
Hayaletlerle Konuşan Kadın: Virginia Woolf'un Hayatı
18 Haziran 2025 · 34 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur.
Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için: https://s.evital.app/osb25
OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %20 indirimli.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün sizi zamansız bir kadının hayatına, kelimelerin arkasına gizlenmiş, dünyanın en çok konuşulan yazarlarından biri olan Virginia Woolf'ın iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkaracağım.
Onun hikayesi biliyorsunuz yalnızca bir yazarın değil, bir kız çocuğunun, bir kadının, bir eşin, bir savaşçının hayatta kalma hikayesi.
Bu bölümü çok beklediniz arkadaşlar ve en çok istenen biyografilerden biriydi.
O yüzden hemen başlamak istiyorum.
Virginia 25 Ocak 1882'de Londra'da dünyaya geliyor.
Orta sınıf, Victoria ve Aykırı bir ailenin üçüncü çocuğu.
Öz ve Üvey toplam sekiz kardeşi var.
Babası Victoria çağının en tanınmış yazarlarından Sir Lestis Tappan arkadaşlar.
Kendisinin 63 yıllık ulusal biyografi sözlüğü var.
Bunun editörlüğünü yapmış, önemli bir öğretim üyesi.
Ve yapmış olduğu bu değerli katkılarından dolayı kendisine Sir ünvanı verilmiş.
Aynı zamanda profesyonel olarak da dağcılıkla ilgileniyormuş.
Annesinin de babasında daha önce yapmış olduğu başka evlilikler var.
Hatta babasının ilk eşi bir romancıymış arkadaşlar.
O eşinden olma bir kızı var.
Laura isminde. Bu kız da akıl hastanesine yatırılıyor ve orada hayatını kaybediyor.
Neden bu kız da dedim?
Çünkü Virginia'da da biliyorsunuz böyle sıkıntılar var.
Az sonra değineceğiz. Ve annesinin ilk eşi de incir toplarken...
Açtan düşüyor, hayatını kaybediyor.
Kadın çocuklarıyla ortada kalıyor ve o da sık sık intiharı düşünmüş bu süreç içerisinde.
Neden bunu anlattım? Çünkü Virginia'nın da biliyorsunuz intihara meyli var.
Az sonra buralara geleceğiz.
Ama ilk baştan bunları söylemek istedim.
Şimdi Virginia'nın gerçek adı Adeline arkadaşlar.
Adeline Virginia Steven. Babası oldukça sert bir adam.
Aynı zamanda dediğim gibi çok seçkin bir editör.
Annesi Julia ise ressamlara modellik edecek kadar hoş bir kadınmış.
Son derece de iyi bir kadın.
olduğu söyleniyor. Hemşirelik yapıyormuş arkadaşlar.
Hastalara bakıyor. Yatağa bağımlı olan insanlara bakıyor.
Peki Virginia'nın annesiyle babası nasıl tanışıyor?
Dediğim gibi ikisinin de eşi vefat ediyor.
Virginia'nın babası çocuklarıyla kala kalıyor ortada.
Aynı şekilde annesi de Julia'da çocuklarıyla kalıyor.
Ve daha sonra bu ikili komşu.
Yani annesi ve babası komşu.
O şekilde tanışıyorlar. Zaten birbirlerini beğeniyorlarmış.
Evleniyorlar. Daha sonra da Virginia dünyaya geliyor.
Şimdi Virginia'nın annesi o 13 yaşındayken çok ağır bir grip geçiriyor ve hayatını kaybediyor.
Ve onun vefatından sonra hem anne tarafından hem baba tarafından iki kardeşi vefat ediyor ard arda.
Bunları neden anlatıyorum? Çünkü arkadaşlar bence bir insanın hayatında bu kadar büyük bir yaz süreci varsa bu bir dönüm noktasıdır.
Yaşayanlar bilir ki Virginia için de öyle oluyor.
Gençliği bu dönemde yaşamının geri kalan kısmından kesin ve net bir çizgiyle ayrılıyor.
Aslında onun romanlarında bu kayıplara karşı da bir tepki var.
Ben bugün onun romanlarını böyle tek tek işte şu romanı şu tarihte yazdı bunu böyle onlardan bahsetmeyeceğim arkadaşlar.
Tamamen hayatına odaklanmayı düşünüyorum.
En baştan bunu belirteyim. Virginia evde eğitim görüyor ki o dönemde zaten kızlar okula gidemiyor biliyorsunuz.
Matematik ve edebiyat derslerini babasından alıyor.
Babası zaten dönemin en saygın, en kültürlü insanlarından biri olduğu için.
Aile içinde de öyle pek baskı yaşamıyor Virginia.
Fakat babasıyla olan ilişkisi çok kaotik.
Az sonra değineceğim bunlara ama şunu söyleyebilirim.
Dönemin diğer kız çocukları gibi baskı görmemiştir.
Yani babasının zaten çok zengin bir kütüphanesi var.
Oradan istediği kitabı alıyor.
okuma özgürlüğü var ki o dönemde kız çocuklarına bu bile yasak düşünün yani.
Babasının yazar olması falan bunlar gerçekten onun kariyer basamaklarını döşeyen taşlardan diye düşünüyorum.
Arkadaşlar şimdi söyleyeceklerim cinsel istismar yaşamış olanlar için tetikleyici olabilir.
Çocuklarınızla dinliyor da olabilirsiniz.
O yüzden şimdiden uyarmak istiyorum.
Durdurun bu kısmı ya da ilerletin.
Şimdi Virginia'nın hayatını şekillendiren olaylar dedim az önce.
Annesinin vefatından bahsettim.
13 yaşında zaten çok büyük bir yıkım yaşıyor.
Büyük bir sinir krizi geçiriyor annesinden sonra.
Ruhsal dengesi zaten bozuluyor.
Daha sonra arkadaşlar şu var.
Üvey abileri tarafından senelerce Virginia Wolf cinsel...
tacize uğramıştır ablasıyla birlikte ve iki kız kardeş bunlar 6 yaşındayken istismar başlıyor ve en ileri seviyede arkadaşlar dilim varmıyor.
Taciz değil daha ötesi öyle söyleyeyim.
Ondan sonra zaten ruhi bunalımları başlıyor.
Annesinin vefatıyla daha da ileri seviyelere gidiyor ve iki kız kardeş senelerce bu istismara susuyorlar ki bunda Victoria'nın tacızı yetiştirilmelerinin de payı var.
Böyle bir olay yaşanıyor.
Virginia 55 yaşında yazmış olduğu bir mektupta bile hala çocukluğundaki o istismarı anlatıyor ve bundan dolayı ne kadar utandığını söylüyor.
Kendini suçluyor arkadaşlar.
Biliyorsunuz çoğu istismar mağduru kendini suçlar haksız yere.
Utangaçlığı, insanlardan korkması, geçirdiği sinir krizleri, işte bayılmaları, erkeklere olan soğukluğu, mesafesi, intihar girişimleri, akıl hastalığı bunların hepsinde
bu yaşadıklarının rolü tartışılamaz.
Eğer böyle bir olay yaşadıysanız lütfen ama lütfen içinize atmayın.
Kendinizi suçlamayın.
Destek alın. Bir uzmanı anlatın.
Yok ben anlatamam, yapamam demeyin.
Bu sizin suçunuz değil.
Bunu tekrar hatırlatmak istiyorum.
Devam edelim. Şimdi size 16 Şubat 1910'da Daily Mirror'a çıkan hatta manşet olup bütün İngiltere'yi güldüren bir olaydan bahsedeceğim.
Konuyu biraz dağıtmak istiyorum.
Tatsız konular konuştuk az önce.
Şimdi bu şaka İngiltere'nin en büyük savaş gemisi olan ve en yeni savaş gemisi olan Dreadnought'ta yapılıyor.
Kim yapıyor şakayı? Virginia.
Virginia kardeşi ve 3 arkadaşı yapıyor.
Virginia'yı hep böyle soğuk mesafeli bir kadın olarak tahayyül ettiğim için açıkçası çok şaşırdım böyle bir şaka yapmasına.
Olay şöyle arkadaşlar. Virginia'nın önerisi üzerine bu ekip az önce söylediğim ekip ustaca yapılmış makyajlar, ustaca giyinmiş giysilerle Habeş İmparatoru ve onun yanındakilerin kılığına
giriyor. Resmi bir heyet gibi gemiye geliyorlar ve bir törenle karşılanıyorlar.
Çünkü herkes inanıyor gerçekten onun Habeş İmparatoru olduğunu.
Ve aralarından bir... Biri kendi kendine uydurmuş olduğu bir dille tercüman rolü oynuyor.
Hatta heyet onları gemide gezdirirken İngiliz subaylarının dediklerini sözde Habeş diline çeviriyor.
Yani aslında öyle bir dil bildikleri yok.
Yalandan çeviriyorlar.
Virginia'da takmış sakalı boyu erkek kılığında arkadaşlar.
Habeş prensi olarak kendini tanıtıyor ve inanıyorlar.
Ve o sırada tabii Virginia'nın babası hayatta değil.
Zaten o hayatta olsa böyle bir şakayı asla yapamazlarmış.
Çünkü dediğim gibi babası oldukça saygın, elit bir adam.
Hani böyle bir şakaya asla zaten müsaade etmez.
Babası 1904 yılında mide kanserinden vefat ediyor.
1928 yılında Virginia günlüğüne babasıyla ilgili şöyle yazmış.
96 yaşında olabilirdi şu an.
Şükür ki olmadı.
Onun yaşamı benimkini tümüyle bitirirdi.
Ne olurdu? Yazı yazmak yok, kitaplar yok yazmış.
Yani benim anladığım günlüklerinden, notlarından vesaire.
Babasını hem çok seviyor hem de ona çok kırgın.
Babasının ona değer vermediğini hissetmiş.
Bunu hissetme sebeplerinden birini söyleyeyim size.
Babası köpeğini gezdirmeye çıkarırken ona da sesleniyormuş.
Hani diyor köpeğiyle beni hep aynı anda çıkarırdı.
Hani beni köpeği gibi mi görüyordu demeye getiriyor.
Böyle bir şey bilemiyorum. Yani bir de babasını dayanılmaz buluyor.
Ama babasını kaybettikten sonra yine bir bunalıma giriyor.
İntihara teşebbüs ediyor. Kaldıramıyor ölümünü.
yine kendini suçluyor.
İşte yeterince ilgilenemedim, babamı anlayamadım diye düşünüyor.
Babasının vefatından sonra da artık hayatını değiştirecek olan çok büyük bir adım atıyor kardeşleriyle beraber.
Bloomsbury'e taşınıyor arkadaşlar.
Yani Londra'nın batı yakasına taşınıyorlar.
Bu da hayatının bence dönüm noktalarından biridir.
Çünkü burada bir sürü ünlü edebiyatçı var.
İşte bir sürü özgür düşünceli insan var.
Öyle söyleyeyim. Cinsel konuda özellikle çok özgürlükçü bir yer burası.
İşte eşcinseller var, biseksüeller var ve Virginia'nın aslında o kaçıp kurtulmak istediği şeylerden biri de Victoria'nın ahlakı biliyorsunuz.
Merve, Victoria dönemi ahlakı ne demek diyenler olabilir.
Şöyle ki arkadaşlar, Kraliçe Victoria dönemi yani 1837 ile 1901 arası çok muhafazakar bir dönem.
Özellikle de kadın ve kadınlık rolleri açısından çok muhafazakar, çok keskin roller var.
Aileye düşkünlük, dine, hiyerarşiye körü körüne bir bağlılık.
Kadınların eğitim hakkı diye bir şey yok, oy hakkı yok, ekonomik bağımsızlığı yok.
Kadınlar için kötü bir dönem öyle söyleyeyim.
Virginia zaten 1882.
de doğdu dedim. Yani bunun dönemin sonlarına doğru doğmuştur ama annesi tam olarak böyle bir kadın.
Bunları yaşamış yani, deneyimlemiş ve o dönemde aslında bu kadınlık rollerine karşı çıkıyor, savaş veriyor.
Feminist zaten biliyorsunuz.
Virginia Woolf'un hayatında 3 safha var arkadaşlar.
Birincisi çocukluk sahneleri işte mekanlar, insanlar, Victoria gelenekler ki bunlar bazı romanlarına sinayet etmiştir.
İkinci safha kendini artık böyle yazar olmak için eğittiği, romanlarına biçim verecek o düşüncelerini tanıtır.
20 yıllık önemli bir dönem var.
Onun dışa yolculuğu diyebiliriz bunun için.
Gençliği yani genç bir kadın olarak aydınlanma yolunda atmış olduğu o riskli yolculuğunu getirecek uzun bir çıraklık dönemi.
Hani ruhsal yalnızlığı, hastalıkları bunun içine dahil kendi kendine eğitmesi.
Üçüncü faz ise uzun bir eylem ve başarı süreci.
Bloomsbury'e taşınması, yeni bir özgürlük arayışı, Leonard Woolf ile sıradışı bir beraberlik yaşaması, evlenmesi.
Babasına dediğim gibi büyük bir garezi var ama onu seviyor da.
Güncesinde ve mektuplarında babasını da annesini de her gün düşündüğünü yazmış.
Artık her ikisinin de düşünmenin de ötesinde saplantı haline geldiğini belirtmiş.
Ama To The Lighthouse romanını yazdıktan sonra bu saplantıdan kurtulduğunu, bunun adeta bir büyü...
olduğunu da söylemiş hani kurtulmasını sağladığı için.
Hatta aklıma gelmişken biblioterapi diye bir bölümüm var.
Kitapların iyileştirici gücünü anlatıyorum burada.
Orada da söylediğim gibi yine söyleyeceğim.
Yazmak da bir terapi biçimidir arkadaşlar.
Buradan hatırlatmak istedim.
Edebiyatla hayata tutunmaya çalıştı Virginia.
Şimdi olsa tabii işler daha farklı olurdu.
Şu anda ruhunuzun yükünü tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz.
Bunun için destek alabileceğiniz sayısız uzman var.
Mesela benim takipçilerimin çok severek kullanmış olduğu dijital bir platform var Evital.
Dijital bir platform olduğu için istediğiniz uzmandan randevu saatinizi kendiniz belirleyerek sağlık profesyonelleriyle online bir şekilde görüşebiliyorsunuz.
Yani internetin olduğu her yerde bağlanıp evinizin konforunda bir sağlık uzmanıyla görüşebiliyorsunuz Evital sayesinde.
En güzel özelliklerinden biri şu bazen bir görüş aldığınızda başka bir sağlık profesyonellerine de danışmak isteyebiliyorsunuz.
Bence bu noktada da Evital çok iyi bir çözüm önerisi diye düşünüyorum.
Bir de arkadaşlar sağlığı çok daha erişilebilir.
bir hale getirdi Evital.
Avantajlı seans paketleri de var, taksit imkanı da var.
Yani bütçenize dost olan seçenekler mevcut burada.
Bu arada Psikolojik Danışmanlık ve Beslenme Danışmanlığı'nda OSB25 kodunu kullanarak görüşmelerinizi %25 indirimli bir şekilde planlayabilirsiniz.
Evital Sağlık Bakanlığı tescilli bir uygulama.
Bu konuda da içiniz rahat olsun ve uzman doktorlardan, profesörlerden tutun.
Birçok alanda sağlık profesyoneli var Evital'de.
Bize özel kodumuzu tekrar hatırlayın.
Bu kodu da hemen şimdi açıklamalara bırakıyorum.
Evital hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Şimdi Virginia babasının vefatından sonra dediğim gibi Bloomsbury'e yerleşiyor.
Babalarından çok büyük bir miras kalıyor.
Geçimlerini de kardeşleriyle birlikte bu şekilde sağlıyorlar.
Bloomsbury dediğim gibi çok özgür bir alan fakat bu dönemde de yani orada yaşadığı süreçte de erkeklere hiç ilgi duymamış ki zaten kendisi biseksüeldi.
Feminist ve queer edebiyat olarak tariflendirebileceğimiz bir alanın öncüsü diyebiliriz Virginia için.
Virginia'yı tanıyanlar onun çok hoş bir kadın olduğunu söylemişler.
Ortaçağın Meryem analarını andıran bir güzelliği olduğu söyleniyor.
Teninin rengi, kemiklerinin narinliği çok fazla övülmüş.
Hatta eşi Leonard onun çok yoğun, çok saygılı.
mavi bir güzelliği olduğunu düşünürmüş.
Sesi çok kalınmış arkadaşlar.
Erkeksi bir ses tonu olduğu söyleniyor.
Süslü biri değilmiş kesinlikle.
Hep böyle bol bol şeyler giyermiş.
Daha çok erkek gibi giyiniyormuş.
Virginia erkeklerin egemen olduğu bir toplumun ve kurumların mesela işte o dönemin üniversitelerinin kendisine vermek istedikleri ödülleri de reddediyor.
Yani ödül derken onurlandırma girişimlerini reddediyor.
İşte Fahri Doktor'a benzeri şeyleri.
Ve bazı feminist derneklerle çalışmalar oluyor.
1910 yılında kadınlara oy hakkı hareketi içerisine yer almıştır.
Ona göre arkadaşlar erkekler tarafından kadınlara uygun görülen giysiler de aslında bir nevi baskı aracıydı diyebiliriz.
Hatta buna karşı olan tepkisini de 1910 yılında bir baloya katıldığında gösteriyor.
Post-impressionist bir balo var.
Buraya kardeşi Vanessa ile birlikte gidiyorlar.
Resmen Gauguin'in kızları kılığında gidiyorlar arkadaşlar.
Yani işte omuzları açık, bacakları çıplak bu şekilde gidiyorlar.
Oradaki kadınlar için bu çırıl çıplak gitmek gibi bir şey.
Yani o kadar çıplaklar. O daima.
ahlaki cinsel tutuculuğa, kadınlara yönelik olan tabulara ve özgürlük kısıtlamalarına karşı çıkmıştır.
Ama evde kalmış kız olduğunu düşünmesinler diye de evlenmiştir arkadaşlar.
1911 yılında ablasına yazmış olduğu bir mektup var.
Orada şöyle söylüyor. 29 yaşında evlenememiş olmak, başarısız ve çocuksuz, ayrıca deli olmak, yazar falan olmamak demiş.
Şimdi gelelim evlilik meselesine.
Virginia 1909 yılında hani bu Bloomsbury dedim ya bir grup var işte Aydınlar var bu grubun içinde özgür insanlar var dedim.
Eşcinseller biseksüeller var dedim.
O grubun içerisinde Lidl Stretchy diye bir adam var.
Onunla böyle evlenecek gibi oluyor.
Sonra adam bir anda vazgeçiyor.
Neden evlenmek istiyor onunla?
Çünkü Lidl eşcinsel arkadaşlar.
Ve bana diyor asla elini sürmez hani böyle bir adamla evlenirsem.
Hani çünkü bana ilgi duymuyor erkeklere ilgi duyuyor.
O yüzden evlenmek istiyor ama...
Daha sonra Lydon vazgeçiyor.
Ya evlenince Virginia değişirse, benim boynuma atlarsa falan diye düşünüp korkup vazgeçiyor.
Sonra Lydon bir başka arkadaşına mektup yazıyor.
İşte bu evlenme olaylarını anlatıyor falan.
Yani Leonard Wood'dan bahsediyorum.
Leonard da zaten uzun zamandır Virginia'ya hayran.
Hemen kabul ediyor. Ve 1912 yılında evleniyorlar.
Lydon diyor ki bence ben değil de senin sanki evlenmen gerekiyor gibi bir şey söyleyince Leonard da okey oluyor.
Ama arkadaşlar bu asla klasik bir evlilik değil.
Öyle düşünmeyin. Cinsellik namına hiçbir şey yok.
Akıl beraberliği var. Dostlar yani entelektüel bir birliktelik bu.
Ama Leonard onu hep kıskanmış.
Özellikle de kadınlardan. Çünkü Virginia zaten kadınlara ilgi duyuyor.
Hatta bir kadın yazarla Vita Sackville West ile çok büyük bir aşk ilişkisi oluyor.
Bu arada arkadaşlar Virginia zaten evlenmeden önce Leonardo şöyle yazmış bir mektubunda.
Sana karşı hiçbir fiziksel çekim hissetmiyorum.
Bazı anlar evvelsi gün beni öptüğün zaman da bu anlardan biriydi.
Kendimi adeta bir kaya gibi hissediyorum demiş.
Hani baştan zaten söylemiş yani.
Virginia erkek kadın cinselliğiyle alakalı da hani sevişme demez arkadaşlar.
Çiftleşme der buna. Hani aslında bu da onun cinselliği olan bakış açısını gösteriyor diyebiliriz.
1918 yılında yazmış olduğu bir mektup var.
Burada içinde aşkın, kalbin, tutkunun ya da cinselliğin bulunmadığı.
düşlere benzeyen bir dünyayı ilginç bulduğundan bahsetmiş.
Evliliği dediğim gibi entelektüel ve duygusal bir birlikteliği aslında dostluğa dayalı.
Eşi onun yazarlığı konusunda aslında çok destekliyor arkadaşlar.
Öz güvenini hep yükseltiyor.
Hastalığında ona çok iyi bir bakıcı oluyor.
Belki hayattaki en güvenilir dostu diyebiliriz Leonard için.
Ve Virginia ona arzu duymuyor ama çok büyük bir sevgisi var ona karşı.
Saygısı var, güveni var ve onun için hayattaki en önemli şeylerden biri güven.
Bir arkadaşına 1906 yılında yazmış olduğu bir mektup var.
Diyor ki benim işim kadınlarla.
Burada zaten yazmış. Bu ruhsuz yaratıklarla değil diye de belirtmiş.
erkeklere olan tavrını.
Ünlü yazar Vita ile olan ilişkisi ki zaten dediğim gibi en büyük aşkı da budur.
Daha önce de bazı hanımlarla ilişkisi oluyor fakat en büyük aşkı için Vita diyebiliriz.
40'lı yaşlarından sonra yaşanıyor bu ilişki.
Virginia ondan zaten 10 yaş büyük.
Vita 30 yaşındayken o 40 yaşında.
Vita aristokrat bir aileden gelme, böyle erkeksi davranışları olan, erkeksi uğraşları olan, oldukça dikkat çeken, özgüvenli, dışa dönük bir kadın.
Vita da evli arkadaşlar ve biseksüel bir kadın.
Yani eşinin haberi var. Virginia'nın sanatına hayran.
Adalarında böyle entelektüel bir dostluk var.
Hani fiziksel ya da cinsel yönden çok yüksek değiller.
Yani duygusal yöne ağır basan bir aşktan bahsediyorum.
Senelerce süren bir beraberlik bu.
Ve bu sürede Virginia Vita'ya 400 tane mektup yazmış.
Kitabı da var arkadaşlar. Merak edenler okuyabilir.
Hatta geçen ben mektuplarla ilgili bir bölüm yapmıştım.
Orada okumuştum aralarındaki o mektuplaşmaları.
Böyle bayağı bir ağzım açık kalmıştı yani bazı mektuplardan.
Onları okuyamayacağım size ama aralarında...
Çay içmekten, yemek yemekten, okumaktan, yazmaktan her şeyden bıktım usandım.
Yalnızca görmekten itiraf ediyorum.
Seni görmekten hiç bıkmadım demiş.
Bir başka mektup da şöyle diyor.
Çok sevgili yaratık, hiç yazmadığın için...
Sefilin tekiyim. Hoş senin aldırdığında yok ya demiş.
Vita'da Virginia şöyle demiş arkadaşlar.
Ah sevgili ilahlaştırdığım Virginia.
Benim sevgili ulaşılmaz romantik Virginia'm.
Uyuz bir çoban köpeği sana yazıyor.
Gözümün nuru, ruhumun neşesi sana tapan Orlando demiş.
Orlando kitabını okuyanlar orada mı?
Şu andan itibaren senin gelişine kadar tam 482 bin saniye var.
Ben de işte. O an için yaşıyorum demiş.
Ama Vita çok çapkın bir kadınmış arkadaşlar.
Virginia da çok kıskanıyor onu.
Aralarında büyük kıskançlıklar, kırgınlıklar yaşanmış bundan dolayı.
Bu mektuplaşmalarda da bunu görüyorsunuz.
Bir zaman sonra zaten aşkları çok büyük bir irtifa kaybediyor.
Ama yerini yine büyük bir dostluğa bırakıyor öyle söyleyeyim.
Ama şu da var arkadaşlar. Virginia'nın en üretken olduğu döneme baktığımız zaman Vita ile aşk yaşadığı dönem diyebiliriz.
Mesela işte Orlando romanı ki Virginia'nın en önemli eserlerinden biridir.
Romanda işte Orlando karakteri...
30 yaşında kadın oluyor.
Hani bedensel bir dönüşümü geçiriyor.
Vita ile Virginia tanıştığında da Vita 30 yaşındaydı az önce söylediğim gibi.
Bu arada arkadaşlar şunu söyleyeyim.
Ben iyi bir Virginia Woolf okuyucusu değilim.
Bana çok savruk geliyor açıkçası.
Kafamı da çok veremiyorum.
Haz da almıyorum onu okumaktan.
Başıma bir şey gelmeyecekse itiraf etmek istiyorum.
Yani benim favori yazarlarımdan biri değil arkadaşlar.
Çünkü bilinç akışı zaten benim tarzım değil.
Ama çok istenen biyografilerden biri o.
O yüzden yapmam artık farz olmuştu.
Ha ben beğenmesem ne olur sen de kimsin Merve diyecek olabilirsiniz.
Evet haklısınız. Herkes beğenmiş.
Dünya Edebiyatı'nın baş yazarlarından biri olmuş.
Dediğim gibi zevkler ve renkler tartışılmaz.
Özellikle edebiyat alanında.
Devam edelim arkadaşlar. Şimdi Virginia Vita döneminde çok üretikende dedim.
Fakat eşi Leonard olmasa belki hani bugün onun adını çok duymayacaktık.
Çünkü Leonard sırf Virginia bunalıma girmesin, oyalanabilsin diye bir basım evi kuruyor arkadaşlar ilk başta.
Yani ikinci el bir basım evini alıyor, devralıyor.
Sonra hobi gibi başlıyor aslında bu matbaa işi.
Zamanını alıp yürüyor. İşte Rilke'nin eserlerini basıyorlar.
Freud'un James Joyce'un.
Bu arada Freud demişken Virginia psikoloji alanına da böyle çok mesafeli ve soğuk durmuştur.
Hani çok inandığı bir şey değil onu da söyleyeyim.
Ama şunu da söyleyelim. Şimdi elinin altında böyle bir yayın evi var.
Üstelik eşinin yayın evi.
Bu gerçekten Virginia açısından bence çok büyük bir şanstı.
Çünkü henüz yeni bir yazar.
Çok bilindik bir tarzda yazmıyor.
Bilinç akışı tarzında yazıyor.
Tanınmıyor arkadaşlar. Yani yayın evlerinin...
kitaplarını basmasının olasılığı bence çok düşüktü.
O yüzden de hayatındaki en büyük şanslardan biri diye düşünüyorum eşinin bir basın evinin olması.
Güncesine şöyle yazmış arkadaşlar.
Evet ben istediğini yazmakta özgür olan Tek kadınım İngiltere'de demiş.
Ama eşi Leonard da aslında onun dehasının farkında ve onu daima destekliyor.
Onun gibi bir dahinin ününü yüceltmeyi kendine görev edinmiştir.
Çocuk konusuna gelecek olursak ara ara Virginia çocuk istiyor fakat bedeninin buna uygun olmadığını hani doğurmanın bedenselliğinden pek hoşlanmadığını söylüyor.
Mrs. Dalloway'ın o çocuk doğurduktan sonra bile hani bakireliğini koruması olayı var ya aslında o kendi istediği şey arkadaşlar.
Ve 1929 yılında kadın kolejlerine vermiş.
olduğu derslere dayanan ve edebiyatta kadınların rolünü incelemiş olduğu feminist bir deneme olan neyi yazıyor?
Kendine ait bir oda. Değil mi?
Bunu yazıyor. Ve burada bir kadın kurgu yazacaksa kendine ait bir odası olmalıdır fikrini de ortaya koyuyor.
Bu arada arkadaşlar Wolf kariyeri boyunca işte kolejlerde, üniversitelerde düzenli olarak konuşmalar yapmıştır.
Dramatik mektuplar, denemeler yazmıştır.
Çok çok üretgen bir yazar.
Ve 40'lı yaşlarının ortalarına baktığımız zaman kendini işte entelektüel, yenilikçi ve etkili bir yazar, öncü bir feminist olarak kanıtlamıştır artık 40'lı yaşların ortalarına.
Ama dışarıdan görünen bu büyük başarı...
arasına rağmen düzenli olarak da depresyon atakları geçirdiğini söyleyebiliriz.
Sık sık ruh hali değişiyor, bunalımlara giriyor.
Zaten bipolar bozukluğu olduğu düşünülüyor.
Yani iki uçlu duygu durum bozukluğu, manik depresyon.
Çünkü 13 yaşından itibaren işte bugün bipolar bozukluk olarak teşhis edilebilecek semptomlara sahip arkadaşlar.
Şiddetli depresyon, işte manik heyecan, psikoz atakları, ruh hali değişimleri.
Bunları sık sık yaşıyor ki zaten bunu günlüklerinden de görüyoruz ve anlıyoruz ruh hali değişimlerini.
Okurken hem o sayfalardaki zekayı görüyoruz, mizahı görüyoruz hem de o karanlık ruh hallerini de görüyoruz yakından.
Bir dönem depresyondan dolayı adeta ferç oluyor.
İnsanlarla temasını kesiyor.
Dehşet ve korku içinde ölümünü özden duymaya başlıyor.
Bence bu kadar uzun süre yaşayabilmesinin sebebi de edebiyat diye düşünüyorum.
Şöyle yazmış günlüğüne.
Su üstünde kalmanın tek yolu...
Çalışmayı bıraktığım anda battığımı hissediyorum.
Daha da batıyorum ve her zamanki gibi...
Daha da batarsam gerçeğe ulaşacağımı hissediyorum diyor.
Bu aslında onun depresyonunu gösteriyor.
Hem de o depresyondan, o ruh halinden beslenişini görüyoruz burada.
Virginia dediğim gibi ilk kez annesinin vefatından sonra ağır bir kriz geçiriyor.
13 yaşında. Ondan sonra da korkunç sesler duyduğunu iddia etmeye başlıyor.
Ve bu seslere hayaletler diyor.
İşte halüsinasyonları var, paranoyaları var.
Zihninin derinliklerinde ona musallat olan bir takım sesler duyuyor.
Bastırılmış an. Kaygılar var ve babasının vefatı sonrası da büyük bir buhran geçiriyor.
İntihara kalkışıyor.
Yatırıldığı hastanenin penceresinden kendini aşağı atıyor.
Ama alçak olduğu için bir şey olmuyor.
Evliliğinde de bir kere intihara kalkışıyor arkadaşlar.
Uyku ilacı içiyor. Midesi yıkanıyor.
Hayatı boyunca bunu 3 kere denediğini biliyoruz.
Evliliğinde zaten eşi onun resmen bakıcılığını yapıyor.
Sürekli onun ruh halini kontrol altında tutmaya çalışıyor.
Regli süreci ne kadar takip ediyormuş düşünün o ruh hali değişimlerini.
Resmen kendini ona adamış.
Çok sevmiş onu. Sırf hamileliğinde daha büyük bir buhran geçirir diye korkusundan çocuk istememiş Virginia'dan.
Ve bazen öyle zamanlar yaşıyorlar ki.
Mesela işte bir romanı çıkıyor Virginia'nın.
Romanı çıktıktan sonra tam 48 saat arkadaşlar aralıksız konuşmuş.
Düşünebiliyor musunuz? Sonra işte böyle yatağa yatıyor.
Bayılır gibi oluyor. Saatlerce çok uzun saatlerce uyuyor.
Kendine gelemiyor falan böyle yani.
Özellikle de romanlarının çıkma sürecinde böyle dönemler yaşanıyormuş.
Çünkü beynin... Hatta Virginia'nın hizmetlilerinden biri bir gün Virginia banyodayken onun kendi kendine konuştuğunu, kendi kendine cevap verdiğini duyuyor.
Ve bir an içeride 2-3 kişi olduğunu falan düşünmüş.
Bu arada sadece sabahları işte öğlen vakitlerinde falan yazabiliyor.
Akşam asla yazamazmış.
Yazanları da anlamıyorum diyor hani kafaları nasıl götürüyor anlamında.
Kitap kapaklarını kız kardeşi Vanessa yapıyormuş ki zaten kendisi ressam.
Şimdi Virginia'nın kendi canına kıymasına neden olan nöbetlerinde kuşkusuz dediğim gibi çocukken yaşamış olduğu o istismar travması bunun çok büyük bir etkisi var.
Ve 13 yaşında annesini kaybetmesi.
İşte annesinden sonra daha 15 yaşındayken çok sevdiği bir ablası var Stella.
Annesinin vefatından sonra Stella aslında ona bir nevi böyle annelik yapıyor gibi oluyor.
O da ansızın vefat ediyor.
Bu da aslında ikinci kez anne kaybı gibi bir şey oluyor.
1906 yılında da 24 yaşındayken kendisinden bir yaş...
Büyük olan bir erkek kardeşi var.
Onunla birlikte Yunanistan'a gidiyorlar ve Toby kardeşinin adı orada Tifo'ya yakalanıyor.
Hayatını kaybediyor ve Toby onun bu dünyada en sevdiği erkekmiş.
Çok düşkünmüş kardeşine.
İşte bu vefatlar dolayısıyla dediğim gibi iyice ruh sağlığı bozuluyor.
Bu arada Dalgalar diye bir kitabı var ya o kitaptaki Percival karakteri muhtemelen Toby'den esinlenerek yaratılmış arkadaşlar.
Virginia en iyi eserlerini aslında bu nöbet zamanlarında üretmiştir.
O yüzden onu yakından tanıyan bir psikiyatri uzmanı onun düş gücüyle deliliğinin iç içe olduğunu söylüyor.
Hani deliliği tedavi edilseydi belki düş gücünü de yitirebileceğini söylemiş.
Ve bu delilik nöbetlerinde işte bahçedeki kuşların Yunanca şarkılar söylediğini ya da işte çiçeklerin arasına saklanan Kral Yedinci Edward'ın ona böyle ağza alınmayacak küfürler ettiğini falan söylüyormuş.
Hasta bakıcılar bana küfür ediyor, doktorlar bana küfür ediyor, herkes bana kötülük ediyor.
Böyle düşündüğü dönemler var düşünün.
1915'te eşine karşı düşman kesiliyor bir anda ve iki ay boyunca eşinin yüzünü bile görmek istemiyor.
Yani böyle zamanlar geçiriyor arkadaşlar.
Çok ağır ruhsal bunalımlardan bahsediyorum.
Bipolar dediğim gibi bipolar olduğu düşünülüyor.
Kendi bedeninden tiksiniyor.
Bazen yemek yemeyi reddediyor.
Açlıktan ölecek noktaya gelecek kadar bakın yemek yemeyi reddediyor.
Kimi zaman da şöyle düşünüyor.
Hani ben bu hastalığa yakalandım çünkü...
Muhtemelen ben çok büyük bir suç işledim.
Tam olarak bilmiyorum bu suçun ne olduğunu ama ben bir suçtan dolayı cezalandırılıyorum.
O yüzden başıma böyle bir hastalık geldi diye düşünüyorum.
25 Ekim 1920 yılında günlüğüne şöyle yazmış Virginia.
Yaşam neden bu denli trajik?
Neden bir uçurumun üstündeki küçük bir kaldırım şeridine benziyor?
Aşağı bakıyorum, başım dönüyor.
Sonuna dek nasıl yürüyebileceğim diye çok merak ediyorum.
Bir tarlanın ortasına konulan bir fener gibi...
Işığım karanlığa boğuluyor yazmış.
Mutsuzluk her yerde tam kapının arkasında yazmış.
Tarihsiz bir mektubunda şöyle söylüyor.
Sırtında çok ağır bir yükle bir çölde ilerlemek zorunda kalan.
Küçük bir eşeğe benzetiyor kendini ve şöyle söylüyor.
Çölü aşan uzun bir kermanın son eşeği.
Sırtına yüklenen denkleri, anıları, sahip olduğu şeyler.
Geçmişin erkeklerle kadınlarının sırtlarına yükledikleri.
Ayağa kalk küçük eşek diyorlar.
Sırtında yükün yürü yolunda.
Yatmak yok, yüklerini bir yana bırakmak yok.
Unutmak da yok demiş. Büsbütün delireceğinden çok korkuyor.
O yüzden insanlardan kaçıyor.
Hatta onları sevmediğini bile yazmış günlüğüne.
İnsanları sevmiyorum, nefret ediyorum demiş.
Onların yanından yürüyüp geçiyorum.
Pis yağmur damlaları gibi üstüme düşüp dağılmaya bırakıyorum onları demiş.
Ama onlar olan merakı da çok sonsuz arkadaşlar.
Çok soru sorarmış. Hatta Vita'nın oğlunun söylemiş olduğu bir şey var.
Ben diyor bir gün okuldan geldim.
İşte Virginia ile karşılaştım.
Bana işte bugün ne yaptığımı sordu.
Ben de anlattım işte okula gittim.
Hayır diyormuş. Sabahtan başta tek tek ne yaptığını anlat.
O kadar büyük bir merak.
Bunun da arkadaşlar gerçek yaşamdan kopmamak için olduğunu söylüyorlar.
Ve onu yakından tanıyan Lord David Cecil diyor ki bir deniz kızı gibiydi diyor Virginia için.
Hepimize şöyle bir bakmak için denizden yüzerek gelen güzel bir deniz kızıydı diye düşünürdüm.
Çok meraklıydı. Çok ilgiliydi.
Ama deniz kızı gibiydi diyor.
James Joyce'da bir derdi var arkadaşlar.
Onu da anlatmak istiyorum. Çok ilgimi çekti çünkü.
Çünkü şimdi onun bilinç akışı yönteminden faydalanıyor.
İşte roman türünün değişmesine yapmış olduğu katkıyı biliyor.
Makalelerinde övmüş onu.
İşte avantgard romanın en değerli temsilcisi falan diyor.
Yülises'in bir başyapıt olduğunu söylüyor.
Yülises'in bir bölümünün kendi yayın evlerinden çıkmasını istiyor.
Fakat bakın bütün bunlara rağmen günlüğüne şöyle yazmış.
Kendi kendini yetiştirmiş bir aşağı sınıf aydını demiş.
Bakın nasıl aşağılıyor. Sonra çiğ demiş.
Mide bulandırıcı bulduğunu söylemiş onu.
Ergenlik sivilcelerini kaşıyan bir yeni yetme demiş.
Ulysses için kültürden yoksun müstehcen bir kitap demiş.
İşte T.S. Eliot'ın böyle bir yapıtı Savaş ve Barış kadar önemsemesine şaşırmış.
Ulysses'in ancak 200 sayfasını okuyabildiğini ve bunu da çok can sıkıntısı çekerek okuduğunu söylemiş.
Aslında James Joyce'ı kıskanıyor bence.
Çünkü günlüğüne işte herhalde demiş Mr.
Joyce benim yaptığımdan çok daha iyisini yapıyor yazmış.
Bu arada sırf James Joyce'a karşı böyle değil Virginia.
Çok yakın arkadaşı olan biri var.
Sanat tarihçi, ressam Roger Frey.
Onun için neler... neler demiş.
Bakın onun vefatından sonra çok güzel bir kitap yazıyor onun adına.
Ama günlüğüne baktığımız zaman şöyle diyor.
Sergisinde diyor ancak 3-4 tablo falan satıldı.
Öteki tabloları bir baloda kimsenin dansa kaldırmadığı çirkin kızlar gibi duvarda asılı kaldı.
E diyor kötü resimler sonuçta satılmaz böyle yazmış.
Ve gerçek hayatta da çok iğneyleyeceği bir dili varmış.
Misafirden nefret edermiş.
Yeğeni hatta onun için şey diyor saydam bir güzelliğin bir ifritin diliyle birleşmesi demiş bakın.
Bir de Yahudilere karşı çok antisemitik bir tutumu var.
Hem Yahudiler hem erkekler bakın.
İkisinden de bir. nefret ediyor.
Fakat eşi Yahudi arkadaşlar.
Eşi Yahudi ve bir erkek.
Ama Hitler iktidara gelince çok tedirgin oluyor ki zaten intihar sebeplerinden biri de budur.
Sonra faşizme karşı duruyor.
Hani ilk başta dediğim gibi antisemitik ama sonra faşizme karşı duruyor.
Makaleler yazıyor. Muhtemelen başına gelene kadar anlamadı diye düşünüyorum.
Çünkü eşi dediğim gibi Yahudi. Sırf bu yüzden en azılı Nazi şeflerinden biri olan Himmler'in radarına takılıyor.
Yani bu şu demek.
Naziler İngiltere'ye girseydi onlar Onların da sonu gelecek de büyük bir ihtimalle.
Eşi özellikle Yahudi zaten.
Virginia ikinci bir dünya savaşının Avrupa'nın sonunu getireceğini düşünüyor arkadaşlar.
Ve savaşın ilk iki yılında bakıyor ki Nazi Almanyası zafer kazanıyor.
Bu iyice onun korkuları kabusları oluyor arkadaşlar.
İyice körüklüyor onun o ruh halinin kötülüğünü.
Eşi de tabii onu Londra'dan uzaklaştırıyor.
Kırsal bir bölgeye yerleşiyorlar.
Bir köy evine yerleşiyorlar.
Ama sadece Londra değil bütün ülke gece saatlerinde...
Direkt bombalanıyor. Düşünün.
Ve düşman uçakları, o sığındıkları köy evinin üstünden geçiyor her gece.
Evlerinin camları kırılıyor, çalışma odası yıkılıyor, bir şeyler oluyor.
Zaten daha önce Birinci Dünya Savaşı'nı görmüş Virginia.
Ve o savaş süresince 4 sene zırh deli olduğumu düşündüm diyor.
Ki Virginia'nın feminizminin bir nedeni de budur arkadaşlar.
Yani savaşları kadınların değil erkeklerin çıkardığını düşünmesi.
Bu işin erkeklerin kafa yapısının bir ürünü olduğunu düşünmesi.
Onların mesleği olduğunu söylemesi.
Erkekler işte kadınları kültürel yaşamdan, toplumsal yaşamdan dışlayarak kendi egemenliklerini kurdular.
Ve onların bu iktidarı tekerlerine almaları da önce faşizme yol açtı.
Sonra da faşizmin doğal sonucu olan savaşlara meydan verildi diye düşünüyor.
İşte Londra bu şekilde bombalanırken her an bir ölüm korkusu arkadaşlar.
Hem de artık böyle yazamıyor.
Yazamaması da zaten onu intihara sürüklüyor.
Yani insan artık yazamıyorsa canına kıyması daha iyi olur diye bir şey yazmış günlüğüne.
Artık gelecek günler diye bir şey yok diyor.
Hani ben bu kavramı yitirdim diyor.
Önce eşiyle birlikte işte garajda egzoz dumanını açalım.
Kendimizi zehirleyelim. Beraber ölelim diye düşünüyorlar.
Sonra erkek kardeşi var doktor.
Size diyor zehir vereyim hani bu şekilde isterseniz birlikte.
İnsanlar o noktaya gelmiş düşünün.
Ama hayatı boyunca Virginia Woolf denizi çok sevmiş.
Çok büyük bir tutkuyla sevmiş ama yüzme bilmediği için asla denize girememiştir Virginia.
Eşine bir veda mektubu yazıyor ve ceplerini taşlarla doldurup kendini nehre atıyor.
Hayatına son veriyor 59 yaşında.
Yürürken kullanmış olduğu bastonunu nehrin kıyısında buluyorlar ve cansız bedenine 15 gün sonra ulaşılabiliyor.
Eşine yazmış olduğu son mektupta şöyle söylüyor.
Yine delireceğimden eminim.
O korkunç günleri yeniden yaşamaya katlanamayacağımı hissediyorum.
Bu kez iyileşemeyeceğim üstelik.
Sesler duymaya başlıyorum.
Bu yüzden de yapabileceğim en doğru şeyi yapıyorum.
Sen mutlulukların en büyüğünü verdin bana.
Bundan böyle savaşamam.
Senin yaşamını bozduğumu da biliyorum.
Kendi yaşamımın bütün mutluluğunu sana borçluyum.
Beni herhangi bir kişi kurtarabilseydi eğer o kişi sen olurdun.
Senin iyiliğine güvenimden başka her şeyi yitirdim.
Artık senin yaşamını bozamam.
Hiç kimse bizim ikimizden daha mutlu olmamıştır.
Böyle yazmış Virginia son mektubunda.
Bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar.
Savaşın ne denli büyük bir yıkım olduğunu en iyi bilen ve yüreğinde en derin hissedenlerden biri şüphesiz Virginia'ydı.
Bugün neredeyse bir asır sonra.
Hala gökyüzünde bombalar, füzeler var ve insanlık hala aynı karanlık döngüde dolanıyor.
Ve ben kelimelerin hala bir şeyler değiştirebileceğine inanan biri olarak Virginia'nın sustuğu yerden seslenmek istiyorum.
Savaşın asla bir kazananı yoktur ve asla olmayacak da.
Ama barışın kazananı daima tüm insanlık olacak.
Umarım dünya en yakın zamanda...
Barışa ve huzura kavuşur arkadaşlar.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
OSB25 koduyla planlayabilirsiniz.
Bu kodu da açıklamalara bırakıyorum.
Bu arada Kendimi Nasıl İyileştiririm adlı kitabım sonunda satışa çıktı.
Onun da linkini açıklamalara bırakıyorum.
Şu an sadece tam adreste.
Daha sonra bütün platformlarda bulabileceksiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
