
Akbank'ın, 'Kobi Hareketi Kampanyası' hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için: https://bit.ly/36qVKFD
*
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
*
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm Akbank hakkında reklam içerir*
Transkript
Merhabalar Akbank'ın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bir önceki bölümde sizlere hayallerini takip edenlerden bahsetmiştim ve o podcast'ın sonunda Umudunu Kaybetme filmindeki o babanın oğluna söylediği sözlerle uğurlamıştım sizleri.
Demiştim ki bir daha hiç kimsenin sana bir şey yapamayacağını söylemesine izin verme.
Benim bile bir hayalim varsa peşini bırakmamalısın.
İnsanlar kendilerinin yapamadıkları şeyleri senin de yapamayacağını söylemişler.
Bir şey istiyorsan...
peşini bırakma. Git ve al onu demiştim.
İşte bu son sözün gerçek hayatta vücut bulmuş hali olan ve 21.
yüzyılın en önemli insanlardan biri olarak kabul edilen Elon Musk'ı konuşacağız bugün.
Bu arada bir önceki bölümde sizlere anlatmış olduğum o tavşan masalı vardı ya ondan çok etkilenmişsiniz ve lütfen bir sonraki bölümde hatta çoğu bölümünde lütfen masal olsun Merve dediğimiz için bugün de açılışımı
masalla yapacağım sizlere.
O zaman masallar çocuklar uyusun.
Büyükler uyansın diye yazılır epigramıyla bu bölümü başlatalım.
Şimdi Aslan Yelesinden Üç Kıl Masanı anlatacağım sizlere.
Bu hikaye böyle birbirini delicesine seven bir çiftin hikayesi.
O yüzden çok da hoşuma gidiyor. Şöyle ki evlendikten sadece bir hafta sonra bu çiftin evine kralın adamları geliyor ve eli silah tutan bütün erkekleri savaşa çağırıyorlar.
Kadın eşini göndermemek için ağlıyor, yalvarıyor ama tabii ki nafile.
Çok sevdiği eşini alıp götürüyorlar.
Kadın yapayalnız kadın.
Ve her gün o eşinin yollarını gözleyerek geri döneceği günü ümit ederek geçirmeye başlıyor.
Derken aradan yıllar geçiyor.
Tam umutlarının tükendiği bir anda sabahın ilk ışıklarıyla eşini görüyor pencerede.
Hemen koşuyor tabi boynuna sarılıyor ama bir şey fark ediyor.
Eşi artık eskiden sevdiği adam gibi değil.
Buz gibi. Kadını ne öpüyor ne sarılıyor ne güzel bir söz söylüyor.
Hatta ilerleyen günlerde durum daha da vahim bir hale geliyor.
Adam artık böyle yataktan çıkmaz oluyor.
Ne yemek yiyor ne su içiyor ne konuşuyor.
Kadın savaşa sevgi dolu bir adam gönderiyor.
Ama onun yerine yıkılmış bir adamla karşılaşıyor.
Derken kadının aklına bir fikir geliyor.
Çaresizlik bu ya. Ormanda yaşayan bir Bilge var.
Ona danışmaya karar veriyor.
Koşarak Bilge'nin evine gidiyor.
Ve Bilge bu mutsuz kadına çare olabileceğini ama bunun için önce ona söyleyeceği şeyi mutlaka bulup getirmesi gerektiğini söylüyor.
Çaresiz eş de diyor ki ne istersen getiririm.
Yeter ki eşim eskisi gibi olsun.
Lütfen bana yardım et.
Ve Bilge bunun üzerine istediği şeyi kadına söylüyor.
Diyor ki bana bir dağ aslanının yelesinden üç kıl bulup getirmen gerekiyor ama dikkat et ondan daha vahşi bir hayvan.
yoktur diyor. Ve bu üç kılı almak için dağa tırmanıp aslanı bulmalısın.
Sonra yelesinden o üç kılı çekip alabilmek için onu ikna etmelisin.
İşte en zoru da bu diyor. Bilge daha sözünü bile bitirmeden çaresiz kadın yola çıkıyor.
Dağ çok çetin, kayalardan kayıyor, sürekli düşüyor, topallıyor ama yılmadan tırmanmaya devam ediyor.
Derken günler günleri kovalıyor ve sonunda dağa tırmanmayı başarıyor.
Aslanın inine ulaşıyor ve bir plan yapıyor.
Aslan uyurken yanında getirdiği etin bir kısmını Marla'nın kapısına koyup uzak bir yere saklanıyor.
Aslan dışarı çıkıyor, ona sunduğu eti buluyor ve afiyetle yiyor, kükürüyor, inine geri dönüyor.
Çaresiz kadın bunu günlerce tekrar ediyor ve her eti koyduğunda aslanın daha da yakınına gidip saklanıyor.
Aslan tabii ki onun kokusunu almış ama onu hiçbir zaman avlamaya çalışmıyor.
Yani birinin varlığının ve ona sunulan etle beraber o varlığın geldiğini de anlıyor.
Ve sonunda bir gün kadın o etin son parçasına geliyor.
Yani artık yolun sonuna geliyor.
Son eti alıyor, kapının önüne koyuyor ve oturup aslanı beklemeye başlıyor.
Derken aslan ininden çıkıyor, kadını görüyor ve kükremeye başlıyor.
Kadın çok korkuyor ama hiçbir şekilde kımıldamadan duruyor.
Nefesini tutuyor ve başına...
gelecekleri beklemeye başlıyor.
Aslan kadına adım adım yaklaşırken onun kalbini nasıl çarptığını derinden hissediyor ve bir anda ona merhamet ediyor.
Ona diyor ki Benden ne istiyorsun?
Kadın korku dolu gözlerle kafasını yere eğip diyor ki sadece ve sadece yelenden 3 kıl istiyorum diyor.
Aslan boynunu usulca eğiyor ve kadın aslanın yelesinden 3 kılı koparıyor.
Hemen geri dönüş yoluna koyuluyor.
Tabi geri dönüş yolu daha kolay çünkü hem yükü hem de kalbi hafiflemiş.
Yani başarmış olarak adlediyor kendini.
Şimdi Bilge kadın ona eşinin o eski haline eski mutlu günlerine dönebilmesi için yardım edebilecek.
Koşarak Bilge'nin evine gidiyor.
Ve elinde tuttuğu aslan kızlarını Bilge'ye gösterip diyor ki başardım.
Başardım ve mutluluktan ağlamaya başlıyor o anda.
Ve Bilge hiç beklemediği bir hareket yapıyor.
Camı açıyor ve elindeki kılları havaya doğru üflüyor.
Kızlar ellerinden uçup gidiyor Bilge'nin.
Kadın üzüntüden deliye dönüyor.
Yere çöküyor ağlamaya başlıyor.
Ve diyor ki sen ne yaptın?
Onlar benim eşimi kurtarabilmem için tek çaremdi.
Ama yaşlı Bilge sakin bir şekilde eğiliyor.
gözlerinin içine bakarak diyor ki iksir diye bir şey yok.
Eşini iyileştirebilecek tek kişi sensin.
Eğer bir aslanı gelesinden kıl alacak kadar evcilleştirebildiysen ve sen bu kadar cesursan bu iş için gereken bütün adanmışlığa, bütün sabra ve bütün sevgiye sahip olduğunu biliyorum.
Hadi git şimdi buradan iyi şanslar diyor.
Bir sonraki baharda da kadın ve adamın evinden mutlu kahkahalarının sesi duyuluyor.
Kadın başarmış.
Şimdi ben bu masalı neden anlattım?
Çünkü gördüğünüz gibi değişim yaratmak bazen sadece sizin elinizde.
Kılması gereken her ne kadar olan haksız görünürse görünsün.
Misal günün birinde Mars'a gitmek gibi.
Aslında dünyada görmek istediğin değişimi yaratma gücüne sahipsin.
Yani imkansızı denemek yine senin elinde.
Vermek istediğin şifa ne?
Sadece bunu bilmen gerekiyor.
Dünyanı ve hatta dünyayı değiştirecek ikisinin tarifi sende.
Ama bunun için ilk adım ne yapman gerekiyor?
Eylemlerinin dünyayı değiştirebileceğine inanman gerekiyor.
Ama yürekten inanman gerekiyor.
Tıpkı ilaç. Musk gibi.
Geçen gün onun böyle TED konuşmasını hayranlıkla izliyordum yine ve aklımdan geçen tek şey bu masal oldu.
Dedim ki bu masalı anlatmam gerekiyor.
Nedenini biliyorsunuz. Adamın her soruna bir çözüm bulma isteği var ve çok proaktif bir kişiliğe sahip.
Hani böyle yaşlı bilginin dediği gibi az önce.
Sen o aslanın yelesinden kıl alabilecek kadar cesursan bu iş için gereken bütün meziyetlere sahipsin demektir.
İşte Elon Musk benim için o aslanın yelesinden o 3 kılı kopartıp getirebilecek kişilerden birisi.
Şimdi Elon Musk'ın elbette böyle sevilmeyen birçok yönü de var ama bundan 100 yıl sonra da bu adamın konuşulacağına hatta tarihe geçecek bir isim olacağına zaten hepimiz eminiz.
Steve Jobs ve ikisi yani 21.
yüzyılın bence en önemli adamlarından hatta Steve Jobs demişken Apple'ın sloganı geldi değil mi aklınıza?
Farklı düşün sloganı.
Yalnızca dünyayı değiştirebileceğini düşünecek kadar çılgın olanlar dünyayı değiştirmeyi başarabilir.
İşte Elon Musk daha küçükken bunun hayalini zaten kuruyordu.
Dünyayı değiştirebileceğini, o asla Aslanın yeresinden 3 kıl koparabileceğine inanıyordu.
Yani kendisine inanıyordu. Hani bir önceki podcast'ta öz yeterlilikten bahsetmiştim ya.
Hani psikologlar bir kişinin işte problem çözme ve amaçlarına ulaşma yeteneğini duyduğu güveni öz yeterlilik olarak adlandırıyor demiştik ya.
Bu normal insanlar için. Bir de olağan dışı yüksek öz yeterlilik var.
Bu olağan dışı yüksek öz yeterliğe sahip insanlar çoğu insanın başa çıkabileceğinden daha büyük ve daha komplike, daha karmaşık problemleri çözmeye yönelebilir.
Elon Musk ve onun insanlığı Mars'a ulaştırma veya yenilenebilir enerji üretimi problemini çözme arayışı.
Öz yeterliliğin gücünü hatta bunu en uç noktasında yansıtan bir profil diyebiliriz.
Şimdi ana konuya geçmeden önce size çok çılgın bir adamdan bahsetmek istiyorum.
Adı Joshua Heldman.
Bu adam Amerika'da doğuyor ve hayatının büyük bölümünü Kanada'da geçiriyor.
Ama oradaki siyasetten hoşnut olmadığı için hatta teknokrasiyle yönetim istediği için.
Bu arada teknokrasi şudur o bütün karar...
süreçlerinin teknik uzmanların elinde olduğu yönetim şeklidir.
Yani yönetim kademelerinde bilim insanları, mühendisler, mimarlar, bu tarz insanların olduğu iktisatçılar gibi elemanların yönetimde söz sahibi olduğu daha doğrusu böyle rasyonalizme dayalı bir yönetim biçimidir.
İşte bu adam nasıl yönetilmek istediğini de bildiği için Teknokrat Parti'nin lideri oluyor bir yerde.
Ama Kanada'da bu olay o kadar ayyuka çıkıyor ki Teknokrasi Birliği yasa dışı örgüt ilan ediliyor ve Heldman görevinden İstifa etmek durumunda kalıyor.
Ve 4 çocuğunu da alarak işin sonunda Kanada'yı terk ediyor.
Ve Güney Afrika'ya yerleşiyor Heldman.
Aynı zamanda da bir pilot özel uçağı var.
Güney Afrika'ya yerleştikten sonra yanında işte bir takım sandıklarla gelmiş.
Ve bu sandıkların içerisinde ne var?
Tek motorlu bir uçak var.
Bu uçağı yeniden monte ediyor.
Ve yeni ülkesini yani Güney Afrika'yı havadan dolaşarak yaşayacağı yeri seçiyor.
Pretoria. İşte bu çılgın adamın 4 çocuğu var.
Ve bu 4 çocuk maceranın hiç...
Hiç eksik olmadığı bir evde büyüyorlar.
Düşünsenize ya babanız size diyor ki hadi çocuklar kalkın kayıp şehir Kalahari'yi bulmaya gidiyoruz diyor.
Böyle macera perest bir babanız olduğunu düşünün.
Yani bu şekilde yaptığınız o macera dolu işlerle yaşadığınız yerde şöhret olduğunuzu düşünün.
Derken aradan yıllar geçiyor ve bir torununuz oluyor.
Onun da hayali insanlığı Mars'a götürmek.
Kim bu torun? Elon Musk.
İşte Elon Musk'ın annesi böyle bir evde bu şekilde bir babayla büyüyor.
Yani daima çok büyük hedeflerin konduğu, sınırların zorlandığı bir evde büyümüş Elon Musk'ın annesi.
Hatta bir Hellman'ın yapamayacağı hiçbir şey yoktur düsturuyla yetiştirilmişler.
İşte böyle bir evde büyüseniz, böyle bir babanız olsa siz de çocuğunuza büyük ihtimalle...
Senin yapamayacağın hiçbir şey yok dersiniz.
İşte Elon Musk'ın dedesi böyle bir çılgınmış.
Annesi Mayda tıpkı Elon gibi böyle fen ve matematik alanlarında başarılıymış.
Ama çarpıcı bir güzelliği var ve bu ona modelli kariyerinin kapısını açmış ve o sektöre yönelmiş.
Diyetisyen model oluyor sonra da.
Eşi yani Elon Musk.
Onunla tanışması ve evlenmesi de çok garip gelmişti bana.
Yani kadın evlenmek istemiyor ama Elon Musk kadının peşini bir türlü bırakmıyor.
Yani evet dedirtene kadar uğraşıyor.
Hayır diye bir şey yok bunların.
Lugat'ın da onu söyleyeyim. Ve kadın en sonunda pes edip evlenmek durumunda kalıyor.
Elon Musk da ilk eşini aynısını yapmış.
Yani kızı o kadar çok darlamış ki sürekli arıyormuş peşini bırakmıyormuş.
Kız diyor ki yani telefonu çalışından bile onun aradığını anlıyordum.
İstediğini elde edene kadar asla peşini bırakmaz diyor ilk eşi.
Babadan oğla geçmiş işte bu özellik.
Hatta annesinden de geçmiş olabilir.
Hayır diye bir şeyden haberleri yok bu ailenin.
Onlar için bu hayatta her şey mümkün.
Ama burada bir stop koyup şunu söylemek isterim.
Elon Musk babası. Hatta onun için şeytanın dünyada vücut bulmuş hal ediyor babası için.
Çünkü üvey kızından çocuğu var bu adamın.
Ve tam bir aile skandalı ve hatta 3 kişiyi öldürdüğünü biliyoruz.
Ve bunun için de nefsi münafaa demiş.
Yani hapis bile yatmamış. Çünkü adamlar hırsızmış ve evime girdiler.
Ne yapsaydım ben de vurdum demiş.
Böyle bir babası var Elon Musk'ın.
Nefret ettiği bir babası var.
Ve babası da kendisi gibi bir girişimci, mühendis, pilot ve aynı zamanda da denizci.
Yani babası da çok zeki, annesi de çok zekiydi.
Dedesi de çok zeki. Zeka genetik midir sorusunun cevabını verdiğime göre devam edebiliriz.
Bir de Elon Musk'ın iki tane kardeşi var biliyorsunuz.
Birisi Kimball, diğeri de Tosca.
Şimdi Elon Musk daha böyle 5-6 yaşlarındayken bile aslında kendisinin farkında olan bir çocuk.
Gerçekten çok tuhaftım diyor.
Şimdi yani geçmişe dönüp baktığında çok tuhaf bir çocuk olduğunu söylüyor.
Küçükken zaten deli olduğunu düşünüyormuş.
Elon Musk ara ara zaten böyle sorar ben deli miyim diye.
Bazen toplantıyı kesip ben deli miyim diye sorduğu da olduğunu biliyoruz.
Peki neden deli olduğunu düşünüyor?
Çünkü 5-6 yaşındaki çocukları biliyorsunuz.
Onlar hayal kurarlar, oyun oynarlar ama bu hiç kimseyle konuşmuyor.
Sürekli kafasında bir şey var, fikir.
üreten bir tip yani. Ve 5-6 yaşında bir çocuktan bahsediyorum.
Zaten farklı olduğu aşikar yani.
Ve yaşıtlarından daha ufak tefek boy olarak.
Şu anda çok uzun boylu bir adam ama o dönem içerisinde böyle daha ufakmış ve hayatı boyunca çok sık zorbalığa maruz kalmış.
Okulda çocuklar bunu sıkıştırırmış, dövermiş.
Hatta bir keresinde merdivenlerden böyle sürüklemişler.
Bayıltana kadar dövmüşler.
Yani o yüzden de hep saklanırmış dayak yememek için.
Ya niye dövdüklerini gerçekten çok merak ettim.
Ve çok içe dönük bir çocukmuş Elon Musk.
Hatta o kadar içe dönükmüş ki hani bir soru soruyorsun cevap vermiyor sürekli bir şey düşündüğü için cevap vermiyor sana.
O kafası başka bir yerde ve ailesi artık onun işitme engelli olduğunu düşünüyor ve doktora götürüyor.
Doktor diyor ki hayır işitme engeli yok sadece farklı bir çocuk.
O sürekli düşüncelere dalıp gidiyor demiş doktor ve dünyayla irtibatını koparıyor demiş.
O yüzden daha ona 5-6 yaşındayken zaten dahi çocuk diyorlarmış.
Ve İlan çok böyle sessiz sedasız bir çocuk ama aynı zamanda da bağımsız bir mizacı var.
Şimdi ben işte dayak yiyen çok Sessiz sakin bir çocuktan bahsediyorum size.
Belki hayalinizde şöyle bir şey canlanmış olabilir.
Ay bu da ezikmiş ya. Hayır öyle değil.
Yani adam çok farklı bir kafa yaşıyor.
Çok bağımsız bir mizacı var ve bu çocukluktan belli olan bir şey zaten.
Mesela 6 yaşındayken yaptığı bir olay beni çok etkiledi.
Şöyle ki kuzeninin doğum günü var ama anne babası gitmesine izin vermiyor.
O da tamam diyor okey ama kapıyı çarpıp çıkmış ve 4 saat yürümüş.
6 yaşında 4 saat yürümüş tek başına o partiye.
gitmiş. 16 kilometre yol yürümüş ya 6 yaşında.
İnada bakar mısınız? 3.
sınıfa geldiğinde de zaten hani yaşadığı kent Fratoria Güney Afrika'da.
Oradaki bütün kütüphanelere gitmiş zaten.
Gitmediği kütüphane yok. Okumadığı kitap zaten kalmamış.
Hatta günde 10 saat kitap okuyormuş Elon Musk ve bunun çok normal bir şey olduğunu söylüyor.
Hala aynı şeyi söylüyor. Ne var ki diyor günde 10 saat kitap okumak çok normal bence.
Öyle diyor yani. Hatta en sonunda artık kütüphanelerde okuyabileceği bir kitap kalmamış.
Hepsi tüketmiş ve kütüphane müdürüne gidip demiş ki lütfen yeni kitaplar getirin.
Okuyabileceğim bir kitap kalmadı.
Fakat bu isteği gerçekleşmeyince o da tabii ki yine bir çözüm yolu bulmuş.
Demiş ki okey o zaman ben de ansiklopedi okurum.
Britannik ansiklopedilerini okumaya başlamış.
O kadar kitap bağımlısı ki şöyle de bir olay geçmiş başlarından.
Bir gün bir alışveriş merkezi gibi bir yerdeler.
İlanmaz kayboluyor. Diyorlar ki nerede bu çocuk?
Nerede bu çocuk? Sonra kardeşe diyor ki Kimball kesin diyor bir kitap evinde falandır.
Oralara bakalım. Gerçekten de...
Gidiyorlar. İlanmaz bir kitap reyonunda yere çökmüş böyle bir trans halinde kitap okuyor.
Çocuk daha yani. Orada buluyorlar.
Peki neler okuyordu Merve demiş olabilirsiniz.
Şöyle özetleyebilirim. Jules Verne.
Zaten bu beni hiç şaşırtmadı.
Tolkien okuyor. Buna da şaşırmadım.
Hep böyle yeni yeni dünyaların olduğu kitaplar.
Olmazların oldurulduğu kitapları okuyor.
Dikkat edin. Ve en sevdiklerinden biri de Otostopçu'nun Galaksi Rehberi.
Buna da hiç şaşırmadığınızı biliyorum.
Ben de şaşırmadım. Bu kitapta zaten böyle işte yerkürenin aslında bir bilgisayar olduğunu ve birisi tarafı tasarlandığını öğrenen birinin hikayesi var.
İşin enteresanı bu kitabı 12 yaşında okumuş ve anlamış.
Hani okumasını geçtim anlamış ve diyor ki bu kitap bana böyle en zorlu bölümlerin kolayca aşılamayacağını daima çalışmam gerektiğini öğreten bir kitap oldu demiş.
Diğer önerdiği kitapları Instagram'dan eklemeyi düşünüyorum çünkü podcast bitmeyecek hepsini anlatırsam.
Şöyle ki hani hepsinin ortak bir noktası var benim gördüğüm.
O da şu ki dünyayı bekleyen bir felaket var ve birileri bir şey yapmadı.
İnsanlığı kurtarmak için.
Birileri bir harekete geçmeli.
İşte bu okuduğu kitaplar ve kitap kahramanlarının da etkisiyle aslında onda bu dünyayı kurtarma vizyonunun şekillendiğini göreceksiniz.
Ve hatta ne kadar meraklı bir insan olduğunu da göreceksiniz.
Hani annesi demiş ya Elon Musk için hep zaten böyleydi.
Küçükken de böyleydi. Her şeyi keşfetmek isteyen, her şeyi bulmak isteyen, her şeyi bilmek isteyen bir çocuktu demiş.
İşte okuduğu kitaplarda da zaten bu var.
O 10 saat kitap okumasının altyapısında aslında o merak duygusu yatıyor.
Hatta 9 yaşındayken o Britannica...
Türk Tableti'nin okumasıyla ilgili söylediği sözler benim çok hoşuma gider her zaman.
Diyor ya neyi bilmediğiniz hakkında hiçbir fikriniz yok.
Aslında her şeyin orada olduğunun...
Farkına varıyorsunuz diyor okuduktan sonra.
Peki bu kadar çok şey okuyor da nasıl aklında tutuyor derseniz.
Bunu soranlarınız mutlaka vardır.
Hatta podcastlerinde konuşuyorum Merve diyenleriniz var.
Çok tatlısınız. Cevap veriyorum evet tutabiliyor.
Ama sırf buna ayrı bir podcast gelir öyle söyleyeyim.
Kısaca söyleyecek olursam.
Sıkı tutunun o ansiklopedinin maddeleri var ya.
Onların hepsini ezbere biliyormuş.
Ve podcasti durup durup şu an bir köşede ağlayasınız geldi biliyorum.
Benim de. Hatta öyle ki hani nasıl öğrendiğiyle ilgili şunu söyleyebilirim.
Elon Musk 6 ayda öğrenilebilecek bir yazılım dilini sadece 3 günde öğrenmiş.
Bence Elon Musk artık böyle öğrenmeyi öğrenmiş dediğimiz kişilerden.
Hatta bu konuyla alakalı da şöyle bir açıklaması var.
Diyor ki bilgiyi anlamsal bir ağaç olarak görün.
Bu ağacın yaprakları detaylardır yani bilginin detaylarıdır.
Bu ağacın dalları öğreneceğiniz konunun temelleridir diyor.
Yani bir konunun tüm detaylarını öğrenmeye başlamadan önce konunun temel prensiplerini öğrendiğinizden emin olun önce diyor.
Çünkü eğer bu temel prensipleri öğrenmezseniz o detayları asacağınız bir yer bulamazsınız diyor.
Ve bunların arasında bir ilinti kuramazsınız diyor.
Arasında bağlantı kuramazsanız eğer bir takım şeyleri hatırlamanız çok zor olacaktır.
O yüzden o yeni öğrenilen bir bilgiyi hatırlamanın en güzel yolu o bilgiyi zaten bildiğiniz bir şeyle.
ilişkilendirmektir diyor. Alın size Elon Musk'tan öğrenme taktiği.
Mesela daha küçükken kız kardeşi Elon Musk'a diyor ki abi ay dünyaya ne kadar uzak sence diyor.
Elon Musk da hani ay kardeşim şu kadar uzak demiyor da bildiğiniz böyle ölçümlerle en ince ayrıntısına kadar cevap veriyor ve herkes şok.
Derken böyle 10-11 yaşlarında artık iyice bilgisayarlara merakı zaten artmış bir durumda.
11 yaşında babasına diyor ki baba ben hani daha ileri bir düzeyde bilgisayar öğrenmek istiyorum.
Bana bir kurs bir şey bul yani.
Babası da Yakınlarda bir üniversitenin bu konuda bir eğitimi olduğunu öğreniyor.
Neyse Elon Musk'ı alıyor yanına götürüyor.
Diyorlar ki bu çocuk 11 yaşında hani çok küçük değil mi bunları öğrenmek için.
Bir şekilde Elon Musk içeri giriyor.
Babasıyla da kardeşi Kimball dışarıda onu bekliyorlar.
Derken herkes çıkıyor teker teker ama Elon Musk yok.
Babası tabii merak ediyor. İçeri bir giriyor.
Elon Musk karşısına o kocaman adamları, eğitmenleri almış.
Onlarla çok güzel bir şekilde sohbet ediyor.
İşte bilgisayarların programlama dilinden, bilgisayarlardan daha 11 yaşında koca koca adamlarla konuşabiliyor.
Babası da bunu görünce tabii ki gururlanmışlar ama bir şok da geçiriyor.
Eğitmenlerden biri de babasına diyor ki böyle kocaman gözlerle, beyefendi bu çocuğa hemen bir bilgisayar almanız gerekiyor diyor.
Ve ondan sonra zaten bilgisayarın kullanma kılavuzunu okumuş, hatmetmiş, onu da okuyup ezberlemiş.
Bu noktada şunu söylemek isterim.
Yani Elon Musk bence çok şanslı da bir çocuk.
Evet aile açısından şanssız o okey ama kendinin farkındaymış.
Farkında olan bir çocuk. Yani neler yapabileceğini biliyor.
Ve bunun da otoriteler tarafından desteklenmiş olması o noktada büyük bir şans diye düşünüyorum ben.
Ama bence şu an hani 5 çocuğu için sadece 5 çocuğu için özel bir okul açtı ya.
Yıldızlara doğru okulun adı da çok iyi.
Burada not sistemi yok. İşte diyor ki bazı çocuklar müzik sever bazısı dil sever.
Yani yeteneklerine tutumlarına göre eğitim almalarını istiyorum ben çocuklarımın diyor.
Geleneksel eğitime inanmıyorum diyor.
Yani o yüzden kendi okulumu kurdum diyor.
Neden bunu söylüyorum? Dikkat ettiyseniz.
Dünyada pek çok zengin insan var.
Hepsinin de çocukları bir şekilde okula gidiyor ama geleneksel sisteme uyarak çocuklarını okula gönderiyorlar.
Hangisi şunu demiştir ki ya ben bu sistemi beğenmiyorum.
Gidip kendime bir okul açacağım sırf çocuklarım için bu kadar zengin olup diyorum.
Dikkat ettiyseniz yine bir çözüm odağı var.
Tıpkı dedesinin o yönetim sistemini beğenmeyip gidip ben teknokrasiyle yönetilmek istiyorum deyip o sisteme geçmek için bir çaba göstermesi gibi Elon Musk da hep çözüm odaklı.
Yani bu adamın bu yönünü ben çok seviyorum.
Evin Maluf'un sözü geldi değil mi?
Bu Orta Doğu insanını tanımlayan sözü vardır ya.
çözüm üretmeyen insanlar için söylediği söz.
Bence çok doğru. Hatta sabah okuduğum bir kitapta şöyle bir şey geçiyordu.
Diyordu ki batılı bir bireyin CV'sinde neler yaptığı yazar ama doğulu bir bireyin CV'sinde kimleri tanıdığını görebilirsiniz.
Hatta sen benim kim olduğumu biliyor musun sözü yine doğuya ait bir söz olarak nitelendirilmiş.
Bence doğru. Bu noktada Elon Musk işte çözüm odaklı gidiyor.
Şikayet etmiyor. Çözümü nedir kardeşim?
Buna bakalım diyor. Şimdi dönelim küçüklüğüne.
12 yaşına geldiğinde artık ilk yazılımını üretip satmayı başarıyor ve bundan 500 dolar bir kazanç sağlıyor.
Blaster adını verdiği bir video oyunu.
Şimdi buraya kadar anlattıklarımdan şunu çıkarmış olabilirsiniz.
E bu adam hep bilgisayar işte yazılım bunlarla ilgileniyormuş.
Mars'ta koloni ne alaka demiş olabilirsiniz.
Şu alaka daha o yaşlardayken bir sınıf arkadaşı var Terence'i diye ona diğer gezegenleri kolonileştirme konusunu nasıl hayal ettiğini anlatıyormuş.
Yani bu hayalleri zaten uzun süredir var.
Yani amaca giden yolda aslında araç olarak kullandığı basamakları anlatıyorum size.
Ama şunun da farkında doğduğu coğrafyanın bu hayalleri gerçekleştirebilmesine olanak sağlamayacağının farkında.
Ama şunu da yapmıyor. Hani coğrafya kaderdir, mukadderat be canım deyip oturacak bir tip olmadığı için daha o yaşlardayken zaten Amerika'ya gitmenin hayallerini kurmaya başlıyor.
Şimdi neden Amerika demiş olabilirsiniz?
Çünkü zaten bir röportajında da bunu dile getirmiş.
Yani Amerika dünyadaki diğer her ülkeye kıyasla daha büyük işler yapmak için en elverişli yerdi benim için diyor.
İşte 16-17 yaşlarında da artık diyor ki ailesine hadi gidelim hep beraber.
Amerika'ya yerleşelim diyor ama babasının ticareti Güney Afrika'da olduğu için Amerika'ya yerleşme fikrini kesin bir şekilde reddettiği gibi diyor ki sen de gidemezsin.
Tek başına hiçbir yere gidemezsin.
Otur oturduğun yerde ilan diyor babası.
O da atlıyor bir otobüse 16 yaşında Kanada elçiliğine gidiyor.
Kanada pasaportu alıyor çünkü annesi Kanada vatandaşı.
Ve 17 yaşında gidiyor resmen Kanada'ya yerleşiyor.
Bu arada babasına rest çektiği için öyle çok parası da yok.
Bir kereste fabrikasında çalışmaya başlıyor.
İşte oranın kazan dairesini temizliyor.
Sonra tahıl küre... işine giriyor.
Odun kesme işine giriyor.
Hatta haftanın yedi günü fabrikada uyuduğu zamanlar olmuş.
Boyacı da çalışmış. Kaportacı da çalışmış.
Hep çalışmış. Daha sonra Queens Üniversitesi'ne gitmeye başlıyor.
Hatta burada ilk eşiyle tanışmış.
Beş çocuğun annesi. Bu arada Queens Üniversitesi'ni bir sene okuduktan sonra Amerika'ya gidiyor.
Yani Pensilvanya Üniversitesi'ne geçiş yapıyor.
Orada da fizik ve iktisat alanında çift ana dal yaparak mezun oluyor.
Ve böyle geleneksel anlamda çalışkan bir öğrenci olduğunu düşünebilirsiniz.
Ama hayır. Steve Jobs ya da işte Einstein gibi Aynı şekilde çalışması.
Yani olayı şu doğrudan faydasını görmeyeceği konularla öyle çok ilgilenmiyor.
Çok pragmatik bir adam. Ve Pensilvanya Üniversitesi'nden sonra Stanford Üniversitesi'ne doktora için kabul ediliyor.
24 yaşında. Neyse gidiyor tam doktora yapacakken bir anda vazgeçip okulu bırakıyor.
Bu da tam 2 gün sürmüş. Yani doktorası 2 gün sürmüş.
Neden? Çünkü şöyle bir haber duyuyor.
Kendinden çok daha genç bir girişimcinin kurduğu şirket Netscape Communication şirketi 2.9 milyar dolara halka arz edilmiş.
Bunu duyuyor. İşte o anda kafasında şimşekler çakıyor ve diyor ki internet geleceğin dünyası olacak ve o anda okulu bırakma kararı alıyor.
Peki elinde ne var? Bu adam neye güveniyor?
Demiş olabilirsiniz. Hiçbir şey yok.
Elinde sadece bir tane bilgisayarı var.
Cebinde de 2000 dolar parası var ama özgüveni sonsuz.
Yanında da hep destekçisi olan Kimball kardeşi var.
Hadi diyor Kimball gidelim internet şirketi kuralım.
Bu arada kardeşiyle oturduğu evin kirası var ya onu bile zor ödediği zamanlar olmuş Elon Musk'ın.
Hatta bunun için için evini gece kulübüne çevirmiş.
Bilet kesmiş yani girişimciliğin de böylesi arkadaş.
Daha sonra kardeşiyle ilk şirketini kurarken daire almak yerine gidip küçük bir ofis alıyorlar ve koltukta uyuyorlar.
Düşünün yatak falan yok. Hatta Paypal zamanı bilgisayar masasının üstünde uyuduğu zamanlar olmuş.
Bir keresinde düşmüş hatta kaşı yarılmış.
Çünkü 20 saat 22 saat aralıksız çalıştığı için artık uykusuzluktan masadan düşüyor.
Masada uyuyor ya. O kadar yani saplantılı bir şekilde çalışıyor.
Bunun dışında hani yardım derneklerinde duş aldığı zamanlar olmuş.
Zaten diyor bir tane bilgisayarımız vardı diyor.
Haftanın 7 günü aralıksız kodlama yapıyorduk diyor.
Şimdi belki şunu düşünmüş olabilirsiniz.
Ya bu adamın niyeti de işte bir şirket kurup onun başarılı olmasını beklemek.
Belki bunu düşünmüş olabilirsiniz kafasında o var diye.
Hayır. Hatta bunun içinde diyor ki Elon Musk.
Yani bir şirket kurup onun başarılı olmasını beklemek.
Cam yiyerek bir uçuruma bakmak gibidir demiş.
Yani neden peki bu kadar çalışıyor bu adam?
Ne yapacak bu kadar parayı?
Derdi ne? Demiş olabilirsiniz.
Onun derdi aslında bana bu podcast'ı yaptıran şey.
Elon Musk diyor ki dünyada zaten bir sürü negatif şey var.
Yani dünyanın her yerinde her gün çok korkunç şeyler yaşanıyor.
Ve her zaman çözülmesi gereken bir dolu sorun var.
Ve daima daima sizi aşağı çekecek olaylar yaşanıyor.
Tavşan hikayesini hatırlayın bir önceki podcast'taki.
Ama hayat yalnızca acınası bir problemin ardından değil.
Bence bu sözleri çok anlamlı.
Şimdi dönelim kardeşiyle beraber şirkete.
Şirket kurma çabalarının olduğu 1994 yılına kardeşi Kimball'la beraber Zip2 adını verdikleri bir network kurmaya çalışıyorlar.
Bunun için de babalarından 28 bin dolar borç alıyorlar ve kuruyorlar.
Burada önemli olan şey şu aslında yani Elon internetin hayatımıza nasıl bir hızla gireceğini kestirdi, öngördü.
Yani bu girişimcilikte en önemli şeylerden birisi değil midir?
O fırsatı görebilmek.
Hatta o günler için şöyle bir anısı var.
1995 yılında girişimimizde diyor fon bulmaya çalışıyorduk ama iletişim...
Girişime geçtiğimiz risk sermayedarlarının çoğu internetin ne olduğunu bile duymamış.
Yani hayatlarında bundan haberleri yok.
Düşünsenize internetin ne olduğunu bile bilmeyen insanlardan girişiminiz için bir destek talep ediyorsunuz ve risk sermayedarı olmalarını istiyorsunuz.
Gerçekten kulağa çılgın geliyor düşününce.
E tabi şimdi işler çok kolaylaştı ve hatta jet hızına ulaştı.
İnternet sayesinde artık her şeyin bir dijital çözümü var.
Mesela Akbank'ın Kobi hareketinin sunduğu dijital çözümler.
Mobilere sunduğu desteği biliyorsunuz ve bu desteği dijital çözüm kısmında da sağlıyorlar.
Şöyle Akbank'la Kobiler işlemlerini tek ekranda ve çok hızlı bir şekilde çözebiliyorlar.
Şahıs firması sahipleri bütün hesaplarını Akbank mobil de aynı yerden görebiliyorlar.
Kolayca yönetebiliyorlar. İşte nakit akışı özeti olsun, finansal takvimleri olsun bunları istedikleri zaman o ekrandan inceleyip halledebiliyorlar.
Ve planlanmış işlerini de mobil üzerinden takip edebiliyorlar.
Ayrıca şöyle bir kolaylık da var.
Hesaplar arası geçiş özelliği.
Yani diyelim ki hem bireysel hem de kurumsal hesabınız var.
İkisinin arasında tek tuşla hızlıca geçiş yapabiliyorsunuz.
Evet daha ne olsun? Hadi devam edelim.
Şimdi dönelim Musk'ın ilk işine Zip2'ya.
Sizce bu iş hemen mi karşılığını almıştır?
Tabii ki de hayır. Tam 4 sene sonra Elon Musk ve kardeşi bu işin geri dönüşünü aldılar.
4 sene sonra bunu 307 milyon dolara sattılar ve buradan 22 milyon dolar kazandı Musk.
Ve 28 yaşında milyoner oldu.
Ve hemen bu işin bir sonraki adımını planlamaya başladı.
Başka biri olsa parasıyla gayrimenkul alır.
Ne bileyim arabalar falan alır.
Yani bir köşede ölene kadar belki sefa sürebilirdi.
Onun için şöyle bir şeymiş.
Diyor ki yani bir sahilde uzanıp hiçbir şey yapmama fikri bana çok korkunç geliyor.
Herhalde bunu yapsam deliririm ve çok ağır ilaçlar kullanmam gerekir diyor Musk bunun için.
Şimdi gelelim esas mevzuya.
Bu yerde demiş ki hayatınızda neyi başarmak istediğinizi düşünürken hep kendi kendinize şu soruyu sorun.
Geleceği en çok ne etkileyecek?
Çözmemiz gereken sorunlar ne?
İşte Elon Musk böyle adım adım amaca giden yolda araçlarıyla yola devam ederken karşısına bir de Paypal olayı çıkıyor.
Biliyorsunuz dünyada yaklaşık 200 ülkede kullanıldığı online ödeme sistemi bir devrim niteliğinde.
Bunu da Elon Musk başarıyor ve oradan da payına 165 milyon dolar düşüyor.
Kazancı katlanıyor. İlk kazancı hatırlayın 500 dolardı 12 yaşında sonra 22 milyon dolar sonra 165 milyon dolar.
E ne yapacak peki şimdi bu kadar parayı?
Az önce işte çözmemiz gereken sorunlar var diyen bir adam.
Bu muydu sorunu demiş olabilirsiniz.
Şöyle ki aslında dediğim gibi bütün bunlar onun gerçek amacına ulaşabilmesi için sadece bir basamaktı.
Başlangıçtan beri diyorum. Yani bir problem var ve onu çözme isteği var bu adamda diye.
Yavaş yavaş oraya doğru gidiyoruz şimdi.
Küresel iklim değişikliğine çok fazla kafa yorduğunu zaten biliyorsunuz.
Ve zaten bu adamı diğerlerinden ayıran özelliği de bu değil mi?
İnsanlığın geleceğini dert etmesi.
Zuckerberg bizden internete bebeklik fotoğrafınızı yükleyin falan diye beklerken hatta seçim sonuçlarını bile manipüle ederken bu işe karıştırırken Musk o seçim sonucuyla gelen adamın danışmanlığından istifa etmiş birisi.
Neden? Çünkü Trump ABD'de iklim anlaşmasından çıkacağını açıkladığı için Musk dedi ki ben senin danışmanın değilim artık.
Neyse dönelim bu parayla ne yapacağına.
Yani onun kadar zeki bir gelişimci olan Steve Jobs hep aynı sektörün içerisinde kaldı hatırlıyorsunuz.
Maksimum eğlence sektörüne geçti Pixar'la.
Yani risk almadı bunu demeye çalışıyorum ama Elon Musk belki hiç kimsenin cesaret edemeyeceği bir riske bulaştı ve tüm parasını insanın geleceği uğruna harcamaya karar verdi.
Şimdi zenginin malı züğürdün çenesini yoran hesabı sürekli paylaşıyor.
Aralardan bahsediyorum ama mecburum yani Elon Musk'ı anlatıyorum.
Toplam 180 milyon doları var ve bununla ne yapacak?
Podcast'ın tam burasına Eminem'in Lose Yourself şarkısı bence çok iyi giderdi.
Hani o şarkıda diyor ya eğer tek bir deneme şansın varsa ya da istediğin her şeye bir anda sahip olmak için tek bir fırsatın onu değerlendirir miydin diyor Eminem.
Elon Musk tam olarak bunu yapıyor.
NASA'nın Mars'a gitmek gibi bir niyetinin olmadığını öğreniyor ve çok büyük hayal kırıklığı yaşıyor.
Olsun diyor ya ben o zaman oturayım da bir maliye...
hesabı yapayım diyor. Bakın adam asla vazgeçmiyor.
NASA diyor ki kardeşim Mars'a falan gitmeyeceğiz.
Öyle bir amacımız yok. Olsun diyor ya ben bir maliyet çalışayım.
Yani onun başarısının sırrı bu bence.
Çünkü hayır diye bir şey yok onun hayatında.
Bu arada hep çalışma masasında da bir maketten roket dururmuş Musk'ın.
Neyse yaptığı fizibilite sonrası şunu fark ediyor.
Asıl problem teknolojik fizibilite değil.
Yani maliyet sorunu var. Çünkü roketler yörüngeye oturabiliyor ama çok pahalı olan bu roketleri yeniden kullanmak mümkün değil.
Yani Musk aslında şunu söylemeye çalışıyor.
Çok sık yaptığı bir karşılaştırmadır bu.
Bu durumu şuna benzetiyor.
Diyor ki Atlantik okyanusunu geçtikten sonra her seferinde bir Boeing 747'yi çöpe attığınızı düşünün diyor.
Bu öyle bir maliyet. Yani bu noktada ne yapması gerekiyor?
Gidiyor tamam maliyet çalışıyor, fizibilite çalışıyor, ne yapacağını çalışıyor.
Ama bunun dışında da roket biliminin ders kitaplarını okumaya başlıyor.
Ve daha sonra düşük maliyetli bir roket bulurum umuduyla da Rusya'ya gidiyor.
Ama Ruslar diyor ki yani bu söylediklerin çok olanı.
Yani olmaz mümkün değil deyip adamı geri çeviriyorlar.
Elon Musk ne yapıyor? Ya tamam lanet olsun ya bu iş olmayacak demek ki Mars'a falan gidemeyeceğim deyip oturmuyor.
Kendi roketini kendi tasarlıyor.
Yani inanabiliyor musunuz çok uç bir adam bu ya.
Ve kendi cebinden 100 milyon dolarını koyup SpaceX'i kuruyor.
Ve birçok kez kullanılabilecek roketlerin üretimini mümkün kılıyor.
Hani SpaceX'i kurarak. Hani dedi ya Boeing 747'yi çöpe atmak gibi.
Çözüm üretti yine farkındaysanız.
Yani diyor ki NASA insanlığı Mars'a götürmeyecekse okey.
Bunu ben yaparım diyor. Peki bu adamın derdi ne Mars'ta?
Yani Mars'tan ne istiyor?
Neden orada bir koloni kurmak istiyor?
Şöyle ki bir kere dünyaya en çok benzeyen gezegen olduğu için bir de dünyanın kaynaklarının artık tükendiğinin farkında sonsuz olmadığının farkında daha doğrusu ve bir gün biteceğini biliyor bu kaynakların.
Yani insanoğlunun aslında bir yerde kendi ayağına sıktığının idrakında ilanmaz.
Yani insanlık kendi kendini yok edecek.
Ben de buna karşı bir B planı yapmalıyım derdinde.
Ve bütün bunları yaparken bir taraftan da dünyanın böyle son kullanma tarihini uzatmak için bir taraftan da böyle enerjinin hem üretiminin hem de tüketiminin iyileştirmesinin yollarını arıyor.
Yani derdi temiz enerji üretimi.
Tabii ki yine bir çözümü var.
Evlere güneş panelleri takılmasının hızlandırılmasının yollarını aramaya başlıyor.
Bunun içinde kurduğu bir şirket var Solar City.
Yani adamın derdi aslında şu.
Ben zengin ölmektense insanlığın parlak bir geleceğe sahip olabileceğini bilerek ölmeyi yeğlerim diyen birisi Elon Musk.
Yani şöyle genel olarak bakacak olursak Elon Musk'ın planı dediğim gibi dünyanın geleceğini kurtarabilmek.
Yani böyle bir misyon üstlenmiş kendi kendine.
de kötü bir olası senaryo dahilinde B planı var demiştik.
Dünyayı kurtarmak için daha doğrusu ömrünü uzatmak için ne gerekiyordu?
Temiz enerji ve temiz teknoloji gerekiyordu.
B planı da uzay demiştik.
Yani Mars'a koloni kurmak.
Bunun için de SpaceX'i kurdu.
Solar Sea'yi zaten anlattık.
Sırada ne var? Tesla.
Elon Musk biliyorsunuz ki Tesla'nın hayranı.
O yüzden enerji tüketimini azaltmak için bir elektrikli otomobil geliştirmeye karar veriyor ve adını da Tesla koyuyor.
Tesla'yı kurdu ama burada bir dolu olayları oldu.
Yani başarı Başarısızlıklarla dolu bir hikaye aslında Tesla.
Ama böyle bir aracı üretmek ne kadar zor ve ne kadar maliyetli zaten tahmin edebilirsiniz.
82 milyon dolar zarar etti.
Çok kötü bir dönem geçirdi Musk.
Ve hayatı hep başarılarla dolu değil tabii ki.
Başarısızlıkları da oldu. Ama yıldı mı?
Asla. Dediğim gibi Tesla büyük zarar etti.
Çünkü şöyle bir şey var. Yani piyasanın geneline hitap etmeyen bir araç.
Gerçi kendisi böyle Toyota Corolla gibi çok satacağını iddia etse de bunun için çok güçlü bir şarj istasyonu gerekiyor ve halka hitap etmez.
gerekiyor. Ama inanmaz bu.
O dediyse olur bence yani.
Ama başarısızlıklarla dolu ilk hikayesi Tesla değil SpaceX'in de o ilk 3 roket fırlatma denemesi hatırlıyorsanız başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Ve 2008'de 37 yaşındaydı Musk ve borç batağına düşmüştü.
Çöküşün eşiğine gelmişti ve o arada hatta ilk eşinden de boşanmıştı ama Elon Musk bu sizce vazgeçer mi?
Asla 2008'in sonunu hatırlayın SpaceX'in 4.
denemesi artık başarılı olmuştu.
Ve daha sonra bu başarıdan sonra yani NASA uzay istasyonuna hizmet...
Yani bu şu demek oluyordu.
SpaceX dünyanın yörüngesine bir uzay aracı yerleştirebilen sıfırdan kurulmuş ilk ticari kurum oldu.
Bu çok önemli. Hani bir haber spikeri var ya Scott Pelley.
Diyor ya dünyanın yörüngesine uzay kapsülü fırlatan ve başarılı bir şekilde geri getiren yalnızca 4 teşekkülü var.
Amerika, Çin, Rusya ve Elon Musk.
Yani bu adam uzay endüstrisinin imkansız...
dediği şeyleri başardı. Onu yani tek bir sözle tanımlayacak olsaydım ben büyük düşün derdim.
Yani büyük düşün sözünün vücut bulmuş hali o derdim.
Hatta sınırsız da diyebilirdim.
Hatta Iron Man filmini hepiniz bilirsiniz.
Oradaki o Tony Stark karakteri var ya Musk'tan ilham alınarak yaratılmıştır.
Hatta buraya bir dipnot daha atayım.
PayPal'ın kurucusu var ya onun hakkında diyor ki Musk birisi bir şeyin imkansız olduğunu söylediğinde omuz silker ve ben yapabileceğimi düşünüyorum der.
Yani onun bir ifadesi kişiliğinin özüne işlemiş adeta.
ben yapabileceğimi düşünüyorum.
Bu söz çok güzel. Tıpkı podcast'ın başında anlattığım o aslan yerisindeki üç kılı koparma hikayesi gibi değil mi?
Tesla, SpaceX ve Solar City.
Buraya kadar anlattıklarımdan aslında Elon Musk'tan alacağımız dersler var.
Parayı asla hayatımızın merkezine koymamak, tutkularımızın peşinden gitmek her ne kadar imkansız görünürse görünsün.
Daima büyük düşünmek, risk almaya hazır olmak, eleştirilere takınmamak ve ne yaparsanız yapın o yaptığınız işi zevkle yapmak.
Akbank'ın sunduğu ortamlarda satılacak bilginin sonuna doğru yaklaşırken sizlere Elon Musk'ın da hayran olduğu Atatürk'ün şu sözünü hatırlatmak istiyorum.
Ne demişti Atatürk? Acizler için imkansız, korkaklar için inanılamaz gözüken şeyler kahramanlar için idealdir.
Ve Elon Musk'ın Anıtkabir'den paylaştığı fotoğrafının altına yazdığı atamızın şu sözünü de tekrar hatırlatmak istiyorum.
Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin.
Biliyorsunuz Ay'a gidilmesinden...
Yıllar sonra bile Suudi Arabistan'da bu yolculuğun gerçek olmadığı hatta böyle bir yolculuğun asla yapılamayacağı üniversitelerde okutuluyordu düşünebiliyor musunuz?
Ama o sıralarda Nazım Hikmet yani 1959 senesinde bırakın ayı daha da ötelere gidilebileceğinin şiirini yazmıştı.
Ay'a gidilecek demişti hatta daha da ötelere gidilebilecek teleskopların bile göremeyeceği yerlere ve devam etmişti.
Mars'a giden kozmoz gemisinde turistler yeryüzüyce yazılmıştı.
Her sözü beste beste renk renk kat kat açarak en sırlı çekirdeğe ulaşabilecekler demişti Nazım Hikmet.
Şimdi Elon Musk'ın yaptıklarına ve yapabileceklerine bakıyorum.
Ve bu insandan alabileceğimiz ne kadar çok ders var.
Tekrar tekrar düşünüyorum ve onun sözleriyle bu haftalık uğurluyorum sizlere.
İlk olarak yapmak istediğiniz şeyin imkansız olmadığına inanın.
Daha sonra yapabilmeniz için olasılıklar ortaya çıkacaktır.
Umarım hepimiz yap...
Bakmak istediğimiz şeylerin bir yerlerde imkansız olmadığının farkına varırız.
Şimdilik kendinize iyi bakın.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Beni instagramda takip etmek isteyenler için adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Merve bizde buradayız ve seni dinliyoruz demek isteyenler bana bu adresten ulaşabilir.
Hoşçakalın bilimle kalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
