
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, ortamda satılacak bilgiye hoş geldiniz.
Ben Merve. Haftada bir veya iki gün ilgimi çeken konularda, okuduğum kitaplarda, belgesellerle, farklı konularda sesimle birlikte sizinle olmayı planlıyorum.
Bugün size sosyal medya kullanan çoğu kişinin içine hapsi olduğu bir durumdan bahsedeceğim.
Hatta bir balondan bahsedeceğim.
Filter Bubble. İsmi çok tatlı, farkındayım ama duyacaklarınız hiç hoşunuza gitmeyebilir.
Nedir bu Filter Bubble?
Yani filtre balonu. Şu arkadaşlar.
kendinizi devasa bir balonun içerisinde hayal edin ve bu balonun içerisinde size çok benzeyen insanlar olsun.
İşte aynı gelir düzeyine sahip, aynı siyasi görüşlere sahip, izlemeyi en çok sevdiğiniz türde filmler, en sevdiğiniz size tarzı benzeyen işte kızlar, erkekler.
Yani sizi mutlu edecek ve bu balondan çıkmanızı asla gerektirmeyecek ve hatta istemeyeceksiniz büyük ihtimalle.
Böyle şeylerle dolu bir yer olduğunu düşünün, bir balon olduğunu düşünün.
Bu biraz şuna benziyor.
Hani bir kurbağa deneyi vardı ya kurbağayı soğuk su dolu bir kabın içine koyuyorlar.
Sonra alttan yavaş yavaş sıcaklığını arttır arttır ısıtmaya başlıyorlar.
Ve kurbağa bunu hiç fark etmiyor.
En son su kaynıyor kaynıyor ve kurbağa haşlanarak ölüyor.
Hatırlarsanız bu deneyi ya da bir ıssız adam repliği gelebilir aklınıza burada.
Böyle karda donmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor ama sen öldüğünün farkında değilsin diyordu Ada hatırlıyorsanız.
Neyse Ada ben ayrılmak istiyorum deyip konuya devam edelim.
İşte bu anlattığım balon bu dev sosyal medya şirketlerinin nedir bu sosyal medya şirketleri?
Google, Instagram, YouTube, Twitter.
Bunlar algoritma sistemiyle çalışıyor biliyorsunuz ki ve bunların asıl amacı buraları sizi hapsetmeyi amaçlıyorlar.
Ve bu sisteme dahil olduğunuz zaman yani bu arada aktif kullandığınız bir sosyal medya hesabınız varsa Zaten yeterli bunun için.
Sonunda ne oluyor? Sizinle aynı görüşten, aynı türden insanlarla bir sanal dünyanın içerisinde hapsoluyorsunuz.
Aslında orası sizin dediğim gibi konfor alanınız ve çıkmak da istemeyeceksiniz.
Ama ne oluyor diyeceksiniz ki sorun nerede?
Burada bir problem var mı?
Evet var. Çünkü artık eleştirel düşünemiyorsunuz.
Bakış açınızı genişletemiyorsunuz.
Yani böyle bir şey hakkında düşündüğünüz tutum ve tavır asla değişmiyor.
sorgulama yetinizi kaybetmeye başlıyorsunuz yani önünüze ne gelirse doğru kabul ediyorsunuz çünkü aynı görüşten olduğunuz için ya okey ya tamam deyip böyle her şeyi kabul ediyorsunuz sorgulama yetisi bitmiş toplumsal refleksiniz yavaş
yavaş kaybolmaya başlıyor ve etrafınıza karşı kutuplaşmaya başlıyorsunuz ama tabi farkında değilsiniz ama ben burada çok rahatım ya bu baloncuğun içinde kalacağım diyorsanız devam edin bu arada internetin
bu sınırsız olanaklar sınırsız özgürlükler sağlayacağına böyle biz Sizi bütün dünyayla kucaklaştıracağını, birleştireceğini düşünen optimist arkadaşlar da şok içerisinde eminim şu an.
Çünkü olay şu ki sizi bu algoritmalar sayesinde sistem sizi tanımlıyor.
Biraz Black Mirror gibi oldu farkındayım.
Ve sizin nelerden hoşlandığınızı en yakın arkadaşınızdan, annenizden, babanızdan bile iyi tanıyan bir sistemden bahsediyoruz.
Ve bu sistemle karşı karşıyayız.
Sistem sizi ne kadar bu balonun içinde tutarsa o kadar para kazanacak.
Yani o kadar size reklam gösterebilecek, bir şeyler satabilecek.
Evet her şey kapitalizm için arkadaşlar.
Hani bir adam vardı ya işte sokak röportajlarında hard kapitalizm reis diyordu adam.
Aynı o hesap yani. Bu arada ben algoritma demişken...
Mesela Ekrem İmamoğlu gibi böyle herkese kucak açan bir ideolojideyseniz algoritmalar baya şaşabiliyor.
Çünkü ona ne göstereceğini şaşırabilir algoritmalar.
Çünkü dediğim gibi herkese kucak açıyor kendisi.
Ya da mesela Joseph Fouche.
Joseph Fouche yaşasaydı onun algoritması nasıl olurdu onu da merak ediyorum.
Joseph Fouche biliyorsunuz insanlık tarihinin gördüğü en ünlü dönek.
Hatta önce rahip oluyor sonra devrimci oluyor sonra devrime ihanet ediyor.
Sonra Napolyon'un istihbarat bakanı oluyor.
En son abisinin boynunu vurdurduğu kralın sanırım bakanı oluyordu.
Ve bu adama da algoritma işlemez herhalde düşünüyorum.
Joseph Fouche yaşasaydı hiçbir şekilde algoritmalar işlemezdi diye düşünüyorum.
Bir de şu açıdan bakalım olaya.
Şimdi bir düşünün her şeyinizin aynı olduğu biriyle ne kadar ileri gidebilirsiniz?
Çünkü kendi toz pembe dünyanızda hep siz haklısınız ve sürekli sizi onaylayan birileri olacak.
Hiç eleştirilmeyeceksiniz.
Yani bu sürekli şu Z kuşağının dediği gibi okey boomer modunda yani aslında bu konformistler için mükemmel bir şey bu ayrı.
Ama bir süre sonra kendinizden asla bir adım ileri gidemediğinizi fark edeceksiniz.
Bence şöyle fitre balonuna böyle müsait bir yapıya sahip misiniz değil misiniz?
Bunu aslında kendi etrafınıza bakarak deneyin.
Anlayabilirsiniz.
Mesela arkadaşlarınızın hepsi size benziyor mu?
Ya da işte mesela taban taban azızda olduğunuz arkadaşlarınız var mı?
Ya da taban taban azızda olduğunuz kişilerle nasıl bir münasebet içerisindesiniz?
Ay ben onunla konuşmam, ben onunla görüşmem diyen bir tip misiniz?
Ya da işte siyasi görüşü, dini görüşü sizden tamamen farklı birine karşı bakış açınız nasıl olurdu?
Ya da başkalarının görüşlerine karşı dediğim gibi ön yargılı mısınız?
Eğer sizden farklı kişilerle böyle donatılmış bir sosyal çevreniz varsa zaten bu tuzaklara düşmeyeceksiniz kolay.
kolay. Çünkü algoritma dediğimiz şey buna çok müsait değil.
Bu arada küçük bir deney yapmak isterseniz şöyle bir şey yapabilirsiniz.
Mesela bir arkadaşınızla buluştunuz diyelim.
Yani gerçekten arkadaşla buluşmak bile şu an benim için bu lafı söylemek bile o kadar güzel ki koronadan dolayı.
Bir arkadaşınızla buluştunuz ve telefonlarınızdan böyle ayrı ayrı aynı konuyu google'layın.
Mesela işte gezi olayı yazın.
İkinizde gezi olayları yazın ve ekranlarınıza bakın.
Google size aynı şeyleri mi gösterecek yoksa farklı şeyleri mi gösterecek?
Bir deneyin bakalım. Yani adamlar sizin neyi görüp neyi görmeyeceğinize bile karar verebilecek bir sistem kurmuşlar.
Mesela ben Hitler'den her insan kadar nefret eden bir insanım ve karşıma sürekli o memenetsiz sıfata çıksa ne yapacağım?
O telefonu bir daha elime almam.
Ama işte sistem ne yapıyor?
Merve bunu beğenebileceğini düşündüm falan deyip böyle nokta atışı görselleri benim karşıma getiriyor ve benim o sistemden çıkmamamı sağlıyor.
Ya da bir şeyler satın almama yarıyor kendi kendine yani.
Şöyle bir örnek verebilirim.
Mesela kendimle ilgili bir filtre balonundan bahsedeceğim.
Ben TED konuşmalarını izlemeyi çok seviyorum.
Ve bu konuşmalardan birinde Armağan Çağlayan'ı gördüm geçenlerde.
Ve kendi kendime dedim ki vay be dedim yani bir popstar jürisini de ağırlayacak kadar düştü demek TED dedim.
Bir daha izlemeyeceğim ya falan böyle kendi kendime triplere giriyorum.
Sonra dedim dur ya bir izleyeyim dedim.
Merak ettim hani ne söylemiş olabilir ki falan diyorum.
Çünkü kafamda şöyle bir Armağan Çağlayan var.
Popstar'daki işte Sivri. dilli jüri.
Bu kadar yani. Başka bir şey yok.
Ama bir açtım. Konuşma bitti.
Ben böyle ağzım açık izledim zaten.
Sonra Armağan Çağlayan'la bu konuşan adamın alakası yok.
Ve ben hani bu adamcağız pop starda dediğim gibi pop stardaki bir jüri zannediyorum sadece.
Ve küçük bir adam da orada yani.
Halbuki adam doktora yapmış bir avukatmış ve yani mükemmel bir konuşma yaptı dinlerseniz.
Ben beğendim yani. İşte benim filtre balonumu patladığı an o andı.
Sonra Arman Çağlayan YouTube'da Gör Beni diye bir program yapmaya başladı.
Neyse o dediğim gibi Arman Çağlayan'a karşı ön yargımı yıktıktan sonra dedim ki izleyeyim ya programlarını dedim.
Hani çok güzel konuklar alıyor.
Çok farklı görüşlerden konuklar alıyor bu arada.
Geçenlerde de İbrahim Kalın'ı davet etmiş programına.
ve asla siyasi görüşümün uymadığı bir insan diye hani hiç izlemeyi düşünmemiştim biliyorsunuz Erdoğan'ın danışmanı ve neyse izledikçe izliyorum bir baktım böyle program akmamış gitmiş ve ben böyle yine
şok içindeyim resmen kendimden utandım yani çünkü adam çok güzel konuşuyor acayip çok yönlü birisi ve akademisyen bürokrat diplomat ve müzikle arası çok iyi.
Bu arada klipleri falan varmış.
Hiç bilmiyordum. Dedim ki ne kadar dolu bir insanmış.
Yani onu dinleyerek belki hayatıma bir şey kattım ama bir şey eksilmedi.
Yani bir şey gitmedi benden.
Sadece önyargımı yıkmış oldum.
Anlatabiliyor muyum? Yine görüşüm değişmedi.
O ayrı bir şey ama sadece o insana karşı olan önyargımı yıkmış oldu.
O video benim. Sonra mesela işte Cemal Enginyurt katılmıştı.
Arman Çağlayan'a. Dedim ki onu da izleyeyim ya falan dedim.
Yine siyasi görüşümün uymadığı bir adam MHP'li.
ordulu bir milletvekili biliyorsunuzdur zaten ama sanırım artık değil bu arada kendisinin böyle tanrı dağlarında yaptığı bir kurt uluması vardı yani bunu aşamıyorum arkadaşlar kusura bakmayın yani onu hatırlıyorum
sürekli neyse videoda da çok farklı bir şey ummadım hani neyse açtım adam çok eğlenceli böyle komik bir adam yani sonra sadece şu dediği beni o kadar çok etkiledi ki o koca videonun içinden bunu aldım
yani kendim böyle screenshot yaptım resmen onu hayatım için diyor ki ben diyor sağcıyım zaten biliyoruz bunu hani sağ kökenliyim ama Das Kapital'i
de okudum diyor yani bugün hangi solcu Das Kapital'i okumuştur yani komünist komünizmi savunan ya da işte solculukla çok işte haşır neşir olan ya da Karl Marx'ı çok iyi bilen kim okumuştur
hani sadece biliyorlar gibi bir şey yani okuyanlarına ben çok saygı duyuyorum gerçekten ama adam Beni çok şok etti yani sadece bir adamın Das Kapital'i okuması beni çok şaşırttı ve sonra
Armağan Çağlayan dedik ki neden okudunuz o kitabı ne alaka gibi bir şey soruyor.
O da şey demişti işte ben neye karşı olduğumu bilmek istiyorum yani neye karşı savaş veriyorum bunu iyi tanımam gerekiyor.
Neyle uğraştığımı iyi bilmem gerekiyor neyle kavga ettiğimi.
Bu gerçekten çok önemli bir şey arkadaşlar yani yine bir filtre balonumu patladığı an olandı.
değerli bir bilgi bence.
Bunu aklınızda tutun ve siz de hayatınıza yapın.
Yani hayatınızda böyle şeyler yapın.
Yine garip bir aydınlanmayı geçenlerde işte geçen seneydi herhalde Nihal Hatsız'ın kitabını okurken yaşamıştım.
Böyle kendisi Turancı, Türkçü hatta ırkçı diyebileceğim Türk ırkçısı diyebileceğim bir yazar.
Hiçbir şekilde yine bana hitap eden bir şey yok.
Bu arada ben bu çok siyasi görüşüm dediğim gibi hiçbir şeye uymuyor.
CHP'de de hiçbir şey değil yani.
Sadece en iyi yöneten olsun demişimdir her zaman.
Onun da mesela Turancı bir adam.
Irkçı dediğim gibi. Ve bu arada oğlu da komünist oldu.
Armut'un dibine düşmediği istisnai durumlardan birisi diyebilirim.
Neyse onu okuyunca da böyle karşı görüşten olduğum birisini okumak gerçekten bana çok şey kazandırdı diye düşünüyorum.
Arkadaşımla uzun uzun tartıştık.
Bunu konuştuk bayağı bir.
Ve hoşuma gitti yani. Karşıt görüşten birini okumak, onu anlamak.
Benden bir şey kaybetti mi?
Benden bir şey götürmedi.
Aksine kazandırdı diyebilirim.
Ve hatta geçenlerde bir arkadaşım bir kitap okuyordu.
Rasim Özden Ören'in bir kitabıydı.
Onu okuyordu ve hiç alakası yok.
Kendisi sol görüşlü bir insan.
Dedim ki sen ne alaka?
Sadece bir adamın kitabını okuyorsun şu an.
Şaşırmıştım mesela. Bana demişti ki...
Ben onların görüşünü de öğrenmek istiyorum, merak ediyorum demişti.
Yine müthiş bir görüş bence bu.
Yine yapılabilir bir şey yani.
Yani bakın bu iş aslında Donald Trump'a seçimi bile kazandırdı benim bu anlattığım şeyler.
Hani bu o derece önemli bu algoritmalar vesaireler ki şu an WhatsApp çalkalanıyor biliyorsunuz.
Yok WhatsApp bilgilerimizi çalacak bilmem ne dediğimiz bir dönemde.
Bu filter bubble dediğimiz bu algoritmalar vesaire bunlar gerçekten çok önemli.
Dediğim gibi Donald Trump seçimi bu şekilde kazandı.
Hatta Facebook 87 milyon kişinin böyle izinsiz bir şekilde psikolojik analizini yaptırarak kişiye özel bir seçim propagandası yaptı ve kazandı adam bu şekilde.
Yani sonuç ortada.
Şunu demek istiyorum yani ne yapacaksınız bundan sonra?
Bu balondan çıkmak isteyenler için söylüyorum.
Özellikle sosyal medyada çok takılmayın arkadaşlar.
Çünkü bizi daha fazla hapsediyorlar.
Ve farklı görüşte yani hayatımıza farklı görüşlere de yer vermeliyiz hayatımızda.
En azından dinlemeliyiz onları.
Daha eleştirel düşünmeliyiz.
Ve hemen karşı fikirlere sahip olduğumuz, inandığımız kişileri bloklamayalım.
Bir dinleyelim bir ne diyor yani.
Yani şunu demek istiyorum. Yankı odalarından çıkın arkadaşlar.
Odası nedir? Hep kendi sesinizin aksini.
Kendinizi duyduğunuz bir oda.
Yani sizi geliştirecek, ileri götürecek bir durum yok.
Bu da zaten herkesin işine gelen, bu sistemde herkesin işine gelen bir insan profili.
Yani dediğim gibi buradan çıkmak için yapmanız gereken tek şey bunlar.
Ve umarım kendi kimliğinize daha fazla böyle hapsolmadığınız, daha fazla sıkışmadığınız ve zihni esaretlerinizden kurtulduğunuz günler yakındır arkadaşlar.
Görüşmek üzere en kısa zamanda.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
