
Samsung Galaxy Z Fold4 Hakkında detaylı bilgi almak için: https://shop.samsung.com/tr/galaxy-z-fold4/
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm "Samsung Galaxy" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy Z Fold 4'ün sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugün beni şu an dinlemenize vesile olan akıllı telefonların temelini atan, ikinci dünya savaşının seyrini değiştirip milyonlarca insanın hayatını kurtaran dünyanın...
En büyük bilim insanlarından biri olan Alan Turing'i konuşacağız.
Şimdi Frankenstein hikayesini hepiniz biliyorsunuz.
O romanı zaten daha önceden anlatmıştım.
19 yaşında bir genç kız yazdı.
Mary Shelley yazdı ve Frankenstein'dan sonra insanların aklına tabii ki şu soru geldi.
Makineler düşünebilir mi ya da işte insan eliyle yaratılmış bir şey bu hale gelebilir mi gibi bir soru geldi insanların aklına.
İşte bu soruyu kafaya takanlardan biri de dünyanın ilk bilgisayar programcısı Ada Lawless'ti.
Gurur duyduğum kadınlardan biridir.
Ada Lawless düşünemeyeceklerine inanıyordu.
Evet böyle kendisine verilen talimatlarla bir takım işlemler yapabilir ama kendine ait fikirleri ve niyetleri olamaz diye düşünüyordu.
Fakat ondan bir yüz yıl sonra bilgisayarların öncüsü Alan Turing bu düşüncelere bambaşka bir yön verdi.
O yapay zekanın temellerini atan bir deha ve makinelerin ileride insana benzer bir şekilde düşünebileceğini ve hatta insanı bile geçebileceğini öngörmüştür.
Hadi o zaman bu dünyayı değiştiren bilim insanının çocukluğuna inelim.
Neler yaşamış, dünyası nasıl şekillenmiş bir bakalım.
Şimdi Turing'in babası Hindistan'da kamu hizmetindeyken 23 Haziran 1912'de doğuyor Alan Turing ve İngiltere'de doğuyor.
Bir yaşına geldiği zaman annesi de Hindistan'a gidiyor babasının yanına.
Onu ve erkek kardeşini emekli bir albaya ve karısına bırakıp gidiyorlar.
Koruyucu aileye veriyorlar ve bu olaydan dolayı Abisi John ileride demiştir ki çocuk psikoloğu değilim ama kucaktaki bir bebeğin köklerinden koparılıp yabancı bir çevreye bırakılmasının kötü bir şey olduğuna ikna oldum
demiş. Ki yıllar sonra Alan Turing ilişkilerde aradığını bulamamasının sebebini yapayalnız geçirdiği o çocukluğuna bağlar.
Çünkü çok etkilenmiştir bundan.
9 yaşına kadar annesiz babasız büyümüştür.
Ve henüz 5 yaşındayken 3 hafta içinde okumayı öğrenmiştir.
Annesi de 9 yaşında ülkeye geri dönüyor.
Birkaç sene geçiriyor çocuklarıyla ama biraz geç olmuş.
Çünkü Turing inanılmaz içine kapanık bir çocuğa dönüşmüş maalesef.
Utangaç bir çocuk ama çelişkili de bir karakteri var.
Yani hem utangaç ve çekingen hem de oldukça nükteden.
Yani kendine güveni tam, oldukça hazır cevap, mantık insanı.
Ama sezgilerine de aşırı derecede güvenen birisi.
Zaten John Locke ve David Hume'un halefi gibidir.
Gizemli bir yetenek. Mesela çok büyük bir takıntısı var.
Disney'in filmi Pamuk Prenses ve Yedi Cüceleri biliyorsunuz.
Şaşırdınız. Alan Turing'in onlara hasta olması.
Bu hayata nasıl veda ettiğini duyunca bence daha çok şaşıracaksınız.
Evet Pamuk Prenses'te bir olayı var, takıntısı var.
Ona bakan koruyucu ailenin en büyük şikayeti Alan Turing ile ilgili.
Onun kitaba olan aşırı düşkünlüğü.
Şaşırdınız mı? Hayır.
Ama el yazısı çok kötü.
Latince ve İngilizce derslerinde berbat.
Yani dili çok öğrenemiyor fakat matematikte çok ileri.
Kafayı matematiğe takmış anlayacağınız.
Hep böyle rakamlara ilgi duymuş küçüklüğünden itibaren.
Burada hemen bir parantez açıp şunu söylemek istiyorum.
Türkiye'de çoğu aile çocuğunun bir dersi kötü diyelim işte İngilizcesi kötü, matematiği aşırı derecede iyiyse o matematiği bir anda silip İngilizceyi çok çok iyi bir seviyeye taşımak için uğraşıyor.
Ama maalesef bu hatalı bir ebeveyn davranışıymış.
Yani şöyle tabii ki de kötü olan dersinin üzerine gideceğiz.
Orada bir sıkıntı yok zaten ama bu esnada çok parlak olduğu yeri de söndürmesine izin vermeyin.
Çünkü çocuk orada özgüven sahibi.
Kendini o alanda çok güzel ifade edebiliyor.
O yüzden lütfen onun üstüne eğilim gösterin diyorlar.
Hani diğerleri de bırakın ya bir tık eksik kalsın diyorlar.
İşte Alan Turing'in olayı da böyle.
Daha küçüklükten zaten inanılmaz bir ilgisi var matematiğe karşı.
Rakamlarla sürekli haşır neşir belli yani.
Zaten çocukluktan bence belli ediyoruz ne olacağımızı.
Daha önce Nikola Tesla podcast'ı yapmıştım, hatırlayın onun çocukluğunu, Marilyn Monroe'nun çocukluğunu ya da geçen hafta Gaudi'nin çocukluğunu anlattım, dünyanın en ünlü mimarlarından birisi, Deha.
Çocukluğu nasıldı? Hep böyle bir aslında gösteriyoruz kendimizin ne olacağını, Alan Turing de aynı şekilde.
Bir de çocukken oynadığımız oyunlar da bence böyle biraz kişiliğimizi yansıtıyor diye düşünüyorum.
Alan Turing de çocukken diyelim ki bir oyun kurdu ama hani bazen şey yaparız ya işte çocuk kazansın diye kuralları ihlal ederiz çaktırmadan.
Ay sen kazandın canım ya falan yalandan yani.
Turing işte buna deliriyormuş zaten anlıyormuş da.
Diyor ki yani algoritmaya bağlı kalacaksın.
Kendini zorlayacaksın. Oyunun kurallarına uyacaksın.
Çıldırıyormuş bildiğiniz. Çocukken belli zaten adamın gelecekte ne olacağı.
Çocukken hesaplama bile yapmadan matematik problemlerini çözebiliyor.
Kalem oynatmadan düşünün.
Ve öğretmenler inanmıyorlar.
Diyorlar ki sen kitaptan kopya çekiyorsun.
Halbuki öyle bir şey yok.
Ve çoğu derste hocadan daha çok şey biliyor matematik konusunda.
Zaten trigonometri falan uçmuş yani o durumda.
Devlet lisesine gönderiliyor hazırlık için ama maalesef oyun gösteremiyor.
Çünkü müfredattan çok çok ileride ne yapsın canı sıkılıyor ve okulda beden eğitimi dersini hiç sevmiyormuş ama sonradan...
Olimpiyatlara bile katılmıştır ve dünya olimpiyat şampiyonunun derecesini böyle birkaç dakikayla falan kaçırmış diyebiliyorum.
O derece bir koşucu.
Hatta şöyle bir olay oluyor işte bu okula gideceği zaman trenle gidecek ama bir görev çıkıyor ve trenler çalışmıyor.
97 kilometrelik yolu bisikletle iki günde gitmiştir ve yerel gazetelere haber olmuştur Turing.
Ama şöyle de bir olay oluyor bu okulda onun böyle bilim ve matematiği olan...
İlgisi biraz hor görülmüş diyebilirim.
Yani daha çok sözel ağırlıklı bir okul ve okul müdürü de ailesine bu durumda bir mektup yolluyor.
Diyor ki eğer diyor bilim adamı olacaksa, bilim insanı olacaksa vaktini lütfen burada boşuna harcamasın diyor.
Fakat bir matematik öğretmeni var.
Onun bu dehasını görüyor.
Nasıl görüyor? Şöyle.
Turing daha işte o yaşlardayken Einstein'ın görevlilik teorisi kitabını okumaya başlıyor.
Düşünebiliyor musunuz? Ve orada gördüğü bazı kanıtları farklı yollardan kendisi türetiyor.
Einstein'ın değinmediği yerleri kendince aydınlatmaya çalışıyor.
Daha 16 yaşında.
Görelilik kuramını tüm detaylarıyla biliyor.
İnanılmaz hakim düşünün.
Ve tabii ki öğretmeni şok oluyor Turing'in bu mucizevi bilgilerini görünce.
Aslında dünyayı değiştirecek insanlar bir yerlerde kendini belli ediyorlar.
Hayatlarının bir safhasında.
Yeter ki onların cevherini görebilecek, keşfedebilecek cevherde olan insanlarla karşılaşabilsin.
Altının değerini sarrafanlar diyoruz ya ne kadar doğru bir sözdür o.
Turing'in de şöyle bir sözü vardı Enigma filminde en sevdiğim repliği budur.
Bazen hiç kimsenin hayal edemediği şeyleri hayal edip yapabilen insanlar vardır.
İşte Turing de onlardan biri o zamanlardan bilgisayarın ve yapay zekanın geleceğini görmüştür, keşfetmiştir.
Şu an cebimizde akıllı telefon adı altında aslında bilgisayar taşıyoruz fark ettiyseniz.
Hatta Samsung Galaxy Z Fold 4 sayesinde hayallerimizin çok daha ötesine geçtik diyebilirim.
Samsung Galaxy Z Fold 4 bir akıllı telefondan çok daha ötesi bence.
Neden? Çünkü tek bir cihazda adeta iki telefon bir arada katlanabilir bir akıllı telefon ve açıldığı zaman tablet görünümünde 7.6 inçlik çok geniş bir ekrana sahip
çoklu görünüm özelliği sayesinde birçok işi aynı anda yapabiliyorsunuz.
Ayrıca ek olarak satın alabileceğiniz akıllı bir kalemi var S Pen.
S Pen ekrana notlar almanızı sağlıyor.
Üstelik gerçek bir kalem hissi verecek şekilde tasarlanmış.
Oldukça ergonomik bir akıllı kalem.
Grey Green, Phantom Black ve Beige renk seçeneklerine sahip.
Geliştirilmiş kamera özellikleri sayesinde size oldukça profesyonel bir kamera deneyimi sunuyor.
Artık geceleri fotoğraf çekmek Samsung Galaxy Z Fold 4 ile çok daha keyifli.
Çünkü Nightografi özelliği var.
Oldukça düşük ışık koşullarında bile mükemmel bir performans gösteriyor.
Ayrıca en sevdiğim özelliklerinden biri geri tuşunu tarihe karıştıracak bir akıllı telefon.
Çünkü çoklu görünüm özelliği sayesinde hem mesaj okuyabiliyorsunuz hem e-postalarınıza bakabiliyorsunuz.
Üstelik geri tuşuna basmadan.
Alan Turing'in dediği gibi bazen kimsenin hayal edemediği şeyleri hayal edip tasarlayan insanlar var.
Samsung Galaxy Z Fold 4 gibi.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten Samsung Galaxy Z Fold 4 ile ilgili detaylara ulaşabilir ve siz de hayatınızı ikiye katlayabilirsiniz.
Hadi devam edelim. Turing'in hayatını değiştiren en önemli isme geçmek istiyorum.
Lisede tanıştığı ve çok aşık olduğu erkek arkadaşı Christopher Marcom.
Bir de Turing'in ergenlik yıllarında okuduğu bir gençlik romanı var.
Adı Aşkın Filizlenişi.
Bu kitabı çok sevmiş.
Bir de günlük tutuyor o aralar ve bir gün bir sınıf arkadaşı onun günlüğünün kilidini kırıp maalesef yazdıklarını okuyor.
Ve işte o sıralar zaten yatılı okulda kalıyor.
Sherbon diye bir okul.
Ve Alan Turing'in eşcinsel olduğu bu şekilde fark ediliyor.
Çok da zorbalık görmüştür arkadaşlarından.
Christopher'ı fark ettiğinde yıl 1927 hatta onun için demiştir ki Başka herkesi o kadar sıradan kılıyor ki demiştir.
Ve çok geçmeden aralarında çok büyük bir aşk filizleniyor.
Onları yakınlaştıran şey aslında aynı zeka seviyesine sahip olduklarını düşünmeleri.
Ama Christopher maalesef sık sık hastalanıyor ve tüberkilozdan daha genç yaşında hayata veda ediyor.
İşte Turing'in hayatının kırılma anı diyebilirim.
Yani korkunç bir kedere boğulmuştur o öldükten sonra.
Hatta Christopher'ın annesine bir mektup yazıyor Alan Turing ve şöyle demiş orada.
Ben onun üstünde yürüdüğü toprağı taptım demiştir.
Bu nasıl bir sevgidir ya.
Sonra kendi annesine bir mektup yazıyor.
Orada da şöyle demiş. Christopher'la yeniden bir yerlerde buluşacağımıza inanıyorum.
Eğer başarılı olursam onun yanında olmaya şimdikinden daha çok layık olurum demiştir.
Hatta size Instagram'dan bir film önermiştim.
Alan Turing'in filmi Enigma diye bir film.
Orada da hatırlarsanız makinesinin adı neydi?
Enigma makinesine Christopher gibi bir isim vermişti.
O aslında hala o yolda olduğunu gösteriyor onun.
Hani o sözlerini unutmamış ve bunu yazdıktan bir süre sonra Tanrı ile bağlantısını komple koparıyor ve ateist oluyor.
Zaten ondan sonra da iyice içine kapanıyor.
Bir de dönemin İngiltere'sinde eşcinsellik yasak büyük cezaları var.
Geleceğim buralara. Ve daha sonra Bursa 1931 yılında Cambridge Kings College'ı kazanıyor.
Ve matematik okumaya başlıyor burada.
Zaten dereceyle mezun oluyor birincilikle.
Amacı da çok başarılı olmak.
Çünkü Christopher'la birbirlerine söz vermişlerdi.
Büyük bir bilim insanı olmak için söz vermişlerdi.
Bu arada kuantum fiziğinin temelinde yatan matematiğe çok büyük bir ilgisi var.
Bunu biraz açmak istiyorum. Merak etmeyin sizi böyle matematik jargonlarına boğmayacağım.
Neden matematiği sevdiğinden biraz bahsedeceğim bu matematiği.
Çünkü atom altı seviyedeki olaylar kesinlik içeren yasalarla değil istatistiksel olaylarla belirleniyor arkadaşlar.
Ve Alan Turing bu atom alta seviyedeki belirsizliğin ve kararsızlığın insanları özgür iradeye kavuşturduğuna inanmasından dolayı aslında bu matematiğe çekiliyor.
Tabii gençken böyle düşünüyor.
Tut ki öyle ne fark eder demiş olabilirsiniz.
Hadi öyle olsun. Eğer bu düşüncesi doğruysa.
İnsanı makineden ayıran şey demek oluyor bir yerde.
Yani atom altı seviyedeki olayların önceden belirlenmemiş oluşu, düşüncelerimizin ve hareketlerimizin de önceden belirlenmemiş olmasının yolunu açıyor.
Özgürlük var burada. Zaten Turing kısacık hayatı boyunca hep şunu merak etmiştir.
İnsan zihninin özünde önceden kurulmuş bir makineden farkı var mı yok mu?
Bu soruya çok kafa yormuştur.
Ve bu dönemlerde savaş karşıtı hareketlerinde içinde yer almaya başlıyor.
Sosyalizmi benimsemiyor.
Yani sosyalist olamayacak kadar bireyici bir insan Turing.
Bir de Turing tıpkı geçen hafta anlattığım dünyaca ünlü mimar Anthony Gaudi gibi hiç böyle üstüne başına özenmeyen oldukça kötü giyimli birisiymiş.
Acınası derecede kötü giyiniyormuş öyle diyorlar.
Hatta o sıralar Cambridge'de seçkin entelektüellerden oluşan sofistike havariler var.
Bunlara apostles diyorlar arkadaşlar.
Gizli bir topluluk. Böyle aralarında tanrı, hakikat, ahlak bu konuları tartışıyorlar genelde.
Ve Turing'i aralarına almıyorlar.
Neden? Çünkü görüntüsünden hoşlanmıyorlar.
Çok kılıksız buluyorlar entelektüeller.
Hatta biri diyor ki yani insanda diyor ona yardım etme böyle koruma isteği falan uyandırıyor.
Çok da asosyal biri diyorlar.
Bir de sanırım böyle bir tık kekemeliği de var.
varmış. İnsanlarla göz temasından çok fazla kaçınırmış.
İstese çok güzel giyinebilecek, çok güzel otellerde kalabilecek parası var ama hiç umursamıyor.
Yani zaten insanları da umursamadığı için giyinmiyor adam.
Öyle şatafatlı giyinmeyi sevmiyor.
Şimdi diyeceksiniz ki birçok bilim insanı zaten böyle.
O zaman Leonardo da Vinci podcastimi mutlaka dinleyin derim.
Turing 1935'te yazdığı tez ile limit teoremini kanıtlıyor fakat bu teorem daha önce kanıtlanmış ama haberi yok yani bilmeden yapmış.
Hatta daha sonra birkaç kez daha başına böyle bir şey geliyor yani daha önce kanıtlanmış bir şey tekrar hiç haberi yokken kendi de kanıtlıyor.
Turing aslında Cambridge Trinity College'a gitmek istiyor ama Yunanca ve Lasincesi çok kötü o yüzden gidemiyor yani bursu kazanamıyor.
Bu arada Cambridge Trinity demişken Oscar Wilde de buradan mezun hem de yüksek bir dereceyle mezun olmuştur.
Bence şimdi Oscar Wilde'ın zekasını daha iyi anladık diye düşünüyorum.
Oscar Wilde'ın podcastı da var kanalımda dinlemek isteyenlere duyurulur.
Turing Cambridge Kings College'da okuyor 1931 ve 1934 yılları arasında ve yazdığı tezden dolayı okuduğu bu okula 1935 yılında akademik üye olarak seçilmiştir.
Ve Turing makineleri dediğimiz ispatı ortaya atmıştır.
Bu arada henüz 22 yaşında bunu yaptığında.
İnanabiliyor musunuz? Ve Turing makinesini böyle tabii ki matematiksel jargonlarla anlatmayacağım.
Kısaca şu demek. Önceden böyle el ve zihinle yapılan hesaplamaların yerine bu hesapların sanal bir makine ile yapılması gibi düşünebilirsiniz.
Yani karmaşık matematiksel hesapların böyle belli bir düzenek tarafından yapılmasını sağlayan hesap makinesi.
Buraya az sonra geleceğim çünkü henüz daha ispatını ortaya attı.
1935 yazına geldiğimizde zaman İli Nehri'nin kenarında her zamanki gibi böyle tek başına koşuyor ve bir anda duruyor aklına bir şey geliyor ve bir elma ağacının altına uzanıyor.
Bu elma ağaçlarının altında da bir keramet var bence.
Bu ağacın altında düşündüğü şeyler nihayetinde bilgisayara dönüşen fikrin tohumu olacak ileride.
Bu arada o dönemlerde muhasebe bürolarının çoğunda toplama çıkarma bölme çarpma yapabilen hesap makineleri zaten var.
Daha karmaşık problemler içinde böyle sürgülü cetvel dediğimiz şeyleri kullanıyorlar.
Programlamanın temelleri de zaten Ida Lawless zamanında yapılmıştır.
Charles Babbage tarafından da kavram sağlaştırılıyor.
Hatta çok şaşıracağınız bir bilgi dokuma tezgahlarından ilham alınmıştır.
Yani modern bilgisayarların ilham kaynakları dokuma tezgahlarıdır.
Neden? Çünkü matematiksel örüntüleri dokuma tezgahı gibi dokuma fikrinden geliyor.
Ve dokuma işinde makinenin belli örüntüleri dokuyabilmesi için makineyi bilgilendirecek delikli kartlara ihtiyaç vardır arkadaşlar.
Turing de bu sistemi hayal etmiştir.
Hesaplama yapabilen veya bir algoritmayı uygulayabilen bir makine tahayyül etmiştir.
Ve 1936'da yayınladığı makale onun aslında yine hayatının dönüm noktalarından biri diyebilirim.
Hesaplanabilir sayılar üstüne diye bir makale.
Bu makale önemli çünkü hesaplamanın neleri başarabileceğini göstermiştir.
Bir de şöyle bir şey var. Tuning zamanında bilgisayar böyle bugün düşündüğümüz gibi bir makine değil.
İnsan. Yani bilgisayar insan o zaman.
Bilgisayar insan demek. Nitekim de matematiği kimler yapıyor?
İşte hesaplaması iyi olan insanları masa başına oturtturuyorlar.
Ve bunlar genelde kadın.
Binlerce kadın düşünün. Sürekli bunlar bilgiyi işliyorlar, sayım ve hesap yapıyorlar.
Böyle çok zorlu bir işlem yapılması gerektiğinde işte devlet kanallarında falan hesaplanması gereken sayılar çok zorsa eğer.
Bu sayıcılara teslim ediliyor.
Yani insan bilgisayarlara.
Bilgisayar insan. Günlerce üzerinde uğraşıyorlar doğru hesabı bulabilmek için.
İşte Alan Turing insanların yaptığı bu işin makineler tarafından yapılabileceğini öngörmüştür.
Bilgisayarların artık insan değil makine olarak anılmasına vesile olmuştur diyelim.
Çalışmaları sayesinde Amerika Princeton Üniversitesi'ne de kabul almıştır.
Nasıl kabul almıştır?
Çünkü bu yazdığı makale var ya hesaplanabilir sayılar üzerine.
Bu makale gerçekten çok büyük bir etki göstermiştir kendi camiasında.
Bir de Turing bu makinesinin hayata geçmesi için makale taslağını hazırlıyor ya.
O sırada matematikçi bir arkadaşı var ve diyor ki...
Böyle bir makine yapmak için devasa bir bina gerekir diyor.
Herkes de onu desteklememiş yani.
Neyse Turing işte Princeton'a gidiyor Amerika'ya.
Burası önemli çünkü Albert Einstein orada o sırada.
Nazi Almanya'sından kaçan Yahudi akademisyenlerin başlıca rotalarından biri.
Bu arada Einstein ilk başta Atatürk'e de bir mektup yazmıştır.
Ben sadık hizmetkarınız Prof.
Albert Einstein. Ekselansları Almanya'dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye'de devam...
etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum diye bir mektup göndermiştir Ankara'ya Albert Einstein.
Fakat dönemin Milli Eğitim Bakanlığı Reşit Galip Bey tarafından reddedilmiştir ama bunu gören Atatürk tabi hemen devreye giriyor fakat bir şekilde olmuyor.
Daha sonra bizim ülkemizden bir profesör Princeton Üniversitesi'ne gitme fırsatı buluyor ve Einstein'la görüşme şansı yakalıyor.
Ve soruyor neden gelmediniz diye.
O da diyor ki buradaki imkanlar daha iyiydi.
Çoğu arkadaşım oradaydı. Hani imkanlardan dolayı burada kalmayı seçtim diyor.
Ve diyor ki siz biliyor musunuz ki dünyanın en büyük liderine sahipsiniz.
Zaten hemen görüşmeye almasının sebebi de buymuş.
Hani Türkiye'den geliyor ya hemen görüşme isteğinin altyapısında Atatürk'e olan hayranlığı ve sevgisi vardır Einstein'ın.
İşte Nazi Almanyası'ndan kaçan çoğu akademisyen bize sığınıyor.
Hitler de İsmet İnönü'ye bir mektup yazıyor.
Diyor ki daha iyilerini göndereceğim onları bana gönderin diyor.
Bu şekilde bir mektup geliyor. İsmet İnönü de diyor ki cevaben biz...
Bizdeki iyilerle yetineceğiz diyor.
Göndermiyor. Böyle bir olay yaşanmıştır tarihte.
Yani dediğim gibi Princeton Üniversitesi oldukça önemli isimlere ev sahipliği yapıyor bu dönemde.
Almanya'dan kaçan Yahudi akademisyenler.
Ve işte burada artık Alan Turing de yerini alıyor.
Ama şöyle bir durum var.
Burada kalmak istemiyor.
Çünkü orada beraber çalıştığı çok ünlü bir matematikçi var.
Alonzo Church. Onunla pek uyuşamıyorlar.
Ve adamda zaten Asperger sendromu var.
Turing zaten çok utangaç bir adam.
Genelde yalnız takılmayı, yalnız çalışmayı falan seviyor.
Bu adam çok daha farklı bir boyutta.
O yüzden çok uyuşamıyorlar.
Ve 1937'de Amerika'dayken Turing yine hayatında çok önemli bir olay yaşıyor.
1937'de Walt Disney'in Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filmi gösterime giriyor arkadaşlar.
Ve Turing bu filmi izledikten sonra aşırı derecede etkisinde kalıyor.
Hatta bir başka matematikçi Godel da bu filme çok kafayı takmıştır.
Enteresan. Turing'in en etkilendiği sahne Pamuk Prenses'in uzakta.
Zehirli elmayı yediği sahnedir arkadaşlar ve kısacık hayatında bu film onun için hep böyle en büyüleyici olmuştur.
Hatta ölümü bile az sonra geleceğiz oraya.
1938'de İngiltere'ye Cambridge'e geri dönüyor vatanına ve kısa bir süre sonra 2.
Dünya Savaşı sırasında İngiliz istihbaratında çalışması için İngiliz hükümeti tarafından işe alınıyor.
Geçen hafta zaten Enigma filmini izleyin demiştim.
O film de tam buradan başlıyor zaten.
Harika bir filmdir izlemediyseniz.
Bir de buraya girmek için böyle en iyi çapraz bulmaca çözebilenleri falan seçiyorlar.
Hatta filmde de vardı. Turing de bu şekilde bir eleme yapmıştı seçeceği kişiler arasında.
Turing, hükümet, kod ve şifre okulunda yarı zamanlı işe başlıyor.
Önce yarı zamanlı başlıyor ama savaş kararı çıktıktan sonra Turing'in kod kırıcılık kariyeri tam anlamıyla başlıyor diyebilirim.
Filmde de görmüşsünüzdür. Matematikçi, satranç uzmanı ve mantık alanında uzman kişilerle bir ekip kuruyorlar.
Kağıt kalemle böyle bulmaca çözer gibi kod kırmaya çalışıyorlar ama size şunu söyleyeyim.
Zaten Almanlar her sabah şifreleri yeniliyor, değiştiriyor ve 20 milyon yıllık ayarı 24 saat...
içinde kontrol etmeniz gerekiyor.
Böyle bir şey düşünün. 159 trilyon olasılık var.
Yani aynı anda 26 zar attığınızı düşün.
Hadi ne çıktı tahmin edin desen bulabilir misiniz?
İşte enigma böyle bir şey arkadaşlar.
Enigmanın bir ayarı var.
Ve hepsini böyle oturup tek tek deneseler 20 milyon yıl gerekiyor.
İnanabiliyor musunuz? İşte Alan Turing bu şifreleri anında kırmamızı sağlayacak o makineyi icat etmiştir.
Ve 14 milyon insanın savaşta hayatını kaybetmesinin önüne geçmiştir.
İnsanlığı kurtarmıştır Alan Turing.
Ve savaşın süresini 2 sene kısaltmıştır.
O kadar büyük bir isim ki.
Üstelik çoğu kişi yapamazsın deli saçması bir şey demesine rağmen kendine olan inancını asla yitirmemesi.
Bir de istese bu makineyi devlete çok böyle fahiş fiyatlara satabilirdi.
Ama annesine yazdığı bir mektupta diyor ki bu çok gayri ahlaki bir şey.
Benim bunu parayla satmam. Şu an benim milletim savaşta diyor ve parayı hiç önemsemiyor.
Turing'in zaten hayatında bana en çok ilham veren kısım çalışma arkadaşlarının ve hükümet yetkililerinin onunla her gün alay etmesine rağmen hayalperestsin demelerine rağmen.
Üstelik ülkesi savaştayken o kaosun içindeyken bile kendine olan inancını asla kaybetmemesi.
Üstelik bunu bir başına yapması çok çok kıymetli bir isim.
Enigmadan önce Polonya'da yapılan bombe adı verilen ve enigma kodlarını kıran bir cihaz var zaten arkadaşlar.
Bunu bir matematikçi ile beraber Alan Turing yeniden tasarlıyor ama çok yeterli olmuyor.
Bu noktada da şöyle bir olay yaşanıyor.
Ekipten birisi böyle şekerleme yapıyor ve bir anda uyanıyor şekerleme yaparken.
Diyor ki ya bu şifreleri girenler de insan ve bir insan böyle her gün her gün farklı şeyler bulmakta zorlanabilir.
Bazen de böyle aynı şeylere girebilir diye düşünüyor.
Uykusundan uyanıp aklına böyle bir şey geliyor.
Doğru buradan yola çıkıyorlar.
Bir bakıyorlar o şifrelerde çözdükleri zaman.
Yaşasın Hitler sürekli bu geçiyor.
Yaşasın Hitler, yaşasın Hitler.
Ve buradan da bir takım şifreleri böyle yakalamaya başlıyorlar, faydalanıyorlar.
Ve Turing sayesinde Nazilerin...
Asla kırılamaz dedikleri o enigma çözülüyor arkadaşlar.
Enigma dediğim şey Almanların şifreleme makinesi.
Birbirlerine yolladıkları o şifreli kriptolu mesajların barındığı sistem.
Yani bu aralarındaki haberleşmeyi istihbaratı sağlayan bir sistem.
İstihbaratı haberlerini alırsan ne olacak?
Bitti gitti. Turing'de işte böylece Almanların o denizaltı haberleşmeleri var ya.
U-Bot çok tehlikeli yani meşhur bunlar zaten okyanuslarda göz açtırmıyor.
Müttefik gemilerini tek tek batırıyor U-Botlar ve denizaltı haberleşmelerinde Enigma çok önemli bir rol oynuyor.
Ve bunların yapacakları saldırıları önceden öğrenmiş oluyor Alan Turing ve milyonlarca insanın hayatını bu şekilde kurtarmayı başarıyor.
Hatta Alan Turing için derler ki 2.
Dünya Savaşı'nın seyrini...
Tek başına değiştiren adamdır derler.
Çok da haklılar bence.
Bir de Bletchley Park'ta burası enigma şifrelerinin çözüldüğü üstü arkadaşlar.
Erken dönem bilgisayarların doğum yeridir.
Gizli bir üst burası. Burada çalışırken Churchill sayesinde tüm yetkiyi kendi üstüne almayı başarmıştır.
Şey diyorlar ya işte utangaç, çekingen, işte göz teması kurmuyor vs.
vs. Ama Churchill'a mektup yazabilecek kadar da bir şeyi var yani özgüveni var kendisine.
Çünkü kendinden çok emin yaptığı alanda o sahada kendinden çok emin olmasını verdiği bir özgüveni var.
Sadece bence bunu yansıtmıyor diye düşünüyorum.
Ve Churchill'dan aldığı yetki sayesinde oldukça özgür kalıyor çalışmalarında.
Ama o dönemin İngiltere'sinde dediğim gibi eşcinsellik çok büyük bir suç arkadaşlar.
Büyük büyük cezaları var.
Turing'de bu noktada beraber çalıştığı bir kadın matematikçi var filmde de görmüşsünüzdür.
Joey Clark de Galba ismi ona evlenme teklifi ediyor ve toplum baskısından dolayı bunu yapıyor aslında.
Nişanlanıyorlar ama Turing böyle duygularını çok açığa vuran bir adam yalan söyleyen biri değil.
Kadına gidip diyor ki ben eşcinselim ve ondan sonra vazgeçiyor bu evlilikten.
Gerçi Joey önemli olmadığını söylüyor Turing'e ama yine de istemiyor.
Bir de şöyle bir şey var.
Turing oldukça rahatsız edici biri olarak görüyor.
Yani kendisinden kademli olan insanlar tarafından rahatsız edici bulunuyor.
Hem hayranlık duyuyorlar hem de rahatsızlık arasında böyle kalıyor insanlar ona bakarken.
Zaten Bletchley Park'ta çalışırken ona ucubenin teki diyorlarmış.
Tıpkı ilkokul yıllarında olduğu gibi.
O zaman da çok zorbalık görmüştür.
Bir mektupta da şöyle demişler Alan Turing için.
Dize getirilmesi çok zor biri.
Çok zeki ama son derece sorumsuz.
Onun fikirlerini bir düzen içerisine veya disiplinli bir şekilde tutabilmeye ucu ucuna yetecek kadar yetkin ve kabiliyetim var demiş bir bilim insanı.
Ama ne olursa olsun iyi bir insandı diye de eklemiş sağ olsun.
Peki neden ucube olarak anıyorlar?
Çünkü Turing işte bisiklet sürerken polenlerden kaçmak için gaz maskesi takıyormuş mesela.
Bir de sumat arasını kimse kullanmasını zincirliyormuş ağaca falan.
Bulduğu yerlere sumat arasını zincirliyor.
Bence bunda bir sakınca yok yani adam kimse kullanmasını istemiyor.
Bir de ucube demelerinin sebeplerinden biri de bazen bir köşede oturup örgü örüyormuş tek başına.
Alan Turing'den bahsediyorum.
Kimseyi umursamıyor adam.
Hiç kimse umurunda değil. Zaten önüne gelene eşcinsel olduğunu falan söylüyor.
Gerçekten insanları umursamıyor.
O kılık kıyafetinin sebebi de o dedim ya.
Kendi dünyasında yaşayan birisi ya.
Bayılıyorum. Peki Alan Turing okey.
Savaşın seyrini değiştirdi.
Bayağı insanların hayatını kurtardı.
Sonra ne oldu? Çok fazla devlet sırrı biliyor değil mi artık?
Savaş bitti. Okey.
Ona ihtiyaç o kadar da yok artık.
Bir göz hapsine alınıyor Alan Turing savaştan sonra.
Yine de çalışmalarına devam ediyor.
E aklında hep böyle bilgisayarların düşünebileceği var.
Hala bunu düşünüyor. Savaş bittikten sonra modern anlamda pratikte ilk elektronik bilgisayarı yapmak gibi bir hedefle ilerliyor.
Bir tasarım ekibinin içerisinde yer alıyor.
Ama daha önceki bilgilerinin çoğunu maalesef kullanamıyor.
Neden? Çünkü devlet sırrı.
Bunu kullanırsa çok büyük sıkıntılara düşecek.
O yüzden bence istediği kadar da etkin olamadı diye düşünüyorum.
Bir de işte Amerika'da bulunduğu bir süreç var.
O süreç içerisinde zaten Alan Turing hani cinsellik konusunda hep kendini açan birisi.
Amerika'da daha da böyle özgürleşiyor.
Kendini hiç saklamak zorunda kalmıyor.
Daha rahat çalışıyor diyebilirim.
Amerikalılar da Turing'in yardımıyla kendi makinelerini yapıyorlar.
Ve bu dönemde artık böyle yazılan değil konuşulan dilin şifrelenmesi konusunda çalışmalar ve fikirler üretiyor ama bu süreçte Alan Turing'i en çok meşgul eden konu elektronik bir bilgisayar yapmak
ve bunu düşün... Bilmesini sağlamak buna kafayı takıyor.
Hatta bir bilim insanına diyor ki ben beyin yapmak istiyorum böyle bir fikrim var diyor.
Ama yine birileri ondan önce davranıyor.
Eniak isimli daha erken ve onluk sistemde çalışan ilk elektronik bilgisayar ve ondan sonra zaten günümüz bilgisayarları gibi ikilik sistemde çalışan ilk elektronik bilgisayarlara dair makale yayınlanıyor 1945'te.
Alan Turing Ace bilgisayarlarına dair çok daha detaylı bir çalışma yayınlıyor.
Ace önemli çünkü düşünülen yani istendiği zaman farklı bir amaca hizmet edebilecek evrensel bir makine arkadaşlar.
Hem aritmatik problemlerini çözebilecek hem satranç oynayabilecek bir makineden bahsediyorum.
Eniaksa ilk tam amaçlı programlanabilir bilgisayar ama devasa bir boyutta bir odayı kaplıyor.
Ondan sonra zaten 1951'de Univalk çıkıyor.
Daha ileri seviyesi.
Ama bugün günümüzde cebimizde bu teknolojiyi taşıyabiliyorsak bu Turing'in öngörüsüyle oldu arkadaşlar.
İşte bu yüzden Alan Turing'in çalışmaları onun sadece bilgisayarın ilk mucitlerinden değil aynı zamanda programlama dili geliştiricilerinden biri olarak anılmasına vesile olmuştur.
Ve Turing 1950'de bir makale yazıyor.
Burada diyor ki ele almak istediğim soru Bilgisayarların düşünüp düşünemeyeceği diye başlıyor bu makale.
Ve burada meşhur Turing testi olarak adlandırdığımız bir taklit oyunu var.
Onu ortaya koymuştur. Bilgisayarların düşünüp düşünemeyeceği...
ya da düşünmemesi gerektiğine inanan insanlara oldukça esprili yanıtlar vermiştir.
Sonuç bilgisayarlar düşünebilir.
Yani oldukça davranışçı bir test bu taklit oyunu.
Günümüzde halen yapay sistemlere uygulanıyor.
Bu arada bu makalenin devamında açıkçası böyle benim de çok korktuğum bir olaya değinmiş.
Makineler düşünürse başımıza bela açarlar mı?
Bunu düşünmüş. En başta dediğim Frankenstein olayı bu işte.
Bu ünlü makalesinden sonra 1951'de Kraliyet Cemiyeti'ne akademi üyesi olarak seçilmiştir.
Yani artık çalışmalarının böyle daha farklı yönlere dallanı budaklandığını görebiliriz bu dönemde.
Nasıl? Morfogeneze ilgi duymaya başlıyor.
Yani çalışmaları çok farklı bir şekilde ilmeleniyor.
Yani canlıların, vücut yapılarının ve işte o üzerlerindeki desenlerin matematiksel olarak nasıl ifade edebileceğinin sırrını çözmeye çalışıyor.
Morfogenez bu kısaca.
2014 yılında Alan Turing'in bu yaptığı çalışmalar çok saygın bir bilim dergisinde yayınlanan bir makaleyle kanıtlandı, desteklendi diyebiliriz.
Ve Turing 1947'de Londra Matematik Cemiyeti'ne verdiği konferansta öğrenebilen makine hayali için şöyle diyor arkadaşlar.
Tıpkı hocasından çok daha fazlasını öğrenen bir öğrenci gibi olacak fakat kendi işini...
çok daha fazlasını katacak demiş.
Bu gerçekleştiği zaman insanların makineye zeka sahibi bir varlık gözüyle bakması gerekeceğini hissediyorum demiştir.
Unutmadan Darwin de Turing'den etkilenenlerden biridir.
Ona ikna olmuştur, inanmıştır.
Hatta bir radyo yayınında Turing'den çok böyle gururla bahsetmiştir.
Demiştir ki sonunda insan bilgisayarlarından 100 kat daha hızlı bir şekilde hesap yapmanın mümkün olabileceğini düşünüyoruz Turing sayesinde.
Ama maalesef ACE projesi inanılmaz yavaş bir hızla ilerliyor.
4 yıl sürüyor. O arada Turing'in fikirleri de tabii değişmeye başlıyor ufak ufak.
Ve Turing 1947 yılında Amerika'da bu laboratuvardan ayrılıyor.
Cambridge'e geri dönüyor.
Eski görevine geri dönüyor.
Savaş dolayısıyla ara vermiş de geri dönüş yapıyor.
Fakat bu sefer de şöyle bir şey oluyor.
Üniversitede o sol ruh vardı ya önceden.
O artık yok. Komünizm korkusu salmış dört bir yanı.
Soğuk savaş zaten doruk noktasına ulaşmış.
Toplumun yatak odasına...
kadar karışma seviyesine gelmiş artık devlet inanılmaz bir tahammülsüzlük var ve bu Turing için kötü oluyor Amerika'dan sonra öyle bir özgürlükten sonra buraya dönüş ama dediğim gibi Turing kartlarını daima açık oynayan
bir adam hep böyle açık sözlü her yerde kendini açıklıyor kesinlikle gizlemiyor ve özellikle dediğim gibi Amerika'dan sonra Bu pek hoş karşılanmıyor ve Turing Cambridge'e döndükten sonra bir takım
gönül ilişkileri yaşamaya başlıyor.
Ocak 1952'de Arnold Murray adlı genç bir delikanlı ile görüşmeye başlıyorlar.
Arnold onun evine gelip gidiyor.
Bir süre sonra Alan Turing'in evi soyuluyor ve olay polise intikal ediyor.
Aralarındaki ilişki ortaya çıkıyor ve Turing ile Arnold 7 Şubat 1952'de Tam da kraliçe Elizabeth'in tahta çıktığı gün tutuklanıyorlar.
Ayıplı suç sayılıyor eşcinsellik o dönem dediğim gibi.
Homosoksellik aynı zamanda bir akıl hastalığı olarak görülmüştür o dönem.
Ve Turing mahkemeye çıktığı zaman asla geri adım atmıyor pişman da değil.
Ondan 50 sene önce Oscar Wilde'ın başına gelenleri hatırlayın podcastında anlatmıştım.
Devlet Turing'e iki seçenek sunuyor.
Ya diyor hapse gireceksin.
Ya da seni kimyasal hadım edeceğiz kastürasyon yöntemiyle.
Vücuduna ostrojen uygulayacağız diyorlar.
Kadın hormonu yükleyeceğiz diyorlar.
Turing hapse girmemek için, özgürlüğü için kimyasal hadımı seçiyor.
Ve vücuduna düzenli olarak ostrojen uygulanmaya başlanıyor.
Ve erkekse özellikleri günden güne kayboluyor.
Göğüsleri çıkmaya başlıyor.
Davranışları değişiyor.
Ve Turing için en kötüsü de şu.
Zihni bulanmaya başlıyor.
Ve üniversiteyle tüm bağını kesiyorlar.
İlaçlar yüzünden psikolojisi allak bullak oluyor ve tedavi almaya başlıyor.
Hatta Yunke kolünden birinden tedavi görmüştür ve en sonunda psikolojisi yaşadıklarını daha fazla kaldıramıyor.
Son mektuplarından birini sevgilerimle diye imzalamamış bile düşün sıkıntılarımla diye imzalamış annesine gönderirken.
Sürekli göz hapsinde iki yıl şartlı tahliye veriliyor ama polis tarafından bir türlü huzur verilmiyor.
Hatta istihbarat örgütleri de aynı şekilde çünkü dediğim gibi çok fazla devlet sırrı biliyor.
Bisikletimi diyor yolun karşısına park etsem bana diyor 12 yıl hapis cezası verecekler diyor.
Bir yerde böyle söylemiş. O derece peşindeler.
Neyse işte bir gün terapisti ve ailesiyle beraber deniz kenarına bir yürüyüşe gidiyorlar.
Ve bir falcı çadırı görüyorlar burada.
Hemen Alan Turing içeri giriyor ve fal baktırıyor.
Zaten böyle şeylere ilgisi var başta söylemiştim.
Ve bu falcının yanından çıktıktan sonra Alan Turing'in böyle beti benzi atmış.
Yani ne dediğini bilmiyorlar ama büyük ihtimalle bence şimdi yaşayacağı olayı öngördü.
Ve 1954 yılında 8 Haziran sabahı Evin hizmetli görevli kadını geldiği zaman yatak odasının ışığının açık olduğunu fark ediyor.
Perdelerinin hala kapalı olduğunu fark ediyor.
Üstelik sütünü ve gazetesini de almamış olduğunu görünce şüpheleniyor.
Gidiyor Alan Turing'in yatak odasına giriyor.
Bir bakıyor Turing yüzüstü yatmış ve yatağının baş ucunda ısırılmış siyanürlü bir elma var.
İşte Turing başta dediğim gibi tıpkı Disney'in Pamuk Prensesi gibi o elmayı ısırarak derin bir uykuya dalmış.
1999'da Time dergisi tarafından 20.
yüzyılın en önemli isimlerinden biri olarak ilan edilmiştir Turing ve doğumunun 100.
yılında 40'tan fazla ülkede kutlamalar yapıldı.
İngiliz kraliyet postası hatıra pullarını bastı.
Her tarafa heykellerini diktiler.
Çok ironik bence. Turing hayata veda ettikten sonra affedilmiştir arkadaşlar.
Adına bir sürü ödüller bahşedilmiştir ve bilim tarihinin gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden biri olarak görülmüştür.
Samsung Galaxy Z Fold 4'ün sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten hayatını ikiye katlamak isteyenler Samsung Galaxy Z Fold 4'ün büyülü dünyasına mutlaka göz atsın derim.
Bu cumartesi yeni bölümde tekrar görüşmek üzere.
Beni Instagram'dan takip etmek isteyenler için adresimi aşağıya bırakıyor olacağım.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek isterseniz bana bu adresten ulaşabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
