
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, ortamda satılacak bilgiye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün size çağımızın en büyük hastalıklarından birinden bahsetmek istiyorum.
Tıttaki adı Procrastination fakat halk arasında biz onu erteleme hastalığı olarak tabir ediyoruz.
Bugünkü konuyu bu olarak seçtim çünkü kendim de bundan muzdaribim.
Nedir erteleme hastalığı?
Kısaca bahsedelim. yapmamız gereken yetiştirmemiz gereken bir sürü iş var ama sürekli erteliyoruz sürekli kaçıyoruz ya da yapacağımız işin başına oturuyoruz ama şu moddayız ya bir işim vardı onu
halledeyim de ondan sonra buraya dönerim ben mesela ders çalışmanız gerek dur dur şu işimi bir halledeyim de sonra otururum diyorsunuz ama o sorunlar gelmiyor ya da yapacağımız işleri çok ağırdan alıyoruz böyle biraz sonra yaparım yarın
yaparım ya aman acelesi yok ya diyoruz sonra ne oluyor o işler sıkışıyor sıkışıyor biz bir şekilde böyle halaş bir şekilde kendimizi koşarken buluyoruz hatta bu işi salsakladığımız için de sonucunu berbat
etmiş oluyoruz çoğu zaman işte bu erteleme hastalığı bu şekilde özetleyebiliriz şimdi bunun altında yatan sebeplerden biraz bahsetmek istiyorum En önemli sebeplerden birisi mükemmelliyetçilikmiş.
Bunun alt yapısından birisi.
Çünkü mükemmelliyetçi insanlar genellikle daha iyi ismi yaparım ama daha zorla diyen insanlardır.
Ben de onlardan biriyim. Hani diyorlar ya mükemmel en iyinin düşmanıdır diye.
O kadar doğru ki bir sebebimiz mükemmelliyetçilikmiş.
İkinci sebep kendinize uygun olmayan bir iş seçmeniz.
Yani mesela ben yüksek lisans seçtim.
Bana hiç uygun değildi.
O kadar zorlandım ki canımı okudu yani.
Şimdi durup düşündüğüm zaman evet.
Kendime uygun olmayan bir şey yapmaya çalışmışım.
Üçüncü olarak başarısızlık korkusu.
Bunu ben arkadaşlarımla konuştum ve çoğunda da bunu gördüm.
Başaramamaktan korkmak. Buymuş bir tane sebeplerden birisi.
Bir sebep de motivasyon eksikliği.
Şimdi ben de uzun zamandır bu erteleme ile ilgili bir podcast yapmayı düşünüyorum.
Ama yapamıyorum. Neden?
Çünkü erteledim.
Sürekli erteledim.
Neyse bugüne kısmetmiş. Artık bu konuya başlayabilirim.
Şimdi ben bugün size hem erteleme ile ilgili hem de hayata dair birçok şeyden bahsedeceğim.
Yine ortamda satacağınız bilgiler vermeye çalışacağım.
Ve buradaki amacım şu.
Kendimizi bir...
Zaman savaşçısına dönüştürebilmek.
Çünkü dediğim gibi zaman çok kıymetli.
Burada kendimden de örnekler vereceğim ama size vereceğim tavsiyeler şöyle olacak.
Genellikle CEO'lara, yazarlara, ünlülere böyle erteleme konusunda ve başka konularda yaşam koçluğu yapmış bir adamdan ilham alarak bu podcasti çekiyorum.
Steve Chandler. Bu adam bu işin erbabı diyebilirim.
Ve bunun dışında da eğer bir TED konuşması izlemek istiyorum diyorsanız da Tim Urban'ı dinleyebilirsiniz.
Mutlaka dinleyin hatta gerçekten çok komik bir konuşma.
O zaman ısınma turumuz bittiyse hemen başlayalım.
Şu sözle başlamak istiyorum.
Hiçbir zaman hiçbir şeye vakit bulamayacaksınız.
Eğer zaman istiyorsanız o zamanı yaratmalısınız.
Bu söz ne demek? Zamanı nasıl yaratırız?
Öncelikle şunu yapabilirsiniz.
Ertelediğiniz bir şey var ve zamanım yok diyorsunuz.
O zaman erken kalkabilirsiniz.
Yok ben erken kalkamıyorum diyorsanız geç yatabilirsiniz.
O da olmuyorsa eğer şunu yapabilirsiniz.
Gereksiz insanları hayatınızdan çıkarabilirsiniz.
Şimdi bu ne alaka diyenleriniz olacaktır.
Şu alaka mesela işte gün içerisinde kaç kez telefonla saçma sapan muhabbetler ettiğinizi ve o açılmaması gereken telefonları açtığınızı ve bütün vaktinizi nelere harcadığınıza bir bakmanızı istiyorum burada
çok sevdiğim bir söz var şunu söyleyeyim kişisel gelişim uzmanı bir kadın diyordu ki Allah beni sevilme onaylanma ve takdir edilme isteğinden korusun diyordu bu benim hayattaki tek doğum
çünkü bu doğum kabul olursa bu benim için zamanın sonudur yani böyle bir şey düşünün o telefonları niye açıyoruz ya mesela dedikodu yapmak isteyen biri bizi arıyor gerçekten o anda konuşmak istemiyoruz peki neden açıyoruz
takdir edilmek mi istiyoruz o kişi tarafından onay mı görmek istiyoruz kadının demek istediği bu şimdi bu podcasti durdurun ve gerçekten sırf gün içerisinde sırf onaylanma takdir görmek için neler
yaptığınızı bir düşünün ben size günlük yaşamdan mesela örnek verebilirim mesela 24 saat ev temizleyen kadınlar var sürekli sürekli ev işi bitmiyor sürekli temizlik yapıyor çünkü o şunu istiyor
aslında ay ne kadar temiz kadın bunun denilmesini istiyor o yüzden hani onayla ama takdir görmek için bunu yapıyor ve bütün gününü harcıyor sonra bir bakıyor her şeyi ertelemiş yapması gereken bir sürü şey var ertelemiş yani
neden çünkü bir şeyleri onaylanmak istiyor takdir görmek istiyor birilerinden Ya da mesela patronun gözüne girebilmek için sabahlara kadar mesai yapan insanlar var.
Burada da aslında onaylanma, takdir görme isteği var.
İşte bu onaylanma ve takdir görme isteği aslında bir şeyleri ertelememize sebep olan şeylerden birisi.
Bilmiyorum bunu hiç düşündünüz mü?
Ben böyle bir düşününce bir şok oldum yani.
Evet gerçekten bu sebeple yaptığım birçok şey varmış.
Bunu görebildim. Evet bunu yeterince düşündüyseniz şimdi ikinci bir mevzuya geçelim.
Mesela bir işe başladınız.
Atıyorum yabancı dil öğrenmek istedik.
Kursa gittik ama sonra ne oldu?
Tamam ilk adımı attık süper.
E devamı gelmiyor. Sürdürülebilirlik yok.
Çoğumuzda da bu var zaten.
Yani bir şeye başlayıp yarım bırakıyoruz.
O kadar çok şeyi yarım bırakıyoruz ki.
Şöyle bir düşünmenizi istiyorum.
Neleri yarım bıraktınız?
Yabancı dil eğitimi, okulu bırakan, filmi bırakan, projeyi bırakan, tezini yarım bırakan neleri neleri yarım bırakanlar var.
Peki bunu neden yapıyoruz?
Çünkü erteleme hastasıyız.
Şu moddayız. Aman sonra yaparım.
Aman sonra tamamlarım.
Bu şekilde yarım kalıyor.
Bunun sebebi de şu. zaten sürdüremiyoruz o da yeterince kendimize adamadığımız için yeterince odaklanmadığımız için bundan dolayı yapamıyoruz yani kendini bir işe adamak zaten aşırı derecede önemli bir
şey Hatta burada şu hikayeden bahsetmek istiyorum size.
Rocky filminin de esin kaynağı Rocky Marciano.
Bu adamın hayatı beni çok etkiliyor adanmışlık konusunda.
Bizim Naim Süleyman oğlumuz gibi bu arada.
Naim filmini izlemeyenler varsa lütfen izlesin.
Orada büyük bir adanmışlık ve odaklanma göreceksiniz zaten.
Gayet güzel bir filmdi.
Tavsiye ediyorum. Bu Rocky Marciano zaten Rocky filminden biliyoruz adamı.
Ama hayatı gerçekten bütün hayatı adanmışlıkla geçmiş diyebilirim.
gücü deyince aklıma bu adam geliyor.
Neden? Çünkü adam 3 ay boyunca mesela maça çıkacak ya 3 ay öncesinden dünyayla bütün irtibatını kesiyor.
Hiçbir şekilde ne mesajlara dönüyor ne e-postalara dönüyor ne telefonlara açıyor.
Hiç kimseyle konuşmuyor bile.
Sürekli diyor ki gözümün önüne rakibimi getiriyorum.
Yani o derece bir adanmışlık duygusu.
Başka hiçbir şey düşünmek istemiyorum diyor.
Sadece o maça konsantre olmak istiyorum diyor.
Tabii ki de ben bu kadar böyle çılgın bir adanmışlık demiyorum ama yapabilirim.
Neyse parantezi kapatalım şunu söylemek istiyorum yani önemli olan adımı atmışsınız zaten en zor olanı sürdürebilir olması ve bu sürdürebilir olması için de kendimizi adamımız gerekiyor diyebilirim.
Şimdi başka bir mevzu da şu şimdi hayatımıza dönüp baktığımız zaman sürekli sürekli kendimize böyle hedefler koyuyoruz değil mi ve sonra onları tabii ki de yapmıyoruz.
İşte bunun sebebi de şu hedeflerimizi tam olarak tanımlamıyoruz.
Mesela diyoruz ki 10 kilo vereceğim.
Bu çok açık bir hedef değil mi?
10 kilo vereceğim. Bu güzel bir hedef tanımı değil.
Şunu dememiz gerekiyor. Ben 3 ay içerisinde mesela 23 Mayıs'a kadar 10 kilo vereceğim.
Bakın çok net bir hedef değil mi?
Ve bugün başlıyorum. Mesela bu şekilde hedef koymamız gerekiyor.
Ya da mesela üniversiteye hazırlanan arkadaşlar beni dinliyorsanız eğer.
Mutlaka şunu yapın.
Ben üniversiteyi kazanacağım değil.
Şunu dememiz gerekiyor. Mesela ben ODTÜ'nün bilmem ne bölümünü kazanacağım.
Ya da işte herhangi bir üniversitede şu bölümünü kazanacağım.
Bu açık bir hedef tanımıdır ve daha böyle kolay ilerleyebiliriz bu durumda.
Ya da mesela şu var uzun vadeli hedefler koyuyoruz.
Mesela işte. Bir sene sonra şöyle olacak bilmem ne.
Hayır kısa vadeli tarihi belirli olursa daha böyle ertelenemez oluyormuş.
Hatta şöyle diyorlar. Kendinize bir yıl yaratmayın.
Kendinize bir gün yaratın.
Yani kafanızda mükemmel günü oluşturun ve onu yapın yaşayın.
Mesela ben kendim için şunu yapıyorum.
Sabah diyorum mesela kendime kriter koydum.
Uyandığımda 50 sayfa kitap okuyacaksın.
1 saat spor yapacaksın.
1 saat belgesel izleyeceksin spor yaparken.
1 saatte podcast hazırlanmak için bilmem ne.
Sonra da bunları yazıyorum zaten.
Her gün yaptım mı diye kontrol ediyorum.
Böyle denetimci bir insanım.
Bu şekilde gerçekten bir sürü şey yaptığımı fark ettim bu arada.
Mesela geçen hesapladım.
28 gün içerisinde 32 belgesel izlemişim.
13 tane kitap okumuşum.
Ve şu anda da podcast yapıyorum gördüğünüz gibi.
Yani demem şu ki önünüze bir kağıt alın hedefinizi yazın tek tek şunu yapmak istiyorum bunu yapmak istiyorum ertelediğiniz şey her neyse yazın ve günün sonunda da kontrol edin yaptınız mı yapmadınız mı diye hedefe doğru
ilerleyin. Bir de şöyle bir şey var 3 dakika kuralı diye bir şey var bilmiyorum duydunuz mu buna göre şöyle oluyor mesela kitap okuyamıyorsunuz ya hemen o kitabı açıp okuyamadığınız kitap falan bir sayfa okuyun sadece bir sayfa
bir bakacaksınız o bir ay içerisinde o kitap bitmiş olacak 3 dakika kuralı bence güzel bir kural.
Bir başka sorun da şu ki insanlar başarısız olmaktan çok korkuyor.
Bu yüzden erteliyorlar.
Bu da önemli bence. Burada hemen Acar Baltaş'ın bir TED konuşması vardı.
Orada çok güzel bir sözü vardı.
Diyordu ki hayatı anlamlı kılan şey aslında başarısızlıklardır diyor.
Ne kadar doğru değil mi? Ve başarı gurur verir.
Evet başarı gurur verir ama başarısızlık da insanı geliştirir diyordu.
Tıpkı Michael Jordan gibi.
Michael Jordan da aynısını diyordu ya.
tekrar başarısız oldum ve bu yüzden başarılıyım diyordu Michael Jordan çok seviyorum bu sözünü ve yine size böyle başarısızlıktan korkuyorum diyorsanız şunu söylemek istiyorum geçenlerde bir belgeselde
denk geldim Game of Thrones'un yönetmenlerinden Dan Wise şey diyordu adama röportaj yapan kişi yaratıcı sürecinizde başarısızlığın rolü ne gibi bir soru sordu o da dedi ki benim
hayatımın Temelinde zaten başarısızlık var dedi.
Sonra şunu söyledi.
Çok hoşuma gitti bu. Diyor ki Game of Thrones'un yayınlandığı ilk güne gidin.
Hani tarihine bakın. Ve oradan benim mezuniyet tarihimi çıkarın.
İşte orada bulacağınız sayı var ya diyor.
Benim başarısızlık kat sayımdır diyor.
Yani mezuniyetinden itibaren hep başarısız olmuş.
Ve diyor ki aslında diyor çoğu insan ve çoğu insanın başarısı.
Önceki başarısızlıklarının küllerinden doğar diyor.
O kadar güzel bir söz ki bu da.
Yani bu da bunu da ortamda satabilirsiniz diye düşünüyorum.
Game of Thrones'un yönetmeni bile bunu söylüyorsa adam diyor ki başarısızdım.
Şu ana kadar başarısızdım diyor.
O yüzden bu kadar da korkmayın.
Bence bu kadar büyütecek bir şey yok.
Mesela ben podcast yapmaya başladığımda ya dinlenmezse falan dediler.
Dedim ki dinlenmezse dinlenmesin.
Hiç umurumda değil. Çünkü ben kendim için yapıyorum.
Başarısız olursam da olurum.
Ne olacak yani? Beni Hürriyet gazetesine tam sayfa ilan verecek halleri yok.
Başarısız oldu falan diye.
Ne olur ki? En fazla olmadı derim ve kapatırım yani.
Bu kadar büyütecek bir şey yok bence.
O yüzden bazı şeyleri de kendiniz için yapın.
Kendi mutluluğunuz için yapın.
Bırakın başarısızlığı. Onu düşünmeyi sonraya bırakın.
Anlatabiliyor muyum? bir de şu var ne yapacağınıza karar vermekten vazgeçin yani bir şeyi seçin ve onu yapın bunu ben çok yapıyordum mesela önceden şunu mu yapsam bunu mu yapsam şöyle yapayım böyle yapayım yok yok şunu yapayım falan karar
veremiyorum karar versem yapacağım zaten ama karar veremiyorum o yüzden öncelikle karar vermemiz gerekiyor bir de şu var sorunu yakalamamız gerekiyor yani erteliyoruz da bir şeyleri orada bir sorun var o sorunu yakalamamız
gerekiyor mesela şimdi bir kağıt alın ve o sorunu yazın bir düşünün ama hani neden ben bunu erteliyorum ne var bunun altyapısında bunu yazdıktan sonra bile gerçekten rahatladığınızı göreceksiniz ve bu sorun
yani bu ertelediğiniz şey her neyse inanın ki böyle ne oluyor biliyor musunuz o ruhsal durumunuz var ya onun paraziti gibi hep aklınızın arka planında ne yaparsanız yapın o her yerden çıkacak her yerden
size rahatsızlık vermeden durmayacak ve hayatınızda yarım kalan işlerin sizin böyle bütün enerjinizi sömürmesine lütfen izin vermeyin ve ertelediğiniz yapmadığınız şey neyse ne yapın
biliyor musunuz şunu hayal edin ya deyin ki ben bunu yaptığım zaman nasıl bir duygu hissedeceğim nasıl bir başarı duygusu nasıl bir tatmin duygusu hissedeceğim bunu düşleyin mesela yabancı dil öğrenmek mi istiyorsunuz şunu hayal
edin ya ben işte sular seller gibi öğrenmişim ve konuşabiliyorum karşımdakiyle bunu hayal edin mesela Zaten şu an covid dönemindeyiz eve hapsolduk ve gerçekten maddiyatınız elveriyorsa dil öğrenmek
için müthiş bir fırsat burada hani krizi fırsata çevirebilirsiniz.
Ben bu dönemde şunu gördüm.
Üç çocuğuyla kadın KPS'yi kazanmış.
Helal olsun dedim ya. Dil öğrenen gördüm programı.
Öğrenen gördüm. Gerçekten krizi fırsata çevirmiş birçok insan gördüm.
Ve yani adamların Kennedy gibiler ya.
Kennedy'nin babası da yapmıştı ya.
Wall Street patladı, iflas etti.
Adam ne yaptı? İşte hisse senedi portföyünü büyüttü.
Balon oluşurken yaptı bunu ve o 1929 çökmesinde adam servet yaptı.
Krizi fırsata çevirmenin babasıdır yani.
Kennedy'nin babası. Biz niye?
yapmayalım yapabiliriz gelelim en büyük sorunlardan birisine aynı anda pek çok şey olmaya çalışmamız yani biz gerçekten Leonardo da Vinci değiliz adam hem mucit hem ressam hem
mühendis hem anatomist hem botanikçi her şey vardı adamda ama bu milyonda bir olacak bir şey adam deha yani aynı anda birçok şey birden yapmaya çalışmak da ertelememize sebep oluyor çünkü odaklanamıyoruz
onu mu yapsam bunu mu yapsam o yüzden odaklanamıyoruz Bir diğer konuda sevgili seçimlerimiz şimdi ne alaka diyenler olacaktır.
Çünkü şu alaka ne yapıyoruz?
Bütün tutkumuz, bütün sevgimizi, bütün yaşamımızı belki de boşa harcayacak birine, bize mutluluk vermeyen, bizi daha da dibe çekecek bir insanı hayatımıza alarak kendimizi iyice böyle dibe vurduruyoruz.
Böyle bir ilişki yaşayan insanlar hep birilerinde şu vardır.
Ya şu ilişkimi bir yoluna koyayım da sonra ertelediğim o işe geri dönerim.
Ve o ilişki kesinlikle yoluna girmiyor.
İşte burada Steve Chandler diyor ki yaşam koçu.
bırakın gitsin tabii ki bırakamıyoruz ama bırakın gitsin diyor adam ve yine bu adamın çok sevdiğim bir sözü vardı şimdi yaşayın diyor ertelemeyi sonraya bırakın o kadar kolaydı zaten şimdi
şunu da söylüyor yani gelecekle ilgili endişesi olan insanlar da sürekli erteleme hastalığına tutulmuşlardır Ve endişe dediğimiz şey aslında bu denizdeki balık asadaklarını biliyor musunuz?
Böyle kör olurlar ve yılan balığına benzerler.
İğrenç böyle. Avlarının ağızlarından girerler, burunlarından çıkarlar ve avlarını daha yaşarken böyle içlerinden tüketirler.
Endişeyi ben buna benzetiyorum.
Ama engel de olamıyoruz.
Ve sonuçta da Türkiye'de yaşıyoruz.
Hepimiz geleceğimizle ilgili endişelerimiz var.
O yüzden adam diyor ki işte şimdi yaşayın, ertelemeyi sonraya bırakın.
Ama bu konuyla ilgili gerçekten bir yorum yok.
Bir de mesela şöyle bir şey var.
Kendinize her şey bugün kuralını koyun.
Mesela kitap yazmak istiyorsunuz.
Oturun günde iki sayfa yazın.
Tamam mı? İki sayfa. Bir bakmışsınız beş ayda o kitap bitmiş.
Ve işi zamanında yetiştirebilmek için yani bugün ne yapmanız gerektiğini bulun ve başlayın.
Hatta burada çok ilham aldığım çok sevdiğim bir yazardan bahsetmek istiyorum.
Isaac Asimo Ayrobot kitabının yazarı biliyorsunuz zaten.
Bu adamın 500'ü aşkın kitabı var.
Bakın 500'ü aşkın kitaptan bahsediyorum ve yılda 17 kitap yazabiliyor bu adam.
Peki nasıl bu kadar üretken bu adam?
Çünkü diyor ki benim başarımın bir tek anahtarı var.
Ben her zaman. Ama her zaman yazmaya hazırım diyor.
Mesela 15 dakikalık boş vaktim var otururum iki sayfa yazarım.
Bu benim için yeterli bir zamandır diyor.
Yani size de ilham olsa eğer yazarlıkla falan ilgileniyorsanız gerçekten Isaac Asimov size ilham olabilecek bir karakter.
Ve son olarak podcastimi sonlandırırken şunu söylemek istiyorum.
Bu enerjimizi en çok sömüren en çok tüketen şey o yarım bıraktığımız işler var ya onlar işte ertelediğimiz işler.
Ve bunlar bizim zihnimizi tutsak ediyor.
Ve hepimize özgür özgür zihinler diliyorum.
Umarım ertelediğimiz her şeyi yaparız.
Ve umarım bu podcastim çok etkili olur ve hemen harekete geçersiniz.
Çünkü şunu söylemek istiyorum.
Bugün elinizden geleni yapın.
Çünkü yapmadığınız her şeyi sonsuza kadar kaybetmeyin.
Kendinize iyi bakın. Haftaya tekrar yeni bir konuyla görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
