu belirliyor.
Anladık değil mi buraya kadar? Acaba beynimiz bize nasıl bir hikaye anlatıyor?
Biz neyin içindeyiz? Bunu sorguluyoruz bugün.
Beynimiz aşağı yukarı 100 milyar nörondan oluşan bir ağa ey sahipliği yapıyor.
Neredeyse samanyolundaki yıldızlar kadar düşünün.
Korkunç yani sonsuz.
Ve bir nöron beynin çeşitli bölgelerinde yaklaşık 1000 başka nöronla bağlantı kuruyor.
Bu da 100 trilyon nöral bağlantı demek arkadaşlar aşağı yukarı.
E madem böyle düşünebileceğimiz düşünce sayısında hiçbir sınır yok arkadaşlar.
Yani neden böyle gidip yararsız düşünceleri düşünmeye meyilliyiz?
Eğer böyle bir durum varsa böyle bir sonsuzluğun içine niye gidip saçma sapan şeyler düşünüyoruz?
Çünkü farkında değiliz arkadaşlar.
Bunu otomatik pilotta yaşıyoruz.
Bilmiyoruz niye neden yaptığınızı.
Beyinlerimiz sorunları etiketleme konusunda çok usta.
Ve bunu da nasıl yapıyor sorunları etiketlerken?
Çoğunlukla bilinçaltımızın o sonsuz arka planında yapıyor.
Ve sonuç olarak bizler düşüncelerimizin çoğunu...
Doğal kabul ediyoruz, sorgulamıyoruz.
Çünkü beynimiz onları bize yerleşmiş gerçekler olarak sunuyor.
Ve onlar hakkında gerçekten buna ihtiyacımız olduğunda bile asla öyle fazla fazla derinlemesini düşünmüyoruz.
Hayatımızı otomatik pilotta yaşıyoruz ve gerçekten farkında değiliz.
Sorunların çözümlerini nasıl buluyoruz biliyor musunuz?
Önceki deneyimlerimize dayanarak.
Atıyorum işte daha önce aldatıldım.
Şöyle şöyle bir profildi beni aldatan.
Yeni biriyle tanıştım.
Aynı hareketleri. Heh tamam tamam bu insan böyle.
Niye yapıyorsunuz bunu? Çünkü önce bir deneyiminiz var.
Buna dayanarak yola çıkıyorsunuz.
Belki genellemeler yapıyorsunuz.
Atıyorum bir müşteri mesajlarınızda dönmüyor.
Diyorsunuz ki ya ilgilenmiyor işte konuyla ilgilenmediği için.
Belki başka bir şey var. Ama beyniniz öyle demiyor.
Hayır diyor böyle. Çünkü daha önceden böyle bir deneyim yaşadım.
Satışlar düşükse satış ekibinin işidir diyorsun.
Belki öyle değil ama bildiğiniz şey bu.
İşte erkeklerin hepsi aynıdır.
Hepsi aldatır. Yok.
Ya da bakın bunlar varsayım şahsi çıkarımlarımız.
Bunlar gerçek değil arkadaşlar.
Gerçekleri yansıtmıyor.
Ama ne yapıyoruz? Dediğim gibi biz böyle daha önce kötü deneyimler yaşamışız.
Oraya bir etiket koymuşuz beynimizde.
Bu böyleyse böyledir.
Sebebi budur. Ne alaka?
Çünkü daha önce böyle olmuştu.
Nedeni buydu. Şimdi de böyledir.
Bunu beynimiz yapıyor. Beynimiz neden bize bunu yapıyor?
Konfor alanı. İnek yolu var zaten.
İnek yolundan gitmek istiyor beynimiz.
O bildiği, aşina olduğu yoldan gitmek istiyor.
Ne yapmalıyız arkadaşlar o zaman?
İlk yapacağımız şey varsayımlarımızı, düşüncelerimizi gözden geçirmek.
Bunu hiç yapmıyoruz. Biz neden böyle düşünüyoruz?
Neden böyle varsayıyoruz?
Neleri gerçek kabul ediyoruz?
Bunları asla düşünmüyoruz.
Hayatı gerçekten otopilotta yaşıyoruz.
Dediğim gibi hikayelerimizi yeniden yazmamız mümkün arkadaşlar.
Çünkü beyin nasıl yeni bir inanç, yeni bir bakış açısıyla yepyeni bir hikaye kurabiliyorsa.
Yatırım dünyasında da bence aynı şey geçerli.
Burada hikayeyi yeniden yazan Paribor.
Paribu sadece bir kripto para platformu değil yatırım dünyasının hikayesini yeniden yazan bir akıl.
Blok zincir tabanlı yenilikçi ürün ve hizmetler geliştiren ve Türkiye'nin kripto ekosistemine öncülük eden Paribu son dönemde yatırımcı dostu adımlarını arka arkaya duyurdu.
Genelde biliyorsunuz kripto para borsaları komisyon oranlarını belirlerken işlem hacmini baz alıyor.
Paribu kriptoda geçirilen süreyi %50'ye varan komisyon indirimine dönüştüren yenilikçi bir yaklaşımı hayata geçirdi.
Dediğim gibi hikaye yeniden yazdı.
Yani sadece Paribu'da değil kripto piyasalarında ne kadar uzun süredir işlem yapıyorsanız o kadar az komisyon ödüyorsunuz.
Paribu kripto transfer işlem ücretlerinde %60'a varan bir indirime gitti arkadaşlar.
Profesyonel piyasa yapıcılar için komisyon indirimleri.
ödüller, özel destek ve etkinliklere davetiye gibi avantajlar sunan piyasa yapıcılık programı başvuruları sürüyor.
190'dan fazla kripto varlıkta işlemlerini otomatikleştirmek isteyenlere de bir müjdem var.
Pari bu. artık güvenli API desteği sunuyor arkadaşlar.
Detaylar açıklamalardaki linkte sizleri bekliyor.
Hadi devam edelim. Psikolog Timothy Wilson'un dediği gibi arkadaşlar hepimiz kendi davranışlarımızın gözlemcisiyiz ve yaptıklarımızı izleyerek kendimiz hakkında sonuçlar çıkarıyoruz.
O yüzden iyileşme dediğimiz şey ne?
Farkındalıkla başlayan bir şey.
Neden farkındalıkla başlıyor?
İşte bu yüzden ilk olarak ne yapıyoruz?
Sorunumuzu ve bu sorunla ilgili hikayemizi.
Burası çok omelli.
Mesela bir liderlik konferansında çok büyük bir şirketin CEO'su sunum yapıyor ve ilk cümlesi şu.
Sahneye çıkıyor ilk cümlesi şu.
Ben gerçekten iyi bir konuşmacı değilim diyor.
Bakın sonra zaten onu destekleyecek şekilde o kadar kötü bir sunum yapıyor ki yani ilk başta bunu dedikten sonra.
Neden? Çünkü zaten adam sahneye çıkmadan önce bu mesajı içselleştirmiş.
Kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüştürmüş.
Bunu çok yapıyoruz. Ben yapamam ki, ben edemem ki bilmem ne.
Ben de mesela sürekli şey diyordum bir ara.
Ben herhalde iyi yemek yapamıyorum falan diyordum.
Ama arkadaşlarım falan çevremdekiler aksini düşünüyor.
Bende yok o ama. Şimdi kendime şey diyorum.
İzmirli Merve Şef.
Şakası mı? Çünkü hayatımda böyle asla yapmam dediğim yemekleri falan deniyorum.
Bu bundan sonra oldu.
Bu kitaptan sonra.
Ne yaptın Merve derseniz orasını hiç karıştırmayın.
İşkembe çorbası.
Hiç sevmem. Evdekiler seviyor diye yaptım ve çok beğenildi.
Şu an sürekli istiyorlar ve ben evde durmak istemiyorum onu yaparken.
ama yani kendimi nasıl etiketlemişim bunu fark ettim arkadaşlar böyle kötü etiketlerde kendi kendimizi sabote ediyoruz yani bunu bize yaptıran kim ya o anlatıcı işte anlatıcı o beynimiz o hikayeyi anlatan
beynimiz neden bize böyle olumsuz Etiketler yakıştırıyor.
Çünkü önceden mesela işte o CEO az önce ben hiç konuşamam diyen CEO var ya.
Lisedeyken bir sunum yapmak için tahtaya çıkmış işte sesi titremiş falan filan ki çok normal heyecanlanması olabilir böyle şeyler.
Kötü bir deneyim yaşamış lisede.
Ondan sonra da bir daha ne zaman böyle yüksek sesle konuşacak olsa işte sunum yapacak olsa içinden bir ses diyor ki sus diyor rezil olacaksın.
Sen diyor bunu beceremezsin.
E o ses ona mı ait arkadaşlar?
Hiç sanmıyorum. Anlatıcısına ait.
Hikayeyi yazmış bu da inanılmaz.
Mesela ben bir kere bin bir emekle abime kek yapmıştım.
İlk defa yapıyordum hayatımda.
Kek olmadı tutturamadım yani.
Ve abim keki yedikten sonra bana şey dedi.
Bunu dedi kuşlara versek onlar bile yemez.
Taş mı dedi bu ne kaya mı dedi.
Komikliğine dedi. Gerçekten o an üzülmedim.
Bayağı güldüm ama. Bir daha kek yapmadım arkadaşlar o günden sonra.
Ve ne zaman böyle evi temizlesem.
Çok güzel oldu falan zannediyorum.
Evi temizliyorum küçüğüm böyle.
Annem gelip şey derdi.
Ne o sen şimdi temizlik mi yapmışsın falan derdi.
Uyduruk işte üstten falan derdi.
Ondan sonra bıraktım. Yani yapmadım.
Çünkü yapamadığıma inandım.
Öyle. Çünkü anlatıcım bana bunu kodladı.
Bunları açtım arkadaşlar. Vallahi çok da güzel yapıyormuşum.
Yani bunlar çok basit hikayeler.
Konuyu anlayın diye anlatıyorum.
Anlatıcımız dünya anlayışımızı nasıl şekillendiriyor?
Ben yapamam, ben edemem, ben beceremem.
Yok, yapıyoruz işte.
Yani bildiğimiz şeylerin çoğu gerçek değil arkadaşlar.
Evet bazılarını yapamayabiliriz ama...
Bazıları gerçek değil. Bundan bahsediyorum.
Bunlar gerçekler hakkında kendimize anlattığımız fikirler.
O iç sesimiz. Varsayımlar.
Hükümler. Buna engel olmamız lazım.
Bakın sorgulamıyoruz hiçbir şey.
Ben yapamam. Ben edemem. Niye?
Niyesi yok ya. Sorgulamıyorsun.
Yapamam kardeşim. Yani bunu mesela bir çocuk üzerinden anlatayım.
Bir çocuk yere bir şey düşürüyor.
Kırıyor mesela. O anda ebeveynlerin gözünün içine bakıyor.
Onların tutumuna göre hani bir şeyi yere düşürüp kırmak.
Onun için bir anlam, bir kavram kazanıyor.
Ya da o çocuğa nelere hayır dediğiniz yasak kavramı bakın.
Yani artık böyle bir şey elinden düşüp kırıldığında bununla ilgili bir senaryo var beyninde.
Yaşanmış bir senaryo.
Sonrasında ne olacağına dair oradan yola çıkıyor çocuk.
Bir şeyi düşürdü, kırdı.
Şimdi başına geleceklerin senaryosu var beklediklerin.
Onun üzerine konuşuyor zaten.
Keşfetme, ilişkilendirme ve konumlandırma yapıyor çocuklar.
Bakın küçüklükten itibaren beynimiz etrafımızda neler olduğunu, bunlara nasıl tepki vermemiz gerektiğini anlamamıza yardımcı olmak için hikayeler anlatıyor.
Harvard eğitim profesörü Paul Harris çocukların 2 ila 5 yaşları arasında bizden açıklama amaçlı yaklaşık 40...
bin soru sorduğunu tahmin ettiğini söylemiş.
Bakın 2 ila 5 yaş arasında çocuklar yaklaşık 40 bin soru soruyormuş.
Hayır bu bölümü nüfus azaltmak için yapmıyorum.
Bu yüzden soruyorlar çocuklar.
Hikayeyi yaratacak çünkü oradan bir şey çıkaracak.
Kavramsal kalıpları inşa etmeye çalışıyor.
Sonra o çocuk büyüyor arkadaşlar.
Bu hikayelerle ilişkilerini sürdürüyor.
İşlerini yürütmeye çalışıyor.
Çocuk büyütüyor. İnsan olarak yaptığı her şeyi bu şekilde yapıyor.
Yani geçmiş senaryolarına dayanarak yaşıyor.
Ve o anlatıcı bize sıkıldığımızda, dikkatimiz dağıldığında, sevindiğimizde, kızdığımızda, üzüldüğümüzde, hayal kırıklığına uğradığımızda ne yapmamız gerektiğini de söylüyor.
Anlatıcımızın yani beynimizin görevi duyularımızla toplamış olduğumuz ya da diğer insanlardan özellikle ailemizden öğrendiğimiz tüm o bölük pörçük verileri bir araya getirmek ve bunları bildiklerimizi
anlamlandıran ve bilmediklerimizde başa çıkmamıza yardımcı olan bir tür anlamlı hikaye haline getirmek.
Bunu yapmaya çalışıyor, anlamlı bir hikaye yaratmaya çalışıyor.
İşte bu yüzden arkadaşlar dünya hakkındaki düşüncelerimizin çoğu apaçık, doğru ve yanılmaz gibi görünüyor.
Halbuki bunlar sadece hikaye ama...
Beynimiz bunları çok sağlam gerçeklermiş gibi sunuyor bize.
Mesela ben neden böyle şeyler yaşıyorum?
Demek ki hak ettim ya.
Neden başarısız oldum?
Çünkü ben beceriksizin tekiyim.
Neden aşkta hiç yüzüm gülmüyor?
Çünkü ben sevilecek, değer verecek bir insan değilim.
Satışlar niye kötüye gidiyor?
Çünkü ekonomi kötü, benimle bir alakası yok.
Bana niye yalan söyledin?
Çünkü ben safım değil mi? Çünkü zaten herkes beni kandırmaya çalışıyor.
Hep zaten kandıradım. Neden ben konuşurken beni hiç kimse dinlemiyor?
Çünkü ben çok silik bir tipim, ben zavallıyım.
Zaten herkes beni görmezden gelir.
Anlatıcı, bakın ne yapıyor?
Sorunları etiketliyor ve çözüm önerme konusunda da...
Gayet usta gördüğünüz gibi.
Ve her zamanda anlattığı hikaye yanlış değil.
Bakın her hikaye yanlış olduğunu söylemiyorum.
Beyninizin yorumlarını hafife alın demiyorum arkadaşlar.
Sadece dikkat edin. Bazen yanılabiliyor, gerçekleri söylemeyebiliyor.
Bundan bahsediyorum. Hani her anlattığı da yalan yanlış değil.
Eğer şuna bakacağız.
Size engel oluyorsa, sizi demoralize ediyorsa o iç sesiniz, beyniniz, size anlattığı hikaye hayatınızı olumsuz etkiliyorsa işte burada dikkat etmemiz gerekiyor.
Deneyimlerimiz özellikle de Güçlü bir şekilde olumlu ya da olumsuz olduklarında muhteşem anlam üreticilerdir o deneyimlerimiz.
Mesela soba eşittir ısı değil mi arkadaşlar?
Yakar. Isı eşittir yanık.
Sobadan yanmış biri için çok olumsuz bir deneyim soba.
Eşittir yanık. Yanık eşittir acı.
Acı eşittir dikkate et.
Bakın deneyimlerimiz özellikle de güçlü bir şekilde olumlu ya da olumsuz olduklarından muhteşem anlam üretirler dedim.
Buradaki hikaye gibi. Ve şu da var arkadaşlar.
Çoğu zaman çocuklukta yaşadığımız anıları çarpıtıyoruz, yeniden üretiyoruz.
Mesela çocukluğunuzla ilgili bir şey anlatırken bazen böyle anneniz babanız diyor ki ya o öyle olmamıştı ki sen yanlış hatırlıyorsun diyor.
Değil mi? Çünkü arkadaşlar çoğu zaman çocuklukta yaşadığımız anıları çarpıtıp yeniden üretiyoruz dedim.
Geçmişin anıları. gerçeklerin anıları değil.
Gerçekleri hayal edişimizin anıları.
O yüzden saptırıyoruz. Ve bu anılar, bu çarpıtmalar doğru kabul ediyoruz onları.
Kendimiz ve diğer insanları dünya hakkında anlattığımız hikayeleri şekillendiriyor.
Küçükken ebeveynlerimiz bize ne dediyse biz onları doğru kabul ettik değil mi?
İnandık, sorgulamadık. Anamız babamız ne diyorsa okey.
Sorgulamadık. Ötesini birisini düşünmedik.
Çocuksun çünkü. Öyle bir şeyin yok zaten.
Şimdi size bir örnek vermek istiyorum arkadaşlar.
Ressam Rene Magritte 1929 yılında bir tablo yapıyor.
Adı da Görüntülerin İhaneti.
Resimde bir pipo var arkadaşlar ve üzerinde bu pipo değildir yazıyor.
Piponun üzerinde bu pipo değildir yazıyor resimde.
Tabii insanlar şaşırıyor.
Nasıl yani diyorlar bu basbayağı pipo.
Aslında René Marguerite'in demek istediği şey şu.
Bu bir pipo değil. Çünkü buna tütün falan koyamazsın, içemezsin.
Bu bir pipo resmi.
Pipo resmiyle pipo aynı şey değil.
İşte aynı şey düşüncelerimiz için de geçerli.
Bir şey hakkındaki hikaye o şey değil arkadaşlar.
Sadece onu temsil eden bir şey.
Yani hikayelerimizin varsayımlarımız ve amaçlarımız tarafından şekillendirildiği gibi işte o pipoda.
Zihinlerimiz olası ve gerçek durumları düşünmek üzere tasarlanmış arkadaşlar.
Bir sahip olmak istedikleriniz var.
Bir de gerçekte sahip olduklarınız var.
Nerede olmak istediğiniz ve gerçekte nerede olduğunuz var.
Ne olmak istediğiniz ve şu an gerçekte kim olduğunuz var.
İkisi arasındaki uçurum hayatımızın temelini oluşturuyor.
İşte biz o uçurumu kapatmaya çalışıyoruz hayatımızın ilerlemesi için.
Hayatımızın temel konusu o arzu ettiğimiz sonuçlar neyse onları üretmek üzerine.
Peki o uçurumu nasıl kapatacağız arkadaşlar?
Kendimize anlattığımız hikayelere daha derinden bakarak, onlarla yüzleşmeye cesaret ederek.
Mesela Huck Her bir kazada bacaklarını kaybediyor bir dağ sporcusu.
Ama dağa tırmanmak için bacaklarına ihtiyacı olmadığını söylüyor doktoruna.
Ben diyor sadece bacaklarımı kaybettim, aklımı değil diyor.
Neden böyle söylüyor? Çünkü hala sert bir kaya tırmanıcısının bilgi birikimine sahip.
Ve sadece fiziksel dünyamla yapmayı düşünebildiğim her şey arasında bağlantı kurmamız.
sağlayacak cihazlara, mekanik düzeneklere ihtiyacım var.
Ben diyor engelli değilim, engelli olan protez teknolojisi diyor ve anlatıcısına nasıl meydan okuyor.
O kazadan yıllar sonra dağa tırmanmaya geri dönüyor arkadaşlar protez bacaklarıyla ve başarıyor.
Çünkü farklı hedefleri var ve aynı varsayımlar tarafından kuşatılmamış.
Burası önemli. Nedir o varsayımlar?
İşte çifte ampüteler kayaya tırmanamaz.
Bunlar sayımı yıkıp geçiyor.
Kendine yepyeni bir hikaye yazıyor, yeni bir gerçeklik yaratıyor.
Neden bunu anlattım?
Çünkü... Takılıp kaldığımız zaman hikayelerimizi yeniden hayal etme becerisi daha iyi sonuçlar almamızı sağlayan şeylerdir.
Ve yine önemli bir detay arkadaşlar.
Duygularımız bir nedene bağlanıyor.
İşte kızgınım çünkü bana kaba davrandı.
Mutluyum çünkü bugün benim doğum günüm gibi.
Sinir bilimci Lisa Feldman Barrett'a göre duygular öncelikle bedenimizdeki hislere uygulamış olduğumuz etiketlerdir diyor.
Duygu bir gerçeklik değil arkadaşlar.
Biz öyle hissediyoruz diye gerçek o değil.
Bunu söylüyorum. Bu sadece bir gerçek hakkında nasıl hissettiğimiz.
Yani bu bir yorum.
Bu bir hikaye.
Hatta kendinize etmiş olduğunuz aşağılayıcı ifadeler varsa bu da hikayenizi etkiliyor.
Onu da söyleyeyim. Nasıl etkiliyor?
İşte olumsuz konuşuyorsanız kendinize aşağılıyorsanız, güçsüzleştirici kelimeler kullanıyorsanız kendiniz ve içinde bulunduğunuz durumla ilgili hikayeyi daha da güçlendiriyorsunuz.
Aman dikkat. Şimdi arkadaşlar bilim insanları metodolojilerini dikkatlice belgelerler ve ardından da sonuçları yayınlanmış bir makale aracılığıyla başkalarının incelemesine sunarak yanlış
sonuçlara varmaktan Korunurlar değil mi?
İşte bunu bizim de yapmamız lazım.
Şöyle bir sorun bakalım çok güvendiğiniz insanlara.
Hani ben kendime böyle böyle şeyler söylüyorum.
Olumsuz cümleler kuruyorum.
Sence doğru mu diye. Mesela ben bugün bir arkadaşıma sesli mesaj attım.
İşte ben şöyleyim ben böyle bir şeyler söylemişim.
O da böyle beni resmen tokatlayıp kendime getirdi.
Merve sen ne diyorsun ya hiç alakası yok hani.
Söylediğin insanla senin dedi bana.
Dedim ki ama ben öyle düşünüyordum.
Yo dedi. Ya değilsin öyle değilsin niye öyle diyorsun falan dedi.
Baya bir açıklama yaptı.
Kendime öyle bir hikaye yazmışım demek.
İnanmışım ona. Arkadaşlar Kopernik neredeyse herkesin böyle güneşin dünyanın etrafında döndüğüne inandığı günlerde evrenin merkezinin dünya değil.
güneş olduğunu öne sürdü ve yer yeniden oynadı fakat bu hikaye 1610 yılında Galileo tarafından yeniden yazıldı biliyorsunuz.
Dünyanın ve güneşin evrendeki tüm yıldızları içeren samanyolu galaksisinin bir parçası olduğunu keşfetti.
Hikayeyi Yeniden yazdı.
Hikayeyi yeniden yazan bir başkası mesela Şef Rene Redzebi lüks mutfak dünyasında kabul edilebilir olmanın sınırlarını zorladı Şef Rene Redzebi.
Ne yaptı? Çöp aşçılık olarak adlandırılan işte kızarmış balık pulları, kurutulmuş ladin.
kök nar iğneleri hatta çoğu daha garip şeyleri yemek repertuarına ekledi ve en iyi keşifler deliliğin içinde yerlerde gizlidir dedi.
Sonuç ne Merve? Sonuçta arkadaşlar Time Red Sebi'yi yemek tanrısı ilan etti.
Üç kere mişerin yıldızı aldı.
Peki bunu nasıl başardı esas hikaye orada?
Kendisine anlatılan o klasik hikayeyi yeniden yazdı.
Yaratıcılığını ateşledi arkadaşlar.
Geçmiş deneyimleriyle mevcut gerçekliği arasında yeni bağlantılar kurdu.
Ve hakim görüşün ötesine geçmeyi başardı.
Yani beyninde yeni sinir yolları oluşturmayı başardı.
Varsayılan düşünme biçimlerinin yerine çok daha zorlayıcı, daha güçlendirici hikayeler anlattı mutfak dünyasına.
Ve kendisini sınırlayan düşüncelerden kurtuldu.
En önemlisi bu. Potansiyelimiz hayal gücümüzle sınırlı arkadaşlar.
Tekrar ediyorum. Potansiyeliniz hayal gücünüzle sınırlı.
O yüzden potansiyelimizi sınırlayan hikayelerden kurtulduğumuz zaman hayatımızın...
gidişatı değişmeye başlıyor.
Şu an yaşadığımız hayat tıpkı Doktorov'un dediği gibi roman yazmak gece araba sürmeye benzer diyor arkadaşlar.
Ve farlarınızdan ötesini asla göremezsiniz ama tüm yolculuğu bu şekilde yapabilirsiniz diyor.
İşte biz de şu an farlarımızdan ötesini göremiyoruz.
Çünkü hikayelerimizi hiç sorgulamadan alıp kabul ettik yani.
Ve gece o arabayı sürmeye devam ettik.
Farlarımızdan ötesini görmeden bunu yapmaya devam ettik.
Doğru olarak kabul ettiğimiz Hikayeleri bir düşünelim arkadaşlar.
Gerçekten doğru mu o hikayeler, bize anlatılanlar, kabul ettiğimiz?
Potansiyelimizi sınırlayan bu hikayelerden kurtulduğumuzda ilerleme ve başarıya ulaşırız diyor Megan ve Michael çiftinin yazmış olduğu bu kitap.
Hepimizin başkaları için bariz olabilecek bağlantıları görmemizi engelleyen kültürel kör noktaları var.
İşte ulusal olabilir, etnik, bölgesel, kurumsal, belki ailesel olabilir.
Çok azımız kendi gerçekliğimizin sınırlarının ötesini düşünmek bir yana Ve en önemlisi bu anlatmış olduğumuz hikayeler bizlerin kim olduğunu şekillendiren hikayeler.
Kendimize ve hayata dair kurduğumuz anlatılar kimliğimizi böyle böyle inşa ediyor.
Bunlara bir örnek verelim.
Kültürel kör nokta dedik mesela.
Atıyorum işte erkek adam ağlamaz.
Hani bu gerçek bir hikaye mi sizce?
Doğru mu? Asla değil.
Ama bunu sorgulamayan o kadar çok insan var ki hani erkek adam duygularını belli etmez diye inanan.
Yani çocuğunu bile böyle kucağına alıp sevemeyen insanlar var.
Sırf bu yüzden dolayı, bu kodlamadan dolayı.
Ya da ailesel kültürel kör noktalar örnek verelim.
İşte bizim ailede boşanma olmaz.
Ne yapar insan? Yıllarca mutsuz bir evliliğe katlanır.
Çünkü bu onun artık gerçeğine dönüşmüştür arkadaşlar.
O anlatıcı bunu söylemiş, hiç sorgulamamış ötesini berisini kabul etmiş.
Kız çocukları sesini yükseltmez.
Bu bir kadına yetişkinliğinde öfke verebilir arkadaşlar.
Sınır koyma, hayır deme becerisini geliştirememesine neden olabilir.
Ya da aile her şeyden önce gelir.
Çoğumuzu böyle büyütürdük.
Bu da bireyselliğin, kişisel sınırların erimesiyle sonuçlanabilecek bir şey.
Anlatıcımız. Bunu söylüyor.
Biz de bunu kabul ediyoruz. Ve böyle bir ailede bunları duyarak büyüyen bir insanın gerçeği tabii bu olacak arkadaşlar.
Ama bu onun kimliğine dışarıdan yüklenmiş bir yazılım.
Hani kendi potansiyelini tanımasını engelliyor bakın.
Kişi kendi gerçeğini değil nesiller boyunca aktarılmış olan hikayeyi yaşıyor aslında ama farkında değil.
Ya da ulusal toplumsal kültürdeki o kör noktalara örnek verecek olursak batı daha ileridedir.
Yani bu bizim kendi yaratıcılığımıza güvenmemizi zorluyor.
Zorlaştıran bir yazılım bence.
Zengin düşmanları var mesela biliyorsunuz.
Zenginler kötüdür.
Bu tarz düşünen insanlar var.
Paraya bolluğa karşı bilinç dışı bir suçluluk duygusu oluşturuyor kendine farkında olmadan.
Finansal başarıdan kaçıyor belki.
Hatta bir söz vardır. İşte Allah az verip aratmasın, çok verip azdırmasın derler.
Ya böyle bir söz niye var arkadaşlar bizim kültürümüzde?
Bakın kodlarımızda var işlenmiş yani.
Ya da kurumsal hayatta çalışıyorsanız mesela.
Başımıza iş çıkarma.
Senelerdir... Bu iş böyle yürüyor.
Bu lafı duymuşsunuzdur. Bu değişim korkusunu yerleştiriyor işte.
Ve o kurumun yenilikçi olma fırsatını elinden kaçırmasına neden oluyor.
İşte burası bir iş yeri.
Burada duygusallığa yer yok.
Yani empati kaybolsun.
İnsanlar burada çalışırken tükensin diyor yani.
Patronumuz her şeyi bilir.
Eşittir alt kademeden fikir çıkmaz.
Sistem kısırlaşır ve ölür bir süre sonra.
Ya da ilişkisel kör noktalar arkadaşlar.
En büyük kör noktalardan biri bence erkek severse değişir.
Yani bu hikayeyi kanıksayan biri kendi değerini o adamın dönüşümüne bağlayacak değil mi?
Eninde sonu anlatıcısı öyle demiş çünkü.
Kavga varsa aşk vardır.
O zaman toksik ilişki normal.
Bunu kabul etmiş. Aşk fedakarlık ister.
Evet doğru ama burada kendi sınırınız ihlal ediliyorsa.
Hep fedakar olan sizseniz orada bir sıkıntı yok mu sizce?
Ya da işte ay kıskanıyorsa aşıktır.
Bu da çok sıkıntılı bir inanç.
Ne yapacağız peki? Bu hikayeleri yeniden yazacağız.
Şöyle bir oturup düşüneceğiz.
Ya bu gerçek mi? Bu nereden çıktı?
Ben bunu niye düşünüyorum? Ne kadar gerçek olabilir bu?
Atıyorum kadın güçlü olursa yalnız kalır diyor anlatıcımız mesela.
Kadın güçlü olursa...
Kendi gibi birini bulur deyin mesela ona.
Ya da ben her zaman yanlış insanları seçerim diyor anlatıcı size.
Ben artık geçmiş yaralarımdan değil bilincimden seçim yapıyorum deyin o anlatıcıya.
Anlattığınız hikayelerin kim olduğumuzu şekillendirdiğini.
kendimize ve hayatımıza dair kurduğumuz bu anlatıların kimliğimizi şekillendirdiğini lütfen unutmayalım ve sadece gerçeğin bizi özgür kılacağını da unutmayalım.
Bugün kendimize, başkalarına ve dünyaya dair anlatıcımızın bize neler anlattığını, nelere sorgusuz sualsiz inandığımızı, bunların gerçekliğini, kör noktaları şöyle bir düşünelim
istedim. İçsel anlatıcınıza lütfen dikkat edin.
Hoşçakalın, kendinize iyi bakın.
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Paribu hakkında tüm detaylar açıklamadaki linkte sizleri bekliyor.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
