
Samsung Galaxy A34 5G Hakkında detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy A34
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Samsung Galaxy A34 5G" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy A34 5G'nin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi başlıyor.
Hoş geldiniz, ben Merve.
Bugün etkili iletişimden bahsetmek istedim.
Çok önemli olduğunu düşündüğüm konulardan biri.
Hani Confucius diyor ya...
Önce dili düzeltirim.
Çünkü dil yani iletişimimiz düzgün olmadığı zaman söylediğimiz şey, söylemek istediğimiz şey olmayabiliyor.
Söylemek istediğim şey karşı tarafa geçmeyince ne oluyor?
Yapılması gerekenler yapılmıyor.
Yapılması gereken yapılmayınca toplumsal kurallar bir şekilde işte ahlak, gelenek, görenek bunlar sekteye uğruyor.
Bu olunca adalet de yoldan çıkıyor.
Adalet yoldan çıkınca halk çaresizlik içinde kalıyor.
Bunların hepsinin müsebbibi iletişim.
Bu kadar önemli bir konu.
Eksik veya hatalı iletişim kurduğumuz zaman insanlar arasındaki anlaşma ve uyum bir şekilde bozuluyor.
Yani eninde sonunda toplumsal sorunlar yaşanıyor ama kimse o toplumsal sorunları böyle kazıyıp altında ne var acaba diye bakmıyor gibi geliyor.
Bazen gerçekten iletişim çıkabiliyor altından.
Geçen gün bir psikoloğu dinliyordum.
Dedi ki iletişemiyoruz.
Çok hoşuma gitti. Bir cümle arasında söyledi bunu.
Prof. Dr. Haluk Gürgen'in bir TED konuşması var.
Onu da öneririm arkadaşlar. Kendisi iletişim fakültesi dekanı zaten ve bu mesleği seçme hikayesi bana çok etkileyici geldi.
Sizinle de paylaşmak isterim.
Bir öğretmeni sayesinde hayatı değişiyor Haluk Gürgen'in.
Ortaokulda kalabalığın önünde bir şiir okuması gerekiyor.
Normalde çok da güzel okuyan bir çocuk olduğu halde kalabalığı görünce bir anda heyecanlanıyor ve donup kalıyor.
Şiirini falan unutuyor.
Sonra öğretmeni işte yardımcı oluyor bir şekilde o şiiri okuyabiliyor ezberden.
Ama ertesi gün diyor ki o kadar utandım ki yani yüzümü kaldıramadım.
2 saat yerden. Sonra işte öğretmenin yanına geliyor ona bir şiir veriyor.
Önümüzdeki ay diyor bu şiiri ezbere okuyacaksın.
Ve diyor ki eğer öğretmenim bana o gün o şekilde davranmasaydı, beni öyle cesaretlendirmeseydi ben bugün burada sizlerin karşısında olamazdım diyor.
Yani öğretmenim bana dokundu, beni küçültmedi, beni azarlamadı, beni var etti orada diyor.
Bence çok kıymetli bir meslek öğretmenlik her zaman söylüyorum.
Gerçekten çok önemli. Ve Haluk Gürgen diyor ki iktidar olmak istiyorsanız iletişimi iyi kullanmanız gerek.
Mal satmak istiyorsanız yine iletişimi iyi kullanmanız gerek.
Yani hayatın her alanında ihtiyaç var buna ve iletişimi anlam paylaşımı olarak tanımlamış.
Çok güzel bir tanım bence ve bu anlamı paylaşabilmemiz için.
Ortak bir dil üzerinden konuşmamız gerekiyor.
Birbirimizi dinlememiz, anlamamız gerekiyor.
Ve çok önemli bir konuya da değindi bu konuşmada.
İletişim konusunda ötekileştirmek arkadaşlar.
Karşınızdakini ötekileştirirseniz bir şekilde onunla iletişim kuramazsınız.
Dilinden, dininden, cinsiyetinden, mezhebinden, hiyerarşi pozisyonundan, fiziki görünümünden dolayı insanlar ötekileştiriyorsanız eğer zaten iletişim kuramazsınız.
Bu konuyu aşamadığımız takdirde sağlıklı bir iletişim asla kuramayacağız.
Çünkü hepimizin kafasında kendi değer yargılarımız, kendi yaşanmışlıklarımıza göre bir takım şemalar var.
İyilerimiz var, doğrularımız var, her konuda bir şema var kafamızda.
Ve eğer karşımda konuşan insan bu şemaya uyuyorsa diyorum ki tamam sen bendensin seninle iletişime geçebilirim.
Eğer uymuyorsa yanlışsın diyorum içimden belki diyorum bunu ve iletişim kurmuyorum.
Eğer dersek ki ya ben bu insanı anlamaya çalışayım bir dakika ya.
Bunu dediğimiz anda işte iletişim başlıyor arkadaşlar.
O yüzden ön yargılardan azade olmak gerekiyor.
Sağlıklı bir iletişim kurabilmek için karşımızdaki yine.
Bir de şu var. İki kişinin konuşmasında ortak bir noktaya varmak gerekmiyor diyor Haluk Gürgen.
Bence de gerekmiyor. Yani bu çok sık düştüğümüz bir hata.
İlla böyle karşımdakine kendi doğurumu empoze etmeye çalışıyorum.
Evet ben seni dinledim.
Sen de beni. Ama birbirimize katılmak zorunda mıyız?
Değiliz yani. Hani Ünsal Ünlü diyor ya her sabah burada birbirimizden farklı ol.
Olduğumuzu bildiğimiz halde buluşuyoruz diyor.
Bence çok kıymetli bu söylediği ve çok doğru.
Aynı olmak zorunda değiliz zaten.
Ve kimse kimseyi de ikna etmek zorunda değil.
Sadece konuşuyoruz bunun farkına varalım.
Böyle karşıt görüşleri dinlediği zaman tüyleri diken diken olanlar var.
Huzuru kaçıyor direkt böyle.
Ama işte yani kaçsın da zaten.
Filter bubble diyoruz ya böyle bir podcastım var.
Filter bubble'dan çıkalım diyorum ya.
Karşıt görüşleri de dinlememiz gerekiyor.
Neden? Çünkü yanka odalarımızda yaşıyoruz aksi halde.
Sadece kendi sesimi duymamın sizce bir anlamı var mı?
Bence yok. Hatta geçen siyasi görüşme taban tabana zıt olan biriyle konuştum.
Dedim ki neden bana anlatır mısın?
Hani neden malum partiye oy verdin mesela?
Anlattı anlattı anlattı.
Sonra dedi ki sen neden? Ben de anlattım.
Belki bir uzlaşmaya varmamış olabiliriz ama çok güzel bir iletişim kurduk.
İkimiz de birbirimizi anladık.
Ne ben onun safına geçtim ne de o benim safıma geçti.
Güzel bir iletişim kurduk. Küfürsüz, kıyametsiz, hoş bir sohbetti yani.
Bunu yapmak bence zor değil diye düşünüyorum.
Melih Cevdet Anday'ın dediği gibi hani ona bir kitap vereceğim rahatını kaçırmak için diyor ya.
Bence rahatımız kaçmalı bazen.
Yani karşıt görüşleri lütfen dinleyelim.
Bu bizden bir şey götürmez, bize bir şeyler katar eminim.
İletişim sizin nasıl var olduğunuzla ilgili.
Siz neyseniz iletişiminiz de o.
İletişiminiz neyse siz de osunuz diyor Haluk Hoca.
Bunu bir düşünelim bence.
Yani insanlarla nasıl iletişiyorsunuz?
Dışarıdan bir göz gibi lütfen bakın kendinize.
Çünkü iletişim bir anlam paylaşımı demiştik ya az önce.
Bu anlamları paylaşırken de kendimize bakmamız ve kendimizden yola çıkarak.
Başkalarına bakmamız ve onları anlamamız lazım ki kendimize bir katkımız olsun.
Ve iletişim bir belleğin bir başka belleği iletişim aracılığıyla etkileyerek bir eylemde bulunmasını sağlayan şey.
O yüzden kıymetli eyleme geçiriyor.
İnsan sosyal bir varlık diyoruz hep.
Sürekli bizim iletişim kurmaya ihtiyacımız var.
Çünkü biz anlamak ve anlaşılmak üzerine programlanmışız.
Ve çok önemli bir konu.
İletişim deyince herkes belki konuşmak diye düşünüyor.
Hayır. Ses tonumuz, yüz ifademiz, tavırlarımız, davranışlarımız bunlar da bir iletişim ve iletişimde çok önemli unsurlar bunlar.
İletişim saç biçimimiz.
Giyim tarzımız arkadaşlar. Bunlar bile iletişimin içerisine giriyor.
Neden? Çünkü bunlar da bizim hakkımızda karşı tarafa bir ileti yolluyor değil mi?
Hatta bunu daha da ileri taşırsak evimizde kullandığımız renkler, aksesuarlar, objeler bunlar bile bizimle ilgili karşı tarafa bir ileti gönderiyor.
Freud da zaten bunu söyler.
Bence böyle 7-24 yanımızda taşıdığımız, hiçbir zaman yanımızdan ayırmadığımız o akıllı telefonlarımız da aslında karşı tarafa bizimle ilgili bir ileti gönderiyor diye.
düşünüyorum. Mesela Samsung Galaxy A34 5G kullanan birini gördüğüm zaman özellikle de acayip iyi yeşili çok seviyorum o rengi.
Onu kullanan birini gördüğüm zaman ne kadar hayat dolu ne kadar canlı pozitif bu duygular uyanıyor bende.
Yani bana vermiş olduğu ileti bu.
Bu arada acayip iyi gümüş ve acayip iyi siyah renkleri de mevcut.
6.6 inçlik sonsuz U ekranı görüşünüzü geniş tutmanızı sağlıyor.
Işığın en parlak olduğu mekanlarda bile FHD Plus süper amoled ekranı sayesinde oldukça canlı ve yüksek çözünürlüklü tıpkı gerçek hayattakine benzer renkler sunuyor.
Her gittiğim yere şarj aletimi de götürmek zorundayım akıllı telefonumun pil ömrüyle başım dertte diyenler pil ömrü sıcaklık ve belleğini optimize etmek için oyun oynama alışkanlıklarınızı izlerken arka
plan aktivitelerini ve bildirimlerini engelleyerek maksimum odaklanma sağlıyor.
Stereo hoparlörleri sayesinde size muhteşem bir işitsel deneyim yaşatıyor.
Manzara, portre ve yakın çekim yapabilmeniz için 3 adet kamerası mevcut.
Ultra geniş, ana ve makro kamera.
Samsung üst düzey güvenlik ve kullanım güvencesi sunmak adına her daim cihazınızı güncel tutuyor.
4 işletim sistemi güvencesi ve 5 yıl boyunca güvenlik güncellemeleri desteği sunuyor.
Cam gibi glastik bir kaplamayla çerçevelenmiş ve oldukça şık bir görüntüye sahip.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten acayip iyi Samsung Galaxy A34 5G'yi sizler de inceleyebilirsiniz.
Hadi o zaman devam edelim.
Etkili iletişimi bazen bir bakışımızla bile yapabiliyoruz.
Bazen susuyoruz, karşımızdakine sert bir ileti gönderiyoruz.
Bazen bir mesaj yazıyoruz, bazen gülüyoruz.
Yani karşı tarafa ileti yolladığımız her şey bir...
İletişimdir. Milattan önce mağara duvarlarına yazılan yazılar, çizilen resimler.
Bunlar bile bizlere bir ileti gönderiyor, bir mesaj yolluyor.
Yaşam şekillerini görüyoruz değil mi?
Bu da bir iletişim şekli.
Ve iletişimde kelimelerimiz, ses tonumuz, beden dilimiz bunlar çok önemli.
Az sonra açacağız bunları. Neden önemli?
Çünkü kelimelerimiz bizim ne söylediğimizle alakalı değil mi?
Ses tonumuz ve beden dilimiz ise nasıl söylediğimizle ilgili.
Sizce hangisi daha önemli?
Ne söylediğim mi yoksa nasıl söylediğim mi?
Kelimeler %10, ses %30, beden dili %60 oranında rol oynuyormuş arkadaşlar.
Yani iletinizin veriliş şekli %90 önem arz ediyor diyor bu işin uzmanları.
Az sonra etkili iletişimi nasıl kurarız bunu anlatacağım ama tabii ki bir podcast yetmez bu konunun üstüne gitmemiz gerekiyor.
Beni dinleyen ebeveynler varsa lütfen çocuklarınız için bu konuya dikkat edin.
Çünkü ileriki hayatlarında gerçekten başarıları buna bağlı.
İş hayatında hep bu olacak ve iletişim mevzusuna hakim olmamız kendimize bakışımızı geliştirir.
Kendime ilişkin algılarım, farkındalığım, özgüvenim etkili bir iletişim kurabiliyorsam artacaktır.
Başkalarına karşı bakışım değişecektir çünkü empati yapabileceğim bu şekilde.
Bakış açım daha olumlu olacak.
İnsani ilişkilerimin kalitesi artacak ki dikkat edin insanlar genelde böyle iyi konuşmacıların yanında olmaktan hoşlanırlar.
Yani bu bir komşunuzda olabilir.
Bir arkadaşınız da olabilir. Herhangi biri olabilir yani.
Böyle insanları dinlemekten insanlar büyük keyif alırlar.
Ben de aynı şekilde. Böyle iyi konuşan biri varsa hemen çekilirim oraya.
Bir şeyi çok çok çok iyi bilebilirsiniz.
En baba okullarda okumuş olabilirsiniz.
Onun eğitimini almış olabilirsiniz.
Ama Onu aktarış biçiminiz bence çok önemli.
Bazen böyle bazı uzmanları dinlerken gerçekten kendime boğasım geliyor.
Çok zorlanıyorum. Diyorum ki sabret, sabret bu bilgi için.
Böyle çok kasıntı konuşanlar var.
Kendini parçalıyor böyle çok düzgün bir diksiyonla anlatmak için.
Ama o kadar heyecansız, o kadar didaktik ve donuk ki dinleyemiyorum.
Ben daima samimiyetten yanayım.
Kalbime dokunmayan bir insanı gerçekten dinlemekte zorlanıyorum.
Böyle TRT spikeri gibi konuşsam eminim.
Çoğunuz dinlemezsiniz beni.
Kendimi de dinlemem şahsen o şekilde.
Üniversitede bir ordinaryus hocamız vardı bizim.
Böyle ağzımızı açık dinlerdik.
Onun dersi gelsin diye böyle iple çekerdik o günü.
O kadar güzel bir iletişimi vardı ki şimdi hatırlıyorum.
Rahmetli. Beden dili, ses tonu.
Eğlenceli anlatışı böyle gerçekten iple çekiyorduk derslerini.
Ama bir de çok düzgün konuşan bir hocamız vardı.
Böyle tane tane anlatırdı aşırı iyi bir diksiyon.
Herkes böyle hu uyuyorduk dersinde hu şu içerisinde.
Ben şu an Milli Eğitim Bakanı olsam ilk yapacağım şeylerden biri şu olurdu.
Öğretmen adaylarına mutlaka ama mutlaka etkili iletişim dersi verirdim.
Bilmiyorum var mı onların derslerinde böyle bir şey ve hikaye anlatıcılığı dersi verirdim.
Bunları zorunlu tutardım.
Çünkü bazı öğretmenler gerçekten müthiş bilgili oldukları halde bunu karşı tarafa maalesef aktaramıyorlar.
Derslerde öğrenciler uyuyakalıyor.
Halbuki öğretmen bir bilgi hazinesi.
Tek sorunu aktaramaması.
O yüzden bunun önemli olduğunu düşünüyorum.
Özellikle de eğitim, öğretim anlamında.
Şimdi iletişimin beş temel amacı var arkadaşlar.
Birincisi var olmak.
Yani benliğimi ait olduğum toplumsal yapılarla...
Özleştirerek var oluşumdan bahsediyorum.
İnsanlarla kurduğumuz ilişkiler çerçevesinde varlığımıza bir anlam katıyoruz değil mi?
Bu birincisi. İkincisi haberleşme.
Çevremde olup bir tanelerden haberdar olmak istiyorum.
İletişimin amaçlarından biri de bu.
Üçüncüsü. Paylaşmak yani bilgi ve düşüncelerimi duygularımı paylaşmaktan bahsediyorum.
Ve dördüncüsü bence çok önemli etkilemek ve yönlendirmek.
Çünkü bunun en büyük etkisini dünyadaki siyasi arenada görebiliriz.
Geçmişten günümüze bir bakın.
İletişim siyasal erk için inanılmaz önemlidir.
Halkı bu iletişimle etkiledikleri için bir ülkenin kaderi için İletişim çok önemlidir.
Ve beşincisi eğlenmek ve mutlu olmak.
Seyrettiğimiz şeylerden aldığımız keyiften bahsediyorum.
Böyle zevk almak için izlediğimiz şeyler de bize bir şeyler iletiyor.
Kaliteli veya kalitesiz bir iletiden bahsediyorum.
Isınma turumuzu attık.
Artık etkili iletişim taktiklerine geçebiliriz.
Öncelikle tabii ki algıdan bahsedeceğim.
Algı nedir? Duyu organlarımızdan beynimize ulaşan verilerin.
Örgütlenmesi, yorumlanması ve anlamlandırılması.
Algı olmadan tabii ki düşünmemizi de gerçekleştirmez.
Düşüncem olmazsa neyle iletişim kuracağım hiçbir şeyim yok.
Yani algı o kadar önemli bir şey ki bazen gerçeklerin bile önüne geçebilir.
Yalan yanlış algılardan bahsediyorum.
O zaman da ön yargılar oluşuyor değil mi?
Algımızı peki neler değiştiriyor?
Bir kere doğru algılamak için gözümün sağlam görmesi gerekiyor.
Mesela bende astigmat var gece.
Ne bileyim çamaşır yığınını canavar falan zannedebiliyorum.
Kulağımın sağlam duyması gerekiyor.
Beynimin işlemesi gerekiyor.
Beyin önemli. Acaba geçmişte yaşadığım bir şey mi beni işte karşı tarafı algılarken etkiliyor diye düşünmemiz gerekiyor.
Ön yargılarım var mı acaba diye bir düşünmek gerekiyor.
Ya da gün içinde bir şey yaşamışsınızdır.
Onun etkisi altındasınızdır ve algılarınız değişmiştir.
Bu da olabilir. Çevremdeki insanlara mı ayak uyduruyorum acaba algılarımda?
Bunu da bir düşünmek gerekiyor.
Etkili iletişimde algıların rolü çok büyük.
Neden? Çünkü yargılama başladığında algılama biter.
Bir başka mevzu etkin dinleme.
Bu çok önemli. Çünkü Anlamak üç şeye bağlı arkadaşlar.
Birincisi niyet değil mi?
İkincisi bilgi, üçüncüsü de gayret.
Etkili bir anlama için bu üçü şart ve bunları yapabilmenin şartı etkin dinleme.
Mevlana'nın mesnevisinin ilk sözü nedir?
Dinle değil mi? Kur'an-ı Kerim oku Mevlana'nın mesnevisi dinle diye başlar.
Dinlemek sadece kulağımızda değil kalbimizde, ruhumuzda, beynimizde, odağımızda, algımızda.
hazır oluşumuzda ve bilgimizde olur.
Ve onları da işin içine katınca işte etkin dinleme budur.
Tasavvufun özünde bile dinleyişte ustalaşmak vardır değil mi?
Marifet iyi konuşan değil.
İyi bir dinleyen olabilmekte çünkü doğru ve etkili konuşabilenler aynı zamanda çok iyi bir dinleyicilerdir dikkat ettiyseniz.
Dinleyenler öğrenirler ama dinleyemeyenler öğrenemezler.
Öğrenemeyenler bilemezler.
Bilemeyenler olamazlar.
Yani olmanın yolu...
Bilmekten geçer, bilmek ise dinlemekle mümkün olur.
Dinlemek karşımızdaki insana hak vermek değildir, önem vermektir.
Tekrar ediyorum, dinlemek karşımızdakine hak vermek değil, önem vermektir.
Etkin bir iletişim kurmak istiyorsak dinlemeyi mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.
Zaten dakikada ortalama 150 kelime söyleyebiliyormuşuz ama 500 kelime dinleyebiliyormuşuz.
O yüzden sıkılıyoruz zaten. Çok arada böyle uçurumlar var.
Kafamız dağılıyor başka yerlere gidiyor dinlerken.
Şimdi bazı yanlış alışkanlıklarımızı gözden geçirelim istiyorum.
Mesela dinliyor gibi yapmak.
konuşulanlardan sadece işimize gelenleri, bizi ilgilendiren kısımları çekip almak.
Özellikle de böyle kavga esnasında bu çok yapılır.
Bencillik yapmamız.
Karşımızdaki konuşurken o bitirse de ben de kendi bilgimi ve tavsiyemi hemen söylesem diye böyle kafada plan proje yapmamız ve buna odaklanıp konuşmayı kaçırmamız.
Karşımızdakinin niyetini okumaya çalışmamız.
Sen bana bunu mu demek istedin, şunu mu demek istedin?
Kendi kendime böyle niyet okuması yapıyorum.
Kendimizle karşımızdaki insanın acısını veya neşesini karşılaştırmamız o konuşurken.
Karşımızda diyor ki başıma diyor şu şu geldi.
Siz de diyorsunuz ki ee o da bir şey mi?
Benim başıma daha beteri geldi.
Ya olay sen değilsin ki çık aradan.
Ve karşımızdaki konuşurken içimizden şöyle diyorsak kesin sallıyor.
Ya yalan ya abartıyor.
İşte bu ön yargı.
Bundan azade olmamız gerekiyor ama gerçekten zor.
Bir başka önemli konu Dinleme stilleri arkadaşlar.
Empatik ve objektif nesnel dinleme.
Burada karşımızdakinin bakış açısını anlamalıyız.
Onun olayları nasıl algıladığını, o olaylardan nasıl etkilendiğini sözünü kesmeden, dikkatini dağıtmadan dinlememiz gerekiyor.
Yani olay şu karşımızdaki insan konuşurken onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışalım.
Buna empatik ve objektif nesnel dinleme deniliyor.
Aktif ve etkin bir dinleme.
Dinleme stilindeyse karşımızdaki insanın bize kullandığı sözcüklerle ona geri bildirim veriyoruz.
Yani senin fikirlerini anlıyorum imajı çizmemiz gerekiyor orada.
Onun yaşadığı duyguları anlamaya çalışalım.
Hatta ona işte böyle mi hissediyorsun, şu an nasıl hissediyorsun diye hislere yönelik sorular sorabilirsiniz.
Ve ona sorular sorarak olayın daha da netliğe kavuşmasını sağlayabilirsiniz.
Bir diğer dinleme stili derin dinleme arkadaşlar.
Konuşan kişinin anlattıklarına derin bir odaklanma hatta anlatmadıklarına da.
Sözlü, sözsüz ifadelerine dikkat burada.
Kullandığı sözcükler, beden dili hepsini bütün bütünüyle bakıyorsunuz.
Ve bunları nasıl ifade ettiğine bakıyorsunuz.
O anda öfkeli mi, kızgın mı, çok mu neşeli bunları gözlemliyorsunuz.
Bir de kendinizce böyle gizli anlamlar çıkartmak yerine anlamadığınız yerleri sorarsanız daha iyi olur.
Ve son olarak.
Eleştirel olmayan dinleme.
Yani yargılamıyoruz karşımızdakini.
Olumlu, olumsuz bir değerlendirmeden kaçınıyoruz eleştirel olmayan dinleme.
Gelelim etkili iletişim için bir başka basamağa.
Bence bu basamak çok önemli arkadaşlar.
Empati. Nedir empati?
Kısaca kendimizi karşımızdaki insanın yerine koyarak onun duygularını, düşüncelerini doğru olarak analiz etmek değil mi?
Eğer biri için şu cümleleri kuruyorsanız o gerçekten sizinle empati yapmayı başarmış bir insandır.
Keşke seni daha önce tanısaydım dediğiniz bir insan var mı?
Ya ben derdimi gideyim de şu insana anlatayım dediğiniz o insan.
Ya beni anlasa anlasa bir tek o anlar dediğiniz.
Keşke daha çok sohbet edebilseydik.
Zamanımız daha bol olsaydı dediğiniz insanlar.
Bu insanlar gerçekten empati yeteneği gelişmiş olan insanlar.
Ama eğer şunları diyorsanız aman aman o duymasın şimdi.
Ay ne zaman susacak acaba?
Hoca bitir artık hoca.
Bitse de gitsek dediğiniz insanlar yani ben de kendimle bir baş başa kalsam darlandım dediğiniz insanlar varsa içinizden tabii.
Böyle kişiler empatiden yoksun olabilir yani suçu kendinize atmayın karşı taraf empatiden yoksun olabilir.
E Merve nasıl empati yapacağız?
Kendimizi lütfen karşımızdaki insanın yerine koyalım.
Bazen arkadaşlarım bana gıcık oluyor.
Çünkü atıyorum işte sevgilisinden ayrılıyor.
Geliyor bana anlatıyor ve şey bekliyor işte Merve onun sapına geçecek ve işte şey diyecek.
Yürü be koçum sen haklısın falan.
Hiç öyle bir şey olmuyor tabii ki.
Hemen empati kuruyorum ve diyorum ki sen haksızsın arkadaşım.
O yüzden böyle bir deliriyorlar.
Nasıl beni tutmazsın falan diye ama sonra iyi oluyor bence.
Ben de çünkü karşı taraftan bunu beklerim.
İnsan kendini göremiyor bazen.
O yüzden lütfen kendimizi karşımızdaki insanın yerine koyalım.
En basit haliyle bu. Atıyorum sevgilinizle tartıştınız.
Olay büyüdü büyüdü çığırından çıktı.
O anda o sinirle tabii ki olaylara kendi açımızdan bakıyoruz ama hemen bir saf değiştirin.
Deyin ki ben... onun yaşadıklarını yaşasam, karşımda da ben olsam acaba ne yapardım?
Bunu bir düşünün bence.
Empati kurmaya çalışalım. Gerçekten empati yapmak zor bu arada.
Hani yargılamak daha kolay.
Çünkü empati yaptığın zaman karşı tarafı anlayacaksın ve anlayınca da belki hak vermek zorunda kalacaksın.
Hak vermek istemediğimiz için empatiden uzak duruyoruz bazen.
Çünkü yargılamak her zaman daha kolaydır.
Hani bir kızılderili atasözü var ya benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan Benim geçtiğim sokaklardan geç.
Benim takıldığım taşlara takıl, yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git.
Benim gittiğim gibi git.
Anca o zaman beni yargılayabilirsin.
Çok doğru. O yüzden empati yapmak için ne yapmamız gerekiyor?
Etkin bir dinleyici olmamız gerekiyor.
Geçen bir kafedeyim.
Tam arkamda bir kız grubu var.
Kalabalık bir kız grubu. İçlerinden birisi de sevgilisinden ayrılmış.
Arkadaşlarını anlatıyor. Şöyle oldu, böyle oldu.
Ağlıyor falan böyle. Bir destek bekliyor belli ki.
İçlerinden biri belli ki onun en yakın arkadaşı o.
Diyor ki boşver kanka yenisini bulursun.
Ya bu nedir şimdi? Size yapsalar hoşunuza gider mi?
Ne yapmamız gerekiyor?
Yanında olduğumuzu hissettireceğiz.
Hatta sarılada bilirsiniz.
Gel abi omzumda ağla diyebilirsin bu kadar zor değil.
Ona hak verip vermemen önemli değil orada.
Anlasan yeter ya boşver kanka yenisini bulursun demene gerek yok.
En sinir olduğum arkadaş profili.
Geçelim etkili iletişimde bir başka önemli konuya.
İkna. Çünkü en basit konuşmamız bile aslında bir ikna içeriyor.
Nedir ikna?
Kendi düşünce ve görüşlerimi bir başkasına benimsemesi amacıyla etkileyici iletiler yollayarak gerçekleştirdiğim bir iletişim biçimi.
Hani dedim ya bu da olabiliyor diye en başta.
Genelde siyasi arenada oluyor bu.
Kişi ya da kişilerin davranış ve tutumlarını etkileme süreci.
Her türlü iletişimin olmazsa olmazı aslında bir sonuca varmak.
İçten içe hepimiz bunu niyet ediyoruz konuşurken karşı tarafı etkilemek istiyoruz.
O yüzden ikna için etkileme sanatı da deniliyor.
Kabul ettirme, razı etme psikolojisi de deniliyor.
Etkili iletişimin gizli güçlerinden biri.
Kişilerin davranışlarını değiştirmek için bilinçli bir niyet var içinde.
İletilerimi bu şekilde verirsem karşımdakini ikna etmeye çalışıyorumdur.
Onun duygularını, düşüncelerini, inançlarını kendi istediğim yöne çekmeye çalışıyorumdur.
İkna bu. İknanın temelinde Aristoteles'in retoriği var arkadaşlar.
Ve retorik belli bir durumda elde var olan inandırma yollarını kullanma yetisi.
Akıllıca yapılan konuşmalar.
Yönetenlerin yönetilenleri retoriksel konuşmalarla ikna edebileceğini de belirtmiştir Aristo ve haklı bence.
Özellikle politika anlamında haklı olduğunu düşünüyorum.
Tabii ki hukukta ve törenlerde de çok önemli bir sanattır retorik.
İyi bir hatip olmak hayatınızın her alanında yüksek hayrınızadır diyebilirim.
Merve ben de etkili iletişim kurmayı çok isterdim ama...
Amaya gelelim şimdi. Bazı insanlar çevresindekilerle iletişim kurmaktan korkuyor.
Bir ortamda sürekli aynen aynen aynen diyorsak ortamdaki görüşleri hemen kabul ediyorsak iletişimden korkuyor olabilirmişiz arkadaşlar.
Yanlış şeyler söylemekten korkup susuyorsak alay edilirim hor görülürüm korkusu da tabii ki bir sebep veya çok fazla alıngansak iletişim kuramayabiliyoruz.
Araştırmacılar iletişimin önündeki 8 engelden bahsediyor.
Birincisi iyi bir ilk izlenim bırakamamak.
İkincisi hikayeyi uzatmak da uzatmak uzatmak.
Üçüncüsü karşımdakini dinlememem.
Dördüncüsü tartışmaya girmem ama kötü niyetli bir tartışmadan bahsediyorum.
Beşincisi düşmanca tavırlar sergilemem.
Altıncısı karşımdaki insanı küçümsemem.
Yedincisi sözsüz iletişimi gözden kaçırıyor olmam.
Sekizincisi de etkili iletişim döngüsünü...
Bunlar 8 engel arkadaşlar.
İletişimimizin önündeki engellerden bahsettim.
İyi bir ilk izlenim bırakamamak ne demek?
Hem kadınlar hem erkekler ilk görüşmede dış görünüşten etkilenirler.
Ne derseniz deyin, iç güzellik daha önemli deyin.
Yok öyle bir şey, dış görüntü gerçekten çok önemli.
İlk karşı karşıya geldiğiniz zaman sağ gözlerin hizalı olması gerekiyormuş karşınızdaki insanla.
Aynalama tekniği yapmamız gerekiyormuş.
Yani karşımızdaki insanın hareketlerini çaktırmadan taklit ediyorsunuz.
Atıyorum o bacak bacak üstüne.
Hemen siz de atın aynı bacağınıza aynı bir ayna gibi olun.
Hani küçükken ayna diyorduk ya onun gibi aynı.
Karşınızdaki insanın yüzü asıksa üzgünse siz onun karşısında kahkaha atmayın.
Siz de böyle azıcık üzgün durun.
Sonra enerjisini yükselttiğiniz zaman gülersiniz beraber gülersiniz.
Aramızdaki iletişimi, o bağı kuvvetlendiren bir detay arkadaşlar.
Yine çok önemli detaylardan biri insanların konuşma hızı.
Çünkü hepimiz farklı bir konuşma hızına sahibiz.
Hızlı konuşan insanlar genellikle görüntü odaklılarmış.
Ben bunu yeni öğrendim. Konuşma hızları zihinlerinde resimleri görme hızıyla orantılıymış.
Örnek ver Merve derseniz şu an aklıma Emrah Sefa Gürkan geldi.
Ortalama hızda konuşanlar duyma konusunda hassaslarmış.
Yani söyledikleri sözlerin kalitesini ortaya koyan bir hızda konuşurlarmış.
Örnek olarak ilk aklıma gelen isim Doğan Cüceroğlu.
Çok özledim onu. Yavaş konuşanlar daha duygusal bir iletişimcilermiş.
Yani insanlara karşı daha duyarlı oldukları için söyledikleri şeyler konusunda çok dikkatli ve hassaslarmış.
Buna da örnek verecek olursam Dücane Cündioğlu derim.
Bu yüzden ilk karşılaşmada karşımızdakinin konuşma hızına bir tık ayak uydurmaya çalışalım.
Yani bu etkili bir iletişim için bence çok önemli bir anahtar.
Karşınızdaki insanın üzerinde yoğunlaşın arkadaşlar.
Onun ilgi alanlarını öğrenmeye çalışın.
Sevdiği sevmediği şeyler bu muhabbeti ilerletmek için söylüyorum.
Bunları öğrenmeye çalışın ve iyi bir hikaye anlatıcısı olmak için çalışın.
Bu gerçekten önemli. Tabii uzun uzun değil dozunda.
Siz nasıl dinlenmek isterseniz karşınızdaki insanı da öyle dinleyin bence.
Acar Baltaş daha iyi bir iletişim kurabilmemiz için olumlu izlenimler yaratabilecek beden dili özelliklerinden bahsediyor arkadaşlar.
Bunlardan birincisi...
Göz teması tabii ki.
Gözümüzü dikip bakmaktan bahsetmiyorum.
Yani karşı tarafı rahatsız etmeyecek bir şekilde göz teması kurmak.
Çünkü insanların yüzüne bakanlar bakmayanlara oranla daha çok hoşa gidiyormuş.
Ve yüz ifademiz de burada çok önemli.
Dostça bir tebessüm içerisinde olmalıyız.
Donuk ve soğuk değil. Aklıma şey geldi.
Geçen Doğan Cüceloğlu'nu izliyorum yine.
Diyor ki işte bir seminere katıldım diyor.
Böyle işte uzun uzun bir şeyler anlatıyorum, anlatıyorum, anlatıyorum.
Herkes pür dikkat dinliyor.
Tam önde oturan bir adam gözünü dikmiş bana bakıyor ama o kadar soğuk ve nefret dolu bakışları var ki adamın.
En son Doğan Cüceloğlu o kadar rahatsız olmuş ki ara veriyorlar.
Diyor ki beyefendi siz içeride kalabilir misiniz?
Tabii diyor adam işte herkes gidiyor o kalıyor.
Diyor ki bana diyor tokat atar mısınız diyor.
Adam diyor ki ne münasebet beyefendi diyor niye ben size tokat atayım.
Doğan Cüceloğlu da diyor ki zaten diyor bir saattir bana öyle bir bakıyorsun ki yani beni dövmüş kadar oldun.
O yüzden yüz ifademiz soğuk ve donuk olmamalı.
Karşımızdaki insanı dinlerken ve baş hareketlerimizde karşımızdaki insanı dinlediğimizi belli edebiliriz.
Kafamızı sallayalım arada ona ifadesi.
Jestlerimiz de çok önemli tabii ki.
Elimizi kolumuzu kullanmamız gerekiyor aşırıya kaçmadan.
Ve bedenimiz karşımızdaki kişiye dönük ve dik olmalı.
Hafif böyle öne doğru eğilebiliriz hatta konuşurken.
Ve konuşana biliyorsunuz ki sırt dönülmez.
Başka şeylerle ilgilenilmez karşımızdaki insan konuşurken.
Bir tık yakın oturalım rahatsız etmeyecek şekilde oturacağımız masayı da iyi seçin.
Geçen kime dedim ya ben dedim yuvarlak masayı sevmiyorum kare masa seviyorum.
Niye dedim uzak kalıyoruz çünkü bilmiyorum ben masayı önemsiyorum oturduğum masa yakın oturmak istiyorum.
Karşımdaki insanı duyabilmek için ve daha samimi bir iletişim kurabileceğimi düşünüyorum.
Bir de karşınızdaki ile samimiyetinize bağlı olarak fiziksel bir temasla iletişimde çok etkiliymiş.
Yani küçük bir dokunuş iyi hissettirir.
Yalnız da eminim oldular hatırlıyordur.
Benim arkadaşımın kan verdiği kolunu yumruklamam gülerken.
Çoğunuzun aklına bu geldi eminim.
Ben temasçıyım sevdiklerime karşı.
Bir de kendinize yani temizliğinize, giyiminize, kuşamınıza mutlaka dikkat edin.
Çünkü insanlar kıyafetleriyle karşılanır, ilmiyle ağırlanır, ahlakıyla uğurlanır.
Bunu unutmayalım. İlk buluşmaya eşofmanla geldi diye bir daha hiç görüşmeyen çok insan gördüm.
Yani beni önemsemeyen biriyle bir daha görüşmem diyenler.
Bir de etkili iletişimde tabii ki ses tonumuz, sesimizin şiddeti, vurgulamalarımız bunlar da önemli.
Hatta karşımızdaki insana adıyla hitap etmemiz de önemli.
Bir de geri bildirim arkadaşlar.
Düşünsenize karşınızdaki insan siz konuşuyorsunuz konuşuyorsunuz konuşuyorsunuz hiçbir hareket hiçbir tepki vermiyor.
Ne yaparsınız? Duvara çarparsınız.
Fıkrasına gülünmeyen adam gibi olursunuz bir anda.
O yüzden karşımızdaki insan konuşurken lütfen geri bildirim verin.
Hani dinliyorum seni buradayım bir şeyler söyleyin.
Peki nasıl etkili iletişim becerileri kazanacağız?
Ne yapmamız gerekiyor? Öncelikle karşımızdaki insana tepeden bakmamamız gerekiyor.
Saygı duymamız gerekiyor ve kendimizi tanımamız gerekiyor.
Etkili iletişimin mihenk taşlarından biri kendimizi tanımak.
Kendimiz hakkındaki his ve düşüncelerimiz neler?
Kendi tutumlarımız, kendi inançlarımız, değer yargılarımız bunların farkında mıyız?
Ne kadar tanıyoruz kendimizi?
Ve insanlar sizi nasıl algılıyor hiç düşündünüz mü?
İçinde yaşadığımız toplumdan, ebeveynlerimizden, medyadan ve daha pek çok alanda bir takım değerler, şemalar, tutumlar geliştiriyoruz.
Bilgiler ediniyoruz ve bu öğrendiklerimizi bir şekilde hayatımıza geçiriyoruz.
Yani şunu demek istiyorum. Kendiniz hakkında ne düşünüyorsunuz, ne hissediyorsunuz?
Bu kendini tanıma yolunda atacağınız ilk adım kendimizi kavramak.
İkincisi de farkındalığımız.
Yani kendiniz hakkında.
Ne derecede bilgi sahibisiniz?
Neyi neden yaptığınızın farkında mısınız bu hayatta?
O zaman öz farkındalığımızı geliştirmek için sizlere Johari penceresinden bahsedeceğim.
Bu oldukça uzun bir hikaye ama kısaca anlatmaya çalışacağım.
Çünkü etkili iletişim için faydalı olabilir.
Johari penceresini Amerikalı iki psikolog Joseph ve Harry 1950'lerde ortaya atıyor.
Dört tane oda var arkadaşlar.
Açık, gizli, kör ve bilinmeyen oda.
Açık oda yani açık benlik boyutu bu.
Bu kendimiz hakkında bildiğimiz şeyler.
Tutumlarımız, davranışlarımız, isteklerimiz ve paylaşmak istediğimiz özelliklerimiz.
Kendimi ortaya koyduğum şekil neyse o.
Yani bu açık odanız açık benliğiniz içinde yer aldığınız ortama göre işte etkileşimde bulunduğumuz kişilere göre farklılık gösterebilir.
Kendinizi daha rahat ifade edebildiğiniz ortamlarda destekleyici işte huzurlu hissettiğimiz kişilerle olduğumuzda açık benliğimiz büyür.
Tam tersi durumlarda küçülür tabii ki.
Etkili iletişim açısından eğer biz diğerleriyle kurduğumuz iletişimde bu açık benliğimizi küçültüyorsak arkadaşlar yani başkalarının kendini...
Kendiniz hakkında bilgi edilmesine müsaade etmiyorsanız iletişim bir şekilde kapanacaktır, etkili olmayacaktır.
Hatta çoğu zaman iletişim bile kuramayız.
Yani kısaca etkili bir iletişim için o penceremizi açıyoruz.
Yani kendimizi kapatmıyoruz.
Açık benliğimizi genişletiyoruz.
İkinci pencere veya gizli alan görünmeyen kör benlik boyutumuz başkalarının sizin hakkında bildiği ve gördüğü şeyler.
Belki siz fark etmiyorsunuz bunları.
Ne bileyim işte sinirlenirken bacağımı sallıyorumdur, saçımla oynuyorumdur, üzülünce dudağımı büzüyorumdur değil mi?
Dışarıdan kendimi belki göremiyorum.
Eğer etkili bir iletişimin peşindeyseniz bu görülmeyen benliğimizin küçülmesi gerekiyor.
Ne yapacağız peki? Bizim görmediğimiz taraflarımıza başkalarının ışık tutmasını sağlayacağız.
Diğer insanlardan bilgi toplamaya çalışacağız.
Darılmadan ve kırılmadan.
Biz kendimizi ne kadar iyi tanıdığımızı söylersek söyleyelim.
Yine de karşı tarafın hakkımızda vereceği geri bildirimler çok önemli.
Bu gizli benlik boyutunda bizim kendimize sakladığımız duygularımız, güdülerimiz, deneyimlerimiz de var.
Kendim hakkında biliyorum bir şeyler ama böyle sır gibi saklıyorum bunları.
Çok gizli kalmasını istiyorum.
Gizli alanı geniş olan insanlar arkadaşlar paylaşıma kapalı.
Yani içe dönük insanlar.
Emer ve sırlarımızı ifşame edelim.
Ne yapalım şimdi? Edin ama kiminle ne kadarını paylaşacağınıza lütfen doğru karar verin.
Daha sonradan ah keşke anlatmasaydım demeyin.
Pişman olmayın. Bence bir ilişkiye derinlik atan unsur bu.
Yani karşınızdaki insanın biraz böyle kendini açması gerektiğini düşünüyorum sizin de aynı şekilde Bir de hayatım boyunca böyle küçüklüğümden beri sır muhafızı gibiyim ben.
Hiç tanımadığım insanlar.
Dolmuşta bile karşılaşsam.
Bana böyle en mahrem sırlarını anlatıyorlar.
Hiç tanımıyorlar beni. Geçen gün hatta pazarda pazarcı bir ablayla böyle ayaküstü konuşuyorduk.
Bir anda bana böyle en mahrem belki de kendisi için.
Çünkü öyle olduğunu söyledi. Sırlarını açtı.
Ve sonra dedik ya ben bunları kimseye diyemedim bugüne kadar.
Çok şaşırdım kendime şu an dedi.
İnsanlara güven veren bir şey var sende dedi.
Çok hoşuma gitti. Bunu çok sık yaşıyorum ama nedenini bilmiyorum.
Bilen varsa beni yeşillendirsin.
Belki spritüel bir mevzu vardır burada.
Bir başka pencereye geçtik.
Bilinmeyen benlik. Karanlık boyut.
Yani ne kendinizin ne de karşı tarafın bilgisinin olmadığı bir alan.
Henüz keşfetmediğimiz derinlerimizde yatan isteklerimiz, bilinçaltımız, korkularımız, buzdağımızın.
Görünmeyen yüzü. Bunlar da arkadaşlar hipnozla, psikoloji çalışmalarıyla, rüyalarla falan ortaya çıkabilir belki.
Bilinmeyen alanlar genelde deneyimsiz ve özgüvensiz insanlarda görülür diyor Joseph Beharie.
Habersiz olduğumuz yeteneklerimiz, bilmediğimiz korkularımız, zaaflarımız, bastıra bastıra bilinçaltına ittiğimiz o duygularımız bu alanda yer alıyor.
Yani kısaca Johari penceresinin birincisi açık alan, bu alanı geniş olanlar harika etkili.
İkinci penceresi geniş olanlar yani kör alanı, kör benliği geniş olanlar.
Empatiden yoksun maalesef.
Duygusal yeterliliğe oldukça sınırlı olan insanlar.
Başkalarından geri bildirim almadıkları için bu şekildeler.
Ve tek yönlü iletişim halindeler.
Sola takılıyorlar. Eleştirilere karşılar, şüpheciler ve etkili iletişim için bu alanı küçültmemiz lazım.
Üçüncü pencere gizli alanımız dedik.
Kendimiz hakkında başkalarından sakladığımız duygularımız, geçmişimiz, korkularımız.
Niye saklıyorum? Çünkü aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı.
kaçmasın. Yani bu da bizi paylaşıma kapalı, içe kapanık biri yapabiliyor.
Bu da etkili iletişimin önünü kesiyor.
Ve dördüncü pencere bilinmeyen alan dedik.
Bilinçaltı falan. Yani bu alanı geniş olanlar genelde deneyim ve özgüven eksikliği yaşarlar dedik.
Johri penceresi testi de var arkadaşlar.
Biraz uzun bir test ama yapmak isteyenlere söylemiş olayım.
Etkili iletişime devam ediyoruz.
Az önce de dediğim gibi kendinizi açın.
Öz anlatım yapın.
Yani biraz kendiniz hakkında bilgi verin karşı tarafa.
O kadar da sır küpü olmayın derim etkili iletişim için.
Eleştirilere karşı açık olun diyorlar iletişim uzmanları.
Ne demek bu eleştiriye açık olmak?
Şu demek değil. Sen bana söv söv söv sonra ben diyeyim ki sana eleştiriye açığım.
Bu değil. Ya geçen bir takipçi öyle kötü bir mesaj atmış ki bana.
Çok çirkin bir üslup yani.
Ben de aynı şekilde cevap verdim.
Sonra bana şey dedi. Sen hani eleştiriye açıktın?
Sen demek ki böyle bir insanmışsın.
Ne bekliyordun yani?
Peygamber değiliz bize taş atana gül atalım değil mi?
Şimdi eleştiri demek bizim karşı tarafa ilettiğimiz iletilerin çeşitli biçimlerde geri dönüşü.
Bize tepki verilmesi, dile getirilmesi.
İyi bir eleştiri bizim olumlu yönde gelişimimizi sağlayan eleştiridir arkadaşlar.
Ben beni eleştirenin niyetine göre davranıyorum.
Yani hayatımdaki yeri de tabii ki çok önemli.
Çok canım ciğerim birinden geliyorsa bir silkeleniyorum hemen.
O yüzden niyetine bakın bence eleştirenin size.
Çünkü her eleştiri de kale alacağız diye bir şey yok.
Bir de eleştiri yapacaksak durumu eleştirelim.
Kişileri değil buna dikkat edelim.
Bu arada bütün bunları ben yapıyormuşum gibi algılamayın.
Ben sadece okuduğum, araştırdığım ve öğrendiğim şeyleri sizlerle paylaşıyorum.
Yani bunlar uzmanların söylemleri.
Ober ve hepsini yapıyor diye düşünmeyin.
Ben de kendimi değiştirmeye çalışıyorum.
Bazı şeylerde okudukça öğreniyoruz.
Şimdi karşı tarafın gelişimi için eleştirelim.
Art niyette değil dedik. Etkili iletişim için bu önemli.
Ve sözcük hazinemiz de çok önemli.
Şimdi derdini 300-400 kelimeyle anlatan biriyle.
3000-4000 kelimeyle anlatan kişi sizce aynı etkiyi bırakır mı soruyorum size.
O yüzden ne yapmamız gerekiyor?
Bol bol kitap okumamız gerekiyor.
Ve diksiyonumuz da tabii ki çok önemli.
Bir kere bir arkadaşımla YouTube'dan bir profesörü dinliyorduk.
Ben böyle ağzım açık dinliyorum.
Acaba ne söyleyecek falan heyecan içindeyim.
Ama o dedi ki Merve ben bu adamı dinlemek istemiyorum.
Diksiyonu bana çok batıyor dedi.
Hani bana geçmiyor söyledikleri dedi.
Ben direkt böyle bilgiye odaklanmışım.
O kısmı gözden kaçırmışım.
Ama düşününce haklı olabilir.
Herkes dinleyemiyor demek ki.
O yüzden diksiyon tabii ki iletişimde oldukça önemli bir şey.
Şimdi genel olarak bir toparlama yapacak olursak.
İyi bir iletişimcinin sahip olduğu beceriler, dinleme becerisi, empati, beden dili, işte ses tonu, diksiyonu yani sözsüz iletişim becerileri bunları geniş geniş anlattık.
Peki biz nasıl geliştiririz bu iletişim becerilerimizi?
Buraya kadar pek çok şey anlattım zaten ama Aktif dinleme alıştırması yapabiliriz arkadaşlar.
Dediğim gibi etkili iletişimciler aynı zamanda çok iyi birer dinleyicilerdir dedik.
Sözsüz iletişime odaklanalım dedik değil mi?
Yüz ifadelerimiz, beden dilimiz, göz temasımız, duruşumuz, giyimimiz, kuşamımız bunların önemi büyük dedik.
EQ dediğimiz duygusal zekamız, duygularımızı ifade edebilme şeklimiz.
Bunun üzerine lütfen eğilelim.
Buna da bir podcast gelecektir.
Karşı taraftan geri bildirim isteyelim.
Yani meslektaşlarımızdan, arkadaşlarımızdan iletişim becerileriniz hakkında sorun.
Utanmayın, çekinmeyin. Bu konuda etkili bulduğunuz insanlara sorular sorun tavsiyelerini alın.
Topluluk önünde konuşma pratiği yapın demişler bu konuyla alakalı.
Özgüven, öz yeterlilik ve tabii ki pozitif olmak.
Olumsuz cümleler yerine olumlu cümleler kullanmak.
Ve son olarak en etkili iletişim tabii ki önce kendimizde kurulacak olan iletişim.
Çünkü kendimizde olan içsel iletişimimiz eğer iyiyse benliğimizde iyi bir iletişim halindeysek eminim diğer insanlarla da bu daha mümkün olacaktır.
Ve iletişim söylediğimiz dile getirdiğimiz şeylerden çok daha fazlası iletişim onu söyleme şeklimiz.
Dinlememiz, anlamamız, hissetmemiz, duygularımız, yüreğimizi açmamız ve bizler daha iyi iletişim kurdukça Aşk ilişkilerimizden iş hayatımıza, aile hayatımıza kadar her şey
çok daha farklı olacak. İletişim çok büyük bir güç ve bunu etkili kullanabilenler hem kendilerinin dünya deneyimlerini hem de dünyanın onlar üzerindeki deneyimlerini değiştirebilirler
arkadaşlar. Samsung Galaxy A34 5G'nin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten Samsung Galaxy A34 5G'yi detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Takip etmek isteyenler için de adresim yine açıklamalarda olacak.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek isteyenler bana bu adresden ulaşabilir.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
