
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Yaşadım ve 3 hafta 3 ay sonra öleceğim.
Ben yaşadım mı be?
Bu benim hayatım mıydı?
Bu benim hayatım mıydı?
Hakikaten yaşadım mı ben?
İki türlü cevap verebilirsiniz.
Bir tanesi yok lan aklıma bile gelmedi.
El alem ne der diye yaşadım.
Ben ömür boyunca hep başkalarının benden beklentilerini yerine getirmek için çabaladım.
Ben şimdi ölüyorum.
Merhabalar, ortamda satılacak bilgiye hoş geldiniz.
Bugün yakın zamanda aramızdan ayrılan sevgili Doğan Cüceloğlu'nun bu sözleriyle açılışımı yapmak istedim.
Gerçekten çok üzgünüm.
Bir sürü kitabını okumuştum, bir sürü konuşmalarını dinliyordum.
Yani çok sevdiğim bir insandı.
Ve o yüzden bu podcast'i çekemedim.
Sesim çok titredi çekerken.
Acısını sindirmem gerekiyordu ve erteledim.
Çünkü başına bu konuşmayı koymak istiyordum.
Çok etkileyici bir konuşma değil mi?
Ben yaşadım mu lan diyor.
O kadar doğru ki. olan demesi bile o kadar acıttı ki benim içimi.
O yüzden bugün böyle bir konu seçmek istedim.
Tabii ki bilgi içerikli konular olacak ama arada da böyle hayata dair konular yapmak istiyorum.
Bugün elalemden bahsedeceğim.
Elalem ne der konusundan bahsedeceğim.
Öncelikle elalemi tanımlayalım o zaman.
Elalem nedir? Elalem şudur bence.
Kendilerinin yapamadıklarını başkalarına da yaptırmayandır.
Bunu hak görmeyendir.
Ve hayatınızda hiçbir yeri olmasa bile kendinde...
Sizi yargılama, sizi sorgulama, sizi eleştirme hakkı bulunan insandır.
Ve bazen de biz başkalarının el alemi oluruz.
Belki farkında değiliz ama bazen biz de başkalarının el alemi olabiliriz.
Şimdi öncelikle bu podcast'ı neden çekiyorum?
Ondan da biraz bahsedeyim. Geçenlerde bu romanların modacısı var ya, Kobra Murat diye bir adam, bilmiyorum biliyor musunuz?
Onun bir röportajına denk geldim ve o konuşması, orada bir konuşma yakaladım.
Hani algıda seçicilik. Hemen oradan dedim ki, aa işte el alemi neden?
diye yaşamak bu. Bu dedim ve bununla ilgili bir podcast yapmak istedim.
Hemen onu da anlatayım.
Ne oluyordu orada? Şimdi şöyle ben zaten romanların hayatını hep merak etmişimdir.
İzmirliyim bu arada. Aşinayım romanlara.
Ve hep böyle ilgimi çekmiştir.
O hedonistik yaşantıları, o renkli kültürleri.
Bunlarla ilgili belgeseller izlerim vesaire.
Filmler izlemişimdir bunlarla ilgili.
Merak ediyorum. İlgim de var yani.
Bu arada Kovan diye bir belgesel vardı.
Sanırım Kovan da ismi. İzleyebilirsiniz.
Enteresan da. Bir röportajda Kobra Murat'a şunu sordular.
Neden romanlar bu kadar gösterişi seviyor?
Gerçekten çok nokta atışı bir soru.
Ve cevap şuydu. Çünkü biz bunun için yaşarız dedi.
Bakın gösteriş için yaşarız dedi.
Yuh yani. Ve ben orada tamam dedim ya tamam.
Hani bu konu benim ilgimi çekti.
Sonra devamı geldi. Mesela diyor işte biz çocuğumuzun diyor emziğini.
İşte çocuğumuzun lazımlığını.
altından yaptırırız yeri gelir diyor öyle bir gösteriş ya da işte diyor bir gelin diyor evlendikten sonra zayıflarsa derler ki ah ah bak bak iyi bakamamış gelinine derler dedi yani kilo alması gerek gelinimizin
dedi mesela bir düğünde diyor bir kadın 34 tane abiye giyer diyor ne demek ya 34 abiye giyilen bir düğün düşünebiliyor musunuz o düğünler günlerce sürüyormuş zaten bir gün değil hani bu Osmanlı'da
deriz ya işte 40 gün 40 gece düğün yapıldı falan aynen o hesap yani ve diyor Diyor ki biz düğün için yaşıyoruz.
Hani düğün için çalışıyoruz.
Neyimiz var yani? Düğün yapmak için çalışıyoruz biz diyor.
Çünkü diyor en şatafatlısı olması gerek.
Herkes bizi konuşacak yani demek istiyor.
ben diyor oğluma 36 tane takım elbise aldım diyor düğünde 36 takım elbise ne demek ya korkunç paralar bunlar ve bütün ömürlerini bu yolda harcıyorlar ya bu yolda heba ediyorlar neden çünkü el alem
ne der olmaz ki diyor el alem ne der yani bu kadar da mutlu görünüyorlar bilemedim ama gerçekten konu ilgimi çekti ve bu yüzden o yüzden el alemi konuşacağım bugün sizinle el alem ne der bugünkü konumuz
bence çok ilgi çekici olduğunu düşünüyorum ama size şunu da söyleyeyim hayatımda Duyduğum en büyük el alem ne der vakasını size anlatmam gerekiyor.
Bunu geçen gün duydum ve gerçekten şok oldum.
Yani güldüm de yani gülmemem gerekiyor ama güldüm çünkü inanamadım.
Şimdi kadının kocası gece kalp kicizi geçiriyor ve vefat ediyor.
Kadın gayet soğukkanlı bir şekilde ölmüş kocasını alıyor gidiyor yatak odasına yatırıyor.
Güzelce ağlıyor orada sessizce bir yaz tutuluyor.
Sonra kızlarına diyor ki hadi bakalım kızlar temizlik yapıyoruz diyor.
İnanamıyorsunuz değil mi? Evet bu yaşanmış arkadaşlar.
Hep beraber sabaha kadar camlar, çerçeveler her yeri siliyorlar.
Tepeden tırnağa o evi temizliyorlar.
Ve sonra sabah oluyor.
Kadın başlıyor yes etmeye.
Komşular yetişin kocam öldü.
Halbuki kocası akşam öldü.
Neyse adamcağızı gömüyorlar.
Eve dönüyorlar. Sonra kadın akrabalarına diyor.
Yakın akrabalarına. Kocam aslında akşam ölmüştü ama ben ev çok pis olduğu için baktım ev çok pis el alem ne der diye düşündüm.
Ve evi temizlemeye kalkıştım sabaha kadar diyor ağlayamadım o yüzden diyor.
Ya bu artık yani el alem ne der hakkında duyduğunuz bence her şeyi unutun.
Bu öyle uç bir örnek ki bu verdiğim gerçekten toplumumuzun kanayan yarası bence el alem ne der.
Şunu da duydum bu arada.
Çocuğu ölen bir kadın dedi ki bana cenazede ben...
helva yapmaktan millete yemek yapmaktan çünkü ne derler el alem ne der yoldan geliyorlar dedi helva yapmaktan yemek yapmaktan ben çocuğumun yasını tutamadım dedi bu da çok uçtur bakın benim
yani bu iki örnek gerçekten el alem ne derle ilgili duyduğum en çarpıcı örneklerdi diyebilirim bu yani başkaları için yaşıyoruz gördüğünüz gibi başkaları ne der başkaları ne yapar hiç kendini düşünen yok orada fark ettiniz
mi bunu Zaten bu olay çocukluktan başlıyor bence.
Mesela çocukları düşünelim.
Çocuk mesela çılgın bir şey giymek istiyor.
Deli saçması bir şey giymek istiyor.
Öyle sokağa çıkmak istiyor.
Çünkü onun elalem kavramı yok.
Biz ne diyoruz hemen? Aa ya evladım elalem neden öyle sokağa çıkarsan?
Çocuğa bunu zaten empoze ediyoruz.
Elalem diye bir şey var ve seni yargılayacaklar evladım.
Hani bu yani. Sonra o çocuk el alem ne der diye yaşamaya başlıyor.
Bazıları herkes değil. El alem ne der?
Aman şunu yapmayayım. Kendini bastırmaya başlıyor.
Başka biriymiş gibi davranmaya çalışıyor.
Çünkü öbür türlü yargılayacaklar onu.
Sevmeyecekler. Değersiz olacak.
Sonra üniversiteye gitme zamanımız geliyor.
Bu sefer anne babamız çıkıyor karşımıza.
Diyor ki ben bu hayatı yaşayamadım.
Babam beni okutmadı.
Sen ne bileyim doktor olacaksın.
Diyor mesela karşınıza çıkıp.
Halbuki sen doktor olmak falan istemiyorsun ki.
Bu Darwin'in babasının yaptığı şey gibi bu.
Evrim teorisinin. Atası, babası.
Charles Darwin'in yaşadığı olaya benziyor.
Darwin'in babası da doktor ve çok elitist bir aileleri var.
Herkes okumuş ailedeki.
Herkes üniversiteli, herkes okumuş.
Herkes üst düzey yani. Gerçekten çok zengin bir aile.
Ve babasının hayali kendisi doktor ya.
Diyor ki Darwin'e sen de doktor olacaksın.
Adama hiç soran yok. Sen doktor olmak istiyor musun vesaire diye.
Hiç kimse sormuyor. Darwin ne yapıyor?
İşte deniz kıyısından gidiyor.
Deniz kabukları topluyor.
Küçüklüğünden beri böyle yani.
Canlı örnekleri topluyor.
eski türleri topluyor adam sürekli bir toplayıp toplayıp eve getiriyor istifliyor bunları babası bakıyor masanın üstünde bir sürü saçma sapan şey görüyor diyor ki sen hayırdır sen doktor olacaksın neyse Darwin Doktorluğa
gidiyor ya tıbbı kazanıyor ve gidiyor.
Tıbbı kazanıyor dedim yalnız.
Sanki ÖSS varmış gibi.
Neyse adam işte tıbba gidiyor ama yapamıyor.
Yarım bırakıyor çünkü o değil.
Yani o babasının hayatını yaşamak istemedi anlatabiliyor muyum?
Ve gerçekten babasının orada bence düşündüğü şey şuydu.
Dedim ya bütün aile elitist ve çok herkes okumuş falan.
Oğlunun öyle olmasını kendine yediremedi.
Çünkü Darwin en son şey diyordu.
Bir araştırma gemisiyle...
İşte yolculuğa çıkacaklar ve orada miçoluk gibi bir şey yapacak Darwin yani.
Ama orada amacı aslında farklı.
Canlı örnekleri toplayacak vesaire.
Bunu bir fırsat olarak değerlendirmek istiyor.
Ve babasına gidip diyor ki ben iki yıl bir araştırma gemisiyle gidiyorum.
Tıbbı da bırakıyorum. Babası ne yapacak?
Ay oğlum tabii ki. Sen doktor olamadın.
Miço ol yavrum demedi babası tabi.
Karşısına çıkıp gidemezsin dedi.
Hatta şey demiş. Sen bu ailenin yüz karasısın diyor.
Charles Darwin'e babası.
Bakın bunu söylüyor. Hiçbir işe yaramazsın sen.
Senden hiçbir şey olmaz. Defol git gözüm görmesin seni.
Tabi ki onu söylemiyor da.
Bunu söylüyor. Sen yüz karasısın bu ailenin diyor.
Şimdi şöyle Darwin burada babasını dinleseydi.
Yani babası derken. Elalim ne der diyen babasını dinleseydi?
Sizce Darwin olabiliyor muydu?
Soruyorum. Bir de tıp demişken doktorluk demişken aklıma şey geldi.
Kendi gördüğüm bir olayı da anlatmak istiyorum size.
Üniversite dönemindeyken ben işte bir kız yurdunun kayıtlarını tutuyordum.
Çok kısa bir süreliğine. Orada üniversiteyi kazanan çocuklar geliyorlar.
Ben onları kayıt ediyorum falan. Aileleriyle tanışıyorum vesaire.
Neyse ikiz kızlar geldi.
İkisi de Hacettepe tıbbı kazanmış bu kızların.
Küçücüklerden 18 falanlar.
Ay dedim ya süper ya.
Nasıl dedim kazandınız falan konuşuyoruz.
Sonra baba geldi. araya girdi falan adam o kadar mağrurlu mağrur o kadar kibirli ki anlatamam size yani o duruşunu o bakışını bana dönüp şöyle dedi kızlarımın ikisi de dedi tıbbı
kazandı dedi Allah'ıma bir şükürler olsun dedi beni el aleme rezil etmediler dedi bakın bu çok önemli beni el aleme rezil etmediler Trabzon'da yüzümü kare çıkarmadılar dedi ve dedi bu benim tek
hayalimdi dedi hayalimdi Yani hayalimde derken pardon diyemedim ama şok oldum böyle.
Sonra bir anda kızların suratına dönüp baktım.
Kızlar o kadar şeydi ki böyle yani o gözlerindeki hüzünden anladım ya.
Onlar o hayatı yaşamak istemiyor ki.
Sen kazanmışsın babanın hayatını yaşamaya gelmişsin oraya yani.
Ve eminim çok mutsuz olmuşlardır daha sonrasında.
Zaten biz sonra kahve içmiştik onlarla.
Dedim ki hani siz istiyor muydunuz tıp okumak?
Hayır dediler. Sen ne istiyordun dedi.
Bir tanesi grafik tasarımı okumak istiyormuş.
Bir tanesi de makyaj olmak istiyormuş.
Tabii ki de babası demiş ki ne alaka makyajlık hani.
Sen ne alaka grafik tasarımı.
Bu puanlarla tabii ki tıbba gideceksiniz.
Zaten tıbbı kazanacaksınız diye çocukları okula, dershanelere yollamış.
Böyle işte umarım mutlulardır yani.
Başkalarının hayatını yaşayanlardan birisi.
Gördüklerimden birisi işte. Bir de geçen arkadaşlarımla konuşuyordum bu konuyu el alem ne der diye.
Bu baskıdan el alem ne der baskısından en çok nasibini alanlar.
Bekar ve 30'unu geçmiş kadınlar.
Ya erkekler de var ama kadınlara daha çok yükleniyorlar.
Ve çoğu sırf bu baskıdan, baskıdan dolayı bakın.
El alemin diline düşmemek için 30'undan sonra hemen hızlı bir şekilde evlilik yapıyorlar.
Kendi arkadaşlarımdan görüyorum.
Çok fazla eleştiriliyorlar.
Aman el alem işte şöyle 30'unu geçtim bilmem ne falan diyorlarmış.
Abi hepsi işinde gücünde.
Bu kadınların hepsi işinde gücünde başarılı.
Bazısı evlenmeyi aklının ucundan bile geçirmiyor.
Bırak hatta onu sevgili bile ister.
Ama herkes bık bık bık soruyor.
Ay sen evlenmiyor musun?
30'una geldin. Ne zaman evleneceksin?
Çocuk yapma biyolojik işin geçiyor.
Bak bak falancanın kızı evlendi.
Ay üçüncü çocuğa hamile.
Çünkü yani çünkü bu kadının hayatındaki tek zaferi evlenip çocuk yapmak.
Yani lütfen onu kafanıza takmayın.
Anlatabiliyor muyum? Evlenmiş ve çocuk yapmış.
Tek zaferi bu. Başka bir şey yok.
Yani sizin çalışıp çalışmanız, başarınız onu hiç alakadar etmiyor.
tek şey bu zaferi bu onlara şunu söylemek istiyorum sen evlenmişsin de ne olmuş diye simgeliyor mesela bunu sormak istiyorum neyse evleniyorsun o şey yine bitmiyor el alemine der baskısı evleniyorsun çocuk
doğuruyorsun bu sefer karşına geçip şunu soruyorlar ikinci çocuk ne zaman Bu bir gerçekten kısır döngü bu.
Bu bir hadsizlik kısır döngüsü.
Ben bunu söylüyorum. Hadsizlik kısır döngüsü.
Yani en yakınlarınızın dahi utanıp soramayacağı şeyleri el alem öyle bir güzel soruyor ki size.
Ve üstüne bir güzel sizi bir yargılıyorlar.
Sizi hayattan bir soğutuyorlar.
Gerçekten yani sırf el alem ne der diye şunu da gördüm ben.
Yıllarca hiç sevmediği adamla evli kalanlar var.
Sevmemiş o adamı. Niye diyorum ayrılmadın neden boşanmadın?
El alem ne der kızım diyor.
Ya onu geç her gün dayak yiyip o evde yine oturan kadın var.
Bakın ekonomik özgürlüğü olduğu halde.
Niye gitmedin diyorum.
El alem ne der diyor. El alem ne dersin ben dul kalırsam diyor.
Arkamdan konuşurlar diyor.
O hayatı yaşıyorsun sen ya.
Ayla 60-70 sene yaşayacaksın kaç sene kalmış.
Hala oturup o mosmor gözünle o evde oturmayı başarıyorsun yani.
Ve gerçekten biz Ortadoğlu'yuz ya.
Böyle baktığım zaman şu profilden dolayı hani bu kadar buraya kadar geldim.
Gerçekten bir Ortadoğlu profili çizmiyor muyuz?
Hani Google bizi Ortadoğu'nun ülkesi olarak göstermişti ya.
Hani herkes ayaklandı biz Ortadoğlu muyuz bilmem ne falan.
Yani istediğiniz kadar.
Deyin ki biz yüzümüzü garba çevirdik.
Hayır şark. biz şarklıyız yani mesela bu olay Avrupa'da yok Amerika'da yok yani bu el alem ne der belki adamların dilinde bile yoktur bu böyle bir cümlenin karşılığı hiç bilmiyorum yani onlar zaten el
alem ne dediğini hiç umursamıyorlar bana geçen duygu bu gördüğüm insanlar da hatta şöyle 2-3 yıl önceydi galiba bir belgesel izlemiştim.
Netflix'te hala var bu arada.
Seksi kızlar aranıyor diye bir belgesel.
Burada böyle porno endüstrisinin arka planını anlatıyor.
İşte orada çalışan kadınların sektöre girişini vs.
bunları anlatıyor. Böyle açık saçık bir şey değil.
Öyle hayal etmeyin. Gerçekten enteresan bir belgeseldi.
İzleyebilirsiniz. Orada izlediğim bir şey çok çarpıcıydı.
Hatta bunu baya geyini yaptım sonradan.
Şimdi aklıma gelmişken söyleyeyim.
Şimdi el alem ne deri ne kadar takmadıklarını görün.
orada işte küçük bir kız vardı 18-19 yaşında falandı herhalde kız diyor ki ben diyor porno starı olmak istiyorum kardeşim diyor kasabadan çıkıyor şehre gidiyor ve bir şekilde sanırım porno filmde oynuyordu tam hatırlayamadım orayı
neyse oynadıktan sonra kasabasına geri dönüyor ve diyor ki ben bunu aileme söyleyeyim hani madem oynadım milletten duyacaklarına benden duysunlar gideyim söyleyeyim diyor neyse annesinin yanına gidiyor
işte anne ben böyle böyle bir şey yaptım Pornoda oynadım diyor.
Türk annesini zaten düşünmek bile istemiyorum.
Kimse zaten evladının böyle bir şey yapmasını istemez.
Benim bu örneğim çok uç farkındayım ama anlayın diye anlatıyorum.
Daha fazla kanalize olun diye olaya.
Kadın diyor ki kızım ya hastalık kaparsan diyor.
Bakın yani kızının sağlığını düşündü kadın orada.
Şunu demedi yani bir Türk annesi olsa kendini yerlere atıp aman tanrım işte emminin şeyi görecek el alem neden rezil olduk demez miydi?
Gerçekten bu yaşanırdı yani bu senaryo.
Kadın diyor ki kızım korunuyor musun ve gerçekten sağlığına dikkat ediyor musun?
Bunu sordu kadın. Ben böyle ağzım açık izliyorum ya.
O sahneyi unutamıyorum.
Sonra kız şey dedi işte anneciğim şöyle böyle falan işte korunuyor.
Korunuyorum vesaire dedi. Sonra kadın dedi ki kızım hani mutlu olacaksan tamam bir şey demiyorum dedi.
Ama ağlıyor kadın bir yandan da.
Bu senin hayatın, senin mutluluğun dedi.
Bakın senin hayatın dedi.
Bu çok önemli. Nasıl istiyorsan öyle yap dedi.
Hani karışmıyorum gibilerinden.
Sonra babana söylemeyi düşünüyor musun dedi.
Aa işte dananın kuyruğunun koptuğu yer.
Dedim ki bu kız bunu babasına nasıl söyleyecek.
neyse bu zaten en enteresan kısmı burası kızın babası avcılıkla uğraşıyor işte tüfekleri falan var adam tüfeklerini aldı hadi kızım dağa çıkalım avlanalım gibi bir şey söylüyordu bu arada 3 yıl falan
geçti tam net hatırlamıyorum izleyenler görecektir zaten dağa çıktılar adamın elinde av tüfeği var ve kız şey diyor şimdi açıklayacağım babama falan diyor yani bu senaryoyu Türklere copy
paste etmek hiç istemiyorum gerçekten Müge Anlı'da şu an o kızı arıyorduk kayıp kızı arıyorduk şu anda yani babası tarafından öldürülen kayıp kız işte bu kadar el alemi takmıyorlar anlatabiliyor muyum kız ne babasını takıyor
orada hani diyor ki benim hayatım kardeşim bu benim hayatım yani ve annesi de aynı şekilde diyor kızım senin hayatın ne yapıyorsan yap bizde var mı bu yok o zaman orta doğuluyuz kusura bakmayın Zaten bu Orta Doğulu
'luğumuz bu el alem ne der diye yaptığımız böyle şatafatlı düğünler var ya orada da kendini gösteriyor.
O kadar borcun altına giriyorlar o kadar krediler bunca yükün altına girme sebebimiz ne ya?
Yani bu yemeli içmeli akraba memnun etme temalı o meşhur düğünlerin sebebi ne?
Yani o düğüne harcanılan parayla gerçekten dünyayı gezebilecek insanlar var.
Gustosunu arttırabilecek, hayat zevkini arttırabilecek.
O kadar çok çift var ki ama olmuyor işte yine de o düğünü gidip yapıyoruz.
Mecburuz çünkü. Yani dıdımın dıdısının dıdısının geldiği, yiyip içtiği, sonra arkamızdan bir ton laf ettiği, üstüne bir de yemekleri beğenmediği, o saçma düğünler neden var soruyorum
size. El alem ne der diye var.
Bu arada hemen bir not atmak istiyorum buraya.
Sektörün içindeyim.
İstediğiniz kadar en güzel yemekleri verin.
Ben havyar yiyip laf eden kadın gördüm arkadaşlar.
En lüks düğünlere de gittim çekimlere.
Çok çılgın senaryolar gördüm.
O yüzden... Lütfen böyle yemeklere çok çok para harcamayın.
Ne yaparsanız yapın. Arkanızdan konuşuyorlar.
Mutlaka konuşuyorlar yani.
Evlendiniz yine zaten bitmiyor olay.
Evleniyoruz. 2 artı 1 ev alabilecekken.
Hani 2 artı 1 bize yeterli değil mi?
Hayır. 3 artı 1 ev almak zorundayız.
Neden? Çünkü salon lazım.
Yani salonsuz ev mi odur?
Elalem ne der? Yani küçükken böyle hiçbir çocuğun giremediği o büyülü bir odadır salon bence.
Ve 40 yılda gelen akrabalarımız için tahsis edilmiştir değil mi?
Ama o evde ben yaşıyorum diyor muyuz?
Hayır. O evde ben yaşıyorum demiyoruz.
O salonda ben de keyif yapayım diyor muyuz?
Hayır demiyoruz. Elalemi bekliyoruz.
Onlar için yaşıyoruz. Onlar gelirse o salonun kapısı açılıyor.
Onlar gidince kapanıyor. İşte bu kadar elaleme bağlıyız.
Kendi evinize bakarak da bunu görebilirsiniz zaten.
Ya da ev demişken hani üniversitelilere ev vermeyenler var ya ülkemizde bu çok yaygın.
Üniversiteliler ev bulamıyorlar.
Ev bulsalar bile ne oluyor işte komşular şunu yapmıyorlar.
Bu çocuklar gurbette şunlara bir tas çorba götürelim vesaire demiyorlar.
Aman evine kaç erkek geldi aman kaç kız gelip gitti bunun çeteresini tutuyorlar.
Hani Nietzsche'nin bir sözü var ya kim namus ve ahlak şövalyesiyse şövalyelik yapıyorsa bilin ki en namussuzu odur.
Ne kadar doğru bir söz değil mi?
Yani bizim ülkemize bakın herkes namus bekçisi herkes ahlak bekçisi yani o kadar doğru ki.
bu söz kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa bilin ki en namussuz odur alın bu sözü çerçeveletip asın yani o kadar güzel yani bunların işte çeteresini tutuyorlar kaç kişi geldi kaç kişi gitti kız mı geldi
erkek mi geldi neden rahatsız oluyor bu insanlar biliyor musun çünkü kendileri yapamadıkları için kendileri bunları yaşayamamış gençliklerinde yaşayamamış hiç ne kız arkadaşları olmuş ne erkek arkadaşları olmuş bakın
sevgili vesaire demiyorum arkadaş diyorum onların kafasında şu var yani bir eve gelen herkes onun ya sevgilisidir ya bir şeydir yani anlatabiliyor mu?
Arkadaş diye bir şey yok. Böyle insanların tiniyetinden bahsediyorum.
Ve hasetlerinden yapıyorlar.
Olay tamamen bu. Benim kuzenimin bir sözü var.
Diyor ki elalem dediğin şey bir hapishanedir diyor.
O kadar doğru ki. Bu arada kuzenim demişken ondan da bahsetmek istiyorum.
Kendisi bundan 10 yıl önce üniversitede okurken bir trafik kazası yaptı ve denize uçtu arabayla.
İzmir'de denize uçtu.
Ve daha sonra omirlik felci oldu.
Şu anda felç. şöyle oldu yani bundan yıllar sonra da biz konuşurken işte el alemine derleyip bir şeyler konuşuyorduk ve bana dedi ki insanların dedi merhamet adı altındaki
böyle acımaları yüzünden acımaları yüzünden bana ben 3-4 sene boyunca kendime gelemedim dedi duvarlara baktım dedi 3-4 sene kendime acıdım acıdım acıdım sürekli acıdım dedi ve en son şunu fark ettim hayatımı
yön veren şey bu elalem dediğim hapishane var ya o elalem dediğim insanların sadece onların düşüncelerinden ibaretmiş dedi yani diyorlar ki dedi tekerlikli sandalyemle geziyorum bak bak o
haliyle bile geziyor diyorlar dedi sevgili mi oluyor dedi helal olsun bak adama engelli biriyle olmuş bak bak bak diyorlar dedi çünkü bunu bile elalem dediğim kişiler bana bunu lütuf görüyorlar dedi sağlıklı
bir bireyle olmama bana lütuf görüyorlar dedi olimpiyatlara katıldım diyor başardım buna bile bir şey buldular kup taktılar diyor hani Aziz Nesin'in bir sözü vardır ben çok severim boyum kadar kitap yazsam
da beni sevmeyen insanlar karşıma çıkıp der ki zaten boyu kısaydı ya derler dedi aynı hesap yani sonra Kuzenim bir kırılma anı yaşıyor.
Ve bu gerçekten çok önemli bence.
Diyor ki kendi kendime düşündüm diyor.
Yani el alem benim içinde olduğum durumu biliyor mu?
Benim ne hissettiğimi anlayabilmeleri mümkün mü?
Mümkün değil böyle bir şey mümkün olabilir mi?
Hiçbir fikirleri yok diyor benim ne yaşadığımla.
Sadece bıtı bıtı konuşuyorlar diyor.
Kendi fikirlerini eleştirilerini beyan ediyorlar diyor.
İşte diyor onların hepsi benim hapishanemdi diyor.
Ve ben bu hapishaneden kurtuldum diyor.
ve gerçekten de kurtuldu kuzenimin adı bu arada Tuğçe Akgün şu anda engelli aktivisti ve milli sporcu Türkiye'yi temsil ediyor ve çok başarılı o kadar hayat dolu o kadar hayatına
sıkı sıkı bağlı ki ve bir sürü belgeselleri çekildi izleyebilirsiniz ve onun bir sözü var bu hayat benim diyor gerçekten de bu hayat onun Ve artık kimseyi takmıyor el alemin ne dediği
hiç umurunda değil. Ve ben onun azmine ve el alemi takmamasına hayranım.
Seninle gurur duyuyorum.
Bu arada Steve Jobs'ın bir konuşması var eğer dinlerseniz.
Bu hayat benim demişken onu da almadan geçmeyeyim.
2011 yılında biliyorsunuz aramızdan ayrıldı ve ölmeden önce Stanford Üniversitesi'de yapmış olduğu muhteşem bir konuşma var.
O sözü alın çerçeveletin asın yani.
O kadar güzel ki şunu söylüyordu.
Zamanınız kısıtlı.
Bu yüzden zamanınızı başkalarının hayatını yaşayarak harcamayın.
Başkalarının düşüncelerinin dolgumasına takılıp kalmayın.
Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymasına engellemesine izin vermeyin.
Ne kadar doğru değil mi?
Özellikle şurası başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymasına engellemeyin diyor.
Gerçekten bu sözlerin altına imzamı atarım.
O kadar çok seviyorum ki bunu.
Her bir cümlesi ayrı bir güzel.
Ve ve ve podcast'in sonuna doğru giderken şunu söylemek istiyorum.
Hiçbirimizin hikayesi. Başkalarının 5 dakikadan fazla zamanını almaz.
Bunu biliyoruz değil mi? 5 dakika.
Bir masada 5 dakika konuşuluyorsunuz ve bitiyor.
O yüzden çok da takmamak lazım diye düşünüyorum bu el aleme.
Yok ben takarım takmaya da devam edeceğim diyorsanız eğer şunu söylemek istiyorum.
Hani diyorlar ya öldüğüm zaman hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.
Evet o şerit geçecek ama içinde biz olmayacağız.
Siz olmayacaksınız. O yüzden el aleme lütfen bu kadar takmayalım.
Bu hayat bizim ve sadece bir kez yaşama şansımız var bu hayata.
Ve podcast'ı sonlandırırken hemen bir film önerisinde bulunmak istiyorum size.
Çağın Irmak Seversiniz sevmezsiniz bilmiyorum ama ben bu filmdeki temayı bu konuşmaya çok yakıştırdığım için paylaşmak istiyorum.
Çok spoiler vermeden anlatmaya çalışacağım.
Bunu böyle kısaca. Nadide Hayat filmi.
Çağın Irmak'ın Nadide Hayat diye bir filmi var.
Başrollerinde Demet Akbağ ve Yetkin Dikiciler oynuyor.
Zaten ben de bunun için açmıştım o filmi.
Demet Akbağ'ı çok seviyorum.
Bu filmde 30 yıllık hayat arkadaşı bir anda ölen bir kadın 50 yaşına gelmiş.
İki çocuğunu büyütmüş.
Bir de torunu var. Sorununa bakıyor vesaire.
Kocası için üniversiteyi yarım bırakmıştı.
Ve bir anda karar alıyor.
Çok radikal bir karar alıp diyor ki ben üniversiteye geri dönüyorum.
Tabii ailesi hiçbir şekilde desteklemiyor.
İşte anne sen kolay mı zannediyorsun?
El alem ne der bu yaştan sonra üniversiteye mi gidilir vesaire diyorlar.
Ama Nadide kimseyi dinlemiyor ve üniversiteye geri dönüyor.
Bir öğrenci olarak 50 yaşında.
Devamını anlatmıyorum izleyip görün ama ben bu podcastimi Nadide Hayat'ın en sevdiğim repliğiyle bitirmek istiyorum ve bu konuya gerçekten çok uygun olduğunu düşünüyorum.
Bunu böyle başa sarıp sarıp dinleyebilirsiniz ve filmi de izleyebilirsiniz.
Son olarak şunu söylemek istiyorum umarım hepimiz o gemiden mutlu ineriz.
Kendinize iyi bakın hoşçakalın bay bay.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
