
Altıntaş Online hakkında detaylı bilgi almak ve kampanyadan faydalanmak için: https://www.altintasonline.com
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Altıntaş Online" hakkında reklam içerir*
Transkript
Altıntaş Online Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün daha önce hiç konuşmadığımız bir konuyu konuşacağız arkadaşlar.
Yaz ayları yaklaşıyor, düğün sezonu açılıyor.
Hiç sorma Merve, çeyrekten haberin var mı?
Dediğinizi duyuyorum şu anda, var var.
Bakın ben bu konuda çok yılanımdır.
Baştan alırım bütün çeyrekleri.
Ne takılacaksa alırım sene başında artık sene sonuna kadar takar takar dururum.
Bu da biraz saçma oldu takar takar dururum.
Şimdi ben bugün sizlere ne anlatacağım?
Eğer bir evlilik harifesindeyseniz hani bunun öncesinde birbirinizi gerçekten tanımanızı sağlayacak şeyler anlatacağım ve ondan sonra zaten evlenmeyeceksiniz muhtemelen.
Bu podcast'ı dinledikten sonra.
Şaka şaka hadi başlayalım.
Şimdi evlilik nedir? Önce buradan başlayalım.
Evlilik tanımını Prof. Dr.
Nevzat Erhan Hoca çok güzel yapmış bence.
Diyor ki evliliği yanan bir ateşe benzetebiliriz.
Çünkü ateşin devamlı yanması için sürekli beslenmesi gerekir.
Tıpkı bunun gibi evliliğin sağlıklı yürüyebilmesi için daima beslenmesi, yatırım yapılması gerekir.
Evlilik... Kendine ait sosyal ve psikolojik sınırları olan bir kurumdur.
Ve bu sınırlar iyi öğrenildiği zaman evliliğiniz de iyi yürür diyor.
Ben de bugün bu sınırlardan bahsedeceğim size.
Sevgili Doğan Cüceloğlu hocamızın evlilik konusunda yazmış olduğu Evlenmeden Önce diye bir kitabı var biliyorsunuz.
Buradan yola çıkarak evlilik ilişkisine bilimsel kavramlar ışığında ele alacağız.
Ve evlenmeden önce çiftlerin birbirini nasıl tanıması gerektiğini konuşacağız.
Merve ben zaten evliyim diyorsanız...
O zaman evliliğinizi sorgulayacaksınız.
Haydi bakalım başlayalım.
Şimdi arkadaşlar evlilik ilişkisinde biliyorsunuz erkek erkekliğini, kadın kadınlığını ve her ikisi de insanlığını keşfetme fırsatına sahip oluyor.
Evlilik içinde çocuklar büyüyor ve yarının toplumları oluşuyor değil mi?
O yüzden evlilik kurumu çok önemli.
Evlilik fobisi olanlar var aramızda.
Evlilik lafını duyunca bile kaçıyorlar.
Bu korku daha evlenmeden çevresindeki o başarısız evlilik...
görenler de daha fazla arkadaşlar ve özellikle çok kaoslu ailede büyüyen işte anne ve babasının o kötü ilişkisine tanık olarak büyüyen insanlar da normal olarak var bu.
Bir de evlilik evet dışarıdan bakınca iki kişinin resmi birlikteliği olarak görülüyor ama öyle mi?
Gerçekte değil. Siz iki kişilik bir arabayla seyahat edeceğinizi zannediyorsunuz.
Sonra bir bakıyorsunuz evlendikten sonra Hindistan trenleri gibi olmuşsunuz öyle seyahat ediyorsunuz.
Yani trenin üstünde bile insan kalabalığı var öyle.
bazen de kendinizi o arabanın arka koltuğunda sıkışmış, nefes alamazken, camı bile açamazken buluyor olabilirsiniz.
Ve direksiyonda da belki bir başkası var.
Ailelerden birinin işte belki annesi, belki babası olabilir direksiyonda.
Ama yaşanabilecek bütün olumsuz senaryolara rağmen eğer eşinizle birbirinizi anlamanızın, desteklemenizin önemini kavrayacak bir olgunluğa eriştiyseniz en zor koşullarınızın bile
mutluluk mimarı olabilirsiniz arkadaşlar.
Tanıdığım muhteşem bir çift var.
Belki şu an beni dinliyorlardır orta yaşlarda.
İki harika çocuk büyüttüler.
İkisi de toksik bir aileden gelmiş ve birbirlerine karşı o kadar anlayışlı, o kadar sarıp sarmalayan, destek olan insanlar ki dedim ki ya nasıl olabilir?
Yani nasıl bunca ailevi zorluğa karşı bunları başarabildiniz?
İkisinin de kariyerleri çok iyi.
İkisi de yoksulluklardan çıkıp buralara gelmişler.
Ve sırf o aileden kurtulmak için böyle dişini tırnağına takıp çalışmışlar senelerce.
bana dedi ki Merve biz evlendiğimiz zaman birbirimize bir söz verdik.
Biz bize yaşatılan şeyler her neyse bunları çocuklarımıza yaşatmayacağız.
Onların da mutlu bir aileleri olacak.
Onlar için mutlu bir yuva kurabileceğiz diye birbirimize söz verdik ve örnek aldıkları kişi biz olacağız.
Biz hikayemizi en baştan tekrar yazacağız.
Evet zor ailelerden geldik ama şimdi bizim de bir ailemiz var ve biz bu döngüyü kıracağız ve kırdık diyor.
Onlara bakınca içimde Şimdi umut da doluyor.
Yani psikoloji konularında hep diyorum ya ne yaşadıysak yaşadık abi.
Ama artık biz yetişkin insanlarız ve geçmişimizi değiştiremeyiz.
Sadece onun bıraktığı etkiyi değiştirebiliriz.
Ve o şekilde geleceğimizi de evliliğimizi de gerekiyorsa değiştirebiliriz.
Bizim hikayemizi artık başkaları yazmıyor.
İpler bizim elimizde.
Bunları neden anlattım?
Çünkü evlilikte de bu mümkün demek ki dedim.
Bu anlatılanların hepsi bana bunu gösterdi.
Size de umut olsun diye anlattım.
Evlilikten korkanlar için.
Merve. Merve ne korkması ben hayatımın aşkını buldum.
Birlikte bir ömür geçirmek istediğimden emin olduğum insanı buldum diyorsanız eğer hatta yakında ona evlenme teklifi etmeyi düşünüyorsanız harika haber.
Ben de size hemen bir tek taş modeli öneriyim.
Altıntaş online'dan zarif pırlanta yüzük benim favorilerimden.
Öyle bir takı seti alayım ki ömür boyu kullanabileyim.
Asla modası geçmesin diyorsanız eğer baget suyolu altın gerdanlık takımına bayı.
Yani bunu her şeyle takabilirsiniz.
Yaprak altın gerdanlık takımı ve baget taşlı suyolu altın gerdanlık takımı da bence harika.
Ben altın rengi seviyorum diyorsanız petunya benim favorilerimden.
Bir de arkadaşlar damla tanesi buna mutlaka bakın derim.
Çok güzel bir takım. Çok modern asla eskimez.
Zamansız bir parça. Bu arada yepyeni modeller gelmiş.
Özellikle yüzükler yine sanat eseri gibi yıkılıyor.
Bayılıyorum altınlara biliyorsunuz.
Altıntaş Online'da zaten hep modern ve zamansız parçalar var.
Sitelerinde 5000'den fazla ürün çeşidi var.
Her zevke uygun, her yaşa uygun.
Zaten yarım asırdan fazladır altın ve mücevheratın nabzını tutan bir marka.
Aldığınız ürünler kullandığınız süre boyunca ömür boyu garanti kapsamında.
Bakım ve tamirleri de ücretsiz arkadaşlar.
Altıntaş Online web sitesinden alışveriş yaptığınız takdirde hemen...
Aynı gün kargonuz 16.30'a kadar kargolanıyor.
Sigortalı kargoyla merak etmeyin.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten Altıntaş Online'e girip hemen bir bakın derim.
Ama geri gelin arkadaşlar podcast'ta kendinizi kaybetmeyin.
Tabii bu mümkünse ben bir saat falan ürün gezmişim.
Hadi devam edelim. Evlilikte iki farklı kişi yani iki farklı yaşam öyküsü aslında bir araya geliyor.
Zor olan da bu zaten. İki ayrı öykü var ortada ve bunlar birbirinden bağımsız olarak yaşamaya devam ediyor.
Ama edecekler yoksa oradan bu bizim öykümüz.
Az önce anlattığım hikaye gibi.
Bir öykü yaratabilecekler mi?
Ortak bir öykü. Günümüzde boşanmalar çok arttı biliyorsunuz ama boşananların çoğu yeniden evleniyormuş arkadaşlar.
Ve istatistiklere göre mutlu evliler evli olmayanlara, bekarlara kıyasla daha sağlıklı ve daha uzun bir ömür yaşıyor.
Hayatlarını daha anlamlı ve daha doyumlu buluyorlar.
Ve tabii refah seviyesi de artıyor.
Şimdi evliliğin biyolojik bir temeli de var biliyorsunuz.
Kadın ve erkeğin çekimi üzerine kurulu evlilik.
Cinselliği yok sayan bir evlilik sağlıklı olamaz der Doğan Cüceloğlu hocamız.
Yani evliliğin hem aklımıza hem de kalbimize hitap etmesi gerekiyor.
Psikolojik boyutu var, toplumsal, ekonomik, manevi boyutu var.
Çok kapsamlı. Mesela insan doğası gereği toplum içinde yaşarken sosyal bir kimliğe bürünür değil mi arkadaşlar?
Ve bu kimlik beraberinde ekonomik algılar da taşır.
Hani ilk defa karşılaşanlar birbirlerine nerelisin diye sorar.
İşte ne iş yapıyorsun diye sorar.
Bu belki çok kaba bir soru.
Ama kişinin nereli olduğu aslında onun gelenek ve göreneklerini ne iş yaptıysa ekonomik statüsü hakkında bize bilgi verir değil mi?
İşte insanın sosyoekonomik doğası da evlilikte çok önemli bir faktördür.
Evlilik öncesi üzerinde hassasiyetle durmanız gereken konulardan biri bu.
Örnek ver Merve şu an aklıma İstanbul'da gelin diye bir dizi vardı hatırlıyor musunuz?
O geldi. Nasıl bir kültür çatışması vardı hatırlıyor musunuz?
Ya da işte Bahar dizisi. Bahar'ın ailesiyle Timur'un ailesine kadar.
farklılar değil mi? Yeşilçam filmleri, işte sen fabrikatörün oğlusun, bense basit bir çamaşırcının kızı, olmaz kuzum.
Bu replikleri hatırlayın.
Orhan Kemal'in kitapları mesela hep böyledir bunun üzerine kurulu.
Sen şehirlisin, ben köylüyüm.
İşte sen şuradasın, ben buradayım.
Bakın bunlar hep geçmişten günümüze tartışılan konular.
İşte Asmalı Konak diye bir dizi vardı meşhur hatırlarsınız.
O da böyleydi. Kız kültür şoku yaşamıştı o aileye girince.
Bir de şu aralar gündemde Kızılcık Şerbeti değil mi?
O dizinin adı. O da sanırım böyle bir konu işliyor.
Bunlar cidden zor işler arkadaşlar.
Bu zorluğun üstesinden gelebilirsiniz.
Bilinçli bir çiftseniz çok korkmanıza gerek yok.
Ama bunları ilerleyen zamanda silah olarak kullanmayacaksınız tabi.
Hele ki birbirinizi gerçekten seviyorsanız.
Aşk demedim bakın sevgi dedim.
Çünkü aşk gelip geçebilir belki ama sevgi bence daha sağlam temeller üzerinde oturan bir şey.
Bunları aşmak için zorlukların farkında olarak evlenin.
Pembe gözlüklerinizi çıkarın lütfen evlenmeden önce.
Birbirinizi daha sonra bunlar için yaralamayacağınıza emin olarak evlenin.
Çünkü atıyorum doğulu biriyle evlendiniz arkadaşlar.
Orada biliyorsunuz aileler geniş ve bayramlarda hep beraber geçirilir.
Yani daha gelenekselcilerdir bu konuda.
Siz de diyelim ki çekirdek bir ailede büyüdünüz.
Ananızın, babanızın, yakın akrabanızın elini öptünüz.
Bayram defterini kapatacaksınız.
Tatile gitmeyi planladınız.
Ne olacak şimdi? Yani evlendiğiniz kişinin kültürü bu.
Geleneği bu. Diyecek ki benim ailem...
Yani böyle. Biz her bayramı ailece bu şekilde kutlarız.
Böyle geçiririz. Oraya gideceğiz dedi ve daha önce bunları konuşmadınız.
Ne yapacaksınız? İşte bunları bilerek evlenin arkadaşlar.
Sonra başka akıntısı yapmayın.
Çünkü ikiniz de kendinizce haklı olacaksınız.
Bunları dediğim gibi bilerek konuşarak evlenin.
Çünkü evlilik sevgililiğe benzemez.
Hiç alakası yok. Çünkü sevgiliyken iki kişisiniz ama evlendikten sonra belki de aşiret olacaksınız.
Çünkü evlenen kişi sadece bir birey olan kadın ya da erkek ile kadın evlenen Onun sosyoekonomik ilişkiler ağıyla da evleniyor.
Yani ailesi, sülalesi, meslektaşları, yöresi, kültürü, mutfağı her şeyle evleniyorsunuz o kişinin.
Bir tanıdığımız sırf bu yüzden boşanmıştı arkadaşlar.
Çünkü kadın yurt dışında büyümüş ve evlendiği kişinin çok geniş bir ailesi vardı.
Yemekten sonra böyle ayağını uzatırdı, hizmetini beklerdi.
Çayım önüme gelsin, kekim önüme gelsin bunları isterdi ve her gün böyle mükellef sofralar kurulacak.
Bunu talep ediyor kadından.
Üç karı yerli, çok çalışan, gecesi gündüzü olmayan bir kadın.
Yani evi temizlemeye bile vakti yok.
En son yardımcı alalım diyor.
Ama adam evinde hiç böyle bir şey görmediği için her işi annesi, kız kardeşleri vesaire yaptığı için ne yardımcısı ya falan diye böyle celallenmiş de.
Sofra toplamaya yardım et derdi.
Asla öyle bir şey yok zaten.
Bunun için de tartışırlardı.
Erkek adam sofra mı toplar be falan diye.
Çünkü annesinin paşası olarak büyütülmüş ve bu onun için çok anormal bir şey bu talep.
En son kadın kalk çayını kendin aldı.
Senin hizmetçin yok değil.
Adam şok. Kadın da böyle bir manzarayla karşılaşınca şok oldu tabii.
Çünkü Avrupa'da böyle bir şey görmemiş.
Böyle insanlarla karşılaşmamış.
Kadının şoku çok normal.
E ayrıldılar. Bu arada biz Türk olduğumuz için ve bu ülkede yaşadığımız için evliliği ben buraya göre anlatıyorum arkadaşlar.
Avrupa'ya göre değerlendirmeyin.
Çünkü Avrupa'da iki kişi evleniyor.
Bizde öyle bir şey yok. Biz evlendiğimiz kişinin ailesiyle de evleniyoruz.
Böyle bir durum var. Merve öyle değil falan demeyin.
Öyle abi öyle. Kusura bakmayın.
Keşke böyle olmasa ama.
Burada böyle. Bir de evlenilen kişi bizim hayatımızın en mahrem tanığı oluyor değil mi?
Hani derler ya tamamlanmış hissetmek istiyorum diye bir tabir vardır.
Doğan Hoca'ya bir mektup geliyor.
Burada da evlenmek isteyen bir erkek aynı bu şekilde söylemiş.
Ben bir erkek olarak bir kadının sesinin, teninin, kokusunun, varlığının etrafımda olması gerektiğini hissediyorum demiş.
Tamamlanmak istiyorum demiş.
Ve Doğan Hoca diyor ki bir kadının mahrem tanıklığı içinde erkek hem erkekliğini hem de insanlığını keşfetti.
edip geliştirme olanağına kavuşur.
Sevdiği ve değer verdiği kadının bir saniyelik bakışı erkeğe sen benim kahramanımsın mesajını verirse erkek o bakışla varoluşunun en anlamlı, en coşkulu anını yaşar
diyor. Aynı şekilde erkeğin bir bakışla birlikte verdiği bir çiçek, söylediği bir söz o kadını dünyanın en değerli insanı, en özel kadını hissettirir.
Ne demiş Victor Hugo? Bir bakışın kudreti bir lisanda yoktur.
Bir bakış bazen şifa bazen zehirli oktur.
Bir bakış bir aşığa neler neler anlatır.
Bir bakış bir aşığı saatlerce ağlatır.
Bir bakış bir aşığı aşkından emin eder.
gözleriyle yemin eder. İşte aslında evlilik isteğinin altyapısında bir tanığa ihtiyaç duymamız var arkadaşlar.
Mahrem bir tanık arayışı içindeyiz.
Kişinin en mahrem tanığı onu kale alınan, değerli, güvenilir, sevilmeye layık ve saygıdeğer biri olarak görüp ona mutluluk diyarlarının kapılarını açabildiği gibi onu
hesaba alınmayan, tuhaf, değersiz, güvenilmez, sevilmeye hiç layık olmayan ve saygıdeğer olmayan biri olarak görüp cehennemin kapılarını da açabilir.
Harvard Üniversitesi'nde 1938 yılında başlayan ve hala devam eden bir araştırma var arkadaşlar.
Bu araştırmanın merkeze aldığı soru şu insan hayatını anlamlı kılan şey nedir?
Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için neler önemlidir?
Bu araştırma 724 erkek katılımcıyla birlikte yapılıyor ve bütün veriler analiz edildikten sonra ortaya çıkanlar şunlar.
Anlamlı, sağlıklı, mutlu bir yaşam için en önemli şey insanın içinde yer aldığı yakın ilişkilere.
Ve bu ilişkilerin en önemlisi de aile içinde kurulan karı-koca ilişkisi.
Anne-baba ve çocuk ilişkisi.
Ailesinden, muhitinden, arkadaş ve dostlarından koparak yalnızlaşan insanların anlamsız...
sağlıksız ve mutsuz bir yaşam yaşamakta olduğunu söylüyor bu araştırmalar.
Yalnızlığın zehirleyici bir etkisi vardır ve yalnızlık insanı hasta edip erken yaşta kaybına sebep olmaktadır.
Ve yine bu araştırmaya göre ilişki sayısından çok ilişkinin anlamı önemlidir.
İnsan kalabalıklar içinde de kendini yapayalnız hissedebilir.
Can cana ilişkiler yani yüreğimizde paylaştığımız ilişkiler sağlık ve mutluluğun kaynağıdır.
Birbirini sevmeyen ve sürekli kavga eden eşler sürdürmüş olduğu evlilik onların sağlığına boşanmaktan daha çok zarar veriyormuş bu araştırmaya göre.
Peki Merve ille de evlenmemiz mi lazım?
Birbirini seven iki insanın sözü yeterli değil mi?
İmza şart mı? diyorsanız Doğan Hoca buna da bir açıklık getiriyor.
Evet diyor bizim toplumumuzda bu çok önemli.
Çünkü biz bireyselliğin ön planda olduğu bir toplumda yaşamıyoruz.
Yani biz Avrupalı değiliz arkadaşlar.
Bizim toplumumuzda ait olma yönü baskın ve aile değerleri önemli.
Yani siz sadece o kişiyle beraber olmayacaksınız.
Paket halinde bir aile alıyorsunuz.
Belki sülale satın alıyorsunuz.
önemli. Ben hepsine saygı duyuyorum.
Herkes evlenmek zorunda da değil.
Bence bekar ve mutlu olan bir sürü insan var evlenmek istemeyen.
Böyle çok mutluyum diyen. Herkesin kendi hayatı sonuçta hiç kimse karışamaz.
Ben bu bölümü evlenmek isteyenler için çekiyorum.
Evlenmeden önce birbirlerini daha iyi tanıyabilmeleri için.
Doğan Hoca diyor ki evlenmeden önce mutlaka ama mutlaka evleneceğiniz kişinin, ailesinin kültürünü tanımaya çalışın.
Karşılıklı beklentilerinizi görün.
Birbirinize sürpriz Siz yapmayın diyor.
Neden böyle söylüyor? Çünkü Doğan Hoca'nın ağzı bu yüzden yanmış.
İlk evliliğim kötü oldu diyor.
Bu yüzden çünkü evlendiğim kişi Amerikalıydı.
Ben Silifkeliydim.
İkimiz de çok iyi insanlardık ama çok kötü bir evlilik yaptık diyor.
İki tarafında iyi insanlar olması sizin muhteşem bir evlilik yapacağınız anlamına gelmiyor arkadaşlar.
İki iyi insan da bir araya gelerek gayet kötü bir evlilik yapabilir.
Hani bazı insanlar der ya ben evlenilecek adam değilim ya da ben evlenilecek kadın değilmişim derler.
Boşanma. Anladıktan sonra genelde bunlar söylenir.
Neden bunu diyorlar? Çünkü ben evlilik yapma olgunluğuna sahip olan bir insan değilmişim.
Kendimi anladım ve tanıdım anlamında.
O yüzden birbirinizi çok iyi tanıyın arkadaşlar.
Evleneceğiniz kişinin biyolojisiyle, zihniyle, duygularıyla, sosyoekonomik durumuyla, onu aşkınlığıyla tanımaya çalışın.
Sadece aşık oldum, gözlerim kör oldu, bodoslama evleniyorum yapmayın.
Ben böyle bilmiş bilmiş konuşuyorum diye beni ilişkizmanı falan zannetmeyin.
Bu konularda çok salağımdır.
Yani Eros oku attığı anda benim gözüme...
perde inerse. O yüzden işin uzmanını dinleyelim arkadaşlar.
Doğan Cüceloğlu hocamız diyor ki evlilik ilişkisinde bir yüz vardır, bir de can vardır.
Ben bu tanıma bayıldım bu arada.
Yüz bizim toplumsal konumumuz arkadaşlar.
İşte annesin, babasın, öğretmensin, avukatsın, evlisin, bekarsın.
Yani dışarıdan görünen yüzümüz, insanlara görünen yüzümüz.
Bir de can var. O da bizim mahremimiz arkadaşlar.
En özümüz, en özelimiz.
İkisinin de dengede olması gerekiyor mutlu bir evlilik için.
kendileri olarak ifade edebilecekleri bir can alanı yaratmaları gerekiyor.
Evlilikte kişiliklerini bulmuş insanların kendilerine özgü yarattıkları bir can alanları vardır ve bu alan çok geniştir.
Sosyal kimlikleri baskın olan evliliklerde ise yüz alanı geniştir.
Ama evlilik anlamını her ikisinde de bulmalı, bir dengede olmalı.
Çünkü yüz baskın olan evliliklerde can kendisini yalnız hissedebilir ve burada mutlu bir evlilikten ziyade çekilmesi...
gereken bir çile vardır arkadaşlar.
Eğer sadece can odaklı bir evlilikse o kendi içine oldukça kapanık olur.
Bu da iyi değil. Bir de Doğan hocamızın değerler kültürü ve korku kültürü olarak tanımladığı bir şey var.
Bundan da bahsetmek istiyorum. Karşınızdaki insan eğer değerler kültürü içinde yetişmiş biriyse yaşamın bir ekip işi olduğunu bilir arkadaşlar.
Ve ailesini malı gibi görmez.
Ekip arkadaşı, takım arkadaşı gibi görür onlarını.
Partnerini bir yoldaşı gibi görür.
Korku kültürü Kütüründeyse örnek verecek olursak genç delikanlıya derler ki ilk gece karının gözünü korkut.
Kadın önceden korksun ki sana itaat etsin derler.
Bunu duymuşsunuzdur arkadaşlar.
Karın sana hizmette kusur etmesin ilk gece onu korkut derler.
Yani bir ekip işi falan yoktur korku kültüründe.
Erkek ne derse o vardır ve korku kültüründe yetişen birinde o mu baskın o mu güçlü çıkacak yoksa ben mi baskın çıkacağım hadi bakalım hodri meydan yani bir ispatlama tavrı vardır.
Böyle bir baskın. çıkma, bir bastırma vardır bu tarz evliliklerde.
Neden? Çünkü ancak bu şekilde kendini güvende hissedecektir karşı taraf.
Hani şöyle cümlelerle başlarlar sözlerine.
Kadın dediğin. Kadın dediğin çalışmaz.
Evde oturur. Mesela geçen o Kızılcık Şerbeti dizisi var ya onunla ilgili bir video gördüm arkadaşlar.
Böyle kanım çekildi. Adam diyor ki işte sen diyor artık evlendin okuyamazsın.
Kız yemeğe gitmek istiyorum diyor kız kıza diyor.
Arkadaşlarım da ne demek diyor arkadaşlarımla diyor yemeğe çıkacağım.
E sen gidiyorsun ya. Diyor erkek erkek biz de gitmek istiyoruz.
E ben erkeğim diyor mesela. Aman tanrım ekrana boyu yumruk atasım geldi.
Ve şey diyor işte sen artık evlendin okuyamazsın.
İşte sen aranan kadınlar gibi Instagram'a fotoğraf koyamazsın.
Yani bu adam direkt korku kültüründen geliyor.
Kıssa değerler kültüründen.
Eskiden kadına derlerdi ki evlenen kadına kocanın sözünden çıkma.
Geçinmeye gönlün olsun değil mi?
Bunu duymuşsunuzdur. Buradaki geçinmeye gönlün olsun.
Kocana itaat et.
O ne derse onu yap.
Ona boyu ne ki ağzınızın tadı kaçmasın değil mi?
Bizim kültür kodlarımızda maalesef bunlar var arkadaşlar.
Erkeğinden korkan kadın makbur kadındır.
Abi hanım köylü diye bir şey var ya daha da öteye gitmeyin bence.
Eşine yardım eden böyle onu kendisiyle denk gören adamlara hemen o damgayı vururlar.
Aman bu da hanım köylü.
Şarkısı bile var. Neydi?
Karadeniz şivesiyle söylemek istemiyorum.
Güleyrum haline katula katula bir sözünü geçiremedin karına.
Nerede o taş fırın erkeği diyor bakın.
Bir anda oldun. Light erkek değil mi?
Taş fırın erkeği demişken çocuklar duymasın dizisindeki o Haluk karakteri.
Bakın direkt korku kültüründen gelen bir karakter.
Eşi ise değerler kültüründen gelen.
O yüzden çatışıyorlardı zaten.
Bence şu an taşlar oturdu kafanızda.
Sizin evde hangisi baskınsa muhtemelen siz de o şekilde büyüyüp bunu normaliniz haline getirmiş olabilirsiniz.
Kadın korku kültüründen gelen biriyle evlenince o kadın o evlilik ilişkisinde sadece ama sadece bir sosyal kimlik, bir yüz olarak var oluyor.
Can kısmı eksik kalıyor.
Değerler kültüründe sadece kadına denmiyor, geçinmeye gönlün olsun, geçim ehli ol denmiyor.
Her iki tarafa da bu söyleniyor.
Hayat müşterektir denir değerler kültüründe.
Burada bir can ilişkisi oluyor arkadaşlar.
Eşler önce can cana ilişkilerini umursuyor, el alemi değil.
Korku kültüründe yüz yüze olan ilişki önemsenir.
Değerler kültüründe ise tam tersi can cana.
Önce can sonra canan denir.
Birbirlerinin de canıdır o ilişkide olan insanlar.
Öncelikleri kendilerine, ailelerine verirler.
Sevgi, saygı, değer verirler.
Sevgi korkudan üstündür değerler kültüründe.
Merve acaba ben korku kültüründe mi büyüdüm?
Henüz anlayamadım bunu diyorsanız size bir takım sorular soracağım.
Eğer bunların çoğuna evet derseniz maalesef böyle bir ortamda büyümüşsünüz demektir.
Başlayalım. Sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırım.
Kendimin ne istediğini çoğu kez hiç düşünmem.
2. Kalbimin en gizli köşesinde biliyorum ki bende bir eksiklik, bende bir tuhaflık var, ben normal değilim.
3. Hiçbir şeyi atamam, değerli değersiz elime geçen her şeyi biriktiririm.
4. Cinselliğimle ilgili olarak kendimi gergin ve huzursuz hissederim.
5. Ne zaman bir konuda itiraz etsem içimi hemen bir suçluluk duygusu kaplar.
Keşke hiç karşı çıkmadan diğerlerinin istediklerini yapsaydım diye düşünürüm.
6. Bir projeye başlamakta güçlük çekerim.
Bir işe başlarken güçlük çekerim.
7. Kendime özgü bir düşüncem ya da görüşüm yoktur.
8. Sürekli yetersizlik duygusuna kapılır ve bu nedenle kendimi eleştiririm.
9. Gerçekten ne istediğimi bilmediğim bir duygu içerisindeyim.
10. Her şeyin en iyisi.
Benim yapmam gerekir.
En üstün, en başarılı kişi olmak için sürekli çabalarım.
Ve son olarak kim olduğumu pek bilmiyorum.
Temel yaşam ilkelerimin ne olduğunu ve hayatımın hangi yönde gelişmesi gerektiğini kestiremiyorum.
Bunlara evet dediyseniz arkadaşlar çoğunluğuna korku kültüründe büyümüşsünüz demektir.
Peki böyle bir ortamda büyüdüysek ne olacak?
Evlilikte kıskançlık, güvensizlik, öfke, korku, kaygı bunlar olabiliyor.
Çünkü o içimizdeki çocuk kendini hala...
Önemsiz, değersiz, güvenilmez, sevilmeye layık olmayan biri gibi görebiliyor.
Kendini hep yalnız hissediyor.
Hayatla ilgili hep bir kaygısı oluyor.
O yüzden arkadaşlar bir türlü biz olamıyor.
Ben diyor hep. Ben, ben, ben.
Ya despot biri gibi oluyor ya da bir despota boyun eğen korkak biri oluyor.
Birey olamıyor zaten. Kendi seçimlerini yapamıyor.
Cinselliği sadece bir görev gibi görüyor.
Hatta cinselliği güçlünün bedensel arzularının tatmin edildiği bir zorluk.
Zorbalığa dönüşüyor ve buna boyun eğiyor.
Ona öğretilen şey bu çünkü karşı tarafı tatmin etmesi lazım.
Kendi tatmininin hiçbir önemi yok.
Bu arada iç çocuğu fazlaca şımartılmış olan biriyle evlendiyseniz annesinin paşası, babişkosunun prensesi biriyle evlendiyseniz ama bu uç seviyelerden bahsediyorum.
O insanlarda da hep ben, ben, ben olur.
Yani biz olmak zordur.
Çünkü dünya onların etrafında döner ve aslında kendi özüyle barışık olan bir insan İyi bir eş olur çünkü o kendini bizim için de tanımlar arkadaşlar.
Kişisel seçimleriyle kendini var eder, başkalarının seçimleriyle değil ve yaşamında kendisi olarak yaşar.
Başkasının hayatını ödünç olarak yaşamaz.
Ve cinsellikte her iki insanın aklının ve duygularının, varoluşlarının bir ifadesi vardır.
Cinsellik onlar için hayatın bir anlamıdır, coşkulu bir parçasıdır, görev değildir.
Geçen bir arkadaşımın arkadaşı vardı, yeni boşanmıştı.
Dedim ki nasıl hissediyorsun mevzuları?
oraya geldi ve dedi ki artık zoraki bir şekilde cinsellik yaşamak zorunda değilim.
Çok mutluyum dedi. Bakar mısınız?
Çünkü bir zorbaya senelerce boyun eğmiş değerler kültüründen geldiği için de hep bunun tartışmasını yaşamışlar.
Kadın değerler kültüründen adam korku kültüründen geliyor.
Kadın diyor ki benim de diyor seni istemem gerekmiyor mu?
Hep erkeğin talebiyle oluyor.
Adam diyor ki hayır diyor. Gerek yok.
Ben erkeğim. Benim istemem yeterli.
Bakar mısınız? Bu tarz ilişkilerde tek taraflı bir cinsel ilişki yaşanıyor arkadaşlar.
Karşı taraf Laf sadece bir kendini tatmin etme unsuru olarak var orada.
İşte bu noktada değerler kültüründen gelen kadın diyor ki ben ne olacağım?
Benim de bir doyum yaşamam gerekmiyor ama hani evliyiz ve bir cinsellik yaşıyoruz, bir şeyler paylaşıyoruz.
Korku kültüründen gelen kadın bunu zaten talep bile edemiyor.
O çünkü bir görev, görevini yaptı.
Yapmak zorunda, kendi hazdının hiçbir önemi yok.
Hayatında zaten hiçbir şekilde ben demeyi bilmemiş, böyle bir fırsatı da olmamış.
O hep başkalarını memnun ederek büyüdüğü için, böyle alıştığı için, böyle...
gördüğü için şimdi de eşin aynısını yapıyor.
Bunu bir göremiş gibi gerçekleştiriyor.
Kendi isteklerinin dediğim gibi bir önemi yok ki zaten böyle bir şeyi talep etmeye bile utanabilir korku kültüründen gelen kadın.
Bu kadar önemli işte. Karşınızdaki insan eğer evlilik olgunluğuna erişmiş olan biri ise o insan kendine, kendi gözüne, kendi vicdanına hesap veren biridir.
Hayatının en önemli tanığının kendisi olduğunu bilir o insan.
İnanç ve değerlerini akıl süzgeçinden geçirir ve Kendi seçimiyle bakın, kendi seçimiyle hayatına girmiştir her ne yaşıyorsa.
Başkalarının dayatmasıyla değil.
Kendinin kendi hayatının öğrencisidir o insan.
Öğrenmeye, değişmeye açıktır.
Sabit fikirleri yoktur.
Kendi yaptığı eylemlerden kendi sorumluluk alır.
Başkalarının üzerine atma suçu.
Hayran olmakla sevmek arasındaki farkı anlayacak bir olgunluktadır o insan.
Size karşı baskın olmaya, sizin üzerinizde bir tahakküm kurmaya çalışmaz.
Bu insan... Öfkesinin kendi ile mi alakalı olduğunu yoksa ben öfkesi mi yoksa yaşadığı toplumun inanç ve değerlerinin çiğnenmesine karşı duyduğu bir biz öfkesi olduğunu mu ayırt etmeyi bilir.
Güçlü ve zayıf yanlarını bilir.
Olgun insan kendi suçunun sorumluluğunu size yüklemez.
Sorunlarıyla yüzleşir, onları çözmeye çalışır.
Çünkü arkadaşlar korku kültüründe yetişen biri için hayatın anlamının ne olduğunu bile başkaları belirler.
Kendisi belirleyemez. Ailesi belirler, akrabaları belirler.
O sadece uyar. Onun inanç dünyasını tamamen başkaları şekillendirir, ailesi falan şekillendirir.
Atıyorum sen sünniysin, işte Alevi biriyle evlenemezsin derler ya da tam tersi tamam der.
Sen türbanlı biriyle evlenirsin ya da evlenemezsin derler tamam der.
Hiçbir şekilde sorgulamaz, kendinde bu hakkı da görmez.
Ben ne istiyorum acaba diye...
Oturup bir düşünmez. Ailesi ne diyorsa ona uyar.
Her zaman el alem ne der diye düşünür.
Kendinize şu soruyu sorun arkadaşlar.
Ben evleniyor muyum?
Evlendiriliyor muyum şu anda?
Evlilik kararım benim bir seçimim mi?
Yoksa geçmişi mi?
Şu anki ortamıma vermiş olduğum bir tepki mi bu evlilik?
Evlilikle ilgili beklentilerim gerçekten benim beklentilerim mi?
Yoksa ben bana farkına varmadan yüklenen kültürel şablonun beklentileriyle mi hareket ediyorum?
ediyorum şu anda. Ben bu evlilikte çocuk istiyor muyum?
Ben anne baba sorumluluğu alabilecek bir insan mıyım?
Evlilik benim için bir üstünlük kurma sanatı mı yoksa uyumlu bir ilişki dansı mı?
Bunları kendinize sorun.
Evlenmeden önce eşiniz olacak kişiyi tanımaya çalışmak olgun bir insan olarak sizin sorumluluğunuz.
Evlendikten sonra sen neden böylesin diye suçlamak o insanı değiştirmeye çalışmak fayda etmez.
Mutsuz olursunuz. Hani kış uykusu filminde kadın adama diyor ya seninle cebelleşeceğim diye bütün güzel huylarımı kaybettim diyor.
Öyle oluyor işte sonra. Aman ya ben kapıyı kapatırım.
Eşimin huzur kaçıran o ailesini de görmem.
Onlar dışarıda kalır diye düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz arkadaşlar.
Çünkü o içeride kaldığınız eşiniz o aile tarafından yetiştirildi.
Onunla aynı evde kaldığınızı göz ardı etmeyin.
Eşiniz gerçekten olgun biri değilse sorun yaşarsınız.
Evlenirken bir paket satın alıyoruz.
İşte bizim kültürümüzde bu var dediğim gibi.
İsteseniz de iste. O ailelerle görüşülecek bir şekilde.
O yüzden onları da eşiniz gibi evlenmeden önce tanımaya bakın.
Sonra kindar sürpriz yumurtalarla karşılaşmayın.
Can Yücel ne diyor? Sevmek emekmiş.
Emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş.
Ne kadar anlamlı. Peki eğer şu an bir evlilik kararı aşamasındaysanız size bir soru.
Neden o? Neden onunla yaşam yoldaşlığı yapmak?
Bir ömür birlikte yaşamak ve işte bir evi paylaşıp yuva kurmak?
Onun size çekici gelen yanları ne arkadaşlar?
Çok mu güzel? Çok mu yakışıklı?
Çok mu seksi? Bunları mı söylediniz?
Belki cevap olarak bunları söylediniz.
Peki bunların gelip geçici özellikler olduğunu biliyoruz.
Bunlar bittikten sonra ne olacak arkadaşlar?
Bütün bunlar kendinizi bir ömür onunla yaşamaya adamak için sizce yeterli mi?
Bana çok iyi arkadaşlık ediyor demiş olabilirsiniz.
Bu da yeterli değil. Sadece arkadaş olmak yetmez.
Çünkü evlilik eşittir.
Enerji bu da gerekiyor. Aklı aklınıza uyuyor mu?
Değerleriniz, beklentileriniz uyumlu mu?
Mesela diyelim ki siz gerçekten aile kurmak istiyorsunuz.
Belki çocukluğunuz çok kötü geçti.
O çocukluğun yaralarını bu aileyle sarmak istiyorsunuz.
Ve diyorsunuz ki başka da bir şey istemem.
Bunların hepsi bana yeterli diyorsunuz.
Ama eşiniz de harika bir ailede büyüdü.
Böyle şeylerin eksikliğini hiç duymadı.
Çocukluk yaraları falan yok.
O da hep diyor ki benim param olsun, pulum olsun, eğleneyim, gezeyim.
Ezeyim tozayım bunu istiyor. Bunun derdinde.
Ne olacak evlenince? Dertleriniz, beklentileriniz tamamen farklı.
O maddiyat peşinde.
Siz maneviyat peşindesiniz.
O eve gelmeyecek. Gezecek, gezecek.
Hayatını yaşayacak. Paraları saçacak.
Siz de o kuramadığınız aile hasretiyle ortada kalacaksınız.
Kendinizi paralayıp duracaksınız.
Bakın beklentilerimiz başkaymış.
Ama çok yakışıklıydı. Çok güzeldi.
Öyle olmuyor işte. Evlenince o gözünüzdeki perdeyi böyle şak diye çekip alıyorlar.
Belki... Muhteşem bir cinsel etkileşim olmuştu aranızda.
O sebeple evlenmiştiniz.
Diğer her şeye gözlerinizi kapatmıştınız.
E o da bir yere kadar. Libido da bir yere kadar.
Farklı sosyoekonomik ailelerden geliyorsanız eğer kültürleriniz de bambaşka olacak.
Yemeği, içme, para harcama alışkanlıklarınız bambaşka olacak.
Atıyorum kadın çok zengin bir aileden geliyorsa.
Siz orta gelirli bir aileden geliyorsanız.
Ve durumunuz şu anda da yine orta gelir seviyesindeyse.
Evlendiğiniz kadın eski alıştığı gibi para harcamak isteyebilir.
Bunları konuşmanız gerekiyor sonradan sorun yaşamamak adına.
Ya mutfak alışkanlıkları bile çok önemli arkadaşlar.
Arkadaşımın babası annesinden evde işkembe yapmasını istiyor.
Kelle paça falan istiyor düşünün.
Kendimi öyle düşünemedim mesela.
Ben İzmirliyim ama işte ot, sebze, zeytinyağlı öyle şeyler biliyorum.
Ve bu çok büyük bir şok olurdu benim için işkembe, kelle paça.
Ay ben buna elimi süremem.
Kesin böyle olurum.
Bir de arkadaşlar birinin kusurlarını görüp ay ben onu çok seviyorum kesin değiştiririm diye düşünmeyin.
Evlendikten sonra değiştiririm.
Öyle bir şey yok. Kendinizi kandırmayın.
İnsanlar tabii ki değişebilir ama kendi istekleriyle.
Sizin zorunuzda olacak şeyler değil bunlar.
Evlendikten sonra değişenler, içinden başka biri çıkanlar o daha da kötü bence.
Çok düzgün biri diye evleniyorsanız içinden şeytan çıkıyor.
Bilemezsiniz. Peki onunla birlikteyken.
Kendiniz olarak var olabiliyor musunuz arkadaşlar?
Bu da çok önemli. Yoksa beni sevsin diye böyle olmadığınız biri gibi mi davranıyorsunuz?
Rol yapmak zorunda mı hissediyorsunuz kendinizi?
Evlilikte insan kendisi gibi olabilmek ister.
Siz onunla beraberken siz ne kadar varsınız orada?
Onunla iken kendinizi konfor alanında mı hissediyorsunuz?
Yeni birini tanımanın heyecanı ve keşfi içinde misiniz?
Yoksa panik halinde misiniz?
Konfor alanı güzeldir ama bir süre sonra...
Keşif alanına geçmek isteyebilirsiniz.
Keşif alanında ise o insanı keşfetmenin heyecanı vardır.
Onu anlamaya çalışma çabası ve heyecanı vardır.
Güzel bir alandır burası.
Panik alanında ise sürekli korku vardır.
Kendinizi bir türlü güvende hissetmezsiniz.
Hep böyle kaygılarınız tetiklenir.
Korkularınız vardır. Bir belirsizlik vardır o ilişkide.
Ve bundan bir an önce kurtulup konfor alanına geçmek istersiniz.
Gidip size konfor alanı sağlayan bir insanla evlendiğiniz zaman da sırf o panikten kaçmak için.
Netflix'te Sex Life diye bir dizi vardı.
O kadın gibi bulabilirsiniz kendinizi.
Aman dikkat. Bir de arkadaşlar evleneceğiniz insanda mükemmel yetçilik var mı?
Bu da çok önemli. Çünkü sürekli yaşamı denetleme isteği vardır bu insanlarda.
Ve bir süre sonra sizi de denetlemeye kalkışacaktır.
Buna da dikkat edelim. Belki de anne ve babanıza doyamadan onları kaybettiniz ve bilmeden kendinize eş değil ana baba arıyor olabilir misiniz arkadaşlar?
Ya da etrafımdaki herkes evlendi.
Sona kalan... Ona kalır hemen ben de karşıma çıkan biriyle evleneyim diye mi şu anda evleniyorsunuz?
Yaşım geçiyor hemen çocuk doğurmam lazım diye mi evleniyorsunuz?
Bunun telaşında mısınız? Ya da evlilikten beklentileriniz nedir tam olarak?
Cinselliğe bakış açınız aynı mı?
Sohbet edebiliyor musunuz?
İletişiminiz ne durumda?
Birbirinizin hayallerine yoldaşlık edebilecek misiniz?
Birbirinizin hayalleri içinde ne kadar varsınız?
Geçmişinizle alakalı sakladığınız bir şeyler var mı?
Karşı tarafın bilmesi gereken.
Sonradan ortaya çıktığında olay çıkacak bir şeyler.
Şu an evleneceğiniz kişiyle olası çocuğunuzun eşiniz gibi olmasını ister miydiniz arkadaşlar?
Evleneceğiniz kişiye benzemesini ister miydiniz çocuğunuzun?
Bu soruyu da kendinize sorun.
Evlenmeyi düşündüğünüz kişide şu üç bilinç var mı?
Para, zaman ve insan ilişkileri.
Paranın kıymetini bilen birisi mi yoksa har vurup harman savuran biri mi?
Bir de Doğan Hoca diyor ki ilişkide altı tanıklık boyutu vardır.
Bu nedir? Tanıdıkların birbirlerine verdikleri ilişki mesela.
onların varlığına altı boyutta tanıklık eder.
Altı tanıklık boyutunun da yaşandığı ilişkiler zamanla güçlenir.
Bu tanıklık boyutlarının birinin ya da birkaçının yaşanmadığı ilişkiler hiçbir zaman gelişemez ve sorunlar sürekli devam eder diyor Doğan Hoca.
Bunlardan birincisi sen varsın, umursadığım, dikkate aldığım birisin.
İkincisi seni olduğun gibi kabul ediyorum, sende bir sorun yok, sen doğalsın.
Üçüncüsü sen benim için değerlisin.
değerlisin, teksin, hiç kimse senin yerini dolduramaz.
Dördüncüsü sana güveniyorum, senin potansiyeline, senin kabiliyetine, karakterine, niyetine güveniyorum.
Beşincisi sen sevilmeye layıksın, emek ve zaman vermeye değersin.
Altıncısı sen hem bir birey olarak bağımsız, özgür bir insansın hem de vazgeçilmez bir üyesi olarak benim yaşam ekibime ait bir insansın.
Ne kadar güzel, ne kadar anlamlı değil mi bu altı tanık bir boyutu?
Evlilikte bunlar varsa bu altı tanık...
boyutu varsa eşler arasında o ilişkide mutluluk vardır.
Son olarak Türkiye'de yapılan mutlu evlilikler üzerine bir araştırma var arkadaşlar bundan bahsetmek istiyorum.
35 kişiyle mutlu evli çiftle yüz yüze derin görüşmeler yapıyorlar ve buradan çıkan sonuç mutlu bir evliliği olanlar doğru kişiyle evli olduklarını düşünüyorlarmış ve evliliklerine bakışları oldukça
olumlu. Birbirlerinin farklı taraflarını kabul ediyorlar ve bu farklılıkları yönetmeyi çok iyi biliyorlar.
Aralarında nasıl tartışılır Biliyorlar birbirlerini incitmeden tartışabiliyorlar.
Aralarında küslük olmuyor uzatmıyorlar yani.
Birbirlerini çekici buluyorlar hala ve cinsel hayatları devam ediyor.
Ve şu altı alanda çıkan sorunlar da aralarında konuşup uzlaşabiliyorlar.
Bunlar aileler arası ilişkinin nasıl olacağı, çocukların eğitiminin nasıl yapılacağı, cinsel yaşamlarının sıklığı ve içeriği, ev işlerinin kimler tarafından ve nasıl yapılacağı, boş zamanların nasıl geçirileceği
bir de en önemli maddelerden birisi.
Bu çiftlerin arkadaşlıkları iyi.
Mutlu çiftler eşleriyle beraber olmaktan kaçmıyorlar.
Aksine onlarla beraber bir şeyler yapmaktan hoşlanıyorlarmış.
Durum bu arkadaşlar. Eğer evlenecekseniz öncesinde mutlaka Doğan hocamızın evlenmeden önce kitabına da bir göz atın derim.
Büyük bir farkındalık yaratıyor.
Böyle bölümlerin devamını isterseniz instagramdaki bu gönderinin altına yorum yazmanız yeterli.
Bu bölümü Halil Cibra'nın şu sözleriyle bitirmek istiyorum.
Evlilik ey üstad ve o şöyle yazıyor.
Birlikte doğdunuz ve sonsuza dek birlikte olacaksınız.
Birlikte olacaksınız ölümün beyaz kanatları günlerinizi dağıtıp savurduğu saatte.
Elbette tanrının sessiz belleğinde bile birlikte kalacaksınız.
Ama birliğinizde mesafeler olsun.
Göklerin rüzgarları dans etsin aranızda.
Birbirinizi sevin ama...
Aşk pranga olmasın aranızda.
Ruhlarınızın kıyıları arasında hep dalgalanan bir deniz olsun aşk.
Birbirinizin kadehini doldurun ama aynı kadehten içmeyin.
Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı ekmeği yemeyin.
Birlikte şarkı söyleyip dans edin ve eğlenin ama ikiniz de tek başınıza olun.
Bir lautanın aynı ezgiyle titreseler de birbirinden ayrı duran telleri gibi kalplerinizi verin ama teslim almayın birbirinizin kalbine.
Çünkü sadece... Sadece hayatın avucundadır kalpleriniz.
Birlikte saf tutun ama yapışmayın birbirinize.
Çünkü tapınağın sütunları da ayrı dururlar ve meşe ile selvi büyüyemez birbirlerinin gölgesinde.
Altıntaş Online Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Yarın Perşembe günü yepyeni bir bölümle tekrar karşınızda olacağım.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
