
Opet’te Lezzetlerin Enfesti!
Şehirler arası yolculukta ya da şehir içi kaçamakta, Opet istasyonlarında sizi Fasty’nin lezzetli ürünleri bekliyor. Opet Fasty’i keşfetmek için tıklamayı unutma!
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Opet" hakkında reklam içerir
Transkript
Opet Festi Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün tarihimizin en büyük gezginlerinden biri olan Evliya Çelebi'yi anlatacağım size arkadaşlar.
40 yılı aşkın bir süre hem Osmanlı topraklarını hem diğer ülkeleri gezerek Seyahatname adlı eseriyle bütünleşen çok değerli özel bir isim.
Hadi hemen başlayalım onu daha yakından tanımaya.
Seyahatname de yani kendi eserinde belirttiğine göre Evliya Çelebi 25 Mart 1611 tarihinde İstanbul Unkapanı'nda doğmuştur.
Ailesinin aslen Kütahyalı olduğunu söylüyor arkadaşlar Germiyanoğullarından olduğunu hatta.
İstanbul'un fethinden sonra aile İstanbul'a yerleşiyor ve Evliya Çelebi seyahatnamesinde aile köklerinin Ahmet Yesevi'ye kadar ulaştığını belirtmiş.
Ahmet Yesevi biliyorsunuz Hacı Bektaşoveli'nin hocasıdır arkadaşlar.
Türk tasavvufunun piri olarak kabul görmüş manevi bir liderdir.
Babası Derviş Mehmet Zilli Efendi.
Kendisi devrin büyük imamlarındanmış.
Ve Evliya Mehmet Efendi diye birisi var.
Ona çok büyük bir hürmet duyduğu için oğlunun adını Evliya koyuyor.
Şimdi seyahat namesinde arkadaşlar isminin koyulma hikayesini.
Uzun uzun anlatıyor.
Hatta doğum hikayesi diyebiliriz.
Şöyle ki doğumundan 7 gün sonra işte kurbanlar kesiliyor ve o gece evimizde Allah'a aşık 70 kadar kişi toplanmış diye anlatıyor.
Kulağına ikinci defa ezan okunuyor arkadaşlar.
Sonra din ulularından biri o 70 kişinin içerisinden biri elindeki baltayı alıyor ve onun yanına koyuyor.
7 günlük bebekken henüz ve diyor ki belimdeki baltayı bu oğlana hediye ediyorum.
Birçok savaşta bulunsun.
Fakirlik ve yoksulluğa kesinlikle yenik düşmesin diye.
Ve kötü zamanlarda hiçbir şeyden korkmasın diyor.
Cesur olsun diyor. Kum da oynasın da diyor.
Ayağına hiç çöp batmasın diyor.
Sonra arkadaşlar tekrar dualar ediyor.
Ve ağzına ilk lokmayı koyan biliyorsunuz işte bebeklere böyle gelenekler uygularmış ya eskiler.
Onlardan biri bu da. Ağzına bir lokma koyulur.
Ağzına ilk lokmayı koyan Kasımpaşa Mevlevihanesinin şeyhi olan Divane Abdi dedi arkadaşlar.
İlk dokmayı koyduktan sonra Evliya Çelebi'nin ağzına diyor ki fukara lokmasıyla yetişsin.
Çok güzel bir temelli bence.
Bilmeyenler için arkadaşlar fukara lokmasıyla yetişsin demek mütevazı, sade bir yaşam sürsün anlamında.
Fakirin lokmasını bilsin, zenginliğiyle böbürlenmesin anlamında.
Gönlü tok olsun, paylaşmayı bilsin, cömert olsun bu anlamda fukara lokması.
Dünyanın rengine kanmasın.
Neşet Ertaş'ın dediği gibi alçak gönüllü olsun, maneviyatı bol olsun gibi bir anlamı var.
İşte bu doğadan sonra yeni kapı Mevlevihanes'in şeyhi Elia Çelebi'yi kucağına alıyor ve diyor ki bu oğlan diyor bu cihanda bizim uçurtmamız olsun.
Bu ne demek? Hani uçurtma gökyüzüne yükselir yükselir yükselir ama ipi böyle hep bir yere bağlıdır ya arkadaşlar.
Aslında hem özgürdür hem de bir bağ içindedir.
Yani Evliya Çelebi için diyor ki dünyayı gezsin görsün.
Şu göğün altında özgürce dolaşsın.
Fakat yerini, yurdunu, inancını, kültürünü unutmasın.
Bunlara da hep bağlı olsun diyor.
Hem de bizim adımızı, bizim maneviyatımızı göklere taşısın gibi bir anlamı var.
Şimdi arkadaşlar ne dedik?
Sırasıyla balta, lokma, uçurtma dedik.
Yani cesaretle yola çıkacağı bir balta, mütevazı kalacağı lokma.
Ve bütün bir coğrafyaya yükselen bir temsilci olacağı uçurtma.
Bunlar adeta Evliya Çelebi'nin kaderinin habercisi gibi değil mi?
Ve şöyle diyor Evliya Çelebi.
Doğduğumda Mevlevi dervişlerinin şeyhi beni havaya fırlatmış ve tekrar yakaladıktan sonra demiş ki bu çocuk yaşamında yüce bir kişi olacak.
Şimdi bu doğum hikayesini neden böyle uzun uzadıya anlatıyor?
Onu bile açıklıyor arkadaşlar seyahatlenmesinde.
Diyor ki sözü uzatmaktaki niyetim.
Aslında şu garip evliyanın bu kutsal ve mübarek kişilerin özel ilgisine mazhar olduğunu göstermektir ki zaten adı evliya arkadaşlar.
Veliden gelir evliya, velinin çoğuludur.
Tasavvufta Tanrı'ya yakın olan, Tanrı'nın dostu olan, takva sahibi kişi gibi bir anlamı var.
Allah'ın dostları gibi bir anlamı var arkadaşlar evliyanın.
Keramet sahibi, böyle hırsından uzaklaşmış, dünya hırsından uzaklaşmış, çok sabırlı, çok erdemli kişiler anlamında.
Ve bu ad ona bence tam olarak uyuyor.
İsmiyle müsemma diyebiliriz.
Şimdi Evliya Çelebi'nin babası dedi.
Derviş Mehmet Zıgli arkadaşlar. Kanuni Sultan Süleyman'ın sancaklarıdır.
Hatta Kanuni 1566'da Macaristan'da Zigetbar kuşatmasında hayatını kaybettiğinde Evliya Çelebi'nin babası onun yanındaymış.
Daha sonra 1. Ahmet'in satanatı sırasında kuyumculukta en üst nokta sayılan mertebeye ulaşıyor babası.
Kuyumcu başı oluyor ve hatta Kabe'nin altın oluklarını Evliya Çelebi'nin bizzat babası yapmış o dönem.
Dayısına gelecek olursak yine önemli bir zat Melek Ahmet Paşa 4.
Murat döneminin önemli sadrazamlarından biri.
Hatta Evliya Çelebi bir takım diplomatik görevlerde ona eşlik etmiştir.
Yine arkadaşlar atalarından Yavuz Ersinan 1453'te İstanbul'un fethinde yani Fatih Sultan Mehmet'in ordusunda sancak dermiş.
Sancaklar nedir? Aranızda bilmeyenler olabilir.
Şimdi arkadaşlar Osmanlı ordusunda sancağı yani bayrağı taşıyan kişiye sancaklar diyoruz.
Bu çok şerefli bir görev.
Bir o kadar da tehlikeli bir görev.
Çünkü sancak düştüğü vakit bu yenilgi anlamına geliyor.
Fakat o bayrak o sancak dalgalandıkça Orduda bir zafer havası esiyor.
Yani moralmen yükseliyorlar.
Mesela işte İstanbul'un fethinde Ulu Batlı Hasanlı.
Değil mi? Bu efsaneyi hatırlayalım.
Kuşatma sırasında Osmanlı ordusu surlara saldırırken en ön saflarda kimler duruyor?
Sancak derler. Çünkü sancak düşman surlarına dikildiği anda yani o bayrak bu bir zafer eşareti arkadaşlar.
Ve Osmanlı askeri surlara yaklaşmaya bile zorlanırken Ulubatlı Hasan elindeki sancağı Bizans surlarına dikmeyi başarıyor.
Ve bunu yaparken o kadar büyük yaralar alıyor ki.
Çünkü her yerden oklar yağıyor, mızraklar yağıyor.
Yine de pes etmiyor ve o yaralı haliyle sancağı oraya dikiyor ve oracıkta şehit oluyor.
Bu sancağı gören ordunun morali o kadar yükseliyor ki zaten birkaç saat sonra İstanbul fethediliyor arkadaşlar.
Bu olay gerçek midir değil midir bilmiyoruz.
Fakat o sancağı birilerinin diktiği kesin sancak derlerim.
Sancak der deyip geçmeyeyim anlatayım istedim.
Çünkü sancağı yere düşürmemek için askerler canını feda ediyorlar.
Gerçekten çok duygulandırıcı bir olay.
Bu topraklarda dalgalanan her bayrak bir sancaktar yüreğiyle dikildi.
Bunu da unutmayalım istedim.
Devam edelim. Dönelim Evliya Çelebi'ye.
Şimdi annesi hakkında pek bir bilgimiz yok.
Fakat sarayla olan bağlantısının anne tarafına dayandığını biliyoruz.
Çünkü Evliya Çelebi'nin devlette memur olmasını sağlayan kişi.
Dayısı Melek Ahmet Paşa'dır.
Bu arada memur derken şunu da söyleyeyim.
Hiçbir zaman resmi olarak bürokraside yer almamıştır.
Az sonra anlatacağım bunları zaten size.
Şimdi arkadaşlar Evliya 6 yaşına geldiğinde Hamit Efendi Medresesi'ne başlıyor.
Özel bir hocası var ve bu hocası 4.
Murad'ın sarayında baş imam olan Evliya Mehmet Efendi.
Burada 7 yıl eğitim gördükten sonra işte hat, müzik, gramer, kuran öğreniyor.
Bu medreseden sonra Topkapı Sarayı Saray Mektebi hocalarından ders alıyor.
Kendisi aynı zamanda önemli bir aydındır arkadaşlar.
Bu arada bu Evliya adını kendisi de koymuş olabilir deniliyor.
Az önce bahsetmiş olduğum hocasından dolayı Evliya Mehmet Efendi.
Ona çok büyük bir saygı duyuyormuş.
Seyahat namesinde kendisinden şöyle bahsediyor.
Türkçesiyle söyleyecek olursam dünya gezgini diyor.
İnsanoğlunun dostu, riyasız Evliya Çelebi diyor.
Bu arada onun en çok bilinen ünvanı Evliya Çelebi fakat bazıları ona Evliya Efendi de diyorlar.
Ve yine kendini şöyle tanımlıyor.
Mücerred diyor arkadaşlar.
Yani bekar insan, aile bağları olmayan kişi gerçekten hiç evlenmemiştir.
Derviş diyor, fakir diyor, hezar aşina diyor yani bin tanıdığı olan anlamında.
Alüfte ve aşüfte diyor yani uyusal, hoşgörülü ve sosyal demek.
Ve senelerce eğitim aldıktan sonra saraya giriyor arkadaşlar.
1635 yılında 24 yaşındayken ve 1640 yılına kadar yine böyle üstadlardan eğitimler almaya devam ediyor.
Ve her telden biraz çalıyor.
Müziğe ilgisi var. Hafızlık yapıyor.
İşte zamanın paşalarına imamlık yapıyor.
Bu arada sesi de çok güzelmiş.
Hattatlığı da bayağı iyiymiş.
Senelerce at üzerinde seyahat ediyor.
Çok iyi cirit oynarmış.
Çok iyi silah kullanırmış.
Ve çok fazla okurmuş arkadaşlar.
Arapçası, Farsçası.
Rumcası, Latincesi, Yunancası var iyi derecede.
Ve dillere de çok fazla yeteneği var ki seyahatnameyi okuyanlar görecektir.
Doğumundan vefatına kadar 6 Osmanlı padişahı görev yapmıştır.
Bunlar 1. Ahmet, 1.
Mustafa, 2. Osman, 4.
Murat, 1. İbrahim, 4.
Mehmet ve ilk gençlik yılları 4.
Murat zamanına tekabül eder.
Şimdi buraya kadar anlayacağımız üzere ailesinin maddi durumu iyi arkadaşlar.
Yani öyle bir geçim sıkıntısı falan çekmemiş.
Ender'in de almış olduğu eğitimden sonra saraya müsahip olarak yani sohbetçi olarak, sohbet arkadaşı olarak kabul ediliyor.
Ve daha sonra da bir para karşılığı sipahilere katılıyor.
Şimdi arkadaşlar bu sehatlere nasıl başladığına gelecek olursak artık ufak ufak.
20 yaşına geldiğinde İstanbul civarında gezintiler yaptığını biliyoruz.
Ve böylelikle bir gezgin olmaya karar verdiğini anlatıyor.
kendisi ve diyor ki babamın, annemin ve kardeşlerimin etkisinden kurtulmak için daha kapsamlı geziler yapmayı düşündüğüm zaman 4.
Murat dönemine rastlar diyor.
Bütün dünyayı kapsayan bir seyahat planı oluşturarak Allah'tan bedenime sağlık ve ruhuma iman vermesini diledim.
Dervişlerin sohbetlerini izledim ve yeryüzünün yedi iklimi ve dört bucağın hikayesini duydum da dünyayı görmek için sabırsızlandım diyor.
Ve bu hayali de gerçek oluyor biliyorsunuz.
Az sonra size görmüş olduğu bir rüyadan bahsedeceğim.
Fakat Evliya Çelebi bir mola vaktinde der ki arkadaşlar.
Azizim ben ki diyar diyar gezen, nice hanlar, nice kervansaraylar gören, onlarca yol kat eden bir seyyahım.
Lakin gördüm ki mola deyince, menzili keyif deyince yolların en kıymetli durağı opettir.
Bakın Evliya Çelebi yaşasa gerçekten böyle bir giriş yapabilirdi.
Der ki devam edelim.
Zira burada Festi adında bir marka var ki lezzetlerin en festi dedirten türlü türlü çeşitleriyle yolcuların gönlünü hoş eder.
Bu seyahat molamda gördüm ki Opet Festi'nin soğuk soğuk kahveleri insanı öyle serinletir ki barista mahiretiyle hazırlanmışçasına.
Uzun yol yorgunluğunu def eder.
Gazlı içecekleri, hususen Churchill denilen o limonlu tuzlu içeceği, yaz sıcağında buz gibi bir ferahlık bahşeder.
Meyve suları, portakalından kırmızı meyvesine, yeşil detoksundan smotisine kadar ilave şeker değil.
tabiatın özünden gelen vitaminleriyle seyyaha kuvvet verir.
Fırın mamulleri, simit, kruvasan, poğaça, açma ve börekleri vardır ki fırından yeni çıkmış sıcağını yola taşır.
Sandviçleri dahi çeşit çeşittir.
Kaşarlıdan ton balıklasına, füme etliden mozerella, jambonluya her biri açlığı erteleyip Kahve ve meyve suyuyla da çok iyi gider.
Ben derim ki festi ürünleri yalnız mideleri değil seyyahın kalbini de hoş eder.
Zira kalite ve tazelik üzerine kurulmuş bu genç marka Opet istasyonlarını bir mola yeri olmaktan çıkarıp seyahatlerin hatırında kalacak bir menzil kılar.
Türkiye'nin dört bir yanındaki Opet ultramarketlerde bu lezzetlere rast gelmek mümkündür.
Menzili keyfin adı...
Artık bellidir. Opet Pesti arkadaşlar.
İster şehirler arası uzun bir rotada olun ister kısa bir şehir için kaçamanda Opet istasyonlarına uğradığınızda Pesti'nin bu birbirinden lezzetli ürünleri sizleri bekliyor.
Evliya Çelebi'nin yolları zordu ama bizimki artık Pesti ile çok daha kolay ve keyifli.
Kısa bir mola verdik. Hadi devam edelim yolumuza.
Şimdi Evliya Çelebi 21 yaşında bir dilek diliyor arkadaşlar.
Bir gece Muharrem ayında babasının evinde uykuya dalıyor.
Böyle uykuyla uyanıklık arasında bir rüya görüyor.
Rüyasında yemiş iskelesinin yanındaki Ahi Çelebi camisinde buluyor kendisini.
Hatta kendi ağzından anlatmak istiyorum bu hikayeyi.
Diyor ki bu cami helal parayla yapılmış olan bir camidir.
İçinde yapılan dualar boşa çıkmaz diye bilinir.
Vakit sabah namazı vaktiydi.
Kapıdan bir sürü silahlı ay parçası Yiğit girdi içeri.
Caminin nasıl aydınlandığını anlatamam.
Sanki gökten ay kopmuş sonra da bu aya yüzlerce ay ve yıldız daha katılmış ve camiyi bunlar doldurmuştu.
Bu nur yüzlü askerleri hayranlıkla seyrediyordum.
Hemen yanıma oturan Yiğit'e sordum.
Sultanım dedim siz kimlerdensiniz?
İsminizi söyler misiniz?
Dedi ki cennetle müjdelenmiş olan 10 kişiden biriyim.
Benim adım Piri Vakkasoğlu.
Hemen eline davrandım ve öptüm.
Peki dedim bu sağ tarafındaki nur yüzlüler de kim?
Peygamberler, evliyalar, peygamber efendimizin dostları Medineliler, Mekkeliler ve Kerbela şehitleri dedi.
Mihrabın önünde görmüş olduğun Veysel Karani'dir.
Solda duvarın dibindeki müezzinlerin piri Habeşli Bilal'dir.
Şu sancakta gelen al elbiseli askerler de şehit ruhlarıdır.
Başlarındaki zat ise şehitlerin serdarı.
Hazreti Hamza'dır. Böyle cami içindeki bütün cemaati bana tanıttı.
Hangisine baktımsa sevinçle doldum, can buldum.
Peki dedim burada toplanmamızın sebebi nedir?
Azak taraflarındaki İslam askerleri dara düşmüşler.
Tatar hanına yardıma gidiyoruz dedi.
Biraz sonra Peygamber Efendimiz de gelecek.
Sabah namazının sünneti kılınacak.
Sonra kavmet getir diye işaret buyururlar.
Sen de yüksek sesle kavmet getirirsin dedi.
Selamdan sonra müezzinliği Bilal ile birlikte yaparsınız olur mu?
Namaz bitince de Efendimiz mihraptayken hemen koş ve onun mübarek elini öp ve ona de ki şefaat ya Resulullah de ve yardımını iste dedi.
Heyecanlanmıştım. Demek burada olduğumu biliyordu.
Çok geçmedi, cami kapısında apaçık bir nur belirdi.
Zaten aydınlık olan cami bir kat daha aydınlandı.
Sağında Hasan, solunda Hüseyin ile Peygamber Efendimiz göründü.
Bismillah diyerek içeri girdiler.
İçeride bulunanlara selam verdiler.
Mihraba geçip sabah namazının sünnetine durdular.
Korkudan mıdır, heyecandan mıdır bilemiyorum.
Tir tir titremeye başladım.
Hazreti Peygamber'i hayran hayran seyrediyordum.
Selam verince bana baktı ve sağ eliyle dizine vurdu.
Kamet getir buyurdu.
Segah makamında kamet okudum.
Yani cemaati namaza kaldırdım.
Bütün cemaat kalktı ve Hazreti Peygamber cemaate imamlık etti.
Müezzinliği Büyük Vakkasoğlu'nun öğrettiği şekilde tamamladık ve sabah namazı böylelikle bitti.
Efendimiz mihrapta ayağa kalkmıştı.
Vakkasoğlu beni elimden tutup mihraba götürdü.
Allah'a ve Resul'e aşık bu Evliya Çelebi sizden şefaat diler dedi.
Dokunsalar ağlayacak gibiydim.
Her tarafım titriyordu ve aklım başımdan uçmuştu sanki.
Hiç halime bakmadan, hiç haddimi bilmeden Hazreti Peygamber'in mübarek ellerine dudaklarımı kondurdum ve dileğimi söyledim.
Fakat heyecandan şefaat ya Resulullah diyeceğime seyahat ya Resulullah dedim ve Hazreti Peygamber Tebessüm buyurdular ve dediler ki seyahat ve ziyareti bu
kuluna kolay eyle ya Rabbim.
İşte bundan sonra hep birlikte Fatiha okuduk.
Orada bulunan herkesin mübarek ellerini öperek onların hayır dualarını aldım.
Kiminin eli mis kokuyordu, kimininki menekşe, kimininki karanfil gibi kokuyordu.
Hazreti Peygamber'in mübarek kokusu ise zaferan yani safran ve kırmızı gül gibiydi diyor.
Peygamberimizin arkadaşları benim için dualar ettiler ve önce Hazreti Peygamber ardından diğer mübarek insanlar çıkıp gittiler.
Vakkasoğlu okluğunu çıkarıp benim belime sardı.
Yürü dedi. Ok ve yay ile gaza eyle dedi.
Allah yardımcınız olsun.
Ve sana bir müjdem var dedi.
Burada her kimin elini öptüysen onu ziyaret edeceksin.
Ülkelerini gezip tek tek göreceksin.
Fakat gezip gördüğün yerleri, oraların en güzel özelliklerini yazmayı unutma.
Bundan böyle benim ahiret oğlumsun.
Hak ve hakikatten sakın ayrılma oğlum.
Gönlün huzurla dolsun.
Ekmek ve tuz hakkını gözet.
İyi bir dost ol. İyilerden iyilik öğren.
Kimseye bir zararın dokunmasın.
Hadi yolun açık olsun dedi ve beni alnımdan öpüp o da çıkıp gitti.
Şaşkın bir halde kendime geldim.
Bu hal ne olabilirdi? İçime bir rahatlık, gönlüme bir neşe dolmuştu.
Sonra ben de camiden çıktım ve Kasımpaşa tarafına geçtim.
Olanları ünlü rüya tabircisi olan İbrahim Efendi'ye anlattım.
Cihanı dolaşan bir gezgin olacaksın dedi.
Çok güzel sonuçlar alacaksın dedi.
Daha sonra Kasımpaşa Mevlibi Hanesi'nin şeyhi Abdullah Dede'ye gidip rüyamı anlattım.
O da aşağı yukarı aynı şeyleri söyledi diyor.
Said İbni Ebu Vakkas'ın nasihatı önce bizim İstanbul'u yazmaya başla sonra diğerlerini.
Hadi durma demiş yürü işin rast gelsin demiş ve ona 7 ciltlik bir tarih kitabı vermiş arkadaşlar.
Hayır duaları edip göndermiş.
Daha sonra Evliya Çelebi evine dönüyor ve bazı tarihleri inceliyor ve İstanbul'u yazmaya başlıyor.
Elia Çelebi'nin meşhur rüyası buydu arkadaşlar.
Bu rüyayı bütün detaylarıyla anlatmak istedim.
Şimdi bundan sonra Elia Çelebi işte o zaman Orta İran'dan Batı Akdeniz'e, Güney Mısır'dan Macaristan'a ve Rusya sınırlarına kadar uzanan bütün Osmanlı İmparatorluğu
'nun da dolaşmasının yolunu açan gezilerine başlıyor.
Şimdi Evliya Çelebi ilk başta babasından habersiz Bursa'ya gidiyor arkadaşlar.
Bu arada şöyle bir şey söyleyeceğim.
Az önce rüyalar anlattım vesaire.
Evliya Çelebi işte doğumunu da anlattım size.
Böyle şeyleri süslemeyi çok seviyor.
Muhtemelen bu rüyayı da kendi hayal dünyasına dayandırarak anlatmış olabilir.
Niye diyeceksiniz? Çünkü babası istemiyor bu tarz seyahatlere çıkmasını.
Biraz da böyle babasını ikna etmek için yapmış olabilir ama olmaya da bilir.
Bilemiyorum Altan. Şimdi Evliya Çelebi ilk başta...
babasından habersiz Bursa'ya gidiyor.
Bu şekilde de ilk seferine çıkmış oluyor.
Ama işte bu takdiri dersiniz ki şimdiki gibi böyle Bursa'ya gideyim geleyim 3-5 saatlik bir şey değil.
Bayağı bir ortadan kayboluyor.
Sonra döndükten sonra Bursa'dan babasıyla karşılaşıyor.
Babası diyor ki Safa geldin diyor Bursa seyyahı.
Fakat şöyle bir şey var.
Nereye gittiğinden babasının haberi yok.
Hatta hiç kimseye haber vermeden Bursa'ya gitmiş.
Bayağı da uzun bir süre ortada yok.
Babası tabii çok merak ediyor bu ortadan kayboluşun olayını.
Soruyor tabii babasına.
Sultanım diyor Bursa'da olduğumu siz nereden bildiniz, nasıl bildiniz diyor Evliya Çelebi.
O da diyor ki sen diyor 1050 senesinin aşuresinde kaybolduğun gece ben nice dualar okudum.
Hatta bir kere İnna Atayna suresini okudum ve o gece rüyamda seni gördüm oğlum diyor.
Rüyamda sen Bursa'daki Emir Sultan Türbesi'ndeydin ve oranın ruhaniyetinden yardım dileyerek seyahat rica edip ağlıyordun diyor.
O gece bana nice hal ehli canlar rica edip senin seyahate gidebilmen için benden izin istediler diyor.
Ben de o gece hepsinin rızasıyla sana artık izin verdim ve Fatiha okuduk diyor.
Gel şimdi oğlum diyor Evliya Çelebi'ye.
Bundan sonra diyor sana artık seyahat göründü.
Hani benim sana engel olamayacağım belli oldu.
Fakat diyor oğlum sana öğütlerim var diyor.
Öğütleri şöyle arkadaşlar.
Evliya Çelebi'nin babasının ona vermiş olduğu öğütler bunlar.
Diyor ki ey oğlum insan yoksul olabilir.
Fakat asla besmelesiz bir şekilde yemeğini yeme.
Sırrın varsa eğer bu sırrı hiç kimseye söyleme.
Temiz olmadığın zaman sakın yemek yeme.
Elbisenin söküğünü sakın üstünde dikme.
İyi adını kötüye çıkarma.
Yoldaş olma, sonra çok zararını çekersin.
Sen yürü ileri gözüm, kalma geri.
Dostlarının payına sakın sarkma.
Bir şey koymadığın yere elini uzatma.
İki kişi söyleşirken sakın dinleme.
Ekmek ve tuz hakkını gözet.
Namahreme bakıp ihanet etme.
Davetsiz bir yere sakın gitme.
Gidersen emin olduğun yere namuslu insanların yanına git.
Sır sakla oğlum. Her mecliste işittiğin sözü aklında tut.
Evden eve sakın söz taşıma.
Kötülemekten, arkadan söylemekten, fenalıktan uzak dur.
Ahlaklı ol. Herkesle hoş geçin.
İnatçı ve kötü dilli olma.
Senden büyüklerin önünden gitme.
İhtiyarlarına hürmet et. Her vakit temiz ol, haramdan ve yasaklardan uzak dur.
Beş vakit namazını kılıp, iyi haliyle tanınıp, ilim ve faziletle meşhur ol oğlum.
Dünya bakımından nasihatim odur ki her vakit hoş meşrep ol.
Beraber olduğun vezir ve devlet adamlarına varıp, dünya için sakın bir şey isteme ki senden nefret edip seni hor görmesinler.
Rıza lokmasına kanaat et oğlum.
Eline giren malı israf etme.
Kanaatla geçin. Kanaat tükenmez bir hazinedir demişler.
Sağlıkla sabır vaktinde lazım olur.
Dünyalık akçeyi lokma ve hırka için saklayıp da namerde muhtaç olma oğlum.
Çünkü düşmana kalırsa kalsın, dosta muhtaç olma tek demişler.
Gezdiğin yerlerde iki yerden gayret kuşağını beline bağlayıp kendini daima muhafaza et.
Su uyur, hileci ve zalim düşmanlar asla uyumaz.
Şimdi buraya dikkat arkadaşlar.
Büyük evliyanın ziyaretleriyle meşgul olup bütün ziyaret yerlerini ve memlekette olan sahraları, yüksek dağ, ağaç ve garip taşları, şehirleri, ibret verecek eserleri, kaleleri
fethedenleri ve yapanları, büyüklükleri yazarak seyahatname adıyla bir eser meydana getir.
Dünyada emniyet son nefesinde iman bulasın.
Yürü oğlum sonun hayırlı olsun.
Bu dediklerim kulağına küpe olsun diyor.
Elia Çelebi bu konuşmadan sonra babasının elini öpüyor ve babası ona bir heybe içerisinde 12 tane kitap ve 200 kadar da altın veriyor yol parası olarak.
Yürü oğlum diyor. Nereye gidersen bundan sonra sana izinim var diyor.
Ama diyor gurbet diyarında tedarikli ol, mert ol.
Dertlilere yar ol diyor ve onu alnından öpüp gönderiyor.
Sonra 12 şeyhin elini öpüp hayır dualarını alıyor ve Evliya Çelebi yola çıkıyor.
Hepsi de arkadaşlar seyahatin kutlu olsun evladım diyorlar.
O hafta babasının elini öptükten sonra İzmit'e doğru yola çıkıyor ve Evliya'nın asıl amacı şudur.
Osmanlı İmparatorluğu'nun ve çevresinin eksiksiz bir tasvirini ve seyahatlerinin de eksiksiz bir kaydını tutabilmektir.
Ve aynı zamanda seyahat ederken neler yapıyor ona kazanç getirecek olan görevleri kabul ediyor işte.
ulaklık var bunların arasında mektup taşımak yani.
Köyleri tahrir etmek, vergi toplamak.
Zaten dediğim gibi ailesinin maniki durumu iyi.
O yüzden pek bir sıkıntı çekmiyor gezerken.
Fakat devlet erkanıyla da arası oldukça iyi.
Yani Çelebi hayatı boyunca hem seyyah olmuştur, hem kuryelik yapmıştır.
Yeri gelmiştir, müezzin olmuştur, ulak olmuştur, hafız olmuştur, vekil olmuştur.
Elçi olmuştur, vakıf yönetmiştir, musahip olmuştur.
Yani mesela işte padişahın musahibi, yakın dostu, yoldaşı, sohbet arkadaşı.
Akıl danıştığı insanlarından birisi ki zaten dördüncü.
4. Murat'ın musahibidir arkadaşlar Evliya Çelebi.
2 sene boyunca ona dostluk etmiştir.
Çok da zor bir görev.
Yani kaplanın sırtındasınız.
4. Murat da biliyorsunuz çok sinirli, çok sert mizahlı bir padişah.
Ve onun en sıkıntılı zamanlarında Evliya Çelebi onun yanında oluyor.
Onu güldürüyor, şarkılar söylüyor, sohbetler ediyor.
Gerçekten zor bir görev çünkü kelle koltukta.
Ve 4. Murat'ın canı böyle biraz sıkkın olsun.
Hemen emir veriyor, yanına onu çarptırıyor.
O gelince de işte defi gam geldi der.
Evliya Çelebi geldikten sonra Tevfikam geldi.
Yani üzüntümü giderici anlamında.
Bu arada arkadaşlar Evliya Çelebi asla evlenmemiştir.
Evliliğin çok sıkıntılı bir iş olduğunu düşünüyor.
Bekarlığın ise büyük bir nimet olduğunu söylüyormuş.
Buradan bekarlara sesleniyorum.
Ama güzel kadın görünce de hemen gönlünü kaptırıyormuş.
Halil İnalcık hocamız Evliya Çelebi için en büyük sosyal tarihçi der arkadaşlar ve Ahmet Amca Tanpınar'ın Beşşehir diye bir kitabı vardır.
Bu kitabını okuduğunu ama bu kitabı Evliya'yı tenkit etmek için değil.
Ona inanmak için okurum diyor Halil İnalcık ve bu yüzden de karlı çıkarım diyor.
Bu arada eğer okumadıysanız Beşşehir çok güzel bir kitaptır bence.
Dili biraz ağır fakat Ahmet Amca Tanpınar deyince benim için akan sular durur arkadaşlar.
Bana göre uluslararası standartlarda bir yazar.
Çok çok çok üst segment olduğunu düşünüyorum.
Hatta onun yanına yaklaşabilecek çok az kişi var bence.
Favori yazarlarımdan oldlar bilir.
Bütün kitaplarını okudum ve Beşşehir kitabı bence biraz ağır.
Eski ağdalı bir dil kullanıyor Ahmet Hamdi Tanpınar.
Fakat anlaşılıyor mu?
Bence anlaşılıyor. Fakat Merve ben çok yeni bir okuyucuyum diyorsanız.
Çok da önermiyorum dilinden dolayı.
Ne anlatıyor? İşte Ankara, Erzurum, Konya, Bursa, İstanbul bunların hikayesini anlatıyor Ahmet Amca Tanpınar.
Beşşehir kitabı da niye işte Evliya Çelebi ile ne alakası var?
O da modern Türk edebiyatının aslında bir seyahatnamesi gibi düşünebilirsiniz.
Şimdi arkadaşlar az önce Halil İlnalcık hocamızın dediğine dönelim.
Neden şöyle dedi?
Ona inanmak için okurum dedi.
Bakın Evliya Çelebi'nin seyahatnamesine yazanlar hayal ürünü mü Merve?
Seyahatname güvenli bir kaynak mı?
Değil arkadaşlar. Çünkü seyahatlerinde anlattığı olayların hepsini birebir yaşayıp görmemiş tamam mı?
Gözlemlememiş. Bu hala bir tartışma konusu.
Doğa üstü olaylara da rastlarsınız.
Olağan dışı olaylar da vardır bu seyahatnamelerindeki.
Çoğu zaman evet Evliya Çelebi'nin hayal gücünü kullandığını da söyleyebiliriz.
Fakat şöyle bir şey var.
Bazen de gerçektir arkadaşlar.
Anlattığı şeyler gerçektir. Şimdi bazı yerlere gittim diyor aslında hiç oralara gitmemiş.
Hani bunu bilerek okuyun onu belirteyim.
Seyahatlenme 10 ciltten oluşuyor arkadaşlar ve 40 yılı aşkın bir sürede yazıldığı son derece yalın bir dili var.
Bu arada arkadaşlar Evliya Çelebi aynı zamanda amatör bir dil bilimcidir.
Çok iyi dil kullanıyor ve Evliya Çelebi çok mizahşör bir insan.
Çok çok güldüğümü hatırlıyorum bazı hikayelere.
Böyle bayağı gözümden yaş gelmiştir yani.
Bayağı da sürükleyici.
Böyle sıkılmıyorsunuz okurken.
Zaten amacı da o yani. Bu adam neden böyle işte hayal gücü, gücünü bu kadar kullanmış vesaire diyorsanız.
Adam şimdi kaleyi anlatacak, camiyi bilmem ne.
Sıkılacaksınız yani. 10 ciltlik bir eserden bahsediyorum.
Araya da böyle biraz öznel anlatımlar katmış.
İşte hayali olaylar bilmem ne.
Hikayelerini renklendirmiş.
Süslemiş yani olayları.
Ondan sonra ne olmuş? Tarih anlatıcılığından çıkmış.
Mesela arkadaşlar benim seyahatname de okuyup böyle vay be böyle bir şey nasıl olabilir ya dediğim bir olay var.
O zamanlar saftık.
Yıllar önce. Hatta daha sonra bu anlatacağım şeye Sunay Akın'ın bir kitabı vardı.
Ay Hırsızı'ydı galiba o kitapta da okumuştum bunu.
Evet evet o kitaptı hatırladım.
Lagari Hasan Çelebi olayı arkadaşlar.
Şimdi anlatıyorum. Tam bir şey.
Sıkma ziya vardı onun gibi.
Arkadaşlar roketle dikey uçuşu başarıyla gerçekleştiren ilk insan tamam mı?
Merve ne dedin? Biz bir şok olduk.
Şimdi Osmanlı döneminde roket, dikey uçuş başarıyla gerçekleşmiş.
Evliyaya inanırsak böyle arkadaşlar.
Yani Lagari Hasan Çelebi böyle bir şey yapmış.
Olayı anlatıyorum şöyle. 4.
Murat'ın kızı oluyor. Onun için bir şenlik düzenleniyor.
Bu Lagari Hasan denilen kişi 50 okka barut macunundan kendine 7 kollu bir fişek yapıyor.
Buraya kadar okeyiz. Sarayburnu'ndan padişahın huzurunda bu fişeğine biniyor.
Bakın fişeye biniyor. Fişeye ateş diyorlar.
Bu Lagari Hasan göğe uçmadan önce padişaha dönüp diyor ki padişahım diyor.
Allah'a ısmarladım.
İsa Nebi ile yani peygamberle konuşmaya gidiyorum diyor.
Dualarla göğe çıkıyor.
Hadi çıktı diyelim.
Yere inerken de arkadaşlar kanatlar yapmış.
Onunla yere iniyor denize.
Sinan Paşa Köşkü'nün oraya denize iniyor.
Daha iyi anlatamayacağım.
Çıplak bir şekilde iniyor arkadaşlar denize.
Ve padişahın huzurunda da çırılçıplak çıkıyor.
Sonra yeri öpüyor. Padişahım diyor İsa peygamberin sana selamı var diyor.
İsa peygamberin sana selamı var diyor.
Sonra padişah da ona bir kese altın veriyor.
Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?
Her yanından saçmalık akıyor.
Benim rüyalarımın saçmalık seviyesi.
Yani bu hikaye gerçek olabilir mi?
Roketle adam göğe uçuyor.
Elon Musk işine bak kardeşim.
Fişekle ve bunu bir tek kaynakta görüyoruz.
Evliya Çelebi gerçekten müthiş bir hayal gücü.
Hatta size daha önce Hezerfen Ahmet Çelebi'nin Galata Kulesi'nden aslında asla hiç uçmadığını söylemiştim.
Bu bir hikaye efsane. Güya Galata'dan kuş kanadı takmış.
Üsküdar'a kadar uçmuş.
Ve boğazı falan geçiyor yani.
Olay. Böyle bir şey yok.
Keşke gerçek olsa arkadaşlar.
Çok güzel bir hikaye.
Bu da Evliya Çelebi'de var.
Yani biraz Herodot gibi düşünelim tamam mı?
Neyse gittiği yerlerde antropolojik gözlemler de yapıyor.
İşte oradaki deyimleri yazıyor.
Mesela Diyarbakır'da 17.
yüzyılda Azerbaycan Türkçesine yakın bir Türkçe konuşulduğunu biliyoruz onun sayesinde.
Gittiği yerlerin kültürünü tanıtıyor ve gittiği yerlere tek gitmiyor bu arada.
Yanında 78 adamla gezdiği söyleniyor.
Ve genelde karayoluyla geziyor arkadaşlar.
Bir kere denizde binmiş olduğu tekne batma tehlikesi geçiriyor.
Ondan sonra zaten denizden çok korkuyor.
Seyahatname sadece bir gezi günlüğü değil.
İşte tarih. Coğrafya, sosyoloji, antropoloji, kültürel farklılıklar, gelenekler, dini pratikler bunlar da var arkadaşlar.
Hatta gastronomi de var.
17. yüzyıl Osmanlı dönemine ışık tutan bir eser seyahatname.
Sanki oraya böyle ışınlanmışsınız, o anları yaşıyor gibi oluyorsunuz okurken.
Fakat tarihi bir kaynak mı?
Değil. Tamam mı? Bunun altını çizerim.
Çünkü dediğim gibi öznel bilgiler içeriyor, nesnel değil.
Fakat dünya seyahat literatürüne girmiş önemli bir eserdir diyebiliriz.
Bu arada dediğim gibi lütfen yanlış anlayın.
Anlamayın her anlattığı asla hayal ürünü değil.
Mesela 1668'deki o büyük İstanbul depremini çok detaylı bir şekilde anlatıyor.
Ama bazen de işte yer yer okuyucu sıkılmasın diye muhtemelen böyle güzel hikayeleştirmiş bazı şeyleri.
Gittiği yerlerdeki insanların günlük yaşamları, gelenekleri, görenekleri, inançları, adetleri, bayramları, cenazeleri, düğünleri.
Halk oyunları, yemekleri bunları da anlatıyor arkadaşlar.
Coğrafi özellikleri ne kadar böyle çok detaylı anlatıyor.
Hatta ekonomisini bile anlatıyor.
Hangi malların ticaretini yapıyorlar, en çok ne yetiştiriliyor, ticaret yolları nasıl, insanları nasıl.
Böyle çok ince ince detaylar var.
Şimdi bu öznel anlatım dediğim olay da halkın anlattıklarına dayanan şeyler.
İşte efsaneler, halk hikayeleri falan bunlara da yer veriyor.
Deniz kızları, deniz canavarları bunları da anlatıyor.
Yani efsanelerle dolu bir eser ve aynı zamanda gerçeklik payı da var.
UNESCO ünlü gezginimiz Evliya Çelebi'nin 400.
doğum yılına rastlayan 2011 yılını 2010'da anma yıl dönümleri kapsamını alıyor ve 2010 yılı boyunca dünyanın çeşitli ülkelerinde ve Türkiye'de etkinliklerle anılıyor.
Vefat tarihini tam bilmiyoruz arkadaşlar ve nereye gömüldüğünü de tam olarak bilemiyoruz.
Fakat 1682'de yaklaşık 70 yaşlarındayken Kahire'de vefat ettiği düşünülüyor.
Evliya Çelebi için yol hayatın ta kendisiydi.
Bu bölüm yolu, yolculuğu ve keşfi sevenlere gelsin arkadaşlar.
Her molada lezzetleriyle en festi dedirten Opet Festi Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
