
Zihnini dinlendirmek, dijital gürültüyü susturup kendine odaklanmak istersen MOLA30 koduyla Terappin'deki ilk seansın Temmuz sonuna kadar %30 indirimli!💜Sınırlı süreli teklifi kaçırmamak için hemen başla. #AnlaşılmakİyiGelecek
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Arkadaşlar, arka planda ekran kaydırmayı bırakıp...
Dikkatinizi buraya verebilir misiniz?
Çünkü bu konuyu konuşacağız.
Bugün Instagram'da habire kaydırdığımız o reelsler, YouTube'daki shortslar, TikTok videoları.
Bunlar beynimize ne yapıyor?
Nasıl beynimizi çürütüyor?
Bunu anlatacağım. Çünkü ara ara ben de bu batağa düşüyorum maalesef.
Böyle bir bakmışım kaç dakikam boşa gitmiş.
Ve hep söylüyorum zaman gerçekten en değerli hazinemiz.
Onu bu şekilde çarçur etmek beni çok üzüyor.
Sizi de üzdüğüne eminim.
O yüzden böyle bir bölüm hazırlamak istedim.
Dilerim hepimize şifa olsun bu bölüm.
En azından ne yaptığımızı fark edelim.
Kendimize nasıl zarar verdiğimizi.
Belki bir onarma yoluna gideriz diye umuyorum.
Geçenlerde bir haber vardı görmüşsünüzdür.
Amerika'da genç bir kadın ekran süresi 16 saate ulaştığı için ve sosyal medya bağımlılığı sebebiyle Meta ve Google'a dava açtı.
16 saat ekrana bakıyormuş inanabiliyor musunuz?
Ve diyor ki bu davada bütün zamanımı sosyal medyada geçirdiğim için ne ailemle görüşebiliyorum ne dostlarımla görüşebiliyorum.
Tamamen diyor iletişimim koptu ve Instagram'dan dolayı depresyon, yeme bozukluğu ve vücut algısının bozulduğunu söyledi.
Mark Zuckerberg mahkemede ifade verdi ve işte 13 yaş altı kullanıcıları yasaklayan bir politika uyguladıklarını söyledi.
Hani suçu biraz böyle ebeveynlere yıkmaya çalıştı öyle söyleyeyim.
Bu arada bu genç kız 9 yaşında falan başlamış sosyal medya kullanmaya.
Daha sonra işte 16 yaşında bu seviyeye gelmiş.
Özetle dava açan kızı sorunlu ilan etmeye çalıştılar.
Hani sen zaten sıkıntılısın işte bunun bizimle bir alakası yok.
Ebeveynlerinde de problem var seni ihmal etmişler tarzı ifadeler.
Bu dava çok önemli çünkü binlerce benzer dava için emsal teşkil ediyor arkadaşlar.
Ve bu genç kız bu davayı kazandı.
Kendisine 6 milyon dolar ödeneceği söyleniyor doğruysa eğer.
Bir de malum platformda aklıma gelmişken Social Dilemma adlı bir belgesel var.
Daha önce de önermiştim kanalımda.
Tekrar önereyim buradan. Lütfen izleyin arkadaşlar.
Bu sonsuz video kaydırma olayını bizzat tasarlayan o ekip eski çalışanlar anlatıyor.
Hani nasıl bir sistem tasarladıklarını.
Bizi içeri nasıl hapsetmeye çalıştıklarını bizzat onlardan dinleyin.
Şimdi biz bugünkü asıl ana başlığımıza dönelim.
Beyin çürümesi dedim arkadaşlar.
Nedir beyin çürümesi?
TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts gibi böyle kısa süreli video platformlarını hani kaydırıyoruz ya böyle sürekli.
kitleler tarafından yani bizler tarafından kontrolsüz bir şekilde tüketilmesi sonucu ortaya çıkan zihinsel yorgunluk, algısal dağınıklık ve yürütücü işlev gerilemesi.
Yani arkadaşlar beynimizin planlanma becerisi, odaklanma, duyguları kontrol etme ve görevleri organize etmek gibi bir takım becerilerinde gerileme durumu.
Bunu tanımlamak için kullanılan bir kavram beyin çürümesi.
Çok kötü bir şey gördüğünüz üzere.
Bilgiyi işleme biçimimizde yaşanan o köklü negatif değişim.
Şimdi bu ifade nereden çıktı Merve diyorsanız aslında bu bir internet jargonuydu.
Beyin çürümesi hatta internet argosu diyebilirim.
Gençler arasında böyle bir espri yani meme kültürü olarak doğuyor.
Sonra 2024 yılında Oxford Üniversitesi tarafından yılın kelimesi seçiliyor.
Beyin çürümesi ve resmi olarak da tüm dünya lügatinde yerini aldı.
Biyolojik ve psikolojik açıdan bakacak olursak beyin çürümesi aslında şu özelliklerle tanımlanıyor.
Merve anlatma zaten yaşıyoruz dediğinizi duyar gibiyim.
Yaşandı diyoruz ya o yani bu.
Abi kaydırmayan var mı şu ekranları ya?
Gerçekten varsa bravo.
Bravo size kaydırmıyorsanız.
Ben arada kendimi kaptırıyorum yalan söylemeyeyim.
Yapıyorum yani. Yapmamak için bu bölümü yapıyorum.
Merve sen de mi? Valla ben de yapıyorum.
Ben de insanım ya arkadaşlar.
Beni böyle ulvi bir yerlere koymayın ya.
Aynı şeyleri yapıyoruz.
Ben bu bölümleri niye çekiyorum?
Psikoloji bölümleri niye var zannediyorsunuz?
Kendimi tedavi ederken hep birlikte tedavi oluyoruz.
Zaten yapamadıklarımı söylüyorum.
Diyor ki arkadaşlar ben şunu beceremedim.
Şöyle yapamadım. Bunu yapamadım.
Söylüyorum yani. Bilmiyorum ya ben samimi bir ortam olduğunu düşünüyorum burada.
Böyle insanlara tepeden bakanları da sevmiyorum.
Ben şunu yapmıyorum. Ben bunu yapmıyorum.
Tamam kardeşim ya sensin.
Sensin ya kral. Şimdi beynimizin stres ve hayatta kalma gücülerini yöneten amigdala bölgesi var biliyorsunuz.
Bu bölge biz böyle kaydırma yaptıkça sürekli tetikleniyor arkadaşlar.
Ve buna karşılık ne oluyor?
Bellek, dürtü kontrolü, dikkat ve karmaşık problem çözmeden sorunlu olan beynimizin o...
minik prefrontal korteks bölgesi baskı altında kalıyor ve gitgide daha da sessizleşiyor.
Seni Allah kahretsin diyor.
Lanet olsun. Kaydırıp durma.
Şimdi amigdala evrimsel süreçte baktığımız zaman ne için tasarlanmış?
Hayatta kalmak, işte kendimizi korumak, güdülerimizi yani stres, savaş, kaç tepkimizi yönetmek üzere tasarlanmış bir şey.
Tamam mı? İlkel atalarımız geceleri böyle nöbet tutarken işte aslan gelir, kaplan gelir bilmem ne tehlikelerden korunmak için hep tetik Modern insanlar yani bizler de bu hayatta kalma ve tehlike tarama dürtümüzü
sürekli ekran kaydırarak tatmin etmeye çalışıyoruz.
Çünkü kendimizi stresli hissettiğimizde amigdalamız aktive oluyor ve bizi ekran kaydırmaya iten o ilkel dürtü tetikleniyor.
Mesela dün işte spora gittim sonra arkadaşlarımla buluştum saatlerce oturduk sohbet muhabbet hiç telefona bakmadık.
Hiç yani reels kaydırma falan olmadı.
Aslında yani şunu demek istiyorum.
Ekran kaydırmaya iten o ilkel dürtü tetiklenmedi.
Yani amigdala tetiklenmedi.
Çünkü ben dün stres altında değildim arkadaşlar.
Neden ekran kaydırıyoruz?
Şöyle bir düşünsenize. Şimdi bu bölüm boyunca kısa videoların beynimiz üzerindeki etkilerinden bahsedeceğim ama belki de asıl sormamız gereken soru şudur.
Biz neden durmadan o videoları izliyoruz?
Ne ekranı kaydırıp duruyoruz?
Az önce söylediğim gibi. Gerçekten sıkıldığımız için mi?
Yoksa stresli olduğumuz için mi?
Kaygılı mı hissediyoruz?
Ya da zihnimizi susturacak bir kaçış mı arıyoruz?
Bazen sorun ekran değil.
Bizi sürekli ekrana iten o duygu.
Aslında o duyguyu bulmak lazım değil mi?
Eğer siz de böyle kendinizi sürekli telefona uzanırken buluyorsanız, dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsanız ya da bu döngüden çıkamadığınızı hissediyorsanız bir türlü ve sosyal medya bağımlılığınız varsa bunun
altında yatan nedenleri bence bir uzmanla konuşmak gerçekten size iyi gelecektir.
Bu bölümün destekçisi biliyorsunuz terapin.
Tam da bunun için var zaten.
Terapin yalnızca psikologlarla değil, işte diyetisyen, fizyoterapist, spor eğitmenleriyle de sizi buluşturan, bütünsel iyi oluş odaklı bir platform.
600'ü aşkın uzman bulunuyor terapinde.
Her bütçeye uygun fiyat seçeneğine sahip en sevdiğim özelliklerinden biri hep söylüyorum anonim görüşme yapabiliyorsunuz.
Yani kamerasız mahremiyet seçeneği de var.
Bazen soruyorsunuz Merve'cim hangi uzmanı seçerim diye sizi yönlendirmiyorum bu konuda.
Çünkü danışan yorumlarını inceleyebilirsiniz arkadaşlar uzman profillerine bakarak.
Size en uygun uzmana online olarak istediğiniz yerden istediğiniz zaman randevu oluşturarak ulaşabiliyorsunuz.
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey sadece telefonu elimizden bırakmak değil, bizi sürekli o telefona götüren o nedeni bulabilmek.
Eğer siz de kendiniz için böyle bir adım atmak isterseniz...
Terapinde mola 30 koduyla terapindeki ilk seansınız temmuz ayının sonuna kadar %30 indirimli olacak arkadaşlar.
Zihninizi dinlendirmek istiyorsanız, dijital gürültüyü susturup kendinize odaklanmak istiyorsanız dediğim gibi mola 30 koduyla terapindeki ilk seansınız temmuz sonuna kadar %30 indirimli olacak.
Bu fırsat sınırlı süreli o yüzden lütfen bu teklifi kaçırmayın.
Detaylar açıklamalardaki linkte sizleri bekliyor olacak.
Hadi devam edelim. Ve algoritmik akışlardaki içeriklerin çoğu nötr değil.
Yani ya öfke uyandıran, ya FOMO dediğimiz o işte hadi bakalım fırsatı kaçırıyorsun.
Bu tarz korkular yaratan FOMO ne merak ediyorsanız FOMO yazın.
Öyle bir bölümüm var onu da dinleyebilirsiniz.
Bu tarz görsellerle dolu şeyler çıkıyor karşımıza içerikler çıkıyor.
Hani her zaman böyle güllük gülistanlık reelsler çıkmıyor karşımıza farkındaysanız.
Çok kötü şeylerle de karşılaşıyoruz.
Biz bu içerikleri tükettikçe o ekranı böyle ha bire saniyede bir kaydırdığımızda amigdalamız ne oluyor?
Sürekli tetikleniyor. Sürekli tetiklenen amigdala ne yapıyor?
Kronik bir hiperaktivite ve hipervigilans adı verilen.
Aşırı uyanıklık ve tetikte olma durumunda kalıyor.
Buraya hapsoluyor. Ya beynimize ne yaptığımıza bir bakar mısınız?
Daha kötüleri var geliyor hazır olun.
Şimdi modern beynimiz yani profrontal korteksimiz ne oluyor arkadaşlar?
Amigdala ilkel dedim. Profrontal korteks yani modern beynimiz.
Pert oluyor arkadaşlar. Çünkü dürüklü kontrolümüz, hafızamız, planlamamız, organizasyon, stratejik düşünme, analitik kararlar alma, karmaşık problemler çözme.
Bakın bu becerilerimiz köreliyor, çürüyor.
Ki bunlar bir insanı insan yapan.
En önemli özellikler. Zihinsel becerilerimiz.
Biz bunları kaybediyoruz ekranı her kaydırdığımızda.
Amigdala yani ilkel beynimiz direksiyona geçtiği zaman modern beyin yani profrontal korteks dediğimiz kısım gitgide sessizleşiyor.
Bunu şöyle düşünün.
Bir trafik magandası geçiyor direksiyona ama yanda da bir beyefendi oturuyor.
Tamam diyor Allah'ın et olsun sen sür arabayı diyor.
Profrontal korteks. Bıkmış artık.
Şimdi profrontal korteksimiz ne işe yarıyor?
Derin odaklanma, işte analiz yapabilmemiz, uzun vadeli planlamalar bunlardan sorumlu olan kısım.
Biz onu bırakıyoruz dediğin gibi direksiyonu al diyoruz magandaya sen otur.
Yani her telefona bakıp her işe döndüğümüzde ne oluyor?
Baktınız geri döndünüz işinize.
Ne oluyor biliyor musunuz? Prefrontal korteksin yani o garibim.
Geri o işe odaklanması ne kadar sürüyor biliyor musunuz?
20 dakika arkadaşlar. Bir ekrana bakıyorsun ya böyle bir kaydırdın.
Hadi bakalım işime geri döneyim.
Öyle bir dünya yok. İşine geri dönemiyorsun.
20 dakika sürüyor senin geri odaklanman.
Sen odaklandın zannediyorsun.
Ama yok o iş öyle değil arkadaşlar.
Ve gün içinde bunu her tekrar edişimiz, her ekran kaydırıp işe dönüşümüz.
Profrontal korteksi adeta böyle işlevsiz kaslar vardır ya vücudumuzda hani perte gibi olmuştur.
Böyle aşırı güçsüzdür. Kullanmaya kullanmaya zayıflamıştır.
O hale geliyor işte. Beynimiz çürüyor.
Küçük çocuklara bakın mesela.
Sürekli ekrana maruz kalan çocukla daha az, daha kontrollü kalan çocuk sizce aynı mı?
Sürekli ekrana maruz kalan çocuğun amigdalası, sürekli dopamin ve kortizol yani stres hormonu dalgalanması yaşıyor.
Ekrana maruz kalmak derken atıyorum bir çizgi film açarsınız.
Onu sonuna kadar izler ve ekran süresi biter.
Bunu kastetmiyorum. Hani kaydırma yapıyorsak.
Ne oluyor? Çocuk da bizim gibi aşırı uyarılıyor ve aşırı hassaslaşıyor.
Ve ondan sonra agresif oluyor çocuk.
Düz duvara tırmanıyor. Bu düz duvara tırmanma olayı sağlıklı bir enerji patlaması değil.
Biyolojik bir sistem sıkışması o çocuğun o hareketleri.
Bir de çocukların prefrontal korteksi daha tam gelişmediği için onların üzerindeki etkisi maalesef daha da dramatik oluyor.
Şimdi çocuk tablet başında zaman geçirirken ne oluyor arkadaşlar?
Sürekli dopamini yükleniyor dopamini dopamini dopamini.
Sonra siz o tableti elinden alınca çocuk cinnet geçiriyor.
Sonra kutsal su atın üstüne yani egzorsist bir ters yürümediği kalıyor evde.
Şimdi çok derin bir yoksunluktan...
Ve şimdiki zamanın çocuklarının bence ortak bir cümlesi var.
O da şu. Anne canım sıkılıyor.
Yani o kadar çok duyuyorum ki bunu.
Şimdi gelişmiş bir profrontal kortek bir hayal kırıklığı yaşadığımızda ne yapıyor?
Sırtımızı sıvazlıyor.
Bizi sakinleştirmeye çalışıyor.
Değil mi? Ama amigdalası sürekli uyarılan bir çocuk ya da yetişkin hiç fark etmez.
Duygularını yönetmeyi de beceremiyor bakın.
Yani ekran kaydırıyoruz da sürekli duygularımızı yönetme becerimiz de gidiyor o ekranı kaydırdıkça.
Hatta dikkat edin arkadaşlar çocuklar bazen böyle ekran karşısında zombi moduna geçiyor.
Hani dış dünyayla tamamen bağlantısı kopuyor.
Sesleniyorsunuz duymuyor yanından geçiyorsunuz farkında değil.
Eve hırsız girse görmez yani öyle bir hipnos halinde çocuk.
Sonra ekranı kapatıyorsunuz bir bakıyor çocuk.
Hayat oradaki şortlar gibi akmıyor.
Hızlı bir hayat yok. Hayat gayet yavaş bir şey.
Çocuğun bu yavaşlığa tahammülü yok.
Hayatın olağan akışına tahammülü kalmıyor.
Sabredemiyor gerçek dünyaya.
Ve canım sıkıldı diyor sürekli.
Bunu biz de yaşıyoruz arkadaşlar. Bakın geçen gözümden ameliyat oldum biliyorsunuz.
Tazar ameliyatı. Ve birkaç gün böyle gözümü dinlendirmek adına telefona bakmadım.
Ve zaman o kadar uzadı ki bir anda.
Hani diyoruz ya zaman çok hızlı geçiyor bilmem.
Hayır ya o telefon var ya zamanın akışını değiştiriyor.
Ben size öyle söyleyeyim. O telefona baktıkça yani bir saat telefona bakıyorsunuz ve size bir dakika gibi geliyor değil mi?
Benim o 24 saatimi abartmıyorum.
55 saat falan gibi geldi.
O kadar uzadı. Ve bütün işlerimi hallettim evdeki.
Gözümde büyüttüğüm bütün işlerimi hallettim.
Birkaç gün telefona bakmayın ciddi söylüyorum inanamayacaksınız.
Hem zamanın ne kadar uzun olduğuna hem halledebildiğiniz işlere gerçekten şaşıracaksınız arkadaşlar bir deneyin.
Dediğim gibi artık hayatın olağan akışına tahammülümüz yok.
Yavaşlığa tahammülümüz yok.
Sabırsızız. Gerçek dünyaya adapte olmakta zorlanıyoruz.
O realistlerden çıktığımız zaman.
O hızı arıyoruz çünkü. Çocuklar Lego yapmak istemiyor.
Resim yapmak istemiyor. Kitap okumak çok sıkıcı geliyor.
Saklanmaç falan oynamak istemiyorlar.
Çünkü çok sıkıcı onlar için.
Çünkü çok yavaş. Ve kaydıramıyorlar.
Geçemiyorlar. O yüzden beynimiz artık o hızı arıyor.
Gerçek hayatta o kaydırma hızımızı arıyoruz.
Ama yok. O yüzden çoğu insan şu an kitabı okurken çok zorlanıyor.
Akmıyor çünkü, kaydıramıyor.
Hatta bu konuyla ilgili son yıllarda yapılan bir takım önemli araştırmalar var.
Bunlardan da bahsedeceğim şimdi size.
2022 yılında Münih Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma var.
Şimdi araştırmacılar 60 katılımcıya bir zihinsel görev veriyor arkadaşlar.
Sonra 10 dakika mola verdiriyorlar bu 60 katılımcıya.
10 dakika sonra da tekrar göreve devam ettiriyorlar.
Bakın zihinsel bir şey yapıyorlar burada bir görevleri var.
Mola anında sadece dinlenenler var.
Eski adıyla Twitter kullananlar var.
Ya da normal böyle uzun YouTube videosu izleyenler var.
Uzun ama bakın shorts demiyorum.
Bunların hafıza skorlarında herhangi bir değişim tespit edilmemiş arkadaşlar.
Ve fakat böyle shorts izleyenler, reels izleyenler, kaydıranlar ne oluyor biliyor musunuz?
Bunların yani bu grubun ileriye dönük hafıza doğruluğu %80'den %49'a yani yaklaşık %40 oranında oldukça dramatik bir düşüş kaydediyor
arkadaşlar. Benzer bir araştırma İngiltere'de yapılıyor replikasyon çalışması.
Yani Münih'te yapılan çalışmanın aynısı.
İngiltere'de tekrar ediliyor 45 öğrenciyle.
Ama bu sefer asıl merak konusu şu.
Bize unutkanlık yaptıran şey bu izlediğimiz içerikler mi?
O içeriklerin kalitesizliği mi?
Yoksa sürekli böyle ekranı kaydırıp durmamız mı?
Bunu anlamak için bu 45 öğrenciyi alıyorlar.
Bir hafıza testinden geçiriyorlar.
Sonra hafıza testinden sonra bir mola veriliyor arkadaşlar.
Tekrar yine 3 gruba ayırıyorlar.
Bir grup molada böyle sessizce oturuyor.
Telefona falan bakmıyor. İkinci grup ekranı sadece 10 kez kaydırma hakkına sahip.
Bakın 10 kez ne yapıyorsan yap ama 10 kez kaydıracaksın.
Üçüncü gruba hiçbir kural konmuyor.
İstediğiniz kadar ekranı kaydırıp durun diyorlar.
Ve mola bitiyor arkadaşlar. Hafıza testi tekrar ediliyor.
Araştırmacılar şu sonucu elde ediyorlar.
Mola verenler ve ekranı sadece 10 kez kaydıranlar yani bir sınırı olanlar.
Bunların hafızalarında bir düşüş tespit edilmemiş.
Ve fakat sınırsız kaydıranların hafızası tıpkı Almanya'daki o deneyde olduğu gibi çok ciddi bir şekilde gerilemiş arkadaşlar.
İşte bu araştırmalardan çıkan sonuç bize gösteriyor ki sorun izlemiş olduğumuz o 15 saniyelik kısa videolar değil.
Asıl büyük zararı veren şey parmağımızla durmadan yaptığımız o sonsuz o bilinçsiz kaydırma hareketi.
Zaten bu uygulamaların tasarımı böyle hiçbir şeye karar vermeden sadece böyle parmağımızı kaydırarak yeni bir ödüle ulaşmamız üzerine kurulu.
Dediğim gibi o belgesel izleyin.
Social dil ama belgeseli.
Orada da var bu söylediğim şey.
İşte biz o ekranı kaydırdıkça beynimiz adeta bir otopilota geçiyor.
Zihinsel bir kopuş yaşıyoruz.
Uyuşuyoruz ve zihnimiz bu otopilot moduna geçtiğinde arka planda işte aklımızda tutmaya çalıştığımız hedeflerimiz, niyetlerimiz yani ileriye dönük hafızamız.
Yavaş yavaş silinip gidiyor.
Bunu şöyle düşünün.
Normal bir video izlediğimizde atıyorum.
Bir bölüm dizi izlemişsiniz tamam mı?
Ya da YouTube'da normal bir video izliyorsunuz.
Eski ters. Şimdi bu elimizde menüsü olan bir restoranta gitmek gibi arkadaşlar.
Menü var. Menüye bakıyoruz.
Restoranta ne istediğimizi düşünüyoruz ve bir karar veriyoruz.
Diyoruz ki biz şu şu tabağı istiyoruz.
Ama bu kısa videolar, işte şortlar bilmem neler menüsü olmayan bir restorant gibi düşünün.
Biz sadece sandalyeye oturuyoruz ve önümüze böyle habire bir şeyler getiriyorlar.
Seçim falan yapmıyoruz ama hani beğenmezsek de next diyoruz hemen başka bir şeye geçiyoruz.
İşte uygulamalar bu karar verme yani seçme zorunluluğumuzu ortadan kaldırıyor.
Bakın seçmek gibi bir şey yok. Bu zorunluluk ortadan kalkıyor.
Beynimiz artık aktif olarak düşünmeyi bırakıyor ve kendini tamamen akışa bırakıyor.
Otopilota bırakıyor. Biz de sürekli kaydırıyoruz.
İşte o ekranı kaydırmak kumar makinesi etkisi yaratıyor.
O yüzden... Bu kadar bağımlı yaptı bizi bunlar.
Ekranı her kaydırdığımızda işte karşımıza çok komik bir şey de çıkabilir.
Çok sıkıcı bir şey de çıkabilir değil mi?
Neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz.
Sonraki videonun ne olacağını bilmiyoruz.
İşte o belirsizlik ve sürekli acaba sıradaki videoda ne çıkacak?
Bu beklenti arkadaşlar bu sürpriz beklenti beynimizi o hipnoz benzeri transa sokuyor.
Ve hiçbir çaba harcamıyoruz farkındaysanız.
Ekranı böyle parmağımıza kaydırıp geçiyoruz.
Ve bu şekilde yeni bir sürprize yeni bir ödüle ulaşıyoruz değil mi?
Ve bunun bedeli aslında çok büyük bir bedel ödüyoruz orada.
Zannediyoruz ki hiçbir şey olmuyor.
Kaydırıp geçiyoruz. Hayır çok büyük bir şey oluyor.
Beynimiz yavaş yavaş çürüyor dediğim gibi.
Yani demek istiyorum ki.
Asıl bize zarar veren şey beynimizin direksiyonu o algoritmalara teslim etmiş olması.
O da ne yapsın artık bıkmış yani al kardeşim diyor algoritmaları kullan tepe tepe beynimi kullan.
Ve bizim hiçbir şey düşünmeden böyle sadece parmağımızı kaydırarak girmiş olduğumuz o uyuşturucu otopilot transı.
Bakın Pekin Üniversitesi'nde yani Çin'de yapılan bir araştırma var.
72 üniversite öğrencisine analitik düşünmelerini gerektiren bir takım sorular soruluyor.
30 dakika boyunca kitap okuyan ya da uzun videolar izleyenler başarılı olmuş arkadaşlar.
Ama 30 dakika boyunca ekranı sürekli kaydıran grubun analitik düşünme becerilerinde %12 oranında bir düşüş saptanmış, hatalar saptanmış.
Özellikle bakın üniversite sınavına ya da lise giriş sınavına hazırlanan, beni dinleyen genç arkadaşlarım buradan size sesleniyorum.
Keşke bu süreçte tuşlu telefonlara geçseniz.
Ya şu tuzaklara bari siz düşmeseniz.
Bazen karşıma çıkıyor işte LGS birincileri vesaire nasıl birinci olduklarını anlatıyorlar ve çoğunun tuşlu telefon kullandığını bu süreçte hiç ekrana bakmadıklarını görüyoruz.
Hatta çobanlar biliyorsunuz birinci oluyor çoğu sene bununla karşılaşıyoruz.
Neden? Çünkü dağda yani iletişim yok vesaire yok telefonu yok.
Daha da test çözdüm diyor ya.
İşte bu kadar basit. Çünkü dikkati dağıtacak bir şey yok.
O yüzden lütfen sevgili genç arkadaşlarım.
Geleceğinizi önemsiyorsanız bu dediklerimi lütfen dikkate alın.
Bilmiyorum daha önce söyledim mi.
TikTok'un kökeni Çinli bir şirket biliyorsunuzdur.
Ama Çin'deki versiyonun adı başka bir şey.
Douyin mi öyle bir şeydi.
Dışarıya sattıklarının adı TikTok.
Ve Çin'deki TikTok'la...
Bizimkinin hiçbir alakası yok.
Zaten Çin'de 14 yaş altı kullanamıyor arkadaşlar.
Sadece 40 dakika kullanabiliyorlar.
O da belirli bir saat aralığında işte saat 6 ile gece 10 arası mı ne?
Uygunsuz içerik yok.
Sadece tarihi şeyler görüyorlar.
Müze, bilim yani böyle eğitici içerikler gösteriliyor.
Bu gençlere Çin'deki gençlere diyorum bakın.
Gençlik modunda bunlar gösteriliyor.
Yetişkin modu zaten ayrı.
Yani Çin kendi gençlerini bu uygulamada harcatmamış.
Bakın önlemler almış.
Çünkü biliyor ki yaratmış oldukları bu canavarın algoritması o kadar güçlü ki ve o kadar bağımlılık yaratmaya müsait ki o yüzden de kendi gençlerinin başını yakmıyor Çin.
Uygulamayı dünyaya böyle daha serbest bir şekilde daha kontrolsüzce sunuyor.
Arkadaşlar bir ürün bedavaysa Aslında ürün sizsinizdir.
Bunu unutmayın. Hani bazı uygulamalar ücretsiz ya.
Bir düşünün niye ücretsiz olduğunu.
Bir de zannediyoruz ki savaş sadece böyle topla tüfekle falan oluyor.
Hayır. Bir ülkenin geleceğine.
gençlerini yani en değerli hazinesini çürüterek de olur o savaş.
Hatta öyle bir savaş olur ki inanamazsınız.
Geçen sene yapılan bir meta analizi var.
71 farklı klinik çalışmanın incelendiği bir meta analiz bu.
Ve buna göre bu tarz kısa kısa videolar izlemek doğrudan zayıf dürtü kontrolü, düşünme yeteneğinde azalma ve kısalan dikkat süreleriyle.
ilişkili olduğunu kanıtlamış.
Bakın yine Stanford Üniversitesi'nde yapılan bir çalışma var.
Geçen sene yapılmış. Bu da benzer şeyleri vurguluyor.
Özellikle de bu tarz işaretler tüketmemizin dikkat süremizi çok vahim bir biçimde etkilediği yönünde bir sonuç elde edilmiş Stanford Üniversitesi'nde.
Zezan Üniversitesi'nde bir çalışma yapılmış 2024 yılında.
Burada arkadaşlar beyin görüntüleme çalışmalarıyla elde edilmiş sonuçlar var.
Buna göre sosyal medya bağımlılığı olan bireylerde karmaşık bir problemi çözerken beynin üretmesi gereken frontal theta dalgalarının tamamen çöktüğü görülmüş.
Ne demek istiyorum frontal theta dalgalarının çökmesi ne demek?
Yani beyin ihtiyaç anında odaklanmak istiyor ya bir şeye odaklanması gerekiyor ihtiyacı var.
Nöral bir kaynak seferber edemiyor olmuyor yani odaklanamıyor.
Akıllı telefon bağımlılarında beynin İki yarım küresi arasında böyle hızla bilgi taşıyan bir alan var.
Korpus kolosyum deniliyor buraya ve bölgeler arası koordinasyonu sağlayan bu kısımda yapısal tahribat ve lif kaybı tespit edilmiş arkadaşlar.
Ne olacak lif kaybı olduysa diyorsanız şimdi beynimizin bu kısmındaki lif kaybı ve işte yapısal tahribat sol beynin mantıksal, analitik işletme kapasitesiyle sağ beynin duygusal,
bütünsel algısı arasındaki o senkronizasyonu bozuyor.
Biz de bir duygumuzu ya da bir dürtümüzü bastıramaz bir hale geliyoruz dolayısıyla.
Mantıkla duygu arasındaki o fren mekanizması zayıflıyor.
Atıyorum diyorsunuz ki telefona bakmamam lazım.
Ama o dürtüyü bastıramıyorsunuz.
Yine bakıyorsunuz. Bu korpus kolosyum denilen yer var ya arkadaşlar beynimizde.
O sağ ve sol beyin arasındaki ana iletişim hattı gibi düşünün.
Ve yaklaşık 200 milyon mielinli riften oluşuyor.
Mielini şöyle düşünün.
Şimdi beynimizdeki elektrik kablolarının etrafını saran Plastik bir yalıtım bandı gibi düşünün yerine.
Beynimizde milyarlarca nöron var.
Yani sinir hücresi var. Bunlar biliyorsunuz böyle birbirleriyle elektrik sinyalleri aracılığıyla konuşuyor.
Bu elektrik sinyallerinin taşıdığı o uzun kuyruklara, kablolara akson deniliyor.
Bu kabloların etrafını sararak koruyan, yağ ve proteinden oluşan beyaz tabakaya Mielin kılıfı deniliyor arkadaşlar.
Bu kısaca beynimizde böyle kısa devre olmasın diye uğraşan bir şey.
Şarteller atmasın diye uğraşıyor.
Biz ne yapıyoruz? Kısa kısa videolar izliyoruz.
Bu garibana zarar veriyoruz tamam mı?
Mielin kılıfı mıdır nedir?
Zarar görüyor. Dolayısıyla bilgi iletişim hızımız zayıflıyor ve sinyaller yoldan çıkıyor arkadaşlar.
Bu mielini şöyle düşünün.
Beynimizin veri otobanlarındaki o trafiğin akmasını sağlayan En önemli asfalt.
Tamam mı? Mielinleri böyle düşünün.
Biz gidiyoruz o asfaltın üzerine kısa kısa videolar izleyerek mıcır döküyoruz arkadaşlar.
Beyinde pürüzsüz otoban konforunu kaybediyor.
Mıcır döktüğümüz için engebeli bir köy yoluna dönüşüyor.
Tam böyle kaymak gibi bir asfalt olacağına pürüzlü engebeli bir köy yoluna dönüşüyor.
Bir başka beyin tarama verisine göre beynimizin karar verme ve ödül merkezinden sorumlu olan orbitofrontal korteks bölgesinde patolojik bir nöral şişme tespit edilmiş arkadaşlar böyle kısa
kısa video izleyenlerde. Empati, duygusal regulasyon ve dürtü kontrolünü sağlayan bölgelerinde beynimizin yapısal bir küçülme ve erime saptanmış.
Sürekli ekran kaydırma sonrası yaşadığımız o yapay dopamin fırtınasına karşı beynimiz ne yapıyor?
Kendini korumaya alabilmek için o yapay dopamin fırtınasına karşı D2 dopamin reseptörlerinin sayısını yani duyarlılığını azaltıyor arkadaşlar.
Bu da tespit edilmiş beynimizde.
Bu çok fena bir şey. Çünkü bu şu anlama geliyor.
Dilimize uyarlayacak olursak.
Mesela artık normal hayattaki yavaş seyreden şeylerden keyif almıyoruz.
Mesela kitap okumaktan zevk alamıyoruz.
Yine 2024 yılında ABD'de yapılan çok kapsamlı bir çalışma var arkadaşlar.
Çocuk gelişimi üzerine bir çalışma bu.
Ekranlara yüksek oranda maruz kalan ergenlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tespit edilmiş.
Uykusuzluk, karşı olma ve karşı gelme bozukluğunun dramatik düzeyde arttığı gözlemlenmiş.
Bir başka araştırmada ortaokul öğrencilerinde beyin çürümesi ölçeğinde yapılan değerlendirmelere göre bu öğrencilerin yabancı dil edinimi ve konuşma stratejilerinin %19.6 oranında
gerilediği tespit edilmiş.
Peki Merve bizi yeterince korkuttuğuna göre ben de korktum bu arada bunu çürük bir beyinle anlatıyorum size şu anda.
Bu kadar oluyor.
Çürümüş beynim.
Şimdi arkadaşlar bu hastanenin onarımı mümkün mü?
Beynimizi çürüttüysek bunun bir telafisi yok mu diyorsanız.
Var merak etmeyin.
Şimdi Kore Üniversitesi Ansan Hastanesi'ne yapılan bir çalışma var.
İnternet ve telefon bağımlısı olan gençlere 9 haftalık dayak terapisi bilissel davranışlı terapi uygulanıyor.
Başlangıçta bağımlıların beyinlerinde dürtü kontrol kaybını gösteren patolojik seviyedeki GABA kreatin oranlarının 9 hafta sonunda düzeldiği tespit ediliyor.
Tamamen sağlıklı bir seviyeye gerilediği tespit ediliyor.
Bakın 9 haftada olmuş bu.
Bunun dışında dijital detoks deneyleri yapılmış arkadaşlar.
Cihaz kullanımına devam eden ama sadece internet erişimini kesen yani tuşlu telefona dönüştürmüşler artık telefonlarını.
Offline takılan diyeyim.
Offline takılan yetişkinlerde yalnızca 2 hafta içerisinde katılımcıların %91'inde dikkat, psikolojik iyi oluş ve uyku kalitesinde anlamlı iyileşmeler tespit edilmiş.
Hatta arkadaşlar bir haftalık tam bir dijital detoksun bile Depresyon ve uykusuzluğu ciddi bir şekilde azalttığı görünmüş.
Beyin çürümesi kalıcı bir şey değil arkadaşlar.
Çünkü beynimizin biliyorsunuz mucizevi bir özelliği var.
Nöroplastisite. Yani kendi kendini yenileyebilme özelliği var.
Bunu duydunuz diye oh be o zaman devam edelim hayatımıza demeyin.
Şimdi bu nöroplastisite sayesinde beynimiz kendini yeniliyor dedim ya.
Şöyle beynimiz yeni bağlantılar kuruyor ve iyileşmesi yaklaşık 8 hafta sürüyor.
Peki bu süreçte neler yapacağız?
Algoritma detoksu mesela.
Bunu yapabiliriz. Sosyal medyada karşımıza çıkan kalitesiz leş içeriklere, kısa içeriklere ilgilenmiyorum deyin arkadaşlar.
İlgilenmiyorum tuşuna basın. Algoritmanızı eğitmeye çalışın.
Bunu yapabilirsiniz. Kısa kısa videolar izlemek yerine gidin dizi izleyin, film izleyin, belgesel izleyin, uzun şeyler izleyin tamam mı?
İlla bir şey izleyeceksiniz. Daha zengin, daha böyle kaliteli, uzun formatlı içerikler izleyebilirsiniz.
Slot makinesi uygulamalarını yani kumar mantığı.
ile çalışan TikTok, YouTube Shorts, Instagram Reels bilmem ne bunları silin gerekiyorsa ya da sınırlandırın arkadaşlar.
Benim zaten TikTok'um yok.
YouTube'da da Shorts'ları kapattım arkadaşlar.
Göremiyorum. Shorts sınırına ulaştığınız yazıyor ekranda.
Bir şey göremiyorum yani. Instagram'a işim gereği giriyorum.
Dikkat etmeye çalışıyorum öyle söyleyeyim.
Şimdi uzmanlar beynimizdeki dopamin reseptörlerinin yeniden duyarlı hale gelebilmesi için ve normal hayattan artık tekrar zevk alabilmemiz için en az 30 günlük aşamalı bir Teknoloji orucu öneriyor ama dediğim
gibi çalışmalar sadece 1-2 haftalık o detoksun bile çok iyi geldiğini söylemiş.
Mindfulness yani farkındalık meditasyonları yapın deniliyor arkadaşlar.
Günde 10 dakika bile yapsanız kar yani beynimize iyi geliyormuş.
Telefonu her elimize alışımızda şöyle bir 3 saniye durun.
Anda kalın. Ne yaptığınızın bilincinde olun.
Otomatik olarak girmeyin yani.
Uygulamaya basmayın. 3 saniye bekleyin ondan sonra yapın ne yapacaksanız.
Klinik düzeyde bir bağımlılığınız varsa bilissel davranışlı terapisi programlarından destek almanız öneriliyor arkadaşlar.
Şimdi bu bölümü sonuna kadar zaten geldiyseniz kaç dakika konuştum bilmiyorum.
Bence bu bile çok iyi bir şey.
Bu arada bölümlerimi tamamlama oranınızı görüyorum.
Çok yüksek bazı bölümler %100.
Buradan teşekkür ediyorum bunun için.
Beni dinlediğiniz için yani sonuna kadar.
Bu kadar dakika dediğim gibi odağınızın Bir yerde kalabilmesi, bende kalabilmesi, beni dinleyebilmeniz bile bence mucize.
Şimdi bu konuların devamı gelecek arkadaşlar.
Sosyal medya bağımlılığı üzerine daha fazla konuşmak istiyorum.
Çünkü bu bir illet farkındayım.
Hani nasıl ki uyuşturucuyla ilgili konuşuyoruz.
İşte o bağımlılıkla ilgili neler yapabiliriz.
Bu bağımlılıkla ilgili sigarayı ne yapabiliriz bunları konuşuyoruz.
Bu da çok büyük bir bağımlılık.
Sosyal medya bağımlılığı çağımızın en büyük illetlerinden birisi.
Dediğim gibi devamı gelecek ama bu bölümden sonra lütfen dikkatimizi kim çaldı diye bir bölümüm var.
Onu lütfen dinleyin arkadaşlar. Bu konuyla ilgili uzun uzun konuşmuş olduğum bir bölüm.
O zaman ne diyoruz?
Beynimizi daha fazla çürütmeyelim.
Zavallı beynimizi kurtaralım arkadaşlar.
Umarım bu operasyonda başarılı olabiliriz.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Siz de zihninizi dinlendirmek, dijital gürültüyü susturup kendinize odaklanmak isterseniz OSB dinleyicilerine özel MOLA30 koduyla terapindeki ilk seansınız Temmuz sonuna kadar %30 indirimli
olacak. Detaylar açıklamalardaki link de sizleri bekliyor.
Hoşçakalın, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
