
Mediamarkt Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Mediamarkt" hakkında reklam içerir*
Transkript
Mediamarkt Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Merve sesine ne oldu diyenler?
Çarşamba günkü bölümü hatırlayanlar eminim.
Bunu anlattıktan sonra çok güleceksiniz.
O bölümde diyordum ya ben hiç hasta olmam.
Senelerdir hasta olmuyorum.
Zaten ben camlar açık yatarım falan.
Bir de diyorum ki umarım kendime nazar değdirmem.
Ben çünkü iyiyi de çekerim kötüyü de dedim.
Ve influenza olmuşum.
Domuz gribi. Domuz gribi ne ya?
Ne biçim bir ismi var? Ama ben bunu çektim resmen.
Kayak yaparken... Hayal ettim.
Çok ciddiyim. Hayal ettim hasta olduğumu.
Dedim ki ya ben bu kadar üşüyorum.
Burası eksi 25 derece.
Ankara'ya gidince ya sesim bozulursa ya hasta olursam.
Ne yapacağım? Zaten uzun bir ara vermişim.
Bir de üstüne hastalık eklenirse.
Kafamda senaryolar kurdum ben zaten.
Sonra Ankara'ya geldim. Sabahına domuz gribiyim.
Neyse serumlarımı yedim.
Yıkılmadım. Ayaktayım. Buradayım.
Dün arkadaşım diyor ki yani bir tek diyor kıyamet koptuğu zaman çalışmazsın herhalde.
O kadar doğru ki. İsrafil Suru İfri'ye ben orada hala çalışıyorum.
Bir saniye geliyorum.
Bir dakika bitiyor hemen. Kayıt bitiyor geliyorum.
Oradan siz sur sesini duyuyorsunuz arkadan.
Ay neyse başlayalım.
Ne kadar uzattım ya. Şimdi 14 Şubat yaklaşıyor arkadaşlar.
Bu haftayı aşk haftası ilan ediyorum.
Hep böyle aşk konuşacağımız bir hafta olacak gibi görünüyor şimdiden.
Bugün biraz aşk konuşalım istedim.
Hayallerimizdeki aşka nasıl kavuşuruz?
Bundan bahsedeceğim. Çok biliyormuşum gibi.
Son 20 yılda ilişkiler dünyasında en güvenilir kişilerden biri olan Dr.
Alexandra Solomon'ın bu konudaki tavsiyelerini anlatacağım size.
Kendisi uzman, klinik psikolog ve akademisyen aynı zamanda üniversitede sevgi dolu kalıcı ilişkiler kurma konusunda çalışıyor ve milyonlarca insana ulaşmış bu çalışmalara.
Hadi o zaman sözü fazla uzatmadan hemen başlayalım.
Maya Angelou'nun şu sözüyle açılışımı yapmak istiyorum.
Daha iyi yapmayı öğrenene dek...
Elinizden gelenin en iyisini yapın.
Daha iyi yapmayı öğrendiğinizde ise daha iyisini yapın.
Bu sözü her yere uyarlayabilirsiniz.
Aşkta dahil. Öncelikle geçmişimizi anlamakla başlayalım bu meseleye.
Şimdi arkadaşlar size bir soru.
Sizce siz gerçekten sevmeyi biliyor musunuz?
Bu soruya lütfen. Dürüstçe cevap verin.
Peki bu konuda gerçekten iyi misiniz?
Yani sevmeyi biliyor musunuz?
Ve bu konuda iyi misiniz?
Sizden dürüst cevaplar bekliyorum.
Şöyle geçmiş ilişkilerinizi bir hatırlayın.
Kendinizi bir yoklayın.
Dürüstçe kendinize cevap verin.
Neden bunu istiyorum? Geçmişimizin ne önemi var Merve demiş olabilirsiniz.
Çünkü geçmişimiz bizim sevme biçimimizi şekillendiriyor.
Büyüdüğümüz ev ve aile bizim ilk sevgi sınıfımız değil mi?
Biz bu ilk sevgi sınıfında sevme ve sevilme yöntemlerini öğrendik.
Farklılıklarla, anlaşmazlıklarla nasıl baş edebileceğimizi gördük.
İhtiyaçlarımızın karşılanması için neyi nasıl istememiz gerektiği gibi konularda hepsini burada öğrendik değil mi?
Bu sevgi sınıfında ailemizde öğrendik her şeyi.
Bağlanma biçimimiz bile biz daha 2 yaşına gelmeden zaten oluşmuştu.
Muhtemelen şu anda bu stili devam ettiriyoruz.
Merve ben bağlanma stilimi bilmiyorum diyorsanız aşkı bulmanın bilimsel yolları diye bir bölüm kaydetmiştim.
Onu dinleyebilirsiniz arkadaşlar.
Size ilk bakım veren kişi her kimse ki muhtemelen ebeveynlerinizdir.
Onlara davranma şekliniz, onlarla kurmuş olduğunuz ilişki kime benziyor?
Partnerinizle kurduğunuz ilişkiye benziyor.
Neden? Çünkü geçmişimiz bizi takip ediyor değil mi?
Bu geçmişimiz yani o ilk sevgi derslerimiz bizim sevme biçimimizi şekillendirir dedim az önce.
Burası çok omelli. Peki annenizle babanızın ilişkisi nasıldı?
Benim çok sevdiğim bir soru var.
Eğer bir kadınsanız kendinize şu soruyu sorun.
Ben babam gibi bir adamla evli olmak ister miydim?
Bir erkekseniz şu soruyu sorun.
Ben annem gibi bir kadınla evli olmak ister miydim?
Devam edelim. Annenizle babanızın ilişkisine bakış açınız çok önemli.
Çünkü bu sizin partnerinizle kuracağınız ilişki için aldığınız ilk örnek.
Birbirlerini hiç sevmemiş olsalar bile mi?
Evet. Çünkü bir şeylerin yokluğu da varlığı kadar üzerimizde etki bırakabilir değil mi?
Onlar bize hiç farkında olmadan ikili ilişkilerimizden ne bekleyip ne beklemememiz gerektiğini üstü kapalı bir şekilde de olsa öğrettiler.
İstemeden de olsa. Mesela bir kız çocuğu düşünün.
Annesi sürekli diyor ki adam eline bakmamak lazım.
Babadan gelen parayı böyle minnetle kabul etmiyor.
Kendini hep bir borçlu hissederek alıyor oradan gelen parayı.
Halbuki siz ailesiniz.
Ve şey diyor işte sürekli. Ben kendi paramı kazanırım.
Benim param benim bilmem neyim.
Sürekli böyle benim benim benim benim.
Ele gebe kalmamak lazım diyor.
Yani bu kız çocuğunun büyüyünce eşi milyoner de olsa ne olursa olsun.
Kendini paralarcasına çalıştığını görmeniz mümkün o kız çocuğunun.
Eşine bile... güvenmemesi gerektiğini, onun aslında bir el olduğunu düşünmesi, ondan geleni minnetle kabul etmemesi, alma verme dengesini bilmemesi, aldığı zaman kendini çok borçlu ve çok kötü
hissetmesi. Neden? Çünkü annesinden böyle öğrenmiş, böyle büyümüş o çocuk.
Ne bekliyorsunuz? İleride tabii ki eşini el olarak görecek.
Ondan gelen bir şeyi böyle minnetle tabii ki kabul etmeyecek, edemeyecek çünkü öyle büyümemiş.
Eğer çok problemli ilişkileri olan bir ailede büyüdüyseniz belki şunu demiş olabilirsiniz.
Ben onlar gibi olmayacağım. İşte eşime, partnerime böyle davranmayacağım.
İlişkimde onlar ne yaptıysa ben asla yapmayacağım.
Bunları demiş olabilirsiniz.
Başka bir şekilde sevmek istemiş olabilirsiniz.
Çok normal. Ama konuşmak kolay.
Bunları uygulamak çok zor.
Çünkü aile yapıları, bağlılık duygusu bunlar bize miras kalan zor konular.
Bunları aşmak zor. Geçmiş geçmişte kaldı.
Ben önüme bakıyorum desek de o geçmiş bir şekilde şimdiki ilişkilerimize bir çatlak bulup...
erden sızmayı başarıyor.
Sorunlu ailede büyüyüp harika bir eş olan insanlar da var.
Yok değil. Her iki tarafta bilinçli olursa sağlıklı ve yakın bir ilişki tabii ki mümkün arkadaşlar.
Geçen bir kadın takipçim yazdı bana.
Demiş ki Merve eşimin çocukluğu çok kötü geçmiş.
Ailesi çok problemliymiş.
Bir sürü travmaları var.
Hani ondan mı bilmiyorum ama artık yapamıyorum dedi.
Onun bağımlılıklarıyla işte oyun bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı bir sürü bağımlılıkları var.
Uğraşamıyorum artık dedi. Ve sanırım Yavaş yavaş sona doğru gidiyoruz dedi.
Bazen kendimi Güzin abla gibi hissediyorum.
Dedim ki sen şu an onunla kavga etmiyorsun.
Onun yaralı. Tramvalı çocukluğuyla kavga ediyorsun.
Sen şu an annenle babanla kavga ediyorsun.
Onunla değil aynı şekilde o da seninle.
Yani iki küçük çocuk kavga ediyormuş gibi.
Tramvalarımız bize ne öğretir diye bir bölüm yapmıştım.
Orada bunları detaylı anlatmıştım.
Bağımlılıklar o acıdan bir kaçış biçimi.
Oyun, bağımlılığı, sosyal medya bunları konuşmuştuk.
Yüzleşmemek, oraya dönüp bakmamak için.
Ama ne demiştik? Aslında en özde sağlıklı bir birey var değil mi?
O öze ulaşmak lazım demiştik.
Yaktan kuşağa sıçrayan bir orman yangını gibi arkadaşlar.
Ta ki bir kişi öne çıkma cesaretini gösterip o yangınla yüzleşene kadar devam ediyor.
Ve o kişi de zaten gelecek nesillerin huzuru için, güvenliği için çok önemli bir insan bence.
Sevmenin ne demek olduğunu bilmeyenler, yani bunu ailelerinden görmeyenler, o sevgi sınıfı demiştik ya orada olmayanlar, bu düzeni bozabilirler.
İlişkisel öz farkındalık ebeveynliğimizin de yapı taşlarından biri.
Hayatımızın anlamlı olması için bence en önemli şeylerden biri sevmek ve sevilmek.
Çünkü yalnızca o anlam olduğu zaman çocuklarınızla sağlıklı bir duygusal bağ kurabiliyorsunuz.
Hani bir söz var ya çok severim ben bu sözü.
Bir evde anne mutluysa herkes mutludur.
Bence çok doğru bana göre.
Anne mutsuzsa herkes mutsuz.
Çünkü sevilen, sevildiğini, değer gördüğünü hisseden bir kadın çiçek açar ya.
Çocuklarını da mutlu eder eşini.
de mutlu eder. Aynı şekilde erkekte sevilip değer görmek bence herkesi mutlu eder bu hayatta.
Umarım böyle insanlarla yolunuz kesişir.
Seyirlik değil ömürlük olsun diyeceğiniz insanlarla Sezen Aksu'nun o parçasını da çok severim.
Hiç ummazdım oldu sonbaharda.
Hediye gibi geldin.
Hoş geldin. Merve benim zaten hediye gibi biri var hayatımda diyorsanız ne mutlu size.
E ne mutlu Merveciğim ama 14 Şubat yaklaşıyor bir hediye tavsiyesi gelmez mi?
Diyenler sevgililer günü için hediye seçmek biliyorum hiç kolay değil.
O yüzden bu konuda size güzel bir tüyo vermeye geldim.
Mediamarkt sevgililer günü hediye bulucu AI.
Onunla uzun uzun düşünmenize gerek kalmadan sevgilinize hediye alabiliyorsunuz.
Nasıl mı? İlk olarak mediamarkt.com Ardından Hediye Bulucu AI sayfasına tıklıyoruz.
Sayfaya tıkladıktan sonra tamamen yapay zeka destekli chat botun sorularını yanıtlıyoruz.
Cevaplarımıza göre hızlı bir analiz yapan sayfa bize en iyi hediye alternatiflerini hemen sunuyor.
İşte size hem ortamlarda satmalık hem de hayatın içinde kullanmalık bir bilgi.
Tabi isterseniz Mediamarkt mağazalarına gidip kendiniz de seçebilirsiniz.
Akıllı telefonlardan tabletlere, bilgisayarlardan kulaklıklara, sevgililer gününde aradığınız tüm teknolojiler...
Aşkı yaşatan teknolojilerin Mediamarkt'la tam zamanı.
Hadi devam edelim. Şu an eğer beraber olduğunuz biri varsa şöyle bir bakın arkadaşlar.
Eşinize, sevgilinize ya da ekslerinize şöyle bir düşünün.
Ebeveynlerinizle çok benziyorlar değil mi?
Bunu hiç fark etmiş miydiniz?
Ya da onlardan tamamen farklılar.
Taban taban azıt.
Neden? Çünkü bilinçaltımız eski yaraları iyileştirme amacıyla bizi...
Ebeveynlerimize en çok benzeyen ya da asla benzemeyen birilerine yönlendiriyor.
Bir tanıdığımız vardı. Küçükken babasından çok şiddet görmüştü.
Ve gitti aynı babası gibi kendisine şiddet gösteren biriyle evlenmişti.
Ne diyordu Carl Jung çiçeğim?
Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürünceye kadar o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona...
Kader diyeceksiniz. Bir erkek gidip annesi gibi itaatkar bir kadınla evlenebilir.
Üstelik küçükken bundan çok muzdarip olduğu halde.
Hani genelde erkekler der ya annem gibi bir kadınla evlenmek istiyorum diye.
Niye acaba? Babası annesini sürekli aldatan bir kız düşünün.
Büyüdüğü zaman ihanete uğradığında bunu çok normalleştirebilir.
Sadakatsizliğe göz yumabilir.
Çünkü öyle bir ortamda büyümüş.
Ama büyürken gördüklerini, maruz kaldıklarını devam ettirmeyi reddederek o yangını söndürür.
at koyma, bağlantı kurma ve seçme sürecini başlatmış olur.
Şimdi bu süreç çok önemli. Geçmişimizin şu an kurduğumuz ilişkiler üzerindeki etkisiyle ilgili ilişkisel öz farkındalığımızı artırmak için bir yöntem bu.
At koyma dediğimiz şey şu.
Geçmişimize olduğu gibi gözlerimizin önüne getiriyoruz arkadaşlar ve bizi nasıl etkilediğini düşünüyoruz.
Bağlantı kurma dediğimse değerlendirme yapmadan Geçmişin etkilerini hissetmeye çalışmak.
Seçme ise bilinçli olarak tekrar ve tekrar sevmeyi seçmek.
Bilinçli olarak dedim dikkat.
Şimdi at koyma kısmını biraz açıyorum.
Bu ilk adım burada ne yapıyoruz biliyor musunuz?
cesur bir şekilde aile dinamiklerinizi tanımlamanızı istiyorum.
Kendiniz de tanımlayın. İşte benim annem nasıldı?
Doldurun. Benim annem alkolikti, babam sadakatsizdi.
İşte evimizde şiddet vardı.
Şöyleydi böyleydi. Hepsini açıklayın.
Aile dinamiklerinizi açıklayın.
Adını koyun. Canınız yanacak ama bunu yapın.
Ne varsa ailenizde.
Size aşağılanmış hissettiren ne varsa.
Halbuki bunlar da bizim bir suçumuz yok.
Buranın altını çizerim. Bunlar iyi ya da kötü tecrübeler.
Başımıza geldi, yaşandı ve hala bizimleler.
Onları dil Şekillendirip adlandırmadığımız zaman ilişkimizi şekillendirmelerine izin veriyoruz.
O yüzden adını koyun.
Bağlantı kurma dediğim şey ise yargılamadan bunların etkisini hissetmek arkadaşlar.
Derine inmek. Lütfen kurban psikolojisine girmeden bunu yapmaya çalışın.
Geçmişe takılı kalmadan.
Dediğim gibi sadece yargılamadan bunların etkilerini hissederek derine iniyoruz.
Gerçi çoğumuz yas tutmayı reddediyoruz ama o yükü de taşıyoruz içimizde bir yerlerde inkar ederek.
Seçme ise farkındalığınız, partnerinizle daha yakın bir bağ kurmanıza olanak sağladığında üçüncü adımımız.
Belki birbirlerine asla değer vermeyen insanlar tarafından yetiştirildiniz ama bunu ilişkinize taşımak zorunda değilsiniz.
Bu bir seçim. Seçme kısmı bu.
Kendinize şu soruları sorun.
Hangi işe yaramaz hikayeler ve inançlar benim için engel oluşturuyor?
Hangi durumlarda geçmişte almış olduğum bir yaranın etkisini hissediyorum ve ona göre davranıyorum?
Daha cesurca sevmek için karşımdaki insanı ne yapabilirim korkusuzca sevmek için?
Büyürken tecrübe ettiklerimiz, bugün yakın ilişkiler hakkındaki düşüncelerimiz yani aşk hayatımız hakkındaki düşüncelerimizi nasıl hissettiğimizi ve davranışlarımızı etkiliyor dedim.
En başta örnek ver Merve.
Şimdi arkadaşlar sizi yetiştiren kişilerin doğası ve karakteri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tanımlayın işte mesela benim babam çok baskıcı, otoriter, işkolik ya da işte iyi özellikleri varsa onları sayın.
İşte annem çok tatlıdır, çok neşelidir, enerjiktir ya da işte çok sinirlidir, çok ağlar, aşırı içine kapanık bir kadındır gibi.
Tanımlayın kendinizi iyi ve kötü yönlerini yazın.
Ve şimdi hayatınıza giren insanları tanımlayın.
iz bırakanları, girmeler önemli değil.
Aşık olduğunuz insanlar ya da eşinize bakın evliyseniz.
Ne farklılıkları var ve ne benzerlikleri var.
Peki size şunu sorsam.
Büyürken kendinizi ailenizin gözünde değerli hissettiğiniz anları hatırlayın desem.
Sonra ailenizin yıkıcı oldukları yönlerini yazın desem.
İşte incitici, faydasız olanları yazın desem.
Ya da yazmayın düşünün işte mesela ailem nadiren bana seni seviyorum derdi gibi.
Yani incindiğiniz şeyler neler bunları düşünün.
Ebeveynlerim duygularını uçlarda gösterirdi ya da çok bastırırdı gibi.
Annem babam birbirlerine hep yalan söylerdi gibi.
Bunları siz biliyorsunuzdur.
Sayın dökün içinizde ne varsa.
Bunları neden soruyorum biliyor musunuz?
Hayatınızda devam ettirmek istediğiniz ve aynı zamanda ardınızda bırakmak istediğiniz aile modeliniz.
Değerler ve inançlarınız.
Değer... verdikleriniz ve kurtulmak istedikleriniz bunlar aslında bunlar bizim hayat hikayemiz ve hayat hikayemiz çok önemli neden çünkü kişiliğimizi oluşturan En temel etkenlerden.
Bizi biz yapan şeyler o yaşadıklarımız.
Yaşadıklarımız çok önemli.
Onları inkar etmemeliyiz.
Şimdi kendi hayat hikayenizi düşünün.
Hayat hikayeniz belli bir zaman dilimi içinde çeşitli mekanlarda sizi etkileyen ve sizden etkilenen bazı kişilerle olan etkileşiminizden doğan bir takım bölümlerden olaylardan oluşuyor
değil mi? Hayatınızdaki olaylar birer noktadır.
Onları nasıl birleştirdiğimiz bizim kişiliğimizi yaratıyor ve aydınlatıyor.
Hayatımızdaki başrol biziz.
Hikayemizdeki bölümlerde ve sahnelerde kendimize vermiş olduğumuz roller bizim aslında kim olduğumuzla ilgili açık ya da üstü kapalı bir şekilde söylenenleri yansıtıyor.
Bir kahraman mısınız hayatımızın hikayesinde?
Bir kurtarıcı mısınız? Bir savaşçı mısınız?
Bir kurban mısınız?
Hangisisiniz? Şimdi söyleyeceğim şeye lütfen dikkat arkadaşlar.
Araştırmalar hayat hikayemizi Anlatış biçimimizin asıl tecrübe ettiklerimizden daha önemli olduğunu gösteriyor.
Hayat hikayenizi nasıl anlatıyorsunuz?
Kendimiz ve ilişkilerimiz hakkında anlattığımız hikayelerin, karşı tarafa da dikkat bu arada size anlatanlara, üslubuna bakın, kendi üslubunuza da bakın, kalitesine bakın.
Bu sizin kim olduğunuzu ele veriyor.
Olayları hayatımıza nasıl uydurduğumuz bizim bakış açımızı şekillendiriyor.
ve yansıtıyor. Hayat hikayemin yakın ilişkimle ne alakası var Merve?
Aşk hayatımla. Hayat hikayemiz çevremizdeki insanlarla bağ kurma şeklimizi etkiliyor.
İlişkisel öz farkındalığın mihenk taşlarından hatta az önce anlattıklarımı hayatınızdaki insan için de düşünün.
Size hayat hikayesini anlatışına dikkat edin arkadaşlar.
Üslubuna neler anlattığını hepsine dikkat edin.
Oranın bir fotoğrafını çekin.
Çok şey göreceksiniz. Çok şey barındırıyor içinde hayat hikayemizi anlatışında.
anlatış şeklimiz. Hayat hikayemizi yazan biziz.
Başrol de biziz. İster peri masalına çevirmeye çalışırız bu saatten sonra.
İster elm sokağı kabusuna değil mi?
Bize kalmış. Hani travmalarımız bize ne öğretir bölümünde demiştim ya.
Aslında hepimiz işte doğduğumuz zaman yani travma yaşamadan önce ruhlarımız yara almadan önce sağlıklı, iyi, değerli bir bütünlük içerisindeydik.
Sonra o acılar bizi yeniden şekillendirdi, yoğurdu demiştim.
Belki bambaşka biri olduk demiştim.
Bağımlılıklar geliştirdik belki ama O öze, özümüze inebilirsek yani o tertemiz çocuk kalbimize inebilirsek çok şey değişecek demiştik.
Aile terapistlerinin sağlık önermesi de bu.
Hepimiz doğuştan değerli, bütün ve iyiyiz.
Bazen acı çekerken gerçekten olduğumuz kişi gibi davranmayabiliyoruz.
Çok normal acı halinde insanların içinden şeytan çıkabiliyor.
Tanıdığınızı sandığınız insanlarla yeniden tanışma sebebiniz o acılar.
Hepimizin hayatında temel sorunlar var.
Aileden, okuldan. Arkadaşlıklarınızdan, iş hayatınızdan, çevrenizden, öğretmeninizden, kültürel kimliğinizden pek çok sorun olabilir.
Mesela şöyle düşünün.
ABD'de büyüyen bir Afro Amerikalı düşünün.
Ailesinden istediği kadar sevgi, saygı, değer görsün böyle pamuklara sarmışlar, büyütmüşler onu.
Bir yerlerde ırkçılığa maruz kalıyor.
Ve onun temel sorunu bu.
Irkçılık. Yani ailesinde bakın problem yok.
Ve ne olacak? Sürekli güvensiz hissediyor.
Güvensiz hissediyor.
Temel problemi bu. Eşcinsel düşünün sürekli bu konuda zorbalığa uğruyor ki uğruyorlar.
Kendinde bir eksiklik hissedebiliyor ve bu onun temel problemi olabilir.
Bunu ilişkilerine sirayet ettiriyor.
O yüzden anlatıyorum bunu. Şöyle düşünün sürekli yeni birileriyle tanışıyorsunuz tamam mı?
Ama bu ilişkiler bir türlü ileri gitmiyor.
Tanıştığınızda kalıyorsunuz ve size bunun nedenini soranlara karşı taraf için habire kulp takıyorsunuz.
Bunu en iyi siz bilirsiniz. Böyle düşünmeniz belki sizde...
olan temel bir sorunu yansıtıyor olabilir mi?
Bir düşünün. Belki de olay şu siz yargılanmaktan çok korktuğunuz için önce siz karşı tarafı yargılıyor olabilir misiniz arkadaşlar?
Belki terk edilme korkunuz var ve ilk önce terk eden ben olayım deyip çekip gidiyor olabilir misiniz?
Belki de karşı taraf gerçekten problemde de olabilir.
Ama burada kendinize dürüst olmanızı istiyorum.
Kendinize anlattığınız hikayeler mi size engel oluyor?
Bunu bir düşünün. Kendinizle lütfen cesurca yüzleşin.
Geçmişte belki çok travmatik aşk deneyimleri yaşadınız ve kendinizi tamamen komple aşk meşk ilişkilerine kapattınız.
Hiçbir şekilde adını bile duymak istemiyorsunuz.
Olabilir. Herkesin başına gelebilir.
Ama lütfen şunu düşünün.
Sahip olduğunuz tek şey içinde bulunduğunuz an ve bu an gidiyor.
Bunun farkına varalım.
Yani bırakalım hayatımızın odak noktası şimdi olsun.
Aşkta da bu geçerli.
Lütfen şimdi de kalın.
Şu anda kalın. Geçmiş geçmişte kaldı.
Gitti. Yok artık.
Geleceği de henüz bilmiyoruz.
Çıkın oradan. Ruhani öğretmen Carolyn Mies diyor ki Yaralarımızın etkisi altında kaldığımızda dönüşümümüzü engelliyoruz.
Burası çok ömerli. Yaralarımızın bize sunduğu armağanları, üstesinden gelebilme cesareti ve onlardan aldığımız dersleri gözden kaçırıyoruz.
Yaralarımız bize Tutkulu ve bilge olmayı öğretir.
Aşk acılarımızdan da mı ders çıkartacağız Merve?
Evet çıkaracağız. Bence insan kendini en iyi aşıkken tanır.
Atın bu dediğimi fava bekleyin görün.
Umarım görürsünüz. Olaylara tek taraflı bakmayın.
Ya hep ya hiç.
İyi ya da kötü. Doğru ya da yanlış bu biçimde düşünenler için diyorum.
Bunlar yakın ilişkilerde sıkıntı yaratıyor ve güçsüz kalıyor bu tarz tanımlamalar.
Ve karşı taraftan lütfen size ebeveynlik yapmasını beklemeyin.
Gerekirse kendi kendinizin ebeveyni olun.
Ne yapalım Merve? Alın bir çocukluk fotoğrafınızı.
Her zaman göreceğiniz bir yere koyun.
Gözünüzün önünde olsun. Ekran resmi yapın gerekiyorsa.
Neden böyle bir şey diyorum? Çünkü zaman zaman kendimize merhamet etmeyi unutuyoruz ya.
O sizi hatırlatır. O fotoğrafınıza bakın ve...
Şu soruyu sorun. Bu küçük çocuğun ne duymaya ihtiyacı var?
Sorun. Çocuk fotoğrafınıza sorun.
Kendinizi geçmişinizle yargılarken o kendinize söylediğiniz acımasız sözleri o fotoğrafa bakarak söyleyin.
Söyleyemeyeceksiniz. Çünkü o çocuğa merhametsizlik etmek kolay değil.
Hadi deyin. Sen tembelsin.
Sen aşağılıksın.
Sen değersizsin. Seni hiç kimse sevmeyecek.
Sen çirkinsin, beş para etmezsin diyebilir misiniz bunları?
Sanmıyorum. Bir de şu var.
Artık yetişkin olsak bile çocuklukta kalan bazı davranışlarımızı yakın ilişkimize taşıyabiliyoruz.
Mesela işte ebeveynimizden onay alma, ebeveynimizden izin isteme, yönlendirme bekleme, ebeveynlerimizi kurtarma isteği.
Eğer bunlar hayatınızda hala devam ediyorsa tabii ki aşk ilişkilerimizi etkiler.
Bunları görmeye çalışalım.
Bir diğer önemli nokta da şu sınırlarımız arkadaşlar.
yakın ilişkiler için en önemli detaylardan biri bu.
Hepimizin fiziksel sınırları ve duygusal sınırları var.
Fiziksel sınırlarınızı en iyi kendiniz bilirsiniz.
Duygusal sınırlar bizim onayladığımız, tolerans gösterdiğimiz, destekleyip karşı çıktığımız davranışları kontrol ediyor.
Bir ilişkide sınırlar gerçekten çok önemli.
Kendimiz ve diğerleri arasındaki sınırları yönlendirebilmek için tabii ki yine öz farkındalık gerekiyor.
Çünkü ilişki dediğimiz şey bir danstır ve sınırlar yani bağlantı noktalarıdır sınırlar aynı zamanda.
Anlaşmazlık ya da devamlılık fırsatlarıyla olgunlaşır sınırlar ve sürekli değişir.
Asla siyah beyaz değillerdir.
Esnek. Hani biraz daha yaklaş bana ya da bana biraz yardım et.
Kişisel alanımı istiyorum ya da işte bu yakınlık bana çok fazla gibi sınırlar bakın.
O yüzden bir ilişkide yapmamız gereken şey birbirimize bu şekilde dönüşler vermek.
İşte çok yaklaştın ya da neredesin ya da artık Artık seni pek hissedemiyorum diyebileceğimiz alanlar yaratmak.
Çünkü bu tür ilişkiler daha cesur ve daha yakın ilişki oluyorlar.
Karşı tarafa bu tür geri bildirimler vermek iyi.
Çünkü söyleyemediğiniz ya da o dinlemediği için söylemiyorsanız eğer ilişkiniz sevginin değil.
Korkunun gölgesinde ilerler.
Çünkü aşk sınırlar böyle devamlı olarak tartışıldığı zaman ve dinamik bir şekilde sorgulandığında tekrar tekrar ilgi uyandırdığında ve denendiğinde gelişebilir diyor Alexandra.
Şimdi sağlıksız sınırlardan bahsetmek istiyorum size.
Birincisi arkadaşlar geçirgen sınırlar.
Bunlar bağlı ama...
Korunmasız olduğumuz anlamına geliyor geçirgen sınırlar.
Belki başkalarına karşı fazla açık olduğumuzdan kendimizi başkalarını memnun etmeye fazla kaptırıyor olabiliriz.
İlişkilerinizde böyle misiniz?
Dikkat! O zaman geçirgen sınırlarınız.
Ya da sizi ilgilendirmeyen işlere burnunuzu sokuyor musunuz?
Bu da geçirgen sınır belirisi.
İkincisi içine atmak.
İlişkinizde bir şey düzeltmek, iyileştirmek ya da telafi etmek için fazlasıyla sorumlu hissettiğiniz oluyor mu?
Yani karşı taraf değil de sanki bütün her şeyi siz toparlamanız gerekiyor.
Özür mü dilenecek? Ben özür dilerim.
Her şeyi ben yaparım. Her şeyi ben.
Bırak da biraz da karşı taraf mücadele et.
Yok ben yaparım. İlişkide sorun mu çıktı?
Hemen hallediyorum. Ve sizinle alakası olmayan konularda kendinizi paralıyor musunuz?
Üçüncüsü sağlıksız sınırlar.
Bu da davetsiz misafircilik gibi düşünebilirsiniz.
İstenmediğiniz yerlere gidiyor musunuz?
Ya da size gönülden verilmeyen bir teklifi bile...
Kabul ediyor musunuz? Ya da gönülden verilmeyen bir hediyeyi bir şeye almaya çalışıyor musunuz?
Başkasının derdini dert edinip sizden yardım talep edilmediği halde kendinizi gereksiz fedakarlıklar yaparken buluyorsanız sağlıksız sınırlarınız olabilir.
Ne diyorduk fedakarlık için?
Fazla fedakarlık kişinin...
Kendi kul hakkına girmesidir.
Bunu unutmayalım. Bunu bazen fazla fedakarlıkları kendi sorunlarımızdan kaçmak, rahatlamak için yaptığımızı da bilin arkadaşlar.
Tabii ki başkalarının acılarına kulak tıkayalım demiyorum ama bazen dinlemek ve tanıklık etmek bile yeterli.
Karşı taraf bazen sizden fedakarlık beklemiyor.
Sadece dinlemenizi istiyor.
Olaya tanıklık etmenizi istiyor.
O da onun için kâfi ama siz olayı daha ötesine her zaman taşıyorsanız sınırlarını sağlıksız olabilir.
Dördüncüsü katı sınırlarımız.
Hep savunmadaysanız yani bağlı değilsiniz karşı tarafa.
Belki de duygusal zarar görmemek için kapılarınızı çaktırmadan kapatıyorsunuz.
Diyorsunuz ki kendi kendinize hayır hayır hayır bu insandan etkilenmeyeceğim aşık olmayacağım.
Böyle insanlar çok var.
Beşincisi. önünü kesme.
Bazı ilişkilerde guard alıyoruz ya hep böyle bir tetikteyiz.
Pusuya düşmemeliyim.
Ben kül yutmam modundayız.
Katı sınırlarımızda olduğu gibi aynı.
Kendimizi kapatıyoruz. Kırılgan, alıngan ve savunma halindeyiz bu sınırlar dahilinde.
Aman üzülürüm deyip hiç kimseye şans vermeyenler bile var.
Son sağlıksız sınırımıza bastırmak arkadaşlar.
Eğer çevrenizdekiler size sürekli böyle kapalı bir kutu gibi olduğunuzu söylüyorlarsa bunun sebebi kendinizi ifade etmekten kaçıyor olmanız olabilir.
Belki daha önce kendinizi ifade ettiniz ve çok kötü tecrübeler yaşadınız bundan dolayı ama doğrusu bu değil.
Karşı tarafın üzerimizde bıraktığı etkiyi bilmesi gerekiyor.
Buna izin vermemiz gerekiyor.
Bir diğer önemli nokta Tabii ki bağlılık.
Çünkü bağlılık yakın ilişkinin olmazsa olmazlarından.
Bazı insanlar çok korkuyor birine bağlanmaktan.
Ama biliyorsunuz ki aşk barındıran her ilişkinin doğasında bağlılık vardır.
Öyle aşk istiyorum ama bağlılık istemiyorum falan yok öyle bir şey.
Her yakın ilişki çiftin inişlerinin, çıkışlarının, özel anlarının, kırılma noktalarının, kavgalarının bunların ayrıntılarını içeren evrelerden oluşan bir aşk hikayesi.
Aşk hikayesinde özellikle 3 evre öne çıkıyor arkadaşlar.
Birincisi Erken idealleştirme, ikincisi hevesimizi kaybetme, üçüncü evre ise cesur aşk evresi.
Şimdi iki kişi karşılaşıp birbirlerine aşık olduğu zaman hangi evredeler?
İdealleştirme değil mi? Ay ne kadar muhteşem bir insan.
Daha Deccar'in öz evladıyla tanışmamışız birinci evredeyiz.
Erken idealleştirme burada galip geliyor.
Partnerinizi böyle olağanüstü yapan özellikleri fark ediyorsunuz.
O kadar saçma şeyler oluyor ki bu evrede.
Ne kadar güzel sakız çiğniyor.
Ne kadar yakışmış o kemerona.
Yani en komik, en zeki, en seksi odur.
Ne yaparsa yapsın. Araştırmalara göre aşık olan bir insanın beyni uyuşturucu bağımlılığı olan ya da obsesif kompülsif kişilik bozukluğu olan birinin beynine benziyormuş.
Neden? Çünkü aşık olduğumuzda takıntılı, ihtiraslı ve sürekli sevdiğimiz kişiyi düşündüğümüz için dalgın oluyoruz.
Sonra ikinci evre geliyor.
Hevesimizi kaybetme evresi.
Burada artık o idealize ettiğiniz kişinin gerçek yüzünü görüyorsunuz.
Deccal'in öz evladıyla.
Tanıştığınız an. İlk tartışmalar, ilk laf sokmalar, işte ilk tripler, aramayı unutmalar, sorumsuzluklar.
Yani o en baştaki haliniz var ya ondan eser kalmıyor idealize ettiğiniz halinden.
Ama esas bundan sonrası önemli arkadaşlar.
Burada dökülenler hop eleniyor ve üçüncü evreye geldim.
Üçüncü evre artık cesur aşk evresi, korkusuz aşk.
Çünkü çiftler burada artık heves kaybetme aşamasını geçtikten sonra geçebilenler mükemmel bir evreye geliyorlar.
Bu evre... Sur aşk yani korkusuz aşk evresi.
Çiftlerin mükemmel olmamalarına rağmen birbirlerini sevmeye ve sevilmeye değer olduklarının farkına vardıkları, birbirlerine derin bir bağla bağlandıkları evre.
Mutlu çiftler bu evre için der ki ilişkide kendim olabiliyorum.
Bu gerçekten muhteşem bir şey.
Bir ilişkide kendiniz olabilmeniz gerçek aşktır bence o.
İşte aşkın bu evresindeki kişilerin beyin kimyası aşkın ilk evrelerindeki kişilere göre çok daha farklı.
Çünkü artık ilişki bağlılığın kimyasallarıyla dolu arkadaşlar bu evrede.
Oksitosin, vazopresin bunlar var ve çiftler bu evrede kendilerini böyle çok güvende hissediyorlar.
Her iki taraf da bu ilişkinin devamlılığına kendini alıyor.
O yüzden üçüncü evre muhteşem bir evre.
Peki ilişkimizi bitiren şeyler ne?
Ben bu ilişkide gitmeli miyim?
Kalmalı mıyım? Herkes hayatında böyle bir kaosla kala kalmıştır.
Bence aşk hayatında bir dönem.
Karşı tarafın eğer tedavi edilmemiş bağımlılıkları varsa ve buna gönüllü değilse tedavi edilmeye yanaşmıyorsa bu ilişkinizi mahvedebilir diyor Aleksandra.
Alkol, işte kumar, porno bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı gibi şeyler.
Çünkü bağımlılıklar çok güçlüdür diyor.
Yani aşkınızı yıkacak kadar güçlüdür.
O yüzden tedavi şart.
Duygusal, cinsel ya da fiziksel suistimale uğruyorsanız.
Bu ilişkinin içerisinde suistimaller de aşkı çürüten şeylerden birisi.
İhmal de aşkı çürütür bu arada.
Sadakatsizlik de aşkı bitiren şeylerden biri.
Ama bazı çiftler birlikte kalmayı ve ilişkiyi yeniden inşa etmeyi tercih edebilir.
Aldatma üzerine podcast'ımı dinleyebilirsiniz.
Sevgi eksikliğine gelecek olursam bu en kötüsü arkadaşlar.
İlişki terapistleri sevgi eksikliğini tedavisi en güç sorun olarak değerlendirmiş.
Hatta bağımlılık ve sadakatsizlikten bile öte.
Menfaatler üzerine kurulu olan ilişkiler de böyle tabii.
Tutku yoksa, heyecan ve bağlılık yoksa sadece menfaatler varsa zaten orada bir aşk yoktur bence.
Gelelim ruh eşine. Ruh eşinizin sevgisi sizi, ruhunuzu tanıyabilmeniz için, kendinizi keşfetmeniz ve aydınlanmanızı gerçekleştirebilmeniz için motive etmeye yetecek kadar güçlüdür.
Düşünün bakalım hayatınızdaki insan ruh eşiniz mi?
Bunlarla karşılaştınız mı?
dediğimize inanmıyorum. Sizce de böyle mi?
Ruh eşimize benziyor muyuz?
Benzemiyor muyuz sizce? İnstagram'dan cevaplarınızı bekliyorum.
Bu konuyu merak ediyorum. Ruh eşimiz hakkında düşündüklerimiz aslında bir yakın ilişkide nasıl düşündüğümüzü, nasıl hissettiğimizi ve davrandığımızı etkiliyor.
Ruh eşi İbranice'de başırt demek arkadaşlar ve bu inanca göre Tanrı siz daha doğmadan önce eşinizin kim olacağına karar vermiştir.
Ve bu cennette yapılan bir eşleştirme bu arada.
Bir ruh ikiye bölünmüş iki bedende yaşamaktadır.
Ve ruh eşleri birbirlerini bulurlar ve evlilik onları yani o iki ruhu tekrar bir araya getiren şeydir bu inanca göre.
O yüzden eşiniz sizin diğer yanınızdır derler.
Başırt inancına göre çiftler birlikteliklerinin onlardan daha yüce bir güç tarafından yaratılıp desteklendiğini düşünürler.
Bir araştırma projesi ruh eşlerini mükemmel bir eş olarak gören kişilerin ilişkilerinden daha az tatmin olduklarını ortaya çıkarmış.
Ama karşı tarafı yol arkadaşı olarak görenler daha memnunmuş.
Hani bir film var ya Ye.
Dua Et Sev diye bir film.
Romandan uyarlamadır o.
Orada ruh eşi için çok harika bir tanım yapılıyor.
Deniliyor ki insanlar ruh eşinizin size mükemmel bir biçimde uyacağını düşünür ve bu herkesin isteğidir.
Fakat gerçek ruh eşiniz...
Bir ayna gibidir. Sizi size yansıtan, sizi sınırlayan şeyleri size gösteren, hayatınızda değişiklikler yapabilmeniz için dikkatinizi kendinizde toplamanızı sağlayan kişidir.
Gerçek ruh eşiniz muhtemelen tanıştığınız en önemli kişi olacaktır.
Çünkü duvarları yıkmanızı ve uyanmanızı sağlayacaktır.
Ama ruh eşinizle sonsuza dek yaşamak yok, çok canınızı acıtır.
Ruh eşleri hayatımıza girer, yeni bir katmanımızı gösterir.
görmemizi sağlarlar ve sonra çekip giderler.
Sizce de böyle bir şey mi ruh eşi?
Şimdi zengin ve anlamlı bir aşk hayatı yaşamak isteyenler, bir aşk hikayesi yazmak isteyenler bu insanlar tutkulu bir şekilde yaşıyorlar.
Hayatlarının anlamının farkında olan insanlar bunlar.
Yani onlar tarafından yaratılabilir böyle bir hikaye.
Hayatınıza anlam katmak ne demek?
Ondan beslenmek demek değil mi?
Ama çiftler aynı tutkuları paylaşmak zorunda değiller tabii ki.
Zaman zaman çiftler birbirlerinden uzaklaşırlar.
açmaları gerekiyor. Tutkularına yönelmeleri gerekiyor.
Bu da ilişkiyi çok güçlendiren ayakta tutan bir şey.
Tutkularımızın olması kendimize ait.
Profesör Iris Krasnow diyor ki 200'den fazla evli kadınla görüştüm ve birçok kadının mutlu ilişkisinin arkasında çocukluktan gelen ya da işte yeni keşfetmiş oldukları bir hobi var.
Bunu görmüş. Yani enerjilerini tutkularından alan insanlar evliliklerinde çok daha mutlular.
Kendimizi böyle paralamak o insan için kendimizden fazla fazla ödüm vermek bunlar İlişkiye zarar veriyor.
Değerinizi düşüren şeyler bunlar.
Hani saçımı süpürge ettim diyor ya Doğan Cüceloğlu'na birisi.
O da diyor ki saçını süpürge etme.
Saçını tara süpürgeyle de evini süpür diyor.
Yani çiftlerin ilişkilerinin dışında bir hobisi olması gerekiyor.
Tutkularının olması. Bunlar aşkı dinamik tutan şeyler.
Yani sadece o insana böyle hayatını adamak.
Her şeyim o. Bütün tutkum.
İşte benim hobim de sensin.
Dediğim gibi kendinize ait tutkularınızın, hobilerinizin olması aşkınızı dinamik ayakta tutan şeylerden biri.
Yakın arkadaşlarınızın olması bu da çok önemli.
Bizi her halimizde kabul eden, bizi seven, değer verdiğimiz arkadaşlarımızın olması ilişkimizin kurtarıcılarından.
Özellikle kadınların sosyalleşmiş olduğu bir kadın ortamı varsa ilişkilerinde daha mutlu olduğu söyleniyor.
Bir de şu var artık evlilik kurumuna korkuyla ve şüpheyle bakılıyor biliyorsunuz.
Hani daha çok böyle kısa süreli kullanat ilişkiler diyorum ben ona.
Günlük ilişkiler bunlar tercih edilmeye başlandı son zamanlarda.
Dijital çağda yaşamak da tabii bu yakın ilişkileri derinden etkiledi.
Seçenek çok çünkü insanların önünde.
Alexandra'ya gelen danışan kadınların çoğu biriyle takılmanın yakın ilişkiye giden...
tek yol olduğunu düşündüklerini söylemişler.
Bakın bence bu çok önemli bir detay.
İnsanlar artık cinselliği aşk elde etmek umuduyla bir araç olarak kullanıyor diyor.
Bence çok doğru bu. Şimdi size bir soru.
Eşinizle ya da işte sevgilinizle son 3 kavganızı düşünün.
Ya da tartışmalarınızı düşünün.
Bu ilişkide siz suçlamaya mı?
Utanmaya mı eğilimlisiniz?
Bunu görmeniz için soruyorum.
Mesela tartışmalardan sonra şöyle mi diyorsunuz?
Hatırlayın dediklerinizi. Bana bu yaptığına inanamıyorum.
Diğer ilişkilerinizi de düşünün bu arada.
Ya da şunu mu diyorsunuz?
Ya bu kez fena batırdım.
Çünkü temel sorununuz eğer terk edilme korkusuysa siz...
Kolaylıkla utanç odaklı olabilirsiniz.
Her şeyi mahvettim kesin beni terk edecek diyenler.
Temel sorununu sürekli eleştirilmekse eğer sizin kolaylıkla suçlama odaklı olabilirsiniz.
İşte beni hiç dinlemiyor bana haksızlık yapıyor ben ben ben hep ben bakın.
Bu da temel sorunu sürekli eleştirilmek.
Kendinizi gözlemleyin arkadaşlar bu konuda burası çok ömerliydi.
Şimdi evlilikte tabii ki mutlu bir cinsel ilişkide o aşkın gücünü artırır diyor Aleksandra.
Mutlu bir... cinsel ilişki ise kendinizle kurduğunuz sevgi ve şefkat ilişkisiyle başlar diyor.
Bu noktada da yine bizi yetiştiren kişilerin bize dokunuş biçimleri çok önemli.
Yani bize çok şey öğretiyor.
Eğer çocukken bizlere böyle nezaket ve saygıyla dokunulduysa bedenimiz diğerlerinin varlığında güvende ve rahat hisseder diyor.
Ama bize böyle çok saygısız kötü bir biçimde dokunulduysa bedenimiz diğerlerinin yanında gergin ve savunma halinde olmayı öğrenmiş olabilir.
Daha sonraları cinsellik Geçermeye başladığı dönemde işte bu ilk tecrübeler seksüel dokunuşlar haritasındaki yol boyunca bir şablon görevi görüyor.
Esther Perel diyor ki cinsellik hem bencilcedir hem özveri gerektirir.
Hem benliğinizle...
hem eşinizle kurduğunuz bir diyalogdur cinsellik ve bu diyaloğun kalitesini kendinizle olan diyaloğunuzun kalitesi belirler.
Gelelim uyuşmazlık olayına arkadaşlar.
Her yakın ilişkinin yaşadığı şey farklılıklarımızla baş etmek değil mi?
Hiçbirimiz aynı insanlar değiliz.
Bir an böyle karnımızda kelebekler uçuran o adam bir sonraki an bizi sinirden kıpkırmızı yapabiliyor.
Aşk duygularımızı seçmemize izin vermeyecek kadar karmaşık ve zengin.
kötü bir şey mi? Değil.
İlişkinizin gelişimine katkı sağlar mı?
Evet. Derinleştirir mi?
Evet. Dr. John Gottman çiftlerin %69'unun çözülebilir bir sorundan ziyade sürekli bir sorun üzerine tartıştıklarını tespit etmiş.
Bu çok önemli. Yani aslında amaç sonuca varmak değil.
Diyalogda olmak, zarar azaltmaya çalışmak, sevgiyle ve beceriyle bunu yapmaya çalışmak.
Gelelim bir başka detaya.
Sinirlenince böyle delilenince çılgın çılgın mesajlar atıyor musunuz?
Bitti bu aşk bir daha beni arama.
Sonra oturup ağlıyor musunuz?
Keşke o mesajları atmasaydım.
Viktor Frank diyor ki uyarıcı ve tepki arasında daima bir boşluk vardır.
İşte bu boşlukta vereceğiniz cevaba karar verebilirsiniz.
Yani sevgilinize öfkelendiğiniz zaman sakin olun.
Gerekirse deyin ki ya biraz sakin olun.
Sonra konuşun deyin.
Hemen çekip gitmeyin.
Hemen öfke nöbetine kapılıp kırıcı sözlerde, kırıcı eylemlerde bulunmayın.
Şöyle bir nefes alın, bir esferin.
Bunu yapın ilişkinizin devamlılığı için.
Hemen alevlenmenize sebep olan şey aslında o ilk başta anlattığım temel sorunlar var ya onlardan biri bile olabilir.
Tepkiselliğimizin ve çevremizin gazıyla hareket etmeyelim arkadaşlar.
Theodor Reik'in üçüncü kulakla dinlemek dediği bir şey var.
Çok hoşuma gidiyor bu. Yani cevap vermek için değil.
anlamak için dinlemek.
Çünkü diğer kişinin tecrübesine yer açabilmek için benliğimizin açıklama ve savunma arzusunu askıya alıyoruz burada.
Bu gerçekten çok büyük bir özveri.
Üçüncü kulakla dinlemek.
Keşke herkes bunu yapabilse.
Bir de arkadaşlar karşınızdaki insanın sevgi dilini bilmek çok önemli.
Bununla ilgili bir podcastım var.
Mutlaka onu da dinleyin bundan sonra.
Bir de affetmek bölümünü kendini affet podcastımı bunları da dinleyin.
Çünkü bunlar yakın ilişkilerimiz için çok önemli.
Yani karşı tarafın sevgi Dilini bilmek ve affetmenin ne demek olduğunu bilmek.
Eski sevgilinizi affetmezseniz içsel ve ilişkisel bir bedel ödemek zorunda kalabilirsiniz.
Neden? Çünkü o eski sancıyı gelecekteki yakın ilişkinize taşıma ihtimaliniz çok yüksek.
Geçmişin acılarına tutunarak ilerleyemeyiz.
Affedin. Kendi iyiliğiniz için yapın bunu.
Taşımayın o yükü sırtınızla.
Ben hep şey derim ya bu insan hayatınıza girdi.
Size bir şey öğretmedi mi? Size bir şey katmadı mı?
Hiç mi mutluluk yaşatmadı?
Ya da mutlaka bir şey öğrenmişsindir o ilişkiden sonra.
Ne diyordu Adem Güneş?
Affetmek bağışlamak değildir.
Affetmek... İncinmişlik duygusunu bırakmaktır.
İncinmişlik duygunuzu bırakın.
Bağışlamak dediğimiz şey ise İnciten kişiyle yeniden yakınlaşmak demektir.
Ve her affetme bağışlamakla sonuçlanmaz.
Bir de ne olursa olsun arkadaşlar asla özür dilemeyi bilmeyen, bunu bir acizlik olarak gören kişilere dönüşmeyin ilişkilerinizde.
Bu yakın ilişkiler için çok önemli bir detay.
Eğer ilişkinizde problemler varsa bunları lütfen telefondan mesaj atarak falan çözmeye çalışmayın diyor.
İlişki uzmanları bence de öyle.
Yüz yüze, göz göze konuşun mutlaka.
Öyle bir şarkı var ya şunu bir yüzüme yüzüme söylesene diyor.
Bence bu da... Araştırmacılar iki kişi telefonda konuştuğu zaman kişiler arası yakınlık ve güvenin önemli ölçüde tehlikeye girdiğini ortaya çıkarmış.
Ona göre aynı zamanda empati ve anlayış azalıyormuş telefonda konuştuğumuz zaman.
Ama yüz yüze, göz göze, diz dize halledemeyeceğimiz çok sorun yok diye düşünüyorum.
Kısacası yakın ilişkilerde başarının sırlarından biri bay ve bayan doğruyu aramak.
Değil. Bay ve bayan doğru olmak.
Tarkovski'nin dediği gibi kendinizi kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.
Ve tabii ki önce kendinizle dost olun arkadaşlar.
Önce kendinize merhamet edin.
Kendinizi sevin. Kendinizi sarın.
Önce kendinize yapın bunları ve kendinize ait bir hayatınız ve tutuklarınız olsun.
Benliğimi kaybetmeden biz olabilmek.
Önce kendimizle sağlam bir ilişki kurmak.
Önce kendimize karşı dürüst olmak.
Aleksandra diyor ki kendinizi öyle bir bağlılık ve şiddetle sevin ki bir başkasının sevgisi bunun bir devamı, bir aynası ve doğrulaması olsun.
Ve şunu unutmayalım kendimizin sevmedeki en iyi rehberimiz diğerlerinden görmeyi sık sık hayal ettiğimiz sevgi.
kendimize verebilmektir.
Sevilmek istiyorsak sevmeyi bilmeliyiz.
Mediamarkt Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bu pazartesi tekrar görüşmek üzere.
Beni nereden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Sevgililer gününüz şimdiden kutlu olsun.
Mediamarkt sevgililer günü hediye bulucu e-ay ile uzun uzun düşünmenize gerek kalmadan sevgilinize hediye almak istiyorsanız sizi açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Aşkı yaşatan teknolojilerin Mediamarkt'la tam zamanı.
Görüşmek üzere. Aşkla kalın.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
