
Evinizde serin ve konforlu bir atmosfer yaratmak için Samsung Windfree™ klimaları tercih edin. Rüzgârsız Serinlik sağlayan teknoloji ile eve döndüğünüzde sizi bekleyen ferahlığın keyfini çıkarın. Üstelik şimdi 6 yıl garanti fırsatıyla!
Detaylı Bilgi İçin: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Samsung" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine Gregor Samsa gibi uyandım arkadaşlar.
Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerinden uyandığında kendini yine Ankara'nın çığ sıcaklarında buldu.
Hakikaten bu nasıl bir sıcak ya.
İskoçya'dan yeni geldim.
Oranın havası ayrı bir muamma biliyorsunuz.
Hep diyordum ya işte keşke orada yaşasam yağmurlar işte kapalı hava falan.
İçim bunaldı. Hiç benlik değil.
Vazgeçtim. İnsan deneyimlemeden bilmiyor işte.
İskoçya'da insanlar hem askılılarla şortlarla geziyor bir kısımda montla geziyor arkadaşlar.
Şapka bere öyle söyleyeyim.
Öyle bir iklimi var.
Çünkü böyle oturuyorsunuz bir anda güneş yakıyor sizi of diyorsunuz bunaldım.
Montu falan çıkarıyorsunuz derken bir yağmur ondan sonra bir rüzgar bir fırtına neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz.
Öyle de garip bir iklim. Tabii bütün bunları yaşarken aklıma bir anda bir konu geldi.
Tarihi olaylarda iklimin ne gibi bir etkisi vardı?
Lafı fazla uzatmadan Samsung Wind Free klimalarımızı açalım, kahvelerimizi alalım, koltuklarımıza kurulalım ve başlayalım.
Önce M.Ö. 200, M.Ö.
300 yılları arasına gidiyoruz.
Roma'nın altın çağından karanlık çağlara doğru kısa bir yolculuğa çıkıyoruz.
Şimdi bizim takvimize göre 98 yılında...
Romalı tarihçi Tacitus, Roma İmparatorluğu'nun en uzak vilayetlerinden biri için şöyle bir not düşmüş tarihe.
Gökyüzü sis ve sıkça yağan yağmur yüzünden bulutlanır ama çok soğuk olmaz demiş.
Tacitus nereyi kastediyor?
Romalıların hakimiyetindeki bugün İngiltere ve Galler ülkelerini kapsayan Britanya adasından bahsediyor arkadaşlar.
Şöyle Roma ile Britanya'yı kıyaslayacak olursak Roma elbette ki daha sıcak oraya göre ve daha fazla güneş alıyor.
Yaklaşık 2000 yıl önce de buna benzer bir durum.
yaşanıyormuş gördüğümüz gibi.
Roma'da kışlar sert geçmiyor arkadaşlar ve Britanya kadar olmasa da yağışlar var.
Ilık, güzel havalar var Roma'da ve iklim eşittir.
Ekonomi biliyorsunuz çok sıkı bir ilişki içerisindeler.
Tacitus da iyi bir gözlemci.
Bunlar üzerine epey bir kafa yormuş ve Britanya tasvirinde Adanın iklim koşullarını betimliyor ve o zamanlar yıllık sıcaklık ortalamalarının günümüze kıyasla çok daha yüksek olduğunu görüyoruz.
Mesela Britanya için diyor ki toprak büyükbaş hayvanların yetiştirilmesi için oldukça zengindir.
Zeytin ağacı sıcak yerlerde yetişen üzüm asması ve diğer bitkilerin yanı sıra tarla mahsulleri de yetiştirilebilir.
Hızlıca filizlenir ve yavaşça olgunlaşırlar.
Bunun tek bir nedeni vardır.
Topraktaki ve havadaki yüksek nem oranı diyor.
Britanya'daki şarap ekonomisi bu konuda pek açık sözlü davranmasa da kendi sektörünün ekonomik gelişimi için iklim değişikliğinden memnun olan az sayıda sektörden biri.
İngiltere'de bunu duyduğunda şaşırmıştım.
Yani küresel ısınma bu anlamda onlara yaramış diyebilirim.
Roma döneminde bundan 2000 yıl önce şarap üretimi zaten var.
Sonra işte bir soğuk dönem geliyor arkadaşlar.
1950'lerden sonra yeniden iklim değişince şaraplar geri geliyor hava sıcaklıkları artınca.
Tacitus Almanya'nın iklimi içinde bir yorum yapmış.
Diyor ki balta girmemiş ormanlar.
Korkunç bataklıklar, fırtınalı bir hava ve üzerinde hiçbir meyve ağacının bulunmadığı ağaçlar sadece büyükbaş hayvanların yetişebildiği topraklar diye betimlemiş.
Yani Britanya iklimi Almanya'nın yanında cennet kalır o zamanlar.
Peki ben bunları neden anlattım?
Bana ne yağışlardan demiş olabilirsiniz.
Şimdi Roma'nın yükselişi...
Siyasal ve ekonomik istikrar olmadan düşünülemez değil mi?
Ve bunların her ikisi de neye bağlı?
Çünkü Roma'nın nüfusu milyon sınırına yaklaşmış o dönemler.
Ve Roma metropolünün sakinlerinin ihtiyaçları var.
İşte bu ihtiyaçların karşılanmasına bağlı.
Halkın yiyecek ve eğlenceye ihtiyacı var.
Ve bu ihtiyaç ve eğlence o zamanlar dolu bir mide ve keyifli bir sohbetle karşılanıyor.
Bu ihtiyaçlar Mısır'dan gelen ve imparatorluğun ekmek hazinesi olan gemilerin Roma'ya sağlamış olduğu tahıl sayesinde olduğu 10 yıllar boyunca karşılandı.
Yani Nil'in verimli vadileri, imparatorluğun öbür bölgelerinde alışılmışın dışında iyi seyreden iklim koşulları, güzel bir şekilde inşa edilen yollar bunlar hep tarımın gelişmesi için gerekli şartları oluşturan
detaylardı. Roma ve onunla birlikte Avrupa yaklaşık 300 yıl boyunca işte bu istikrarlı ve iyi iklimin koşullarının ekmeğini yedi arkadaşlar.
Yağışlar ortalama seviyede, sıcaklıklar çok okey bir noktada.
Yani öyle aman aman sıra dışı bir iklim koşulu yaşanmamış ve bu dönem Romalıların ideal iklim dönemi olarak adlandırdıkları dönem Roma'ya altın çağını yaşatan ve onu dünya arenasında
top noktaya koyan nedenlerden biri de iklimdi arkadaşlar.
Belki daha önce düşünmemiştik bunu ama iklim gerçekten çok önemli bir detay.
Keşke şu sıcak yaz günlerinde evimizde de böyle bir altın çağı yaşasak değil mi iklim konusunda.
Samsung'un yenilikçi Windfree teknolojisi sayesinde bu mümkün arkadaşlar.
Samsung Windfree klimalar geleneksel Samsung klimalardan farklı olarak bize rüzgarsız serinlik imkanı sunuyor.
Hem de sessiz sessiz çalışıyor sizi hiç rahatsız etmiyor ve en önemlisi enerji tasarrufu yapmamıza da oldukça yardımcı oluyor.
Serinlerken cebimiz yanmıyor arkadaşlar bu çok önemli bir detay.
Klimada enerji verimliliği, sessizlik ve rüzgarsız serinlik arayanları Samsung Wind Free klimaları incelemek için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Geçtiğimiz 12.000 yılın özellikle de son 2.000 ila 3.000 yıllık zaman diliminin iklim tarihine baktığımız zaman bir ayrıntı gözümüze çarpıyor.
Sıcak dönemler daha ziyade kültürel ve toplumsal hareketliliklerin, gelişmelerin ve ilerlemenin göstergesi olmuş.
Soğuk dönemlerde ise istikrarsızlıklar ve krizler ortaya çıkmış.
Tarihte yazının gelişimi, ilk kültür ve örgütlenme biçimlerinin ortaya çıkışıyla birlikte insanlığın neredeyse tüm tarihsel gelişimi sıcak iklim döneminde yani Holosen devrinde
gerçekleşmiş. İnsanlık, yaratılışın ilk 10.000 yılında oldukça zorlu iklim koşullarını geride bırakıyor ve yaklaşık 12.000 yıl önce sona eren o son soğuk dönemin yani buzul çağının sonlarında hayatta
kalmak için amansız bir mücadele veriyor ve bu esnada da enteresandır.
Erken dönem sanat anlayışı gelişmeye başlıyor.
Mesela yaklaşık M.Ö.
25.000 yılına tarihlenen hayranlık uyandırıcı Willendorf ve Nuseike.
ya da İspanya'daki o Fransa'daki ünlü mağara resimleri değil mi?
65 bin yıllık olduğu düşünülüyor bunların.
Buzul çağının sonuna doğru yani holosene geçiş döneminde Büyük ve dev hayvanların nesli tükendi biliyorsunuz.
Buzul döneminde her kıtada yaşayabilen binlerce hayvan vardı ve ortadan kayboldular birkaç yüzyıl içerisinde.
Dünyanın birbirinden farklı bölgelerinde yaşayan kılıç dişli kaplan, yünlü gergedan, mamut gibi böyle bir tondan daha ağır hayvanların soyu tükendi.
Sadece Afrika ve Asya'nın bir bölümü bu durumdan azade kaldı ve bu istisnalar olmasaydı biz bugün belki bir filin ya da bir hipopotamın ne olduğunu bilmeyecektik değil mi?
Bu dev hayvanların neslinin tükenmesiyle eş zamanlı olarak ada üzerinde insanlara ait ilk yerleşim izlerine rastlandı ki bu tesadüf değil.
Bu arada bu dev hayvanların holosane geçiş evresinde nesillerinin tükenmesine şöyle açıklık getirenler var.
İnsanlar tarafından aşırı avlandıkları için soylarının tükenmiş olabileceğini düşünenler var.
Ama bu tartışmalı bir iddia.
Bu arada o zamanlar dünya nüfusunun 5 milyon olduğu düşünülüyor.
Neden tartışmalı bir iddia diyorum?
Çünkü aşırı avlanmanın yani öldürmenin Tüm bu türlerin doğal yollardan yeniden üremesini engelleyip engellemeyeceğini bilmiyoruz arkadaşlar.
O yüzden pek çok cevapsız soru var.
Afrika kıtasında pek çok hayvan türü neden hayatta kaldı mesela değil mi?
Bu bölge biliyorsunuz insanlığın köklerinin başladığı varsayılan yer Afrika.
Diğer bir önemli hipotezleri ise şu bu kitlesel yok oluşlara dair.
İklim değişikliği, iklim değişikliğini sorumlu tutuyorlar.
Buna göre de sıcaklıkların yükselişi daha kalın kürklü olan canlılar.
Canlı türleri için uygun değil.
O yüzden yaşam alanları ortadan kalktığı için onlayı da yok oldu deniliyor.
O zaman bir soru daha çıkıyor karşımıza.
Nesli tükenenlerin hepsi kalın tüylü değil arkadaşlar.
Bu da var. Aslında buzul çağından holosene geçişte Birçok bölgede belirgin olarak iklim değişikliği görülüyor ve bu da nesillerin kitlesel olarak tükenmelerine neden oluyor.
Ancak yaklaşık 45 bin yıl önce işte dev kangurular var, keseli aslanlar var, dev bir kertenkele türü olan megalanyalar var.
Bunların ortadan kaybolduğu Avustralya'da bir iklim değişikliği yaşanmamış.
Fakat şöyle bir durum var ki bu dönemler kıtaya insanlar yerleşmeye başlıyor.
Yeni Zelanda, Madagaskar gibi adalara insanları...
ilk defa yerleşmesiyle bazı canlı türleri bir anda tükenmeye başlamış.
Yani bu ne demek oluyor? İnsanlığın sicilinde kötü bir leke.
Hayvanları avladıkları düşünülüyor.
Bu arada dünya üzerinde en son yaşayacağım yerlerden biri Avustralya olabilir.
Bu hayvan çeşitliliğinden dolayı her yerden bir şey çıkıyor.
Geçen bir video gördüm.
Tuvaletten yılan çıkıyor ya.
Hoş geldin yeni fobi.
Asla Avustralya'ya gitmem.
Kangurular adam dövüyor falan.
Ne tuhaf bir yer. Zehirli örümcekler.
Ve insanlar şey gibi davranıyor.
O kadar alışmışlar ki. Adamın evine timsah giriyor.
Kürek de kovalıyor falan. Öyle bir garip bir ülke yani.
Neyse devam edelim.
Holosan devri diyorduk. Holosan devrinde sıcaklıklar artınca özellikle de M.Ö.
8000 ve 5000 yılları arasında deniz seviyesi yükseliyor.
Ve bundan sonra da Avrupa'nın artık coğrafi şekli oluşmaya başlıyor.
İstikrarlı ve genel anlamda yumuşak ılık hava hem Tunç devrinde hem de Orta Avrupa'da yakın doğuya kıyasla...
Daha geç bir zamanda erken dönem yüksek kültürlerin oluşmasına vesile oluyor.
Hindistan ve Çin'de, Mezopotamya ve Mısır'da klasik antik medeniyetler şekilleniyor.
Sonraları Nil Nehri boyunca tarım ekonomisi canlanıyor.
Dolayısıyla nüfus artışı oluyor.
Diğer yerlerde olduğu gibi burada da elverişli iklim koşulları sayesinde edinilen tarımsal kazanç yeni ve kapsamlı bir yerleşim biçiminin şekillenmesini sağlıyor.
Mezopotamya'daki Uruk şehri bazı yayınlarda dünyanın en eski şehri oluyor.
olarak tanımlanıyor. Muhtemelen 4500'lerde kurulmuştur burası.
Halep, Şam ve Eriha'da dünyanın en eski şehirlerinden işte iklim etkisinden bunlar.
Dünya medeniyetine yön veren esas şey iklim arkadaşlar.
Roma'nın yükselişi, o çağın iklimsel eğilimleri muhtemelen bunlar birbirine paralel seyretti.
Napolyon ne diyor? Ordular midelerine göre hareket etmekle kalmaz, mideleri boşsa ayaklanmaya kalkışırlar.
O yüzden Roma'nın yükselişiyle gelen o ekonomik düzen, elverişli iklim koşulları sayesinde o güne dek beslenme ihtiyaçlarının farklı yollarla karşılandığı ve genelde böyle problemli olan bazı bölgeleri de uygulanmıştır.
Klasik optimum döneminin sıcaklığı ve kuruluğu kelimenin...
tam anlamıyla Roma İmparatorluğu'na Batı Avrupa'nın kapılarını açmış diyebiliriz.
Çünkü bu durum neye fayda sağlıyor?
Akdeniz bölgesine özgü tahıl ve şarap ekonomisine fayda sağlıyor değil mi?
Ama M.Ö. 300 yılında başlayan ani bir iklim değişikliği var.
İşte bu da Avrupa'nın güneyinden soğuk ve nemli bir hava akımı taşıyor ve imparatorluğun tarım ekonomisine darbeyi indiriyor.
Ve tabi M.Ö. 79 yılının Ağustos ayında gerçekleşen Vezü Yanardağ patlaması bu da çok önemli.
Volkanik patlamalar belirli bir zaman dilimi içinde olsa her daim hava...
sıcaklıklarını uzun süreli ve etkili bir şekilde değiştiriyor.
Az sonra değineceğiz volkanik patlamalara.
Roma İmparatorluğu'nun politik istikrarı tahıl ağırlıklı ekonomisine dayanıyordu ve tabii sadık bir ordu.
Elverişli iklim koşulları, kalıcı sınırları bunlar da çok önemli ama iklim faktörünü unutmamak lazım.
Roma'nın altın çağındaki bu iklim koşullarına benzeyen koşullar Batı ve Orta Avrupa'da ancak 800 yılı civarında görülüyor arkadaşlar.
Bu önemli bir detay. Gelelim yanar...
Yanardağlar mevzusuna geçen gün Etna yanardağı patladı biliyorsunuz.
Şimdi şöyle Endonezya sınırları içerisinde bile son 10 bin yıl içinde en az bir kere patlamış 27 yanardağ var.
Sadece Papua Yenigine'de bile 31 volkan var.
Düşünün arkadaşlar Güney Amerika zaten hep böyle bir yanardağ tehlikesi var değil mi orada?
Egvator'da zaman zaman aktifleşen 14 volkan var.
Tarihe baktığımız zaman 535 yılında patlayan Kratov yanardağının gök gürültüsü 300 kilometre öteden duyulmuş.
düşünün ve günlerce süren bir tutulma olmuş bu patlamadan sonra.
27 Ağustos 1883'de tekrar patlıyor Victoria döneminde.
Bu da tabi bariz bir şekilde hava sıcaklıklarını etkiliyor.
Ama bu olayların muhtemelen en şiddetlisi 74 bin yıl önce patlayan ve süper volkan olarak adlandırılan bugünkü Toba yanardağı arkadaşlar.
Bu tür büyük patlamalar volkanik kışları da beraberinde getirebiliyor ki bu patlamada küller muhtemelen 80 kilometre kadar yüksekliğe ulaşmış ve bu patlama volkanik kışa sebep olmuş.
Toba felaket kuramına göre volkanik kış neredeyse insan neslinin sonunu getiriyordu yani çok az kurtulan olmuş.
soyu devam ettirebilmişler.
Bu patlama son 25 milyon yılın muhtemelen en büyük süper yanardağ patlaması.
20.000 km2'lik bir alan lav akıntısıyla kaplanıyor ve dünya genelinde sıcaklık 5 derece kadar artıyor.
Buzul çağını da hızlandırdığı iddia ediliyor bu patlamanın.
Hatta dünya uzun süre güneş yüzü görememiş.
Yani karanlık çağda deniliyor bu patlama sonrası için ama bu bir teori arkadaşlar.
Yaşandığı varsayılıyor ama bazı bilim adamlarına göre yaşanmadı.
Bilemiyorum Altan o yüzden.
Bana açıkçası çok mantıklı geliyor.
Yaşanmış olabilir gibi geliyor ki buna dair de çok fazla kanıt var.
535 yılında patlayan...
Kratal yanardağı tabi bir toba kadar yıkıcı olmamıştır ama yarattığı etkiyi anlamamız için psikopos ve kilise tarihçisi Efesli Yohannes'in vermiş olduğu bilgiyi söyleyeyim.
Tarihe şöyle bir not düşmüş.
Güneş karanlıktı ve bu karanlık 18 ay boyunca devam etti.
Gün ışığı her gün yalnızca 4 saat görünürdü ve bu ışık da soluk bir gölgeden ibaretti.
Herkes güneşin parlaklığını bir daha asla kazanamayacağını düşünüyordu.
Bir not düşmüş tarihe. Gelelim antik Maya uygarlığına arkadaşlar.
Kanalımda bunun da podcastı var dinlemek isterseniz.
Maya kültürü 3000 yıldan fazla hüküm sürdü.
Ama ondan sonra nasıl oldu da böyle yüksek bir kültür bir anda yok oldu?
Tahminlere göre yüksek klasik dönemde Amerika'nın Kolorado eyaleti büyüklüğündeki Maya yerleşim bölgesinde neredeyse 10 milyon insan yaşıyordu.
İşte bu nüfusu besleyecek tarım beslenme sorunu baş gösteriyor ve ormanlık arazideki ağaçlar...
kesiyorlar. Tarıma katmaya çalışıyorlar.
Ondan sonra erozyonlar artıyor.
Kuraklık başlıyor. Ama 9.
yüzyılda gerçekleşen ani bir iklim değişikliği var.
Buna karşı koyamıyorlar. Bu öyle bir kuraklık ki ABD'li bilim insanlarının hesaplamalarına göre bizim takvimizde 800 yılından 1000 yılına kadar süren dönem son 8000 yılın en
kurak zamanı olmuştur.
Maya uygarlığını normal hava koşullarından tropik yağmurlara geçiş ve ardından da kuraklık ve tabi ormanta Balta girmemiş ormanları yok ediyorlar.
Zaten kuraklık da var. Ondan sonra kendileri de yok oluyorlar.
Gelelim Avrupa'ya. Avrupa'da 1309 ile 1312 yılları arasındaki kışlarda Grönland üzerindeki buz kütlelerinin alanı İzlanda'ya kadar genişlemiş arkadaşlar ve bazı araştırmacılara göre
14. yüzyılın 2.
10 yılında son 1000 yılın en şiddetli yağışları görülüyor.
155 gün boyunca Fransa, Hollanda ve İngiltere'de Dinmek bilmeyen yağmurlar oluyor.
Ve kaynaklara baktığımız zaman Almanya'daki ve Fransa'daki yıllık ortalama yağış miktarı daha önce 50 ila 60 cm arasındayken 1315 yılında o yağışlardan sonra Orta Avrupa'da 200 cm
'nin üzerine çıkmış. İnanabiliyor musunuz?
Ve insanlar artık demişler ki yani hani hayati bir krize dönüşmüş yağmur.
Ve yüzyıllardır emsali görülmemiş bir olay bu.
Böyle bir yağmur. Tanrı'nın cezası diye düşünmeye başlıyorlar.
Ve o yıl içerisinde tabii ki mahsul...
Avrupa'da neredeyse 7 yıl süren kıtlık dönemi başlıyor.
İşte yağışlardan sonra ve ortaçağ sıcak döneminin neredeyse aniden sonunu getiren fırtınaların yol açtığı bu değişiklikler ne yapıyor?
Mevcut toplumsal sistemi yerle bir ediyor.
Sıcak dönemlerde bol mahsullü dönemlerde bile ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan o alt tabakadaki insanlar uzun süreli yağmurların yol açtığı kıtlığın ilk kurbanı oluyorlar.
Olan yine garibana...
Tarım yapanlar kıtlıktan dolayı hayatlarını kaybedince diğerleri de o kıtlıktan nasibini alıyor tabii.
Kim onlara mahsul verecek?
Zengini de gidiyor, orta sınıfı da, yoksulu da hepsi açlık felaketinden hayatlarını kaybediyorlar.
Sonraki yıllarda yağışlar o derece şiddetle devam ediyor ki bu büyük çaplı felaket günah seli olarak anılmaya başlanıyor.
Şöyle söyleyeyim, Almanya Köln'de 30 Haziran 1318'de lapa lapa kar yağmış.
Yani böyle bir hava var. Böyle şartlarda neyin tarımını yapacaksınız değil mi?
1315 yılına baktığımız zaman Kasım ayından sonra buğday fiyatları %340 artmış düşünün.
Ve insanların o zaman zaten ana besin maddesi tahıl.
Enerjilerinin %80'ini tahıldan alıyorlar ama yok.
Tahıl yok yağmurdan dolayı.
Bu kadar yağmur yağınca güneş de az zaten.
Tuz da kalmıyor arkadaşlar. O zaman buzdolabı yok.
Buzdolabı niyetine tuz kullanıyor insanlar.
Besinlerini koruyabilmek için.
Ne oluyor? Tuz fiyatları alıyor başını gidiyor.
Tuz resmen kara borsaya düşüyor.
Yani yüksek yağışın sebep olduğu şeylere bakın.
Hayatı felç ediyor resmen.
Ne hayvancılık kalıyor ne çiftçilik kalıyor.
İnsanlar aç kalıyor.
Suç oranları artıyor. Artık yiyecek hırsızlıkları başlıyor.
Ondan sonra işte yamyamlık haberleri duyulmaya başlanıyor.
Enfeksiyon kaynaklı hastalıklar artıyor falan.
Yani çok yağışın sebep olduğu bir şeyden bahsediyorum.
Çünkü insanlar artık açlıktan ne bulursa yiyorlar.
Küflenmiş gıda, bozulmuş et.
İşte yamyamlık dediğim gibi hiç fark etmiyor.
Her şeyi yemeye başlıyorlar. Bu arada Hansel ile Gretel masalı sizce öyle mi?
Sine mi yazıldı? Tabii ki öylesine değil.
Yani o masalın kökeninde aslında bu açlık yılları var.
Kollektif bilinçaltı diyebiliriz.
Hani cadı niye Hansel'le Gretel'i yemeğe kalktı değil mi?
Aç millet çünkü. Bu kıtlığın üstüne bir de veba geliyor arkadaşlar.
Yani orta çağda kadar kötü bir zaman dilimi.
Bence orta çağ ve 20.
yüzyılın ilk çeyreğiyle ortası.
İnsanlık tarihinin en kötü zaman dilimi.
Avrupa nüfusunun büyük yağmurlar, kıtlık ve veba salgınından önceki durumuna ulaşması nereye?
Neredeyse 200 yıl sürmüştür arkadaşlar.
Sonra zaten 1315'de 1850 yılları arası küçük buzul çağı olarak adlandırılan bir dönem.
Tabii etkisi farklı yerlerde farklı zamanlarda görüldü ama sıcaklıkları düşürdü.
Büyük kıtlıklar, ayaklanmalar, isyanlar pek çok hanedanlığın sonunu getirdi.
Tabii bütün bu yaşananların faturası birilerine kesilecekti.
O da kim oldu arkadaşlar? Cadılar.
İnsanları cadılıkla suçladılar, meydanlarda yaktılar biliyorsunuz.
Bu arada cadı deyince sadece kadın zannediyoruz.
Erkekler de nasibini aldı cadılıktan hani az da olsa.
Tabii ki tek sebep hani kötü hasat aldık hadi bakalım cadıları yakalım öyle bir şey değil ama bu da bir sebepti.
İklim tek başına tüm bu felaketlerin nedeni olmasa da arkadaşlar olayları pekiştirdi diyebiliriz.
17. yüzyılın ortasında bir rahip not düşmüş.
Diyor ki yarım kilo ağırlığında dolu yağdı.
Yani mübalağa değilse çok fena.
Yarım kilo dolu ne ya? Kafamıza düşse bittik.
Thames Nehri 17. yüzyılda en az 10 kez donmuştur arkadaşlar.
Ve donmuş nehrin üzerinde panayırlar kurmuşlar, eğlenceler düzenlemişler.
Üzerinde işte yürüyüşlere çıkıyorlarmış.
Ve Thames artık bir nehir gibi değil de Londra'nın bir sokağı gibi olmuş.
Yani böyle düşününce tabii insan çok uzak geliyor ama bunlar yaşanmış.
Bir de iklim nedeniyle kaybedilen savaş.
Mesela Napolyon'un Rusya seferi değil mi?
Hezimete uğradığı Rusya'nın çetin iklimi sebebiyle.
Hani İbni Haldun diyor ya coğrafya kaderdir diye.
Gördüğünüz gibi çok haklı.
Yaşadığımız coğrafyada o coğrafyanın iklimi de hayatımız üzerinde gerçekten çok etkili geçmişten günümüze.
Montesquieu'ya göre iklim o kadar güçlü bir etkendir ki insanın biyopsikolojik yapısına dolayısıyla karakterine bile etki eder.
Soğuk iklim kuşağında yaşayanların daha canlı, daha...
hareketli ve soğukkanlı olduğunu, güvenliklerine ve hürriyetlerine daha düşkün olduğunu söylemiştir Montesquieu.
Sıcak iklim kuşağında yaşayanların ise daha tembel, daha hareketsiz, zevk ve şeffete düşkün olduklarını iddia etmiştir.
En iyisi ılıman iklim diyor.
Bilemiyorum Altan, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yorumlarınızı bekliyorum Instagram gönderi postunun altına.
Samsung'un sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Samsung Wind Free klimalarla bu sıcak günlerde rüzgarsız serinliğin...
Tadını çıkarmak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
