
Akbank'ın, 'Kobi Hareketi Kampanyası' hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için: https://bit.ly/36qVKFD
*
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
*
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm Akbank hakkında reklam içerir*
Transkript
Merhabalar, Akbank'ın sunduğu, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bu bölümde neler konuşacağız?
Hep hayalini kurduğunuz ama bir türlü gerçekleştiremediğiniz şeyleri konuşacağız.
Hayallerini takip edenleri ve onların bu yolda karşılaştıkları büyük engelleri nasıl aştıklarından bahsetmeye çalışacağım bugün.
Yani kısaca bana ilham veren hayatları sizlere de ilham olsun diye anlatmak için buradayım.
O zaman şimdi hep beraber 2016...
yılına gidiyoruz. Neden?
Çünkü 2006 yılında hemen hemen hepimiz gerçek hayattan uyarlanmış ve hatta kitabı da olan bir film izlemiştik hatırlarsanız.
Will Smith'in altın küre ödülü aldığı ve Oscar'a aday gösterildiği Umudunu Kaybetme filmi.
Yıl 2022 oldu ama ben hala her izlediğimde gözyaşlarıma engel olamıyorum.
Kermin Gallo'nun bu hikayenin gerçek hayattaki kahramanı olan Chris Gardner'la bir röportajını okumuştum.
Orada Gardner evsiz olduğu için 2 yaşındaki oğluyla bir metro istasyonunun tuvaletinde gecelediği zamanların hikayesini anlatıyordu Gello'ya.
Bu arada az önce söylediğim cümleyi dinleyip geçtiğinizi biliyorum ama geçmeyin lütfen empati kurun.
Evsiz kalıyorsunuz, 2 yaşında küçücük bir çocuğunuz var ve metro istasyonunda kalıyorsunuz.
Sadece bir adet takım elbiseniz var ve gündüzleri o takım elbisenizi giyip önce çocuğunuzu anaokuluna bırakıyorsunuz.
Sonra aç bir ilaç koşa koşa borsa simsarı olmak için ücretsiz derslere gidiyorsunuz.
Neden? Çünkü bir gün Ferrari'den inen bir adama bayım bu arabayı nasıl satın aldınız diye sormuşsunuz.
Ve adam da size borsacı olduğunu hatta kurs verdiğini söylemiş.
Olay bu. Yani işte o gün başlıyor onun borsacı olma hayali.
Ve evet mutlu son Gardner eğitim almak için girdiği yerde o şirketin en tepesine tırmanıyor.
Ve sonunda... Multi milyoner oluyor yanlış duymadınız.
Multi milyoner oluyor.
Şimdi bütün bunları bir kenara bırakıyorum.
Bu röportajın aslında benim için en çarpıcı kısmı şuydu.
Carmine Gallo hemen hemen her gece San Francisco'da BART trenine binerek Gardner'ın o geceleri 2 yaşındaki oğluyla yattığı metro istasyonundan geçiyor.
Ve geçerken de şunu fark ediyor.
Bir an kafasını kaldırıp trendeki insanların yüzlerine bakıyor.
O kadar mutsuzlar ki, o kadar gözlerindeki ışık sönük ki kendi kendine şunu soruyor.
Nasıl olur da metro istasyonunun tuvaletinde uyuyan evsiz bir adam, iş sahibi olan ve hatta iş yerlerine gitmek için metroyu kullanan bu insanlara kıyasla hayata dair daha fazla
heyecan duyabilir? Hadi bakalım bu sorunun cevabını bulalım.
İşte bu sorunun cevabını bize...
Yine bu olayın baş kahramanı Chris Gardner söylüyor.
Başarının sırrı yeniden meşgul olmak için gün doğumunu beklemeye bile tahammül edemeyeceğiniz kadar uğraşmayı sevdiğiniz o şeyi bulmaktır diyor.
Bu söz o kadar anlamlı ki bence bunu geri alıp tekrar dinleyin derim.
Yani Steve Jobs'ın o meşhur sorusu gibi.
Ne yapmak istiyorum değil.
İçimi şenlendiren nedir diye sorun.
Yani iki soru da aslında sizi çok başka noktalara götürür.
Peki ne demek ister Steve Jobs bize?
Yani içimi şenlendiren nedir?
Bu ne demek? Şu. Hatta Steve Jobs'ın çok yakın bir arkadaşıyla yaşadığı bir olayı anlatacağım size.
Bir gün New York'ta Center Park'a bakan çok lüks bir dairenin terasında Steve Jobs ve yakın arkadaşı John Scalise oturmuş.
Böyle dışarı bakıyorlar. Steve Jobs bir anda arkadaşı John'a dönüyor ve şu soruyu soruyor.
Hayatının geri kalanı boyunca...
Şekerli su satmak mı istiyorsun yoksa benimle gelip dünyayı değiştirmek mi istiyorsun diyor.
Çünkü John az önce Steve Jobs'ın Apple'ın başına geçmesi yönündeki o teklifini reddetmiş.
Ve Pepsi'deki pozisyonumu korumak istiyorum demiş.
Ama sadece tek bir soruyla hayatı sorgulatmış Steve Jobs adama ve bu an için şunu diyor John daha sonradan.
Sanki karın boşluğuma çok sert bir yumruk yemiş gibi oldum.
Boğazım düğüm düğüm oldu.
Çünkü... Hayatımın geri kalanı boyunca neyi kaçırdığımı merak ederek yaşayacaktım diyor.
Hayatının geri kalanını neyi kaçırdığını merak ederek yaşamak.
Bu sözü bir düşünün derim.
Steve Jobs Apple'ı bu noktaya işte bu soruyla getirdi.
İçimi şenlendiren nedir sorusuyla.
Jobs bilgisayarlar yapıyordu ve insanların o yaratıcılıklarını özgür bırakacak bu araçları inşa etmek.
Onun tutkusuydu. Yani onun içini şenlendiren şey buydu.
Ya da uluslararası golf şampiyonu Rory McLorney'nin şu sözü gibi.
Sabah uyandığımda düşündüğüm şey yatağa girerken düşündüğüm şey golf.
Ya da umudunu kaybetme filminin baş kahramanının düşündüğü şey borsa uzmanlığı.
Şimdi şunu dediniz belki benim içimi şenlendiren ne olabilir ki?
Yani ben nasıl tutkumu bulayım?
Bununla ilgili de sizlere çok sevdiğim bir hikayeden bahsedeceğim.
Bir üniversitede bir iletişim profesörü var.
Öğrencilerine bir soru soruyor. Diyor ki hayatınızdaki en önemli olay ne?
Öğrenciler düşünüyor, taşınıyor vesaire uğraşıyorlar falan derken bir öğrenci yanına geliyor ve diyor ki benim hayatımda önemli bir olay yok ki diyor.
İşte profesör o anda öğrencisine şu soruyu soruyor.
Bugün bir üniversitede ikinci sınıf öğrencisi olarak sen lise 3'te olduğun kişiyle aynı insan mısın diyor.
Kız da dönüp diyor ki hayır değilim tabii ki diyor.
Demek ki diyor profesör seni olgunlaştıran, dünyayı farklı görmene neden olacak bir şeyler gerçekleştirmiş hayatında.
İşte o olay her neyse senin önemli olayın.
O işte diyor. Ben de şimdi size sormuş olayım.
Sizin önemli olayınız ne?
Bunu bir düşünmenizi istiyorum.
Şimdi size 200 milyon dolar yıllık geliri olan bir şirketin kurucusunun hayatından bahsedeceğim.
200 milyon dolar yıllık geliri olduğu için değil.
Hikayesini sevdiğim için.
17 yaşındayken kardeşiyle beraber bir basketbol maçından dönüyor.
Ve takımdakiler akşam yemeği için mola veriyor.
Otobüs duruyor. Herkes inip yemeğe gidiyor.
Ama Bobby'nin ve kardeşinin hiç parası yok.
Ve maddi durumu çok kötü olan bir ailenin çocukları.
O anda çok açlar ama gururlarından o otobüsten inmiyorlar.
Derken aradan böyle birkaç dakika geçiyor.
Ve otobüse başka bir çocuğun babası geliyor.
Ve diyor ki çocuklar eğer size akşam yemeği ısmarlamama izin verirseniz.
ve takımın geri kalanına katılırsanız çok sevinirim.
Hiç kimsenin bu olayı bilmesine gerek yok.
Bana teşekkür etmeyin.
Bana teşekkür etmek için tek yapacağınız şey ileride...
Başka bir harika çocuk için sizin de aynı şeyi yapmanız diyor.
Ve bu olay hiç çıkmayacak şekilde kalbime kazındı diyor Bobby Herrera.
İşte onun önemli olayı buydu.
O günden sonra aynı kişi asla değildi.
Ve diyor ki o gün şöyle bir karar verdim eve gittiğim zaman.
O otobüsteki bana benzeyen başka çocuklar için aynı şeyi yapabileceğin bir araç yaratmak.
Ve şu an o dev şirketinin çalışanları yılda 1500 çocuğa yeni okul malzemeleri alıyor yemekli.
Etkilikler düzenliyor. Yani 17 yaşında otobüste yaşadığı bir olay bugün onu böyle dev bir şirket kurmaya iten itici güç oldu aslında.
Yani demem o ki herkesin hayatında bugüne bakışını ve bugünkü davranışlarını biçimlendiren, şekillendiren olaylar vardır.
İşte bugünkü bölümümüzün destekçisi olan Akbank bütün bu anlattığım girişimci hikayeleri gibi bir hayali, bir tutkusu olan kobileri desteklemek için bir kobi hareketi başlattı.
Podcast açıklamasına bırakacağım linke tıklayarak Akbank'ın Kobi hareketine katılabilirsiniz ve işlerinizi mobilden kolayca çözebilirsiniz.
Öncelikle Kobi hareketi nasıl oluyor biraz ondan bahsetmek istiyorum.
Şöyle ki artık Akbank'la olan Kobiler oturdukları yerde mobilden post cihazına başvurduklarında Post cihazları kendilerine geliyor.
İş yerlerine özel avantajlı paketleri alıyor, ön muhasebe ve e-ticaret pazar yeri çözümlerinden de faydalanıyorlar.
Şahıs firması sahipleri tüm hesaplarını Akbank Mobile'de aynı yerden görerek kolayca yönetebiliyor.
Nakit akış özeti ve finansal takvimlerini istedikleri zaman inceleyebiliyorlar.
Akbank'ın bu desteklerinin yakın zamanda tüm COBİ'lere açılacağının da müjdesini vermek istiyorum.
Bu arada COBİ'ler ilk 3...
para transferine, çek ve senet işlemlerine masraf ödemiyorlar ve masrafsız 36'ya kadar vadeyle 50.000 TL'ye varan krediye şipşak başvurabiliyorlar.
Yani Akbank'la Kobi hareketiyle işler hızlanıyor.
Kobiler hiç zaman kaybetmiyor diyebiliriz.
Kobilerin işine hız, gücüne güç katan bu kampanya detaylarını sizlerle de paylaşmış olayım.
Haydi o zaman devam edelim.
Nerede kalmıştık hayallerimizde?
Şimdi diyeceksiniz ki Merve biz hayal kuruyoruz kurmasına ama Ne ailemiz ne arkadaşlarımız yani hiç kimse bize destek olmuyor.
Ben bunlara bazen heves kırıcılar diyorum.
Yani hepimizin hayatında yok mu bu insanlardan?
Hayallerinizi anlatıyorsunuz ve sizinle alay ediyorlar.
Ya bununla ilgili geçen şöyle bir olaya şahit oldum anlatmadan geçmek istemiyorum.
Starbucks'ta oturuyordum böyle.
Ben insanları gözlemlemeyi çok seviyorum.
Zaten fark etmişsinizdir.
Neyse işte tam arkamda bir kız bir erkek var böyle oturmuşlar kahve içiyorlar.
Çocuğun önünde bilgisayar açık ve kıza böyle canhıraş bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Nasıl heyecanlı nasıl mutlu.
Yani o kadar şey ki o içini şenlendiren şey bulmuş yani o çocuk belli.
Ve anlattığı şeyler gerçekten on numaraydı yani.
Çok yakındı kusura bakmayın dinledim.
Neyse. Anlattı, anlattı, anlattı.
Ya diyorum ki kız niye tepki vermiyor ya falan diyorum.
Kız da telefonuyla oynuyor ve arada kafasını kaldırıp çocuğa şöyle diyor.
Ya kanka olmaz o iş ya.
Ya yapamazsın ya.
Of falan yapıyor böyle.
Ve hani olmayacak bir durum da yok ortada.
Çocuğu dinlemediği için ne dediğini de anlamadığı için sadece hani tepki vermiş olmak için veriyor.
O anda hiç umurunda bile değil.
Telefonundan Instagram'a bakıyor.
Fotoğraf çekiyor falan. Düşünebiliyor.
musunuz ya? Birine hayallerinizi anlatıyorsunuz ve size böyle davranıyor.
Gerçekten böyle kalkıp masayı sallayasın falan geldi.
Çok sinirlendim. Çocuğa diyecektim ki bana anlat ya.
Gel bana anlat. Ben dinleyeyim seni.
Ama diyemedim. Şimdi valla geçmişe dönsem derdim ya.
Üzüldüm o çocuğa. Bu arada cümlede geçen arkadaş sözcüğü için özür diliyorum.
Çünkü gerçek arkadaşlar asla böyle yapmazlar.
Devam edelim. Şimdi ben böyle durumlarla karşılaşan insanlar için hep böyle Walt Disney'in o Disney Company modernemesi vardır ya.
Hep Hep onu örnek gösteriyorum ama önce biraz bu eğlence imparatorundan bahsetmek istiyorum.
Hani demiştik ya her insanın hayatında bir kırılma anı vardır diye.
İşte Bobby Herrera'nın otobüs hikayesi gibi ya da Steve Jobs'ın sorusuyla hayatı sorgulayan Pepsi'nin sahibi gibi.
Ya da işte Chris Gardner'dan bahsettik.
Walt Disney'inki neydi Merve derseniz.
Mickey fareyi hayatımdaki tüm kadınlardan daha çok seviyorum diyen adamın hikayesi.
İşte bu eğlence imparatoru çocukluğunda çok fakir bir ailede büyüdü.
Her gün ama her gün babasından şiddet görmüş bir çocuk Walt Disney.
Neden dayak yiyordu derseniz çizim tutkusu yüzünden.
Çünkü Walt Disney gece demiyor, gündüz demiyor.
Çocukken sürekli bir şeyler çiziyor, sürekli bir şeyler karalıyor.
Ve bir kere hatta babası onun bütün çizimlerini alıyor, çöpe atıyor.
Ve onu tam 14 saat aralıksız keman çalması için zorluyor, ceza veriyor.
Belki bir gün onun hayatını böyle daha detaylı bir şekilde anlatırım.
Ama şunu bilmenizi de isterim ki.
Yani belki şunu demiş olabilir.
Bu adam neden böyle insan biçimi verilmiş hayvanlara bu kadar düşkün?
Çünkü her filmde bu var.
Bu konuda şöyle bir iddia vardır bilmiyorum biliyor musunuz?
Baykuş katili hipotezi diye bir iddia atılmıştır ortaya.
Şöyle ki Disney küçükken evde baykuş beslemek istiyor.
Çok enteresan. Evde bir baykuş olsun istiyor.
Ve baykuş aramak için ormana gidiyor.
Tam istediği gibi bir baykuş buluyor.
Ama hayvan direniyor.
Gelmek istemiyor. Walt Disney'de çocuk daha çok sinirleniyor.
Baykuşu alıp yere fırlatıyor ve maalesef onun ölümüne sebep oluyor.
İşte o gün yaptığı o şeyden o kadar büyük bir vicdan azabı duyuyor ki hayatını çizgi filmler aracılığıyla da olsa vahşi yaşam ve hayvanları korumaya adadığı söylenir.
İşte Walt Disney'in meşhur baykuş katili hipotezi budur arkadaşlar.
Ve biliyorsunuz ki böyle başarısızlıklarla dolu bir hayatı vardır.
Çünkü küçüklüğünden beri böyle karikatürler çiziyor ama hiç kimse...
Beğenmiyor bir podcast'ta bahsetmiştim zaten.
Dediğim gibi böyle başarısızlıklarla dolu nice nice denemesi oluyor.
Ama en sonunda başarıyor.
Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filmi Oscar aldı biliyorsunuz.
Ama Walt Disney'in bir hayali var.
O da şu. Dev bir eğlence parkı kurmak.
Yani dünyadaki en inanılmaz parkı kurmak gibi bir hayali var.
Yani Disney eğlantı. Bunu ilk söylediğimde çoğu kişi bunun bir hayal olduğunu hatta saçmaladığını düşünüyorlar.
Ama Walt Disney dediğini yapıyor.
Ve dünyanın en büyük eğlence tema parkını kuruyor.
Ben de yıllar önce Paris'tekine gitmiştim.
Gerçekten o kadar güzeldi ki tekrar gitmek için böyle can atıyorum.
Peki aradan neredeyse 100 yıl geçtiği halde nasıl hala Disney Company alanında lider?
Yani bu işin sırrı ne olabilir derseniz bunu kısaca şöyle anlatabilirim.
Disney'in şirket yapısından dolayı.
Çünkü bu şirket yapısını inceleyen iş insanları şu sonucu buluyorlar.
Şimdi şöyle bir bina hayal etmenizi isteyeceğim sizden.
Bina hayal edin tamam mı? 3 bölümden oluşuyor.
3 kattan. Bu şirketin en üst katında...
hayalperestler çalışıyor.
Orta katında gerçekçiler çalışıyor.
Ve en son katında da eleştiriciler çalışıyor.
En üst kattaki hayalperestler ne işe yarıyor Merve derseniz şimdi söyleyeceklerim kulağınıza hayal gibi gelecek biliyorum belki ama bu bunların görevi bu kattakilerin hayal etmek.
Sabahtan akşama kadar oturup bir şeyleri hayal ediyorlar.
Ama şunu hiç düşünmüyorlar. Paraymış pulmuş nasıl olurmuş nasıl hiç bunları düşünmüyorlar.
Ve sanki hayal ettikleri her şey olacakmış gibi hayal ediyorlar.
Mesela işte diyorlar ki çocuklar için böyle dev gibi Mickey Mouse'lar olsun çocuklar onların üzerine binsin işte onlar bir anda hareket etsin.
Yani Disneyland'ın hayali zaten vardı öncesinde.
Bu arada şunu sakın unutmayın.
Gerçekleşen her şey Önce hayal edildi.
Nietzsche'nin dediği gibi hayallerinizden başka hiçbir şey size ait değildir.
Ve hatta William Faulkner'ın da dediği gibi sadece bilgi insanların hayalleri büyük olur.
Misal Elon Musk. Yani hayal edin çünkü hayal ederken önce zihninizin ekranında olabilir yazısı çıkıyor.
Ve bunun akabinde biz bu hayallerin peşine düşüyoruz.
Jules Verne'i hatırlayın. Hani hep demiş ya bir insanın hayal ettiği şeyi başka insanlar gerçekleştirecek diye.
Hatta kendi hayallerini. Hayata da bence buna çok güzel bir örnektir.
O kitaplarında bahsettiği işte birçok icat, denizaltı olsun, raket olsun bunların hepsi zaten başkaları tarafından gerçekleştirildi.
Bu arada aklıma gelmişken George Melias'in Aya Seyahat diye bir filmi var mutlaka izleyin.
Jules Verne demişken onu da anmadan geçmeyeyim.
İlk bilim kurgu filmidir bu arada.
1902 yılında çekilmiştir ve Jules Verne'in o Aya Seyahat kitabından esinlenilerek çekilmiştir.
Yani çok keyifli bir film bence izleyin.
Hani neden izlemeliyiz diyorsanız zaten ilk bilim kurgu filmi.
Şimdi dönelim Walt Disney şirketinin en üstündeki o hayalperestlere.
İşte bunlar dediğim gibi sabahtan akşama kadar olur olmaz demeden, hiç para pul düşünmeden, sermaye düşünmeden, hiçbir şey düşünmeden hayal kurarlar.
Ne kadar güzel değil mi? Şimdi orta kata iniyoruz.
Orta katta gerçekçiler var.
İşte bunlar o üst kattaki hayalperestlerin hayal ettiği şeylerin maliyetlerini hesaplarlar.
Hatta ne kadar süre içerisinde yapılabileceğini hesaplarlar.
ve süreyi hesaplayan insanlar.
Orta kattaki gerçekçiler.
Ve son olarak da en alt kata iniyoruz.
Burada da işte en önemli kısım burası.
Eleştiriciler var. Bunlar adı üstünde her şeyi eleştiriyorlar.
Düşünsenize bu departmandasınız.
Yani işte bunu böyle yaparsak şöyle olur.
Bunun başka bir yolu var mıdır?
Ya işte bu olmaz. Bilmem ne bıdı bıdı bıdı.
O Starbucks'daki kız gibi. Ya kanka olmaz ya falan diyor ya işte o eleştiriciler.
Şimdi olayın en önemli kısmını anlatıyorum.
Bu 3 ayrı katta çalışan kişiler var ya asla.
Ama asla bir araya gelmezler.
Birbirlerini asla görmezler.
Neden düşündünüz mü?
Çünkü hayalperestlerin hayalleri kırılır onlarla bir araya gelirse.
Hani o çocukken kurduğunuz hayallerin ucu bucağı yoktu ya.
Şimdi dönüp şöyle bir kendinize bakın.
Hani küçük prens podcastında bahsetmiştik.
Ne hale geldik eleştiriler yüzünden?
Hayal dünyamız ne kadar köreldi?
Ne kadar sınırlandırdık biz onu?
Bunu görmenizi istiyorum.
İşte Walt Disney'in şirketinin başarısının sırrı bu.
Asla hayallerin...
körelmemesi. Çünkü en üst kattaki hayalperestlerle en alt kattaki o eleştiriciler karşılaşmaz.
Bir de Albert Bandura diye bir psikolog var bilmiyorum duydunuz mu?
Dünyanın en önemli psikologlarından biridir.
Onun da böyle anlatmayı çok sevdiğim bir araştırması var.
Öz yeterlilik üzerine bir araştırma yapıyor.
Hatta bu makalesine böyle çok çarpıcı iddialar koymuş ortaya.
Ne diyor biliyor musunuz? Neden bazı insanlar hedeflerine ulaşabiliyorken neden diğerleri başarısız oluyor?
Yani araştırmanın Konusu bu aslında.
Çünkü başarılı insanlar bir hedefi gerçekleştirecekleri zaman yeteneklerine inanıyorlar.
Yani yetenekleri konusunda yüksek güvene sahip olan insanlar zorlu görevlerden kaçınmıyorlar.
Onları zorlu görevleri yani kaçınılması gereken bir tehdit olarak algılamıyorlar.
Aksine üstesinden gelinmesi gereken, meydan okunması gereken şeyler gibi görüyorlar.
Yani eğer siz varlığınızın her zerresiyle bir şeyi yapabileceğinize inanıyorsanız işte bunu başardınız.
Döşerme ihtimaliniz o kadar yükselecektir diyor Bandura.
İşte bu yüksek öz yeterliliğe sahip insanlar hedeflerine ulaşabileceklerine inanıyor.
Yani bunu gerçekleştirmek için gereken adımları da atıyorlar.
Daha çok çalışıyorlar, daha çok deniyorlar ve belki defalarca yeniliyorlar.
Yanlışlar yapıyorlar, tekrar deniyorlar.
Ama esas önemli olan nokta anlayacağınız üzere asla pes etmiyorlar.
Hep devam yani. Ama düşük öz yeterliliğe sahip insanlar ne yapıyor?
Onlar zaten kendilerini haramlıyorlar.
etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Risklerden kaçıyorlar, meydan okumalardan kaçıyorlar ve olumsuz bir yorumla karşılaştıklarında hemen dağılıyorlar.
Tıpkı şimdi anlatacağım masal gibi.
Bu arada masal anlatmayı çok seviyorum.
Neden masal anlattığıma gelirsek şundan dolayı hani masalların babası Hans Christian Andersen der ya masallar çocuklar uyusun, büyükler uyansın diye yazılır der.
O yüzden anlatıyorum. Şimdi masal şöyle.
Bir gece yarısı kocaman bir bahçede yaşayan tavşan topluluğu gökyüzünde dolunayı görünce hadi bahçeye çıkalım kutlama yapalım diyorlar.
Neyse bahçeye çıkıyorlar böyle dolunay ışığının altında şarkılar söylüyorlar, dans ediyorlar, yiyorlar, içiyorlar, eğleniyorlar.
O sırada aralarından iki tavşan az ilerideki kuyudan su çekmek istiyor.
Neyse bunlar kuyunun başına varıyorlar.
Tam böyle suyu çekecekleri sırada ayakları oradaki ipe dolanıyor ve iple birlikte kuyunun dibini boyluyorlar.
Bunu gören diğer tavşanlar da böyle hemen koşarak kuyunun başına geliyor ve aşağıdaki tavşanlara bakıp bağırmaya başlıyorlar.
Eyvah şimdi ne yapacaksınız?
Sizi yukarıda çekemeyiz.
Allah kahretsin asla oradan çıkamayacaksınız.
Taşlar çok kaygan. Kuyu çok derin.
Siz artık bittiniz.
Aman tanrım biz ne yapacağız?
Sizi çok özleyeceğiz.
Keşke elimizden bir şey gelse.
Yani hep böyle peslimiz şeyler yani.
Bağırıyorlar sürekli. Hatta böyle en son ümitlerin tükendiği bir noktada yukarıdaki tavşanlardan birisi diyor ki yani kaderimize razı olmamız gerekiyor.
Yapacak bir şey yok. Siz o kuyudan asla çıkamazsınız.
Çünkü çok geçmeden Sıcaklarınız yorulacak yüzmekten ve yavaş yavaş dibe batıp boğulacaksınız.
Hani en iyisi kaderinize razı gelin diye bağırıyor kuyunun tepesinden.
Ve bu esnada aşağıdaki iki tavşan o kuyunun dibindeki kaygan taşlardan böyle yukarı tırmanmaya çalışıyorlar.
Ve ikisi de aşağı kayıp kayıp duruyorlar.
Yani sürekli düşüyorlar. Ve her düşüşlerinde o yukarıdaki tavşan topluluğu, gözyaşları, böyle ah edip vah etmeleri, sızlanmaları ona eşlik ediyor tabii ki.
Ve aradan kısa bir süre geçtikten sonra tavşanlardan birisi...
hakikaten o kaygan, o yosunlu taşa tırmanıp tırmanıp düşmekten yorgun düşüyor ve vazgeçiyor tabii ki.
Bırakıyor kendini o kuyunun derin sularına.
Yavaş yavaş dibe batıyor o yukarıdakilerin dediği gibi.
Ve boğulup gözden kayboluyor.
Derken geriye kalan o tek tavşan azimle o yosunlu taşa tırmanmaya, yukarı çıkmak için çabalamaya devam ediyor.
Sürekli asla pes etmiyor.
Her düştüğünde o kaygan taşın daha güvenli noktasını tespit ediyor.
Bir daha deniyor, bir daha deniyor, bir daha deniyor derken yavaş yavaş yavaş yukarı tırmanmayı başarıyor.
Ve en sonunda o kuyudan kurtulan tavşan o oluyor.
Bütün tavşanlar o tavşanı sevinçle karşılıyor, alkışlıyorlar, kucaklaşıyorlar, onu böyle sarıp sarmalıyorlar ve eve götürüyorlar.
Neyse aradan bir süre geçiyor ve tavşanlardan birisi soruyor haliyle.
Ya diyor nasıl yaptın bunu, sen bunu nasıl başardın?
Biz buna hiç ihtimal vermiyorduk diyor.
Bizim yukarı çıkmayı başaran tavşan da şu cevabı veriyor.
Ne diyor? Hani yüksek sesle konuş.
Duyamıyorum şu anda diyor. Tavşanlar o soruyu tekrar yüksek sesle soruyorlar.
Ve o da diyor ki. Kardeşlerim diyor.
Yani ben neredeyse şu an sağır sayılırım.
Ama size şunu söyleyeyim.
Sizler kuyunun tepesinde bana böyle tezahürat yaptınız.
Şarkılar söylediniz.
Ve ben duyamasam da sizi gördüm.
Eğer sizler bunu yapmasaydınız.
İnanın ki ben bunu asla başaramazdım.
Ne söylediğinizi anlamasam da hareketlerinizden belli oluyordu.
Yani eğer bana bu kadar güçlü...
şekilde inanç göstermeseydiniz başarılı olabileceğimi, o kuyudan çıkabileceğimi asla hayal edemezdim diyor.
İşte bu hikayedeki gibi hatta Walt Disney'in o orta katındakiler gibi hayatınızda bu tarz insanlar her zaman olacak.
Yani sizi her zaman aşağı çekmek isteyen insanlar olacak.
Tıpkı o kuyunun başında tezahürat yapan tavşanlar gibi.
Ama şunu unutmayın ki bu hikayede iki tavşan vardı.
Bu podcast'ı sonlandırırken sizi en başta anlattığım Umudunu Kaybetme filminin en sevdiğim repliğiyle uğurlayacağım.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Bana bu adresten ulaşabilirsiniz.
Aşağı bırakacağım linkten Akbank'ın girişimciler için sunduğu fırsatları incelemeyi unutmayın.
Ve tıpkı bu filmin adı gibi Umudunu Kaybetme, Chris Gardner gibi Umudunuzu Kaybetmeyin ve bu filmin en sevdiğim repliğiyle sizlere bu haftalık veda ediyorum.
Diyordu ki filmde kimsenin sana bir şey yapamayacağını söylemesine izin vermiyor.
İzin verme. Benim bile.
Bir hayalin varsa peşini bırakmamalısın.
İnsanlar kendilerinin yapamadıkları şeyleri senin de yapamayacağını söylerler.
Bir şeyi istiyorsan peşini bırakma.
Git ve al. Akbank'ın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi podcastımızın sonuna geldik.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
