
Paribu Hub ve Merkezsiz iş birliğiyle düzenlenecek d:pact konferansı hakkında detaylı bilgi almak ve kayıt yaptırmak için: dpact.io * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün eşyanın kölesi olmayı, istifçiliği konuşacağız arkadaşlar.
Hatta dün de şunu sordum sizlere Instagram'dan.
Giymediğiniz kıyafetleri ne yapıyorsunuz diye sordum.
Saklarım belki bir gün giyerim diyenlerin oranı sıkı tutunun %57 çıktı.
Yalnız değilmişim.
Milattan önce mi bile saklıyorum Merve diyenler %11.
Çok fazla.
İkisini toplayınca.
Hemen elden çıkarırım diyenler ise %32.
Size alkışlıyorum. Bravo.
Bugün bu konuyu konuşacağız aşağı yukarı.
Geçenlerde bir tweet gördüm o kadar hoşuma gitti ki şöyle diyordu yazar Salih Uyan'ın bir tweeti.
Yüksek lisansa devam ederken bir sınava girmiştim.
Kağıtta tek bir soru vardı.
Oturup bu soruya iki sayfalık bir cevap yazdım.
Ayıptır söylemesi yazdığım yazıyı baya bir beğendim.
Sınav stresi bitti.
Kağıtları vermemiz lazım.
Ama bende bir telaş başladı.
Çünkü o kadar özenerek yazdığım yazının bir kopyasını...
Hocaya teslim etmek istemiyordum.
Telefonumu çıkarıp fotoğrafını çeksem olmaz çünkü sınavdayız.
Çıkınca aklımda kalan cümleleri telefona not etsem o da olmaz çünkü hepsini hatırlamam mümkün değil.
Neyse sınav bitti ve ben kağıdımı hocaya verdim.
Eve dönerken de neden böyle bir kaygı yaşadığımı düşünmeye başladım diyor.
Sanki Everest'in tepesine çıkıp bir selfie çekmişim ve oradan indikten sonra yanlışlıkla o selfieyi silmişim gibi saçma sapan bir eksiklik hissediyordum.
Biraz düşününce anladım onu.
Olayı diyor galiba kaydetmeye ve istiflemeye alışmış bünyemin bir isyanıydı bu dedim kendi kendime.
Gerçekten yorulduk hiçbir sebep yokken üzerimizde hissettiğimiz o ağırlığın sebebi de istifçiliğimiz galiba demiş.
Ne var ne yok biriktiriyor belki bir gün lazım olur diye habire yükleniyoruz.
Yaşanan bütün anlar kategoriler halinde istifleniyor etiketleniyor ve omzumuzda bizimle birlikte nefes alıp vermeye devam ediyor.
En sevdiğim kısmı şurası.
Dosta bile en uygun gördüğümüz fiil biriktirmek bugünlerde.
Zaten bu yüzden artık arkadaşları da kolay harcıyoruz.
Bazen bunalıp dijital artıklarımı temizleyeyim diyorum ama neyi silecek olsam cihaz hemen emin misin diye soruyor.
Evet çok eminim deyip siliyorum.
Bu sefer de sildiğin şey bak 30 gün arşivinde bekleyecek.
Pişman olursan buradayız türünden uyarılar geliyor.
Eskiden masa üstünde çöp klasörü vardı.
Şimdi onun adı değişti.
Geri dönüşüm kutusu oldu.
Yani elektronik cihazlar büyük bir ümitle silme kararından geri döneceğimiz günü bekliyor.
Dün dünde kalmadığı için de veri yığınlarının altında ezilmiş modern insanın yeni bir şey söylemeye takati kalmıyor demiş bu tweette.
Ve iyi ki retweet olayı var.
Yoksa ben bunu da SS alıp telefonumda saklayacaktım.
Az önce baktım arkadaşlar telefonumda 26 bin adet fotoğraf var ve o kadar saçma sapan şeyler ki çoğu milattan önceden kalma.
Yarısı kedi yarısı kitap.
O kadar deli deli şeyler.
Bir de kitap istifçiliği var bende.
Yarın dördüncü kütüphanemi alacağım.
Sığamıyorum artık. Evin her yeri kitap.
Şu an kafamı çeviriyorum.
Sağımda kitap, solumda kitap, masanın üstü kitap.
Her yer. Ve altını çizdiğim yerler var diye kitaplarımı da veremiyorum biliyorsunuz.
Kitap istifçisiyim. Kıyafetlerim dolaplara zor sığıyor.
Alışveriş bağımlısı değilim.
Ama senelerdir aldıklarımı veremediğim için birikmiş.
Hep böyle şey mantığındayım.
Ya bir gün giyerim. Az önce diyorduk ya milattan önceden kalan şeyleri saklıyorum.
Hatta yetmemiş annemin işte gençlik zamanında giydiği şeyleri de alıp eve getirmişim.
Ve artık aradığımı bulamıyorum o dalaplarda.
Annem şey diyor geçen Merve diyor kedi yavrusunu kaybetse bulamaz.
Yani onları böyle ayıklamak istiyorum.
Ne bileyim böyle dağıtayım diyorum güzel güzel ama zaman bulamıyorum.
Yani bu istifcilik gerçekten çok kötü hissettiren bir şey.
O yüzden bunu konuşmak istedim.
Üstelik tam istifçi.
sayılmam arkadaşlar ama başlangıç seviyesinde olabilirim ve benim gibi olanlar var aranızda biliyorum.
O dolapları düzeltmeye korkuyorsunuz.
Hani bir ara şey vardı ya çöp ev belgeselleri hatırlıyor musunuz?
İstifçilerin evlerini gösteriyorlardı.
Hep şey diyordu biz derken ya bu insanlar Nasıl bu hale geliyor acaba diyordum.
Bu nasıl bir psikoloji diye düşünüyordum.
Şimdi belki evimizde bunu yapmıyoruz ama dijital istifçilik yapıyoruz çok yaygın olanı o zaten.
Çoğumuzun telefonunda binlerce ekran görüntüsü var.
Dosyalar, fotoğraflar bilmem neler var eminim.
Binlerce işte mesaj var ya da işte bilgisayarımıza bakalım.
Olaylar çığırından çıkmıştır eminim.
Çoğunuzun masaüstü korkunç bir durumdadır.
Bu arada dijital istifçilik de obsesif, kompülsif, bozukluk türlü.
Hani biriktirme hastalığının dijital materyaller üzerindeki karşılığı diyebiliriz.
Hani ileride lazım olur şunu da şuraya kaydedeyim mantığı.
Ben mesela kitaplar, makaleler, bilgisayarım da aynı şekilde çığırından çıkmış durumda ve hiçbir şekilde onları kategoriye ayırayım vesaire öyle bir şey yok.
Kütüphanemde de yok bu arada. Kütüphanem keş mekeş içerisinde hiçbir şey yerli yerinde değil.
Geçen tam 2 saat bir kitabı aradım ve bulamadım.
Öyle söyleyeyim. O kadar sinir oldum ki kendime.
Yani dediğim gibi ileride lazım olur.
Şu da şurada dursun mantığı.
Sosyal medyada da aynı şekilde.
Orada burada ne gördüysek istifliyoruz, kaydediyoruz, bir şeyler yapıyoruz.
Sonuç stres işte arkadaşlar.
Organizasyonsuzluk. Bunlar da sonuçlanıyor.
Perspektif, odak kaybı.
Ve bu dijital birikimlerimizle aramızda duygusal bir bağ kuruyormuşuz.
Yani günden güne bağlanıyormuşuz.
O yüzden silemiyoruz. atamıyoruz bir şeylere tıpkı günlük hayatta sahip olduğumuz veriler gibi onlar da bir değere sahip bizim için bu alanda 2015 yılında ilk kez böyle önemli bir çalışma yapılmış ve
47 yaşında bir dijital istifçi var hastanın günlük işleri ciddi şekilde aksamış bu yüzden şöyle dijital fotoğraf biriktirme problemi var 47 yaşındaki bu hastada ve yaklaşık 5
yıl önce satın almış olduğu dijital kamerasıyla her gün her gün özellikle de manzara fotoğrafı Fotoğrafları olmak üzere yaklaşık bin fotoğraf çekiyor her gün ve literatüre ilk dijital
istifçi olarak giren kişi bu.
Bu fotoğrafları silemediğini söylüyor bu şekilde gelmiş zaten.
Onlara karşı bir bağımlılık hissettiğini söylemiş ve çektiklerinin hepsine sıkı tutunun 4 harici harddiske yedeklerini de...
ayrı 4 ayrı harddisk de saklıyormuş 8 ayrı yerde her gün çektiklerini ve bunları kullanacak mısın diye soruyorlar hayır diyor ben hiç kullanmıyorum fotoğrafçı falan değil ama diyor ki
belki ileride kullanırım hani lazım olur ve sonra günde 3 ila 5 saatini bunları düzenlemeye çalışmakla harcadığını fark ediyor artık uyku düzeni kalmamış evinin temizliği
sosyal hayat hiçbir şey yok bunlarla uğraşıyor bütün gün ve bu dijital İstifçilik onun gördüğünüz gibi hayat kalitesini kökünden sarsmış.
İstifleme dediğim gibi dijitalde olabilir başka şeyler de olabilir konuşacağız şimdi onları ama bunun bir dolu çeşidi var.
Mesela işte kedi istifleyen bile varmış evinde kedi köpek biriktirenler buna çok şaşırmıştım.
Ya da çoğumuzun belki böyle çok gereksiz bulacağı türden eşyalar olabilir.
Eski gazeteler biriktirenler dergiler biriktiren çok gördüm.
Şişeler var plastik poşetler bir ara ben poşetle biriktirdim.
Ya çok saçma biliyorum ama poşet biriktiriyordum ya sonra annem gelip hepsini atmıştı ve çok üzülmüştüm yani çekmeceyi bir açtı böyle bir sürü poşet ve hani şey
değil böyle hani bazıları marka poşet falan saklar öyle bir şey değil dolduruyorum dolduruyorum onu da ben şöyle hatırlıyorum küçükken babaannem onları böyle Üçgen gibi katlardı.
Katlardı katlardı minicik yapardı.
Sonra güzel bir poşetin içerisinde onları istiflerdi.
Öyle hatırlıyorum. Muhtemelen ondan kalma bir alışkanlık diye düşünüyorum.
Ama attı yani anne.
Artık yapmıyorum.
Bende var. Var var.
Neyse akla hayale gelmedik şeyler bile olabiliyor.
Genelde işte ayakkabı biriktiriyorlar.
Kıyafet biriktiriyorlar.
Arkadaşım diyor ki vizyonsuz.
Poşet biriktireceğine kripto para biriktirseydin, istifleseydin diyor.
Bence doğru söylüyor. Pişman olduğum şeylerden biri.
Dün gece Bitcoin son 17 ayın zirvesini gördü.
Arkadaşımın mesajıyla uyandım.
Siz de görmüşsünüzdür. Merve Kalk Bitcoin rekor kırdı yazmış.
Yani keşke böyle Ethereum, Bitcoin falan bunları daha çok istifleseydim.
Eğer siz de blok zincir dünyasına ilgiliyseniz size şimdi harika bir haberim var arkadaşlar.
Duyanlar lütfen duymayanlara iletsin.
2023 yılının dünyadaki en büyük Ethereum etkinliği DevConnect 13-19 Kasım tarihleri arasında ilk kez İstanbul'da gerçekleşiyor.
Çok heyecan verici ve organizasyon kapsamında 15 Kasım'da Bomontiya'da da ParibuHub ve Merkezsiz İşbirliği ile düzenlenecek olan DeepAct konferansı Web3 alanındaki önemli
yaratıcılardan. Kevin Owatzki, Marag Olszewski, Griff Green, Cem Dadelen, Jeff Emmett, Angela Crutton-Weiss gibi isimlerin katılımıyla gerçekleşecek.
Konferansın temel amacı merkeziyetsiz medya, web3 teknolojileri ve toplumsal etki gibi konuları ele almanın yanı sıra bu alanlarda yeni iş modelleri ve sistem geliştirmek
isteyenlere ilham vermek.
O yüzden kaçırmayın. Web3 etrafında farklı disiplinlerden gelen profesyonelleri bir araya getiren konferans programında neler var?
Paneller, atölye çalışmaları ve tartışma gruplarından oluşan oturumlar yer alıyor.
Web3 dünyasına ilgi duyanlar, merak edenler, DPECT konferansı hakkında detaylı bilgi almak ve kayıt yaptırmak için ipect.io adresini ziyaret edebilirsiniz.
Açıklamalara hemen bir link bırakıyorum.
Şimdi size bu istifleme ile alakalı çok çarpıcı bir olay aktaracağım arkadaşlar.
Olay New York'ta yaşanıyor.
New York'un en zengin ailelerinden iki erkek kardeş Homer ve Langley Collier'lar.
Biri avukat biri de mühendis ama çocukluklarında ebeveynleri boşanıyor, babaları evi terk ediyor ve bu iki kardeş anneleriyle kalıyor.
Bu olay onları epey etkiliyor.
Tam böyle yavaş yavaş bu sürece alışacaklar.
Önce 1923 yılında babalarını kaybediyorlar.
Ondan 6 sene sonra da maalesef annelerini kaybediyorlar ve koskoca evde daha doğrusu doğrusu malikanede bir başlarına kalıyor bu iki kardeş.
O yıllar biraz tehlikeli ve dışarıdan eve gelebilecek hırsızlıkları, saldırıları önleyebilmek için önce evlerini sağlama almaya çalışıyorlar.
Ne yapıyorlar? Her tarafı.
Kapıyı, pencereyi her tarafı çiviliyorlar.
Sonra kendileri de korkuyor.
Dışarıda çeteler kol geziyor çünkü.
Kendilerini de bir süre sonra eve hapsediyorlar.
Ve dışarıdan eve girilebilecek bütün odaları çöplerle dolduruyorlar.
Sonra kendileri de evden çıkamayacak bir duruma geliyor.
Faturaları bile ödemeye gidemiyorlar düşünün.
Elektrikleri kesiliyor, suları kesiliyor zamanla.
Derken bu kardeşlerden biri gözlerini kaybediyor.
Görme engelli oluyor. Çıkamadıkları için evde yiyecek de bulamıyorlar bir süre sonra ve en sonunda ödenmeyen faturalardan dolayı kapıya icra memurları gelmeye başlıyor ve gerçekler
bu şekilde ortaya çıkıyor.
Polis çöp yığınlarından eşyalardan kapının zilini bile bulamıyor arkadaşlar.
En son polis camı kırarak içeri giriyor ve 18 yıl boyunca biriktirilmiş çöp yığınlarıyla karşılaşıyor.
İnanabiliyor musunuz? Ve polisler geldiği zaman gözleri görmeyen kardeşin cansız bedenine ulaşıyorlar.
Çünkü açlıktan hayatını kaybetmiş.
Kardeşi ona yemek götürecekken yığınların altında kalmış.
O istifledikleri şeyler var ya onların altında kalmış.
Ve kimse de kurtaramadığı için maalesef o da hayatını kaybetmiş.
Ve polis onu günler günler sonra ancak bulabilmiş.
Ve evden 100 tonun üzerinde...
Çöp çıktığı söyleniyor. Gerçekten tam filmi çekilecek bir hikaye.
Şimdi eminim aklınıza o meşhur dizi geldi.
Yaşanmış bir hikaye.
Masumlar Apartmanı.
Burada da disposofobi hastalığı vardı yani istifçilik.
İş adamı ama geceleri kağıt ve çöp topluyordu sokaklara çıkıp gizlice.
Bir arkadaşım en son annesinin mutfağında ne varsa çöpe atmıştı.
Çünkü artık hareket edemiyorum dedi.
Çay bardağımı koyacağım yer yok demişti.
İstifleme bağımlı da artık böyle kişinin kendi evinde rahat ve güven içerisinde yaşama koşullarını etkiliyor bir süre sonra.
Çok büyük bir sorun haline gelebiliyor.
Yangın riski işte haşerat basabiliyor evi ya da işte can güvenliği riski olabiliyor.
Sizi mutsuz ediyor, huzursuz ediyor ama yine de bir şey yapamıyorsunuz.
Bazıları mutlu tabii istifçilerin hani o şekilde.
Peki bizde istifleme bağımlılığı var mı acaba Merve diyorsanız bunu nasıl anlayacağız?
Şöyle arkadaşlar birincisi değersiz ve işe yaramaz olarak görülebilecek eşyaları.
ayırt edebiliyor musunuz sizce ya da etrafınızdakiler diyordur ya bunun ne gibi bir değeri var hani şaşırıyorlardır böyle size göre belki çok önemlidir bunları evden çıkartmakta çok zorlanıyor musunuz yani verdiğiniz
zaman attığınız zaman aşırı derecede bir huzursuzluk hissediyor musunuz hatta düşündüğünüz zaman bile huzursuzlanıyor musunuz ikincisi evinize bakın en basiti bu anlamamız için ya da işte yaşam alanınız neresiyse iş
yerinizde olabilir buralarda böyle tıka basa dolu olduğu için İş göremeyen bir yer var mı?
Ne bileyim bir çekmecede yığın yığın belgeler vardır.
M.Ö. kalmıştır onlar.
Ya da işte giysi dolabınız en basiti.
Belki henüz yaşanmayacak bir halde değil oralar ama zamanla ona doğru gidebilir.
İstiflemede bir de şöyle bir şey var.
Kişisel ortamlardaki faal yaşam alanlarınızı tıka basa doldurup bu alanın gerçek yaşam amacı için kullanımını engelliyor musunuz arkadaşlar?
Mesela ne bileyim yatak odasına gidiyorsunuz yatağınıza bir bakıyorsunuz yatacak yer kalmamış üst üste bir şeyler yığmışsınızdır oraya.
Yani artık evinizdeki odalar bir şeyler işlevini yitirmiştir başka bir şeye dönmüştür.
Bu da bir istifleme problemi.
İstifleme sendromu yaşayanlar genellikle ailelerinin ve arkadaşlarına onları ziyaret etmesini istemezmiş, görmesini istemezmiş.
Çünkü kendi düzenlerine karışılmasından hatta onların böyle yerinden oynatılmasına bile tahammül edemeyenler var.
Ben biliyorum şahidim böyle birini.
Ya da biri böyle hadi bunları atalım derse cinnet geçirecek olanlar var.
Bunlar gerçekten istifleme hastaları.
Peki insanlar neden istifler?
Aslında bunun tek bir nedeni yok.
Yani araştırmalar travmatik bir olan yaşamanın istifleme davranışına sebebiyet verebileceğini gösteriyor ki Sonra Freud'dan, Darwin'den falan bahsedeceğim sizlere.
Bazıları da istifleme davranışını duygusal sıkıntılarıyla insanların aslında bir baş etme mekanizması olarak kullandığını söylüyor.
Veya işte nesnelere çok güçlü bir şekilde duygusal değer atfetmekle alakalı da olabilir.
Örnek ver Merve.
Mesela bazı insanlar bilginin değeri hakkında çok güçlü inançlar besler.
O yüzden kitap biriktirir, dergi ve gazete biriktirir.
Yani bununla ilgili materyaller istiflemeye meyilli olur bilgiyle alakalı.
Çünkü dediğim gibi bilginin değeri hakkında çok güçlü inançlara sahiptir dedim.
Aaa acaba kim onlar?
Belki nesnelerin biriktirildiği ve işte elde tutmanın, israf etmemenin son derece önemli görüldüğü bir ortamda büyümüş olabilirler.
Ya da kökleşmiş mükemmelliyetçi eğilimler, yüksek standartlar bunlar da çok önemli.
Karar vermekte zorlanma, işte kontrol etme gereksinimi, biriktirilen nesnelerin önemi hakkında beslenen güçlü inançlar ve işte yoksunluk belki vakti zamanında bu nesnelerden mahrum kaldınız.
Bunu telafi etmeye çalışıyorsunuz.
Belki küçükken ne bileyim kıyafet alamıyordunuz, aileniz sizi alamıyordu.
Şu anda onu bir alışveriş çılgınlığına dönüştürdünüz ve istifliyorsunuz.
Zor günler atlattığınız için.
çocukluğunuzda bunları istifliyor olabilirsiniz.
Ya da önemli kişisel ilişkileriniz yok.
Bunların olmaması da önemli bir faktör.
Çünkü bu insanlar için, istifçi insanlar için ortamlarında ve hayatlarında Daimi bir unsur olarak kalan nesneler istikrarı temsil ediyormuş arkadaşlar.
Bence burası çok ömerli.
Biriktirilen nesneler olumlu anılar ve iyi dönemlerle aradaki bir bağ olabilir.
Güvenli hissettiriyor olabilir.
Rahatlık sağlıyor olabilir.
Ya da böyle bir ortam yaratılmasına yardım ediyor olabilir.
En çok istiflenen nesneler giysilermiş arkadaşlar.
Fotoğraflar, çanak, çömlek, mobilya, antikalar falan hatta bazen dediğim gibi hayvanlar olabiliyormuş.
Britanya'da mesela bunun cezası var bu istifçiliğin.
Antisosyal davranış cezaları kapsamına giriyormuş.
İstifleme bağımlılığına eşlik eden diğer psikolojik rahatsızlıklar sıklıkla depresyon ve kaygı çıkıyor altından ve obsesif kompülsif bozukluk, OKB, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, yeme
bozuklukları. posttraumatik stres bozukluğu, yaz bozukluğu ya da işte bir ilişkinizin sonlanması, iş değişikliği hatta taşınma bile olabiliyor.
Yani uyum sağlamakta zorluk çekilen olaylar yaşandıysa hayatınızda bu tetiklenebiliyor.
Ve istifleme bağımlılığı olan insanlar, yardım isteyen insanlar bunların çoğunluğu aynı zamanda OKB semptomları da olan insanlarmış.
Ve istifleme bağımlılığının en ayırt edici özelliği aşırı miktarda toplama ve biriktirme yapmasıdır.
Ve bunları elden çıkarmakta zorlanma en önemlisi burası.
Ben geçen gün gardırobu açtım.
Böyle kocaman bir poşete aldım.
Ne geliyorsa elime tak tak tak tak tak o kadar rahatladım ki.
Ama hala dolu şey var.
Bu artık bir rahatsızlık olarak kabul görüyor bu arada.
Ve hemen hemen herkesin istifleme eğilimi varmış.
Ve bunun tabii ki tek bir nedeni yok dediğim gibi.
Bir sürü sebebi olabiliyor.
İnsanlar kendileri için önemli olan her şeyi istifleyebilir.
Yani çözüm önemli. olarak tabi ki bilişsel davranışsal terapi öneriliyor arkadaşlar.
Şimdi size soracaklarım sizin ne derecede olduğunuzu böyle aşağı yukarı gösterecek.
Şimdi yaşadığınız ortamda bir şeylere takıldığınız oluyor mu?
Yanlarından geçerken böyle sırtınızı duvara yaslayarak yürümek zorunda kaldığınız anlar yaşandı mı?
Ya böyle gülüyorum ama aklıma ne geldi.
Geçen sene böyle gece yarısıydı.
Bilgisayarla uğraşıyordum. Sonra bir ara kalktım mutfağıma gittiğim bir şey oldu.
Ve öyle bir gürültü geldi ki o kütüphane odasından.
Kütüphanenin altındaydı bilgisayar çalıştığım yer.
Yani o kadar korktum ki gerçekten.
Hayatımda belki ilk defa dizlerimin bağı çözüldü.
Hani böyle yere düşersiniz ya çöküp kalırsınız.
Öyle bir an yaşadım. Odaya gittim kalbim yerinden çıkacaktı.
Yani bir şey oldu zannettim birine bir şey oldu öyle düşündüm.
Bir gittim odaya oturduğum yer var ya kütüphane tepemde aşağıda bilgisayarla uğraşıyorum.
Eğer o anda orada oturuyor olsaydım gerçekten şu an hayatta değildim.
O kocaman kütüphane bu arada duvara monte kütüphaneler var ya onlara artık yani çok korkuyla yaklaşıyorum.
Nasıl bir monte ettilerse yerinden sökülmüş.
Gerçi onların suçu yok aşırı derecede kitap.
Yükte olduğu için de olabilir. Kütüphane yerle bir.
Yani her şey, her şey yerdeydi.
Ve böyle dizlerimin üzerine çöküp ağladım.
Öyle bir korku.
Dedim ki ben şu an yaşamıyordum.
Yani evde hiç kimse olmasa ve ben şu an burada çalışıyor olsaydım muhtemelen bu şekilde hayatımı kaybedecektim.
Hani beni geldiklerinde kitapların arasında o şekilde bulacaklardı.
Böyle kitap istifleyenler lütfen dikkat.
Şimdi yaşadığınız ortamdaki eşyaların sayısı.
Oranın tasarlandığı gibi kullanılmamasına mı yol açıyor arkadaşlar?
Mesela yatağınızın üstüne bakın.
Karman çorman bir yığın elbise mi var orada?
Ya da mutfağa giriyorsunuz yemek pişirecek alan yok.
O derece her şey her yerde böyle sıkış tepiş istiflemişsiniz her şeyi.
Arkadaşlarınızı eve çağırmaya çekindiğiniz oluyor mu?
Kullanmadığınız ama biriktirdiğiniz şeyler mi satın alıyorsunuz devamlı?
Ve aynı şeyden birkaç tane satın aldığınız oluyor mu?
Şimdi benim rujlarımı hatırlayanlar olacak.
Ama bu sonbahar rengi.
Oğutlar hatırladı bunu.
Evinizde aradığınız şeyi elinizle koymuş gibi bulabiliyor musunuz?
Bunu da Instagram'dan sormuştum.
Bulamayanların sayısı baya fazla.
Bir şeyleri verecekken böyle uzun uzadıya düşünüyor musunuz?
Çok mu kaygı duyuyorsunuz elinizden bir şey çıkacağı zaman istiflediklerinizden?
Size artık asla olmayan, belki bir daha asla giyemeyeceğiniz kıyafetleri, ayakkabıları, çantaları falan dolapta tutmaya devam ediyor musunuz?
Kavanozlar olabilir, poşetler olabilir, CD'ler olabilir.
Yani istiflediğiniz her şey olabilir.
Ve bir şeyleri çöpe attıktan sonra ya da birilerine verdikten sonra hiç geri istediniz mi?
Geri almaya çalıştınız mı?
Eğer bu sorulardan...
En az 5 tanesine evet dediyseniz o zaman sizin de istifleme probleminiz olabilir arkadaşlar.
Ben 4 tanesine evet dedim.
Çok sınırlardayım. Peki Merve ne yapabiliriz?
Bu podcast'tan sonra bence bir dost minimalizm podcast'ımı dinleyelim.
Yaşadığımız ortamın fotoğrafını çekebiliriz arkadaşlar.
O dağınık olan istiflediğimiz yerler var ya onların fotoğrafını çekip mümkünse en geniş açıyla ve sadece bir bölgeyle başlamamızı öneriyorlar.
Bölge bölge gitmemiz lazım.
Mesela her gün bir yer veya her hafta sonu bir yer şeklinde o bölge bitmeden başka bir bölgeye gitmiyoruz.
Ne yapıyoruz? Fotoğrafını çekiyoruz, toparlamaya başlıyoruz.
Verilecekler veriliyor kalacaklar kalıyor ve böylece o fotoğraflar bize aslında ne kadar yol kat ettiğimizi gösterecek.
Neydi ne oldu gibi.
Başladığınız yeri lütfen ertesi güne bırakmayın diyor uzmanlar.
Mesela deyin ki ben bugün bu telefonumdaki ya da işte bilgisayarımdaki saçma sapan biriktirdiğim şeyleri sileceğim ve silin onları o gün silin.
Ya da o olmaktan korktuğumuz yer gardırop oraya gidin ve ne var ne yoksa verilecekler.
atılacaklar tek tek bunları ayıklayın kendime de diyorum ve bunları yaparken arka fonda uzmanlar diyor ki müzik açın televizyon açın beni de dinleyebilirsiniz ya ben atamam yapamam diyorsanız bu
konuda vicdansız birinden bir arkadaşınızdan ya da aile bireyinizden yardım isteyebilirsiniz Geri kazanacağımız her bir santim alanı düşünsek gerçekten bu büyük bir mutluluk veriyor zaten.
Hayalinizdeki düzenli dolap ne arkadaşlar?
Onu hayal edin. Ben işte bu odanın, bu dolabın nasıl görünmesini isterdim diye düşünün ve ayrıntılı olarak düşünün.
Bittiğinde nasıl görünecek, nasıl düşündünüz?
Ve bu size nasıl hissettiriyor?
Harika bence. Aynı dekorasyon dergilerindeki gibi dekorasyon dergileri ve sayfaları da bu noktada çok işe yarıyor.
Bir o dağınık... Yani istiflenmiş yeri çekin.
Bir de hayalinizdeki o düzenli dolabı kaydedin telefonunuza mesela.
Bu çok işe yarıyor. Benim aslında en büyük handikapım, sorunum zaman bu noktada.
Daha doğrusu bahanemliyim.
İnsanların çoğunun hayatında bir rutini var.
Çünkü çalışma saatimiz var, yemek saatimiz var.
O yüzden bana bu işler Angarya gibi geliyor.
Hatta daha bu sabah altını çizdiğim şu satırları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Miras adlı kitapta geçiyor.
Endişeden bayılacak kadar harap olmuştum.
Sisler içerisinde kafam karışmış bir halde ortalıkta dolanıyordum.
Çamaşır yıkadım. İçinde boğulacakmış duygusuna kapıldığım, nefret ettiğim bir şeydi çamaşır.
Bitmek bilmeyen çamaşırları yıkamak zorunda olmak bana normal bir yaşamın en sıkıcı, en boş, en duygusuz işi geliyordu.
Kirli sepetinin içindekiler, dolmuş taşmış kirli sepetinin yanında dağ gibi yığılmış çamaşırlar, kocaman çarşaflar ve nevresimler, örtüler, bazen de perdeler, bir yığın kilot, çoraplar
ve kirli havlular. O zamanlar günlük hayatımı zindana çeviren çamaşırları suçlardım.
Dağ gibi yığılmış çamaşırlar olmasaydı diye düşünürdüm.
O zaman, o zaman çok daha mutlu olabilirdim.
Okumam gereken, okumayı özlediğim kitapları okurdum.
Ama bunun yerine bir makine dolusu daha çamaşırı yıkamalıydım.
Yıkadıktan sonra da asılması imkansız çarşafları kurumaları için asmalıydım.
Bir de yağmur ya da kış meselesi vardı.
Çamaşır askılığı küçük olduğundan veya üzeri zaten çoraplar, kilotlar, etekler, bluzlar, fanilalarla dolu olduğundan çamaşırları kapı, sandalye üzerine asmak zorunda kalıyordum.
Ve çamaşırlara lanet okuyordum.
Ancak dünya başıma geçince...
Kafam bozukken, pes etmişken çamaşırlar beni ayakta tuttu.
Çamaşırları yıkayıp asmak için harcadığım zaman kuruduklarında onları katlamak, çocuklar gece yattıklarında dolaplara yerleştirmek, sonra da çamaşırlar yıkanıp, kurutulup, katlanıp, dolaplara
tertemiz yerleştirilince uyuyakalmak, o zaman çamaşırlar hayatımı kurtardı diye düşündüm.
Bu da şimdi kim uğraşacak bu angarya işlerle diyenlere gelsin.
Uzmanlar diyor ki ufak da olsa başlayın hani bir yerinden tutun başlayın ve bir hafta boyunca yaptıklarınızın mutlaka notunu tutun diyorlar.
Şimdi istiflediğiniz şeylere bir bakın ve kendinize şu soruyu sorun.
Bundan kurtulmama engel olan şey nedir?
Bunu kendinize sorun ve dürüstçe cevaplayın.
Belki cevabınız şu olacak.
Belki ileride ihtiyacım olabilir.
Eğer bunu atarsam ona ihtiyacım olabilir.
Şimdi ona ihtiyacınız olduğunu ve ona sahip olamadığınızı hayal edin.
O atacağınız şeye sahip olamadığınızı.
Bu size nasıl hissettirdi ve sizin için bu ne anlama gelirdi?
Eğer bu eşyalarım olmazsa...
Boşluğu doldurun.
Nasıl bir cevap verdiniz? Yani istiflediğiniz eşyalarım olmasaydı?
Bu boşluğu dolduralım.
Neden bunları sordum?
Çünkü kendi koyduğumuz şartlara dayanan inançlarımızın geçerliliğini bir sorgulayalım, sınayalım istedim.
Bir şeyi elden çıkarmak belki bize çok zor geliyor ve kendimize sürekli onu saklamaya itecek böyle içsel konuşmalar yaparken yakalıyor olabiliriz.
O zaman da kendinize şu soruları sorun.
Ben en son bu eşyama ne zaman baktım?
Eğer onu şu anda görmeseydim?
Aklıma gelir miydi? Benim bunu kullanma ihtimalim nedir?
Ben bunu kullandığımı hatırlıyor muyum?
Ya da ben bunu giydim mi? Hatırlıyor muyum bunu?
Ben buna sahip olmasam eğer hayatımda bir eksiklik olur mu?
Eğer bu eşyam ya da istediğiniz şey neyse kaybolursa ya da çalınsa ne yapardım?
Ya da telefonunuzda istiflediğiniz şeyler başlarına bir şey geldi o fotoğraflar silindi.
Ne olurdu ne yapardınız?
Bir de şu var istifleme bağımlılığı veya başka davranış bozukluğu olan insanlar genellikle oyalanmaya yatkın oluyorlarmış.
Ve oyalanma bizi o yapmaya niyetlendiğimiz şeyden alıkoyuyor.
Rahatsızlık veren duygulara yol açıyor.
Rahatsız edici duyguların ortaya çıkmasının bir nedeni onlara göre her şeyin belli bir şekilde yapılmak zorunda olması.
Yani planladığımız gibi.
Yapamadığımız şeyler olduğu zaman biz bunun yerine onlara engel olan bu rahatsız edici duygulara odaklanmaya başlıyoruz.
Ve çoğunlukla istifleme bağımlılığı olanlar bu sorunlarıyla baş etmeye başlamadan önce her şeyin böyle gerektiği gibi olmasını sağlamaya çalışıyorlar.
İşte bütün gün dişe dokunur hiçbir şey yapamadıklarından şikayet ediyorlar.
Bu aslında ters etki yapan bir şey.
Yani işleri tamamlayamamamızın baş sebeplerinden biri zaten bu.
Oyalanmaya yol açan kendimize dayatmış olduğumuz standartlar ve şartlar.
Çünkü bu şartlar veya işte bu standartlar karşılanmadığı zaman ilerleyebileceğimizi hissetmiyoruz ve o noktada takılıp kalıyoruz.
Örnek ver Merve. Şimdi eşyaları atıyoruz tamam mı?
Artık bu noktaya gelmişiz.
Hatta geri dönüşüm kutusunun önüne gelmişiz.
Bu sefer de hangi nesneyi hangi kutuya atsam acaba?
Burada içsel bir tartışmaya giriyorsun.
Böyle uzun uzun yani normal bir iç muhasebeden bahsetmiyorum.
Oyalanma. Neden oyalanıyoruz?
Çünkü doğru yaptığımızı hissetmek istiyoruz.
Beklentilerimiz çok yüksek.
Esnek değiliz bu konuda ve belki de mükemmelliyetçiyiz.
Ben mesela geçen takıları ayıklıyorum.
Hani bir şeyler vereyim bir şeyler atayım takılarımı ayıklamaya çalışıyorum.
Gerçekten o kadar oyalandım ki bunu yaptım yani.
Normal bir içsel muhasebe yok orada.
Oyalanıyorum resmen. Ve istifleme bağımlılığı olanlar nesnelerle aralarında duygusal bir bağ kuruyorlar.
İşte bu çok özel bunu atamam.
İşte bu geçmişimle aramda bir bağ kuruyor.
Aman bunun hatırası var.
Bunun duygusal değeri çok yüksek gibi gibi gibi.
Ve bu arada istifçiler kendilerine istifçi de demiyorlar.
Genelde koleksiyoncu falan diyorlar.
Ve bunu bir bağımlılık...
olarak da görmüyorlar. Bir de alışveriş bağımlılarında istifçilik daha çok görülüyormuş.
Gabor Mate diyor ki bağımlılık ile tutku arasındaki ayrımı şu şekilde yapıyor.
Sizi tüketiciliğe sevk eden eylemler bağımlılıkla ilişkili.
Yaratıcılığa götüren eylemler Tutkuyla ilişkili olabilir diyor.
O yüzden şimdi sizi tüketiciliğe sevk eden eylemlerinizi düşünün.
Bunlar bağımlılık seviyesine gelebiliyor.
Sonra da istifçiliğe gidebilir.
İstifçilerle ilgili yapılan çalışmalar bu problemin 11 ila 15 yaş aralığında ya da 20'li yaşlarının başında ortaya çıktığını ifade ediyor.
Ve istifçilerin yaşı arttıkça yaşlandıkça biriktirmeleri daha da artıyormuş.
Hatta yaşlılar da gençlerden 3 kat daha fazlaymış.
Kalıtımsal oldu. Bu da söyleniyor yani akrabalarınızdan yakınlarınızdan birinde de olabilir.
Ve bonus travmaya maruz kalan kişilerin gerçek anksiyete ve travmalarıyla yüzleşmemek için psikolojik acılarını istifleme davranışı göstererek bastırabildikleri
düşünülüyor. Travmaya maruz kalan 20 kişiden birinde istifleme davranışı olabiliyormuş.
Mesela Freud bir şeyleri istiflemenin dışkı tutmanın sembolik bir gösterimi olduğunu iddia eder biliyorsunuz.
Hani baskıcı bir şekilde hoşgörüsüz hatta cezalandırıcı bir tutumla tuvalet eğitimi almış olan bir çocuğun İleriki hayatında cimri olabileceğini hatta inatçı olabileceğini sürekli kendini
kontrol altında tutabileceğini ya da aşırı düzenli olabileceğini söylüyor.
Eğer böyle cimriyseniz istifçilik yapıyorsanız buna da dikkat cimrilikten dolayı yapıyorsanız psikoseksüel gelişim evrelerinden anal dönem 12 ile 36 ay arası bununla alakalı olabilir
diyorlar. Hani çocuklar bu süreçte biliyorsunuz tuvaletlerini tutuyorlar bırakmaktan da haz alıyorlar tutmaktan da haz alıyorlar.
Bu dönem onlar için çok önemli.
Gelecekteki kişiliğimizin oluşumu açısından.
Hilda Doolittle adlı bir kadın var şair.
1933 yılında yaklaşık 3000 adet Mısır, Roma ve Yunan antik eserlerini tutkuyla toplamış bir kadın.
Hatta eşyalarına çoğu zaman böyle canlıymış gibi davranıyor.
Heykellerine bir insanmış gibi selam veriyor.
Freud'un da hastası bu arada.
Hani antik eser topluyor dedim ya Freud'da da var istifçilik bu tarzda.
Ama bunun üstüne konuşmayı pek istememiş.
Babasının vefatından sonra başlamış bir şeyler toplamaya, biriktirmeye.
Hatta onun bu toplayıcılık tutkusunun dadısını erken yaşta kaybetmesi ve devamındaki sevgi eksikliğinden kaynaklanan erken çocukluk dönemine bağlıyor John Guido.
Ve bu incinmelerinin, Freud'un biliyorsunuz çocukluğu incinmelerle, hayal kırıklıklarıyla dolu.
Bunların bir neticesi olarak daha etkili bir şekilde kontrol edebileceği şeylere bağlanmaya yönelmiş olabilir diyor.
Bence çok çarpıcı bu kısım.
Ve Freud'a göre biriktiricilik cinsel açıdan fethetmenin, cezbetmenin yerine geçen ikame bir eylem olabilir.
Hatta diyor ki bu bağlamda her bir biriktirici yer değiştirmiş ikame bir Don Juan.
Don Juan biliyorsunuz çapkın, zampara, kadın avcısı yani kazanova bir karakter.
Aşksız cinsellikler yaşayan anlamında.
Koleksiyonlar işte toplananlar, biriktirilenler, tutulanlar böylece erotik eş değerlerdir diyor ve toplama biriktirmenin kendisi sonsuzluğa işaret eden obsesif
bir yer değiştirme mekanizması olarak görülür demiş.
Psikanalist Otto Rengse benzer bir yerden yaklaşıyor ve bu konuya diyor ki toplayıcılar, biriktiriciler gereksiz libidolarını cansız destelere yatırıyor olabilirler.
Freud'un bu biriktiriciliği ile alakalı bir psikanalistin şöyle bir yorum.
Diyor ki Freud'un prolara olan çaresiz sevgisi biliyorsunuz çene kanseri oldu sigara içmemesi gerekiyordu pro içmemesi gerekiyordu ama ona rağmen.
Korkunç bir şekilde içiyordu.
Freud'un prolara olan çaresiz sevgisi ilkel oral ihtiyaçların varlığını sürdürdüğüne dair bir kanıt ise eğer o zaman antika biriktiriciliği yetişkinlik yaşamında
ilkel anal doyumların kalıntılarını ifşa ediyor demektir.
Freud'un kendisi de diyor ki anal evrede çocuksu dışkı tutma davranışının paraya karşı ve daha geniş anlamıyla da nesnelere karşı tutumunu etkileyecek.
Yani çocukluktaki tuvalet eğitimi dönemiyle bile alakası olabilir bu istifçiliğin.
Toplama, biriktirme nesneleri, çözülmemiş cinsel kaygı ve gerilimlerimizi bunları savunma çabamızı da temsil edebilirmiş.
Freud bir de diyor ki benlik yani ego sosyal nesneleri toplayarak biriktirerek mesela işte oyuncak ayılar, bebekler ya da kostümlü figürler gibi bunlarla kişi kendisine sosyal
bir dünya yaratıyor olabilir.
Yani bu geçiş nesneleriyle insanlığa katılıyor gibi hissediyor olabilir.
Kaybolmuş ilişkilerini ikame ediyor gibi hissediyor da olabilir.
Ve son olarak size çok önemli bir istifciden bahsedeceğim arkadaşlar.
Hepinizin yakından tanıdığı.
bir istifce o. Belki ben bu konuyu anlatırken hiç aklınıza gelmedi.
Kimdir bu isim?
Darwin tabii ki.
Küçüklüğünden beri eline geçen her şeyi tutkuyla toplayan birisi.
Midyeler, yumurtalar, mineraller, madeni paralar.
Darwin 8 yaşındayken annesini kaybediyor.
Annesi henüz 52 yaşında ve bilinç düzeyinde annesine dair anısı çok az aslında.
Ama buna rağmen bir kere okula çiçek götürüyor ve diyor ki annem bana çiçeklerin içine bakarak onların isimlerini nasıl bileceğimi öğretti diyor.
Babasıyla olan ilişkisinde de tıpkı Freud gibi böyle ikircikli bir ilişkileri var.
Daha önce de bahsetmiştim.
Onu böyle sürekli eleştiren asla beğenmeyen oldukça kibirli ve statüye düşkün bir babası var.
Ve babasının boyu bir elliymiş.
Çok da kiloluymuş. Ama Darwin için babası görmüş olduğu en devasa adammış.
Öyle söylermiş. Bakın az önce de annesi için ne demişti.
Yani Darwin'in Psikolojisi için bu istiflemesi için uzmanlar diyor ki Darwin'in bu psikonevrozlarının nedeni hem yücelttiği hem de bilinç dışı şekilde reddettiği babasıyla olan ikircikli
ilişkisinden kaynaklanan çatışma ve duygusal gerilim gibi gözüküyor.
Ve Darwin'e babası hatırlarsanız ne demişti?
Sen bu ailenin...
Yüz karasısın ve onu böyle işte habire bir şeyler toplayıp eve getiren bir aylak olduğunu düşünüyordu.
Bu kadar çok çalışmasının ve başarma tutkusunun arkasında Babasına kendini ispatlama çabası olabilir.
Derken 5 yıllık bir gemi gezintisine çıkmıştı ve burada miçoluk yapmıştı araştırma gemisinde.
Ve buradan geri döndüğü zaman bu gemide işte bir sürü tropikal böcekler, çiçekler, örümcekler, fosilleşmiş hayvanlar vardı.
Doldurmuştu hepsini istifleyip getirmişti.
İşte bu topladıkları, biriktirdiklerinin içerikleri bilinç dışında erkenden hayata gözlerini kapamış olan annesi, çok özlediği annesi onun istifçiliğiyle bağlanmıştı.
Ve Darwin'in hayatı boyunca böyle güçlü bağımlılıkları olmuş psikosomatik hastalıkları olmuş ama en bildiğimiz tabii ki onun evrim kuramını geliştirmesine yarayan istifçiliği.
Bunun psikolojisini eminim çoğumuz düşünmemiştik arkadaşlar.
Preodipal bir travma ya da işte güven vermeyen.
terk eden anne tehditine karşı bir savunma da olabiliyormuş bazen bu istifçilik.
Kayıp deneyiminden kurtulma ihtiyacı gibi düşünün.
Küçükken duymuş olduğu bir ihtiyacı karşılanmadıysa ki Darwin'in erkenden anne kaybı gibi bunun yerine koyacak bir şeyler arıyor olabilir deniliyor.
Yani küçük çocukların hani böyle battaniyelerini bırakmamaları onları hiç gözünün önünden ayırmamaları hatta oyuncak ayılarını emziklerini nereye giderse götürürler.
Neden? Çünkü onların bir İhtiyacını karşılar bu.
Hani işte yalnızlıkla baş etme yoludur, kaygıyla baş etme yoludur o battaniyelerine sarılmak, oyuncak ayalarına.
Yani Darwin'in istifçiliğine de böyle yaklaşmışlar.
Çok enteresan. Acaba bizim derinlerdeki duygumuz ne arkadaşlar?
Aranızda istifçiler varsa onlara soruyorum.
Sizce neden böyleyiz?
Yani neden bir şeyleri atamıyoruz, veremiyoruz?
Neden ihtiyacımız yokken bile onları saklamaya çalışıyoruz?
Hani ya ileride ihtiyacım olursa düşüncesi bize nereden geliyor?
Bunu düşünelim istedim. Onlara yüklediğimiz herhangi bir anlam var mı?
Niye sakla samanı gelir zamanı diyoruz?
Ne yaşamış olabiliriz?
Bunu bir düşünelim dedim. Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Unutmadan 2023 yılının dünyadaki en büyük etkinliği DevConnect 13-19 Kasım tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşecek.
Katılmak isteyenler için detaylar açıklamada.
Yepyeni bölümlerle bu hafta tekrar buluşmak üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
