
Yatırım odaklı bankacılık uygulaması ODEA ile yatırımını, birikimini ve geleceğini yönetebilirsin.
Odea'yı indirmek için hemen tıkla: https://odea.biz/46l173F
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "ODEA" hakkında reklam içerir*
Transkript
Odea'nın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Az önce belki Instagram'a bakıyordunuz ve dediniz ki ya millet nasıl eğleniyor, nasıl güzel hayatlar yaşıyor.
İşte ben de bu dünyaya bütün bunları izlemeye, seyirci olmaya gelmişim diyordunuz belki bilmiyorum.
Belki de çoğu zaman kendinizi böyle hislerle kuşatılmış hissediyor da olabilirsiniz.
Hayatı herkes dibine kadar yaşıyormuş da size de o yanık tencerenin dibindekini sıyırmak kalmış gibi garip bir his.
Evde oturmuşsunuz böyle sıcacık bir battaniyenin altında, kahveniz yanınızda, muhteşem bir kitap okuyorsunuz.
O anda telefonunuza bir bildirim geliyor, bir arkadaşınızdan mesaj geliyor.
Bir açıyorsunuz, millet böyle çılgın bir partide hunharca eğleniyor, hayatın tadını onlar çıkarıyor.
Öyle geliyor size yani.
Öyle bir his yükleniyor aniden.
İşte bu hissin adını konuşacağız bugün.
FOMO arkadaşlar fırsatları kaçırma korkusu.
Yani 5 dakika önce gayet mutlu ve huzurluyken kitabımı okuyorken sonra o mesajdan sonra hissettiğim o habis duygu.
Bazen görürsünüz böyle insanlar arkadaşlarıyla buluşur, eşiyle dostuyla buluşur ama orada değillerdir.
Telefondan kafalarını kaldırıp böyle iki kelam laf edemezler.
Sıfır iletişimdedirler.
Bedenleri orada ama ruhları telefona hapsolmuş gibidir.
FOMO İnsanlarla sağlıklı iletişim kurmamızı engelliyor.
Bizi insanlardan, sevdiklerimizden, anlarımızdan, belki de anı olarak kalacak şeylerden bile koparıyor.
Sabah uyanır uyanmaz.
Neden sosyal medyaya bakıyoruz sizce?
Ben önceden sabah 5 historisi atıyordum.
Bu aralar bıraktım bazen kızıyorsunuz.
Çünkü uyanır uyanmaz gerçekten telefona bakmak istemiyorum.
Vaktimi harcıyorum orada.
Girdim mi çıkamıyorum bazen o yüzden.
Yani işte bir mesajı okuyayım diyorum.
Sonra alttakini okuyayım diyorum. Ooo bir bakıyorum.
15 dakika gitmiş sonra diyorum ki Merve ne yapıyorsun ya?
Hani bunun için mi uykundan o kadar fedakarlık yaptın?
O acı veren bir şey o yüzden yapmamaya çalışıyorum.
Ya da işe gidiyoruz deliler gibi yoruluyoruz zihnen bedenen ama o öğle arasında böyle bir kahve içeyip sakinleşmek varken yine sosyal medya batağına düşüyoruz değil mi?
Dinlenmeye çıkmışız ama asla dinlenemiyoruz.
Sürekli bir şeyler yapmaya.
Birileriyle iletişim halinde kalmaya, konuşmaya, o telefona bakmaya ihtiyaç duyuyoruz.
Üstelik bakmamız için hiçbir sebep yokken bile bunu yapıyoruz.
Buna hayalet titreşim sendromu deniliyor arkadaşlar.
Geçen anlatmıştım X, Y, Z kuşağı bölümünde.
Ya da bir yere gidiyoruz eğlenmeye.
Orada bile sosyal medyadayız.
Ya eğlenmeye çıkmışsın eğlensene.
FOMO'da sanmayın ki bu çağ özel bir şey.
Daha önceden de varmış. Geçmişte de varmış.
Ama sosyal medya ortaya çıktığından beri FOMO daha da şiddetlendi.
Yani fırsatları kaçırma korkusu.
Normal hayatımızı bile milletin hayatıyla önemli anlarıyla kıyaslayıp duruyoruz.
Ve gitgide normal algımız çarpıklaşmaya başlıyor.
Ve belki kendimizi böyle akranlarımızdan aşağı görüyoruz.
Yersiz bir mutluluk rekabı.
Sonuç Kendimizi eksik hissediyoruz değil mi?
FOMO'dan esinlenerek arkadaşlar birkaç kavram daha ortaya çıkmış.
Mesela FOBO diye bir şey var.
Daha iyi seçeneklerden korkma anlamına geliyor.
Mesela diyelim ki bir elbise aldınız.
Diyorsunuz ki ya daha iyisi varsa içiniz içinizi yiyor.
Öbür mağazaya bakmamıştım.
Ya daha iyisi varsa bunun. Bu FOBO arkadaşlar.
Daha iyi seçenekleri kaçırdım mı acaba korkusu.
MOMO diye bir şey var.
Bir şeyler kaçırıyorum kesin ama acaba ne kaçırıyorum hissi.
Foji sosyal medyada bir paylaşım yapıp geri bildirim alamama korkusuymuş.
Jomo diye bir şey var.
En sevdiğim bu oldu. Kaçırmaktan haz alma.
Yani FOMO'nun tam zıttı.
Sosyal medyaya girmemek ve bundan da haz almak.
Size bu harika hissettiriyorsa muhtemelen Jomo'nuz var.
Keşke hepimiz Jomo olsak.
En iyisi bu. Ama bu aralar bence çoğumuzda yatırım fırsatlarını kaçırıyormuş gibi hissetme korkusu var.
Neden? Çünkü enflasyon.
Yani enflasyondan paramızı korumak istiyoruz, paramızı değerlendirmek istiyoruz.
Finansal konulara, ekonomiye çok hakim değiliz, nereye yatırım yapacağız bu konuda da kafamız karışık.
Bunun bir adı var mı Merve acaba diyorsanız?
Bunun bir adı varsa bile bir önemi yok çünkü Odea var.
Odea uygulaması sayesinde zengin ve geniş ürün portföyü arasından size uygun seçeneklerle birikiminizi yönetebiliyorsunuz.
Odea'nın yatırım uzmanlığıyla yatırımın merkezinde sen varsın ama yatırım fırsatı kaçırmak diye bir şey yok.
Herkesin farklı öneriler sunduğu, yatırım alternatiflerinin çok fazla olduğu günümüz dünyasında sürekli yatırım fırsatı kaçırıyormuş olma halini verdiği kötü hissetme duygusunu yaşayanların imdadına
yatırım odaklı bankacılık uygulaması Odea yetişiyor.
Bu alanda sundukları bilgi ve kaynaklarla sorularınıza cevap bulabiliyorsunuz.
Kendi profilinize uygun seçimler yapabiliyorsunuz.
Peki ama nasıl?
Birikimlerinizi avantajlı faiz oranlarıyla mevduatta değerlendirebilirsiniz veya hisse senetlerinden dövize.
Bono ve tahvillerden MTA'ya kadar farklı ürünler arasından size uygun olanlarıyla çeşitlendirebiliyorsunuz.
Bu arada Odea benim gibi böyle hesap açmaya üşenen insanları da düşünmüş sağ olsun.
Çünkü Odea'da hesap açmak çok kolay.
Uygulamayı indiriyorsunuz, sizden istenen bilgileri tamamlıyorsunuz.
Kimlik doğrulama, yüz tanıma ve görüntülü görüşme adımlarıyla çok kolay bir şekilde hesap açılabiliyor.
Odea ile yatırımın merkezinde sen varsın.
Odea ile yatırımınızı, birikiminizi ve geleceğinizi yönetebilirsiniz.
Odea'da içerik havuzu akademi o ile uzman analizlerinin hepsi elinizin altında arkadaşlar.
Açıklamaları bırakmış olduğum linkten Odea uygulamasını hemen sizlerde inceleyebilirsiniz.
Birikimlerini iyi bir şekilde değerlendirmek isteyenlere duyurulur.
FOMO'muza devam edelim.
Hani FOMO için bu çağ özel bir durum değil demiştim ya.
Tarihte de var FOMO'dan muzdarip insanlar.
Misal Kikero asla başkentten ayrılmazmış.
Aman gelişmeleri kaçırmayayım diye.
Hatta hiçbir şeyi kaçırmamak için o Game of Thrones'da fısıltıların efendisi vardı ya.
Lord Varys midneydi adı.
Hani her yerde kuşlarım var derdi.
Şehirdeki bütün dedikoduya hakimdi.
Onunla bir kahve içmek isterdim.
Aynı onun gibi Kikero yani siyasi skandallardan dedikodulara kadar her şeyi kayıt altına aldırıyor Psycho.
FOMO'yu ilk defa arkadaşlar 2000 yılında tüketici davranışlarını mercek altına alan Dan Herman tanımlamış.
Onun tanımladığı düşünülüyor ve onun tanımı bence en harikası.
Bir sürü tanım okudum bununla ilgili.
Güzel ve renkli birçok şekerin olduğu bir şekercideki çocuğun sadece çok az bir kısmına sahip olduğunda hissettiği gibi bir deniz.
Neyim demiş. Hani şekerleri alıyor ama alamadığında kalıyor aklı.
Çok istenilip henüz erişilemeyen şeye verilen önemle aynıdır demiş.
Ve FOMO'nun tanımları arasında şunlar da var.
Sosyal medya platformunda arkadaşlarınızın işte birlikte fotoğraflarını görüyorsunuz ve kendi kendinize diyorsunuz ki neden ben o karelerde yokum?
Bana hiç değer vermiyorlar mı?
Bu üzülme. Olumsuz duygulara kapılmak bu da bir FOMO.
Ya da insanların yaşamlarında olan biteni.
Takip edememe korkusu.
Bence bu 55 yaş üstünde var.
Hani Facebook teyzeleri vardır ya onlar da var.
Hani eskiden böyle mahallelerde şey olurdu ya camlardan çıkıp herkesi gözetleyen teyzeler.
Onun gibi bir şey.
Kaçırmak istemiyor çünkü orada bir dedikodu var ya oraya dahil olması gerekiyor.
Veya işte uzun uzun telefonunuz çalıyor çalıyor çalıyor açmak zorunda değilsiniz belki ama böyle öyle bir baskı hissediyorsunuz ki bu da bir FOMO çeşidi.
Ya da inanılmaz önemli bir işiniz olduğu halde sosyal medyada önemli sayılabilecek bir davete davet edildiniz.
İşi gücü bırakıp ona koşuyorsanız aman gelişmeleri kaçırırım şurada da bir kare fotoğrafım olmasın mı diyorsunuz.
Bu da bir FOMO.
Bunların ileri safhası var zaten artık kaygı bozukluğuna gidiyor bu süreç.
sürerken bile instagrama bakıyorsanız sağlam bir formunuz var demektir zaten ve gerçek hayatla bağınız gitgide kopuyor anlamına geliyor bu.
Yapay dünya sizi daha da işine çekiyor ve kaygı seviyeniz daha da artıyor.
Artık teknoloji çağındayız ve bu çağ bize çok şey kattı.
Evet bunu inkar edemeyiz.
Ama çok şey de götürüyor değil mi?
Özellikle de ilişkiler anlamında.
İlişki kültürümüz oldukça değişti.
İnternete özel bir iletişim kültürü var artık.
Yani sanal alemde sürekli aktif olarak iletişim kurmaya çalışıyoruz.
Sürekli bir bilgi bombardımanına maruz kalıyoruz değil mi?
Daha çok içerik, daha çok video, paylaşım yani neredeyse kesintisiz bir bilgi akışı.
Ve o akış kesildiği...
anda gelen bir panik ve bu yeni kültürde insanlar birbirleriyle çok hızlı bir şekilde ilişki kuruyorlar ve çok hızlı bir şekilde de uzaklaşıyorlar sizce de bu çok kötü değil mi yani
FOMO gelişmeleri kaçırma korkusu gündemi kaçırma korkusu ya da işte sosyal platformlarda neler olup bittiğinden haberdar olamamaktan kaynaklanan bir tür korku çeşidi ve bu korku
bu kaygı bize sürekli sürekli akıllı telefonumuzu sosyal Medya hesaplarımızı kontrol ettiriyor.
Bu durumun altında yatan sebeplerse buraya dikkat onay alma ve Kabul görme.
Bu ihtiyacımızı gidermek için sürekli bu sanal ortamlarda takılıyoruz.
Ve bu da beynimizdeki o ödül ceza sistemi var ya haz dengesi bunu bozuyor.
İnsanlar haz alabilmek için sosyal medya sitelerine daha fazla giriyor ve bu alanlarda daha fazla paylaşım yapıyor.
Alt yapısında haz alabilmek var.
Ve başkalarının paylaşımlarını kaçırmamak için zamanlarının çoğunu bu sitelerde harcıyorlar.
Zaman ne kadar önemli bir şey üstelik.
Yani insanlar sahip oldukları fırsatların da farkına varamıyor.
Kendi hayatlarını hep başkasıyla kıyaslıyor.
Hani daha çok şeye çok daha güzel bir yaşama sahip olması gerektiğini düşünüyor ve sonunda da aşırı mutsuz oluyor.
Geçen gün bir kadın gördüm.
O kadar güzel bir çocuğu vardı ki herkes böyle çocuğu mıncıklamak istiyor.
Ve kadın cep telefonundan böyle işte instagramda meşhur anneler var ya onlardan birinin çocuğuna bakıyor işte onları likeliyor falan.
Yanındaki çocuk anne anne anne.
Çok üzücü bir tablo ya.
Senin zaten dünyalar güzeli bir çocuğun var anladın mı?
Oradaki çocuğa bakıp ne kadar güzel falan deyip likeliyor.
Çok üzüldüm ya. Merve de sürekli gözlem yapıyor.
Yani demem o ki sahip olduklarımızın farkında bile olmuyoruz.
Bazen böyle bir silkelenip kendimize gelmemiz gerekiyor.
Hani eskiden bir oyun vardı ya kim nerede ne yapmış diye bir oyun.
Aynı onun gibi ya bu FOMO işte full stalk peşinde oluyor FOMO'cular.
Ve sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri insanlar bu yalnızlıklarını sosyal medyada o mecralarda sanal dostluklarla gidermeye çalışıyor.
Gerçek arkadaşları olanların bile böyle git gide yalnızlaştığını görüyoruz.
Siz de görüyorsunuzdur.
Yalnız değilim, çok eğleniyorum.
Çok arkadaşım var. Kocişkomla çok mutluyum.
Müthiş yemekler yiyorum lüks restoranlarda.
Çok başarılı bir hayatım var.
Böyle bir imaj çiziyor insanlar ya.
Böyle insanlarla dolu sosyal medya sanal dünya.
İnsanlar da buna inanıyor.
Yani sabah yataktan uyanıp gece o yatağa geri yatana kadar her anını, her anını paylaşanlar.
var. Tamam onlar paylaşıyor da ya takip edenler onları.
İzleyenler. Yani asıl onların psikolojisi bende merak uyandırıyor.
Niye izliyorsun kardeşim ya?
Yani neden başkasının hayatının gereksiz ayrıntıları bizi bu kadar ilgilendiriyor?
Çok merak ediyorum. Varsa yazın.
Hep de mutluluğunu paylaşıyor onlar.
Ağlarken göremiyoruz nedense.
Çok sahte ya çok sanal yani oradan belli zaten.
Hep mi gülersin be kardeşim hep mi mutlusun hep mi aşk yaşıyorsun o kocişkonla yani.
Neyse herkes mutlu değil mi orada?
Tele tabiler gibi her sabah o güneşi selamlıyorlar.
Bir de şu var arkadaşlar. Eskiden işte bu kadar konsermiş, workshopmuş, söyleşiymiş, spor müsabakasıymış falan bunları bilmiyorduk.
Biz haberimiz yoktu o kadar ama.
Şimdi sosyal medya sayesinde hepsinden haberdarız.
Ama birine gidince bu sefer diğerinde aklımız kalıyor.
Acaba orada ne yaptılar diye bakıyoruz bu sefer.
Hani oraya girip stallıyoruz.
O konserde neler oldu.
Bu neyse bu daha masum aynı ama çok seçenek var.
Yani birini seçtiğimiz zaman üzülüyoruz değil mi?
Ve FOMO'nun birçok insanda farklı derecelerde fark edilebilir belirtileri var.
Herkesin FOMO'su aynı değil.
Herkesin popisi. Neydi o ya öyle bir şey vardı.
Mesela hem iyi bir kariyerim olsun işte.
Hem sosyal aktivitelerden geri kalmayayım.
Hem kendimi aileme alayım.
Hem muhteşem spor yapayım.
Vücudum müthiş olsun. Bu ne ya?
Ya da işte modayı da takip edeyim.
Her şeyi yapmaya çalışıyorlar.
Sonra ne oluyor? Çok yoğun, çok yorucu bir program.
Hiçbir şeyi kaçırmamak için yapıyor bunlara insanlar.
Bu da bir FOMO. Hani her şeyim olsun.
Aman şundanım da olsun, bundanım da olsun.
Yani insanlar artık kendini...
Tek bir sınıflandırma ile tanımlamak istemiyorlar sosyal medya yüzünden.
Çok şey olmak isterken hiçbir şey oluyorlar belki de.
Sürekli kendilerini güncelliyorlar özellikle de moda anlamında.
Hani yeni bir şey çıktıysa hemen marka bir çanta hemen almam lazım.
Ya inanılmaz bir tüketici davranışı oluşmuş durumda zaten bunu sergiliyor bunlar ama FOMO sadece sosyal medyada değil hayatımızın içinde de var.
FOMO'yu bazı araştırmacılar motive edici buluyor yani psikolojik bir güç gibi yorumluyor bunu.
Kıskançlıkta mı anlatmıştım ya haset bölümünde hani itici bir güçtür bu bazıları için demiştim ya sanırım öyle bir şey.
Bazı araştırmacılarda FOMO'nun genellikle hem ruh hali hem de yaşam memnuniyetimizi olumsuz etkilediğini söylüyor.
Ben aynen öyle düşünüyorum.
Psikolog Edward Dacey ve Richard Ryan bu konuda çalışıyorlar.
Öz belirlenim self-determination teorisi üzerine kendi kaderini tayin etmek ve bu konuya şöyle bir açıklama getiriyorlar.
Herkesin özelliğe, yeterli zekaya, becerilere ve başkalarıyla bağlantı kurmaya ihtiyacı var.
İnsanların temel psikolojik ihtiyaçları karşılanmadığı durumlarda FOMO sendromu yaşanabiliyor diye bir açıklık getirmişler bu konuya.
Dan Herman pazarlama stratejisti kendisi ve 90'larda tüketici eğilimlerini analiz ediyor ve çok çarpıcı bir şey gözlemliyor.
Alışveriş yapanların tüm olasılıkları tüketme hırsı ve bir şeyleri kaçırma korkusunu nasıl geliştirdiğini söylüyor.
Bir başka araştırmacı.
Patrick McGinnis ki FOMO'yu tanımlayan kişi diyor ki kişi hayatını daha iyi hale getireceğini düşündüğü bir şeyi istiyor diyor.
Bu da düşündürdü beni. Yani bütün bunların sebebi bu olabilir mi acaba dedim.
Ama kontrolsüz bir ego.
Kişilik sorunları ve büyük güvensizlikleri olanlar ve hayatından tatmin olmayanlar FOMO'ya daha yatkınmış arkadaşlar.
Klinik psikolog Tracy Zinanski de diyor ki kişi hayatından memnun olmadığı zaman hayatını umursamazca daha tatmin edici hale getirmenin yollarını aradığı için FOMO
riskiyle karşı karşıya kalır diyor.
Yani yaşam memnuniyetiniz ne durumda arkadaşlar?
Bu önemli bir detay FOMO için.
Sinir bilimci David Robin'e göre ise her türlü rahatsız durumdan dikkat, kaçınmak ve anında tatmin aramak aslında FOMO'nun sebebi bu.
Sinir bilimci David Robin söylüyor.
Dikkatimizi dağıtıp kendimizi hissizleştirmek istiyormuşuz çünkü.
Özellikle de travması olanlar bunu yapıyormuş.
Yani sosyal dışlanma yaşayanlar sosyal.
Sosyal ne ya?
Diyemedim. Sosyal dışlanma yaşayanlar duygularını bu şekilde azaltmaya çalışıyormuş.
Geçmişte kurulamayan sağlıklı ilişkilerin telafi yolunun bu olduğunu düşünüyorlarmış.
FOMO sendromu yaşayan kişiler sıkıntılı duygular hissettiği zaman stres ve limbik sistem anında devreye giriyor.
Yani amigdala ve hipotalamus aktifleşiyor.
Yoğun bir stres altında.
O yüzden de hemen sosyal medyaya oraya buraya saldırıyor.
Gelelim FOMO'nun nedenlerine.
Şimdi toplum içinde yaşıyoruz ve kendimizi dışlanmış hissetmek gerçekten çok acı verici bir şey.
Beynimizin dışlanma durumu yaşadığımız zaman tepki veren özel bir bölümü varmış.
Arkadaşlar amigdalamız yaşamı tehdit eden bir şey olunca anında bir alarma geçiyor.
O yüzden amigdalası hassas olan bireyler dışlanmışlık ve gelişmelerden haberdar olamama durumun karşısında diğerlerine göre daha tepkisel davranabiliyorlarmış.
Yani dışlanan kişi o stresten kurtulmak için FOMO'ya yakalanıyor.
Rekabet, rekabet ben bugün konuşamıyorum.
Rekabet hissenin yoğun olması da bir etken arkadaşlar.
Yani böyle insanlar hep böyle daha fazlasını ister ya.
Rekabet hisse olanlar hatta bütçesini aşsa bile bunu ister bazıları.
Gider kredi çeker ama yine de o şovunu yapar.
Gider o en pahalı çantayı alır, ayakkabıyı alır.
Çünkü neden? Hayatıyla mutlu değil, memnun değil ki.
Yani mutlu olacağını zannediyor aldığı şeylerle.
Birileri şov yapıyor, birileri de o şovları kaçırıyor.
Takipte kalıyor çift taraflı FOMO.
Bir TED konuşması izlemiştim arkadaşlar.
Hangisi hatırlamıyorum şu an. Konuşmacı şöyle bir soru sormuştu dinleyicilerine.
Sizi muhteşem bir tatile bedava yollayacaklar.
Her şey onlardan. Bir hafta çılgınca eğleneceksiniz.
İşte Miami'ye falan gideceksiniz.
Kim ister dedi. Tabii ki herkes isteriz diye el kaldırdı.
Sonra tek bir şart var dedi.
Bu tatilden asla...
Hiç kimseye bahsetmeyeceksiniz ve tek bir kare bile Instagram'da işte sosyal medyada fotoğraf paylaşmayacaksınız dedi.
Peki şimdi kim ister diye sordu.
Tüm parmaklar otomatikman indi.
Birkaç kişi hariç yani o kadar kişi kaldı.
Düşündürücü ya yani illa birileri görsün istiyoruz.
Kendimiz için yaşadığımıza emin miyiz arkadaşlar?
Ve bunu sadece gençler yapmıyor öyle düşünülüyor olsa bile.
Yaşlılar da Facebook'tan çıkmıyorlar işte orada da ayrı bir rekabet ortamı var.
Laf sokma rekabeti.
Kim daha iyi laf sokacak?
Gelişmeleri kaçırma korkusunun nedenlerine gelelim.
Merak duygumuz.
Ait hissetme ihtiyacımız, rekabet, gösterişte bulunma hissi, iletişim kültürünün değişmesi, gerçek hayatta elde edemediği hislere ulaşma arzusu ve eksik kalma hissi
gibi birçok sebebi var FOMO'nun.
Ve tabii iletişim kültürümüzün değişmesi.
En başta dediğim gibi sosyal medya aracılığıyla bir iletişime evrildik artık.
Hani piramit adam Maslow, onun ihtiyaçları hiyerarşisine göre açıklarsak bu durumu.
En temel ihtiyacımız ne?
İşte yemek, su, uyku, barınma değil mi?
Bunlar fizyolojik ihtiyaçlar.
İkinci sırada ne var? Güvenlik ihtiyacımız.
Üçüncü sırada sevgi görme, ait olma, arkadaş, eş gibi ihtiyaçlarımız, sosyal ihtiyaçlarımız.
Dördüncü sırada ise saygınlık ihtiyacı var.
Ve son olarak piramidin en son basamağı nedir?
Kendini gerçekleştirme.
En çok ihtiyaç duyulan hedef bütün bilinci meşgul ediyor arkadaşlar ve ona ulaşana kadar organizmayı bütün kapasitesini kullanması için organize etme eğilimine itiyor.
Bu ihtiyaç giderilince yerini bir sonraki basamağa hedefe bırakıyor ve orada da tatmin olduğumuzda bir sonraki basamağa geçiyoruz.
İhtiyaçlar artık bir motivasyon kaynağı olmaktan çıkıyor ulaştıkça.
İlk iki basamaktaki o ihtiyaçlarını giderebilen bireyler 3.
basamaktadır. Artık FOMO'ya yakalanabiliyorlar.
Yani üçüncü basamak neydi? Sosyalleşme ihtiyacı.
Ve bu ihtiyacın artışı sosyal medyanın etkisiyle FOMO'ya neden olabiliyor.
O yüzden sadece FOMO sosyal medyada değil ama o şok tetikliyor.
Ve dördüncüde de belki bir tık FOMO olabilir.
Çünkü orada da saygınlık var, öz saygı var, öz güven var ya dördüncü basamakta.
Orada da FOMO'ya yakalanma ihtimaliniz var.
Çünkü sosyal medya üzerinden bir saygı kazanma, bir öz güven kazanma.
Kazanma durumu olursa orada da yakalanabiliyoruz ama 5.
basamağa gelebilenler için yani insanı kamil diyorum ben onlara artık kendini gerçekleştirebilen insanlar o aşamada olanlar için bu artık önemli bir mevzu değil.
O yüzden FOMO daha çok temel psikolojik ihtiyaçları tam olarak karşılanmamış ve kendilerini yeterli ve bağımsız göremeyen kişiler arasında daha yaygın.
Peki Merve ben şu an çok korktum.
Acaba FOMO var mı?
Belirtileri neler? Bir kere yeni nesilde daha sık görülüyor onu söyleyeyim.
Yani Y ve Z kuşağında özellikle hatta 13-33 yaş arası daha çok görülüyor.
Düzenli olarak akıllı telefonunuzu kontrol ediyorsanız hiçbir sebep yokken bile Bunu yapıyorsanız, hayalet titreşim sendromu.
Bunu yapıyorsanız bir düşünün.
Çünkü araştırmalar FOMOS'u yüksek olanların daha çok akıllı telefon kullandığını gösteriyor.
Sürekli olumsuz bir ruh hali içerisindeyseniz, yaşam doyumum eksik diyorsanız ve bunu hissediyorsanız, telefonunuzun şarjı biterse diye aşırı korkuyorsanız ve bunun için bütün önlemleri alıyorsanız,
yanınızda full böyle şarj aletiyle geziyormuşsunuz.
Kaç farklı sosyal medya hesabınız var?
Bazılarının 7'den fazlaymış mesela.
Onların daha yatkın olduğu düşünülüyor FOMO'ya.
Yatağa uyumak için girip telefonunuzla mı oynuyorsunuz saatlerce?
Sabah uyandığınız an ilk...
İşiniz sosyal medyaya bakmak mı?
Günlük sosyal medya kullanım süreniz ne?
Bunu görebiliyorsunuz telefonunuzdan.
Bazılarının 7 saat üstü yani direkt FOMO.
Sosyal medyada gördüğünüz her aktiviteye böyle balıklama atlamak gibi bir isteğiniz var mı?
Sürekli sosyal medyada mısınız?
Birileriyle mi yazışıyorsunuz?
Sürekli bir şeyler yapıyor musunuz orada?
Ya da paylaşım yapıp acaba kaç like alacağım diye bir beklentiniz var mı?
Üzülüyor musunuz istediğiniz like alamayınca?
Sosyal medyadakilerin yaşantılarına bakarak kendinizi eksik ve yetersiz hissettiğiniz oluyor mu?
Kalabalık güzel bir ortamda bile gözünüz telefonunuzda mı?
Çılgınca eğlendiğiniz bir yerde bile bir taraftan sosyal medyada mısınız?
Trafikte bile o telefona bakıyor musunuz?
Davet edildiğiniz hiçbir etkinliği asla kaçırmak istemiyor musunuz?
Hani o gün çok önemli bir işiniz olsa bile dedim ya önceliğiniz o davete gitmek mi olur?
Ekonomik durumunuzun yetmeyeceği şeyleri kendinize aşırı...
Aşırı zorlayarak alır mısınız?
Hatta alıp şovunu yapar mısınız?
Tatildeyken bile sürekli sosyal medyada mısınız?
Hatta sırf paylaşım yapmak için tatile gidenler var ya.
Hani amaç denize girmek falan değil.
İnstagram'a böyle güzel fotoğraf koyabilmek, like alabilmek.
Kitabını bile okumayıp sırf böyle kahvenin yanına dekor yapanlar var ya.
Peki bu nalet olası FOMO ile nasıl baş edeceğiz?
Önce şunu bilelim. Biz bunu neden yapıyoruz?
Çünkü FOMO'yu kazıdığımız zaman altından...
üzüntümüz çıkıyor arkadaşlar hayattan memnun değiliz dedim ya yani beni mutlu eden şeyler Gerçek hayatta neler?
Bunu bir soralım kendimize.
Sanal dünya demiyorum. Gerçekte seni mutlu eden şeyi soruyorum.
Çünkü azıcık kafamı dağıtayım diye girdiğimiz o sosyal medyadan daha kötü bir ruh haliyle ayrılabiliyoruz.
Ve zannediyoruz ki herkes mutlu.
Ay ne kadar müthiş aşklar yaşanıyor.
Ben de bu dünyanın kahrını çekiyorum.
Öyle bir şey yok ya. Gerçek hayata dönmemiz lazım.
Etrafınıza bakın. Gerçek insanlara bakın.
Arkadaşınıza, komşunuza.
Eşinize, akrabanıza.
Gerçekte kim o kadar mutlu soruyorum size.
Gerçekten var mı öyle bir insan?
Sosyal medyada gördüğüm kadar mutlu birini tanıyorum gerçek hayatta.
Çok azdır ya. Adamla kadın boşanmak üzere arkadaşlar ama Instagram'larına bakıyorsunuz zannedersiniz ki daha dün tanışmışlar.
Öyle bir aşk yani böyle bir aşk görülmemiş dünyada.
Veya işte ünlü annelere bakıp bakıp acaba ben kötü bir anne miyim diye düşünüyorsanız lütfen bunu yapmayın.
Bir arkadaşım vardı ünlü bir anneyi takip ediyordu sosyal medyada.
medyada. Resmen bunalıma girdi ya hani ben yetersiz bir annemiyim diye.
Kadın hayatımda asla duymadığım şeyleri yediriyordu çocuğuna.
Mesela Ruşeym diye bir şey. Ay hala bunun geyini yaparız.
Ruşeym nedir ya? Duydum ben bunu.
Abi bizi pirinç umuyla büyüttüler ya.
Biz çocuk değil miydik soruyorum size.
Ya da işte kadın yeni doğum yapmış.
Instagram'da başka yeni doğum yapmış bir anneyi görüyor ve kendini kıyaslıyor.
Bedenini aşağılıyor. Bunlar çok üzücü şeyler ya.
Lütfen kendimize gelelim.
Gerçek hayatımıza dönelim.
Biz onlar değiliz.
Onlar da biz değil. Hepimiz biriciyiz ya.
Bunun bir farkına varmamız gerekmiyor mu?
Herkesin ayrı ayrı şansı var.
Bu hayatta ayrı meziyetlerimiz var.
Mesela işte güzellik.
Marilyn Monroe o kadar çok özenen kadın vardı ki vakti zamanında ona.
Ama kim onun gibi bir hayat ister ki?
Podcastı var kanalımda.
Ben Anna Nicole Smith'i de çok beğenirim.
Hatta geçen Netflix'te belgeseli vardı izledim.
Gelmiş geçmiş en güzel kadınlardan.
İzleyin bakalım kıskanacak mısınız?
Fomunuz tutacak mı? Peki ne yapabiliriz?
Kendinizi tanıyın diyor uzmanlar.
Kendi ilgi alanlarınıza yönelin diyorlar.
İnsanları bırakın kendi hayatınıza odaklanın diyorlar.
Mutsuz hissedeceğiniz durumlarda kıyastan kaçının diyorlar.
Ve herkesin insan olduğunu.
Onların da mutlu ve mutsuz zamanların olabileceğini hatırlatın lütfen kendinize.
Teknoloji bizi değil, biz onu kullanalım.
Yani hayatımıza hükmetmesine izin vermememiz lazım.
Buna ayrı bir podcast gelecek. Günlük tutun demiş bir uzman.
Bu da benim hoşuma gitti. Her gün sahip olduğunuz için minnet duyduğunuz 3 şeyi yazmanızı istemişler.
Ki zaten yazı yazmak bile bizi sosyal mecralardan uzaklaştırıyor.
Ruhumuza iyi geliyor. Ama odaklanmak lazım.
Şu ana odaklanmamız lazım.
Hayatımızdaki gerçek insanlara, iyi ki var ya dediğiniz insanlara odaklanmak lazım.
Onlarla mutlu anlar, anılar biriktirmek lazım.
Parayla satın alınamayacak mutluluklar.
Bugün yolda giderken böyle bir manamın önünden geçiyordum.
Çok güzel meyveleri vardı. Alırken bile aşırı mutlu oldum.
Sonra aklıma o anda saçma bir şekilde Michael Jackson geldi.
Orada da aklıma gelmezsin be kardeşim.
Çünkü neden? Hayattaki en büyük hayali.
Bir markette alışveriş yapmak Michael Jackson'ın en büyük hayali.
Dünya starı ya. Çünkü tanınmak istemiyor ama dünyanın neresine giderse gitsin tanınacak bir star.
Asla özgür değil. Düşünsenize ya dünya kadar paranız var ama o markete girip, o sıradan markete girip gönlünüzce böyle sebze, meyve seçme gibi bir lüksünüz yok.
Çok kötü be yani herhangi bir mağazaya girip sıradan bir vatandaş gibi gezemiyorsunuz.
Yolda yürüyemiyorsunuz. Sizden normal hayatınızda bile o sahnedeki haliniz tipiniz kılığınız bekleniyor.
O olmayınca zorbalığa maruz kalabiliyorsunuz.
Asla özgür değilsiniz ve yaşadığı dönemde hala da.
Ona çok özenen insanlar var.
En çok özenilen sanatçılardan biri.
Ya muhtemelen işte Michael Jackson yaşasaydı sosyal medyası olsaydı işte insanlar ona bakıp bakıp böyle FOMO'ya yakalanacaklardı yine.
Ama bakın gerçek hayattaki Michael Jackson bu.
Yaşadığı şey bu. İster misiniz böyle bir hayat?
Onun ödediği bir bedel var orada işte.
İnsanlar bunu görmüyor. Bunu göz ardı ettiğimiz için bence FOMO'ya yakalanıyoruz biraz da.
Aslında minnet duyacak o kadar çok şeyimiz var ki düşündüğümüz zaman.
FOMO'nun ilacı yüz yüze iletişim arkadaşlar.
Mümkünse yüz yüze iletişim kurmaya çalışalım ve teletabilerden uzak durmaya çalışalım.
Sosyal medyanın sadece adı sosyal ama bağımlıları...
Eğer siz de FOMO sahibiyseniz bunun nedenini bir kendinize sorun.
Bende acaba onaylanma ihtiyacı mı var?
Ait olmak mı istiyorum?
Ne var yani bunun altında yatan psikolojik sebep ne?
Bunu zaten en iyi siz bilirsiniz.
Duygusal ve psikolojik bir durum mu?
Bunu çözmeye çalışalım. Ben genelde arkadaşımın attığı böyle komik rüyasıları yazıları falan okumaya girdiğimi fark ettim.
Hatta o Instagram'dan çıktı bir ara kapattı.
Girmemeye başladım o gittikten sonra.
Benim aslında ihtiyacım olan şeyi çözdüm.
Gülmeye ve eğlenmeye ihtiyacım var.
Hani diyorum ya kant gibi yaşamaktan sıkıldım.
Çünkü bazen çalışırken çok darlanıyorum ya.
Ama böyle uzun zamandır pomodoro yapıyorum arkadaşlar.
Söylemiştim sanırım bunu. Sadece o aralarda falan bakıyorum.
Ve son olarak Türkiye dünyada en çok sosyal medyayı aktif kullanan ülkelerin başında geliyor.
Yani bu demek oluyor ki FOMO bizde çok sık görülüyor.
Hepinize FOMO'suz günler diliyorum arkadaşlar.
Odea'nın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Sizde birikimlerinizi en iyi şekilde değerlendirmek için açıklamalara bırakmış olduğum linkten Odea uygulamasını inceleyebilirsiniz.
Beni instagramda takip etmek isteyenler için de adresim aşağıda açıklamalarda olacak.
Kendinize iyi bakın haftaya tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
