
Bu bölüm sponsorumuz Piri Guide. Piri Guide uygulamasını indirerek istediğiniz yerde seyahate çıkabilir, görmek istediğiniz yerleri alanında uzman rehberlerle dolaşabilirsiniz.
İndirmek için: https://piri.to/ortamlar
*
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
*
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*
*Bu bölüm Piri hakkında reklam içerir*
Transkript
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün beni çok heyecanlandıran bir konuyla karşınızdayım.
Göbekli Tepe, uzun zamandır bekliyorsunuz.
Dünyanın en gizemli yapılarından birisi, dünyanın en eski tapınağı.
Mısır piramitlerinden 7000 yıl önce Stonehenge'den 6000 yıl önce inşa edilmiş Göbekli Tepe.
Üstelik kendi ülkemde niye anlatmayayım bütün dünya duysun Göbekli Tepe'yi.
Peygamberler şehri olarak andığımız şanlı Urfa'da yer alıyor.
Ve dünyada ne bir eşi var ne de bir kıyası mümkün bu yapının.
2018'de UNESCO dünya miras listesine girdi zaten.
Ve 1995'den beri kazı çalışmalarını yürüten bir isim var.
Alman arkeolog Klaus Schmidt.
Yani Klaus Schmidt eşi. Çifttir Göbekli Tepe diyebiliriz.
Yakın bir zamanda da aramızdan ayrıldı maalesef.
Vefatından önce Klaus Schmidt Göbekli Tepe ile ilgili şöyle bir söz söylemiş.
Yani Göbekli Tepe'yi inşa edenler için.
Bence bunlar insan değil.
Yani bu yapıyı inşa edenler.
Sanki bu dünyaya ait değiller dedi.
Spirtüel bir yaşamdan geliyorlar.
Görünüşte insana benziyorlar ama insan değiller dedi Klaus Schmidt.
Bu sözleriyle neleri kastetti diye düşündüm durdum.
Az sonra sizlere bahsedeceğim bundan.
Şimdi bu gizemli yapıyı eminim.
baştan tanımaya başlayalım.
Öncelikle nasıl keşfedildi?
Buradan başlayalım. 1983 yılında Şanlıurfa'da bir çiftçi böyle kendi tarlesini sürerken tesadüfen bir heykelcik buluyor.
Bunu aldığı gibi Şanlıurfa Müzesi'ne götürüyor ama müze görevlileri bu heykelin önemini anlamıyorlar.
Hatta anlamadıkları gibi heykeli alıp depoya kaldırıyorlar ve bu heykel 7-8 yıl boyunca orada kalmış.
Tarihin seyrini değiştiren bir heykelden bahsediyorum.
Neyse ki o sıralarda şans es.
Alman arkeolog Klaus Schmidt Atiye dizisinden hatırlıyorsunuzdur bu ismi.
Şanlıurfa'da kazı yapıyor ve bir gün Urfa Müzesi'ni ziyarete gidiyor.
Ve bu ziyarete esnasında bu müzede bulunan o heykelcikten haberdar oluyor.
Ve görür görmez bunun utku tutuluyor.
Çünkü altının değerini sarraflar anlar değil mi arkadaşlar?
Hatta bu heykeli bulmadan hemen önce bu bölgeden çıkan bir tabletle karşılaşıyor.
Ve bu tabletin üzerinde doğum yapan bir kadın tasviri var.
İşte bu iki bulgu heykelcik ve...
tablet yani. O gece Klaus Schmidt'i heyecandan sabaha kadar uyutmamış.
Schmidt zaten çok tutkuyla işini yapan bir arkeolog.
Sonrasında da bölgede kazı başlıyor.
İşte bu vesileyle başlıyor.
Ama Klaus'dan öncesine baktığımız zaman 1960'da Halit Çambel ki aynı zamanda Mina Urga'nın kankesidir zaten.
Çok önemli bir arkeologumuzdur.
Eşi de uluslararası ödüllü mimarımız Nail Çakırhan'dır.
Dipnot'suz geçemem. Halit Çambel ve ekibi 1960'da burada çalışmalar yapmış.
Ve Neolitik döneme ait bulgular zaten bulmuşlar.
Ama kazı çalışmaları Klaus Schmidt ile başlamış.
Şimdi... Az önce dediğim tablet var ya çok önemli demiştim.
Neden? Çünkü bu tabletin bulunduğu bölgenin 10 metre ilerisinde kocaman bir dut ağacı var.
Ve henüz Göbekli Tepe bulunmadan önce bile burası zaten kutsal sayılıyormuş.
Buraya dikkat. Özellikle çocuğu olmayan kadınlar buraya gelip dua ediyorlarmış.
Ve hala bir rütüeli uyguluyorlar.
Hala gidiyorlar oraya ağaca çaput bağlıyorlar.
Tepenin etrafında böyle koyunlarıyla beraber tavaf yapıyorlar.
Sağlık ve şifa için bunu yaptıklarını söylüyorlar.
Dua ediyorlar. namaz kılıyorlar, adak adıyorlar ve o tabletin üzerinde doğum yapan bir kadın figürü var demiştim.
Bana çok enteresan geldi.
Yani Göbekli Tepe keşfedilmeden önce de insanlar buraya bir kutsiyet atfetmişler.
İşte o dut ağacın etrafında tavaf etmeleri, adak dilemeleri, özellikle erkek çocuk istemeleri, oraya gelip çabuk bağlamaları ve daha sonrasında Göbekli Tepe'nin keşfi.
Çok enteresan. Şimdi ufaktan bir giriş yapalım.
Az sonra Hazreti İbrahim'den başlayıp firavunlardan, yogadan falan çıkacağız.
Hazır olun. Şimdi... Öncelikle Göbekli Tepe nerede?
Şanlı Urfa'da buradan başlayalım.
Urfa'ya neden Şanlı deniliyor?
Bunu da söylemeden geçmeyeyim.
Çünkü halkının Kurtuluş Savaşı'nda göstermiş olduğu başarıdan dolayı.
Önemli de şu dünyanın en eski tapınağı kült yapılar topluluğu ve bu yapıların ortak özelliği T biçiminde 10-12 dikili taş yuvarlak planda dizilmiş ve bunların etrafına
taş duvar örülmüş. Ve bu yapının tam ortasında daha yüksek boyda 2 dikili taş var karşılıklı olarak.
yerleştirilmiş. T biçimindeki dev taşların anlamı ne?
İnsan. Üst kısmı insan başı, yüzeye dik inen kısımlar ise insanın gövdesini temsil ediyor.
Bunları Instagram'a koyacağım. Ve bunların üzerinde sırrı hala çözülememiş hayvan figürleri var.
El ve kol işte soyut semboller çok değişik figürler var ve taşların yüksekliği 5,5 metre.
Ağırlıkları da yer yer 15 tona ulaşıyor.
Şimdi soruyorum size bu ilkel insanlar bunları nasıl taşımış olabilirler?
Burada bir gizem var gördüğünüz gibi.
Ama Göbekli Tepe'ye esas bu kadar gizemli kılan şey ne derseniz şu.
Göbekli Tepe inşa edildiği zaman henüz insanlar ne yerleşik bir yaşama geçmişlerdi ne de çanak çömlek yapmayı biliyorlardı.
Tekerlik daha bulunmamıştı.
Yazı bulunmamıştı. Büyük hayvanlar evcilleştirilmemişti.
Yani avcı toplayıcı insanlardan bahsediyorum.
İlkel insanlardan. Hatta bunu size şöyle ifade edeceğim.
Tarihçi Dr. Zefros burayı gördükten sonra şöyle dedi.
3 yaşındaki bir çocuğun Oyuncak tuğlalarla Empire State'i inşa etmesi gibi bir olay bu dedi.
Yani henüz çok ilkel olan atalarımız nasıl böyle bir yapıyı inşa etti?
Hadi onu da geçtim. O taşların üzerine nasıl o hayvan figürlerini nakşettiler?
Hadi onu da geçtim. Neden? Tekrar eden bir düzende yineleme gereği duydular bunları.
Bütün bunlara yer yer değineceğim.
Ama öncelikle Göbekli Tepe'nin bulunduğu Şanlı Urfa'dan biraz bahsedeceğim.
Çünkü Göbekli Tepe'nin bulunduğu bölgeye arkeolojide bereketli hilal adı veriliyor.
Ve bu bölgede günümüzden 7-8 bin yıl önce tarımın başladığı düşünülüyor.
O yüzden bereketli hilal gerçekten bereketli ve önemli bir bölge.
Urfa'da eski adıyla Edessa.
Dinler tarihi açısından çok önemli bir şehir Urfa Edessa.
Çünkü peygamberler şehri olarak anılıyor.
Neden? Çünkü Hz. İbrahim'in, Hz.
Eyüp'ün burada yaşadığı öne sürülüyor.
Aynı zamanda Şuayb, Elyasa ve Hz.
Musa'nın da bir süre bu şehirde yaşadığı düşünülüyor.
O yüzden peygamberler şehri diyoruz.
Hz. İbrahim çok önemli çünkü Üç kutsal tek tanrılı dinin babasıdır Hazreti İbrahim ve bu topraklarda yaşadığı düşünülüyor.
Yahudilerde İbrahim yani Abram Yahudiliğin kurucusudur biliyorsunuz babasıdır.
Hristiyanlığa baktığınız zaman gelen ilk uyarıcıdır Hazreti İbrahim.
İslam'da zaten çok önemli bir peygamber.
Kur'an'da adı defalarca geçiyor.
Enbiya suresini hatırlayın orada ne diyordu 69.
ayette. Ey ateş İbrahim'e serin ve ateşsiz ol dedik diye bir ibare var değil mi?
İşte bunun da balıklı göl ile alakalı oldu.
Ben de bu aralar sürekli Nemrud'un kızı türküsünü dinliyorum.
Çok da severim o türküyü.
Orada işte diyor ya ocağım söndü nasıl bir beladır.
Kararsın bahtım yıkılsın tahtım böyle bir beddualar havada uçuşuyor.
Şimdi ben bu Burada bir Nemrud'un kızını aklama operasyonu yapmak istiyorum.
Çünkü olay şöyle. Nemrud'un üvey kızı Züleyha Hazreti İbrahim'e çok aşık.
Ve o ateşe atıldıktan sonra onun acısına dayanamıyor.
Göz yaşlarına boğuluyor.
Ve daha sonra o da kendisini ateşe atıyor İbrahim'in arkasından.
Çok güzel bir kız Züleyha.
Ve onun düştüğü yerde Züleyha'nın gözü anlamına gelen aynı Zeliha gölü oluşuyor.
Zaten Züleyha'nın anlamı da Su Perisi'ymiş.
Bence çok güzel bir isim. Nemrud'un kızını akladığıma göre devam edebilirim.
kendini ateşe atmıştı. Ha ne yapsın?
Hala biz Nemrud'un kızı yandırdın bize ocağım söndü falan diyoruz.
Neyse türkü çok güzel söylemeye devam edeceğiz.
İbrahim isminin kökeni de antik Mısır dilinde Abraham anlamına geliyor.
Yani ışık halkının babası anlamına geliyor.
Hint dilinde ise İbrahim Brahma yani yüce varlığın ismi Brahma aynı kişi olduğu düşünülüyor.
İşte İbrahim peygamberin bu bölgede yaşadığı düşünüldüğü için Urfa gerçekten çok önemli ve mistik bir bölge.
Bu arada Göbekli Tepe'de balık.
Göbekli Tepe ile ilgili
çok güzel bir belgesel izledim.
Yapan kişi de Ahmet Turgut Yazman.
Kendisi Mısır'a gidiyor bu Göbekli Tepe'yi göstermek.
için. Ve gösteriyor Mısır Müzesi'nin müdürüne.
O kadar sinirleniyor ki müze müdürü.
Diyor ki bu ne zaman ortaya çıktı?
12 bin yıl önce. Nerede ortaya çıktı?
Türkiye'de mi gerçekten? Evet diyor.
Türkiye'de ortaya çıktı ve bu bir tapınak.
O kadar sinirleniyor ki kağıtları falan fırlatmış yani.
Konuşmayı reddetmiş Mısır Müzesi'nin müdürü.
Bizzat yaşanmış bir olaydan bahsediyorum.
Türkiye'de de var bazı arkeologlar.
Hayır diyorlar bu bir tapınak değil.
İkiye bölünmüş durumdalar. Yani tapınak diyenler var.
Hayır değil diyenler de var.
Hatta bu tartışmayı da izlemek istiyorum diyenler için Fatih Altaylı'nın teke tek programını önermiş olayım.
Orada da Göbekli Tepe konuşulmuştu.
Şimdi devam edelim. Dediğim gibi bence burası bir tapınak.
Üstelik dünyada bilinen ilk tapınak dedim.
Tarihin seyrini değiştiren bir tapınak.
Şöyle ifade edeyim. Nasıl tarihin seyrini değiştirmiş?
Şöyle ki şimdi insanlığın böyle bir yapı inşa edebilmesi için tarih derslerinde bize ne öğretildi?
Tarım hayatına geçmiş olması gerekiyor değil mi?
Ama Göbekli Tepe bu görüşü yıkıyor.
Mesela Mısır piramitlerine bakın yerleşik hayatta yapıldı.
Okey ama Göbekli Tepe'de...
böyle değil. Normalde şöyle olması gerekiyor.
Önce tarımla yerleşik hayata geçilmesi gerekiyor.
Sonra dini öğretilerle tapınaklar inşa edilmesi gerekiyor.
Sonra küçük yerleşimler şehirleri.
Şehirlerde güçlü medeniyetleri oluşturuyor değil mi?
Yani düzen bu şekilde oluyor.
E Göbekli Tepe'de bu yok. Çünkü bu yapıyı inşa edenler yerleşik hayattan değil avcı ve toplayıcı tarım öncesi bir toplumdan bahsediyorum.
Peki neden tarım hayatına geçildikten sonra tapınak yapılıyor demiş olabilirsiniz.
Şöyle ki zamandan tasarruf oluyor.
Yani Yani insanlar artık böyle her gün çıkayım yiyecek içecek arayayım avlanayım derdine düşmüyor da zamandan gelen bir tasarrufla toprakları işlemeye başlıyorlar.
Ondan sonra tapınak yapmaya başlıyorlar.
Bir zaman kalıyor onlara. Ama dediğim gibi Göbekli Tepe'yi inşa edenler çiftçi değil avcı ve toplayıcılar.
Yani bu noktada şunu düşünmemiz gerekiyor.
Ben daha karnımı doyurmamışım.
Ağlanıyorum. Yerleşik düzenim yok ve en önemlisi güvenliğim yok.
Etrafta yabani hayvanlar var ve ben gidip bir tapınak yapma gereği hissediyorum.
Neden böyle bir şey yapıyorum?
Bir de şu var Göbekli Tepe zaten su kaynaklarına da yakın değil.
Uzak ve insanlar yiyeceklerini içeceklerini oraya taşımak durumunda kalmışlar.
O zaman aklımıza şu geliyor.
Bu insanlar demek ki çevreye yakın bir bölgede ikamet ediyorlar.
Nerede kalıyor olabilirler? Tabii ki Urfa'da kalıyorlar.
Nereden biliyoruz Urfa'da bir yerleşim yeri olduğunu?
11 bin yıl... önceye ait bir taş devri yerleşimi tespit edildi zaten orada ve en önemli buluntulardan birisi beni de çok düşündürür.
Urfa adamı heykeli.
Bu adamın ağzı yok.
Bu beni çok düşündüren detaylardan birisi.
Yani ağız yapmayı biliyorlar ama yapmamışlar.
Ellerinin duruş pozisyonu çok enteresan.
Böyle sanki cinsel organını tutuyormuş gibi bir görüntüsü var.
Yakasındaki V detayı çok ilginç.
Bu heykele benzer heykeller Göbekli Tepe'de bulunmuş.
Demek ki Göbekli Tepe'yi yapanlar yüz heykeli yapmayı biliyorlar ama bu Buraya dikkat.
Dikili taşlara insan sureti yapmamışlar.
Yani T biçiminde stilize edilmiş insan şeklinde taşlar var.
Yani insan olduğunu düşünüyoruz onların.
Ama bunların üzerine herhangi bir insan sureti yapmamışlar.
Hayvanlar çizilmiş.
Çünkü belki de doğaüstü bir varlığı canlandırıyorlardı diyenler de var.
Bilemiyorum. Ama bildiğimiz bir şey daha var.
O da şu. Göbekli Tepe'de kullanılan mühendislik bilgisi de çok derin.
Yani bütün bu yapıyı inşa edebilmek için jeoloji de bilmek gerekiyor.
Taş ustalığı... bilmek gerekiyor.
Kilden çömlek bile yapmayı daha keşfedememiş insanlar bunu nasıl yaptı?
Ama benim en çok merak ettiğim soru şu.
Neden böyle bir yapı inşa etme gereği duydular ve neden bu yapının üzerini kapatma ihtiyacı duydular?
Yani niye görünmesini istemediler?
Çünkü yapıldığı dönem görünmesi için en yüksek noktanın en tepesine yapmış adamlar.
Yani öyle gizli saklı bir yere yapmamışlar ama daha sonra üzerine toprakla gömerek kapatmışlar.
O yüzden de korunmuş zaten günümüze kadar gelebilmiş ama neden?
Yani neolitik bir inşaat İnsanın dinsel inanışı ve bu inanış adına böyle bir tapınak yapması.
Diyorum ya karnın aç ve sen bunları düşünebiliyorsun.
Yani karnın aç derken bütün gün avlanıyorsun, vahşi hayvan korkun var, yerleşik düzeni yok dediğim gibi.
Neden gidip böyle bir tapınak yapmaya ihtiyacı duydun?
Ve bu korunma mevzusu da zaten çok enteresan.
Madem yaptın, görünsün bu tapınak dedin, tepeye diktin onu.
Sonra neden üzerini yüzlerce metre küp malzeme kullanarak gömdün?
Peki göbekli tepe tek mi?
Hayır Göbekli Tepe bölgedeki ilk tapınak kompleksi ondan sonra Çayönü ve Hallançemi geliyor.
Yani onlara öncülük etmiştir Göbekli Tepe bu yüzden de önemlidir.
Sonra yapılan tapınaklar zaten ona benzemişler.
Göbekli Tepe'de uygulanan düzeni yapmışlar.
Nedir bunların ortak özelliği derseniz.
Şöyle yüksek taş duvarlar görüyoruz çoğunda.
Niş ve payandalarla hareketle bir duvar yapmışlar.
Duvar boyunca sekiler var.
Bu ne demektir seke olması?
Yani belli ki birileri orada oturup bir şeyler izlemiş.
Artık tören mi izlediler ne yaptılar bilmiyorum.
Fakat tören yapıldığı düşünülüyor burada.
Çünkü tabanları su ve sıvıyı geçirmeyecek bir tabandan yapılmış.
Ve orada sıvılı bir tören yaptığı zaten anlaşılmış arkeologlar tarafından.
Yani kan, su, içki her neyse artık bilmiyoruz.
Sıvıyla bir tören yapmışlar bu belirlendi.
Bunun dışında heykeller, kabartmalar, hayvan heykelleri, boyayla yapılmış figürler.
Ve bunlara sanat bile diyebiliriz.
Çünkü bunlar rastgele yapılmamış.
Yani sanat diyebileceğimiz kadar üstlüplaşmış bir şeyden bahsediyoruz.
Yani uzman bir sanatçının. elinden çıkmış gibi.
Yani o üslubu bilen birinin yaptığı şeyler var burada.
Bunları nasıl yaptıklarını da tespit edebilmişiz.
Çakmak taşıyla yapmışlar.
Yani bölgede çok fazla çakmak taşı tespit edildi.
Kireç taşını çakmak taşıyla yonta yonta yapmışlar.
O koca koca tapınakları.
Küçücük çakmak taşları da yapmaları da çok enteresan.
Şöyle düşünün. Yaklaşık 40 ton ağırlığında blok halinde bulunan tek parça kireç taşından boyları 4 ile 6 metre arasında değişen dikili taşları oymuş insanlar.
Bu taş Dersleri nereden bulmuşlar, nereden çıkartmışlar diyorsanız sıkı tutunun 2 kilometre uzaktan getirmişler.
Ya o taşı nasıl taşıdınız, nasıl kestiniz, nasıl diktiniz?
Hani siz ilkel adamlardınız, hani marjinal bizdik?
Peki Merve bu tapınaklar belli bir plana göre mi inşa edilmiş dediğinizi duyar gibiyim.
Tapınak diyorum ama şimdi bu bölgede tapınak diyebileceğimiz en az 20 uygulama var.
Yani biz şu an sadece gün ışığına çıkartılmış 6 tapınağı görüyoruz.
Bunun dışında 14 tane daha var yerin altında henüz gömülü olduğu.
Ve bu tapınaklar çok enteresan bir şekilde belirli bir ana fikreye bağlı kalmış yapılırken.
Şöyle her düzenin ortasında iki tane devasa dikili taş var birbirlerine bakan.
Ve bu dikili taşları çevreleyen duvarlar görüyoruz.
Duvarların içinde de başka dikili taşlar var.
Bir de şu var kazılarda üç farklı formda tapınak tespit etmişler.
Bunlara B, C, D diye isim koymuşlar.
C tapınağının taşlarının dizilimine baktığınız zaman spirale benzediğini görüyorsunuz.
D tapınağının ellipse benzediğini görüyorsunuz.
Ve bunları çevreleyen dikili taşların sayısı okey farklılık gösterebiliyor ama tek ortak özellik şu.
Dediğim gibi merkezde bulunan o T biçimli iki dikili taş var ya.
Nedir yani bu? Hani insanı simgeleyen taşlar var T biçiminde.
Neden merkezde iki tane var?
Bu beni çok düşündürdü mesela.
Bir de bu taşların üzerinde hayvan figürlerine rastlıyoruz.
Bu da çok önemli zaten. Tilki, yaban domuzu, akrep, turna, boğa, yılan, örümcek gibi birçok hayvan...
Motifi görüyoruz taşların üzerinde.
Bu da çok enteresan şimdi şöyle demiş olabilirse.
Eee Merve adamlar işte hayvan çizmiş ne var bunda demiş olabilirsiniz.
Hayır şöyle ki Göbekli Tepe'de sembolik bir anlatım dili kullanılmış.
Sembolik bir anlatım yapabilmek için ne gerekiyor?
Yüksek bir şuur gerekiyor değil mi?
Çünkü sembol kendinden başka bir şeyi temsil ederek görünür kılan bir işarettir, bir anlamdır.
Anlam diyorum arkadaşlar avcılık ve toplayıcılık yapan ilkel insan diyorum.
Yani sembolik dille bunları bu adamlar nasıl oluşturuyor?
Bunu bir tekrar düşünelim bence.
Şimdi bu sembolik anlatıların en yoğun olduğu tapınağa gidiyoruz.
D tapınağına. Bence Göbekli Tepe'nin en ilgi çekici yeri D tapınağı.
Çünkü burada 12 adet.
12. Geçen hafta sayıların gizeminden bahsetmiştim.
12'nin önemini anlatmıştım.
D tapınağı 12 adet T ile yani 12 adet stilize edilmiş insan ile çevrelenmiş.
Hani 12 havarisi vardır diyorum ya İsa'nın.
Oradan hatırlayın. 12 her yerde karşımıza çıkıyor.
Dinlerde özellikle. Ve bu T'lerden 33 numaralı dikili taşın üzerindeki semboller çok önemli.
Çünkü eski Mısır hierogliflerini anımsatıyor bize.
Yılan var mesela burada. H harfine benzeyen bir sembol var.
Ve bu sembol şimdiye kadar ortaya çıkarılan 43 adet T biçimli dikili taşın üzerinde de görülüyor.
Böyle halter gibi bir T. Ama özellikle D tabunağında bunu çok görüyoruz.
Sonra altı bacakta bir böceğe benzeyen garip bir hayvan var.
Ne olduğunu bilmiyoruz. Alt kısmında 3 tane yılan var.
Hemen yanında bir koyun veya bir keç var.
En altta 8 ay. bir böcek var.
Şüphesiz ki bu bir örümcek.
Yılan başları var ama bu yılanların gövdeleri böyle dikili taşın yan yüzünde kalmış bir şekilde yapılmış.
Yani bilinçli bir şekilde yapmışlar bunu.
Öyle herhalde değil. Ve dikili taşı sarıyor bu yılanlar.
Bir motif bir diziliş var burada çerçevelenmiş.
Bir de yılan demişken bu aralar sürekli Göbekli Tepe'ye bakıyorum Instagram'da ve dikkatimi çeken bir şey oldu.
Oradaki turistler sürekli Kundalini yoga yapıyorlar Urfa'da Göbekli Tepe'de.
Niye? Kundalini nedir?
İnsan vücudundaki gizli Gizemli evrim enerjisi değil mi?
Uyur halde bulunuyor ama aslında bu potansiyelde bir güç taşıyor.
Bu insanın omurgasının kökeninde çöreklenmiş bir yılan gibidir değil mi bu kundalini?
Zaten kelime anlamı da kundal yani spiralden geliyor.
Bu enerjinin böyle spiral şeklinde yılan gibi hareket edip yükseliyor olmasından esinlenilerek bu isim verilmiş.
Yani kısaca uyuyan yılanı uyandırmak gibi düşünebilirsiniz.
Sanırım o yüzden Göbekli Tepe'de turistler kundalini yoga yapıyorlar.
Olur da Göbekli Tepe... Efe'ye giderseniz siz de bence bir Kundalini Yoga deneyin.
Ben de henüz gitmedim. Gidersem yapacağım zaten.
Tam gidecektim böyle planlar yaptım, projeler yaptım.
Pandemi patladı gidemedim.
Şimdi diyeceksiniz ki böyle nasıl da gidip görmüş gibi uzun uzun detaylı detaylı anlattım Merve.
Çünkü gidip görmüş kadar oldum.
Nasıl? Şöyle ki uzun zamandır severek kullandığım ücretsiz mobil bir uygulama sayesinde adı da çok hoşuma gidiyor zaten.
Piri. Piri yeni nesi seyahat kültür ve sanat rehberi.
Oradan girdim Göbekli Tepe turunu seçtim.
Sanki ben böyle oradaymışım gibi adım adım fotoğraflarla yönlendirdi beni.
Üstelik yönlendiren kişi de Göbekli Tepe'ye çok hakim bir isim.
Hani başta demiştim ya Ahmet Turgut yazman o.
Göbekli Tepe dünyanın ilk tapınağı belgeselinde yönetmeni aynı zamanda.
Yani bana sorsalar bu turu...
Bana kim anlatsın? Kesinlikle onun anlatmasını isterdim.
Piri dediğim gibi ücretsiz bir uygulama.
Sadece bazı turlar ücretli.
Yıllık ve aylık abonelikleri var.
Bunlardan birini de tercih edebiliyorsunuz.
Ve tüm içeriklere sınırsız bir şekilde erişebiliyorsunuz.
Aylık 35 TL, yıllık da 200 TL.
Bir de şöyle bir güzelliği var. Dilerseniz tek bir turu da satın alabiliyorsunuz.
Atıyorum sadece Göbekli Tepe.
Zaten fiyatları o kadar uygun ki girip bakabilirsiniz.
Bu uygulama sayesinde ben şu dertten kurtuldum.
Bir yere gitmeden önce böyle nereleri gez...
Acaba nereyi görmezsem eksik kalırım gibi böyle çılgın çılgın araştırmalara giriyorum her defasında ve stres oluyorum.
Bazen de diyorum ki ya keşke diyorum beni bir rehber gezdirse.
Gittiğim şehirleri daha iyi anlasam diyorum.
Ama özel rehber tutmak malum çok pahalı.
E turla gitmeye kalkışsam kalabalığa ayak uydurmayı sevmiyorum.
Zaten en son turla Hollanda'ya gitmiştim.
Böyle gezmeye dalarım da tur otobüsünü kaçırırım diye stres oldum resmen.
Nasıl gezdiğimi bile hatırlamıyorum.
Keşke o zaman pire olsaydı hayatımda.
O binalara böyle tarihi eserleri...
Sadece bakıp geçmezdim.
Takardım kulaklığımı. Alanında uzman bir rehber.
Böyle bana ince ince her detayıyla anlatırdı.
Bu arada illa yurt dışına falan gitmenize gerek yok.
Zaten Piri'de 20 ülke var.
40 şehir. 3000'den fazla sesli içerik var.
Ve bu içerikleri dünya çapında ünlü rehberler ve farklı disiplinlerden uzmanlar seslendiriyor.
Misal Türkiye'nin en iyi seslerinden birisi Yekta Kopan.
Saffet Emre Tonguç.
Seyahat yazılarını çok severim.
Vedat Milor. E daha ne olsun?
Bence bu uygulama herkesin cep telefonunda olmalı.
Zaten dediğim gibi çoğu tur ücretsiz.
Ben pandemi zamanında böyle kulaklığımı takıp piriyle seyahate çıkıyordum evin içinde ama.
Yani çoğu yere onun sayesinde gitmiş kadar oldum.
Bir de şöyle bir güzelliği var.
Ben Ankara'da yaşıyorum söylemiştim daha önce.
Uygulamada Ankara sanat rotası var mesela.
Beni 15 lokasyona birden götürüyor.
Ankara garından bir başlıyor.
Opera, Ankara Palas, Türk Hava Kurumu.
Yani bu tarz böyle mutlaka görmem gereken yerleri.
Piri sayesinde ben geziyorum, bana gösteriyor.
Diyor ki Merve şuraya geç, şuraya geç, şuraya geç.
Tamam o lokasyona ayak uyduruyorum.
Ve bana yaşadığım şehirdeki en iyi rotayı çiziyor.
Bu arada İstanbul rotasına baktım çok kıskandım.
Kuzguncuk, Balat, Karaköy, İstanbul'da bulunan 20'den fazla rota var.
Piri her neredeyseniz konumunuzu algılıyor ve size oranın hikayesini anlatıyor.
Size adım adım yönlendiriyor.
Diyelim ki gezmekten yoruldunuz bir tap, düştünüz, acıktınız.
Rota üzerindeki yerel restoranları.
ve dükkanları da gösteriyor.
Daha ne yapsın bu uygulama size?
Şimdi Göbekli Tepe'yi ben anlattım ama siz de gidip görmüş kadar olayım derseniz size bu turu öneriyim.
Bu arada geçen Van Gogh Podcast'ı yapmıştım.
Çok sevdiniz. Piri'de ücretsiz modern sanata yolculuk kısmı var.
Onu da çok sevdim ben. Burada 27 nokta var.
Ünlü ressamların tablolarının tek tek anlatıldığı bir yolculuğa çıkarıyor sizi.
Üstelik ücretsiz şöyle bir göz gezdirin derim.
Yani kısaca kendimi geliştirmek istiyorum.
Kültür istiyorum. Sanat istiyorum.
İlgi istiyorum Merve diyenler için gözüm kapalı önerebileceğim bir uygulama piri.
Emil Zola'nın dediği gibi hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştiremez.
Hadi devam edelim. Nerede kalmıştık?
D tapınağında yılanlardan bahsetmiştik en son.
Şimdi de size Turna'dan bahsedeceğim.
Turna çok sık karşımıza çıkıyor.
D tapınağı ve diğer tapınaklarda.
Turna önemli bir sembol olarak.
Neden? Çünkü Antik Mısır'da Hermes'in öğretisini simgeliyor Turna.
Anadolu Alevilerinde de Bektaşi öğretilerinde de.
karşımıza çıkıyor. Haberci kuştur, ruh taşıyan bir elçidir Turna değil mi?
Alevilerde Turna Sema vardır hatırlarsanız ve Anadolu'da hala yapılmakta olan 12 hizmet dediğimiz olay var Alevilikte.
12 hizmet Cem ayinin içerisinde korunmuş bir ibadet aynı zamanda.
Semah ritüelini hatırlayın.
Semah ritüeli aslında ruha ait sembolizmin önemli bir parçasıdır değil mi Sema?
Burada anlatılmak istenen Bu sembolün taşıdığı tüm özellikler Turna kuşuyla bir araya getiriliyor.
Bu tasavvuf kısmını yani Turna kısmını Metin Babaroğlu anlatmıştı.
Turna diğer kuşlardan farklıdır demişti.
Tek eşlidir, tanrı ve tanrıça diye tanımlanan üst bilince gelmiştir.
Yani evrimde daha üst bilince gelmiş homo sapiens ve daha üstüne gelmiş.
İnsan tek eşlidir. Ondan öncekiler ise gelişmemiştir, çok eşlidir.
Turna tek eşli olduğu için üst bilinçtir demişti Metin Babaroğlu.
İşte sadece Turna'nın sembolik anlamı...
mı bile bu kadar güçlü?
Yine D tapınağının batı tarafındaki 31 numaralı dikili taşın ön yüzünde boğa başı kabartması var.
Boğa da çok önemli. Çünkü Hazreti İsa ve Astroloji Podcast'imde de bunu uzun uzun anlatmıştım.
Boğa nedir? Üretkenliğin sembolüdür.
Tarımı başlatan unsurdur değil mi?
Yani dolayısıyla medeniyeti başlatan unsurdur.
Burçlarla da alakası var.
Zodyakla da ilintisi var. Deniliyor.
Çünkü eski yazıtların çoğu astronomi kökenlidir diyorlar.
Özellikle de Hintlerin vedaları.
Şimdi boğa figürleri başka ne?
Nerelerde karşımıza çıkıyor?
Şöyle bir hafızamızı yoklayalım.
Lascaux ve Altamira mağaralarında bulunuyor.
30 bin yıl önce karşımıza çıkıyor boğa figürü ilk kez.
Bunların benzerleri Anadolu Çatalhöyük'te de görüyoruz boğa.
Bazı evlerin kutsal alanlarında boğa tapınımına delalet eden boğa figürleri görüyoruz.
Duvar resimleri, av sahneleri.
Yani boğa 30 bin yıl önce mağarada karşımıza çıkıyor.
Daha sonra Anadolu Çatalhöyük'te de görüyoruz.
Hatta bu tasvirlerden yaklaşık 3 bin yıl sonra boğa sembolünün tanrı.
olarak kullanımının bir diğer örneğini Antik Mısır'da görüyoruz.
Apis değil mi? Boğa biçiminde tasvir edilen tanrılar ve bunların boynuzlarının arasında güneş görüyoruz.
Güneş biçiminde daire var ve bu kraliyet tacı olarak isimlendiriliyor.
Antik Mısır'la hemen hemen aynı dönem içerisinde Mezopotamya'da da boğa sembolü karşımıza çıkıyor.
Tüm böyle Akat, Babilis, Sümer tanrıları başlarında boğa boynuzlu bir başlıkla tasvir edilmiş.
Peki ama neden?
Yani tanrılar neden boğa kafalı olarak Şimdi Tevrat'a gidiyoruz.
Tevrat çıkış 32 numaralı bab der ki kavim dağdan inmek için Musa'nın geciktiğini görünce kavim Harun'un önünde toplandı ve ona dediler ki kalk bizim için bir ilah
yap. önümüzden gitsin.
Çünkü Musa'ya bizi Mısır'dan çıkaran bu adama ne oldu bilmiyoruz.
Harun onlara dedi ki karılarınızın, oğullarınızın ve kızlarınızın kulaklarındaki altın küpeleri çıkartın ve bana verin dedi.
Onlardan da dökme bir altın buzağı yaptı.
Ey İsrail seni Mısır diyarından çıkaran ilahların bunlardır dedi.
İşte İsrail kavmi neden ilahlar adına boğa yapsı işte bundan dolayı.
Gördüğünüz gibi Mezopotamya'daki tanrı tas Tasviriyle az önce anlattığım paralellik gösteriyor.
Michelangelo'nun Hz. Musa heykelini hatırlayın.
Böyle çift boynuzludur o Musa.
İbranice'de de boynuz zaten kerem demekmiş.
Yani parlamak, ışıldamak anlamına geliyor boynuz.
Karamdan geliyor bu. Işıldama ve parlama deyince aklınıza Hz.
İsa da gelsin. Çünkü bütün resimlerinde başında bir haleyle tasvir edilmiştir.
Hatırlarsanız onu da anlatmıştım.
Harflerin başlangıcı olan A yani alfa.
Dikkat ederseniz boynuzluğu boğadır.
Bir de unutmadan şunu söyleyeyim.
Tepedeki yılan figürleri çok enteresan.
Tek başına resmedilmemişler.
Böyle grup halinde ve birbirinizi tekrar eden bir düzende görüyoruz o yılanları.
Burada Hazreti Musa'nın asasını hatırlamanızı istiyorum.
Yılandı değil mi? Ve bu asasıyla çobanlık ettiğini söylüyordu.
Koyunlarımı güdüyorum asamla diyordu.
Ve bu asası yılana dönüşmüştü değil mi?
Hatta Kur'an'da Hazreti Musa'nın asası şu ara 26'da geçiyor.
Musa onlara hadi ortaya atacağınız şeyi atın dedi.
Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini...
attılar. Firavunun gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz dediler.
Musa Asa'sını attı.
Asa onların sihir takımlarını yutunca sihirbazlar onun ayaklarına kapandı ve Rabbe inandılar.
Değil mi? Bu böyleydi. Asa demek irade demek.
Yani gnostik öğretilerde irade olarak geçiyor.
İnsanın ilahi bir kudrete sahip olması.
Koyunlarımı güderim diyor ya. İradeyi oluşturabilmesi için de Asa'nın ayağa kalkması gerekiyor.
Hani çölde yılan ayağa kalktı diyor ya.
Firavunları başında neden kobra yılanı var?
İşte bu yüzden Mısır duvar resimlerinde ve kabartmalarında da yılanı çok görüyoruz.
Sebebi bu olabilirmiş.
Sürünen yılan ayağa kalkıyor değil mi?
Hayvansal sıfatlarıma egemen olacak bir iradeye sahip olabilmek.
Çölde yılanın ayağa kalkması ve yılana en çok tanrıların ve firavunların alınlarında rastlıyoruz.
Neden? Yüksek bilincin ifadesi.
Üçüncü göz. Yani alın bölgesinden çıkan yılan.
Mısır'da Pita ve diğer tanrı tasvirlerinde sıkça kullanılmış ama arkeoloji dünyası yılanın bilinci ifade etmediğini söylüyor.
Yani ikiye bölünmüşler yine.
Ama eski Mısır'da yılan ve kobralara tapınmasının sebebi yani yılanlardan ve akreplerin tehlikesinden kaçınmakmış.
Yani korkudan tapıyorlarmış.
Ondan daha fazla ön planda olduğunu söyleyenler de var.
Ama yılan tabii ki koruma özelliği de var.
Ama bunun yanı sıra değişim, zaman, sonsuzluk gibi farklı anlamlara da geliyor.
Ayrıca yılanın o çöreklenmiş olan Dedik ya az önce Kundalini yogasından bahsettik.
Bilincin uyanışını da sembolize ediyor yılan.
Çöreklenmiş bir enerji omurganın altında dedik ya.
İşte bu aslında bir nevi enerjinin ayağa kalkması.
Yani insanların potansiyel enerjisinin uyanması gibi düşünebilirsiniz.
Kundalini yoga. Yoga.
Yani yapmadığım o kadar belli ki.
Yoga, meditasyon falan hiç anlamıyorum böyle şeyler.
Ama anlayacağım yakındır.
Böyle ciddi ciddi bir şey anlatırken bir anda yanlış bir şey söyleyince krize giriyorum.
Şimdi dediğim gibi Göbekli Tepe'deki gülmeden nasıl anlatacağım.
T biçimindeki o tasvir edilen insanların çoğunda yılan var.
Ama bu yılanların bazısı yukarı çıkıyor bazısı da aşağı iniyor.
Bilemiyorum Altan ama şöyle bir şey var.
Urfa Arkeoloji Müzesi'nde Nevoli Çori'den çıkartılmış.
Burası Neolitik dönem yerleşim yeri.
Buradan çıkartılmış Göbekli Tepe'den 500 yıl sonra inşa edilmiştir Nevoli Çori.
Bir tapınak. Burada yine T biçiminde 12...
adet sütun sıralanmış ve bu yapıdan çok farklı bir buluntu ortaya çıkarılıyor.
Bir heykel kafası ve bu kafanın arkasından yukarı doğru tırmanan bir yılan var.
Bu ne? Yani kundalini enerjisinin uyanmasının temsili mi?
Yüksek bilinç mi? Bilmiyoruz.
Şimdi Göbekli Tepe'de en baskın olan iki sutun var değil mi?
Tam merkezde yer alan iki sutun.
Diğerlerinden daha yüksek T biçimli dikili taşlar.
Bunlar sanki böyle el ele tutuşmuş iki kişi gibiler baktığınız zaman.
Birinde ay var, birinde güneş.
Yani eril ve dihil.
Bunların birlikteliklerinden hayatın doğduğunu düşünebiliriz.
Bunun temsili olabilir bu.
Bunu iddia edenler de var.
Yani Göbekli Tepe ile ilgili çok fazla gizem var.
Hatta şey diyenler de var. Uzaylılar yaptı.
İşte Atlantis'ten gelenler yaptı.
Atlantis uygarlığı var işin içinde.
Bunu diyenleri de duydum. Bir sürü komplo teorisi var.
Çok enteresan böyle değişik değişik şeyler dinledim.
Ama şunu söyleyebilirim size.
Hayır Göbekli Tepe'yi insanlar inşa etti.
Yani bu net bir bilgi.
Bunu söyleyebilirim. Uzaylılar falan değil.
Ama şunu da anlatayım size.
Bir tane hani kafadan bahsettim ya az önce.
Arkasında yılan var demiştim.
Bu noktada belgeselde Hintli bir adam yani bir bilgin onunla bir röportaj yaptı.
Atlılar dedi ki Hintli adam Vedik zamanına ilişkilendirecek olursak bu baş hani kafasının arkasında yılan olan Vedik bir başrahibe ait dedi.
Ve bugün bile Hindistan'da Vedik rahipler varmış.
Bunlar Ustura'ya vurulmuş kafaları ve tam arkasında böyle yılanı andıran ince saç örgüsü var hatırlarsınız görmüşsünüzdür.
İşte Nevali Çori'de de Nevali Çori dediğim yer Göbekli Tepe'den 500 yıl sonra.
çıkıyor karşımıza. Burada Vedik bir rahip tasvirine rastlıyoruz.
İşte bu da Göbekli Tepe'de de bir rahip sınıfı olması ihtimalini güçlendiriyor.
Hatta bunların şaman bile olabileceğini söyleyenler var.
Peki bunlar Göbekli Tepe'ye nereden ve nasıl geldiler noktasında işte Atlantis olayı giriyor devreye.
Hintli adam dedi ki Atlantis'in de böyle aşağı yukarı o tarihlerde var olduğunu öne sürdü.
Hatta dedi ki elimizdeki tek tasvir Platon'dan geliyor.
Ona da eski bir Mısırlı rahip anlatmış ama dedi yakından bakarsanız her şey zaten o dönemde var olan bir uygarlığa işaret ettiğini görebilirsiniz dedi.
Kayıp kıta Atlantis'den bahsediyor.
Platon'dan günümüze gelen yıllardır çözümlenememiş konular bunlar.
Platon'un Timaeus ve Eritias adlı iki ayrı eserinde Atlantis'den bahsettiğini söylüyorlar.
Atlantis'in de merkez noktasında bir anıt olduğu düşünülüyor.
Yani tıpkı Göbekli Tepe gibi.
Bu noktada da Bobaroğlu dedi ki belki de daha önceki kutsal metinlerde rastladığımız bazı kültürler battı, yok oldu ve sonradan...
Yeniden ortaya çıktı bir şekilde bir kültür doldu.
Belki Ant kavmi, Semud kavmi bunlar batı kültürler olabilir dedi.
Nuh tufanında gidenler belki bunlardır dedi.
Yani batı kültürlerin Ant kavmi olabileceğini düşünenler var.
Bu bana biraz Matrix'i hatırlat.
Hani orada da dünya birkaç kere böyle yıkılıp yeniden kurulmuştu ya.
Birkaç kez yeniden uygarlık gelmişti.
E aynısı olabilir diyenler var.
Hatta 12. uygarlık geldi işte 40.
uygarlık geldi diyenler var.
Neyse ezoterizme girmeyelim burada.
Şimdi şu karşımıza çıkıyor.
bir de. Şimdi Göbekli Tepe'deki o figürleri anlattım ya hayvanlardan bahsettim.
Onlar bir daha hiçbir yerde karşımıza çıkmamış.
Bu da arkeologları düşündürüyor.
Diyorlar ki hani buradaysa başka bir yerde de bu adam bunu yapmıştır.
Aynı hayvan figürü bir yerlerde daha karşımıza çıkması lazım ama çıkmıyor diyorlar.
Bu da insanları bayağı düşündürmüş.
Şu soru karşımıza çıkıyor burada.
Göbekli Tepe'yi inşa edenler nereye gitmiş olabilirler?
Kendimi gerçekten Saadettin Teksoy gibi hissettim şu an.
Göbekli Tepe'den 2000 yıl sonra Adıyaman'da bir kil heykelcik bulunuyor.
Bu da bize Aslında ritüellerin sürdüğünü gösteriyor gibi.
4000 yıl sonra da Latmos bölgesinde duvara yapılan resimlerde yine T şeklinde tasvir edilen insanlar görüyoruz.
İspanya'da 5000 yıl sonra Göbekli Tepe'den yine T biçimli taşlar karşımıza çıkıyor.
Ama üzerlerinde hiçbir tasvir olmaması enteresan.
Podcast'i burada sonlandırırken sizi bir takım sorularla baş başa bırakacağım.
Tapınakların yerleri neden su geçilmez şekilde yapıldı?
Yapıldıktan yaklaşık 1000 yıl sonra neden gömme gereği duydular?
öğrenleri kim yönetiyordu?
Avcı toplayıcı dediğimiz ilkel insanlar nasıl böyle bir yapı inşa edebildiler?
Urfa adamı heykelinin neden ağzı yoktu?
Bu bir tabu muydu? Vesaire vesaire gibi bir sürü sorularla sizi baş başa bırakacağım.
Üzgünüm çünkü bunlar aydınlatılabilmiş şeyler değil.
Aslında bütün bunlar bize gösteriyor ki günümüzden 12 bin yıl önce farkındalığı yüksek birileri vardı değil mi?
Ve insanlara heykeller ve taşlarla sahip oldukları bilincin mirasını bıraktılar.
Bu haftalık bu kadar. Aşağıya bırakmayın.
linki tıklamayı ve piri uygulamasından faydalanmayı unutmayın.
Instagram adresini de açıklamalara bırakıyor olacağım.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
