
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün size aşkın ve ölümün destanı Gılgamış Destanı'ndan bahsedeceğim.
Gılgamış Destanı'nın önemi şu ki yazılı edebiyatın ilk örneklerinden.
Yani şunu da söyleyebiliriz.
İnsanlık tarihinde yazılmış ilk kitap gibi düşünebilirsiniz.
Yani daha önce yazılan hiçbir kitap yok.
Bir de bu destanın keşfedilme aşamasını okudum ben.
Hormuz Rastan tarafından keşfediliyor.
Bir Asur arkeolu 1853 yılında keşfediyor Gılgamış Destanı.
İnanılmaz heyecanlandım okurken.
Dedim ki yani şunu keşfetmiş olan ben olsaydım.
Gerçekten bana deseler ki işte Merve sana şu kadar para vereceğiz.
Sonsuz para ya da böyle bir şey keşfedeceksin.
Kesinlikle bunu seçerdim.
Böyle şeylere aşırı derecede etkileniyorum ve yükseliyorum diyebilirim.
Neyse bu Gılgamış Destanı Sümer dilinde yazılıyor.
Yani bizim bunu niye söylüyorum?
Zaten Sümerler biliyorsunuz yazı icat etti.
Sümer dilinde yazılmış ve bizim de şöyle bir değerimiz var.
Bunu da belirtmeden geçmeyeyim. Ülkece Muazzez İlmiye Çığ gibi bir değere sahibiz.
Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'ne hediye ettiği, armağan ettiği en önemli isimlerden.
O yüzden eğer okuyabiliyorsanız mutlaka kitaplarını okumanızı tavsiye ederim.
Eğer ben okuyamam diyorsanız YouTube'da çok güzel videoları var.
Onları da izleyebilirsiniz. Bu arada hala hayatta Muazzez İlmiye Çığ dediğim gibi çok önemli bir değer.
Neyse konuyu çok dağıtmayalım.
Geri dönelim. Şimdi Gılgamış destanı çivi yazısıyla yazıldı.
Yani kil kabletlerinin üzerine çiviyle yazılan bir tür biliyorsunuz bu.
Gılgamış aslında Kral Artur ya da Odysseus gibi değil de böyle gerçekten yaşamış, gerçekten var olmuş birisi.
Yani Uruk şehrinin kralı.
Uruk dediğimiz yerde Irak dolaylı mezopotamya diyebileceğimiz bölge.
Muhtemelen de bu Gılgamış M.Ö.
2600-2500.
Yılları arasında yaşamış Ve bunun önemi şu Neden Gılgamış Destanı seçtim Size anlatmak için Çünkü Bu destan o kadar önemli bir destan ki Eski ahiti etkiliyor Hem de Yunan
mitolojisine etkiliyor Bu kadar önemli Örneğin işte Nuh'un gemisini anlatacağım Birazdan size çok net bir şekilde Tam detaylarıyla Nuh'un gemisi anlatılmış Gılgamış Destanı'nda Ve İncil'de bu hikaye
tamam tamamen Gılgamış destanından kokpest etmiş diyebiliriz.
Tabi ki de Kur'an-ı Kerim'de de var.
Tevnat'ta da var. Yunan mitolojisine de var.
Yunan mitolojisine de işte Dekalyon miti ve Pira miti.
Hikayenin özüne bakalım.
İlk baştan başlayalım sonra doğru gidelim.
Bu aslında bir aşk ve ölüm hikayesi diyebiliriz.
Yani Gıngamış ve onun alter egosu Enkidu.
Burada çok derin bir dostluk var.
İki erkeğin derin dostluğu.
Aslında bu kitabı okuyunca insani duyguların M.Ö.
18. yüzyıldan günümüze...
tek hiç değişmediğini göreceksiniz ve ölüm karşısında duyulan o acliyet o çaresizlik ve acının hep aynı olduğunu gösteriyor Gılgamış destanı bize ve bir ölümsüzlüğü arayış uzun
uzun yollardan geçen bir kahramanı göreceksiniz bu arada şimdi destana geçeceğim böyle kısaca bir özet geçtim çok uzun bir podcast olacak büyük ihtimalle bu destanlar çok sevdiğim sözler var hemen onlarla açılış yapalım sonra
da devam edelim diyor ki Gılgamış destanında aradığın hayatı hiçbir zaman bulamayacaksın diyor.
Söze bakın. Bir de yine altını çizdiklerimden hem yaşamı verdi biz insanlara hem de ölümü ama ölümün zamanını vermedi diye bir yeri çizmişim.
Çok güzel. Şimdi destanla ilgili kısa bir özet geçeceğim.
Daha sonra çok derinlere ineceğiz beraber.
Böyle açacağım da açacağım yani.
O yüzden podcast uzun sürecektir büyük ihtimalle.
Şimdi Gılgamış'ın hikayesinde aslında her şey iyi değil.
Neden? Gılgamış bir kral.
ve çok dediğim dedik çok hakkaniyetsiz dizginlenmesi gereken bir adam ve tanrılar onu denetlemek için tıpkı bu olimpostaki tanrılar gibi düşünün kırlarda dolaşan
bir baş belası yaratıyorlar bunun için yani gılgamış dizginlensin diye İşte bu baş belası Enkidu ismi.
Enkidu çok tuhaf bir yaratık.
Yani diğer insanlarla ilişki kurmak istemiyor.
Genelde hayvanlarla dostluk etmeyi yeğliyor.
Aslında bir insan ama maymunumsuz bir insan.
Konuşmuyor. Su içmek istediği zaman gölden içiyor avucuyla falan.
Çok ilkel, medeniyetsiz, yaban yani yaban bir şey insan.
Ve Enkidu'nun aslında tam bir insan haline dönüştürülmesi gerekiyor.
Bu da ne yapılması gerekiyor bunun için?
Yabandan şehir hayatına getirilmesi gerekiyor.
ve şehri kuran Gılgamış da diyor ki tamam okey ben bu görevi üstleniyorum çünkü ona gelip biri haber veriyor diyor ki ormanda böyle bir şey gördüm hani enkidü haber veriyor Gılgamış da diyor ki tamam o zaman bunu
biz şey yapalım medenileştirelim hemen diyor çok cazibeli bir kadın var adı Şamhat Şamhat da Yosma demek bu arada cazibeli bir kadın yolluyor Enkidu'nun üzerine yabanın üzerine
bu strateji işe yarıyor işte Enkidu Şam hatta 7 keyifli gün geçiriyor 7 gün bakın dikkatinizi çekelim ve daha sonra yabani adam değişiyor işte hayvan dostları tarafından da reddediliyor değiştikten sonra
Şam hat onu baştan çıkarıyor diyor ki benle gel Enkidu'ya Ve Enkidu bu noktadan sonra insanlarla artık kader birliği yapmak durumunda kalıyor.
Ve Gılgamış da arkadaş oluyor.
Şimdi bu destanı açacağım.
Bu destanda toplamda dört büyük etap var bilmemiz gereken.
Trajediler gibi düşünün.
Birinci perdede Gılgamış ile Enkidu karşılaşacak.
Gılgamış çok kötü bir karakter zaten anlatmıştım.
Bir de üçte ikisi insan, üçte biri tanrı Gılgamış'ın.
Yani öyle görülüyor. Diğer insanların üç katı boyunda, çok yakışıklı, çok güçlü.
Ama dediğim gibi gençleri köleleştiren, kullanan kötü birisi hatta genç kadınları haremine katıyor.
İşte o dönemin insanları, aileleri, kızların aileleri Gılgamış'ı tanrıya şikayet ediyorlar.
Tıpkı Olimpos'ta olduğu gibi tanrılar var.
İşte bu tanrılar da denge ve uyumu sağlamakla mükellefler.
Ve Gılgamış'ı cezalandırmak için ona alter egosunu yolluyorlar, gönderiyorlar.
alter egosudaki enkidu neden peki alter egosunu gönderiyorlar çünkü onun bir gücü var çok korkunç bir gücü var gılgamışın bunu dengelemek amacıyla ve bu alter ego enkidu tamamen gılgamışa
benziyor nasıl benziyor işte aynı büyüklükteler aynı güçteler tabii ki buradan bir sorun çıkacak bu aynı güçte olmalarından dolayı ama şöyle bir durum var enkidunun anne babası olmadığı için enkidu iyi
yetiştirilememiş ne olacak bu iki güç tabii ki de aynı güçte oldukları için baştan İşte bir çarpışma meydana gelecek.
İkisi de kazanamayacak çünkü aynı güçteler.
Dövüş bittiği zaman çok yorulacaklar ve bu dövüşün sonunda da dünyanın en iyi arkadaşı oluyor ikisi.
Hatta o kadar iyiler ki bu artık aşka varan çok ileri boyutta bir dostluk yani eşcinsel bir hikayede diyebiliriz bunun için.
Gelelim ikinci perdeye ikinci kırılma noktasına.
Birinci dediğim gibi karşılaşmalarıydı.
İkinci olay Gılgamış Destanı'yı da bilmemiz gereken ikinci olay Şan ve Şöhret için Gılgamış ve Enkidu birlikte yola çıkıyorlar.
Aslında fikirleri şu Şan'a ve Şöhret'e sahip olarak canavarlarla savaşıyorlar tabii ki bu aşamada.
Çok büyük zaferlerden geçiyorlar işte korkunç doğa.
Ağustu canavarlar ve canavarları yeniyorlar.
Peki ellerine ne geçiyor ikinci perdede?
Uğruk şehrindeki genç kızları elde ediyorlar bu şekilde şan ve şöhretle.
Şehrin efendileri olarak geri dönüyorlar.
İkinci perdede bu yaşanıyor.
Ama bu ikinci perdede önemli olan bir nokta var.
O da şu iki korkunç canavarı alt ediyorlar.
Bunlardan birinin adı Humbaba.
Sedir ağacı ormanının koruyucusu Humbaba canavarı.
Bu orman... aslında Lübnan Sedir Ormanı yani Sedir ağacı ormanı koruyor zaten ve Mezopotamya gibi bir yerde çöl çünkü oralar Sedir'den elde edilen ahşap Altından
hatta paradan bile daha kıymetli.
Ev yapımı, gemi yapımı için bu Sedir ağacından faydalanıyor.
Yani Humbaba'nın önemi bu.
Neyse Humbaba'yı öldürmeyi başarıyorlar Gılgamış ve Enkidu.
Peki sonra ne oluyor? Afrodit'in muadili olan bir tanrıça var İştar.
Zaten duymuşsunuzdur. İştar bu iki adamın şanını duyuyor ve Gılgamış'a aşık oluyor.
Ve onu hatta yatağına almak istiyor.
Ama şöyle bir problem var.
İştar'ın bir babası var.
Anu adında bir babası var.
Anunakileri zaten duymuşsunuzdur.
Yeraltı'nın çok güçlü, çok korkunç bir tanrısı Anu.
Onun kızı İşdar.
Ve sonuç olarak Gılgamış İşdar'ı reddediyor.
Bunun sebebi de şu. İşdar dişi bir donjuan gibi düşünün bunu.
Yani erkekleri elde ettikten sonra bir kenara atıyor paçavra gibi.
Bu yüzden de Gılgamış İşdar'la beraber olmak istemiyor.
Ama şöyle bir sorun var.
İşdar'ın babası, yeraltı tanrısı Anu.
Anunakilerden geliyor. Çok güçlü, çok korkunç bir tanrının kızı İşdar.
Babasına gidip kıl kılmışı şikayet ediyor.
Diyor ki işte baba Uruk şehrini yerle bir et.
Bunun içinde bir canavar boğa var.
Babasından bu canavar boğayı Uruk şehrinin üzerine salmasını istiyor Iştar.
Fakat Anu yani babası bunu reddediyor.
Çünkü diyor ki Uruk şehri neden yerli bir olsun ki günahsız bir şehri sonuçta diyor.
Bunu reddediyor çünkü boğa gerçekten çok korkunç bir canavarmış.
Bunu istemiyor fakat Iştar bunun karşılığında çok sinirleniyor.
Cehennem tanrısı yani Hades'in muadili bir cehennem tanrısı var.
Ona gidiyor. Diyor ki babasına o zaman ölüleri serbest bırakırız diyor.
Eğer bu şekilde hani benim karşılık vermezsem Boğa'yı göndermezsem ben de ölüleri serbest bıraktırırım diyor.
İşte bu aslında çok korkunç bir şey.
Yani tanrılar için çok korkunç bir son olur bu ölülerin salınması.
Dolayısıyla Anu canavar Boğa'yı Uruk şehrinin üzerinde gönderiyor.
Canavar Boğa ayağını her yere vuruşunda 300 zavallı Uruk vatandaşı orada canını kaybediyor.
Ölümcül darbeler alıyor ve ölüyor.
Tabi bu durumda ne olacak?
Gılgamış devreye giriyor.
Boğa ile güreşiyorlar ve boğanın omuzlarının arasına dev bir bıçak saplıyorlar ve boğa orada yığılıp ölüyor.
Daha sonra da Uruk şehrine dönüyorlar.
Tekrar şan ve şöhret kazanıyorlar.
Burada önemli bir detay var.
Gılgamuş burada elleri kirleniyor ya ellerinin kanını Gılgamuş ve Enkidu ellerinin kanını Fırat nehrinde yıkıyorlar.
Daha sonra el ele tutuşuyorlar ve Uruk kentinin sokaklarından birlikte geçiyorlar.
Tabi ki Uruk halkı onları görmek için böyle sıraya diziliyorlar toplanıyorlar.
Bayağı böyle şanmış şöhret bir şekilde dönüyorlar.
Neyse daha sonra Gılgamış bu saray cariyelerine sesleniyor.
Diyor ki erkekler arasında en yakışıklı kimdir diye soruyor.
Tabii ki diyor Gılgamış yani kendisi en yakışıklı.
En şanlı da Enkidu diye kendi kendine cevap veriyor.
Nasıl diye bakın. Burada aslında fethetme, şan, şöhret ve savaş mantığı gördük değil mi buraya kadar.
Aslında bu...
Şu an şöhret çabasının arkasında ya da işte kadınları elde etme çabasının arkasında ne var?
Ölümsüzlük arzusu olabilir.
Şimdi hikayenin bundan sonrasında bir metafizik arayış başlayacak.
Şöyle oluyor bundan sonra tanrılar toplanıyorlar.
Bu kadar olaydan sonra toplanıyorlar.
Diyorlar ki bu iki erkek bizim başımıza bela oldu.
Çünkü ne yaptı bu adamlar?
Düzensizliğe sebebiyet verdiler.
Bunlar konuşuluyor tanrılar meclisinde.
Bir de en önemlisi Humbaba'yı öldürdüler ve Canavar Boğa'yı öldürdüler.
Bunlar tanrısal varlıklardı söylediğim gibi.
Bu iki erkek Gılgamış ve Enkudu bu tanrısal varlıkları katlettiler.
Ve tanrıları çok kızdırdılar dolayısıyla.
Bu Yunan mitolojisinde de sık sık karşılaşırız bununla.
Yani insanlar kendilerini tanrılarının yerine koydukları zaman Bu tanrıları olağanüstü kızdırır.
Bu Zeus, Prometheus insan olaylarını hatırlayın.
Neyse burada kibir, ölçüsüzlük, büyüklenme günahına girmiş, kıskanmış ve enkidü görüyoruz.
Bu günahların bedeli olarak da tanrılar konseyi toplanıyor ve bir karara varıyorlar.
Diyorlar ki en iyisi bu Enkidu'yu öldürelim ortadan kaldıralım.
Bunun için de ona bir rüya gönderiyorlar.
O dönemde rüyalar çok önemli rüyaların tabir edilmesi.
Çünkü tanrısal bir vahiy olduğu düşünüyor rüyaların.
Rüyasında Enkidu öleceğini görüyor ve daha sonra hastalanıyor bu rüyanın üzerine ve gerçekten de gideceğini anlıyor.
İşte olayların metafizik yönü bundan sonra başlıyor ve Enkidu ölüyor.
Gülgamış arkadaşın ölümünü gördükten sonra adeta çılgına dönüyor.
İşte onu kolların arasına sarıyor.
Kalbinin atmadığını anlıyor.
Büyük bir yas içerisine giriyor.
Saçını başını yoluyor. Bu hatta doğuda hala tekrar eden bir alıt ritüeli diyebiliriz.
Saçlarını yolmak. Hatta kanlı gözyaşı akıttı deriz ya.
O da yüzünü parçalarlar böyle.
Yas ederken insanlar yüzlerini parçalarlar.
O gözyaşıyla birlikte aktığı için kanlı gözyaşı dökmek oradan gelir Saç keserler bu doğuda hala görülen bir şeydir eski Türklerde vardı Burada da bunu görünce şaşırdım ben yani doğuda dediğim gibi bir ritüel bu
Sonra Gılgamış arkadaşının yüzünü tıpkı yeni bir gelin gibi örttü diyor metinlerde.
Yeni gelinlerin yüzü örtülür ve bu yüzyıllar önce yazılmış bir destandan bahsediyoruz.
Orada da aynı şeyin tekerrür üretilmesi çok enteresan geldi bana.
Daha sonra işte giysilerini parçalıyor yere atıyor.
Bu da bir yasa alameti dediğim gibi hala doğuda olan bir şey ki bu olaylar zaten Mezopotamya'da geçiyor.
Bundan sonra Gılgamış Enkidu'yu kolların arasına alıyor ve bir hafta ölü arkadaşını kollarında tutuyor.
Ama bir hafta sonra Enkidu'nun burnundan kurtlar çıkmaya başlayınca onun öldüğünü anlıyor Gılgamış ve o şokun etkisiyle bir anda diyor ki ben de mi öleceğim yani aman tanrım ben de mi öleceğim.
Bir anda bir ölüm korkusu sarıyor Gılgamış'a.
İşte metafizik olaylar bundan sonra başlıyor dediğim gibi.
Gılgamış ölümsüzlüğün formülünü aramak için yola çıkıyor yani ölümsüzlük peşine düşüyor.
Burada aslında şu var artık şan şöhret aşk bunlar bitiyor değil mi?
Çünkü ölümün olduğu yerde bunların bir önemi yok.
Daha sonra Gılgamış kral olduğu Uruk şehrine doğru yola çıkıyor ve orada şöyle bir şeyle karşılaşıyor.
Uzun zamandır kulaktan kulağa dolanan bir efsane var.
Tufan efsanesi yani Nuh tufanı efsanesi.
Bu efsaneyi yaşlı kadınlar anlatıyor genelde.
Onlar da diyorlar ki biz de işte atalarımızdan dedelerimizden duyduk diyorlar bu tufan hikayesini.
Şimdi bu tufan hikayesi.
Nuh'un gemisi diyebildiğimiz hikayenin aslında öncül yani öncül miti diyebiliriz.
Hatta bunun öncesinde de Pira ve Dekalyon mitinin de öncüsü diyebiliriz hatta bunun için.
Burada şöyle bir olay oluyor. Şimdi tanrılar insanların kötü davranışlarından bakıyor.
Bu hikayeye göre anlatıyorum.
Tufan efsanesini anlatıyorum size.
Gılgamış'ın duyduğu efsaneyi.
Bir konsey toplanıyor yine ve diyorlar ki bu konsey tüm insanlığı yok edelim.
Tanrılar buna karar veriyorlar ve bir tufan koparıyorlar.
Yağmur yoluyla bir tufan gönderiyorlar.
Diyorlar ki yalnızca dürüst bir çift var bunu kurtaracağız.
İşte bu dürüst çiftin adı da Nuh değil.
Nuh ve karısı değil. Utna piştim ve karısı.
Utna piştim yani namı değer Nuh.
Yani Nuh'un muadili. Hani demiştim ya iştarın muadili Afrodit Afrodit'in muadili iştar Burada da Nuh'un muadili var Nuh'un muadili Utnapiştim ya da Dekalyon Tanrılar tarafından kurtarılıyor
Utnapiştim Bir gemi yapması isteniyor ve gemiye bütün hayvanları işte hayvan çiftleriyle beraber alması isteniyor Daha sonra işte insanlık yok oluyor Ve geriye sadece gemide Utnapiştim ve karısı ve hatta hayvanlar
kalıyor Şimdi bu hikayeyi biraz açmak istiyorum Nuh tufanla diyebildiğiniz bu hikayeyi biraz genişletelim Şimdi buraya kadar olan şey zaten aynı.
Yani Utnapishtim ve karısı var.
Bunlar büyük tufandan sağ kalan tek insanlar.
Ama esas olay şu.
Şimdi tufan kopuyor. Daha sonra yağmur diniyor.
Ve gemi bir dağa iniyor arkadaşlar.
Daha sonra Utnapishtim bir kumru salıyor.
Kumru diyorum. Kutsal kitaplarda güvercin olarak geçer.
Kumru geri dönüyor. Sonra başka bir kuş gönderiyor.
Bir kırlangıç gönderiyor.
O da geri dönüyor. Daha sonra bir kuzgun gönderiyor.
Kuzgun gagasına bir dal parçası ile geri dönüyor.
Ve Utnapiştim diyor ki okey bir yerlerde bir kara parçası var.
Tamam emin olduk diyor. Bu anlattıklarımın hepsi zaten Yahudi İncil'inde de geçiyor.
Bu tufan hikayesi. Yani hatta Ninova'da bulunmuş bir tablet var.
Birebir bunlar yazıyor arkadaşlar.
Peki bunlar çıkınca ne oluyor?
Yani bu kadar olay patladı.
Ninova'daki tablet bulundu.
O dönem hatta Victoria dönemi İngiltere'sinde biliyorsunuz çok sıkı böyle ahlaki dini kurallar vardı.
Onlar bile bu İncil'deki tufan hikayesinin bu Gıkamış destanından copy paste edildiğini gördükten sonra dediler ki tamam kabul etmek zorunda kaldılar.
Bu çok önemli bir detay.
Fakat Gılgamış Destanı'nın aslında ana temasını oluşturan o ölümsüzlük arayışı burada devreye giriyor.
Yani bir fark var Nuh'la Utnapiştim arasında bir fark var o da şu.
Tanrılar Utnapiştim'e ölümsüzlük veriyorlar ama Nuh'ta böyle bir şey yoktu.
Sadece Nuh'un çok uzun süreler yaşadığını biliyoruz.
Sonuç olarak Gılgamış Utnapiştim'e ulaşıyor.
Yanında karısı da var Utnapiştim'in.
Çok yorgun, çok bitkin bir şekilde hatta yaşlanmış çok genç ve yakışıklıydı ya Gılgamış.
Bu yolculuk onu çok fazla yıpratıyor.
Ve Utnapiştim'e soruyor.
Diyor ki ölümsüzlüğün formülü ne?
O da diyor ki kardeş diyor ölümsüzlüğün bir sırrı yok.
Düşünsenize o kadar yoldan geçiyorsunuz ve sonuç olarak size verilen cevap bu.
o kadar yoldan geçiyorsun derken adam yolda akrep adamlarla mı karşılaşmıyor korkunç tünellerden mi geçmiyor ölüm denizi diye bir deniz var oradan geçiyor ki bu ölüm denizine böyle parmağınızın ucunu dahi soksanız ölüyorsunuz
öyle bir deniz sonuç olarak gılgamış bu cevabı alıyor ve yıkılıyor haliyle diyor ki tamam okey ben artık evime döneyim çünkü Utnapiştim diyor ki yani ölümsüzlük payesi bir tek bana verildi bu
yeryüzüne sadece bana verildi başka da kimseyi vermeyi düşünmüyor tanrılar diyor üzgünüm diyor Gılgamış diyor ki tamam ben evime döneyim madem ne yapayım diyor tam gidecek işte Utnapiştim'in karısı acıyor Gılgamış'a bari
ben şuna bir yolluk yapayım yolluk da şu gençlik otu diye bir ot varmış yani bu ottan veriyor bu otu içtiğiniz zaman böyle işte bir anda gençleşiyorsunuz gençliğiniz geri geliyor falan valla böyle bir ot çıksa
bütün servetimi bağışlarım herhalde daha sonra gılgamış uruğa geri dönüyor bu gençlik otunu alıyor ve geri dönüyor ama yolda bir yılan tarafından bu ot çalınıyor gençlik
otu çalınıyor yılan tarafından Şimdi bunu Hermes'te de Hermes mitinde de görebilirsiniz bu yılan olayını yılan zaten yeniden doğuşun ve gençliğin sembolüdür çok deri değiştirdiği için Hatta
o dönemde de bu deri değiştirme olayından dolayı yılanın böyle ikinci bir gençlik yaşadığını falan düşünüyorlarmış.
Gördüğünüz gibi bu Hermes hikayesinde de Hermes mitinde de bunu görüyorsunuz.
Yine bir kopi pestlik var.
Nesli kılkamış eve eli boş bir şekilde dönüyor.
Ne gençlik otu var elinde ne ölümsüzlüğün formülünü buymuş.
Böyle çıkıyor Uruk şehrinin tepesine şöyle bakıyor çünkü oranın kralı.
Şehri şöyle bir inceliyor ve diyor ki tamam ya ben bu yazgımı kabul etmek zorundayım ve destan bu şekilde bitiyor.
Şimdi bu destan böyle bitiyor ama çok sanat filmi gibi bitti değil mi?
Yani adam şehre bakıyor ve diyor ki okey ölümsüzlüğü kabul ediyorum falan diye.
Ama tekrar söylemişim bu destan 35 yüzyıl önce yazılmış bir destan yani felsefi bir metin.
Sanat filmi gibi bitti diyorum dalga geçiyorum ama aslında burada çok derin bir mevzu var.
Ölümlü olmayı kabul edebilmek buradan çıkarım yapmamız gereken şey.
Ve hikayenin sonunda kimse gelip Gılgamış'a şunu demiyor.
Kardeş ya üzülme bu dünyanın bir de ahireti var falan demiyor.
Hikaye orada bitiyor yani anlatabiliyor muyum?
Bitiyor. Ölüyorsun ve bitiyor yani.
Bir de şunu söylemeyi unutmayayım.
Tanrılar Enkidu'yu yarattığı zaman ve yeryüzüne indirdiği zaman Enkidu çırılçıplak ve maymun gibi kıllı.
Hatta dediğim gibi yerden yemek yiyor, çiğ çiğ yiyor, hayvanlara avlıyor.
Yani tam bir homo sapiens görüntüsü çizerken hani gılgamış diyor ya ben bunu medenileştirin ve yanına bir fahişe gönderiyor.
Bunun adı da Yosma bu fahişenin adı.
Bu fahişe onu medenileştiriyor, insanlaştırıyor yani.
Daha sonra Enkidu bu rüyayı gördükten sonra öleceğini anlıyor.
Bunu söylemeyi unutmayayım. Bu düşten sonra Enkidu tanrıya isyan ediyor.
Tanrılara isyan ediyor. Ölmek istemiyor.
Kabul edemiyor. Ve bir anda diyor ki ben bu Yosma'nın yüzünden bu fahişenin yüzünden bu hale geldim.
Lanetliyor onu yani. Eğer bu kadınla karşılaşmasaydım ben medeni olamazdım ve insana dönüşemezdim.
Ve bu sebepten dolayı da ölmeyecektim diyor.
Ben bu kadının yüzünden ölüyorum diyor.
Ve bu Yosma'ya lanetler okuyor.
ve daha sonra güneş tanrısı şams oldu sanırım adı güneş tanrısı bu laneti duyduktan sonra diyor ki hayır bak bu kadına lanet etme bu kadın seni bir insana verebilecek en güzel şeyleri verdi aşkı
verdi sana seni medenileştirdi diyor ki ölüm insanlara mahsus bir şeydir diyor ve daha sonra en kötü fikrini değiştiriyor Yosma'ya beddua ederken bir anda dua etmeye başlıyor.
Hikaye de bu şekilde bitiyor.
Şimdi bu hikayenin üzerine böyle çıkarımlar yapmanızı uzun uzun düşünmenizi isteyeceğim sizden.
Kılgamış Destanı deyip geçmeyin ve lütfen bu kitabı edinip okuyun.
Böyle çize çize okuyun. Düşüne düşüne okuyun derim ben.
Anlatacaklarım sonuna geldim.
Beni takip etmek isteyenler Instagram'da Ortamlarda Satılacak Bilgi'den böyle merhaba yazıp bana bir selam yollayabilirse çok sevinirim.
Şimdilik kendinize iyi bakın.
Bir sonraki podcast ile tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
