
Paribu Harbiye Açık Hava Konserlerini Kaçırma! Detaylı bilgi için: https://www.paribu.com/blog/haberler/paribu-harbiye-acikhava-konserleri-basliyor/
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Paribu" hakkında reklam içerir*
Transkript
Pari bu, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün gülmek hakkında konuşacağız arkadaşlar.
Merve, sen zaten podcastlerinde hep gülüyorsun diyenler.
Evet, bundan rahatsız olan bir güruh da var.
Yani güruh demek istiyorum size, kusura bakmayın.
Çünkü bir insanın gülüşü niye sizi bu kadar rahatsız ediyor, onu anlamış değilim.
Hani çok kötü de gülmüyorum yani.
Hani şu taş devrinde Fred Çakmaktaş vardı ya, yuh yuh yuh diye gülüyordu.
Onun gibi de gülmüyorum yani.
Bu arada benim yüz ifadem de böyle çok mütebessimdir.
Hani böyle çok ağlak bir suratım yoktur ama gün içinde çok ağlarım.
Onu da söylüyorum hep size. Çok duygusal bir tarafım da var.
Sadece bunu böyle podcastlerde gösterip drama queenlik yapmayı sevmiyorum onu söyleyeyim.
O yüzden böyle pozitif bir şekilde podcastlerime devam edeceğim.
Gülerek, eğlenerek.
Somurtgan Şirin'in adına üzgünüm.
Şimdi bugün gülmenin tarihinden bahsedeceğim size.
Merve gülmenin tarihi mi olur demiş olabilirsiniz.
Ya aslında tarihi değil de böyle.
Hani felsefecilerin işte gülme konusuna yaklaşımı nedir?
Freud'un nedir bakış açısı ki tahmin edersiniz.
Yani bunlardan bahsedeceğim.
Aslında bu konuyu çok iyi araştıran bir isim.
Dünyada Prof. Dr.
John Morial mizah üzerine neredeyse yarım asırdır dersler veriyor, makaleler yazıyor.
Uluslararası Mizah Çalışmaları Derneği'nin de kurucusu.
İyi de bir konuşmacı ve takdir edersiniz ki bayağı da komik, eğlenceli bir insan.
Gülmek böyle pek ciddi bir eylem olarak görülmediği için yüzyıllardır üzerinde pek durulmamış arkadaşlar.
Ama John Morial sağ olsun bu alanda saf tutmuş.
Çok özel bir alan. Ve diyor ki gülmemizi anlamak aslında insanlığımızı anlamaya yönelik uzunca bir yoldur diyor.
Çok iddialı bir cümle değil mi?
İnsanlığımızı anlamak için diyor gülmemizi anlamamız gerekiyor.
E hadi o zaman o uzun yola şöyle bir adım atalım başlayalım.
Gülme tarihte de böyle ne olduğu pek açıklanamamış bir şey arkadaşlar.
Çünkü herkesin güldüğü ya da işte güleceği şeyler başka başka değil mi?
Hani benim ağlayana kadar güldüğüm böyle çatlayana kadar güldüğüm şeye siz gülmeyebilirsiniz.
Hatta yüzünüzde belki bir mimik bile oynamayabilir.
Öyle olunca da insan kendini çok kötü hissediyor.
Böyle siz yarılıyorsunuz bir tarafta karşınızdaki insan sıfır hiç gülmüyor.
Diyorsunuz ki acaba ben gerizekalı mıyım?
Bilmiyorum bunu sadece ben mi düşünüyorum?
Abi niye poker face gibi duruyorsun ya karşımda?
Yani o da ayrı bir komik zaten.
Ama şunu net bir şekilde söyleyebilirim.
Bütün gülme durumlarını kapsayacak bir tanım elimizde yok.
Zaten olamaz da.
Yani temel ortak bir nokta yok arkadaşlar.
Gülmenin bir duygu değil bir davranış biçimi olduğunu iddia edenler var.
Fizyolojik bir yanı var diyenler var.
O yüzden öncelikle gülmenin geleneksel 3 kuramını anlatacağım size.
Bunlardan ilki üstünlük kuramı.
Bu zaten en eskisi ve hala en yaygın kabul edilen gülme kuramı arkadaşlar.
Üstünlük kuramı. Buna göre gülmenin bir kişinin diğer insanlar üzerindeki üstünlük duygularının bir ifadesi olduğunu ileri sürüyor bu kuram.
Ve bu üstünlük kuramı Platon'a kadar gidiyor.
Platon'a göre zaten gülmenin uygun nesnesi insani şeytanlık ve budalalıktır.
Hatta Platon için bir kişiyi gülünç kılan şey o insanın...
Kendini bilmemesidir. Yani gülünç kişiden kastettiği şey kendini böyle bir şey zanneden insanlar.
Yani kendini böyle gerçekte olduğundan daha üstünü zanneden insanlar.
Böyle insanlara gülünür diyor yani Platon ama bizim böyle insanlara gülmemizde sizce bir üstünlük yok mu?
Yani bir kötüleme yok mu burada?
Bu kötü bir şey değil mi?
Evet hani Platon'a göre açıklayacak olursak Platon zaten bunu ruh acısı olarak değerlendirmiş.
O yüzden gülmeyi diyor beslemeyin diyor.
Neden gülmeyi beslemeyin diyor?
Çünkü güldüğümüz kusurlardan bazıları bize de bulaşabilir diye düşünüyor.
Hani bizim atasözümüz vardır ya gülme komşuna gelir başına o hesap.
Platon da o kusurlar sana bulaşır diyor yani aynısını sen yaşarsın diyor.
Hatta insanlar böyle çok şiddetli güldüğü zaman ustal kontrolünü kaybedebilir diye düşünüyor.
O zaman ne olacak? Ustal kontrolümüzü kaybettiğimiz zaman insani yanımızı yitiririz değil mi?
Platon'un düşüncesine göre. Aristoteles de onunla hemen hemen aynı düşüncelere sahip bu konuda.
O da gülmenin aslında alayın bir türü olduğunu düşünür.
Hatta nükte bile Aristoteles'e göre gerçekte adam edilmiş küstahlıktır der nükte için.
Bir de gülerken böyle aşağılık olan bir şeye ilgi gösterdiğimizi düşünüyor.
Bunun da hani iyi bir yaşamla uyuşmayacağını iddia etmiş Aristoteles.
Gayri ciddi bir pozisyona sokar.
Onun için de insanın karakterine zararlı olabilir demiş.
Hatta ahlaksal olarak yoldan saptıklarını bile söylemiş.
Güldürülerde ipin ucunu kaçıran insanların adi soytarılar olduğunu düşünür Aristoteles.
Yani bu biraz uç geldi bize belki ama bunu deme sebebi şu aslında hani mizah yapmak için kendilerini ortaya koyanlar.
Hani kendilerini derken karakterinden ödün veren insanları kastetmiş burada.
Hani yeter ki bana gülsünler ne olursa olsun.
Hani benim kişiliğim vesaire hiç önemi yok.
Yeter ki bana gülsünler diyenleri eleştiriyor.
Buraya kadar gülmede üstünlük kuramını bence anladık.
Kısaca böyleydi. Ki bu üstünlük kuramı çok önemli çünkü daha sonraki düşünürler üzerinde de baya bir etkisi oluyor.
Mesela Hobbes, Hobbes da Platon ve Aristo ile benzer düşüncelerde gibi hani gülmenin kişinin karakterine zararlı olabileceğini düşünüyor.
Başkalarına böyle yukarıdan bakarak kendini iyi hissetmenin bir yolu olduğunu düşünüyor ve bu yüzden de yanlış olduğunu düşünmüş.
Ve gülme için demiş ki kendilerindeki yeteneklerin en azının bilincinde olan kimselerin çoğunda gülmeye rastlanır.
Ki bunlar başkalarının kusurlarını izleyerek hep kendi kendilerinin taraflarını tutarlar.
İşte bu yüzden diğerlerinin eksikliklerine fazlasıyla gülme bir yüreksizlik işaretidir.
Akıllı insanların yapması gereken davranışlardan biri de başkalarına yardım etmek ve onları hor görmemektir ve de kendilerini yalnızca en yeterli olanla karşılaştırmaktır demiş.
Onun gülmeye ilişkin bu açıklamaları önemli çünkü üstünlük kuramı için aslında bir tanım olarak kabul ediliyor ve son 300 yıl içinde pek çok kereler savunulmuş.
Gülmeye çok farklı cepheden bakan bir isim daha var.
Conrad Lorenz, kendisi bir etolog.
Gülmeyi kontrol altına alınmış bir saldırganlık durumu olarak tanımlamış.
Buna çok şaşırdım duyunca ama pek çok kuramcı fiziksel gülme davranışının saldırgan tutumlarımızdan kaynaklandığını iddia ediyor arkadaşlar.
Hatta düşmanca diyenler bile var.
Mesela Gülme'nin Gizi adlı eserde filozof Antonio Ludovici diyor ki her gülme Bir kişinin bazı özel durumlara ya da genelde çevresine olağanüstü uyum duygusunun
bir ifadesidir diyor.
Gülme temelinde bir düşmana, fiziksel bir meydan okuma ya da bir gözdağıdır demiş.
Ve gülerken dişlerin görünmesi yani 32 dişimizin birden göründüğü o gülüş vardır ya ondan bahsediyor.
Aynı diyor köpeklerin o saldırgan davranışlarda olduğu gibi bir kişinin fiziksel cesaretini kanıtlamanın bir yoludur diyor.
Gülmemizi buna bağlamış. Fiziksel bir cesarettir diyor.
Ve diyor ki gülme herhangi bir duruma, düşmana...
ondan daha güçlü ve daha iyi uyum sağladığımızı anlamanın bir yoludur diyor.
Birisi bize güldüğü zaman kendimizi korkmuş hissederiz diyor.
Çünkü tıkkı böyle bir hayvanın ağzını açıp bize dişlerini göstermesi gibidir.
Çünkü gülen kişi kendisini kendisine meydan okuyan bir düşmanın yerine koyar diyor.
Gerçekten enteresan bir bakış açısı.
Yani o da gülmede aslında bir üstünlük kurma iddiamız olduğunu düşünenlerden.
Albert Rapp de onunla aynı görüşte.
Her gülmenin... İlkel bir davranıştan kaynaklandığını söylüyor.
Bir zaferin adeta bir sese dönüşmesi gibi olduğunu söylemiş gülüşümüz için.
Hani böyle zafer kazananların bir gülüşü vardır ya onu kastetmiş.
Böyle üstünlük kurudum der gibi bir gülüş.
Bundan bahsediyor. Bir de önceden insanlar kavgayı kaybeden ya da işte bir kavgada kolu bacağı kırılan savaşçılara gülüyorlarmış.
Ama daha sonraları kavga dışında da oluşan sakatlıklara gülmeye başlamışlar.
Çünkü bunu da bir yenilgi gibi görüyorlar.
Yani çok saçma değil mi? Şimdiki zamana göre baktığımız zaman.
Biri dövüşte yenilmiş, sakatlanmış diye gülmek.
Böyle gerçekten karşı tarafı aşağı görüp kendini üstün görmek.
İşte burada olan şey bu. Peki kendisine bu şekilde gülünen bir insan nasıl bir tepki verir?
Geçmişe baktığımız zaman işte böyle gülmelerin bedeli çok acı olmuş arkadaşlar.
Hani hayatlarıyla ödemiş insanlar bunun bedelini.
Çünkü karşı taraf bunu fiziksel bir saldırı olarak algılıyor.
Hani o üstünlük duygusu fiziksel bir saldırı olarak algılanıyor.
Ve bu gerekçeyle karşı tarafın hayatına son verenler olmuş.
Peki eğer kendi kendimize gülüyorsak o zaman da mı bir üstünlük duygusu var?
Rap bunun için diyor ki evet diyor.
Burada da bir üstünlük duygusu var.
Çünkü alay ettiğimiz şeyin kendi kendimizin belli bir kötü durumdaki resmi olduğunu söylemiş.
Peki herkes böyle mi düşünüyor?
Tabii ki hayır. Mesela Voltaire'e göre gülme ortadaki bir durumla eğlenme duygusundan kaynaklanıyor ki bunun kesinlikle böyle küçük görme ve öfkeyle bağdaşan bir tarafı yok.
Ben de Voltaire'e katılıyorum.
Yani işte öyle üstünlük kurayım vesaire hiç aklıma gelmemişti bunlar ama olabilir mi?
Olabilir. Ama insanların başkalarının kötü talihine sık sık güldüklerini biliyoruz.
Mesela tarihe baktığımız zaman.
John diyor ki kolezyumda aslanlar tarafından parçalanan o Hristiyanları zevk içinde izleyen Romalılardan bahsediyor.
Yani o arenada acı çeken insanlara gülmüş olmaları çok muhtemel diyor Romalıların.
Neden böyle bir kanıya varmış?
Zaten Orta Çağ'a baktığımız zaman da halka açık işkenceler yok muydu?
İdamlar yok muydu? Halka açık diyorum bakın.
İnsanlar demek ki bu vahşeti izlemekten keyif alıyorlardı ki orada bulunuyorlardı değil mi?
Hatta en ön saflarda yer kapmak için bir...
Birileriyle yarış halindelerdi.
Hatta bunlar bir zamanların gözde eğlence kaynaklarıydı.
Hani şu an inanması zor olsa da bunlar yaşandı.
İnsanlar eğleniyordu bunları izlerken.
Voltaire'in yaşadığı döneme baktığımız zaman bile zenginler sırf böyle delilerle alay etmek için, eğlenmek için faytonlarına binip tımarhaneye gidiyorlarmış.
Düşünün eğlence anlayışı bu.
Grönland eskimolarının arasında alay etme yarışmaları düzenleniyormuş.
Hatta bir cinayet suçu işlendiği zaman Ceza olarak bu suçu işleyen kişiyle dalga geçilip alay ediliyormuş ve klan üyelerinin arasında bir husumet çıktığı zaman birbirleriyle atışıp dalga geçiyorlarmış ve bunu
yaparken de birbirlerinin yüzüne böyle hunharca gülüyorlarmış.
En kötü gülen yani kahkahalarıyla en çok karşı tarafı kim etkilerse kim demoralize ederse muhtemelen bütün sayıları o topluyormuş.
Yenilen kişi ise ailesiyle beraber o topluluktan uzaklaştırılıyormuş.
Aaa ne kadar kötü bir şey demiş olabilirsiniz.
Hayır günümüzde de bunu yapanlar var.
Bazı komedyenler biliyorsunuz seyircilerini aşağılayarak insanları güldürmeye çalışıyor.
İşte elbisesini aşağılıyor, saçını, sakalını, makyajını, tipini, ırkını yani bir şey buluyor dalga geçiyor ve oradaki izleyiciler de buna böyle kahkahalarla gülüyorlar.
Hani belki biz de orada olsak güleceğiz.
Halbuki normal hayatta hani yanımızda biri birini aşağılasa güler miyiz?
Gülmeyiz ama o kalabalığın etkisinden midir nedir?
Gülüyoruz yani o stand-up esnasında.
John diyor ki bu üstünlük muhabbeti için.
Gülmenin diyor alay ettiği şey gülen benlikten ayrılmış bir benliğin resmidir.
Gerçekte kişi kendi kendini sanki bir başkasıymış gibi görmeyi öğreniyor.
Sonra ortaya çıkan ikinci benliğinin maskaralıklarına ve kötü durumlarına tatlılıkla ve nesnel olarak gülmeye geçiyor diyor.
Kendi açımdan durumum böyle diyebilirim.
Hani kendime çok gülüyorum ben gerçekten böyle bir başkasına gülüyormuş gibi oluyorum hatta kendime gülerken.
Hani bazen böyle çocukluk fotoğraflarınıza ya da işte ergenlik fotoğraflarınıza bakıp gülersiniz ya aslında orada şu var.
O fotoğrafa bakarken gördüğünüz kişi sanki bir başkasıymış gibi.
Hani böyle tam anlamıyla kendinizle özdeşleştiremiyorsunuz o gördüğünüz kişiyi.
O yüzden ikinci bir benliğe gülüyormuş gibi oluyorsunuz.
İşte o komik saçınıza, kıyafetinize bakıyorsunuz, tipe bak diyorsunuz, alay ediyorsunuz kendinizle ve sanki o tipine baktığınız kişi gerçekten siz değilsiniz.
Siz bir başkasına gülüyor gibi oluyorsunuz.
John'un kastettiği şey. Şey bu hani kendi kendine eğlenme gülme konusunda.
Bir de şu var aslında fotoğrafta gördüğünüz kişiye karşı bir şu anki halinizde üstünlük taslama durumu var.
Üstünlük kuramına göre kendilerine karşı fiziksel cesaret, zeka ya da bir başka insani özellik konusunda üstünlük duyduğumuz insanlara gülüyormuşuz.
Yani John'un açıklaması böyle.
Bu da onları aslında alaya almak demek değil mi?
Hani üstünlük duygusu aslında bizi o insanlara karşı olan davranışlarımızda hor gören, saygısız bir insan konumuna düşürüyor diyor.
Niye bir salatalıkla alay etmiyoruz karşısına geçip ya da işte cansız nesnelerle ya da durumlarla niye alay etmiyoruz?
Çünkü diyor insan sadece kendi türünden olan varlıklarla bunu yapar.
Yani kendimiz de onları mukayese edip yine insanları mukayese edip onlara karşı bir üstünlük hissedip onlarla alay ederiz demiş.
Gelelim ikinci gülme kuramına ama bu kurama geçmeden önce yüzünüzü güldürecek muhteşem bir haberim var arkadaşlar.
Türkiye'nin alanında öncü teknoloji şirketi ve lider kripto para işlem platformu Paribu, kurulduğu günden bu yana biliyorsunuz ki kültür sanat alanında çok önemli işbirliklerine imza attı
ve atmaya devam ediyor. Paribu şimdi bu işbirliklerine bir yenisini ekliyor.
Her yıl müziğin en popüler isimlerinin seyirciyle buluştuğu Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu bu sene Paribu Harbiye Açık Hava konserlerine ev sahipliği yapıyor.
Atlantis yapımı organizasyonuyla gerçekleşecek olan konserler yaz ve sonbahar dönemi boyunca sürecek.
Açılışı Kenan Doğulu ile yapan Paribu Harbiye Açık Hava konserleri 26 Haziran'da Bülent Ortaçgil ile devam edecek arkadaşlar.
Bülent Ortaçgil kadın sesi değmiş şarkılar projesi ile Zuhal Olcay, Ceylan Erten, Jehan Barbur, Melike Şahin ve Sena Şener'i sahnesini konuk edecek.
27 Haziran'da Emircan İreğin sahne alacağı Harbiye Açık Hava'da 28-29 Haziran'da Mabel Matiz seyirci ile buluşacak.
30 Haziran akşamı ise Şevval Sam sanat hayatında geride bırakmış olduğu 30 yılı sahnede hayranlarıyla birlikte kutlayacak.
Zeynep Bastık ise 1 Temmuz'da Açık Hava'da izleyiciyle buluşacak.
Paribu Harbiye Açık Hava konserlerini Paribu sosyal medya hesapları üzerinden takip edebilirsiniz.
Açıklamalara da hemen bir link bırakıyorum ve devam ediyorum.
Şimdi gelelim ikinci gülme kuramına yani uyumsuzluk kuramına.
Eğlence üstünlük kuramı için birinci derecede etkiliyken uyumsuzluk kuramında şu var.
Böyle umulmadık, mantıksız, uygunsuz olan bir şeye karşı gösterdiğimiz zihinsel bir tepki bu.
Uyumsuzluk kuramı aslında çok basit.
Şöyle arkadaşlar hani kafamızda tahayyül ettiğimiz bir dünya var.
Hepimizin belli başlı kalıpları var.
Nesnelerle kurduğumuz ilişkiler, olaylar değil mi?
Belli başlı kalıplarımız var.
Yani kendimizce düzenli bir dünyamız var.
İşte bu kalıba uymayan herhangi bir şeye denk...
geldiğimiz zaman gülüyoruz uyumsuzluk dediği şey bu Atıyorum buzdolabını bir açıyorsunuz bir atletle karşılaşıyorsunuz.
Halbuki o atleti elinize aldınız çamaşır makinesine atmaya gidiyorsunuz ve bir anda buzdolabını gittiniz açtınız.
Kafanız karıştı atleti oraya koydunuz ve daha sonra görünce gülme krizine girersiniz değil mi?
Çünkü o sizin kafanızda oraya uygun bir şey değil.
Hani belirli kalıplar var dedim ya nesnelerle kurduğumuz ilişki.
Buzdolabında sebze olur, peynir, zeytin olur bilmem ne olur.
Hani bu atletin ne işi var?
Pascal'ın dediği gibi aslında kişiyi umduğuyla Bulduğu arasındaki şaşırtıcı orantısızlıktan başka hiçbir şey daha fazla güldüremez der Pascal.
Umduğumuz da bulduğumuz arasındaki şaşırtıcı orantısızlıktan bahsediyor.
Bu uyumsuzluk kuramı aslında ilk kez Aristoteles tarafından irdelenmeye başlanmış ama o böyle pek üzerinde durmamış konunun.
Retoriğinde diyor ki dinleyicileri arasında belli bir beklenti yaratıp sonra da onları beklenmedik bir şeyle vurmanın bir konuşmacı için iyi bir güldürme yolu olduğuna dikkat çekmiş.
Bu mesela TEDx konuşmalarında da karşımıza çıkıyor.
Hani birisi çıkıp çok ciddi bir şey anlatıyor ve sonra çok alakasız bir şey söylüyor ve biz gülmeye başlıyoruz.
Halbuki orada çok ciddi bir şey var.
Ama dikkatimizi de bir anda kontrol altına almayı başarıyor karşı taraf.
Aslında bunu Aristoteles söylemiş.
Yani dinleyicilerinizi diyor şaşırdın, ters köşe yapın diyor.
Komedyenler de bunu çok fazla yapıyor.
Bu uyumsuzluk düşüncesi Kant'ın gülmeye dair olan açıklamalarında da bir rol oynamış.
Kant diyor ki her şey katılırcasına gülmeyi başlatabilir demiş.
Saçma bir şey olmalı.
Gülme yıkılan bir umudun hiçliğe doğru.
ani değişiminden doğan bir duygudur demiş Kant.
Hatta bir fıkra ile bunu örneklendirmiş.
Fıkra da o kadar komik ki yani gülmekten yüzünüzde böyle kırışıklıklar oluşabilir aman dikkat.
Fıkra şöyle zengin bir adamın mirasçısı var ve bu mirasçı çok şatafatlı bir cenaze töreni yapmayı istiyor ama bunu başaramayacağı için de üzgün bir taraftan.
Çünkü yaz tutmaları için parayla tutmuş olduğu adamlar var ve şunu düşünüyor.
Ben diyor bu adamlara ne kadar çok para verirsem adam o kadar leşeli görünecekler.
Hani o yüzden cenaze töreni başarılı olmayacakmış.
Fıkra bu arkadaşlar. Fıkra bitti.
Kant bu. Bu kadar olur.
Bir de şöyle demiş. Bu fıkrayı duyunca diyor kahkahalarla güleriz diyor.
Kahkahalarla gülüyormuşuz bu fıkraya ona göre.
Bunun nedeni şu. Bir beklentinin böyle birdenbire bir hiçe dönüşmesi var değil mi burada?
Yani az önce dediğimiz gibi Kant'a göre gülme yıkılan bir umudun hiçliğe doğru ani değişiminden doğan bir duygudur.
Ve gelelim meymenetsiz Schopenhauer'a.
Onun gülme hakkındaki düşüncesi şöyle.
Uyumsuzluk kuramına daha çok uyuyor aslında.
Diyor ki her durumda gülmenin nedeni bir kavramla o kavram ilişkisi içinde düşünülen gerçek nesneler arasındaki uyumsuzluğun aniden algılanmasıdır.
Ve gülmenin kendisi bu uyumsuzluktan başka hiçbir şey değildir demiş Schopenhauer.
Bu arada kendisinin hiç gülmediğine yemin edebilirim ama ispatlayamam.
Zaten sifatül eşgalinden belli demiş olabilirsiniz.
İspata gerek yok. Gelelim son kurama.
Rahatlama kuramı. Şimdi üstünlük kuramı gülme ile ilgili duygular üzerinde yoğunlaştı.
Uyumsuzluk kuramı. gülmeye yol açan nesneler üzerinde yoğunlaştı ya da düşünceler üzerinde.
Rahatlama kuramında olay biraz daha farklılaşıyor.
Böyle biraz sinirsel enerjinin ortaya çıkışı olarak böyle fizyolojik açıdan değerlendirilmiş diyebilirim.
Bu kuram 1711 yılında yayınlanan Nükte ve Mizahın Özgürlüğü adlı makalede ilk kez karşımıza çıkıyor.
Burada şöyle denmiş arkadaşlar açık yürekli insanların doğal ve rahat ruh halleri kısıtlandığı zaman ya da denetim altına alındığı zaman İçinde bulundukları o sıkıntılı durumdan
kurtulmak için başka türlü hareket yolları ararlar.
İster taşlamayla, öykünmeyle, ister soytarılıkla olsun bu insanlar az ya da çok kendilerini gösterdikleri için bu durumdan hoşnut olup üzerlerindeki baskılardan öç
almış olacaklardır denilmiş.
Yani gülmek aslında insanın o üzerindeki baskıdan kurtulup şöyle bir rahatlaması arkadaşlar bu kurama göre hani serbest kalan o sinirsel enerji ve bu baskıdan kasıt mesela
işte genellikle böyle daha geleneksel olan toplumlarda cinsellikle ilgili konuşmak şaka yapmak falan bir tabudur ya rahatlama kuramına göre bir komedyen bu konularla ilgili şakalar yaptığı zaman baskı altında
tutulan bir enerji var ya o halkta artık her neyse cinsellikse mesela o baskı altında tutun.
Rahatlama kuramına göre cinsel enerjinin bir kısmını böyle gülerek o insanlar salıveriyorlar.
Serbest kalan sinirsel enerji dedik değil mi?
Hatta şiddete karşı koyulan toplumsal yasaklamalara baskı altında tutulan benzer bir tür enerjinin neden olduğu düşünülüyor.
Mesela... Bir çalışan patronundan nefret ediyorsa bu nefretini patronuna saldırarak göstermesine toplum tarafından izin verilmez hem etik karşılanmaz.
Olmaz yani değil mi?
Ama içinde o duygular var.
Ne yapacak? O düşmanca duygularını bastırmaya çalışacak ve belki iş yerinde onu görenler ne kadar saygılı, ne kadar uysal, ne kadar düzgün bir çalışan diyecek ama...
Patronunun böyle bir başkası tarafından onun arzu ettiği şekilde bir şiddete maruz kaldığını duyarsa ne yapacak?
İçinde hapsolmuş bir enerji var değil mi?
O gülme biçiminde kendini gösterecektir rahatlama kuramına göre.
Hatta Freud cinsellik ve düşmanlığın...
baskı altında tutunan gülmeyi ortaya çıkaran itkiler olduğunu düşünüyor.
Gülerek rahatlamak aslında kişinin gülmeye başlamadan önce birikmiş olan o sinirsel enerjisinin açığa çıkmasının yollarından biridir Freud'a göre.
Herbert Spencer diye bir araştırmacı var.
O da gülmenin psikolojisi üzerine bir deneme yazmış.
Burada duygularımızın sinir sistemimiz içinde sinir enerjisi şeklini aldığını söylüyor.
Ve bu sinir enerjisinin kassal hareketle...
Böyle ifade edilmeye yatkın olduğunu belirtmiş.
Ama belli bir yoğunluğa ulaşması gerekiyor.
Ve daima kassal hareket alarak ortaya çıkacağını iddia ediyor Spencer.
Yani duygularımız belli bir yoğunluğa ulaştığı zaman kendilerini bedensel hareketlerle gösterirler diyor.
Mesela arkadaşlar korktuğumuz zaman ne yapıyoruz?
Kaçmaya yelteniyoruz değil mi?
Bu tarz hareketler yapıyoruz.
Ya da birine kızdığımız zaman saldırganlık göstermemiz ya da işte harekete atağa geçmemiz gerekiyor.
Ne oluyor? Kaslarımız kasılıyor.
İşte yumruk yapıyoruz falan. olan bir etkiye tepki var değil mi?
Herbert Spencer'a göre gülme duygusal enerjinin sıradan boşalma yöntemlerinden oldukça farklı.
Neden? Çünkü sinirlendiğimiz zaman bakın bir tepki veriyoruz değil mi?
Fiziksel bir saldırıya geçiyoruz.
Kaslarımıza bir şey oluyor falan. Ama gülünce ne oluyor?
Gülüyoruz ya sadece gülüyoruz.
Yani gülmeyle ortaya çıkan kassal hareketler başka bir şeye falan dönüşmüyor.
Orada kalıyor. Güldük bitti oluyor.
Yani gülmek bizi tehlikeli bir duruma sokmuyor.
Kavgaya karışmamıza neden olmuyor ya da işte bizi bir tehlikeden koruyor.
Kaçmamıza falan neden olmuyor.
Hiçbir şeye neden olmuyor. Gülüyoruz ve bitiyor.
Bazı çağdaş psikolojik kuramlar gülmenin insanı böyle bir şeylere hazırlamaktan çok insanı bir şeylerden alıkoymaya hizmet ettiğini söylüyorlar.
Spencer gülmenin aslında o sırada yaptığımız o bedensel hareketlerimizin hiçbir dayanağı olmadığı için sadece böyle sinirsel enerjinin boşaltılmasına hizmet ettiğini söylüyor.
John Dewey de gülmeyi böyle sinirlerin aniden boşalması olarak tanımlamış.
Biz de böyle katıla katıla gülerken ay sinirlerim boşaldı deriz ya.
Bunu aslında John Dewey'in söylemiş olmasına çok şaşırdım.
Bu rahatlama enerjisine şöyle bir örnek verebiliriz.
Mesela ayağımız takılıyor, düşüyoruz.
Sonra kalkıyoruz, bakıyoruz hiçbir şeyimiz yok.
Sakatlanmamışız, herhangi bir yerimizde bir ağrı yok.
Bir anda bir rahatlama geliyor ve halimize gülmeye başlıyoruz.
Özellikle de kışın böyle o karlarda kayıp düştüğümüz zaman.
Halbuki ben düştüğümde ayağım kırılsa ya da bir yerime bir şey olsa gülemem değil mi?
Bir de böyle katıla katıla güldükten sonra size de bir rahatlama gelmiyor mu arkadaşlar?
Yani bu aslında sinirsel enerjinin arınması.
Az önce anlattığım şey bu.
Hani bu rahatlama kuramı. Bu arada yine söylüyorum bunlar böyle kişiye göre duruma göre değişen şeyler.
Çok net doğrulardır diyemeyiz.
Yani ben bir şeye güldüğüm zaman içimde böyle işte bastırılmış bir duygu var ya da işte düşmanlık hissi mi var acaba ya da sinirsel bir rahatlama mı var.
Bunlardan hiçbiri olmayabilir ya da üstten bakış bunların hiçbiri olmayabilir.
Ya en basiti dün bir arkadaşım Adana'ya gitti beni havalimanından aradı.
Dedim ki nasıl oralar hani sonuçta insanlar güneşe kurşun sıkıyorlar.
O kadar sıcak bir memleket.
O da bana dedi. Dedi ki insanlar erimiş hani hepsi yerlerde erimiş bir şekilde dedi.
Benim o an aklıma Salvador Dali'nin eriyen saatleri geldi ne alaka.
Onları da böyle Adana'da eriyen insanlar olarak hayal ettim.
Yani bu tamamen kendi kafamda kurmuş olduğum bir şey.
Hani karşı tarafımda bundan haberi yok ama nasıl gülüyorum.
Hani şu an bile belki bu size saçma geldi değil mi anlattığım.
Yani kimin neye neden güldüğünü hangi duygularla güldüğünü tam olarak kestiremeyiz.
Hani işte yok kuranmış bilmem neymiş şu kuramadayı.
Yanıyormuş demek gerçekten çok zor.
Tamam adamcağız 40 yıldır bu konulara çalışıyor ama kendisi de zaten bunu söylüyor.
Hani bunu şu krema dayandıralım bunu bu krema demek gerçekten zor.
Mesela bana çok komik gelen bir videoyu ben bir arkadaşıma attığım zaman anlamadım diyor mesela.
Hani buna gülmem mi lazım?
gibi bir cevap bile verdi bana.
Ama o videoyu attığım bütün arkadaşlarım yarıldı benim gibi.
Bir tek o gülmedi. Çünkü espri anlayışı başka.
Onun bana attıklarına da ben gülmüyorum mesela.
Ya da Ricky Gervais bilmiyorum seviyor musunuz ama ben onun stand-up'larını izlerken böyle gözümden yaş geliyor.
Ama ofansif mizah sevmeyen biri gerçekten böyle tüyleri ürperir onu izlerken.
Hani ciddiye alır çünkü aman tanrım ne biçim bir herif bu falan diyebilir.
Ya da işte Gibi dizisi mesela ben çok seviyorum, bayılıyorum bilenler biliyor.
Ama hiç gülmeyen arkadaşlarım var ve mimik oynamıyor ya gibi izlerken.
Diyorum ki nasıl gülmezsin ya?
Ya da Daniel Sluss son zamanlarda en çok güldüğüm isimlerden biri.
Stand-up da bence çok başarılı hani genç bir adam.
Ama yani ona da gülmeyen var, onu da beğenmeyen var.
Ama hayatımda böyle en çok güldüğüm Türklerden tabii ki Cem Yılmaz onu ayrı tutuyoruz her zaman ama stand-up olarak bu aralar Batur Ayoz Demir favorim.
Yani canlı izledim onu arkadaşımla böyle artık gülmekten ağladık ciddi anlamda ağladık.
Rimellerim falan akmıştı böyle çıktığımda acayip eğlendim.
Dünyada da baya iyi isimler var işte Chris Rock var, Eddie Murphy, Dave Chappelle, Kevin Hart, George Carlin bunlar hep çok gülünen isimler.
Bunlara da gülmeyen insanlar var.
Mizah bu işte herkese göre değişkenlik gösterebiliyor.
Bu arada dikkat ettiyseniz son yıllarda ülkemizde stand-up işte komedyenler acayip bir yükselişe geçti.
Çok hoşuma gidiyor bu. Her boşlukta izlemeye çalışıyorum.
Ve bence kesinlikle canlı izleyin arkadaşlar.
Böyle iyi bulduğunuz birini canlı izlemeye gidin.
Böyle gülüyorsunuz gülüyorsunuz.
Çıkınca pamuk gibi oluyorsunuz.
Harika. Gülmek bence terapi gibi arkadaşlar.
Şimdi gülmeyi ciddi alanlara dönecek olursak.
Onlardan biri de Freud.
Şaka ve şakanın bilinçaltıyla ilişkisi adlı bir kitabı var.
Bu konudan bahsediyor. Gülmenin diyor 3 tane türü vardır diyor.
Şakalar, komik durumlar ve mizah.
Üç durum bu. Bu kuramın özünde şu var Freud'un bahsettiği.
Tüm gülünecek durumlar için insanlar belli bir ruhsal enerji ayırmışlardır ve bu enerji belli bir ruhsal durumda harcanmak için ayrılmış ama gerekli olmamıştır.
İşte bu gereksiz enerji daha sonra gülme biçiminde kullanılır.
Freud böyle söylüyor. Freud diyor ki şaka yaparken Bastırılmış ya da yasaklanmış duygu ve düşünceler için kullanacağımız olan enerjiyi harcarız.
Komik durumlara tepki verdiğimiz zaman düşünmek için kullanmadığımız fazla enerjiyi kullanırız.
Mizah için ise duygularımızca kullanılmayan o enerjiyi harcadığımızı söylüyor.
Freud bizim toplumun bizi baskı altında tuttuğu yasak duygularımızı ve düşüncelerimizi bilince çıkarmak için aslında şakaları kullandığımızı söylüyor.
Ve bu süreç bilinçli değil bakın.
Çünkü bastırılmış duygu ve düşünceler bilinçaltı kaynaklılar Freud'a göre.
Şaka yapmamız ya da en azından şakalar uydurmamız istem dışı bir süreçtir.
Ve bu bakımdan şaka yapmak bizim bilinçaltına bastırılmış duygu ve düşüncelerimizi ortaya çıkaran Rüya görmeye benzer Freud'a göre.
Hatta Freud'a göre şakalar bizim bastırılmış olan böyle düşmanca ve cinsel duygularımıza ortaya çıkaran şeyler.
Bizi doğal yolla tatmin eden şeyler o şakalar.
Biz de o yüzden bundan zevk alıyoruz.
Eğer böyle şaka yapmaktan çok zevk alan biriyseniz Freud bunun için diyor ki başka bir biçimde tatmin edemeyeceğiniz zevklerinizi böyle tatmin etmek gibi bir amacınız
var. Yani bunu demesine hiç şaşırmadınız eminim.
Yani bizi bir sal artık ya.
Adam her şeyi böyle dönüp doluşup dibidoya, cinselliğe, bastırılmışlıklara bağlıyor.
Çok rahat, çok profesyonel.
Freud'a göre duygularımızı bastırmak için ayırmış olduğumuz bir enerji var.
İşte bunun bir kısmını biz gülerek harcıyoruz.
Spencer'a göre ise başka bir...
Bir duygu için saklanmış bir enerji var değil mi?
Bunu da biz gülerek harcıyoruz.
Aradaki fark bu. Yani biriktirilmiş enerjimizi gülerek boşaltıyoruz.
Bu arada çok enteresan yapılan deneyler gösteriyor ki böyle cinsel ve saldırgan duygularını rahatça ifade edebilen insanlar bu duygularını bastıranlara oranla cinsel ve saldırgan
olan fıkralardan daha fazla hoşlanıyorlarmış.
Yani... Bu şu anlama geliyor.
Bir insanın tipik davranışları mizah alanındaki tercihlerine yayılıyor arkadaşlar.
Ve bunları bastırmak yerine mizah aracılığıyla açığa çıkarıyor olabilir diyebiliriz.
O zaman bu podcastımı Ziya Gökalp'in şu sözleriyle kapatıyorum arkadaşlar.
Ben hasta ruhları ve sinirli insanları daima yüzlerinin gülümser olup olmamasıyla tanırım.
Sinirli insanların yüzleri gülmez.
Gülümseme ruhun sağlamlığı kadar saadetin de müjdecisidir demiş Ziya Gökalp.
O zaman ne halimiz varsa gülelim arkadaşlar.
Beni hangi platformdan dinlediyseniz bildirimlerinizi açıp takip etmeyi unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Paribu Harbiye Açık Hava konserlerini Paribu sosyal medya hesapları üzerinden takip edebilirsiniz.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten detaylara ulaşabilirsiniz.
Kendinize iyi bakın. Hafta tekrar görüşmek üzere hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
