
Sigorta sektöründe 25 yılı aşkın tecrübesiyle kurumsal sigortalar aslanında fark yaratan Polaris Sigorta Brokerliği ile “Güven” konuşuyoruz.
Polaris Sigorta Brokerliği hakkında detaylı bilgi için: Tıklayın *
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Polaris Sigorta Brokerliği " hakkında reklam içerir
Transkript
Polaris Sigorta Brokerlığı Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün güven hakkında konuşacağız.
Hayatımızdaki en önemli şeylerden biri güven.
Dr. Stephen Covey, kendisine etkili insanların 7 alışkanlığı kitabından da tanıyorsunuzdur.
Merve! Neden o kitaba hala bir bölüm yapmadın?
Yapacağım arkadaşlar, merak etmeyin.
Uzun uzun anlatacağım onu size.
Stephen Covey, Harvard'dan bir profesör.
Kendisi liderlik denildiği zaman dünyada akla gelen isimlerden biri.
Aynı zamanda zaman yönetimi, verimlilik, aile ve sevgi konularında uzun yıllar çalışmış kıymetli bir isimdi.
Time dergisinin en etkili 25 Amerikalısından biri kabul edilmiştir.
Neden ondan bahsettim?
Çünkü bugün onun da güven konusundaki çalışma.
O zaman önce güvenin ne olduğuyla bir başlayalım.
Güven kelime anlamı olarak Türkçe'de herhangi bir korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu olarak tanımlanıyor.
Bakın korku yok, çekinme yok, kuşku yok.
Ne kadar güzel. Yani aslında böyle baktığınız zaman...
Güvende bir savunmasızlık hali var fark ettiyseniz.
Çünkü güvendiğimiz kişiye karşı ne yapıyoruz?
Çok böyle pozitif beklentilere giriyoruz değil mi?
Ve onu kontrol etmeye ya da onu izlemeye hiç düşünmeden onun eylemlerine karşı gayet böyle savunmasız kalmaya gönüllü oluyoruz.
Aslında çok deli saçması bir şey böyle baktığınız zaman.
Yani böyle bir riski göze almak değil mi?
Karşı tarafı kontrol etmiyoruz.
Onun iyi niyetinden şüphe duymuyoruz.
Ona tamamen inanıyoruz.
gerçekten bu o kadar zor bir şey ki baktığınız zaman en son ne zaman birine güvendiniz sorayım buradan şimdi arkadaşlar bütün bireylerde ilişkilerimizde ailemizde iş yerlerimizde toplumumuzda
hatta dünyanın neresine giderseniz gidin ortak olan bir şey var o ortadan kalktığı zaman bütün güçlü hükümetleri en başarılı şirketleri en gelişmiş ekonomileri
en etkili liderleri En sağlam zannedilen dostlukları, en büyük aşkları bile yok edebilecek kapasitede olan bir şey.
Tek bir şey güven arkadaşlar.
Güven bu hayattaki şüphesiz en önemli şeylerden biri.
Benim babamın bir sözü vardır.
Der ki bu hayattaki en önemli şey...
güvenilir bir insan olmaktır.
Her zaman bunu söyler. Geçen gün bir arkadaşım böyle işleri istediği gibi gitmediği için çok üzülüyordu.
İşte Merve ben başaramadım mı?
Çok üzülüyorum vesaire böyle şeyler söylüyordu.
Dedim ki ya sen dedim bir sürü insanın güvenini kazandın.
Yani bundan büyük bir başarı olabilir mi?
Bugün bir yere gitsen sana dükkanını, evini, karısını, kocasını, çoluğunu, çocuğunu her şeyini emanet edersen öyle bir insansın.
Bugün çevrende kime gitsen sana anında iş ver.
Gözü kapalı güvenir çünkü sen senelerdir hiç kimseye tek bir hata bile yapmadın.
Hep dürüst davrandın. Her zaman dürüstsün.
O da tabii hiç böyle düşünmemiştim dedi.
Nitekim de o kazanmış olduğu güven sayesinde çok çok daha iyi bir işe girdi arkadaşlar.
Bir de babam der ki bir insanın başına bir şey gelse çoluğunu, çocuğunu, eşini, malını, mülkünü gözü kapalı bir şekilde teslim edeceği biri olmalı hayatında ya da birileri olmalı.
Sahiden bu o kadar önemli bir şey ki sizin böyle biri var mı arkadaşlar etrafınızda hiç düşündünüz mü?
Güven bir insanı hayatın her boyutunda eşsiz bir başarı sağlar, bir zenginlik yaratma potansiyeli verir.
Maalesef ne yapıyoruz? Onu çok göz ardı ediyoruz, küçümsüyoruz değil mi?
Halbuki hayat kalitemizi komple etkileyen bir şey.
Güvenmediğiniz biriyle ne yola çıkarsınız, ne dost olursunuz, ne ortaklık kurarsınız, ne aşk yaşarsınız, ne o insanla iş yaparsınız değil mi?
Eğer ailenizden biriyse çok daha kötü.
Yani sırtınızı asla ona dayamazsınız.
O rahatlık yoktur o ilişkide.
Yani çoğu insanın inandığının aksine güven...
Sahip olduğunuz veya olmadığınız soyut hayali bir nitelik değil arkadaşlar.
Güven aslında bizim yaratabileceğimiz pragmatik maddi elle tutulur bir değer ve liderlik yeteneğinin anahtar unsurlarından birisidir güven.
Dünyanın en önde gelen CEO'larından Jack Welch ona soruyorlar sizce güven nedir diye.
O da diyor ki hissettiğiniz an.
Ne olduğunu bilirsiniz diyor.
Hislerle de alakalı bir şey hissediyoruz ya aşağı yukarı.
Peki güvenin tersi nedir arkadaşlar?
Bir düşünelim. Kuşku duymak değil mi?
Bir insana ya güvenirsin ya da kuşku duyarsın.
Çok habis bir duygudur o kuşku.
Çünkü güven inanmaktır.
Tersi kuşkudur.
Bir insana güvendiğiniz zaman aslında o inandığımız şey...
Onun karakter bütünlüğü, onun kabiliyetlerine inanmaktır değil mi?
Hayatınızda en güvenmediğiniz insanı ya da insanları şöyle bir düşünün.
Size nasıl hissettiriyor arkadaşlar bu duygu, bu güvensizlik?
Beni böyle aşırı huzursuz, gergin, her an böyle diken üstünde gibi hissettiriyor.
Hani mayın tarlasında gibi hissediyorum güven duymadığım biriyle oturduğum zaman, kalktığım zaman.
Bir külfet o benim için ve enerjimi de tüketen bir şey.
Şimdi de çok... Çok güvendiğiniz insanları bir düşünün.
Onların yanında nasıl hissediyorsunuz?
Ben böyle direkt huzur hissediyorum.
Gönül rahatlığı, kafada soru işaret yok.
Gözüm hiç arkada değil.
Son derece keyif alıyorum.
Sanki böyle gül bahçesinde gibi öyle hissediyorum.
Bakın diğerini mayın tarlasında burada gül bahçesinde gibi hafiflemiş gibi hissediyorum.
Enerjim de yükseliyor. Yani güven düzeyi yüksek bir ilişki ile güven düzeyi düşük ilişki arasındaki fark aslında son derece açıktır arkadaşlar.
Sadece size hissettirdiklerine bakın.
Aslında siz o hissettirdiği şeylerle bir çıktı veriyorsunuz karşı tarafa.
Mesela geçen gün arkadaşıma dedim ki insan aşk ilişkilerinde bile herkese başka olabiliyor.
Çok güvendiğiniz biriyle aşk yaşıyorsanız, beraberseniz, saykoya bağlamıyorsunuz, gayet relaksınız yani.
Neredesin, ne yaptın, bilmem ne yaptın, sormuyorsunuz.
O adam da ya da kadın da sizi kıskançlıkla yaftalamıyor.
Ama karşınızdaki kişi sizin güveninizi sarstıysa ya da size böyle huzursuzluk veriyorsa, hissediyorum ya, güven bir his ya, size bir türlü güven vermiyorsa, şüpheli davranıyorsa, siz ne
yapıyorsunuz? O insandan hoşlanıyorsanız eğer, o güveni temin ediyorsanız, Bilebilmek için her yolu deniyorsunuz.
Yani işte sonunda ne oluyor?
Sen işte kıskançsın, ruh hastasısın, özgüvensizsin bilmem ne bilmem böyle ilan ediyorsunuz.
Halbuki sen o güveni vermedin kardeşim karşındakine değil mi?
Keşke insanlar şunu bir anlayabilseler.
Ya ben acaba ne yapıyorum da bu insan bana karşı böyle güvensiz?
Şöyle etrafına karşı da bir bakın tavırlarına.
Sadece size karşı böyle davranıyorsa ya sizde de bir sıkıntı olabilir.
Bunu bir düşünün. Kamu spotu devam edelim.
Şimdi size güven hakkındaki efsanelerden ve gerçeklerden bahsedeyim.
Efsane 1 güven soyuttur.
Hayır arkadaşlar gerçek olan şu ki güven somuttur.
Gayet ölçülebilir ve görülebilir.
Efsane 2 güven yavaş yavaş olur.
Hayır güven tam tersine gayet hızlı bir şekilde olabilir.
Efsane 3 güven ya vardır ya yoktur.
Gerçek şu ki güven hem yaratılabilir hem de yok edilebilir.
Efsane 4 bir kez kaybedildiğinde güven bir daha asla.
Kazanılamaz. No. Gerçek olan.
Zor olsa da güven çoğu durumda tekrar kazanılabilir.
Karşınızdakinin salaklık derecesine bak.
Ben mesela acayip salağım bu konuda.
Çok sevdiğim insanlara böyle defalarca şans verip ve tekrar hemen güvenebiliyorum.
Sonra kazıklıyor musun Merve?
Evet arkadaşlar. Yiyorum.
Ama... Umut ya işte diyorum ki Umut fakirin ekmeği.
Hayır bakın defalarca şans veriyorum.
Evet tekrar güveniyorum.
%100 bir güven olmasa da.
Ama artık böyle güvenim de şöyle minicik falan kalıyor işin sonunda.
Ondan sonra diyorum ki okey artık o kadar da sabak değilim.
Tamam artık sana güvenim kalmadı.
Ama bayağı zorluyorum yani.
Hani sınırlarımı zorluyorum, sabrımı zorluyorum.
En son diyorum ki ya okey güven bitmiş kalmamış.
Hadi güle güle git uğurlar olsun.
Arkadaşlar güven 4, ay güven 4 ne ya?
Efsane 4. Bir kez kaybedildiğinde güven bir daha asla kazanılmaz dedik.
Ama gerçek olan şu ki benim dediğim gibi zor olsa da güven çoğu durumda yeniden kazanılabiliyor.
Bakınız şekil ağda görüldüğü gibi.
Şimdi efsane 5'e gelecek olursak.
İnsanlara güvenmek çok risklidir ama gerçek olan şu ki insanlara güvenmemek aslında çok daha büyük bir risktir arkadaşlar.
Ve efsane 6 herkesin güveni ayrı ayrı kazanılır ama gerçek şudur ki bir kişinin güvenini kazanmak aslında birçok kişinin güvenini kazandırır.
Mesela benim bir arkadaşım var inanılmaz sırcı böyle ketum hiç kimseyle yeni arkadaşlık kurmaz öyle biridir yani.
Başka bir arkadaşımla onu tanıştıracağımı söylediğimde dedi ki sen güveniyorsan benim için okey bitmiştir yani.
Ve bir baktım bütün sırlarını ifşa etti yeni tanıştığı insanın.
Çünkü benden dolayı onun güvenini zaten o kazanmıştı.
Yani dediğim gibi bir kişinin güvenini kazanmak aslında size birçok kişinin güvenini kazandırabilir.
Ve güven sonradan öğrenilebilir, öğretilebilir olan bir şey.
Arkadaşlar hiçbir şey bu hayatta güven dolu bir ilişki kadar tatmin edici değildir.
Altını çizerek söylüyorum.
Huzurdur abi güven dolu bir ilişki.
Ve hiçbir şey bir insana güvenmek kadar yüreklendirici değildir.
Bunu unutmayın. Ve hiçbir şey güvenin ekonomisi kadar da kazançlı değildir.
Hiçbir şey güvenin sağladığı itibardan daha etkili değildir.
Güven deyince arkadaşlar sigortacılıkta güvenin ve yeniliğin adı Polaris Sigorta Brokerliğinden bahsetmek istiyorum sizlere.
Sigorta sektöründe 25 yılı aşkın tecrübesiyle Polaris Sigorta Brokerlığı kurumsal sigortalar alanında fark yaratan bir marka yaklaşık 5 yıl önce gerçekleştirdikleri yönetim
ve strateji yenilikleri sayesinde bugün 75 kişilik uzman bir ekip ve sigortacılık alanında 10 farklı dalda hizmet gösteren bir sigorta şirketi olarak 1000'in üzerinde kurumsal,
50.000'in üzerinde bireysel sigortalıya hizmet sunuyor.
Polaris Sigorta Brokerlığı, kurumsal sigortalıların ihtiyaçlarını özel çözümler üretmeyi hedefleyen müşteri odaklı bir hizmet modeliyle çalışıyor.
Tüm kurumsal sigorta branşlarında uzmanlaşmış olan ekipleri sigortalıların menfaatini korumak için piyasayı yakından takip ediyor.
Dünyanın değişen risklerini yakalayarak çözüm üreten özel ekipleri, Reossurance Brokerliği lisansı ve global bağlantılarıyla sigortalılarına kapasite artışı, ürün çeşitliliği ve maliyet
avantajı sağlıyor. Ayrıca teknolojiye verdikleri önemle dikkat çeken Polaris Sigorta Brokerlığı, dijital çözüm platformları Osigo sayesinde kurumların çalışanlarına özel bireysel
sigorta çözümlerini kolayca erişilebilir hale getiriyor.
Uçtan uca sigorta çözümleriyle iş ortaklarına değer katıyorlar.
Sigortacılıkta uzmanlık, yenilik ve güven arıyorsanız Polaris Sigorta Brokerlığı doğru adres.
Sizleri daha detaylı bilgi almak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Evet kesinlikle temel esas ama en başta dediğim gibi güven sadece bir karakter meselesi değil arkadaşlar.
O iki şeyin işlevi karakter ve yetkinlik.
Neden? Çünkü karakterimiz bizim bütünlüğümüzü yani diğer kişilerle olan iyi niyetimizi kapsayan bir şey.
Ama yetkinlik dediğimiz şey yeteneklerimiz, becerilerimiz, elde ettiğimiz sonuçlar değil mi?
Geçmiş başarılarımız bunları kapsayan bir şey yetkinlik.
Dolayısıyla güven söz konusu olduğunda sadece karakter yetmiyor.
Bu ikisi de önemli. Ne demek istiyorum?
Şimdi bir insanın çok içten, çok samimi, inanılmaz dürüst biri olduğunu düşünebilirsiniz.
Ama günün sonunda yaptığı şeylere bakarak ona güven duymayabilirsiniz arkadaşlar.
Ya da tam tersi bakarsınız bir insan müthiş işler başarmıştır.
Başarıdan başarıya böyle koşuyordur, bir sürü ödülleri vardır falan çok başarıdır.
Ama günün sonunda bu insan dürüst değilse ya sırf başarılı diye o insana güven duymazsınız değil mi?
Aman tanrım nasıl plaketler almış ne kadar da...
Güvenilir bir insan demezsiniz.
Belki sadece çalışmış olduğu alanda ona karşı bir güven duyarsınız.
Atıyorum bir sporcudur ve bir sürü ödülü vardır.
Dersiniz ki ya bu adam bu branşta çok iyi ya da bu kadın diyebilirsiniz.
O konuda güvenebilirsiniz ama karakterine güvenmeyebilirsiniz.
Ya da bir insanın karakterine çok güvenirsiniz.
Şehir dışına giderken ona çocuklarınızı bile emanet edersiniz ama iş konusunda çok...
Güvendiğiniz şirketin en parlak elemanına çocuklarınızı bırakmak istemeyebilirsiniz değil mi?
Yani dürüst ya da becerilikte olmadığı için değil o insan.
Yüreğinde o sevgiyi, o ilgiyi, belki o samimiyeti, o sevecenliği göremediğiniz için o çocukları o şirketin en parlak elemanına emanet etmeyebilirsiniz.
O yüzden güvenin direkt böyle sadece ve sadece karakterle ilgisi yok.
Yetkinlik de önemli dediğim gibi.
İş konusuna gelecek olursak mesela muhteşem bir projeniz var diyelim.
Bunu daha önceden bu tür işlerde bir başarı sağlamış olan birine mi emanet edersiniz?
Yoksa böyle hiç yani duyulmadık bilinmedik birine mi vermek istersiniz?
Referansa gerek duyarsınız değil mi?
O kişinin geçmişiyle irtibat kurarsınız.
Yani insanların güvenini geçmişte kazanabilmiş mi diye bir ona yararsınız.
Nasıl ki bizleri işe alırken eski çalıştığımız yerleri arıyorlar.
Onun gibi düşünün. Orada da bir güven tahsisi söz konusu.
Şimdi gelelim güvenin 5 önemli dalgasına.
Şimdi bu 5 dalgayı şöyle düşünmenizi istiyorum.
Suya atılan bir taş var ve bu taşın meydana getirdiği dalga etkisi gibi.
Tamam mı? İçten dışa doğru gidiyor.
Çünkü bu 5 dalga güvenin karşılıklısıdır.
Doğasını ve az önce söylediğim gibi içeriden dışarıya doğru akışını gösteriyor.
Şimdi kısaca bahsedecek olursam.
Birinci dalga özgüven arkadaşlar.
Özgüven kendimize hedefler belirleyip bunlara ulaşma, sözler verme, tutma ve söylediklerimizin arkasında durma kabiliyetimize olan güvenimizi ve başkalarına güven
terkin etme yeteneğimizi kapsayan bir şey.
Mesela ben çok büyük kilolar veren insanları gördüğüm zaman atıyorum işte ben bir sene içerisinde 50-60 kilo verdim diyen insanlar var.
Oradaki iradeyi görüyor musunuz?
Aslında kilo vermek değil olay sadece.
Bu insanın ne kadar iradeli, ne kadar kararlı, ne kadar kendine verdiği sözünün arkasında durduğunu gösteren bir detay bu.
Sadece kilo olarak görmeyin.
Ben o insanı işe alırım mesela onunla çalışmak isterim.
O beni işe alırım. Şimdi arkadaşlar bu şekersiz 21 yapıyoruz ya sürekli.
Ben aslında burada hep söylüyorum.
Olay şeker değil. Şeker yememiz değil.
Olay kendimize verdiğimiz sözü tutmamız.
İradeli olmamız.
O öz disiplini sağlayabilmemiz.
Yani aslında amacım bu.
Kendi irademizle, nefsimizle bir mücadele halindeyiz ve nefsimizi terbiye etmek oradaki amacım.
Hani sadece işte kilo verelim, 21 gün şeker yemeyelim.
Bu değil. Dediğim gibi özgüven kendimize hedefler belirleyip bunlara ulaşabilmemiz ve kendimize verdiğimiz sözleri tutabilmemiz, söylediklerimizin arkasında durabilmemiz.
Birinci madde bu, birinci dalga bu.
Kabiliyetimize olan güvenimiz değil mi?
Bunlar niye önemli? Çünkü bunlar başkalarına da güven terkin etmektedir.
yeteneğimizi kapsıyor arkadaşlar burada sadece biz yokuz aslında ve bu maddedeki ana ilkemiz şu inanılır biri olmak ikinci dalga ilişkide güven arkadaşlar yani başkalarıyla aramızda
Güven hesapları oluşturmak ve bunları büyütebilmek.
Buradaki ana ilke ise tutarlılık.
Yani bir insan düşünün mesela söyledikleriyle yaptıklarının arasında uçurum var.
Siz o insana güvenir misiniz?
Tutarsınız. Mehmet'e gidiyor başka bir şey söylüyor.
Ahmet'e gidiyor başka davranıyor.
Siz bunu görüyorsunuz. Nasıl güveneceksiniz ki?
Zaten az sonra size...
Dünyanın her yerindeki güvenilir olan liderlerin 13 anahtar davranışını söyleyeceğim.
Bu davranışların temelinde de zaten bu ilkeleri göreceksiniz.
Gelelim 3. dalgaya.
Kurumsal güven arkadaşlar.
3. dalga bu. Burada illa işte şirket olarak iş olarak düşünmeyin bunu.
Kurumsal dediğim için ailede bir kurum neticede eğitimli bir kurum değil mi?
Eğitim kurumları, aile kurumu her çeşit kurumda nasıl güven sağlayacağız?
Kurumsal güven meselesi bu.
Buradaki ana ilkemiz.
uyum sağlamak dördüncü dalga ise piyasa güveni arkadaşlar bu şu demek güvenin etkisini neredeyse herkesin açıkça görebileceği bir düzeydir bu ve bu dalganın altında yatan ilke
ise Ündür şanşöhret ün.
Şimdi bu ün şöyle eğer bir şirketiniz varsa onun markasını ve kendi markanızı kapsar bu.
Müşterilerinizin size duyduğu güveni yansıtan bir şey bundan bahsediyorum.
Mesela çok güvenilen bir marka düşünün.
Hepinizin vardır değil mi? Gözünüz kapalı aldığınız bir marka vardır.
Herkese tavsiye edersiniz.
Ya ben aldım çok memnun kaldım sizi de alın.
Ve o zaten doğal olarak bir üne kavuşur.
Yani çok da bir çaba sarf etmesine gerek yok.
Zaten çok iyi ve ünlenir.
Çünkü insanlar ona zaten çok güvenmiştir.
Burada arkadaşlar güven var.
Yani o markanın çok satmasının ad yapısında aslında ne var?
İnsanların güvenini tahsis etmiş olması var.
Dünyanca ünlü ne bileyim araba markalarını düşünün mesela.
Niye o kadar satıyor?
Çünkü bir güven tahsis etmiş değil mi?
Beşinci dalga şu toplumsal güven.
Bu da şu demek arkadaşlar. Başkaları ve genel olarak...
Toplum için bir değer yaratmak.
Bunun altında yatan ilke ise katkı.
Katkı sağlamak aslında bir değer yaratmaktır değil mi toplum içinde?
Şimdi bu güvenin beş dalgası eğer dikkat ettiyseniz ilk başta neyle başladı?
Kendimizle başladı. Özgüven dedim değil mi?
Sonra neyle devam etti?
İlişkilerimizle. Sonra kurumlarımıza geldim.
Sonra piyasa dedim. En sonunda geniş anlamda küresel toplumumuzu bile içine aldı değil mi?
Bu içten dışa bir yaklaşım.
Bu içten dışa yaklaşımın gücünü yansıtan bir şey.
Yani başkalarıyla aramızda güven kurabilmek için önce ne yapmamız gerekiyor?
Kendimizden başlamamız gerekiyor.
Şöyle düşünün arkadaşlar bir otomobil tamircisi var.
İşini çok çok iyi yapıyor ve çevresindeki herkesin güvenini kazanıyor.
İşte önce ustabaşa oluyor sonra gitgide yükseliyor derken bir otomobil yapıyor.
Ve işte o otomobili de onu yıllardır tanıyan çok güvenen birisi satın alıyor.
Sonra etrafına da öneriyor ve o otomobil gitgide daha çok üretiliyor.
İşte destek oluyorlar bu insana.
Güveniyorlar ve işte maddi olarak onu destekleyerek daha fazla otomobil üretmesine vesile oluyorlar.
Derken bu araba bir markaya dönüşüyor değil mi?
Topluma yayılıyor ardından da dünyaya yayılıyor.
Ve sonuç olarak ülkesine de bir katkısı oluyor bu insanın.
Beşinci dalgaya gelecek olursak.
Ya da Japonları düşünün.
Çocuklarını öyle bir ahlaklı yetiştiriyorlar ki hani güveni daha çocukken öğretiyorlar.
Güvenilir bir insan olmayı.
Dünyanın en ahlaklı en güvenilir toplumu deyince şüphesiz aklımıza ilk gelen onlar değil mi?
Yani önce özden başlıyorlar sonra ailelerine bunu aşılıyorlar sonra o ailenin mahsulü olan çocuk büyüyor topluma bir güven veriyor değil mi?
Ve dünyanın neresine giderse gitsin o çocuk sırf Japon olduğu için bile ileride hayatında güven konusunda bir marka.
Yani ne kadar güzel bir şey ya yani milletinin bu şekilde anılmış olması çok güzel bir şey.
Ya da atıyorum bir otomobil alacaksam derim ki.
Bir Alman otomobili tercih edeyim.
Niye? Çünkü Almanlar bu konuda dünyaya güven aşılamış insanlar.
Şimdi buraya kadar anlattıklarımdan kendimize şu soruyu soralım.
Ben güvenilir bir insan mıyım?
İnsanların güvenebileceği, inanabileceği bir insan mıyım?
Bu sorunun cevabı zaten o ilk madde, ilk dalga vardı ya özgüven onunla alakalı.
Diğerleri onun yancısı.
Şimdi arkadaşlar güven deyince aklımıza ne geliyor?
Dürüstlük geliyor değil mi?
Einstein'ın bir sözü var.
Diyor ki önemsiz meselelerde hakikati önem vermeyenlere önemli konularda güven duyulmaz diyor.
Ama şu da var. Dürüstlük yalnızca doğruyu söylemek.
de biten bir şey değil. Doğru bir izlenim bırakmayı da içeren bir şey.
Bazen bunu göz ardı edebiliyoruz.
Bakın doğruyu söylemek yetmiyor.
Doğru bir izlenim bırakmak bu da çok önemli.
Yöneticilerin çoğu kendini çok dürüst insanlar olarak tanımlıyorlarmış araştırmalara göre ama çalışanlara sorulunca öyle çıkmamış sonuçlar.
Yani diyorlar ki çalışanlar yöneticiler dürüst değil ya da dürüstçe iletişim kurduklarına inanmıyoruz diyorlar.
İngiliz yazar Maria Lewis'in dediği gibi.
Binlerce işe yaramaz adam tanıdım ama hiç kendisinin öyle olduğunu düşüneni görmedim diyor.
Ne kadar doğru. Karayip korsanlarında Jack Sparrow'un dediği bir söz vardı.
Ben yalancıyım. Yalancı birinin her zaman yalan söyleyeceğine güvenebilirsiniz.
Ne yalan söyleyeyim?
Asıl doğruyu söylüyorum diyenlere dikkat edin diyordu.
Yani arkadaşlar doğruyu söylemek yetmez.
Davranışlarımızda bunu göstermemiz lazım.
Bıraktığımız izlerim çok önemli güven konusunda.
Niyetimiz ve davranışlarımız tutarlı olması gerekiyor bunların.
Uyum içinde olması gerekiyor.
İçimiz dışımız bir olmalı.
İçimiz dışımız uyumlu olmalı.
Çünkü uyumlu insanlar kendi değerleriyle ahenk içinde olan insanlardır.
Özü sözü bir. deriz ya arkadaşlar işte onlar güvenilir insanlardır.
Dış etkenler başkalarının fikirleri veya çıkarlar bu insanları etkilemez.
Onların dinledikleri ses özlerinden gelen sestir.
Yani Vicdanlarının sesidir.
Gandhi mesela bu noktada verilebilecek iyi bir örnek bence.
Hintli lider hayatının bir döneminde İngiltere'nin avam kamerasında bir konuşmaya davet ediliyor.
Elinde hiç metin yok arkadaşlar.
Yazılı bir şey yok, prompteri yok.
İki saat boyunca böyle konuşuyor, coşkuyla konuşuyor.
Ve o konuşmasının sonunda onun aleyhine olan dinleyiciler bile ayağa kalkıp Gandhi'ye alkışlıyorlar.
Sonra gazeteciler geliyor ve onun sekreterine diyorlar ki bu nasıl bir şey ya çok şaşırdık yani.
Karşı olanlar bile ayağa kalkıp nasıl alkışlar?
Sekreteri Mahalev Desai'de şöyle cevap veriyor.
Gandhi'nin düşündükleri, hissettikleri, söyledikleri ve yaptıkları hep aynıdır.
O yüzden onun not almaya falan ihtiyacı yoktur.
Sizler ve ben bir şey düşünürüz, başka bir şey hissederiz, üçüncüsünü söyleriz, dördüncüsünü yaparız.
Ve bütün bunları takip edebilmek için notlara ihtiyacımız vardır.
Ama Gandhi hem kendi içinde...
hem de savunduğu ilkelerle uyumlu olan bir insandır diyor.
Olay bu. Ne diyor Gandhi?
Hayatım bölünmez bir bütün ve tüm faaliyetlerim birbiriyle iç içe.
Benim mesajım yaşadığım...
Hayattır ne kadar güzel benim mesajım yaşadığım hayattır işin özü bu arkadaşlar tam olarak anlatmaya çalıştığım şeyin kalbi bu sözde saklı ve bu sayede hiç kamuda görev yapmamış
bir adam Gandhi hiçbir zaman resmi bir önderlik pozisyonda bulunmamış yani böyle bir insan Gandhi Hindistan'da ve tüm dünyada Nasıl bu kadar etkili bir lider olabildi?
İşte güven arkadaşlar güven sayesinde.
Yani demem o ki inançlarınız, ilkeleriniz ve iç uyumunuz varsa hem profesyonel hem de özel ilişkilerinize karşı tarafa güven verebilirsiniz.
Ve bir de tevazu söz konusu bu da önemli.
Yani mütevazı bir insan olmak.
Arkadaşlar mütevazılık demek zayıf olmak demek değil.
Suskun kalmak hiç değil.
Kendini geri planda tutmak değil.
Mütevazı insanlar alçak gönüllüdürler, kendi kusurlarını ve potansiyellerini bilirler, bunların farkındadırlar ama bunların şovunu, reklamını yapma gereği duymazlar ya da kusurlarını görmezden gelip üste
çıkmaya çalışmazlar arkadaşlar.
Tevazu gösteren kişi değildirler, gerçekten tevazu sahibidirler.
Bakın göstermek ayrı, gerçekten öyle olmak ayrı.
Güvenilir olan insanların özelliklerinden biri de budur, tevazu.
Şimdi kendinize şöyle bir soru sorun arkadaşlar.
Başkalarıyla olan etkileşimlerinizde gerçekten dürüst müsünüz?
Verdiğiniz sözleri gerçekten tutuyor musunuz?
Değerleriniz konusunda net misiniz?
Değerlerinizin arkasında rahatça durabiliyor musunuz?
Kendinize verdiğiniz sözleri tutabiliyor musunuz?
Değerleriniz konusunda net misiniz?
Onların arkasında durabiliyor musunuz?
Bunlar güven konusunda önemli detaylar ve özellikle kendinize verdiğiniz sözleri tutmanız karşı taraf.
Güven veriyor bunu unutmayalım.
Kendime verdiğim sözden ne olacak ki diye düşünmeyin.
Gelelim niyet konusuna.
Niyet... Aslında karakterimize bağlı bir şey.
Kendimizi genelde niyetimize göre değerlendiriyoruz.
Fakat başkalarını davranışlarına göre değerlendiriyoruz.
Dikkat ettiniz mi? Başkalarının niyetini, kendi deneyimlerimizi ve örneklerimizi temel olarak değerlendiriyoruz.
Niyeti algılama biçimimizin güven üzerinde gerçekten çok büyük bir etkisi var.
Niyet okuma demiyorum arkadaşlar.
Niyeti algılamak diyorum.
Genelde insanlar niyet okuma yapıyor ve o yüzden de karşı tarafı yanlış değerlendirebiliyor.
sık sık davranışlarımızdan çıkardıkları anlamlar yüzünden bize güvenmiyorlar.
Bunu biliyorsunuz. Başkalarının bizimle ilgili düşüncelerini etkilemek için niyetimizi...
Açıkça ortaya koymamız çok önemli.
Peki niyet dediğimiz şey ne arkadaşlar?
Aslında niyetimiz, amacımız, planımızdır değil mi?
Sayık denilen bir şey vardır bir de.
Sayık ise güdüdür arkadaşlar.
Bir şeyi yapma nedenimizdir.
Bakın niyet, amacımız, planımız.
Sayık ise güdü, bir şeyi yapma nedeni.
Banker Bilo'nun dediği gibi ben bunu yaptım ama bir sor niye yaptım?
Peki arkadaşlar güven duygusunu yaratan en güçlü sayık nedir?
Gerçekten ilgi göstermektir, önemsemektir arkadaşlar.
Karşınızdaki insanı önemsemek zaten ona güven verir.
Yaptığınız iş her ne olursa olsun o işi önemsemek güven verir.
Yani düşünsenize sizi hiç...
önemsemeyen işini hiç önemsemeyen değerleri olmayan ya da kendinden başka hiçbir şeyi önemsemeyen birine ne kadar güven duyabilirsiniz değil mi bir de şu var bu noktada karşılıklı yarar gözetmek bunu yapıyor
musunuz ya da size yapılıyor mu çünkü düşünsenize iş hayatında sadece kendi kazancını düşünen biri belki belli bir süre kazanır ama güvenilir olmaz arkadaşlar daha sonra kazanmayabilir o paraları güvenilir
olmadığı için oysa kendi iyiliğini çıkarını gözettiği kadar etrafın Ona da öyle olan biri gerçekten ne kadar güvenilir olarak algılanır ve ona bir sürü kapılar açılır değil mi?
Aklıma bir şey geldi arkadaşlar hemen anlatmak istiyorum.
Geçen sene Bosna'daydım.
Böyle çok işlek bir börekçi vardı.
Oraya gittik. Börek yedik.
Ayran içtik söyleme sayıp.
Ondan sonra işte ben bir Türk olarak tabii çayımı istedim arkadaşlar.
Benim çay tutkumu bilen bilir.
Yemekten sonra çay içmem lazım.
Dediler ki biz çay satmıyoruz hanımefendi.
Nasıl yani o kadar şaşırdık ki.
Çünkü börekçide çay olmaması çok tuhaf geldi bize.
Tabi masadakilere de tuhaf geldi.
Hemen işte başladık aslında çay satsanız şöyle kar edersiniz bilmem ne.
Cem Yılmaz'ın bu hesapları var ya işte seyirciler hesaplıyormuş.
Aynı onun gibi. İşte böyle olur şöyle olur bilmem ne sahibine konuşuyoruz.
Adam bize dedi ki bir dakika ya ben çay satarım satmasına ama dedi.
O zaman dedi benim yanımdaki çay ocağı ne olacak dükkan sahibi o ne yiyecek dedi.
O nasıl ekmek götürecek evine dedi.
Öyle şey olmaz dedi. Çayımızı dedi oradan söylüyoruz.
O da kazanacak dedi.
Ben de kazanacağım dedi. Ya var ya adam gözümde öyle bir büyüdü ki arkadaşlar.
Şu davranışın güzelliğine, inceliğine bakar mısınız ya?
Şimdi ben bu adama nasıl güven duymayayım?
100 tane börek söylesim geldi.
O yüzden şunu unutmayın.
En çok güven uyandıran gündem aslında karşılıklı yarar arayışı.
Yani sadece kendi çıkarını düşünmeyen biri size güven uyandırır.
Siz de aynı şekilde. Konuyla ilgili herkes için ne olursa olsun herkes için en iyisini yürekten dileyen insan güven uyandırır.
Ben mesela menajerim hep şunu diyorum.
Ben senin işine karışmam diyorum.
Sen zaten benim için en doğrusunu, en iyisini yapacaksın.
Buna eminim diyorum. Sana güveniyorum diyorum.
Gerçekten güveniyorum. Çünkü o benim yararımı benden önce düşünen bir insan.
Bunu biliyorum. Ama bu onu kendi sağladı.
Hani ekstra bir çabası olmadı.
Zaten davranışlarıyla, eylemleriyle bunu kendi yaptı yani.
Ve ekibim de zaten o şekilde çok güvenilir, çok muhteşem insanlar.
Hepsini çok seviyorum. Yani ben hiç güven sorunu yaşamadığım için kafam...
Tamam rahat arkadaşlar böyle çalışabiliyorum.
Bu kadar üretken olabiliyorum.
Hani diyorsunuz ya Merve işte nasıl bu kadar üretkensin.
Nasıl bu kadar iş alıyorsun.
Sebebi bu arkadaşlar. Çünkü herkes elinden gelenin en iyisini bütünün yararına yapıyor.
Bizim ekibimizde bunu biliyorum.
O yüzden de ortaya.
Böyle podcastler çıkıyor. Demem o ki arkadaşlar iş alanında güven bence çok önemli.
Şimdi niyetimizi nasıl düzeltebiliriz?
Şimdi buraya kadar anlattıklarımdan ya ben ne kadar kötü niyetli bir insan olacağım diyorsanız çaresi var.
Geldim şimdi. Bundan bahsedeceğim.
Benim niyetim kötü mü ya?
Ben bunu niye düzelteyim demiş de olabilirsiniz.
Arkadaşlar insanlar genelde niyetlerinin iyi olduğunu düşünüyor.
Ben de dahil ve en azından haklı olduğumuzu varsaymaya inanılmaz bir eğilimimiz var.
Bazen evet niyetimiz gerçek.
Ama kimi zamanda niyetimizi kendimize ve başkalarına haklı göstermek adına böyle akılcı bahaneler üretiyoruz.
Şimdi inkar etmeyelim değil mi?
Kendimize haklı çıkarmak için bir takım manevralar yapıyoruz.
Şimdi kendimize çok güzel yalanlar söylüyoruz.
Akılcı yalanlar. Peki gerçek sayıklarımıza bir bakalım mı?
Neyi neden yapıyoruz?
Bunları anlayalım. Bunları değiştirelim.
Değiştirmemiz gerekenleri bir bakalım.
Bunun bir yolu düzenli olarak vicdan muhasebesi yapmak arkadaşlar.
Ne demek istiyorum? Şimdi şu tür sorulara cevap aramaktan bahsediyorum.
Mesela bir çocuğunuz var.
Çocuğunuzla olan ilişkinize bir bakın.
Gerçekten o çocuğun iyiliği için mi yapıyorsunuz her yaptığınız şeyi?
İtiraf edin biz bizeyiz.
Yoksa sırf kendiniz istediğiniz için mi o çocuğa kendi istediklerinizi yaptırmaya çalışıyorsunuz?
Dürüst olun ey ebeveynler.
Atıyorum akşam işten gelmişsiniz çok yorgunsunuz enerjiniz böyle artık sonlara gelmiş dayanmış çocuğunuz geliyor size diyor ki gayet masumca hadi diyor oyun oynayalım birlikte bir şeyler yapalım işte yürüyüşe çıkalım
falan filan siz de diyorsunuz ki aa bakayım Yatma saatin gelmiş.
Uzmanlar geç yatan çocukların gelişimi için bıdı bıdı bıdı anladınız siz.
Ya orada gerçekten çocuğun iyiliğini mi düşünüyorsunuz?
Hayır kendi çıkarınız için bu konuşmayı yapıyorsunuz.
Yani o çocuk 5 dakika geç yatsa gelişimine bir şey olmaz.
Ama ne yapıyorsunuz ona doğruyu söylemek yerine?
Sanki onun çıkarını düşünüyor gibi çok iyi bir ebeveynmiş gibi kandırıyorsunuz onu.
Ve sizleri vicdan muhasebesine davet ediyorum arkadaşlar.
Ay bir yere falan davet etmiyorum.
Gerçekten şakaydı. Allah sabır versin bütün ebeveynlere.
Yapın yapın. Şimdi gelelim eşiyle olan etkileşiminize arkadaşlar.
Burada çok torpil geçemeyeceğim çünkü eş yani çocuk değil.
Eşinizin size söylediklerini gerçekten yürekten dinliyor musunuz?
Yani ona da hak vermeye çalışıyor musunuz?
Bunu soruyorum. Yoksa kendi bakış açınızı mı haklı çıkarma derdindesiniz?
Haklı mı olmak istiyorsunuz?
Mutlu mu arkadaşlar? Önce buna bir karar verin.
Haklı mı? Mutlu mu? İş ortamına bakın.
İş ortamında eğer ekip olarak çalışıyorsanız ekip olarak kazanmaya mı odaklısınız?
Yoksa hep... Böyle kendi kahramanlığınıza mı oynuyorsunuz?
Yani herkes çok kötü ya en iyisi benim.
İşte diğer ekittekilerin hepsi kötü.
Onların hiçbir katkısı yok.
En iyisi benim modunda mısınız?
Merve ben de az değilmişim ya şimdi fark ettim diyorsanız.
Olabilir arkadaşlar hepimiz insanız.
Kendimizi kahretmeyelim. Ne yapabiliriz ona bakalım.
İlk olarak bu arada bu anlattıklarım çok masum geldi bana.
Çoğumuzun yaptığı şeyler bence.
İlk olarak bizi istediğimiz sonuçlara götürecek ilkeleri tespit etmemiz gerekiyor.
İkincisi böyle şeyler.
yaptığımızı fark ettiğimizde şöyle bir durup düşünelim.
Ya ben ne yapıyorum şu an diyelim.
Üçüncüsü de olmak istediğimiz insan gibi davranalım arkadaşlar.
Neden? Çünkü davranışlarımız niyetimizi düzeltmenin en önemli araçlarından biri.
Tekrar ediyorum. Davranışlarımız niyetimizi düzeltmenin en önemli araçlarından biri.
Atıyorum iş yerinde sürekli böyle sinsirellalık yaptığınız birileri var ve bu gerçekle yüzleştiniz şu an.
Ya ben bu insanlara çok kötü davrandım.
Ne yapacaksınız?
Bunu önce davranışlarınızla telafi etmeye çalışın arkadaşlar.
Başlayın bugünden başlayın ve bunu istekle lütfen içinizden gelerek yapın ki karşı tarafa bu geçsin.
Kendinizi olduğunuzdan daha iyi bir şekilde tekrar yaratmaya çalışın.
Olay bu. Size daha önce bir bölümde bir hikayeden bahsetmiştim.
Çok bilindik bir hikaye.
Çok kısa geçeceğim. Yunan mitolojisine göre Kıbrıslı bir heykeltıraşı olan Pygmalion çok güzel bir kadın heykeli yapıyor.
Sonra işte yaptığı bu heykele aşık oluyor.
Heykelin adı da Galetia yani uyuyan aşık arkadaşlar.
Ona o kadar aşık oluyor ki onun bir gün canlanıp karısı olabilmesi için her gün Afrodit'in tapınağına gidip bunun için dualar ediyor.
Ve sonunda duaları gerçek oluyor.
Heykel canlanıyor. Ve mutlu son.
Şimdi arkadaşlar bu eski mitolojik bir öykü değil mi?
Artık beklentilerin gücünü gösteren bir mecaz olarak kullanıyoruz bunu.
İşte Pygmalion etkisi diyoruz.
Kendi kendini doğrulayan kehanet diyoruz.
Pozitif öz beklenti de diyebiliriz.
Bu hikayenin kalbinde ne var?
Şimdi kendi yaptıklarından emin olmak var değil mi?
Ve bundan olumlu bir netice beklemek var.
Özgüven var. İnanç var.
İyimserlik var. Merve bu hikayenin güvenle ne alakası var?
Şimdi çok Basit bir ifade ile şu alakası var.
Genelde hem kendimizden hem de başkalarından ne bekliyorsak onu alırız arkadaşlar.
Çok şey bekliyorsanız çoğunu az şey bekliyorsanız azını elde edersiniz.
Kendi hayatımıza bakacak olursak kendi hayatımızdan kazanma beklentisi içinde olmamız kazanma olasılığımızı yükselten bir şey.
Daha iyi sonuçlar almamıza yardımcı olacak bir şey.
Daha iyi sonuçlar ne yapıyor?
Bizim inanılırlığımızı ve özgüvenimizi arttıran bir şey.
Bu da kendimizden daha iyisini beklememiz ardından da daha fazla kazanmamıza yol açacak bir şey.
İşte bu yükselen döngü bu şekilde sürüp gidiyor arkadaşlar.
Yani kendi kendini doğrulayan bir kehanete dönüyor.
Harvard işletme profesörlerinden Rosabeth Moss'un dediği gibi özgüven kişinin iyi sonuçlar alacağı yolundaki.
Pozitif beklentisinden kaynaklanır arkadaşlar.
Kazanmak kazanmayı doğurur.
Ve son olarak podcast'ın başında güven için bahsettiğim 13 madde vardı.
Bundan bahsetmek istiyorum. Açık konuşmak, dürüst olmak.
Kendimize karşı saygılı olmak.
Kendi hayatımızda saydamlık yaratmak.
Yani işte bahaneler uydurup kendimizi haklı çıkarmaya çalışmadan objektif durabilmemiz, davranabilmemiz.
Kendimize karşı hatalarımızı telafi edebilmek.
Yani kendimize karşı bağışlayıcı olabilmemiz.
Kendimize... karşı sadakat gösterebilmemiz.
Başkalarıyla konuşurken kendi hakkınızda olumsuz konuşmalar yapıp lütfen kendinizi küçümsemeyin, alçaltmayın demek istiyorum.
Bir hedef koyun arkadaşlar ve onu gerçekleştirmek için elinizden geleni yapın.
Yapın ki insanlar sizin kendinize verdiğiniz sözler konusunda ne kadar tutarlı, ne kadar güvenilir insanlar olduğunuzu görsünler.
Her zaman elinizden gelenin En iyisini yapın, gerçekçi olun, karşınızdaki insandan beklentilerinizi lütfen açık bir şekilde dile getirin, sorumluluk gösterin, vicdanınızın
sesini dinleyin ve önce kendinize güvenin, kendinize yaslanın ve son olarak güvenmemeyi değil, güvenmeyi seçin arkadaşlar.
Fransızların bir atasözü vardır, derler ki suyu...
En son balıklar keşfeder.
Yani balıklar için su sadece sudur.
Onların hep içinde olduğu şeydir.
Onların çevresidir. Onları kuşatan bir şeydir.
Ve balıklar o suyu o kadar benimsemişlerdir ki varlığını fark etmezler bile artık.
Ta ki o su kirlenip yok olana kadar.
Su olmazsa balıklar da yok olur.
Benzer bir şekilde biz insanlar da Güveni en son keşfederiz.
Halbuki güven bugün anlattığım üzere toplumsal dokumuzun vazgeçilmez bir parçasıdır.
Ona dayanırız ve hep var olacağını düşünürüz.
Ta ki kirlenip yok olana kadar.
Buna izin vermeyelim arkadaşlar.
O zaman su balıklar için ne kadar gerekliyse güvende bizim için o kadar gerekli demek istiyorum.
Ve çok sevdiğim şu sözle bu bölümü kapatmak istiyorum.
Güven. Tek kullanımlıktır.
Lütfen boşa harcamayın.
Polaris Sigorta Brokerlığı Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Sigortacılıkta uzmanlık, yenilik ve güven arıyorsanız sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Kendinize iyi bakın. Bu cumartesi, pazartesi ve çarşamba yepyeni bölümlerle tekrar görüşmek üzere.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
