
Kod: 60OSB
Cambly Kids Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/60OSBKIDS
Kod: 60OSBKIDS
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Anadili İngilizce olan deneyimli eğitmenlerle ister birebir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Cambly'e bugün başla, en büyük yatırımı geleceğine yap.
60 OSB kodu ile tam %60 indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol.
Ayrıca ilk dersin ücretsiz.
Bugün kendin için bir adım at.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün ne konuşacağız?
Faşizmi konuşalım istiyorum.
Çünkü herkesin diline pelesenk olmuş.
Hatta kavgalarda bile karşı tarafı rencide etmek için faşist diyorlar birbirlerine.
Bunun altyapısında ne var?
Gelin buna bakalım. Yalnız mevzuya da çok hızlı bir giriş yaptım.
Hiç öyle ısınma turu falan atmayı düşünmüyorum.
Başlıyorum çünkü çok uzun, çok karışık da bir konu.
Şimdi nelerden bahsedeceğiz?
Faşizm nedir? Neye karşı durur?
Faşizm deyince ilk aklımıza gelen faşist liderler tabii ki Mussolini ve Hitler bunlardan bahsedeceğiz.
Faşizmin neden ve nasıl yükseldiğini konuşacağız.
Nalet olsun sebebi neydi ki diyeceğiz hep beraber.
Faşizm ve insan psikolojisini inceleyeceğiz.
Niçe çiçeğimin bu işte gerçekten parmağı var mı?
Bundan bahsedeceğim. Darwin'in doğal seçilim teorisi ve faşizm ilişkisi nedir?
Irkçılık, nazizm, arianizm gibi konulara da girmeye çalışacağım.
O zaman kemerlerinizi bağlayın, arkanıza yaslanın, derin bir nefes alın ve uçuşa geçiyoruz.
Şimdi ilk durağımız Roma.
Hatırlarsanız... Helopatra podcastinde tarihin en büyük diktatörlerinden biri olan Roma İmparatoru Sezar'ı anlatmıştım.
Sezar'ın 23 bıçak darbesiyle sen de mi bürütüs sözleriyle sonlanan hayatından bahsettik.
Faşizm terimi de İmparatorluk Roma'sı yöneticilerinin otoritesini simgeleyen bir şeyden geliyor arkadaşlar.
Bu böyle balta ucunun dışa doğru çıkarıldığı bir sopa demeti buna fasist deniliyor.
Faşizm terimi de buradan geliyor.
Fasisten geliyor. Şimdi ne alaka ya balta, fasiz ve faşizm demiş olabilirsiniz.
Şöyle ki bu bronz balta o dönem romasının bayrağı gibi öyle düşünün.
Ve sembolik anlamda da şu demek.
Güç ve yargı birlikten kuvvet doğar anlamlarına geliyor bronz balta.
Ve ucunda bir sopa demeti var demiştim.
Orayı da açıklayacağım az sonra. Şimdi Mussolini saykosunun...
Faşist partisinin bayrağını hatırlamanızı istiyorum.
İşte aynı balta orada da vardı ve partinin sloganı neydi?
İnan, itaat et ve savaş.
İşte faşizmi tanımlayan temada zaten birlikten doğan güçtür arkadaşlar.
Ve Roma baltası fasisin sapında da bir demet sopa vardır.
Ama yan kısmına baktığınız zaman baltanın keskin ucunu baya görürsünüz.
İşte bu baltanın anlamı şudur.
Birlikten doğan güç.
Tek güç. İtaat edilen adamın gücüdür o güç de.
O yüzden kötüdür.
Hani birlikten doğan güç tabii ki güzeldir ama itaat edilen adamın gücüne dönüştüğünde bambaşka bir şey olur.
Faşizmde bireysel kimlik diye bir şey yoktur abi.
Yani sen bir gruba aitsindir.
Neden bir gruba aitsindir?
Çünkü faşist ideal bunu ister.
Yeni bir insan ideali vardır bunların.
Nasıl bir yeni insan modeli Merve bu?
Şöyle şimdi birine faşist derken tekrar düşünün.
Çünkü bu özellikleri cidden bünyesinde...
barındırıyor mu? Kendini feda etmeye hazır.
Hayatını milletinin veya ırkının görkemini adamış.
Üstün lidere sorgusuz sualsiz biat eden, itaat eden, sadece ve sadece kendi düşüncelerinin doğruluğuna inanan ve karşısındakine sürekli baskı uygulayan insan modeli arkadaşlar bu.
Bir de faşizm Fransız devriminin değerlerine ve tabii dolayısıyla onu benimseyen batılı siyasi düşünceye de bir başkaldırıdır.
Nedir o değerler bir hatırlayacak olursak?
Akılcılık, ilerleme, özgürlük, eşitlik değil mi Fransız devrimi?
Bunları alır yerine ne koyar peki?
Mücadele koyar, liderlik koyar, iktidar koyar, kahramanlık koyar, savaş koyar.
Hatta İtalyan faşistlerinin bir sloganı vardır hatırlarsanız.
1789 ölüdür derler.
Ve Fransız devrimi işte düzense, otoriteyse, adaletse İtalyan faşizmi inan der, itaat et der, savaş der.
Ve faşizmi gördüğünüz gibi...
anti niteliği var.
Yani akılcılık karşıtı, liberal karşıtı, muhafazakar karşıtı, kapitalist karşıtı, burjuva karşıtı, hatta komünist karşıtı.
En önemlisi hatta kapitalizm ve komünizm karşıtı.
Onlara gireceğiz az sonra. Şimdi burada bir parantez açmak istiyorum.
Burası çok önemli. Burası çok önemli.
İtalyan faşizmiyle Alman faşizmini ayırt etmemiz gerekiyor.
Yani faşizm deyince bu ayrımı kesinlikle bilmeliyiz.
Çünkü İtalyan faşizminin Totaliter devlete mutlak bir sadakati söz konusu yani böyle uçlarda bir devletçilik anlayışı vardır İtalyan faşizminde.
Alman faşizminde ne var ya da nazizm diyelim?
Aryan halklarının işte üstün ırk olarak görülmesi ve antisemitizm gibi bir temeli var.
Peki faşizm ne zaman ortaya çıktı?
Şimdi 19. yüzyıla baktığımız zaman liberalizm, sosyalizm bunları görüyoruz.
20. yüzyılda da artık faşizmi görüyoruz.
Hatta iki dünya savaşının arasında diyebiliriz bir tarih vermemiz gerekiyorsa.
Şimdi İtalya'da 1919'da Mussolini faşist partinin lideri oluyor arkadaşlar.
Sonra kendini başbakan yapıyor.
Sonra da tek partili faşist devletini kuruyor.
Ne kadar enteresan. Naziler de tabii benzer bir yol izliyorlar.
Onlar da 1919'da Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi'ni kuruyorlar.
Hitler eşliğinde tabii ki.
1933'de de Hitler Alman şansölyesi oluyor.
Sonra da gelsin diktatörlük, benzer işler.
Peki faşizm?
Nasıl oldu da bu kadar yükselmeyi başardı?
Şöyle ki Avrupa'nın pek çok yerinde demokratik yönetime geçildi ama öyle zart diye demokratik yönetime geçince eskiye ait bir takım değerler yani aristokratik değerler silinip gitmiyor.
Tabii ki bir şekilde devam edecek ve herkes çıkarını kolluyor.
Yani demokratik sanılan yönetimler ekonomik ve siyasi krizler karşısında çok zayıf ve çok istikrarsız.
Halk da bundan etkileniyor.
Bir kahraman çıksa da bir lider çıksa da bizi bu durumdan kurtarsa.
Atamız ne güzel demiş değil mi?
Şayet bir gün çaresiz kalırsanız bir kurtarıcı beklemeyin.
Kurtarıcı kendiniz olun.
Yani birinci sebep gördüğünüz gibi demokratik yönetimlerin ekonomideki istikrarsızlığı ve bir kahraman arayışı.
İkinci sebebe baktığımız zaman sanayileşme tabii ki.
Çünkü sanayileşme orta ve alt sınıfı büyük tehdit ediyor.
Yani esnaf, küçük işletmeler, köylüler, zanatkarlar bunlar sanayileşme ile beraber çok mağdur olan bir grup.
Zaten faşist hareketlerin ilk mensuplarına baktığınız zaman alt ve orta sınıfı göreceksiniz.
En çok desteği alt kesimden almıştır faşizm ve faşizm bir yerde alt ve orta sınıfların isyanıdır ki bu da zaten faşizmin komünizm ve kapitalizme olan düşmanlığını açıklıyor.
Komünizm benle alaka diyor.
Hemen açıklayayım. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Rus devrimi dünyayı kasıp kavurdu biliyorsunuz.
Ama mal mülk sahipleri sizce bu toplumsal devrimden haz eder mi?
Ya bütün malımı mülkümü bölüşeyim ya.
Canım benim hepinize ve yetecek kadar malım var.
Sizce bunu söylemiş olabilirler mi?
Hayır. Mal mülk sahipleri bir telaşa kapılıyorlar.
Aman tanrım malımız mülkümüz gidecek lanet olsun Rus devrimine falan diye alıyor Avrupa'yı bir korku.
Ve faşist gruplar bu durumdan çok güzel faydalanıyor.
Kimlerin desteğini almış olabilir sizce?
Tabii ki Burjuvazi'nin yani Burjuvazi o kadar korkuyor ki malını kaptırmaktan komünizme.
Faşist grupları destekliyor yani iş çevresi olanlar zengin olanlar bu faşistlere adeta para yağdırıyor.
Bakın alt ve orta sınıf başka bir sebepten dolayı faşizmi destekliyor ama Burjuvazi'nin yaptığına bakın.
Yani malımız mülkümüz gitmesin aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı kaçmasın diye yağdırıyorlar yağdırıyorlar.
İşte Marksist tarihçiler de bu durumu yani faşizmi bir karşı devrim olarak görüyorlar.
Hatta Burjuvazi'nin faşist diktatörlere destek vererek iktidara tutunma girişimi olarak da yorumlamışlardı bunu.
Bence bu kısım çok önemliydi.
Geri sarın dinleyin derim. Ve yine faşizmin yükselmesi de önemli bir faktör daha.
Dünya ekonomik krizi tabii ki 1930'lar.
İşsizlik bir yandan, ekonomik başarısızlık deseniz bir yandan, siyaset deseniz aşırı uçlar aşırı uçlar.
Serlik havası hakim. Bilin bakalım bu durumdan en güzel kim faydalanır?
Tam böyle demagogların işine yarayacak ortam değil mi ama?
Bana demagoji yapma diyoruz ya bazen.
Ben severim o sözü. Yani demagoji insanların duygularını kamçılar.
Böyle onlara uç uç şeyler söyler.
Ve bu söylediği şeyler hep gerçek dışıdır.
Kendine inandırabileceği bir kitle seçer.
Laf salatası yapayım da inandırayım dediği bir kitlesi vardır.
Ve bunu yapabilenler halkın korkularına çok iyi oynar arkadaşlar.
İmkansız. vaatlerde bulunmayı çok severler.
Halkın böyle ince ince yerlerine dokunmayı bunu çok iyi bilir demagoglar ve zaten bir diğer manası da halk avcısıdır, halk avcılığıdır.
Böylelerinin avı olmamamızı diliyorum hiçbir zaman.
Bir de son olarak faşizmin yükselişine şunu da ekleyelim.
Birinci Dünya Savaşı'nın başarısızlığı ve akabinde gelişen milliyetçi gerilimler.
İşte Almanya'nın Versay Barışı'ndaki hayal kırıklığı.
Yoksul ülkelere bakın orada faşizm yükseliyor.
İtalya ve Japonya'da yükseliyor.
Yani savaş tecrübesi bunlar da böyle militan bir milliyetçilik tipi yaratıyor.
Militarist değerlerin yükseldiğini görüyoruz bu savaştan sonra.
Peki faşizm bir ideoloji mi?
Bence değil. Çünkü akılcı bir tarafı yok.
Yani tutarlı da değil. Karman çorman böyle gelişigüzel fikirleri toplamışlar.
Ortaya bir çorba çıkarmışlar.
Zaten faşistlerin derdi de dünyayı anlamlandırmak falan değil bence.
Dertleri böyle siyasi aktivizmi tahrik etmek.
Belki faşizm için böyle siyasal bir hareket demek daha doğru olabilir.
Şimdi faşizm deyince böyle ana çekirdeğini oluşturan bir takım temalar var.
Onları açmaya çalışacağım.
İşte ultramilliyetçilik diyebiliriz.
Sosyalizm diyebiliriz.
Liderlik ve seçkincilik diyebiliriz.
Elitizm, mücadele ve akılcılık karşılığı diyebiliriz.
Bunları açmak istiyorum.
Böyle tek tek açalım ki taşlar kafamızda otursun.
Şimdi akılcılık karşılığından başlamak istiyorum.
Neden aydınlanmaya karşılar?
Aydınlanma insanları akıl dışılığın, hurafelerin bir takım şeylerin karanlığından kurtarmak ister.
Ve 19. yüzyılın sonlarında baktığınız zaman düşünürler insan aklının sınırlarını öne çıkarmaya başlıyor.
Yani daha kuvvetli itkilere dikkat çekmeye başlıyorlar.
Nietzsche'de maalesef burada da evreye giriyor şu güç istenici muhabbeti faşizme yansıyor bir şekilde.
Bu arada bunu da açıklamak istiyorum yani bunun sebebi kız kardeşi Nietzsche'nin çünkü adam öldükten sonra hatta hayatının son dönemlerinde yatalaktığı Nietzsche kafası gitmişti.
Kız kardeşi Elizabeth onun eserlerini böyle kafasına göre eklemeler çıkarmalar yapıyor.
Adam orada delirmiş kadın ne yapıyor yani Elizabeth'e acayip ayar oluyor.
Luceleme ile ilişkisini de bu bozdu.
Nietzsche antisemitizmi karşıtı ama kardeşi Hitler hayranı onunla görüşüyor.
Ama ihale gördüğünüz gibi Nietzsche'ye kalmış.
Olay şöyle özetle.
Nietzsche insanların böyle güçlü duygular tarafından işte akılcı zihinden çok sahip oldukları irade ve istençle yani güç istenci dediğimiz olayla motive edilirler diyor.
İşte buradan da anarşizm, feminizm herkes nasipleniyor.
Faşizm de tabii eksik kalmıyor.
Liderlik konusundaki işte bu faşist yaklaşım özellikle Nazi Almanya'sında.
Nietzsche'nin bu üst insan dediğimiz yani doğuştan üstün niteliklerle donatılmış güçlü birey fikri var ya buradan etkileniyor.
Yani Nietzsche'nin üstüne kalma olayı da buradan çıkıyor biraz ama en tam haline böyle buyurdu Zerdüşt çok severim bu kitabını burada ulaşıyor.
Ve Nietzsche'nin bu işte üst insan dediği olay genel geçer ahlaktaki o sürü güdüsünün üstüne yükselmiş ve kendi iradesine kendi arzularına göre yaşayan bir birey olarak tasvir ediliyor değil
mi? İşte faşist liderlerin aradığı şey.
Faşist liderler kendilerini böyle anayasal olarak tanımlanmış herhangi bir liderlik anlayışıyla sınırlamak istemiyorlar.
Sadece lider olarak stilize ediyorlar kendilerini.
Burada bir parantez açıp Hitler'in ünvanını hatırlatmak isterim.
Neydi? Führer yani lider.
Tek halk, tek lider, tek imparatorluk.
Her şeyi temsil eden tek adam.
Kanunları führer yapar ve denetler.
Kimsenin onun üzerine bir yetkisi yoktur.
İşte bu yolla liderlik ne oluyor?
Doğrudan doğruya ve sadece liderin kendisinden çıkan karizmatik otoritenin bir ifadesi oluyor değil mi?
Burada şu var aslında hukuki akılcı otorite yasalardan veya kurallardan oluşan bir çerçeve içinde hareket ediyor.
Ama karizmatik otorite yani bu lider vasıflı kişi kimse potansiyel olarak bunları da sınırlandırmıyor.
Yani lider eşsiz bir biçimde doğuştan gelen yeteneklerle donatılmış olduğu için sağdan sola üstten alta önden...
arkaya donat Kulyas'a karşı Zuzula'ya karşı Zızula da Hitler oluyor.
Neden? Çünkü cin olmadan adam çarpmayı başaran tek insan değil maalesef.
Keşke öyle olsaydı. Neyse şöyle ki bu işte Naziler Almanya'da slogan atıyorlar.
Adolf Hitler Almanya'dır Almanya'da Adolf Hitler diye.
Nazilerin sloganı bu.
İtalya'da da Mussolini her zaman haklıdır diye bağıran bir kitle var.
Yani gördüğünüz gibi ana faşist artık bir dogma haline gelmiş.
Ne oluyor böylelikle? Lider ilkesi dediğimiz şey ortaya çıkıyor.
Almanca Führerprinzip yani tüm otoritenin kişisel olarak liderden kaynaklandığı ilkesi.
Bu zaten artık faşist devletin rehber ilkesi haline geliyor.
Seçimler, parlamentolar, partiler bu gibi ara kurumlar kalksın abi.
Bu hiç aracı bir kurum olmasın veya liderin iradesine karşı çıkamayacakları şekilde donatılsın.
Yani zayıflatılsın bunlar.
İşte bu mutlak liderlik ilkesi liderin ideolojik bilgelik tekerine sahip olduğu.
inancıyla destekleniyor. Ne demek istiyorum?
Şu yalnızca lider kendi halkının geleceğini temin edebilir.
Onların gerçek iradesini genel iradelerini sadece lider tanımlayabilir.
Baştaki adam kimse tek adam kimse o yapar.
Liderin rolü halkın kendi geleceğinin bilincine varmasını sağlamak.
Hareketsiz bir kitleyi harekete geçirmek.
İşte bundan dolayı faşist rejimler kendilerini geleneksel diktatörlükten ayıran işte halkı seferber ediyoruz gibi bir Özellikle sergilediklerini düşünüyorlar.
Yani geleneksel diktatörlükler ne yapıyorlar?
Kitleleri politikadan dışlamaya çalışıyorlar.
Ama totaliter diktatörlükler daha zeki.
Çünkü ne yapıyorlar? Sürekli propaganda, sürekli siyasi acıtasyon bunları yapa yapa halkı bir şekilde kendi hedefleri ve değerleri doğrultusunda devşirmeye çalışır totaliter diktatörlükler.
Bunu yaparken de miting ve halk gösterilerini çok güzel kullanırlar.
Yani başa dönecek olursam akılcılık karşıtlığı faşizmi birçok açıdan etkilemiştir.
Mesela faşizm soyut düşünceyi hor görür, eyleme tapınmayı yüceltir.
Burada entelektüelizm karşıtlığı da var tabii.
Mesela Mussolini'nin favori sloganlarından biri neydi?
Söz değil, eylem.
Eylemsizlik ölümdür.
Mussolini'nin favori sloganlarından biri budur.
Ve entelektüel yaşam değersizleştirilir, aşağılanır.
Ve faşizm, buraya lütfen dikkat, insanların ruhuna seslenir, duygularına, içgüdülerine seslenir.
Çünkü bunu yapan ideologlar, Mussolini ve Hitler, en büyük gelmiş geçmiş demagoglardan bunlar.
Bunların en büyük özelliği fikirlere karşı insanlarda çok büyük duygusal bir tepki yaratabilirler.
Kitleleri, eyleme, teşvik edebilme güçleri...
O zaman faşizm için şunu söyleyebiliriz bence, faşizm eşittir, iradenin siyasetini pratiğe aktarmaktır.
İradenin siyaseti.
Bence bu çok güzel oldu.
Oturdu yani. Bir de şu var.
Faşistler neyi desteklediklerini bilmez arkadaşlar.
Tam olarak bilmiyorlar.
Ama neye karşı olduklarını biliyorlar.
Çünkü her şeye karşılar. Akılcılığa, liberalizme, felsefeye, muhafazakarlığa, kapitalizme, burjuvaya, komünizme her şeye karşı bu adamlar.
Yani nereden baksanız nihilizme kadar varacak bu işin sonu.
Ve bazıları zaten nazizmi nihilizme dayandırıyor.
Aynı şekilde tanımlayanlar var ama şöyle bir şey var.
Faşizm yerleşik inançları reddediyor.
Sadece aydınlanmanın mirasını geri çevirmek istiyor.
Yani zamanı bir tık geri alsak fena olmaz.
Bir de faşistler ruhta devrim yaratmak isterler.
Yani hayallerinde bir kitle vardır.
O kitlede şöyledir. Dedim ya sorgulamadan biat eden, kendini kurban etme gücüsüyle hareket eden, kendi kişiliğini toplumsal bütünün içinde eritmeye hazır olan kişiler, ödev ve şeref
diye çılgınlar gibi meydanları dolduran insanlar bunları istiyorlar.
Akılcılığı ne yapsınlar soruyorum size.
Yani ortak bir geçmişin oluşturduğu içsel sadakat ve duygusal bağlar lazım onlara.
O yüzden geçmiş çok önemli arkadaşlar.
Faşistler geçmişi kullanmayı çok severler.
Geçmişin o büyük. Bir de bir nazi sloganı vardır.
Birlikten doğan güç.
Onlara bu lazım. Birlikten doğan güç lazım.
Şimdi en başta hani bir baltadan bahsettik ya.
Fasist dediğimiz balta.
Faşizm buradan geliyor dedik.
Bence şimdi taşlara oturdu.
Birlikten doğan güç dedik ya.
İşte o baltanın sapı faşist oluyor.
Aşağıda da birlikten dediğimiz o birlikten kısmı onu oluşturan o faşisti meydana getiren güç birliği oluyor diyebiliriz.
Gelelim Darwin'e.
Darwin ne? Şöyle ki Darwin türlerin kökeni teorisini ortaya attı işte doğal seçili muhabbeti falan.
O neydi hatırlat Merve?
Şöyle türlerin bazılarının yok olup giderken bazılarının da hayatta kalabilmeleri sağlayan rastgele bir başkalaşım sürecinden geçmeleri diyebiliriz.
Şu anda Cambly Kids'de yılın en büyük indirimi var.
60 OSB Kids kolu ile %60 indirimden faydalanın.
Çocuğunuza özgüvenli İngilizce konuşma becerisi hediye edin.
Darwin 19. yüzyılın sonlarında toplumsal ve siyasi düşüncede adeta çığır açıyor.
İnsanlar savaştan çıkmış ve varoluşlarını artık böyle rekabete, mücadeleye dayandırıyorlar.
Her şeyin tam zamanı yani sosyal Darwinizm.
Doğu şevresinde olan faşizmin üzerinde bayağı etkili oluyor.
Çünkü insanların ruh hali böyle ve Hitler 1944'te Alman askeri okul öğrencilerine ne diyor?
Zaferi güçlünündür ve zayıf olan bertaraf olacaktır diyor.
Dikkat yani geliyor.
gelmekte olan Darwinci düşünce faşizme iyiliği güçle ve kötülüğü de zayıflıkla eşitleyen ayırt edici bir siyasi değerler kümesi yüklüyor gördüğünüz gibi.
Daha doğrusu herkes işine geleni alıyor pastanın payından.
Şefkat, merhamet gibi değerler, sadakat, ödev, itaat bunlarla yani kendini feda etme falan bunlarla değiştiriliyor.
İktidara ve güce tapılıyor.
Zayıflık horlanıyor.
Neden? Çünkü Darwin.
Hatta zayıf ve kusurlu olduğu adleden insanlar Kurban ediliyor.
Niye? E türün varlığı için.
Yani zaten sonrasında Almanya'da nazilerin yaptıklarını biliyorsunuz.
Zihinsel ve fiziksel olarak engelli insanları önce kısırlaştırdılar sonra yetmedi.
39-41 arasında sistematik olarak haddettiler öjenik olayları.
Öjenik neydi? Bir türün en uygun mensuplarının doğurmasını teşvik etmek.
Uygunsuz olanlara da engel olmaya çalışmak.
Yani kısacası seçmeci üreme dediğimiz olay.
İnsan ırkının ayıklanması, ıslah edilmesi diyebiliriz.
Darwin değil Darwin'in akrabası Francis Galton formülü etmiştir.
Gerçi bu görüşü ilk ortaya atan Platon.
Yani özellik zaten Yunanca'dan geliyor.
İyi doğan anlamına geliyor.
Olayların buraya geleceğini bence hiç kimse tahmin etmemişti.
1941'den itibaren Avrupa Yahudiliğinin böyle sistematik olarak yok edilmesi girişimini tahmin ettiklerini sanmıyorum.
Zaten 1945'te bile Hitler artık yenilginin eşiğinde olmasına rağmen yine de sosyal Darwinizmi terk etmedi.
Manyak herif. Neyse faşizme dönüyorum faşizm için şunu da söyleyebilirim eşitliğe de karşıdır yani radikal bir biçimde eşitliği reddeder bu kadın erkek eşitliği içinde geçerli zaten Mussolini'de şöyle bir kafa
vardır savaş erkeklere anneli kadınlara yaraşır der kadınlara bakış açısına dikkat bunu söyleyen adam her gün dört kadınla birlikte olan Mussolini yanlış anlamayın.
Böyle şeyler de hiç sevkmiyor dikkat ettiniz mi hani niçe diyor ya.
Her kim ki namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa bilin ki en namussuzu odur.
Faşizm ataerkildir arkadaşlar bu çok belirgin bir özelliğidir.
Aynı zamanda seçkincidir yani elitistir.
Nedir bu elitistlik?
Şöyle yönetimin böyle bir seçkin veya azınlık grubunun elinde olması gerektiğine inananlar.
Faşistler toplumun böyle genel adlarıyla üç tür insandan meydana geldiğine inanır.
Birincisi rakip tanımaz bir otoriteye sahip olan.
Üstün ve her şeyi gören, her şeyi bilen bir lider.
İkincisi bu lidere biat edecek kişiler yani kahramanlar onun için kendini feda edecek savaşçı elitler.
Nazi döneminin SS'lerini hatırlayın.
Üçüncüsü de zayıf ve cahil olan, sorgusuz sualsiz itaat etmeye hazır olan kitleler.
İşte faşistler toplumu bu şekilde üçe ayırır.
Şimdi en başta faşizm sosyalizm bağlamından bahsetmiştim.
Onu biraz açmak istiyorum. Yani sosyalizmle ne gibi bir alakası olabilir demiş olabilir.
Haklısınız. Nasyonel sosyalizm diye de bir şey var.
Yani milliyetçilik artı sosyalizmin birleşmesi gibi ama hiç alakası yok.
Yani Hitler'in Nasyonel Sosyalist İşçi Partisi ne mana değil mi?
Yani şöyle ki zaman zaman hem Hitler hem Mussolini faşist fikirlerini sosyalizmin bir türü olarak sunmuşlardır.
Mussolini mesela önceden İtalyan Sosyalist Partisi'nin etkili bir üyesiydi.
Nazi Partisi'ne bakın Nasyonel Sosyalizm dediği gibi yani.
felsefeyi savunuyordu. Peki neden?
Çünkü bu adamların, bu gariban işçilere ihtiyaçları var arkadaşlar.
O yüzden onların desteklerini almadan hiçbir yere gelemezler.
Ama faşizmle sosyalizm arasında çok net bir husumet var.
Buna rağmen faşistler belli böyle sosyalist fikirlere yakınlık duyuyorlar.
Mesela işte alt-orta sınıftan gelen faşist eylemciler var ya, bunlar büyük şirketlerden nefret eder, finansal kurumlardan nefret ederler.
Kapitalizmden hiç hoşnut değillerdir zaten.
Yani şöyle düşünün, küçük esnafın...
Süpermarket karşısındaki nefreti gibi düşünün.
Ya da köylünün büyük ölçekli tarım karşısındaki o mağduriyetini düşünün.
İşte bunlar hep sebep ve bundan dolayı sosyalist veya solcu fikirlerin mensupları alt ve orta sınıftır.
Mağdur kesimdir. Ya da kahverengi gömleklileri hatırlayın.
Bunlar yarı askeri birlik değil mi?
Hitler'i destekliyorlar ve partinin gönüllü bekçileri.
Hitler'in bekçisi bunlar. Faşist hareketin legal temsilcileri.
Kahverengi gömlekliler.
Paramiliter bir örgüt.
E Hitler'in kahverengi...
gömleklileri varsa Mussolini'nin de kara gömleklileri var.
Ve her ikisinin de yarı askeri faşist örgütü olduklarını görüyoruz.
Liderleri öl dese ölecekler.
Öyle bir güruh bunlar. Birinci sebep bu.
Yani faşizm sosyalizm. İkinci sebep de faşizm de sosyalizm gibi kolektivizme bağlı.
Yani bireyciliğe karşı.
Ünlü Türk sanatçısı Ajlar'ın dediği gibi Grup olalım grup diyor faşizm.
Yani şarkının sonunda çikita muz diyor unutmayın.
Şimdi diyeceksiniz ki faşizmi de ajlara bağlamazsın be Merve.
Eminim unutmayacaksınız bundan sonra.
Hatta parolamız bence çikita muz olsun.
Yani faşist demiyoruz.
Ne kadar da çikita muz bir birey diyoruz.
Parola bu. Neyse ne diyorduk?
Birey yok arkadaşlar. Topluluktaki bir kişisiniz siz.
Siz o toplumun içerisinde erimeniz gerekiyor.
Birey diye bir şey yok. Neden?
Çünkü faşizm de sosyalizm gibi kolektivizme bağlı.
Mesela... nazilerin madeni paralarında özel yarar yazmaz.
Ortak yarar yazar.
Ortak diyorum dikkat.
Kolektivizm çünkü. Peki kapitalizm öyle mi?
Hayır kapitalizm. Kendi böyle bireysel çıkarlarımızın peşinde koşmak değil mi?
O yüzden faşistler kapitalizmin teşvik ettiği o materyalizmi de aşağılar her şeyi aşağılar.
Valla süper taktik. Zenginlik işte kar arzusu falan faşistlere güya çok ters hani yerseniz ama güzel yedirmişler.
Ve faşist rejimler kapitalizmi düzenlemek için onu kontrol edebilmek için sıklıkla sosyalist tarzda ekonomik politikalar uygulamışlar.
Örnek ver Merve mesela 1939'dan sonra Alman kapitalizmi.
Sovyetlerin 5 yıllık planını uygulamış yani.
Onu model alan bir kalkınma planı uygulamışlar.
Bir de faşizm deyince böyle şovanist ve yayılmacı bir milliyetçilik biçimini benimsediklerini de unutmamak lazım.
Zaten nazizm açıkça ırkçı milliyetçiliği taşıyan bir milliyetçiliği benimsemiştir.
Aryanizm düşüncesini yansıtmışlardır.
Aryanizm neydi? Aryanların işte ya da Alman halkının dünyaya hakim olmak için yaratılan üstün ırk olduğunu düşünmeleri.
Bu arada milliyetçiler ayaklanmasın çünkü bu milliyetçilik değil yani bütünleşik milliyetçilik diyebiliriz belki buna.
Yani bizim öyle bilip tanıdığımız milliyetçilikle hiç alakalı değil.
Bu çok histerik bir şey yani bunun amacı da şu çok yoğun militan bir milli kimlik inşa etmek fanatikçe bir tavır yani hatta onların umudu da şu milli canlanış.
Diriliş, böyle milli gururun yeniden doğuşu.
Yani bizim milletimiz geçmişte şahaneydi.
Şimdi de küllerimizden doğacağız.
Görün bakalım siz yeniden dirileceğiz kafası.
Zaten faşist hareketlerin ortak özelliği bu.
Modern toplumun ahlaki iflasını açıklarlar sürekli.
Kültürel yozlaşmıştık.
Bunu dillerine pelesenk etmişlerdir.
Sürekli görkemli bir geçmişten bahsederler.
Geçmişimiz şöyleydi, geçmişimiz böyleydi.
Ya temcik pilavı gibi böyle pişirip pişirip bu geçmişi halkın önüne koyarlar.
İtalya'nın imparatorluk romasının o görkemine tekrar erişme hayali gibi.
Ya bu da zaten faşistleri ne yapıyor?
Emperyalizme sürüklüyor. Çünkü milli canlanış bir yayılmacılık gerektiriyor değil mi?
Fethi yoluyla milletler üzerine bir güç ideali güdüyorlar.
İşte Nazi Almanya'sının hedefini hatırlayın.
Büyük Almanya. Bunu tekrar inşa edeceğiz.
Yeniden bir imparatorluk inşa etme fikri.
İşte İtalya'nın 1934'te o Habeşistan'la olan muhabbeti neydi orada?
İşte Afrika İmparatorluğu kurmayı amaçlıyor.
Japonya sürekli yeni bir Asya hayali bunu kurup duruyor kafasında gidiyor Mançuru'ya işgal ediyor.
Neden? Çünkü onların görüşüne göre şöyle ekonomik gücün böyle milletin doğrudan kendi kontrolünde olan kaynak ve enerjilere dayanma kapasitesine bağlı olduğunu düşünüyorlar.
Yani işin ucunda o tarşik imparatorluklar kurma hayali var.
Yani böyle pazar ve ham madde temini elde edebileceği yerlere yayılmak.
Şimdi İtalya'nın ve Almanya'nın faşizm farklılıklarından bahsedeceğim.
Açacağım onları çünkü ikisi çok farklı demiştik.
Aynısının laciverdi de neyse.
Şimdi İtalyan faşizmi devletçi demiştik.
Aşırı devletçi. Alman faşizmi de aşırı ırkçı.
En büyük ayrım bu. İtalyan faşizminin özünde devlete tapınmak var arkadaşlar.
Her şey devlet için.
Devletin dışında hiçbir şey yok.
Bireyler sorgusuz sualsiz bir şekilde bize itaat etmeli.
Devlete kendini adamalı. Bu da biraz Hegel'in fikirleriyle özneşleştiriliyor.
Yani devletin bireyleri ortak yarar doğrultusunda böyle davranmaya teşvik etmesi.
Ortak yarar kendileri oluyor tabii.
Hani Hegel'de şöyle bir kafa vardır ya daha yüksek bir medeniyete ulaşmanın tek yolu devletin gelişip genişlemesiyle mümkün olabilir.
O zaman ortak yararı güdeceksiniz kardeşim gibi bir şey.
Ama bunun tam aksine naziler devleti kutsamaz.
Yani devleti devlet olarak görürler.
Daha doğrusu onu böyle amaca hizmet eden bir...
araç olarak görürler. Zaten Hitler yaratıcı güç devletten değil Alman ırkından geliyor diyor.
Hep bunu ima ediyor. Ama totaliter rejime de Hitler Mussolini'den daha yakındır diyebiliriz.
Neden? Çünkü inanılmaz bir şekilde siyasi muhalefete baskı, medyaya basılan sansür.
Ama Mussolini totaliter diktatörlükten daha çok geleneksel böyle kişiselleştirilmiş bir diktatörlük diyebiliriz.
Yani Hitler'inki daha başka, onunki böyle pratikte daha totaliter, daha genel bir totalitarizm var orada.
Yani Mussolini de daha özel diyebiliriz.
Bir de şu var, Mussolini hem kapitalizm hem sosyalizme alternatif üçüncü bir yol sunuyor, korporatizm.
Bu da şu demek, siyasi kontrolün işte sanayi işletmelerini, örgütlü emeği bunları da içine alacak şekilde geliştiriyor.
Bunları da kontrol altına alıyor.
Sonuç işçi örgütleri eziliyor, özel işletmeler terörize ediliyor.
Yani bir çeşit ahbap çavuş ilişkisi diyebiliriz.
Devlet kapitalizmi diyelim korporatizm için.
Yani faşizmin uyguladığı bir ekonomik politik sistem korporatizm kısaca.
Devletin böyle iktisadi hayata da...
Sinmesi, sızması, sınırsız müdahalesi bunu mümkün kılar korporatizm.
Yine Mussolini ve Hitler farkına dönecek olursam faşizm deyince biliyorum pek çok insanın kafasında ırkçılık beliriyor hemen.
Ama bütün ırkçılar faşist olmadığı gibi faşistlerin çoğu da ırkçı değil arkadaşlar.
Hatta İtalyan faşizmi için volantarist bile diyebiliriz.
Teoride bile olsa ya. Mussolini çünkü faşizmin işte ırkı, rengi ve hatta doğduğu ülke ne olursa olsun.
tüm insanları böyle kucaklayabilmesi kafasında ilerliyor.
Yani şimdi diyeceksiniz ki bu adam 1937'de antisemit yasaları geçirmedi mi?
Geçirdi okey ama neden?
Hitler'i memnun etmek için yaptı bunu.
Yine de faşizm ırkçılıktan besleniyor mu?
Evet bunu inkar edemeyiz çünkü militan bir milliyetçilik var ortada.
Irkçılık demişken tabii ki Nazi ırk teorisinden bahsedeceğim az sonra.
Nazi ideolojisi ırkı antisemitizm ile sosyal darwinizmin birleşiminden meydana geliyor.
Antisemitizm ne Merve?
Şimdi çoğunuz biliyorsunuz ama benim dinleyici yaşı skalam çok geniş o yüzden açığa çekiliyorum mevzuları.
Antisemitizm için özel olarak Yahudi nefreti diyebiliriz.
Çünkü sistematik olarak Hristiyanların Yahudilere husumetiyle başlıyor.
Neden? Çünkü Hazreti İsa'nın katlinden Yahudileri mesul tutuyor Hristiyanlar.
Ama Semitler Semit dediğim Hazreti Nuh'un oğlu Sam'ın soyudur ve Orta Doğu halklarının çoğunu kapsar Semitler.
Yine de biz antisemitizm deyince aklımıza Yahudiler geliyor.
Peki sadece sizce dini sebeplerden mi oldu bu düşmanlık?
Tabii ki hayır. Sanırım Stephen Zweig podcast'ımda anlatmıştım.
Tam hatırlamıyorum. Tekrar edeyim çünkü onun ailesi de buna maruz kalmıştır.
Zweig da Yahudi biliyorsunuz ve çok zengin bir babası var.
Fabrikaları falan var. Yahudiler olan nefretin zemininde zaten bu var.
Yahudiler ticaretle uğraşıyorlar.
Zengin oluyorlar ama Hristiyan ahlakında böyle bir şey yok.
Tefe tüfe olayları falan bunlar hoş karşılanmıyor.
Bizde de zaten Osmanlı dönemini hatırlayın.
Haramdır tefecilik falan. O yüzden Yahudiler zenginleşiyor.
Onlara başka bir seçenek... Bırakmadıkları için.
Adamı sen devlete almıyorsun hiçbir şey vermiyorsun.
Adam da ticaret yapıyor dolayısıyla.
Zengin oluyor sonradan.
Ne yapıyorlar? Özel sektörün piri oluyorlar.
Toprak desen yok. Toprak işlemeyi bilmiyorlar.
Tarım bilmiyorlar. Sürekli oradan oraya savruluyorlar.
Neden? Çünkü hayatta kalmaları için tek yapacakları şey ticaret, zanaat bu tarz şeyler.
Hatta bakın dünyaca ünlü kuyumculara çoğu Yahudidir.
Bankacılık sistemi deseniz onlar kurdu.
Bir de inanılmaz birbirlerini kollayan bir halk dayanışma için.
Bir de çok dürüst ticaret yaptıklarını söylüyorlar.
Yani durum tamamen duygusal arkadaşlar.
İşin içinde tabii ki para var sadece din yok.
Yani sonuç olarak Almanlar başına gelen her şeyden Yahudileri sorumlu tutuyor.
Bir günah keçisi arıyorlar sürekli ve Yahudileri buluyorlar.
Bir de unutmadan besteci Richard Wagner var.
Nietzsche'nin hayatından hatırlarsınız.
Önce hayran olup sonra düşman olduğu adamdır kendisi.
Onun inanılmaz büyük bir etkisi var antisemitizmde.
Sonradan caydığını iddia etmiştir ama bilemiyorum.
Bir de şey der işte Yahudiler asla opera yapamaz.
Sadece paraları varsa özgür olabilir Yahudiler bilmem ne böyle atıp tutmuştur.
İyi de abi adamlar nasıl piyano falan çalsın?
Yani koca piyanoyu siz onları sürerken işte göç esnasında nasıl yanlarında tutsunlar?
Nasıl müzik yapsın bu adamlar?
Zulümden kaçmaktan müziğe fırsat mı olmuşlar?
Yükseldim. Neyse işte Wagner Hitler'e de ilham olmuş bir adam.
Zaten Hitler'in de en sevdiği bestecilerden biri olur.
Almanya'nın 1918 yenilgisinden bile Yahudiler sorumlu tutulmuştur.
Hatta Almanya'nın Versailles'de o aşağılanmasından da mesul tutulmuşlardır.
Hitler'in kafası da zaten Yahudilerin amacı şu.
Alman ırkını zayıflatmak.
Bunu da işte kapitalist ve komünistlerle beraber kol kola girerek Almanları mahvedeceklermiş.
Komplo kuruyorlarmış. Böyle düşünüyor.
Hitler'in düşüncesi bu. O yüzden düşman.
Yani büyük sermayenin ardında da onların olduğunu düşünüyor ki zaten bankacılık sektörünü domine ediyorlar.
Dünya yansa yıkılsa Yahudiler yaptılar.
Hitler malum. Ha bir de Hitler saykosu dünya ırklarını üç kategoriye ayırıyor arkadaşlar.
İlki tabii ki kim bilin bakalım.
Aryanlar, üstünür, kendileri.
Hatta Hitler'in bir düşüncesi var.
İşte kültür, sanat, edebiyat, siyaset, felsefe artık ne varsa düşünce alanına dair.
Aryanların yaratıcılığı sayesinde bulunduğunu iddia ediyor.
İkincisi kültürün taşıyıcıları yani Alman halkının fikirlerini, icatlarını falan.
Kullanışlı hale getirebilen ama kendileri icat edemeyen, yapamayan insanlar.
Yani yaratıcılıktan yoksun halklar.
Üçüncü kategoride kültür tahripçileri dediği Yahudiler.
Şaşırdık mı? Hayır.
Bir de İtalyan-Alman faşizminin yine ayırt edici özelliklerine dönecek olursam.
Şimdi nazizm modern medeniyeti böyle çökmüş, yozlaşmış falan diye aşağılar.
İtalyan faşizmine baktığımız zaman kendisini modernleştirici bir güç gibi sunar.
Sanayi ve teknolojinin nimetlerini kucaklama arzusu vardır.
Burada ayrılıyorlar. Bir de nazilerde köylü ideolojisi dediğimiz bir şey var.
Şimdi nazi görüşüne göre Almanlar...
Hakikatte ideal olarak böyle toprakla iç içe, böyle basit bir hayat sürmeye uygun, asaleti bedensel emekten kaynaklanan köylü bir halk.
Yani nazi görüşüne göre Almanlar böyle bir halk.
Bakıyorsunuz bir taraftan Alman halkı aşırı kentleşmiş, kalabalıklaşmış.
Almanya bambaşka bir profil çiziyor.
Yani kendisine yaraşır bir köylü hayatını mümkün kılacak bir mekan yok zaten.
E nasıl temin edecekler bunu?
Ülke topraklarını genişleterek değil mi bu şekilde?
Çelişkiyi kesin. Yani imparatorluk hayalleri var.
Ama sanayi toplumu ve savaş teknolojisini genişletmeye çalışıyorlar bir yandan.
Bir yandan da köylü ideolojisi yapıyor.
Yani Alman halkına toprağa geri dönün diyor adam.
Böyle bir şey olabilir mi yani? Kim savaşacak abi?
Yani sanayiyi kim geliştirecek?
Kim sana silah üretecek?
Köylü mü? Tezat üstüne tezat.
Yani kentleşmeyi, sanayileşmeyi hor görüyor Hitler.
Ama Hitler'in zamanına bakın kentleşmenin en uçtuğu dönemlerden birisi.
Söylediklerinin tam aksi bir yönde ilerliyor yani çelişkiler silsilesi.
Faşizm zaten budur yani belirsizliktir, kaostan beslenir, krizdir budur yani.
Ve son olarak o zaman faşizmle nazizm karşılaştırması yapalım ve taşlar yerine otursun öyle kapatalım.
Şimdi faşizmde devlete tapınma varken nazizmde devlet bir vasıtadır dedik.
Faşizmde... Şovanist bir milliyetçilik varken nazizmde aşırı ırkçılık olduğunu söyledim.
Faşizm milli ihtişam, nazizm biyolojik üstünlükler, faşizm organik birlikler, nazizm öcenikler yani ırkın saflığını hedefler.
Faşizm pragmatik antisemitistir, nazizm soykırımcı antisemitiktir.
Faşizm sömürgeci bir yayılım izlerken nazizm dünya hakimiyetine hedefler.
Şimdi bunları neden söyledim?
Çünkü ikisini bir tutmayalım diye.
Evet ortak noktaları var hepsini anlattık ama aynı şey değil.
Bir podcastın daha sonuna geldik.
Instagram adresimi aşağı bırakıyor olacağım.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek isteyenler bana bu adresten ulaşabilir.
Beni şu an dinlediğiniz platformdan takip etmeyi de unutmayın arkadaşlar.
Ortam 55 koduyla Cambly'nin müthiş indirimlerinden faydalanmak için yine aşağı bir link bırakmış olacağım.
Oraya da bir göz atabilirsiniz.
Kapanışımı Sartre'dan yapmak istiyorum bugün.
Der ki Sartre, yaşamlarından başka hiçbir şey olmayan insanlar var.
Ve kimse onlar için bir şey yapmıyor.
Kimse, hiçbir hükümet, hiçbir rejim.
Burada günün birinde faşizm cumhuriyetin yerini alsa bu insanlar değişikliği fark etmez bile.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
