
Vodafone FreeZone Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Vodafone FreeZone" hakkında reklam içerir*
Transkript
Vodafone FreeZone Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün size stoğacı imparator Marcus Aurelius'un kendisine yön veren, böyle içselleştirmiş olduğu ve tüm dünyayı etkileyen düşüncelerinden bahsedeceğim.
Kendisi aynı zamanda bir filozof.
Stoacı düşüncenin en tanınmış eserlerinden biri, onun kaleme almış olduğu Kendime Düşünceler eseri.
Eminim aranızda okuyanlar vardır, tam bir başucu kitabıdır.
Marcus Aurelius'un düşünce yapısı, tavsiyeleri Rönesans'a temel olmuştur ve stoa felsefesinin anlaşılması açısından günümüzde de çok değerli bir eserdir.
Ama böyle o kadar basit, o kadar yalın bir dille anlatıyor ki gerçekten harika.
Az sonra onun hayatını, düşüncelerini anlatacağım size.
Ama önce kısaca stoğacılık dediğimiz şey nedir buna değinmek istiyorum.
Basit anlatacağım merak etmeyin çünkü buna uzun uzadıya bir podcast yapmayı düşünüyorum.
Öncelikle size bir soru arkadaşlar.
Bugün sahip olduğunuz...
Her şeyi, bütün paranızı kaybetseniz ve elinizde hiçbir mesleğiniz olmasa ve sizi alsalar işte bu ülkeden yaşadığınız yerden fersah fersah öte bir yere gönderseler.
Bu şekilde kalsanız ne yaparsınız?
Şöyle bir hayal etmenizi istiyorum.
Cebinizde 5 kuruş paranız yok.
Paranız var da önceden hem de çok.
fazla vardı ama artık yok.
Bir altın bileziğiniz yok yani mesleğiniz ve hiç bilmediğiniz, hiç tanımadığınız insanların arasında öylece kala kalıyorsunuz.
Gerçekten düşünmesi bile ürkütücü değil mi?
İşte stoğacılık bu durumu birebir yaşayan birinin mirası bize.
Şöyle ki bir zamanlar Kıbrıslı Zenon adında çok zengin bir tüccar var.
Kral kaftanlarını süsleyen en zor bulunan renk olan Kraliyet Muru'nun ticaretini yapıyor.
Kıbrıslı Zenon. M.Ö.
4. yüzyılda Atina'da geçirdiği bir gemi kazası sonucunda bütün mal varlığını kaybediyor.
Her şey denizin dibine batıyor.
Fenike'den gemiye bindiği zaman çok zengin bir tüccar Zenon ama Atina'ya karaya çıktığı zaman artık hiçbir şeyi olmayan bir adam.
Her şeyini kaybetmiş. Derken bu başına gelenler hakkında çok düşünüyor.
Adeta hayatı sorguluyor.
Tanrı Apollo'nun bilgiliğinden yararlanmak için Delphi tapınağına gidiyor ve oradaki kahine nasıl bir hayat yaşamam gerekiyor diye soruyor.
Hayatı yaşamaya değer, hayatı anlamlı kılan şey ne diye soruyor.
Artık hani bu saatten sonra ne diye soruyor.
Kahinin Tanrı Apollo'ndan aldığını söylediği ilahi mesaj şu oluyor Kıbrıs'ı Zenon'a.
Ölülerin ten rengine bürün diyor.
Zenon işte aldığı bu mesajı geçmişte yaşamış olan bilge filozofların fikirlerinden yararlanması gerektiği şeklinde yorumlamış ve böylece büyük bir felsefi yolculuğa
çıkmış. Ve bu çıktığı yolculuğun sonunda ne diyor biliyor musunuz?
En başarılı seyahatim gemimin battığı seyahatti.
üzerine düşünülesi ve bir gün Atina'da eline bir kitap geçiyor.
Bu kitap Sokrates'in öğrencilerinden biri olan Xenophon'un Hatıralar adlı kitabı ve bu kitapta Sokrates hakkında yazılanlar Zeno'nun çok ilgisini çekiyor.
Onun sadece üzerine düşünülen bir felsefe yapmaması yaşanılan böyle hayatın içinde olan bir felsefe yapması etkiliyor aslında onu.
Yani felsefenin günlük hayatta uygulamaları buna dair sorular beliriyor kafasında ve yaşayan filozoflarla görüşmeye başlıyor.
Derken M.Ö. 3.
yüzyılda Stoacılık Felsefe Okulu'nu kuruyor.
Stoacılığı dediğim gibi çok kısa anlatacağım çünkü ayrı bölüm gelecek.
Sonra Marcus Aurelius'a geçeceğiz.
Stoic kelimesini duymuşsunuzdur arkadaşlar.
Acıya dayanıklı anlamında.
Yani çok büyük bir baskı altında kalsa bile sakin kalabilen, dingin kalabilen, duygusal aşırılıklardan kaçınanlar.
Yani Stoacılığa biraz benziyor ama Stoacılar böyle etrafımızda her şeyin bir sebep.
sonuç ağına bağlı olarak işlediğini düşünürler.
Hani başımıza gelen olayları kontrol edemeyiz.
Ama bu olaylara olan yaklaşımımızı kontrol edebiliriz.
Yani stoğacılığın özü nedir derse de herhalde bunu söylerim.
Stoğacılığın 3 ana dönemi var arkadaşlar.
İlk dönemi işte Zenon dönemi dediğimiz eski stoğa zamanı.
İkinci dönem orta dönem Platon ve Aristoteles'in ağır bastığı süreç ama burada artık böyle katı ahlaki kuralların törpülendiğini görürsünüz.
Ve stoğacılık yavaş yavaş Roma dünyasına aktarılmaya başlanır ikinci orta dönemde.
Son dönemde de Roma stoğası zaten.
Birazdan sonra bahsedeceğim geç dönem stoğası ve geç dönem stoğasının da en önemli temsilcilerinden biri kim?
Bugün bahsedeceğim Marcus Aurelius.
Genç Seneca ve Epictetus da var aralarında.
Stoğacılar felsefeyi üçe ayırır.
Mantık, fizik ve ahlak olarak ve onlara göre felsefe zaten yaşayan bir canlıdır.
Mantık bu canlının yani felsefenin sinirleridir.
Fizik etli bölgelerini oluşturur.
Ahlaksa... ruhunu oluşturan şeydir.
İşte stonacılar bunlar arasındaki ilişkiyi şöyle açıklıyor.
En üstün iyi erdemdir.
Erdem doğayla uyumlu yaşamaktır.
Doğayla uyumlu yaşama doğanın doğru bilgisini edinmekle mümkündür.
Bu bilgiye de belirli bir yöntemle ulaşılır.
İyinin bilimi ise nedir?
Ahlaktır. Doğanın bilimi fiziktir.
Bilginin ölçüdü ise Biri olmadan hiçbiri tam olarak görevini yerine getiremez.
İşin özü bu. Şimdi gelelim Marcus Aurelius'a.
Kendisi Machiavelli'nin deyişiyle 5 iyi Roma İmparatorunun sonuncusudur ve M.Ö.
121'de Roma'da doğmuştur.
Babasını küçük yaşta kaybedince büyük babası tarafından yetiştiriliyor.
Annesi babası zaten soylu.
İmparator Hadrianus tarafından korunup kollanıyor ve dönemin en önde gelen isimlerinden özel eğitimler alıyor ve bunların arasında stoğacı bir filozof da var tabii ki.
Daha sonra Roma tahtına oturuyor ve efsanevi bir isim oluyor.
İmparatorluğu ile de çok konuşulmuştur.
169 sonra 170 başlarında Cermen kabilelerine karşı bir sefer düzenliyor.
Ve stoacı felsefenin Romalı başyapıtlarından sayılan bu eserini kendime düşünceleri işte bu seferler esnasında yazmıştır.
Seferler sebebiyle 8 yıl Roma'dan uzak kalıyor.
Bu arada aklıma gelmişken Roman Empire dizisini de izleyebilirsiniz.
Onun hayatını merak ediyorum. herhangi bir anlayış.
Ya bu dizi beni çok üzmüştü.
Dünyalara hükmeden bir adam Marcus Aurelius ama oğluna yenildi ya.
Oğlunun sevgisine yenildi.
Hatta Gladiator filmini izleyenler de hatırlayacaktır.
Orada da vardı Aurelius'un oğlu Commodus.
Joaquin Phoenix oynamıştı Commodus rolünü.
Böyle aşırı savurgan, işte böyle psikopat, tam bir keyif adamı.
Ağır mega olaman zaten.
Korkunç, zalim bir adam.
Yani o arenada yaptıkları aman tanrım.
Yani babasıyla hiç alakası olmayan bir evlat onu söyleyeyim.
Ama babası yine de onu çok seviyor.
Tek çocuğu zaten. Sevgisine yenik düşüyor.
Romanın altın devri de zaten Komodus'la beraber son bulmuştur.
Ne demişler arkadaşlar?
Bir alimden bir zalim doğabilir değil mi?
Marcus Aurelius.
Şimdi gelelim kendime düşüncelerine.
Burada aslında Stoa felsefesinin genel hatlarını yani kendi kişisel gelişimini ve bu gelişim sonucunda edilmiş olduğu düşünceleri aktarıyor.
Yani kendine yazmış adam ama biz de okuyoruz yani.
Ama bunu sıradan bir yurttaş gibi yapıyor.
İmparator edasıyla değil zaten hoşumuza giden tarafı da bu.
İmparatorluğu sırasında da halkına çok hoşgörülü davrandığı söylenir.
Herkesin böyle eşit ve özgür olduğuna inanan bir adammış.
Doğayı bilmeye anlamaya çalışıyor ama merkeze daima insanı koyuyor.
Hatta bazen çok ileri koyuyor insanı.
Kitapta göreceksiniz.
Oraların altını böyle çizip xxx falan yapmış.
Şeyden hoşlanmıyorum işte her şey insanlığa hizmet etmek için yaratıldı.
Hani böyle hayvanları falan hakir gören o görüşlerden hoşlanmıyorum o yüzden ama tabi Roma dönemiyle şu anki dönemi kıyaslayacak değilim.
Aurelius oğlunun aksine böyle gösterişten uzak sade bir hayat yaşamaya çalıştı.
Şimdi onun neler dediğine şöyle kısaca bir göz atalım.
Diyor ki büyük babamdan Öfkeden uzak olmayı öğrendim.
Faydası dokunacak öğretmenlerden eğitim almayı öğrendim.
Yani kaliteli eğitime para harcamanın önemi yüzyıllar önce vurgulanmış.
Yani bize faydası dokunacak şeylere para verirken üzülmememiz gerekiyor bence.
Çünkü insanlar böyle bir pantolona dünyanın parasını veriyor ama kitap alırken eli titriyor mesela ya da işte bir eğitime para öderken.
O yüzden beynimize harcayacağımız para böyle son kuruşuna kadar helali hoştur benim gözümde.
Benim en çok ilgimi çeken yerleri paylaşıyorum sizlerle.
Diyor ki babamdan asla...
Çaba sarf etmekten kaçınmamayı öğrendim diyor.
Asla çaba sarf etmekten kaçınmayın diyor.
Ne kadar doğru. Az da yetinmeyi, kendi işimi kendim görmeyi, her işe burnumu sokmamayı ve iftiralara kulak asmamayı öğrendim.
Gücendiyim ya da gücendirdiğim insanlara karşı onlar yeniden barışmak istedikleri zaman sakinleşmeyi ve onları kolaylıkla affetmeye hazır olmayı öğrendim diyor.
Affetmeye... Hazır olmayı öğrendim kolaylıkla diyor.
Affetmenin önemini hep anlatıyorum değil mi?
Neden? Çünkü affedemezsek hasta oluruz.
Bunu uzun uzun anlattım size.
Hangi bölümde? Düşünce gücüyle tedaviydi galiba.
Hatta kendini affet diye de bir bölümüm var.
Onu da dinleyebilirsiniz. O yükü taşımayın arkadaşlar.
Affetmediğimiz zaman gerçekten sistemde bir blokaj oluyor ve hastalanıyoruz.
Bir yerlerden çıkıyor. Hatta şöyle düşünün.
Bir sırt çantanız var ve bu sırt çantasında bir kaya ile dolaşıyorsunuz.
İçinde bir kaya. Öyle bir yük ve bu yükü senelerce peşinizde sürüklüyorsunuz birilerini affetmediğiniz zaman ama affetmekle bağışlamanın farkını uzun uzun anlattım o yüzden değinmeyeceğim o podcastları dinleyebilirsiniz.
Diyor ki çok dikkatli ve...
titizlikle okuyun diyor ne okuyorsanız yani ben bunu çok yapıyorum didik didik didik ediyorum okuduğum şeyleri bu huyumu da sevmiyorum ama Aurelius önermişse çiçeğim seveceğiz mecbur diyor ki burası çok
ömerli kendi yüzeysel düşüncelerimle tatmin olmamayı başkalarının sıradan görüşlerini hemen kabul etmemeyi öğrendim bu çok önemli bence sorgulamadan
kabul etmeyin diyor yani Akıl haricinde başka hiçbir bakış açısına sahip olmamaktan bahsediyor.
Yani bakış açınız daima önce akıl olsun diyor.
Ama arkadaşlarınıza sezgiyle kalbinize yaklaşabilirsiniz diyor.
Hiç kimseye kim olursa olsun tepeden bakmayın diyor.
Diyor ki birilerine sıklıkla ya da işte mecbur kalmadan meşgul olduğumu söylememeyi sürekli olarak ömrümü birlikte geçirdiğim dostlarımı uygun olan bahanelerle başımdan savmamayı
öğrendim diyor. Marcus şimdi yaşasa ve genç olsa yani 26 yaşın altında olsa bence eminim böyle bahaneler bulmazdı.
Vodafone freezonlu olurdu Marcus Aurelius.
Zaten orası kesin tam freezon kafası var.
Her ay ekstra 20 GB'a kadar hediyesi var Vodafone Freezone'un 26 yaş altındaki gençlere.
Zaten arkadaşlarını arardı sorardı bu durumda ya da işte instadan fotoğraflarının altına stoacı yorumlar atardı.
Düşünsenize o kadar uğraşıp poz veriyorsunuz ve arkadaşınız Marcus şöyle bir yorum yazıyor.
Bir insanın değerinin ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçüldüğünü.
Aklından çıkarma Marcus Aurelius.
Ne oldu ya fotoğrafın gitti.
Vodafone Freezone'lu Marcus Aurelius arkadaşlarıyla KFC'ye giderdi.
Neden? Çünkü KFC menülerinde freezonlulara özel 70 TL indirim var.
Otobüse binerdi, şehir şehir rahat rahat gezerdi.
Çünkü 100 TL indirim var freezonlulara otobüs biletlerinde.
Ve tabii ki sinemaya giderdi.
Kültür sanat önemli onun için.
Paribu Cineverse'de harcamalık 50 TL CGV para var.
Gladiator filmi şimdi yayında olsaydı eminim dislike atardı.
Oğlumunu biçim göstermişsiniz.
26 yaşın altındaki gençler Vodafone Freezone'la olmanın avantajlarını açıklamalara bırakmış olduğum linkten hemen inceleyebilirsiniz.
Hepinize Marcus Aurelius gibi bir arkadaş diliyorum ve devam ediyorum.
Marcus diyor ki kendime hakim olmayı hiçbir şeye göre şekillenmemeyi buraya dikkat hiçbir şeye göre şekillenmemeyi bütün zor durumlarda hem de hastalıklarda
iyi kalpliliği hem teskin edici hem de ağırbaşlı Ilımlı bir mizaca sahip olmayı, yorulmak nedir bilmeden görevlerimin üstesinden gelmeyi,
söylediğim sözleri düşünerek yaptığım işleri de kötü yapmadığım konusunda herkesin güvenini kazanmayı öğrendim diyor.
Lütfen bu söylediklerimi öylesine dinlemeyin.
Çünkü bence çok kıymetli bunlar.
Yani hala geçerli olan değerler.
Kaliteli bir insanda olması gereken vasıflar bence.
Bu öğrendim dediği şeyler var ya.
Kaçımız gerçekten söylediğimiz sözleri böyle eni konu düşünerek söylüyoruz.
Ya da işte yorulmak nedir bilmeden çalışmaktan bahsediyor.
Görevlerimizin üstesinden gelmekten.
Bunları yapıyor muyuz sizce?
Ve diyor ki Marcus doğru yola yönelen birisinden çok doğru yoldan çıkarılamayan biri olmanın önemini vurguluyor.
Doğru yoldan çıkarılamayan biri.
Benim babam hep der ki bir insanın aslaları olmalı.
Hani herkes bilir ki bu insan bunu bunu bunu asla yapmaz.
Hani anayasanın asla değişmeyen ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerinden biri gibi olun hayatta bazı konularda.
Marcus diyor ki hiç kimseye tepeden bakmayın bunu çok vurguluyor.
Herhangi birinin de kendini sizden daha üstün sanmasını.
sağlamayın diyor. Evet hoş vakit geçirin.
Tabii ki hoş vakitler geçireceğiz ama bunu lütfen belirli bir sınır içerisinde tutmayı öğrenin diyor.
Kamusal yararı olan herhangi bir fikre sahip olan kişileri can kulağıyla dinleyin.
Herhangi bir fikri olan kişileri de can kulağıyla dinleyin.
YouTube'da diyorum ya sürekli profesörler, akademisyenler bunları dinlemeye çalışıyorum.
Yani işin uzmanlarını dinlemeye çalışıyorum.
O yüzden bu tavsiyeyi beğendim.
Daha doğrusu ben birilerini can kulağıyla dinlemeyi seviyorum.
Arada Instagram'da paylaşıyorum görüyorsunuz.
Geçen gün hiç böyle haz etmediğim bir Instagram fenomeni vardı hatta TikTok fenomeniymiş o.
Açtım izledim sırf merakımdan işte cezaevine girmiş bir sürü olaylar yaşamış falan ne anlatacak diye izledim ve sonunda kendimi ağlarken buldum.
Ya dedim ki sonra her insandan öğreneceğimiz bir şey var ya bak bu çok ciddiyim bu konuda o yüzden ben herkesi dinlerim hep söylüyorum.
Bir arkadaşım bana şey demişti dünyanın en saçma şeyini bile anlatsam hani gözümün içine bakarak beni böyle sanki çok önemli bir şey anlatıyormuşum gibi dinliyorsun demişti.
Bence insanların en çok ihtiyacı olan şeylerden biri bu.
Yani birinin bizi tüm kalbiyle dinlemesi tıpkı sizin beni şu an dinlediğiniz gibi.
Bazılarınız pür dikkat dinliyor böyle notlar Allah Allah masa başında başa sara sara dinliyorlar.
Öyle dinleyicileri ayrı bir seviyorum.
Devam edelim. Marcus diyor ki dostlarıyla ilgili dostlarıma göz kulak olmayı onlardan asla.
Çabuk soğumamayı ve sinirlenmemeyi her şeyde kendi kendine yetmeyi öğrendim diyor.
En ufak bir şeyde dostlarını silenler orada mısınız?
Size diyor gerçek dost kolay bulunmuyor hemen silmeyin.
Bu kısım var yemezlere gelsin diyor ki talihin olanak tanıdığı yaşamı kolaylaştıran herhangi bir şeyi kullanmayı ama Kibirsiz ve mazeretsiz, işe yarar bir
şekilde kullanabilmeyi, bir şeyler evde edildiğinde sadelikle elinde tutabilmeyi, gittiklerinde ise onlara ihtiyaç duymamayı öğrendim.
Yaşam koçu gibi adam ya resmen.
Toplumun içinde cana yakın olun demiş bir yerde.
Yani olun demiyor öğrendim diyor ben size böyle aktarıyorum biz de öğrenelim diye.
İnsanlarla iletişim kurma isteğiniz kalmamış gibi görünmeyin diyor bir ortamda.
Hani böyle hepinizden nefret ediyor umcular vardır ya nefretçi şirinler kötü kötü bakıp ortamın tadını kaçıranlar.
Bunu yapmayın diyor.
Yaşamı çok seven gösteriş meraklısı ya da yaşamı gerçekten hakir gören birisi olmamayı öğrendim diyor Aralüz.
Hocam Emil Çoran ağlıyor.
Balete gidebilir miyiz? Sen kimsin evladım?
Ben Chopin'a uğruyorum. Çağından evvel rüştüme ermedim.
Hatta geç bile kaldım diyor.
Yani arkadaşlar büyümek için lütfen acele etmeyin diyor.
Çocukluğunuzun, gençliğinizin tadını çıkarın diyor.
Ben bunu çok yapıyordum ya.
Yani böyle işte 16 falandım herhalde.
Bir makyaja sarmıştım falan böyle.
Mavi farlar falan sürüyordum o mantarınım korku filmi.
18'inde topukla çıkıdık çıkıdık.
Şimdi spor ayakkabılara sarmış durumdayım.
Ama o zaman böyle bir büyüme isteği vardı ya.
Ama gerçi gençlerin çoğunda var değil mi?
Bilsem yapmazdım bunu. Annem hep söylüyordu da dinlemedim yani işte hemen büyüme isteği.
Hatta bunu da anlatayım.
Yahu nezillik.
Ya benim kaşım yok tamam mı?
Zaten incecik kaşlarım.
Ama inat ettim.
Anneme diyorum ki anne kaşlarımı almak istiyorum.
18 yaşındayım. Annem diyor ki hayır.
Alamazsın. Sen misin onu diyen.
Ben cımbızı ele geçirdim.
Böyle bir güzel yoldum o kaşlarımı.
Ama kaş yok. Yani kaş yok.
Dile naşit.
Aynısı. O kaş ona yakışıyordu ama bana olmadı yani.
Bildiğiniz bir ip kalmış.
Yani kaş namına bir şey.
Annem şoka girdi beni görünce.
Sen ne yaptın? Ve ben kendimi güzel zannediyorum.
Fotoğraflarıma bakıyorum.
Yani of. Aman Tanrım.
Lütfen annenizin sözünü dinleyin yani bu anlamda.
Ya büyümek için acele etmeyin.
Ya gençliğinizin tadını çıkarın.
Tam buraya şu anda aklıma Emin Çapa geldi.
Çok severim biliyorsunuz. Onun sözlerini eklemek istiyorum.
Şöyle diyor Emin Çapa. Benim gençlere en başta önereceğim şey şu.
Gençlik bir daha gelmiyor.
Benim rahmetli annem derdi ki...
Gençlik bir kuş idi.
Uçurdum tutamadım. İhtiyarlık maskaralık.
Gezdirdim gezdirdim satamadım.
Gençlik bir daha gelmeyecek. Yiyin, için, sevin, sevilin, dans edin, eğlenin, gezin.
Bir kere bunu unutmayın. Çünkü herkes size çok çalışın, çok çalışın.
Evet zaten çok çalışacaksınız.
Ama yiyin, için, gezin, eğlenin.
Bir daha gençlik gelmeyecek.
Benim bir daha 20'li yaşlarıma dönmem mümkün değil.
Dolayısıyla bir kere onun tadını çıkarın.
Birincisi bu. İkincisi, şunu unutmayın.
Okulda öğrendiklerinizi öğrenen 10 milyonlar var.
Okulda yaptıklarınızın aynısını yapan 10 milyonlar var.
Neden seni değil de seni, seni, seni işe alayım?
Neden sen başarılı ol, bu başarılı olsun, bu başarılı olsun da öbürü başarısız?
Niye sen? Bu niye sen sorusunun bir yanıtı olmalı.
Sen bir patron olsaydın...
Kendini işe alır mıydın diğerine diğerine değil de?
Nedir seni eşsiz yapan, diğerlerinden ayıran?
Bu lazım. Bir sosyal sorumluluk projesinde çalışın.
Bir sivil toplum kuruluşuna gidin.
Her yaz en az bir ay bir yerde ister bakkal ister kasap bir yerde staj yapın.
İngilizcenizi mükemmel hale getirin.
Bir tanesi bu. İkincisi çok okuyun.
Çok okuyun, çok okuyun.
Okumak bitmeyen bir süreç.
Ben hala haftada iki kitap okuyorum.
50 yaşıma gireceğim önümüzdeki sene.
Çok okuyun. Her şeyi okuyun.
Antik Yunan'da okuyun.
Roma'da okuyun. Osmanlı, Selçuklu, hikaye, roman, aşk.
Ne okuyorsunuz okuyun. Diyoruz ve Roma dönemine Marcus Aurelius'a geri dönüyoruz.
Çok anlamlı ya Emin Çap Hanım'ın sözleri.
Gerçekten kulağımızdan girip diğer kulağımızdan çıkmasın.
Çok iyi. Dinleyelim o kısmı.
Ve stonji geleneğe göre arkadaşlar gösteriş, şatafat bunlardan uzak durulur biliyorsunuz.
Bunun için de Marcus diyor ki muhafızlar, süslü kıyafetler, meşaleler, heykeller bunlar olmadan da bunlara ihtiyaç duymadan da bir saraylı olunabilir.
Yani asil olunabilir diyor.
Şaşalı şeylere aldanmayın diyor.
Yani şu an öyle bir gösteriş çağında yaşıyoruz ki öyle bir zenginlik pornografisine maruz kalıyoruz ki son zamanlarda özellikle.
Bu podcastın en başındaki Kıbrıslı Zenon'u hatırlayın.
Hani üstünüzdekiler olmasa, hiçbir şeyimiz kalmasa biz kimiz değil mi?
Biz o zaman da değer görür müyüz?
Şu an aklıma Aziz Nesin geldi.
Hani 1934 yılında soyadı kanunu çıkıyor.
Herkes böyle böbürlenici soy isimleri alıyor.
İşte dünyanın en cimrilere gidiyor.
Eli açık soyadını alıyor.
İşte en tembeli gidiyor.
Çalışkan soyadını alıyor.
Hatta diyor ki Aziz Nesin insanların diyor bütün böyle gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı.
Ben de diyor bu yağmada soyadı yağması var.
En sona kaldım.
O yüzden güzel bir soyadı da kalmamış kendisine.
Bana diyor ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığı için kendime gittim.
Nesin soyadını aldım.
Çünkü neden? Herkes Nesin diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.
Aziz Nesin.
Ve yine şu an aklıma bir fıçının içinde yaşayan köpek Diyojen geldi tabii ki.
Büyük İskender'den gördüğü o saygıyı hatırlayın.
Hayatta hiçbir şey olmayan, beş parasız, sersefil görünümlü köpek Diyojen ve Büyük İskender olmasaydım Diyojen olmak isterdim diyen Tarihin gelmiş geçmiş en büyük fatihlerinden Büyük
İskender. Hatta aklıma şu an Ulus Baker Hoca geldi.
O türlerin göz bebeği, sosyolog, filozof, unutulmaz bir bilim insanı.
Yedi dil biliyordu.
İnanılmaz donanımlı bir akademisyendir kendisi.
Yani keşke bir kerecik dersine girebilseydim Ulus Hoca'nın.
Ulus Hoca nereden aklıma geldi şu an?
Çünkü o da böyle hiç saçını başını önemsemezmiş.
Gözlüğünün camı düşmüş düşünün yani gözlük camı yok öyle geziyor.
Yamuk zaten gözlükleri.
Yemek ye demeseler yemek yemeyi bile unutan bir insan.
Aynı kaza, aynı üst başı günlerce giyermiş.
Bir pantolon alırmış o pantolonun bedenine bile bakmazmış alırken.
O yüzden çoğunu böyle iple bağlarmış.
Hani iple tutturuyor düşünsenize pantolonlarının belini.
O kadar umursamıyor. O da Kıbrıslı bu arada.
Kıbrıslı Zenon'dan bahsettim ya en başta stoğacılığın kurucusu dedik.
Yani felsefenin sadece düşünsel bir eylemde kalmaması gerektiğini, hayata entegre olması gerektiğini savunan bir isim.
Kıbrıslı Zenon da öyle. Kim bilir belki de o yüzden böyle yaşıyordu bilmiyorum Ulus Hoca.
Sevgiyle anıyoruz onu buradan.
Felsefeyi teoride bırakmayıp pratiğe dökenler.
Devam edelim. Bu arada Marcus'un dediği her şeye katılmıyorum.
Onu da belirtmek isterim.
Çoğu yere x atmışım böyle hayır katılmıyorum falan yazmışım.
Mesela diyor ki akrabaların birbirine aykırı davranması.
Doğaya aykırıdır.
Akrabaların hiçbirinden bana zarar gelmez demiş.
Masum. Yani akraba dediğin bazen de akbabadır Marcus.
Daha geçen gün bir arkadaşımla konuşuyorduk bunu.
Hani akrabalarının yaptığını anlatıyordu.
Dedim ki ya düşman yapmaz bunları.
Marcus niye böyle diyor arkadaşlar?
Çünkü şey diye düşünüyor.
Hani bu kötü özelliklerin hepsi onların bilgisizliğinden dolayı başına geldi.
Böyle düşünüyor. Bunu düşünen çok var biliyorsunuz o filozoflar arasında.
Bizler aynı Tanrı'nın işte aynı kutsallığın bir parçasıysan o yüzden akrabayız.
Ondan dolayı onlardan bana zarar gelmez diyor.
Hani bunu biraz Hazreti İsa'nın o çarmıhta söylediği son sözlere benzettim.
Ne diyordu? Baba onları bağışla.
Çünkü onlar ne yaptığını bilmiyorlar demişti.
Demişti diyorum dediği rivayet edilir.
Sokrates de ne diyor?
Hiç kimse bize bile bile kötülük yapmaz.
Kötülük bilginin eksikliğinden gelir demiş değil mi?
Sokrates podcast'imi dinleyenler zaten Hazreti İsa ile olan benzerliklerini orada anlatmıştım.
Marcus stoğacı arkadaşlar.
Zaten stoğacılığın dibini sıyırırsak karşımıza kim çıkacak?
Sokrates. Biri bana kötülük yaptığı zaman ya canım benim o iyi ve kötüyü bilmiyor bu yüzden kötülük yaptı.
Bunu diyebilen var mı aranızda ya?
Yoksa Ebu Leheb'in elleri kurusun.
Onu diyenlerden misiniz?
İtiraf edin. Marcus ne diyordum ya?
Marcus bir yerde de şey diyor kitaplara kendinizi çok kaptırmayın diyor.
Yani bir aralar çok fazla kitap okuduğum bir dönem vardı işte pandemide böyle ayda 20-25 kitap falan okuyorum kafayı yemiş gibiyim tam o sıralar Cemil Merit'in bu ülkesinde şu söze denk geldim kitap
yüklü eşekler olmayın böyle yazıyordu ne kadar doğru aslında ya.
Dücane Cindi oğlu biliyorsunuz çok severim.
Aristoteles'in metafiziğini defalarca okumuştur.
Yani aynı kitabı belki 10 kere okumuştur.
Özümseyebilmek için. Ona da mesela çok şaşırmıştım.
Ya aynı kitabı 10 kere okumuş.
Vay be falan demiştim.
Ama sonra anlatınca dedim ki evet ya.
Evet çok doğru söylüyor. Çünkü önemli olan habire böyle sırf okumak için kitap okumak değil.
Ne yapmamız gerekiyor?
Böyle sindirerek değil mi?
Hani bazıları ayda bir kitap okur ama onu öyle bir sindirir ki.
Cürelerine işler o kitap. Böyle bir şey sorarsanız şak diye cevap verir.
Ben kitap konusunda çok oburum, açgözlüyüm.
Bunu yapamıyorum. Yani yaparım da işime gelmiyor.
Marcus'un zamanında Dostoyevski vardı da okumadı mı soruyorum size.
Yani adamın felsefe okumaktan içi geçmiştir bence.
Siz onun bakmayın böyle dediğine.
Yok yok ki ne okuyacak yani.
Anca felsefe okumuş. Ondan sonra demiş ki o kadar da kitap okumayın yani.
Hani kafayı sıyıracaksınız.
Şaka şaka. Marcus'un yaşadığı zamanla yani bizi...
Bizim zamanımıza en çok uyum sağlayabilecek şeyleri anlatmaya çalışıyorum.
Yoksa biliyorum yani devir farkından böyle olduğunu.
Kendinizi aşağılamayın diyor arkadaşlar.
Çünkü kendinizi onurlandıracağınız zaman gelip geçiyor.
Zaten bunu öyle bir yüzümüze vuruyor ki kitapta tamam diyorum abi öleceğim yani anladım okey.
Sus artık. Zamanını iyi değerlendirin sürekli böyle.
Kendimi gördüm o yüzden.
Rahatsız oldum. Kitap yazsam muhtemelen bu olur.
Ben bir felsefeci olsam size sürekli bunu hatırlatırım.
Geçmişten gelen böyle işte.
Mervet olsun. Sürekli size bunu hatırlatırım.
Zaman gelip geçiyor.
Lütfen zamanınızı iyi değerlendirin.
Diyor ki herkesin kesin tek bir yaşamı var ve seninki hemen hemen tamamlandı.
Bak bak yine aynı şeyi söylüyor.
Senin diyor zamanım bitiyor artık diyor.
Kendine saygı duyan biri değil.
Diğer insanların ruhlarında kendi mutluluğunu arayan birisin.
Söze bakar mısınız? Yani kendisiyle mutlu olmayan biri başkalarından bekler o mutluluğu.
Sen önce kendini sevip say diyor ve diyor ki iyi bir şey öğrenmek için kendine boş vakit yarat ve aylak aylak gezmeye son ver.
Başka birinin ruhundakileri izleyip anlamadığı için bedbaht olana pek rastlanmaz.
Fakat kendi ruhunu yakından takip etmeyenlerin bedbaht...
Bet konuşamadım. Bedbaht olması kaçınılmazdır diyor.
3000 yılı ya da bunun binlerce katı fazlası yaşayacak olsan da hiç kimsenin hali hazırda sürdürdüğü hayattan başka bir hayatı kaybetmediğini ve kaybetmekte olduğu hayattan
başka bir hayat yaşamadığını unutma.
Yani diyor ki tek bir hayatım var kardeşim değerini bil.
Bu yüzden hayatın en kısası da en uzunu da Her zaman aynı kapıya çıkar.
Çünkü şimdiki zaman herkes için aynıdır.
Bu yüzden geçmiş zaman da aynıdır ve yitip giden sadece bir andır.
Herhangi biri ne geçmişi ne de geleceği yitirmemiştir.
Birinin sahip olmadığı şeyi herhangi birisi...
Nasıl söküp alabilir ondan?
Sahip olmadığınız şeyi sizden kim söküp alabilir diyor.
Bu yüzden şu iki şeyin unutulmaması gerekir.
İlki ezelden biri.
Her şey aynıdır. Hep aynı döngülerdir.
Tekrarlanan ve hiçbiri farklı değildir.
Herhangi biri 100 ya da 200 yılda ya da sonsuzlukta hep aynı şeyleri görür.
İkincisi bir kişi çok uzun yaşasa da çok kısa yaşasa da hep aynı şeyi yitirir.
Bu da şimdiki zamandır ve insan sadece bundan mahrum olabilir.
Nihayetinde insan...
Yalnızca buna sahiptir ve hiç kimse sahip olmadığı şeyi yitiremez.
Anın öneminden bahsediyor.
Şimdiki zamanın öneminden.
Ve diyor ki başkalarının verdiği imkanla ışık saçan biri olma.
Başkalarının yardımıyla elde edilecek sükunete ihtiyaç duyma.
Özetle bir adamın kendi başına dik durması gerekir.
Dik tutulması değil.
Ufacık bir parçası olduğun evrenin sana sadece kısacık bir anı bahsedilmiş.
Zamanın bütünlüğünü ve payına düşen yazgıdaki küçücük rolünü hiç unutma.
İntikam almanın en iyi yolu intikam alınacak olan kişiye benzememektir diyor.
Ve gençler için harika bir tavsiye.
Herhangi bir şey yapmak sana zor geldiğinde bunu insanın yetersizliğine verme.
İnsanın yapabileceği bir şeyi sen de yapabilirsin.
Gelecek için kaygılanma.
Çünkü oraya vardığında şimdi yararlandığın aynı akıl olacak yanında.
Olmayan şeyleri varmış gibi düşünme.
Elinin altındakilerden birini tercih et ve eğer onlar da olmasaydı onları nasıl arayacağını düşün.
Yine de seni memnun eden elindeki şeylere kendini fazla kaptırma.
Onlara fazla değer verirsen üzülürsün diyor.
Eğer ün peşinde koşuyorsanız, Marcus diyor ki, ün peşinde koşanların akıllarını, hangi niteliklere sahip olduklarını, neleri tutkuyla istediklerini, Nelerden
korktuklarını, neyi takip ettiklerini düşün.
Marcus daima bir amaca, bir eyleme yönelik bir hayatın anlamlı olacağından bahsediyor.
Yani neyi istediğimizi iyi bilmemizi, kendimizi iyi tanımamızı ödülüyor.
Mutlu bir yaşamında bu yoldan geçtiğine inanıyor.
Mutlu bir yaşam insanın doğasının talep ettiği şeyleri yapmakla bulunur diyor.
Eğilimlerinizi bulun, tutkunuzu bulun.
Marcus bugünün psikologlarının söylediği şeyi yüzyıllar öncesinden söylüyor bize.
Diyor ki dışarıdan bir etkiyle, Başına bir şey geldiği için üzülüyorsan aslında üzüldüğün şey o değil, ona dair yargındır.
Bu yargıyı da ortadan kaldırabilirsin.
Eğer seni üzen şey kendi karakterinden kaynaklanıyorsa ona dair yargını düzeltmene ne mani olabilir?
Benzer şekilde eğer seni üzen, sana sağlıklı ve doğru gelen bir eylemi...
Yapamamaksa neden daha fazla çabalamak yerine üzülüyorsun?
Okumanın, yazmanın neden önemli olduğunu da şöyle açıklıyor.
Öğrenmeden öğretemezsin.
Ama İlber Ortaylı'nın dediği gibi cahille sohbeti kesin diyor Marcus da.
Cahil biriyle gevezelik etmemek tüm felsefi disiplinlerin ortak ilkesidir demiş.
Ve yine çok sevdiğim bir tavsiye.
Sabah 5'te kalkan Merve bunu çok sevdi.
Diyor ki sabahları kalkmayı canın istemedikçe şunu hatırla.
İnsanlık görevi için kalkıyorum.
Eğer bunun için doğduysam, bunun için dünyaya gönderildiysem neden huysuzlanıyorum?
Çarşaflara, örtülere sarılıp...
Kendimi ısıtayım diye mi yaratıldım?
Fakat bu daha keyifli.
Öyleyse keyif çatmak için mi dünyaya geldin?
Eyleme geçmek, çaba harcamak için değil mi yani?
Bitkilerin, küçücük kuşların, karıncaların, örümceklerin, arıların üstlerine düşen her şeyi yaptıklarını, ellerinden geldiğince dünyanın düzenine katkıda bulunduklarını görmüyor
musun? Ve sen insanların görevlerini yerine getirmesini istemiyorsun öyle mi?
Kendi doğanın sana buyurduklarını...
yapmakta acele etmeyeceksin öyle mi?
Fakat dinlenmem gerek.
Tabii ki benim de dinlenmem gerek.
Yine de doğa, yemek, içmek gibi bunun da ölçülerini ve sınırlarını belirlemiştir.
Oysa sen yararlı dinlenme ölçüsünü aşıyorsun.
Fakat eyleme gelince gereğinden azını yapıyorsun.
Hatta payına düşen ölçünün bile altında kalıyorsun.
Aslında sen Kendini sevmiyorsun.
Sevseydin doğanı ve doğanın gereğini de severdin.
İşlerini seven insanlar çalışırken yemek yemeyi, yıkanmayı dahi unuturlar.
Fakat sen kendi doğana, bir işlemecinin işlemesine, dansçının dansa, para gözün paraya, kendini beğenmiş birinin küçücük şöhretine değer verdiğinden daha az değer veriyorsun.
Ve böyle insanlar ne olursa olsun işlerine karşı tutkulu bir sevgi beslerler.
Yemek yemeyi, uyumayı unuturlar ve zamanlarını harcadıkları işleri daha da ileri götürmek isterler.
Özetle hayat amacınızı bulun ve o amaç uğruna hiç yorulmadan tüm azminizle çabalayın diyor Marcus Aurelius.
Tutkunuzu bulun diyor yüzlerce yıl önce yaşamış bir filozof imparator bize.
Ve son olarak diyor ki başkaları her ne söylerse söylesin ya da...
Ne yapıyorsa yapsın. Benim iyi olmam gerekir.
İster altın, zümrüt veya mor rengin şöyle söylemesi gibi.
Kim ne derse desin ya da ne yaparsa yapsın.
Ben rengini yitirmeyen...
Bir zümrüt olacağım. Bu bölüm rengini yitirmeyen bir zümrüt olmak isteyenlere gelsin.
Vodafone FreeZone'un sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
26 yaş altındaki gençleri Vodafone FreeZone'un avantajlarından faydalanmak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Bu hafta tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
