
BBC'nin sevilen belgesel serisi Planet Earth'ün üçüncüsü BBC Earth ekranlarında başlıyor.
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi * *Bu bölüm "BBC" hakkında reklam içerir*
Transkript
BBC Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün size en sevdiğim belgesel serilerinden birinden bahsedeceğim.
Bu belgesellerden almış olduğum çarpıcı bilgiler var.
Böyle biliyorsunuz ben belgesel izlerim, notlar alırım.
Onları sizlerle paylaşacağım.
O takipçiler iyi bilir.
Şu hayatta en çok keyif aldığım şeylerin başında iyi belgeseller izlemek geliyor.
Kitap okumak kadar gerçekten haz aldığım en der şeylerden biri.
Film izlemek mi, belgesel mi derseniz belgeseli seçerim.
Tabii ki iyi çekilmiş belgesellerden bahsediyorum.
Hatta birkaç gün önce daha Instagram'da story atmıştım.
Böyle deniz altından harika görüntüler paylaşmıştım.
Büyülendim izlerken.
Tabii ki yine David Attenborough izliyordum.
Belgesel deyince ilk aklıma gelen isimlerden biri.
Yaklaşık 60 senedir gezegenimizin üzerindeki en kapsamlı araştırmaları yapanlar.
biri. Bana sorsalar Merve hani birinin deneyimlerini yaşama fırsatın olacak.
Muhtemelen onu seçerdim.
Zaten dünyanın en çok sevilen doğa bilimcisi ve doğa tarihi yayıncısı.
Onu bilmeyen yoktur zaten.
60 yıldır dünyadaki hayvanları ve bitkileri milyonlarca insanın oturma odasına konuk olarak getiren isim ve dünyadaki yaşamın neredeyse her yönünü araştırmış bir isim.
Hani bana deseler ki Merve bugün birinin deneyimlerini böyle tatma fırsatın olacak.
Hani onun Gözünden dünyayı göreceksin.
Muhtemelen seçtiğim kişilerden biri o olurdu.
Kendisine Sir ünvanı verilmiştir.
Şövalye ünvanı başarılarından dolayı.
Ve onun en sevdiğim özelliklerinden biri çevre sorunlarına böyle iklim krizine karşı umutsuz olmaması.
Yani belgesellerini izlerken umutla doluyorsunuz.
Ve David diyor ki keşke dünya iki katı daha büyük olsaydı ve yarısı hala keşfedilmemiş olsaydı.
Ve belgesel deyince tabii ki çoğun...
uzun aklına ne geliyor? BBC.
Bugün size David Attenborough'un en iddialı belgesel serilerinden Planet Earth'ten bahsedeceğim 1 ve 2'den.
Bu belgesel BBC One'da yaklaşık 20 yıl önce yayınlandı dile kolay.
En yakın tarihli olanın üzerinden 6 sene geçti.
İlk 2 seriyi izleyenlere müjde.
Çünkü 3. seri geldi ve Türkiye'de BBC Earth kanalında yayına girecek.
8 bölümlük belgesel dizisinde dünyanın en şaşırtıcı türlerinden bazılarını göreceksiniz ve bunları takip ederek yine harika bir yolculuğa çıkacaksınız.
Planet Earth 3'ün çekimleri yaklaşık 5 yıl sürmüş ve yine tabii ki en üst düzey film yapım teknolojisiyle çekilen eşsiz görüntüler var.
Ve bu seride gezegenimizin ekosisteminin nasıl değiştiğine şahit olacaksınız.
Bu 8 bölümde neler var?
Kıyılar, okyanus, çöller ve otlaklar, tatlı su, ormanlar.
Aşırılıklar, insan ve kahramanlar toplam çekim günü sayısı 1904 gün sürmüş ve 6 kıtada 43 ülkeye gidilmiş çekim yapabilmek için prodüksiyondaysa
27 ülkeden ekip görev almış.
Bu arada birinci seriyi izleyenler için bir bilgi.
Oradaki çekimler sıcak hava balonuna kamera monte edilerek çekilmiş.
Yani bunu öğrenince çok şaşırmıştım.
O kadar eşsiz güzel görüntüler vardı ki drone ile çekilmiş gibiydi aynı.
Ya bu belgeselde korkunç bir emek var arkadaşlar.
Mesela Planet Earth 3'ün çekimleri esnasında sıcaklıkların eksi 30'a kadar düştüğü Avrasya bozkırında çekim ekibi haftalar geçirmiş.
Sonra bir flamingo kolonisi hakkında çarpıcı bir hikaye için Meksika Yucatan Yarımadası'na gidiyorlar.
Oradaki o yakıcı sıcakta yaklaşık bir ay geçiriyorlar.
Ve dünyanın en büyük doğal mağarası Hangsong Dong'a ulaşmak için 500 kilogramlık ekipmanlarla Vietnam ormanlarında 2 gün boyunca yürümüşler.
Ve ekip 18 gün boyunca yer altında mağarada yaşıyor.
Ve dünyanın bilinen en büyük ahtapot topluluğunun ilk yayın görüntülerini ortaya çıkartmak için derin deniz dalgıcı deniz yüzeyinin 2 mil altında çekim yapmış.
Yani şu emeklere bakar mısınız?
Zaten izlerken görüyorsunuz.
Ve sıkı tutunun benim için en önemli olaylardan biri Planet Earth 3'ün film müziklerini.
Kim yaptı? Hans Zimmer ve onun ekibi tarafından bestelendi.
Planet Earth'ın yepyeni 8 bölümü 12 Kasım itibariyle BBC Earth kanalında saat 20.00'da yayında olacak.
Sakın kaçırmayın arkadaşlar.
Yani hayatınızda izlediğiniz en en en iyi belgesel serisi olacağına eminim.
Çünkü olağanüstü görseller, muazzam bilgilerle dolu.
Belgesel bitince Planet Earth 3'ün o son bölümündeki kahramanları çok daha iyi anlayacaksınız.
Hadi o zaman Amy ödüllü dev belgesel külliyatından neler öğrenmişim, nasıl notlar almışım başlayalım.
Çekimleri yıllarca sürmüş bu serinin.
İşte nehir yatakları, uçsuz bucaksız göller, derin denizler, buz dünyası, ihtişamlı dağlar, nefes kesen manzaralar ve ender görülen yaşam formları.
Bu belgesellerde en sevdiğim şeyler bu ender görünen türler var ya onlarla karşılaşmak.
Issız çöller, ormanlar ve daha pek çok doğa harikası bu belgesel serilerinde sizlerle buluşuyor.
Mutlaka ama mutlaka izleyin.
Benim izlediklerimden en çok ilgimi çekenleri paylaşacağım.
Öncelikle katil balinalarla başlayalım.
Ya bende talasofobi var biliyorsunuz açık denizlerden korkuyorum ama izlemeyi de bir o kadar seviyorum.
Açık denizler bölümünde Yunuslar böyle yalancı katil balinalar tarafından avlanmaya çalışılıyordu ve sürü halinde okyanusta kaçmaya çalışıyorlar.
Hiç öyle bir görüntü görmedim hiçbir belgeselde ve Yunuslar ani ataklarda daha hızlıymış.
Böyle dümdüz ilerlerken etraflarını bir anda katil balinalar çeviriyor korku filmi.
Sonra Yunuslar dümdüz giderken...
Ani bir atakla tak diye böyle bir anda ters yöne yüzmeye başlıyorlar yine sürü halinde.
Hani olimpik yüzücüler böyle havuzda sonuna kadar gidip elini duvara vurur oradan geri döner ya aynı o şekilde muazzam bir görüntü.
Ve bu olaylar okyanusun en uzak yerlerinde cereyan ediyor.
O yüzden belki de çoğu belgeselde karşımıza çıkmıyor.
Tam anlamıyla açık denizlerde böyle çoğumuzun gitmeye bile cesaret edemeyeceği yerler.
Ve okyanuslarla olan ilişkimizi en iyi mavi balina simgeliyormuş.
Yani 200 ton ağırlığında ve 30 metre boylarıyla mavi balinalar şimdiye kadar var olmuş en büyük hayvanlar arkadaşlar.
Çok büyüleyici geliyor bana mavi balinalar.
Yaşamlarının çok büyük bir kısmı hala gizemini koruyor biliyorsunuz.
Ve mavi balinalar tüm okyanusları tropiklerden kutuplara kadar dolaşıyorlarmış.
Ve son zamanlarda kıyaya yaklaşmış oldukları birkaç özel...
yer keşfedilmiş. Bunlardan biri de Meksika'nın Pasifik kıyısındaki California körfezi.
Asla gitmeyeceğim yerler listesine eklendi.
Korkuyorum. Burası mavi balinalar için bir sığınakmış arkadaşlar.
Oldukça büyüleyici bir canlı.
Ve belgeselde şey vardı böyle bir aylık yavrusu var.
Mavi balinanın o da 8 metre bu arada 6 ton.
Yavrusu bile 8 metre düşünün.
Bunlar yani bir anne balina ve bebek mavi balina.
Şu ana dek çekilmiş en yakın görüntüleri var bu belgeselde.
Mavi balinalarda şöyle bir olay varmış bir dişi sadece 2-3 yılda bir doğurabildiği için çok kıymetli yavruları ve bir zamanlar 300 binden fazla mavi balina varmış arkadaşlar ama
avlanmadan dolayı sadece birkaç bin tane kalmış ve artık koruma altındalar biliyorsunuz.
Ki bu belgeseller çok önceden çekildi.
Şu anda umarım sayıları daha da azalmamıştır.
Işıldakgiller diye bir şey duydum arkadaşlar bu belgeselde.
Gezegende en çok bulunan balık türüymüş.
Bunu bilmiyordum. Parmağımızdan bile küçükler ve zamanlarının çoğunu böyle derinlerde saklanarak geçiriyorlar.
O yüzden bu ışıldakgiller bu kadar fazla sayıda olmalarına rağmen onları asla ağlayamıyorlar.
Ve Yunuslar böyle bir çeşit sonar olan ekolokasyon kullanarak Bunları buluyor arkadaşlar ışıldakgilleri.
Yüzeye çekiyorlar ve avlıyorlar.
Yunusların üretmiş olduğu atıklarsa derinde bulunan besinleri yüzeye doğru taşıdığı için hayati bir rol oynuyormuş.
Bunu da bilmiyordum yeni öğrendim.
Ve bu deniz gübresi yani Yunusların bırakmış olduğu deniz gübresi açık denizlerdeki yaşamın temelini oluşturuyormuş.
Bir de fitoplankton diye bir şey var.
Bunu belki duymuşsunuzdur.
Akıntıyla ilerleyen mikroskobik bitkiler.
Harika bir görüntüsü var yakından çekilmiş.
Ve bunlar deniz suyundaki besin maddelerini güneşten gelen enerjiyle birleştiriyor ve buradaki bütün besin zincirinin Kaynağını oluşturuyor fitoplankton dediğimiz şey.
Çünkü en küçük balıktan en büyük balığa kadar balinaya kadar bütün canlıların yemek bulması bu küçücük bitkilere bağlı fitoplanktonlara.
Ve bunun karşılığında fitoplankton da bu canlıların ürettiği besinlerden faydalanıyor.
Böyle bir denge var aralarında.
Ama en önemlisi fitoplankton bizim o soluduğumuz oksijen var ya onun yarısını üretiyor ya.
Soluduğumuz oksijenin yarısını denizde...
Bir de ki fita planktonlar üretiyormuş.
Bunu biliyor muydunuz? Yani nerede yaşıyorsanız yaşayın.
Aldığınız her nefes için bu küçücük bitkilere teşekkür borçluyuz.
Buradan teşekkür edelim. Yani ideal koşullarda o kadar çok çoğalıyorlarmış ki okyanusu oluşturan su bir anda yeşile dönebiliyor.
Ve fita planktonlar bulutların oluşmasında da hayati bir rol oynuyorlar.
Okyanustan buharlaşan nem planktonun yanattığı o küçük parçacıkların etrafında yoğunlaşıyor.
Damlacıklar birleşerek devasa bulutları oluşturuyorlar.
Harika bir şey gerçekten.
Ve atmosferde 20 kilometre yüksekliğe kadar erişebiliyorlar.
Ve güneş enerjisini uzaya geri yansıtan bu okyanus bulutları dünyayı yükselen sıcaklıklardan korumaya yardımcı oluyor.
Ve dünyanın ortalama sıcaklığının artmasını engelliyor.
Ya denizdeki küçücük bir şeyden bahsediyorum.
Fita planktonun yaptığına bakar mısınız?
Tekrar ediyorum. Güneş enerjisini uzaya geri yansıtıyor.
okyanus bulutları ve dünyayı o yükselen sıcaklıklardan korumaya yardımcı oluyorlar.
Dünyanın ortalama sıcaklığının artmasını engelliyorlar.
Ve okyanuslar yalnızca soluduğumuz oksijenin yarısını üretmekte kalmıyor.
Aynı zamanda havayı ve iklimi de yönlendirerek tatlı suları tüm dünyaya taşıyorlar arkadaşlar.
O kadar önemli ve simbiyotik bir ilişki var aralarında.
Açık denizler gezegenimizin yaşam destek sistemi gibi düşünebilirsiniz.
Bu kadar etkili olmaların nedeni bu açık denizlerin çok çok büyük olmaları.
Dünyanın 3'te 2'sini kaplıyorlar biliyorsunuz okyanuslar.
ve aynı zamanda son derece derinler.
Buralara sadece ezici basınca dayanıklı denizaltılarla yolculuk edilebiliyor.
Okyanusların ortalama derinliğe yaklaşık 4 kilometreymiş ve en derin nokta 10 kilometrenin üstünde.
Ve bu derinlikler yaşamı elverişli alanın %95'ini oluşturuyor.
Buraya kadar okeysek şimdi en derinlere gidiyoruz.
Burası çok yabancı bir dünya.
Çok garip, çok gizemli varlıklara ev sahipliği yapıyor okyanusun derinlikleri.
Dünyanın en tuhaf yaratıkları bence burada.
Ve yıllar boyunca hiç kimse varlıklarından bile haberdar olamadı.
Niye? Çünkü çok derinlerdeler.
Nasıl haberdar oldular?
Ara ara... Bunların kıyıya vurmaları dolayısıyla haberdar olundu.
Ve onları neredeyse hiçbir şekilde canlı göremedi insanlar uzun uzun yıllar.
Ama bu belgeselde görüyorsunuz.
Mesela kürek balığı var.
Ben bunları instagramda paylaştım.
Hatırlarsanız bunlar ne dedim yani.
Kürek balığı 10 metre uzunluğunda ve dikey olarak yüzüyor.
Hani normalde yataydır ya balıkların gidişi.
Dikey olarak yüzen bir balık ilk kez gördüm.
Ve sırt yüzgeçleriyle ritmik dalgalar kullanarak.
Deniz yüzeyi ile derinlikler arasında kolayca gidip gelebiliyor.
Okyanusta yani 200 metrenin altında bitkilerin büyümesini sağlayacak kadar ışık yok biliyorsunuz.
Güneş ışığı ulaşmıyor. O yüzden derin deniz canlıları bu yüzeyden inen besinlerle besleniyorlar ve bu yüzeyden inen besinlere de deniz karı adı veriliyor.
Yine çok enteresan hayatımda ilk kez gördüğüm bir derin deniz kabuklusu Sistisoma bu belgeselde karşıma çıktı.
Böyle bir cam kadar saygı.
Aydan, şeffaf, resmen dışı görünüyor.
Yani içi dışı bir, içi dışı bir.
Ve zaten karanlıkta yaşıyor.
Bin metrenin altına dediğim gibi asla ışık sızmıyor.
O yüzden burada yaşayan canlılar kendi ışıklarını kendileri yaratmaya çalışıyor.
Buna da bioliminesans deniliyor.
Ya bu o kadar büyüleyici bir görsel ki.
Düşünsenize karanlıkta.
Yanan bir fener var denizin altında ve bunlar işte balık oluyor vesaire.
Mesela ejder balığı parlayan bir tuzağı var.
Ejder balığının kurbanlarını bu şekilde kendine çekiyor.
Yani onun ışığına aldanıp geliyorlar.
Ve yaklaşık 1000 metre aşağıda derin deniz düzlükleri bitkileri var.
Bunlar da dünya yüzeyinin yarısından fazlasını kaplıyor bu deniz bitkileri.
Ama biz onu o kadar bilmiyoruz ki hani ayın yüzeyi hakkında bile daha çok bilgiye sahibiz.
Burası çöl gibi arkadaşlar.
Deniz çölü diyebiliriz.
Bu derin denizin tabanında kayalıklar var.
Bunlar da çöldeki vahalar gibi düşünebilirsiniz.
Lofelia diye bir şey var.
Derin deniz mercan resifleri.
Bunu da ilk kez gördüm.
Mercanların böyle yalnızca güneşli, sıcak, sığ sularda bulunduğunuzdan nedenler şaşıracaktır.
Derin deniz resiflerinde de var bir su altı ormanı.
Bu arada en hoyrat olan okyanus Güney Okyanusuymuş.
Burası aynı zamanda Albayrak.
Patrosların da evi. Böyle dev dalgalar.
Tam talasofobisi olanlar için.
Tetikleyici unsurlar.
Ve albatroslar açık denizlerde böyle yapayalnız bir hayat sürüyorlar.
Günde yüzlerce kilometre yol kat edebiliyorlar ve yiyecek ararken haftalarca uçabiliyorlar.
Bir de dev fırtına kuşları var.
Bunlar Antarktika bölgesinin baş leşçilleriymiş.
Ve deniz akbabası da deniliyor bu dev fırtına kuşlarına.
Albatroslar leş kokusunu 20 kilometre öteden bile alabiliyormuş arkadaşlar.
Bir de mavi yüzgeçli orkinosları gördüm.
Bu belgeselde yiyecek ararken bütün okyanusu böyle baştan başa geziyorlar.
Gerçekten dev gibiler.
3 metre 500 kiloya kadar ulaşabiliyor.
Ve mavi yüzgeçli orkinoslar sürü halinde geziyorlar.
Oldukça hızlılar ve sürü halinde de avlanıyorlar.
Böyle yavaşça gidiyorlar.
Hamsi sürüsünün etrafını sarıyorlar.
Onları çaktırmadan bir ablukaya alıp saldırıyorlar.
Hani bizim Turan taktiği var ya onun gibi.
Bu mavi orkinoslar denizdeki en değerli balıklarmış.
Şöyle söyleyeyim tek bir mavi yüzgeçte orkinosun Japonya'daki değeri 1.9 milyon lira ki bu geçen senenin haberi.
Açık arttırma da satışa çıkarılmış.
2019 yılında yine bir açık arttırma oluyor mavi yüzgeçte Orkinos için.
Bedelini söylüyorum yaklaşık 38 milyon liraya rekor fiyata alıcı bulmuş.
Sadece köpek balığı yüzgeçi çorbası yapabilmek için her yıl 1 milyon köpek balığı öldürülüyormuş arkadaşlar.
Ve okyanuslardaki büyük yırtıcıların %90'ı yok olmuş insanların yüzünden.
Yani besin zincirinin tepesinde yaralan bu canlılar olmadı.
Zaten deniz canlılarının tamamının sayısı azalıyor ve yaşanan bu değişim bütün ekosistemi etkiliyor bizi de dahil.
Balıkların sayısı azalırken kalamarların sayısında bir artış oldu.
Neden? Çünkü sayemizde onların rakipleri kalmadı.
Yani kalamarları avlayan türler çok azaldı.
O yüzden meydan kalamardara kaldı ve bu okyanuslardaki dengenin bozulduğunu gösteren bir işaret.
Tıpkı deniz anaları gibi oraya da geleceğim az sonra.
Kambur balinalar her okyanusta yaşıyorlar biliyorsunuz.
Beslenme alanları, kutup bölgeleri, üreme alanları ise tropik bölgelere kadar açık denizler buralarda seyahat ediyorlar.
Bir zamanlar okyanuslarda 100 binden fazla kambur balina varmış ama geçtiğimiz yüzyılda soyları tükenme derecesine gelene kadar avlandılar.
Moby Dick kitabını hatırlayın.
1986'da ticari olarak balina avlanması yasaklandı ve daha yeni yeni sayıları arttı.
Atalarının Güney Afrika'daki beslenme bölgelerine dönüyorlar.
Bir asırdır dünyanın en büyük balina topluluğunu da bu bölümde göreceksiniz.
Açık Denizler bölümü. Balinalar fitoplanktonun büyümesini sağlayan, yüzey sularını zenginleştiren besin maddelerinin geri dönüşümünü yapıyorlar.
Ve böylece fitoplanktonun büyümesi için uygun ortam oluşmuş oluyor.
Gelelim tatlı sulara.
Tatlı su, yeryüzünde yaşayan her canlının, her bitkinin, her hayvanın gereksinimi olan bir şey.
Ama tatlı suyun yalnızca %1'ine ulaşabiliyoruz.
Tatlı sular bölümünde aslında benim gördüğüm tam bir kelebek etkisi oldu.
Dünyanın bir ucunda olan şey diğer ucunda yaşayanları nasıl etkiliyor bunu görebiliyorsunuz.
Mesela Orta Avustralya çölü dünyanın en sıcak ve en kurak yerlerinden neredeyse hiçbir canlı burada uzun süre hayatta kalamıyor.
Fakat 10 yılda bir bu çöl çok büyük bir değişim yaşıyor arkadaşlar.
Sebebi... 2000 km kuzeyde yaşanan zincirleme bir reaksiyon.
Her yıl musona neden olan nem yüklü dev bulutlar yükünü bıraktığı anda burada bir değişim başlıyor.
Yıllardır kupkuru olan nehir yatakları...
Bir anda doluyor bu musonlar dolayısıyla.
Ve birleşen sel suları kıtanın iç kesimlerinde alçak noktalarda buluşuyor.
Oraya doğru akıyorlar. Ve çölü sel altında bırakıyorlar.
Ve burada Avustralya'nın en büyük gölü.
Katitanda Eire gölünü oluşturuyorlar.
Ve çölün ortasında bir mucize gibi burası.
Balıklar bu geniş su yollarından yüze yüze buraya ulaşıyorlar.
Pelikanlar geliyor Avustralya'nın binlerce kilometre uzağından.
Kıyılardan buraya geliyorlar.
Nasıl geldiklerini de kimse bilmiyor.
Hani hangi yönü izleyerek geliyorlar, bu bilgiye nasıl ulaştılar bunlar bilinmiyor.
Onlara en yakın sahil 500 kilometre uzaklıkta pelikanları oradan buraya geliyorlar.
Ve burada hızlıca üreyip tekrar yola çıkıyorlar yavrularıyla beraber.
Bu arada gezegendeki tatlı suyun 3'te 2'sini kullanamıyoruz.
Çünkü kutup bölgelerinde 3'te 2'si donmuş bir şekilde.
Ve her yaz bunların bir kısmı eriyor ve buzulların merkezine doğru yol alıyor.
Kendilerine orada bir yol yapıyorlar.
Ve büyüleyici buzul mağaraları oluşuyor böylelikle.
Buralar çok tehlikeliymiş arkadaşlar.
Çünkü buzullar sürekli hareket halinde.
İlkbaharda, yazda o büyük büyük karlar eriyor.
Ve dik dağ yamaçlarından aşağıya doğru iniyorlar.
Ve beraberinde oksijen taşıyorlar tabii ki.
Somonlar buralara yumurtalarını bırakıyorlar.
Pasifik somonları. İşte Alaska boz ayıları geliyor somonları yemek için.
Bekliyorlar baya böyle bir.
Çünkü bu somonlar olmazsa.
kış uykusuna yattıkları zaman o enerjiyi temin edemiyorlarmış.
Yani yağ depolamaları için bu somon balıklarını yemek zorunda ayılar.
Bir de suyun böyle sert kayalardan aktığı yerlerde az besin olduğu için burada çok az su bitkisi yetişiyormuş.
Ama Güney Amerika'da makarenya adı verilen bir bitki var.
Suyun içinde büyümeyi başarıyor.
Her yıl birkaç aylığına da olsa makarenyalar çiçek açabiliyor.
Su seviyesi azalıyor.
Güneş ışığı dibe ulaşıyor.
Onlar da çiçek açıyorlar.
Rengi o kadar güzel ki böyle fuşya rengi gibi.
Ve Kolombiya'nın o meşhur gökkuşağı nehri var ya bu yüzden böyleymiş.
Ama bazen su güneş ışığının ulaşamayacağı derinliklere doğru çekiliyor ve buralarda hiçbir bitki yetişmiyor.
Gezegenimizdeki tatlı suların %30'u yüzeyin derinliklerinde bulunuyor.
Ya böyle gözenekli kayalar arasında ya da yer altı göllerinde nehirlerinde birikiyor toprak yüzeyinin altında.
Ve yağmurun taşıdığı asitlerle kalker yani kireç taşları zamanla çözülüyor ve denizin altında mağaralar oluşuyor.
Florida'nın altında da bu tarz su altı mağaraları var meşhur.
Bir de Florida'ya özgü bir canlı manati deniz ineği.
Çok tatlı buluyorum ben onları.
Burada çok fazla. Çoğu böyle yazlarını denizde geçiriyor.
Kış yaklaşınca da daha sıcak olan bu taraflara geliyorlar.
Yani burası manatilerin kışlık evi gibi arkadaşlar.
Bir de nehirler sığ olduğu için çok çabuk ısınıyor ve ilkbaharda böyle daha da artıyor sıcaklık.
O yüzden canlı sayısında da tabii ki bir artış oluyor.
Mesela Macaristan'ın Tisa nehrinde dev mayıs sinekleri ortaya çıkmaya başlıyor.
Bunlar 3 yıl boyunca larva olarak suyun altında yaşıyorlar mayıs sinekleri ve yüzeye çıktıktan yaklaşık bir gün sonra ölüyorlar arkadaşlar.
Su üstüne çıkıyorlar 3 saat içerisinde dans ederek çiftleşiyorlar ve bu onların son dansı.
Daha sonra dediğim gibi bir gün içerisinde ölüyorlar.
İzlerken böyle Mayıs sineklerine bayağı üzüldüğümü hatırlıyorum.
Iguazu, Brezilya ile Arjantin arasındaki bir bölge arkadaşlar.
Burada Iguazu şelaleleri var.
Dünyanın en büyük şelaleleri.
Ve saniyelerde binlerce ton tatlı su çağlayarak aşağı dökülüyor.
Ve buradaki suyun çok büyük bir kısmı bin kilometre uzaktan geliyor.
Amazon yağmur ormanlarından geliyor.
Çünkü su buharlaşıyor ve ormanın üstünde yükseliyor.
Bu arada tek bir ağaç günde...
1000 litre su verebiliyormuş, nem verebiliyormuş ve bu nem gökyüzüne yükseliyor, yoğunlaşıyor, buluta dönüşüyor ve ormandan her gün 20 milyon ton su çıkıyormuş ve göğe yükseliyormuş.
Bu miktar Amazon nehrinde akan sudan bile daha fazla arkadaşlar ve yağmur ormanlarının önemini bence şu an daha iyi anladık.
Afrika'da Tanganyika çölü dünyanın tüm erişilebilir tatlı sularının beşte birini barındırıyor arkadaşlar.
Çöl beşte birini barındırıyor tatlı suların.
Ama bu kadar büyük olmasına rağmen çok çok az yaşam barındırıyor.
Yaklaşık bir buçuk kilometre derinliğe sahipsi.
Ama bu dibindeki su hareketle olmadığı için hiç oksijen yok ve yüzeyde böyle biraz var.
Ve burada 250 tür ciklet balığı evrim geçirmiş ve bunların pek çoğuna başka yerde rastlayamıyoruz.
Bu belgeselde var. Hatta bir erkek ciklet balığı ne kadar çok deniz kabuğu toplarsa o kadar çok dişinin dikkatini çekebiliyor.
Ve en büyük deniz kabuğu yığını kiminse?
O daha çekici oluyor. Ya bu kısmı izlerken hem çok üzülmüştüm hem de çok gülmüştüm.
Ciklet balığı böyle deniz kabuğunu yığıyor yığıyor topluyor.
Arkasında başka bir ciklet balığı var.
O arkasında döndüğü anda oradan hemen deniz kabuklarını böyle hırsızlık yaparak kendi tarafına taşıyor.
Öbürküsü de hiç görmüyor.
Hiç çaba harcamadan onun deniz kabuklarını alıp kendi tarafına götürüyor.
Yazık ya. Şimdi Güneydoğu Asya'ya gidiyoruz.
Mekong nehrine. Burası 4000 kilometre uzunluğunda.
Dünyadaki en geniş şelaleler burada arkadaşlar.
Ve milyonlarca insanın yaşam kaynağıdır bu nehir.
Geçimlerini buradan sağlıyorlar Mekong nehrinden.
Bir de dediğim gibi oksijeni az buraların sığ sular.
O yüzden balık türlerinden biri bu sığ sularda o zorluklara karşı oksijen olmadığı için harika bir yöntem geliştirmiş.
Böyle şok içerisinde izledim.
Kavgacı siyah balığı.
Erkekleri su yüzeyinden havayı yutuyorlar, nefes alıyorlar ve üreme döneminde bu yeteneklerini kullanarak böyle baloncuk yapıyorlar.
Baloncuk, baloncuk, baloncuk.
Bunlardan bir yığın yaratıyorlar suyun üzerinde.
Sal gibi böyle. Günlerce bunu yapmak için aralıksız çalışıyorlar.
Sonra... Dişisi geliyor ve birbirlerine resmen sarılıyorlar siyam balıkları.
Sarılan balık görmemiştim gerçekten daha önce duygulandım.
Ve bu sarılmadan sonra dişi yumurtalarını bırakıyor ona güvendiği için.
Ve erkek siyam onları döllüyor.
Sonra ikisi birden yumurtalarını tek tek topluyorlar.
Ve o baloncukların içine o yumurtaları tek tek koyuyorlar.
Çok şaşırdım hiç böyle bir görüntü görmemiştim.
Ve bu durgun suların oksijen seviyesi düşük olduğu için yumurtalar o...
Oksijeni bu baloncuklardan sağlıyorlar doğdukları zaman.
Harika. Mekong Nehri dünyanın en büyük iç su balıkçılığının yapıldığı yermiş arkadaşlar ve dünya genelinde insanların tuttuğu tatlı su balığının 5'te 1'i bu tek havzadan
Mekong Nehri'nden elde ediliyor.
Düşünün o kadar büyük bir yer.
İnsanoğlu barajlar kurarak gezegendeki nehirlerin 3'te 2'sinden fazlasının doğal akışını değiştirdi.
Bu yüzden artık nehirler çoğu yerde akmıyor, çoğu yer kuraklaştı.
Mesela Doğu Afrika, Tanzanya.
Ruaha'da filler su arıyorlar ve her birinin günde yaklaşık 200 litre su içmesi gerekiyormuş.
Fillerin her biri ama tabii ki su yok bizim yüzümüzden baraj yaptığımız için.
Ve filler Baobab ağacının su içerdiğini çok iyi biliyor yüksek oranda.
Acil durumlarda o yüzden bu ağacın kabuğunu yiyorlarmış.
Baobab ağacını küçük prens masalından hatırladınız.
Bir de filler başka hayvanların su bulamayacağı yerde çok kolay bir şekilde su buluyorlar.
Nehir yatağının kumuna böyle delik açıyorlar.
Yani çukur açmak için hortumlarını kullanıyorlar.
Olağan dışı bir koku alma duyuları var ve bunun sayesinde kilometrelerce öteden su olan yerleri saptayabiliyorlar.
Ve suyun yüzeyine en yakın olduğu yerleri de koku alma duyuları sayesinde kolay bir şekilde buluyorlar.
Sırada sığ denizler var.
Açık denizleri anlattık tatlı sulardan bahsettim.
Sırada sığ denizler var.
Denizlerin sığ kısımları yani sahil kısımları gezegenin balıkçılık alanı olarak biliniyor.
Hem insanlara hem de doğal hayata bolca besin sağlıyor buralar.
Ve karaya yakın olan denizler yani sahil kısımları dünyadaki okyanusların onda birinden azını oluşturuyor.
Ama şaşırtıcı bir şekilde deniz canlılarının %90'ı bu sığ sularda yaşıyor.
Neden? Çünkü güneş ışığı buralarda daha çok deniz tabanına ulaşabiliyor o yüzden.
Ve sığ denizler iklim değişikliğiyle olan mücadelemizde hayati bir öneme sahip.
Çünkü mesela deniz çayırları...
Sığ sularda ve bu çayırlar aynı alana sahip yağmur ormanlarından 35 kat daha fazla karbondioksit emebiliyor.
Mesela mangrove ağaçları var.
Bunları da bu belgeselde görmüş oldum.
Bunlar sığ suları denizleri çevreliyorlar ve kıyıları kasırganın yıkıcı etkisinden koruyor.
Aynı zamanda da karbondioksit emiyorlarmış.
Yani denizin içinde böyle tatlı tatlı ağaçlar çok güzel mangrove ağaçları.
Mercan resifleri zaten benim hayran olduğum bir alan.
Yani tropikal denizlerin en büyüleyici diyarı mercan resifleri.
Bunlar deniz tabanının %1'inden azını kaplıyor arkadaşlar.
Ama buna rağmen tüm deniz canlılarının %1'ine ev sahipliği yapacak kadar önemli.
Mercanlar tüm deniz yaşamının bel bağladığı yiyeceği ve barınağı sağlayan yapıları oluşturuyor.
Köpek balıkları aşırı avlanma yüzünden dünya üzerindeki nüfuslarının %90'ından fazlasını kaybetti.
Ve yalnızca çok ücra resiflerde eskisine yakın sayılarda köpek balığı varmış.
Mesela Fransız Polinezyası mutlaka görmüşsünüzdür fotoğraflarını.
Pasifik okyanusunun ortasında bir havuz gibi görünen o eşsiz yer.
Ve köpek balıkları burada tamamen koruma altındalar.
Çok fazla sayıda köpek balığı var.
O yüzden benim için korkulu rüya orası.
Ama o kadar güzel görünüyor ki altında neler var.
Buradaki köpek balıkları karanlıkta gece avlanıyorlar.
Gri resif köpek balıkları deniliyor bunlara.
O kadar hassas duyuları var ki köpek balıkları zaten en ufak bir hareketi bile seziyorlar.
O yüzden çok korkarım onlardan.
Odlar biliyor. Bir de iklim değişikliği ile beraber maalesef denizlerimiz ısındı ve mercanların içinde yaşayan o mikroskobik bitkiler biliyorsunuz hem onlara o eşsiz renklerini verirler hem de
onlara gerekli besinin çoğunu sağlarlar.
Ama deniz sıcaklığı 1-2 derece yükselince mercanlar bu bitkilerini kaybediyor ve beyaza doğru dönüyorlar.
Denizlerin fazla ısınması resiflerin ağrımasına sebep oluyor.
O rengarenk görüntülerini kaybetmelerine sebep oluyor ve mercanlar maalesef açlıktan ölüyor.
Yani küresel ısınmaya neden olan karbondioksit denizleri daha asidik bir hale getiriyor ve yaşayan mercanlar bu şekilde ölüyorlar ve onlar olmazsa resiflerdeki canlılar da ölmeye
başlıyor. 2016'dan 2017'ye kadar büyük bariyer resifinin 1000 kilometreden fazlası rengini kaybetti, beyazlaştı ve 6 ay sonra da mercanların çoğunun öldüğünü
öğrendik ve tüm canlı toplulukları yok oldu o bölgedeki.
Bunu suyun üstünde yaşayan bizler yaptık küresel ısınmayla.
Zaten dünyadaki balık stoklarının üçte biri yok olmuş arkadaşlar.
Ve sahil kısımlarında sığ denizlerde bir zamanlar balıklarla kaplı olan suları artık deniz anaları kaplıyor.
Çünkü bu sığ denizlerde ciddi bir dengesizlik olduğunu gösteren bir işaret.
Sürdürülebilir balıkçılık olmazsa bu deniz anaları daha da artacak.
Hamsi dünya balıkçılığını ayakta tutan bir balık okyanustan toplanan balıkların onda birini hamsiler oluşturuyor.
Ama hamsilerin de sayısı azalmış gitgide dediğim gibi yerini deniz analarına bırakıyor.
Sümsük kuşları ve kara bataklar da hamsilerle besleniyor.
Eğer hamsilerin çoğalmasına izin verirsek bu eşittir 25 milyon deniz kuşuna besin sağlayabilmek demek.
Yine en çok ilgimi çeken hayvanlardan biri arı.
Bana o kadar gizemli geliyorlar ki doğanın eşsiz sanatçılarından biri bence onlar.
Temmuz ayında Avrupa'nın çiçekli çayırları daha fazla güneş aldıkça tabii daha çok çiçek açıyor.
Bu da ne demek? Bal arılarının iştahının kabarması demek.
Yazın çalışan az sayıda hayvandan biri arı arkadaşlar ve sadece yarım kilo bal yapabilmek için bir arı kolonisinin 90 bin kilometre uçması.
ve milyondan fazla çiçeği ziyaret etmesi gerekiyormuş.
Bakın yarım kilo bal için harcanan emeği görüyor musunuz?
Yani bunu öğrenince ben şimdi kahvaltıda nasıl bal yiyeceğim dedim.
Saygı duruşuna geçiyorum.
O şekilde yiyeceğim artık balı.
Ya işen küçücük boyunla neler yapıyorsun öyle?
Arı maya çizgi filmini boşuna sevmemişim değil mi?
Şimdi kovanlarda binlerce arı tek bir süper organizma olarak birlikte çalışıyorlar ve birlikten doğan kuvvetlerine hayranım o arıların büyük kraliçe her 30 saniyede bir yumurtluyor
ve Almanya'da domestik bir kovan vardı bu belgeselde 30 saniyede bir yeni bir arı dünyaya geliyor bu kovanda ve artık yer kalmıyor ve o kalabalığın bir şekilde gitmesi gerekiyor
bölünmesi gerekiyor artık sığamadıkları için ve yaptıkları şeye hayran kere hayran oldum Kovandan ayrılacak olan arılar kovanın giriş kısmında toplandılar ve yeterince arı
sayısına ulaştıktan sonra artık bir sürü haline gelmeye başlıyorlar ve yeni bir yuva bulmak için yola çıkıyorlar hep beraber.
Önce ayrıldıkları kovana yakın bir yerde toplanıyorlar.
Kraliçe arının etrafında toplanıyor binlerce arı ve açık alanda durdukları zaman tehlikelere karşı açık vaziyetteler.
O yüzden içlerinden bazıları yaşayacakları yeri bulmak için keşfe çıkıyor ve bunu yapan...
gruba keşif arıları deniliyor.
Yaşayacakları yer için bu arılar keşfe çıkıyor ve aradıkları yuva uygun boyutlarda korunaklı güneşe doğru bir açıda olan bir ağaç kovuğu.
Sonra keşifçi arılar bu buldukları yuvaya diğerlerini davet edebilmek için o az önceki kovana geri dönüyorlar.
En en şaşırdığım yer burası oldu.
Yeni bir yuva bulduklarını göstermek için dans ediyorlar.
Harikaya ve dans ederek onların ilgilerini çekiyorlar.
Sonra onları alıp buldukları yuvaya götürüyorlar ve diğer arılar burayı inceledikten sonra eğer burayı beğenirlerse bu haberi sürünün geri kalanına iletebilmek için geri dönüyorlar.
Bunu nasıl yapıyorlar?
Şöyle keşif arıları geri dönüp her bir arıya tek tek dokunuyor arkadaşlar.
Yarım saat içerisinde oturuyorlar.
30 bin arı gitmeye hazır hale geliyor ve kovuğa varan her arı diğer arıların o yuvayı bulabilmesi için feromon sağlıyor.
Yani kimyasal bir mesaj veriyor.
Hani biz buradayız sen de buraya gel anlamında.
Ya nasıl bir şey bu gerçekten mucize arılar.
Bir bölümün daha sonuna geldik.
BBC Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Planet Earth'ın 3.
serisini izlemek isteyenler.
Unutmayın 12 Kasım Pazar günü saat 20'de BBC Earth kanalında olacak bu muhteşem belgesel.
Sakın kaçırmayın. Ve tabii ki eğer izlemediyseniz Planet Earth'ün birinci serisini ve ikinci serisini tek tek mutlaka ama mutlaka izleyin derim.
Hayatınıza eşsiz anlar katacağınıza eminim.
Bu hafta sonu tekrar görüşeceğiz.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
