
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur.
Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için: https://s.evital.app/osb50
OSB50 koduyla ilk psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %20 indirimli.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün şekersiz 38'imizin 33.
gün arkadaşlar ve umarım okçular tepeyi terk etmemiştir.
İlk kez gelenler için ben böyle ara ara takipçilerimle şekersiz 21 gün yapıyorum.
Böyle yılda 3-4 kere falan yapıyoruz ve çok çok iyi dönüşler alıyorum.
Bu 21 günlük periyodda asla rafine şeker, gizli şeker ve paketli gıdalar tüketmiyoruz.
Ve tabii kek, poğaça, kurabiye gibi şeyleri söylememe gerek yok.
Bu arada normalde bunları söyleyince bile canım çeker ama çekmiyor şu an çok enteresan.
Sanırım yemedikçe yemedikçe insan alışıyor.
Yani tamamen sağlıklı beslenmeye çalıştığımız 21 günler yapıyoruz.
Neden 18 gün değil de 21 gün falan diyorsanız.
Bu da şey gibi oldu. Gibi de Yılmaz mı diyordu?
Seni 14. yumurtada durduran şey neydi diye.
Onun gibi oldu. Şimdi arkadaşlar niye 21 gün?
Bunu klişe duymuşsunuzdur.
Bir alışkanlığın oturabilmesi için en az 21 gün gerekiyor diyorlar uzmanlar.
Ve fakat şöyle bir durum söz konusu ki.
Said but true 66 günmüş arkadaş.
21 gün değilmiş.
Şimdiden geçmiş olsun hepimize.
Yakında Şekersiz 66'ya başlarız.
38'i yapmışız değil mi?
66 ne? Az kaldı oralara.
Bunu neden yapıyoruz? Hem irademizi hem nefsimizi.
Altınçlarım nefsimizin kontrolü çok önemli.
Hem de sağlığımız için tabii ki.
Çünkü biraz olsun bence bedenimizi arındırmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Bu konu hakkında eğer dinlemek isterseniz iki bölümüm var.
Şekersiz 21 gün nedir?
Nasıl yapılır? O bölümde detayları anlatıyorum.
Merve bunları nereden paylaşıyorsun diyorsanız eğer sadece beni buradan dinliyorsanız, Instagram'dan takip etmiyorsanız edin arkadaşlar.
Çünkü bu şekersizde paylaşımlar yapıyorum.
motive etmek için. Hatta şimdi aklımda bir şey var.
Bunu daha da böyle güçlü bir şekilde yapmayı düşünüyorum.
Belki 66 gün yaparız bilmiyorum.
Ama sporla destekleyeceğim.
Neler yiyebiliriz? Böyle günlük tarifler vs.
Böyle bir şeyler var kafamda.
Umarım yapabilirim.
Tabi diyetisyen arkadaşlarımdan da destek bekliyorum bu noktada.
Tarifler konusunda neler yapabiliriz?
Nasıl ilerlemeliyiz? Sizlerden destek bekliyorum.
Uzmanlardan. Şimdi öncelikle başlamadan önce şunu söylemek istiyorum.
Bu bölümde duygusal yeme ve aşırı yeme davranışları üzerine konuşacağım.
Ve bu bölümde yer alacak içerikler geçmişte yeme bozukluğu yaşamış olan dinleyiciler için tetikleyici.
Hiç kimseyi üzmek ve kırmak niyetinde asla değilim.
O yüzden bu bölüm için en baştan sizleri uyarmak isterim.
Dilerseniz sizler bu bölümü dinlemeyin arkadaşlar.
Şimdi başlıyoruz. Duygusal yeme ne demek?
Kısaca şu demek. Öfke, üzüntü, korku, utanç gibi böyle negatif duygularla yemek yiyerek baş etmeye çalışmak.
Nasıl böyle alkolikler bu duyguları yaşayınca koşarak alkole sığınıyorlarsa, duygusal yeme bozukluğu olan insanlar da...
Yemeğe saldırıyor. Abur cubura falan saldırıyor değil mi?
Ne oluyor sonra? Geçici bir rahatlama sağlıyor bu.
Ama sonrası tabii derin bir pişmanlık.
Ben de böyle çok uçlarda yok ama ara ara geldiğini hissediyorum ki zaten profesyonel bir tanı almadım.
Hani kendimce öyle olduğumu düşünüyorum.
Şöyle söyleyeyim. Bir Sibel Can bir ben.
Bu kadar kilo alıp bu kadar veren bir insan olamaz ya.
Ve bu öyle 2-3 kilo değil arkadaşlar.
Bazı şeyler 2 kilo aldım.
Böyle ağzına kürek de burasım geliyor.
Bir sus ya. Ben 10 kilo almışım bir yılda.
Kilo al 10 kilo ver.
Gerçekten bakın benim kilo mehter marşı gibi.
İki ileri bir geri, iki ileri bir geri.
Bir geli bir geli.
Bunu söyleyen kimdi ya?
Neden benim aklımda böyle bir şey var?
Şimdi ciddi olalım.
Bugün bu konuya bir profesyonel gözüyle el atacağız.
Profesyonel ne ya? Profesyonel gözüyle el atacağız.
Psikolog Doreen Virtue arkadaşlar.
Bu konuyla ilgili bir kitabı var.
Eğer böyle bir sorun yaşıyorsanız bu kitabı da buradan önermiş olayım.
Çünkü benim burada anlatabileceklerim kısıtlı.
Duygusal açlık yani önlenemez yeme arzusu diye bir kitabı var.
Bir de arkadaşlar aklıma gelmişken bu konuyla ilgili Fatih Altaylı'ya konuk olan psikoterapist doktor Feyza Bayraktar.
Onu da bir dinleyin derim. Gerçekten çok değerli bilgiler veriyor.
Hadi o zaman başlayalım. Şimdi bu konuyla ilgili tabii pek çok kaynak var.
Ben neden Doreen'i seçtim?
Kendisi de aşırı yeme atakları geçiriyormuş.
Hayatının bir döneminde sürekli dondurma yediğini söylüyor ve sürekli ekmek yediğini söylüyor.
Ve fazladan 22 kilom vardı diyor arkadaşlar.
Ve çok önemli bir şey söylüyor.
Diyor ki kilo kaybını kalıcı kılmanın iç huzuru belli bir seviyede muhafaza etmeye bağlı olduğunu yaşayarak öğrendim diyor.
Yani kilo kaybı eşittir iç huzurun dengesi.
Bence bu kısım çok önemli.
Çünkü bazılarımız için kilo vermek değil o kiloyu geri almamak bence en zoru.
İşte ben de onlardan biriyim.
Kardeşlerim çok sık kilo alıp veriyorum dediğim gibi ve bu hiç iyi bir şey değil.
Dorian aslında bir hastanede alkol ve madde bağımlılığı sahasında çalışıyor en başta ve şunu fark ediyor.
Hastalarının her birinin işte uyuşturucu seçimi.
Tıpkı kendi kişiliklerine benziyor.
Ve sonra şunu fark ediyor.
Aşırı yeme bağımlılığında yemeği seçtiğimiz şeyler aslında bizim psikolojimiz hakkında çok fazla şey söylüyor.
Ve Doreen uyuşturucu bağımlılarıyla çalışırken onları yargıladığını fark ediyor arkadaşlar.
Ve onları yargılarken aslında diyor kendimi hiç görmüyordum.
Kendime kördüm. Çünkü kendisi her akşam işten çıkıyor ve koşarak en yakındaki dondurmacıya gidiyor.
Deliler gibi dondurma yiyor gizli saklı.
O da aslında bağımlı arkadaşlar.
Bir yeme bağımlısı. Ve kendi kendine ne kadar iki yüzlü olduğunu düşünüyor o an.
Çünkü oradaki bağımlılar en azından durumlarını kabul etmişler ve iyileşebilmek için, bağımlılıklarından kurtulabilmek için tedaviye gelmişler.
Bir yardım arıyorlar değil mi?
Ama diyor ben ne yapıyorum?
Ben de bir bağımlıyım sonuçta.
O zaman diyor benim de iyileşmem lazım.
Peki Dorian'i bu kadar aşırı yem...
Neden kendini sürekli aç hissediyor?
Çünkü arkadaşlar diyor ki içimden gelen bir ses bana Evliliğimde ve kariyerimde bir değişiklik yapmamı söylüyor.
Ama ben ne yapıyorum?
Duyduklarıma inanmaya bile korkuyorum.
O yüzden o iç sesimi yiyeceklerle bastırmaya çalışıyorum diyor.
Ve nihayetinde o iç sesini yemekle boğup öldürmek yerine o iç sese kulak veriyor ve hayatı tamamen değişiyor.
Bu arada eşiyle böyle mutsuz bir ilişkileri var.
Eşinin ona karşı hiç güveni yok.
İşte psikolog olmak istediğini söylüyor ama işte sen ne anlarsın vesaire vardır ya öyle tipler.
Böyle bir baskılı yok. kadını.
Kadının kendine olan özgüveni yok.
Özgüvenini kaybediyor. Evliliğin içerisinde kayboluyor.
Ve diyor ki kendimi hayatında daha az para ya da daha az aşk olan şişman, mutsuz bir kadından bol arkadaşı olan sevgi dolu, maddi durumu yerinde bir psikoterapiste
dönüştürdüm diyor. Dediğim gibi aslında bu Bir dönüşüm hikayesi bir yandan da.
Sonra da yeme bozukluğu meselesine hayatını adıyor.
Ve diyor ki arkadaşlar gereğinden fazla yemekten normal yemeğe geçme yolculuğu hiç kolay değil.
Ama bu bir gereklilik.
Çünkü benim için bu bir yağ hücresi içinde hapsolmakla hafif bir beden ve geniş bir ruhun içinde özgür olmak arasındaki bir seçimdi diyor.
Şişmanlık ruhsal bir sorundur diyor arkadaşlar.
Neden? Çünkü iştahımız da dahil olmak üzere Bedenimizin iç huzur düzeyimizi yansıttığını söylüyor.
Burayı tekrar ediyorum. Bedenimiz iç huzur düzeyimizi yansıtıyor arkadaşlar.
Ve aşırı yeme duygusunun iki nedene dayandığını söylüyor.
Duygusal açıdan daha iyi hissetme arzumuz ya da enerji düzeyimizi değiştirme isteğimiz.
Ama bugün bahsettiğim bu ani yeme arzusu o ani gelen ataklar var ya fiziksel değil arkadaşlar.
Duygusal ya da enerjik bir ihtiyaca dayanıyor ki biz bugün duygusal boyutunu konuşuyoruz.
Vücut geçici de olsa içsel dengeyi sağlayabilmek için bu yiyecekleri istiyor.
Şimdi arkadaşlar vücudumuzun ve zihnimizin rahat ve sağlıklı bir denge sağlama sürecine homeostaz deniliyor.
Ve bu homeostatik dürtü bize üşüdüğümüz zaman hırka giymeyi, susayınca su içmeyi, yorulunca da uyumamızı söylüyor.
Peki huzurumuz kaçınca ne oluyor?
Bilin bakalım. İç sesimiz ne yapıyor?
Bizi bu rahatsızlık veren sorunu bir an önce çözmemiz için bizi harekete geçiriyor.
İşte bazılarımızın o anda baş etme mekanizması.
Nasıl devreye giriyor? Aşırı yiyerek değil mi?
İştahımız arzuladığımız duygu ve enerji durumuna geri dönmemizi sağlayacak olan besinleri çok iyi biliyor.
O yüzden de biz onlara koşuyoruz.
Mesela ben hemen tatlı şeylere sarılıyordum önceden.
Ya da işte unlu şeyler, poğaçalar, simitler, ekmekler falan.
Ama 33 gündür we are clean.
Bu arada arkadaşlar biz tabii kafamıza göre yapıyoruz.
Bu işin profesyoneli değiliz.
Elbette beslenme uzmanlarından destek almamız çok daha iyi olur bizim için.
Merve benim vaktim mi var işten çıkıp eve kendimi zor atıyorum diyenler ya da işte çocuğum var çok zor dışarı çıkıyorum nasıl bir beslenme uzmanına danışayım diyenler varsa aranızda şimdi size old takipçilerimin
çok iyi bildiği ve çok da sevdiği dijital bir sağlık platformu Evital'dan bahsediyorum tabii ki.
Dijital olduğu için dilediğiniz uzmandan randevu saatinizi kendiniz oluşturabiliyorsunuz ve sağlık profesyonelleriyle online bir şekilde internetin olduğu her yerde görüşebiliyorsunuz.
Evinizin konforunda bir sağlık uzmanıyla görüşmenin değeri gerçekten pahalı bir şey demez.
Bir de hep söylüyorum bir teşhis aldığımız zaman bazen sonucumuzu tek bir uzmana değil birkaç uzmana danışmamız gerekiyor.
Bunun için de harika bir çözüm önerisi olduğunu düşünüyorum Evital'in.
Bence sağlığı çok daha erişilebilir bir hale getiriyor.
Avantajlı seans paketleri de var.
Taksit imkanı da var.
Yani bütçenize dost olan seçenekler mevcut.
Bu arada psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığında ilk tek seansta %50 indirim fırsatıyla bir görüşme yapabiliyorsunuz.
Evital'deki tüm sağlık profesyonellerinin diplomaları Sağlık Bakanlığı onaylı arkadaşlar.
Bence bu çok önemli bir detay.
Alanında uzman doktorlardan, profesörlerden tutun.
her alanda bir sağlık uzmanı var.
Bize özel kodumuz var arkadaşlar.
OSB50. Bu kodla görüşmelerinizi %50 indirimli bir şekilde planlayabiliyorsunuz.
Bu kodu da hemen şimdi açıklamalara bırakıyorum.
OSB50. Evital hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Şimdi karnımız duygularımızın merkezi gibi arkadaşlar.
Şöyle bir düşünün. Aşık olunca ne oluyor?
Merve bilmiyoruz ki hiç olmadık.
O ne? Yeniliyor mu içiliyor mu aşk nasıl bir şey?
Şimdi arkadaşlar aşık olunca midenizde kelebekler uçuşuyor değil mi?
İştahınız kapanıyor falan. Ama bence düzenli ilişki insana kilo aldırıyor.
Ve bu benim görüşüm Dorin demiyor.
Katılanlar yazabilir mi lütfen?
Şimdi arkadaşlar stres olunca karnımız ağrıyor değil mi?
Aşık olunca kelebekler uçuyor falan.
Yani hoşumuza gitmeyen bir şey olduğunda ne diyoruz?
Ben bunu içime sindiremem diyoruz.
Bakın sindiremem.
Ben bunu yutmam. Karnımda kelebekler uçuşuyor.
Vesaire vesaire. Ne var burada?
Hep işin içinde karnımız var.
Dikkat ettiniz mi? O yüzden iç sesimizin üzerine yiyecek dökmeyelim.
Ona kulak vermemiz gerekiyor.
Bu arada burada anlattıklarım Dori'nin bu yeme arzusunu yorumlaması.
Elbette konuya çok daha farklı yaklaşan uzmanlar vardır arkadaşlar.
Ben bugün dediğim gibi onu tercih ettim.
Çünkü hem bu işin içinden geliyor hem yaşamış bunları hem de uzun seneler bu konuya kafa yormuş bir uzman.
önlenemez yeme istekleri arasındaki ilişkiyi araştıran çok sayıda uzman var.
Mesela işte British Columbia Üniversitesi'nde bir araştırma yapılıyor.
Deneklerden kendilerine işte öfke, sıkıntı, bıkkınlık, depresyon, yalnızlık, öfke ve neşe dahil olmak üzere 20 farklı duygu içinde hayal etmeleri isteniyor.
Ve denekler bu duyguların her birini yaşadığını hayal ederken tam o anda onlara ne yemek istediklerini soruyorlar.
İşte yalnızlığı hayal ediyor.
Tamam diyor şu an ne yemek istersin?
Ne şeyi hayal ediyor? Ne yemek istersin?
Soruyorlar. Ve çıkan sonuçlar istatistiksel olarak oldukça kayda değer.
Çünkü tercih edilen yiyeceklerden her biri tutarlı bir şekilde o duygulardan birine denk geliyor.
Az sonra bunları açacağım ama mesela...
Endişe duygusu hem sağlıklı hem de sağlıksız türde abur cubur yemek için aşırı bir arzu yaratıyor.
Sevgi ve mutluluk duyguları tatlı yemek için çok güçlü bir istek uyandırıyor.
Bunlar saplanıyor arkadaşlar. Şimdi önlenemez yeme isteği diye bir şey var arkadaşlar.
Bu ne demek? Belli bir yiyecek türüne karşı saplantılı bir arzu.
Şimdi Doreen diyor ki kilo fazlalığımızın sebebi yiyecekler hakkındaki bilgisizliğimizden kaynaklanmıyor.
Hatta şu da gözlemlenmiş çok fazla kilosu olan insanların bu konu hakkında çok fazla bilgisi olduğu da gözlemlenmiş.
Yani sağlıklı beslenme konusunda onlar diğer insanlardan çok daha bilgili.
Yani bu insanlar bilgisizlikten dolayı bunları yapmıyorlar.
Sonuçta çoğumuz dev bir hamburgerle ne bileyim bir demet brokolinin asla aynı şey olmadığını çok iyi biliyoruz değil mi?
Peki olay ne o zaman?
Yani bizim asıl kilomuzu belirleyen şey ne?
Yeme arzumuzun boyutu.
Altını çizerim. Asıl kilomuzu belirleyen şey yeme arzumuzun boyutu.
İşte bugün bahsettiğim konu.
Peki ne yapacağız bu boğazımıza?
İnsanın başına ne gelirse boğazından geliyor.
İştahımızı ne yapacağız?
Ya geçen arkadaşlar geri gelmişken Instagram'da bir videoya denk geldim.
Bir hanımefendi kan kanseri ve diyor ki önceden bu hastalığa yakalanmadan önce hep iştahımdan şikayet ederdim.
İşte diyetler vesaireler çok uğraştım diyor.
Ama... Şunu anladım ki bu hastalık sürecinde bir insanın iştahının olması, bir şeyler yemeye istek duyması bu bile bir nimetmiş dedi.
Çok etkilendim bunu sizlerle paylaşmak istedim.
Gerçekten iştahımız bir nimet arkadaşlar.
Evet onu kapatmaya çalışıyoruz ama doğrusu bu değil diyor Doreen.
İştahınızı kapatmaya çalışmayın diyor.
Bu güzel bir şey. Bir insanın iştahının olması güzel bir şey.
Sağlıklı olduğunu gösteriyor.
Fakat buradaki olay bizim iştahımızı iyileştirmeye çalışmamız tamam mı?
Kapatmaya değil. iyileştirmeye çalışacağız.
Şimdi size çok şaşırdığım bir bilgi vermek istiyorum.
Dory'in iştah ve yeme arzularını araştırmaya başladığında ne fark etmiş biliyor musunuz?
Besinlerin psikoaktif bileşenlerinin çoğunun reçeteli ve yasa dışı maddelerin içerikleriyle aynı olduğunu.
Mesela çikolatada bulunan fenilitalamin eskiden MDMA ilacının ana maddesiymiş.
Bugün onu biz MED ya da X adı verilen o lanet uyuşturucu maddenin içerisinde biliyoruz.
Ya da Kabuklu kuru yemişler, kahve, turşu, eski kaşar ve daha pek çok gıdanın bileşeninde tiramin ve pirazin adı verilen maddeler var ki bunlar antidepresan ilaçlarında kullanılıyor.
İşte o yüzden yeme bağımlılığı çok isabetli bir isim seçimi.
Biz de böyle böyle bağımlı oluyoruz herhalde.
Şimdi arkadaşlar duygusal sorunlarımızın farkına varmadan onları görmezden gelerek bu yeme bağımlılığını aşamayız.
Bunu bilin. Şimdi dikkat edin duygusal sorunlarımız değiştiği zaman yeme isteklerimiz de değişiyor.
Aşırı yeme isteğimiz çoğunlukla...
eğlenceye, heyecan ya da sevgi gibi karşılanmayan ihtiyaçlardan kaynaklanıyor.
Hatta bir araştırmaya göre çok yüksek kilolara sahip olan denekler endişe anında yemeğe sığınıyorlar ama daha normal kiloda olanlar yiyeceklerden uzak duruyorlar endişe anında.
Bağımlılık düzeyinde fazla yiyen insanların hayatında çok yoğun bir stres olduğu gözlemlenmiş arkadaşlar.
Deneklerin ne kadar çok kilolu olurlarsa yeme ihtimallerinin o kadar çok yüksek olduğu saptanmış.
Ve duygusal aşırı yemenin altında 4 temel duygu var.
Korku, öfke, gerginlik ve utanç.
Ama en çok da korku arkadaşlar.
Şimdi bunları biraz açmak istiyorum.
Korku eşittir buradaki korku.
Özgüvensizlik olabilir. Diken üstünde olmak olabilir.
Terk edilme korkuları olabilir.
Kontrol kaybı olabilir.
Cinsel korkularınız, endişeleriniz, kaygı, depresyon bunlar korku başlığı altında.
Öfke... Başkasına karşı olabilir arkadaşlar.
Bir adaletsizliğe karşı olabilir.
Kendinize öfkeli olabilirsiniz.
İhanete uğramış hissediyor olabilirsiniz.
İstismar edilmiş hissediyor olabilirsiniz.
Gerilim, stres, hüsran, hayal kırıklığı, eski kızgınlıkların artık üzücü bir hal alması ya da kızgınlık, kıskançlık, sabırsızlık, eğlence eksikliği, habire çalışmak olabilir.
Utanç, kendini suçlamak, öz saygı azlığı, kendinden nefret etmek ve kendi kabiliyetine inanmada eksiklik.
Başkalarının sizi sevmeyeceğini zannetmek yani değersizlik inancına çıkıyor.
Şimdi bunlar çok güçlü duygular.
Dört temel duygudan bahsettik ve görmezden gelirsek eğer bu duyguları bunlar ortadan kaybolmuyor.
Daha da yoğunlaşarak geliyor.
Ben mesela dikkat ettim.
Genelde böyle aşırı stresliyken yemek yemek istiyorum ve tatlı şeylere saldırmak istiyorum.
Abur cubur yemek istiyorum. Mesela şu an yemiyorum böyle şeyler şekersiz yaptığımız için.
Bu sıralar kajuya çok fena sardım.
Bakın çiğneme böyle. Onlardan bahsedeceğim az sonra.
Kuru yemişim bile bir anlamı varmış ve evet doğru bence.
Şimdi arkadaşlar size duygusal açlığın 8 özelliğinden bahsedeceğim.
Bunlar çok önemli. Bunları şimdi duygusal açlıkla fiziksel açlığı karıştırmayalım diye anlatıyorum.
Duygusal açlıkla fiziksel açlığı nasıl ayırt edeceğiz?
Duygusal açlık çok ani bir şekilde geliyor.
Mesela bir dakika önce aklınızda yemek yemek yok ama bir dakika sonra açlıktan ölüyor gibi hissediyorsunuz.
Bu gerçek değil. Ama fiziksel açlıksa bu kademeli gelir.
Yani mideniz guruldar böyle yavaş yavaş gelir.
Böyle aniden bastırmaz tamam mı?
Duygusal açlık belli bir yiyeceği arzular.
Yani o anda onu yemeniz lazım.
Ölü verecekmiş gibi hissediyorsunuz.
Çok yoğun bir çikolata isteği.
Yok pizza yemem lazım.
Şu anda makarna yemem lazım.
Ya da işte herhangi bir şeydir böyle saplantılı.
Herkesin düştüğü bir yiyecek vardır.
Benimki notlar bilir. Hadi bilenler yazsın.
Bu arada vereliler.
Merve neye aşarar?
Şimdi arkadaşlar duygusal açlık.
Açlıkta dediğim gibi o belli yiyeceği yemek istersiniz.
Ona ihtiyacınız vardır. Saplantılısınızdır.
Böyle aş eriyormuş gibi bir hal.
Ama fiziksel açlık öyle değil.
Böyle oradaki yiyecek tercihleriniz esneyebilir.
Hani arkadaşınıza dersiniz ya çok açım ya ne varsa yiyelim hadi gibi bir şey.
Ne varsa yenilebilir çünkü açsınız.
Şimdi duygusal açta dayalı yeme isteği ağız ve akılda başlıyormuş arkadaşlar.
Yani o arzuladığınız yiyecek her neyse işte onun böyle sinemada fragman döner ya.
Kafanızda o yiyecek dönüp duruyor sürekli.
Fiziksel açlık da öyle değil.
Fiziksel açlık mideye dayalıdır.
Duygusal açlık ağız ve akılda başlıyor.
Şimdi fiziksel açlıkta midenizde böyle bir boşluk hissediyorsunuz arkadaşlar.
Duygusal açlık sizi hemen şimdi yemeye zorlar.
Bakın şu anda yemeliyim o neyse.
Anında o açlığı, o yiyecek ile yatıştırma arzusu vardır orada.
Ama fiziksel açlık daha sabırlıdır.
Hani böyle biraz bekleyebilir.
Duygusal açlık üzücü bir duyguya eşlik eder.
Atıyorum böyle eşinizle tartıştınız, patronunuzla bir problem yaşıyorsunuz.
Ondan sonra gelebilir hızlı bir şekilde.
Fiziksel açlıkta ise son öğününüzün üzerinden işte 4-5 saat falan geçmiştir.
O yüzden gelir. Yani aşırı acıkırsınız, başınız döner, eliniz titrer, halsizlik yaşayabilirsiniz.
Bunlar fiziksel açlık. Duygusal açlıkta otomatik bir yeme vardır arkadaşlar.
Yersiniz ama yediğinizin farkında değilsinizdir.
Dalgınsınızdır o anda. Hani mesela az önce bir paket bisküviyi bitirmişsinizdir ama hiç farkında değilsinizdir.
Bir bakmışsınız paket elinizde kalmış.
Fiziksel açlıkta öyle değil.
Yani o çatalda, o tabakta ne olduğunun gayet farkındasınızdır.
Daha bilinçlisinizdir.
O bisküviden 2-3 tane yiyeyim kaldırayım diyebilirsiniz.
Paketi yemezsiniz. Kendinizi durdurabilirsiniz.
Duygusal açlık vücut doluyken bile kesilmez arkadaşlar.
Hani bir civciv var ya. Tokum ama yerim diyor.
Onun gibi olursunuz. Çünkü duygusal aşırı yeme acı dolu duyguların üzerine örtme arzusundan kaynaklanır diyor Doreen.
Rahatsızlık veren duygularınızı köreltebilmek için kendinizi böyle tıka basa dolduruyorsunuz.
Ve mideniz dolduktan sonra bile yemeye devam ediyorsunuz.
Mideniz ağrısa bile yemek istiyorsunuz ikinci üçüncü porsiyonu.
Fiziksel açlıkta böyle bir şey yok.
Fiziksel açlıkta doyduğunuz anda duruyorsunuz artık.
Duygusal açlıkta yemeğe ilişkin suçluluk duygunuz çok yüksektir, dikkat edin.
Yedikten sonra pişman olursunuz.
İşte yarın daha az yiyeceğim, şöyle yürüyeceğim, böyle yapacağım, bunu telafi edeceğim dersiniz ama yalan, hikaye onlar.
Nereden biliyorsun Merve? Aman Emrah üzümü niye de bana sorma.
Ama fiziksel açlıkta böyle suçlulukmuş, utanmaymış bunlar olmaz.
Acıktım kardeşim, yedim, doydum, kalktım dersiniz.
Tamam mı? Normal yedim, anormal yemedim.
Niye suçlu hissedeyim değil mi?
Kısaca böyle arkadaşlar bu ayrım.
Dikkat dikkat. Lütfen elinizdeki çikolata paketlerini şimdi sakince yerine bırakın.
Devam ediyoruz. Peki ne yapacağız?
Geçen bir adam isyan ediyordu.
Bilim adamları, bilim insanları bir bize el atın.
Bize bir yol gösterin, bir çözüm bulun.
Bırakın teknolojiyi.
Bizim iştahımıza bir çözüm bulun.
Şimdi arkadaşlar bu duygusal açlığı azaltmanın 5 yolu var.
Birincisi 15 dakika bekleyeceksiniz tamam mı?
O açlık hata geliyor ya bekleyin.
İkincisi o yiyecekten uzaklaşın.
Ben uzaklaşamıyorum diyorsanız mutfağı falan terk edin bulunduğunuz yere.
Gerekirse evden çıkın gidin.
Üçüncüsü dişlerinizi fırçalayın.
Koca bir bardak su için üstüne.
Çünkü bazen susuzluğumuzu açlıkla karıştırıyoruz.
Dördüncüsü şöyle durup bir kendinize sorun.
Benim şu an hissettiğim duygu tam olarak ne?
Ben korkuyor muyum? Öfkeli miyim?
Birine mi sinirlendim? Gerildim mi?
Utandım mı? Ben ne yaşıyorum?
Bakın. Bu en önemli konumuz bugün.
Çünkü duygusal açlık yani bize acı veren bir gerçek, bir düşünce ya da bir duygumun farkında olmaktan kaçıyorum.
Duygusal açlık bu. Ya da bu bana böyle kötü hissettiren duyguları gizlemek için hissedilen zorunlu bir ihtiyaca yansıtıyor bu.
Kendimize ne hissettiğimiz konusunda eğer dürüst olabilirsek işte o zaman saklanmak için o buzdolabına koşmanın gereğini hissetmeyeceğiz.
Beşincisi o dört duygunun yerine kendimizi sevmeyi koymalıyız diyor Dorian.
Mesela bunu şöyle düşünün.
Aşık olduğunuzda ne oluyor?
Aşırı yemek aklınıza gelmiyor değil mi?
Onu bir anımsayın. O zaman ne yapıyoruz?
Kendimizi sevince de aynı şeyi yaşıyoruz.
Ve unutmayalım bedenimiz bir...
Çöplük değil. Ona iyi bakmamız gerekiyor.
Şimdi arkadaşlar Instagram'da size bir test yapacağım.
Duygusal yeme tarzınızı öğrenmeniz için yapacağım bu testi.
Şimdi 5 çeşit duygusal yeme varmış arkadaşlar.
Birincisi tıkınırcasına yemek.
Şimdi bunlar ya hep ya hiç grubu.
Yani belli yiyecekler var onları tetikliyor.
İşte genelde bunlar tatlılar, makarnalar, ekmekler gibi.
Çoğunlukla işte rafine beyaz un ya da rafine şeker.
İkincisi ruh haline göre yiyenler.
Bu gruptakiler güçlü duygularına tepki olarak aşırı yiyorlar.
Mesela Dorian diyor ki genellikle çok merhametli, çok anlayışlı, fedakar olan, başkalarına yüksek saygısı olan duyarlı insanlar diyor bu gruptadır.
Hatta bu insanlar genellikle işte öğretmenlik, danışmanlık.
Tıp gibi insanlara böyle yardım eden belli işlerde çalışıyorlarmış.
Bunlar ruh haline göre yiyenler.
Ruh haline göre yiyenler başkalarının duygularına kendilerini öyle bir kaptırıyorlar ki kendi duygularına kör kalabiliyorlar.
Üçüncüsü öz saygıdan yiyenler.
Şimdi bu gruptakiler kişiler arası ilişkilerde zorlananlar.
Genelde böyle... İşte yiyecekler, kitaplar, hayvanlar, filmler gibi şeylerle işte insanlarla olduğundan çok daha ilgilidir bu gruptakiler.
Doreen diyor ki öz saygıdan yiyenlerin çoğu duygusal, psikolojik ya da cinsel istismara uğramış olabilirler ve yiyecekleri dost edinmişlerdir.
Dördüncüsü stresten yiyenler.
Bu kişiler genelde işte iş ya da aşk hayatındaki tatminsizlikten dolayı aşırı yiyorlarmış.
Her ikisini de değiştirmemiz takdir edersiniz ki zor.
Ne yapabiliriz? İşte egzersiz olabilir, biraz hayatınıza eğlence katabilirsiniz, boş zaman yaratmaya çalışabilirsiniz kendinize, açık havada zaman geçirebilirsiniz ya da maneviyat, meditasyon gibi böyle işte olumlu duygularla
donanmaya çalışabilirsiniz.
Ve son grubumuz çığ etkisinden yiyenler bunu...
Bir dağın tepesinden kopan bir kar tapunun aşağı doğru hızlanarak yuvarlanışı ve çığ etkisi yaratması gibi düşünün.
Mesela şöyle bir iki hafta kendinizi inanılmaz kasıyorsunuz.
Tamam böyle sağlıklı beslenmeler bilmem neler sporlar falan.
Sonra bir tatil bir bayram o iki haftada verdiğiniz kiloları iki günde geri alıyorsunuz.
Yarınlar yokmuşçasına yiyorsunuz.
Bir bakıyorsunuz çılgınca egzersiz yapıyorsunuz.
Bir bakıyorsunuz patates gibi yatıyorsunuz.
Aa bu ben ya. Şimdi bu gruptakilerin ölçüyü dengeyi tutturması lazım tamam mı?
Bu 5 grup böyle arkadaşlar.
Siz hangi gruptasın bana instagramdan yazabilirsiniz.
Ya da işte bu gönderi postumun altına yazabilirsiniz.
Şimdi size çocukluğumuzdaki beslenme şeklimizin aslında bugünümüzü nasıl etkilediğine dair çok çarpıcı bir araştırmadan bahsetmek istiyorum.
Yetişkinler. çocuklar üzerinde besinleri ödül olarak kullandığında ebeveynler size sesleniyorum.
Atıyorum diyorsunuz ki bugün uslu durdun hadi al bakalım sana çikolata.
Sen bu keyfi hak ettin dediğinizde o çocuk ne yapıyor?
O yiyecekleri olumlu duygularla bağdaştırmayı öğreniyor.
Bir de kutlamaları düşünün işte doğum günü, yılbaşı, sevgililer günü vs.
Hep bunlar ne etrafında dönüyor?
Yemek, ziyafet değil mi?
Yani kutlamaları yemekle ilişkilendirerek büyüyoruz.
Yemek yemek, tatlı yemek kutlama gibi değil mi?
Ödül gibi. Doreen diyor ki arkadaşlar aşık olmaya dair çok ilginç bir olgu vardır.
Aşık olunca iştahımız kesilir ve o kadar çok mutlulukla dolarız ki yeme düşüncemiz bir anda kaybolur.
Bana göre bu yiyecek duygu ilişkisinin en güçlü delilidir.
Eğer hayatımıza aşık olursak doğal olarak yemekle ilgilenmediğimizi keşfederiz.
Hayatımıza aşık olmanın yolu ise içgüdülerimizi takip etmekten geçiyor.
Yani duygularımızı bastırmamaktan.
Bir başka araştırmaya göre.
Diyet yapmak kıtlık bilincine yol açarak daha fazla yemeğe sürüklemiyormuş arkadaşlar.
Hep böyle biliyorduk ya senelerdir.
Daha fazla yeme olayı şöyle oluyormuş.
Bir kere bozunca...
Ama nasıl olsa bugün bozdum.
Artık ben bugün istediğimi yiyeyim.
Ondan sonra yarın oluyor.
Dün yemiştim hadi bugün de yiyivereyim diyoruz.
Ve o bir çorap söküyor gibi gidiyor.
Şimdi kalabalık toplantılarda ya da daha büyük böyle yemek davetlerinde hani kısacası yalnız olmadığımız zamanlarda bir tık daha fazla yemeğe meylediyormuşuz.
Bence bu çok doğru. Çünkü ben arkadaşlarımla dışarıda yemek yerken özellikle kız kıza çıktığımız gecelerde yediklerimizin kalorisinin sayılmadığını düşünenler derim.
Siz de benimle aynı fikirde misiniz?
Bir de şey diyorlar ya kimse yokken yediklerimizin kalorisi sayılmıyor.
Kimse görmez. Peki yiyecek seçimlerimizi biz hangi yolla edindik arkadaşlar?
Bu konuyu da önemsiyorum.
Çünkü bugün yediğimiz birçok yiyecek aslında yani birçok yiyecekten zevk almayı bizler aslında ebeveynlerimizden öğrenmiş olabiliriz.
Belki bir rüşvet az önce dediğim gibi belki bir ödül.
Hadi bakalım uslu durdun al sana çikolata.
Şimdi size soracağım soruları düşünmenizi istiyorum.
Hangi beslenme alışkanlıklarımı ailemden görerek öğrendim?
Bir düşünelim. Büyürken ne gibi yiyeceklerle ödüllendirilirdim?
Yiyeceği iyi davranışla bağdaştırmayı öğrendim mi?
Yiyecekler kutlamalarımızın bir parçası mıydı?
Çocukluğumda en sevdiğim yiyecekler arasında bulunan herhangi bir yiyeceği, yeme isteği duyuyor muyum?
Ailemde benden başka bu yiyecekleri seven biri var mıydı?
Bu yeme isteklerini...
O kişiden öğrenmiş olabilir miyim?
Annemle hiç yemek pişirdim mi?
Annemle ve yiyecekle olan yakın ilişkim bugünkü yemek pişirme ve yemeğe dair duyularımı nasıl etkiledi?
Yemek masasında şimdiki yemek yeme biçimimi etkileyen herhangi bir alışkanlık öğrendim mi?
Kardeşlerimle ya da diğer akrabalarımla yemek ya da tatlıdan adil pay alabilmek için hiç yarıştım mı?
Öyleyse o yarışma yeterince yiyemeyeceğim konusunda beni endişelendirmiş olabilir mi?
Neden bunları sordum? Çünkü yiyecek seçimlerimizi edindiğimiz yolları gözden geçiriyoruz burada.
Çünkü yeme alışkanlıklarımızın bazen gerçekten mantığa aykırı olduğunu görüyoruz fakat anlamıyoruz.
Bunlar bizim anlamamıza yardımcı olacak.
Devam edelim. Eğer açık büfelerde böyle yarınlar yokmuş gibi yiyorsanız kantarın topuzunu kaçırıyorsanız bunun da bir nedeni var arkadaşlar.
Birincisi çok çeşitlilik iştahımızı arttırıyormuş fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak arttırıyormuş araştırmalara göre.
Hem de %70'e kadar çok çeşitlilik.
İkincisi paramızın karşılığını almaya çalışmamız.
Buna çok güldüm çünkü bunu gerçekten erkekler çok yapıyor.
İnkar etmeyin beyler.
Ve üçüncüsü yeterince yemediğimize dair korkularımızmış.
Ve bu genelde böyle çok kalabalık ailelerde büyüyen insanlar da oluyor.
Bir de arkadaşlar bayramlarda aldığımız kilolar var.
Önümüz bayram. Ve ne yazık ki vücudumuz yediğimiz yağları vücut yağına dönüştürme işinde hiç tatil yapmıyor.
Aksine arı gibi çalışıyor.
Hatırlatmak istedim. Peki gelelim kişiliğimizin kilomuzu nasıl etkilediğine.
Buna çok şaşırdım.
Size de anlatmak istedim.
Dışa dönük insanlar yani böyle girişken, sıcakkanlı, daha konuşkan, genelde yalnız kalmaktan hoşlanmayan insanlar.
Daha böyle dışa bağımlı sosyal insanlar.
Eğer böyle iseniz arkadaşlar dışa dönükler beslenmelerinde içe dönüklerden daha fazla çeşitlilik istiyorlarmış.
Yağ oranı yüksek ve çok tatlandırılmış gıdalara.
Daha meyillilermiş. İçe dönük olanlar fiziksel olarak acıkınca yemeğe meyilli iken dışa dönükler tam olarak böyle değilmiş.
Mesela atıyorum sabah uyandı.
Henüz acıkmamış. Hatta hiç aç değil.
Arkadaşı diyor ki hadi diyor saat 9 oldu kahvaltı saati.
Kahvaltı yapmalıyız. O da okey.
Hani 9 tamam kahvaltı 9'da edilir.
Hadi edelim. Yani daha çok böyle dışarıdan bir işaretle yiyor bu dışa dönükler.
Dışa dönükler yemek yemekten daha fazla keyif alıyorlarmış arkadaşlar.
Yani öyle söylüyorlarmış. için böyle bir keyifli bir aktivite anlatabildim mi?
Açık büfede dışa dönüklerin kilo alma olasılığı çok daha yüksekmiş ve dışa dönükler hiç canı istemese bile önüne ne koyarsanız atıyorum kurabiye koydunuz o anda hiç aç değil ama ona rağmen o kurabiyeleri
yiyebilir. en altında kolayca bulunan gıdalara karşı koyamayabilirler dışa dönük olanlar.
İçe dönükler bu konuda daha başarılıymış.
Ben bu ikisinin tam ortasındayım arkadaşlar.
Kişilik özelliği olarak en bir word olduğumu düşünüyorum ama yeme konusunda bence dışa dönüğüm.
Şimdi arkadaşlar hayatımızdaki en önemli şeylerden birinden bahsedeceğim size.
Serotonin. Serotonin biliyorsunuz beyinde ve vücutta bulunan bir kimyasal haberci gibi çalışıyor.
Ruh halimizi, uykumuzu, hafızamızı, enerjimizi, iştahımızı ve daha pek çok şeyi düzenliyor.
Mutluluk hormonu olarak tanıyoruz onu.
Eğer serotoninimiz azsa arkadaşlar huysuz olabiliyoruz.
Sinirli, endişeli, öfkeli olabiliyoruz.
Ve tatlılara, karbonhidratlara boğmak isteyebiliyoruz kendimizi.
Beynimizin günlük olarak serotonin üretmesi gerekiyor arkadaşlar.
Çünkü serotonini...
Depolayamıyor beyin ve bir önceki günden kalanı saklayamıyor.
Her gün üretmesi lazım. Kaliteli bir uyku serotonin için çok önemli detaylardan biri.
Peki düşük serotonin seviyesine neden olan etmenler neler?
Şöyle bir bakacak olursak. Birincisi aşırı yaşam stresi.
İkincisi uykusuzluk.
Üçüncüsü uzun süreli diyetler.
Dördüncüsü ise yetersiz güneşi almak.
D vitamininizi mutlaka baktırın arkadaşlar.
Güneş eşittir serotonin.
Güneşi görünce hemen enerji yükselen insanlar var ve oldular bilir ki ben yazdan ve güneşten...
Hiç haz etmem. Ben sonbaharcıyım abi.
Bana yağmur yağacak. O hava beni boğmayacak.
Çünkü ben aşırı beyazım.
Belki inanmayacaksınız ama evin içinde bile güneş kremimi sürüp otururum.
Leki olmaktan korktuğum için.
Pencerenin önünde otururken o gelen güneşe bile zor tahammül ediyorum.
Ama İskoçya'dayken de şey demiştim ya bu yağmurlar dayan lanet gelsin artık.
Mikael de ne yapsa bana yaranamıyor.
Neyse devam edelim. Serotonin eksikliği diyordum.
İşte benim gibi güneş sevmeyenler arkadaşlar.
D vitamini eksik olanlar ki benim hep eksiktir.
Karbonhidrata falan daha böyle meyil edebiliyormuş.
Bundan sonra şey yapacağım. Canım simit çektiğinde, poğaça çektiğinde.
Ay serotoninim düştü bir dakika.
Ya bir şey diyeceğim. Ankaralı olup simit sevmeyen var mı ya?
Ankaralı değilim İzmirliyim ama ben Ankara'ya bayılıyorum.
Aşkım Ankara yani. Bunun için de linç ediliyorum ya.
Sen nasıl bir İzmirlisin falan diyorlar.
Seviyorum kardeşim yani. Neyse gevrek seviyorum tamam mı?
Gönlünüz oldu mu? Şimdi arkadaşlar bunun dışında aşırı alkol alamam.
Yine serotonin düşmanı bu.
Dozunu da içmemiz gerekiyor.
Çünkü alkol bizim REM uykusunda geçirdiğimiz zamanı da azaltıyor arkadaşlar.
O yüzden serotonini etkiliyor.
Ve kadınlar için PMS dönemi tabii ki çikolata ve tatlı atakları geçirmemiz.
Çünkü serotonin düşüklüğü var orada.
Tabi tek sebep bu değil ama bu da sebeplerden biri.
Egzersiz yapmamak arkadaşlar bu da serotonini azaltan detaylardan biri.
Hareketsiz kalmak oldukça düşürüyor.
Bu arada aklıma ne geldi ya?
Geçen sene böyle kendimi iyi hissetmiyordum arkadaşlar.
Kalktım spor salonuna gittim, koştum koştum, yürüdüm yürüdüm bir şeyler yaptım.
Bir çıktım spordan ve içimden çok net bir şekilde şöyle dediğimi hatırlıyorum.
Böyle hava çok güzeldi.
Ne sıcak ne soğuk. Böyle hemen yan tarafta bir kahveci vardı.
Oraya gittim kahvemi aldım.
Çıktım ve şöyle dedim. Ya dedim ne kadar güzel bir gün ya.
Ne dedim saçma sapan şeylere kendini üzüyorsun Merve ya.
Ama bu böyle bir anda oldu.
Yani gerçekten bir ruh hali değişimi yaşamışım spordan sonra.
Ve fark ettim ki gerçekten spor sonrası bana inanılmaz bir mutluluk geliyor.
Hani psikolojimi nasıl iyileştireyim diye bir bölümüm var.
Çok seviyorsunuz o bölümü. Dr.
Phil Stutz hastalarına egzersiz öneriyordu hatırlıyorsanız.
Özellikle depresyonda olanlara hareket etmelerini egzersize öneriyordu.
İşte bunun nedenini de net bir şekilde o gün...
Anlamış oldum ve tecrübe etmiş oldum.
O yüzden mutsuzsanız şöyle kalkın, yürüyüşe çıkın, şöyle bir hava alın, hareket edin arkadaşlar.
Gerçekten ruh halinizin nasıl değiştiğine inanamayacaksınız.
Şimdi aklımdan geçenleri hep sizlerle paylaşıyorum.
Şu anda da aklıma niçe geldi ya.
Pos bıyıklı yarım 8 saat yürüyordu ya günde ama yine de mutsuzdu.
Bu konuyla ilgili bir bölümüm var.
Yürümenin felsefesi dinlemek isterseniz.
Peki serotonin düşünce ne oluyor?
Bitkin oluyoruz. Böyle dinç bir şekilde egzersiz yapamayabiliyoruz.
Asabi bir ruh hali, depresyon, baş ağrısı hatta karpal tünel sendromu gibi şeyler yaşayabiliyoruz.
Peki serotonini yükselten gıdalar neler Merve?
Şöyle bir bakacak olursak yumurta çok severim.
Süt bayılırım. Yoğurt, kefir, hindi, tavuk, peynir.
Arkadaşlar ben bir peynir bağımlısıyım.
Yani bu bölüme hazırlanırken peynir bağımlılığımın neden olduğunu da fark ettim acı bir şekilde.
Badem. ceviz, somon gibi böyle yağlı balıklar.
Tofu, yulaf, mercimek, nohut gibi baklagiller, tam buğday ürünleri, magnezyum ve B6 içeren gıdalar.
Yani işte muz, avokado, ıspanak ve magnezyum açısından zengin olan kuru yemişler.
Kabak çekirdeği gibi. Bu arada arkadaşlar magnezyum gerçekten çok mucizevi bir şey.
Hatta Doktor Deniz Şimşekli galiba.
Onun videolarını bir izleyin derim YouTube'da.
Hatta Serdar Kuzuloğlu'na da konuk olmuştu.
Bunu bir dinleyin magnezyumla ilgili.
Bunlar dışında bezelye ve patates de yine serotonin arttırıcı B6'sı.
Yüksek olan gıdalar. Patates kızartmasından bahsetmiyorum arkadaşlar.
Keşke öyle olsaydı.
Size bir şey diyeyim mi arkadaşlar?
Bence biz bunlarla sınavdayız ya.
Boğazımızla sınanıyoruz. Neden hep en güzel şeyler hep kalorili kilo aldıran şeyler?
Bu nasıl bir adaletsizlik?
Çikolata ve brokoli bence yer değiştirmeli ya.
Patates kızartmasıyla...
Prasa yer değiştirsin. Bunlar bizim sınavımız mı ya?
Neyse devam edelim. Şimdi size bazı yiyecek yapılarının anlamından bahsedeceğim.
Mesela ya Merve ya ben bu ara böyle kıtır kıtır yiyecekler yemek istiyorum o bire.
Diyorsanız Dorian diyor ki arkadaşlar bu katı duygulardır.
Bunlar sizi inciten, birine bağırmak ya da ondan intikam almak istiyormuş gibi dışa doğru yöneltilen duygulardır.
Ve bu duygular arasında öfke, hoşnutsuzluk, hayal kırıklığı...
Kırgınlık, sıkıntı ve gerginlik özellikle de öfke ve gerginlik olduğunu söylüyor.
Eğer böyle yumuşak daha böyle kremsi yiyecekler yeme gibi bir isteğiniz varsa.
Bunlar içe doğru yöneltilen duygularmış.
Kendinize kızgın olabilirsiniz.
Rahatlamaya, teselli edilmeye ihtiyaç duyuyor olabilirsiniz.
Buradaki duygular endişe, ihanet, depresyon, utanç, korku, keder, üzüntü, pişmanlık, kendinden şüphe ve utanma olabilir.
Eğer çiğnenen yemekleri yemek gibi bir isteğiniz varsa bu da katı ve yumuşak duyguların karışımı arkadaşlar.
Mesela korku ya da utanç, öfke ya da gerilim bunların karışımı olabilir.
Size tek tek hangi yiyeceğin özetle neye karşılık geldiğini söyleyeceğim.
Çikolata, sevgi açlığı, süt ürünleri, antidepresan gıdalar, tuzlu atıştırmalıklar, stres, öfke ve endişe, baharatlı yiyecekler, heyecan dürtüsü, sıvı içme
istekleri, inişli çıkışlı bir enerji döngüsü, çerezler ve yer fıstığı ezmesi, eğlence yoksunluğu.
Ekmek, pilav, makarna bunlar rahatlatıcı ve yatıştırıcı.
Kurabiyeler, kekler, turtalar bunlar sarılma, keyif ve güven tazeleme isteğinden kaynaklanıyormuş.
Şekerleme yeme isteği, ödül, tatlı canlandırıcılar ve eğlence.
Yağ oranı çok yüksek olan yiyecekler.
boşluğu doldurma isteğinden kaynaklanıyormuş.
Bunları açacağım özel bir bölüm yapmayı düşünüyorum.
Muhtemelen o bölüm fizide olacaktır.
Şimdi arkadaşlar bugünlük anlatacaklarım bu kadar.
Şimdi hayatınızın şu anda gerçekten en moral bozan kısmı ne?
Bunu düşünmenizi istiyorum.
Hayatımda en çok moralimi bozan şey ne?
Ve unutmayalım güçlü duygularımızı bastırıp onları görmezden gelip üzerlerine yiyecek döküp örtmeyi artık bırakmamız gerekiyor.
Dorian'ın şu sözüyle kapatmak istiyorum bu bölümü.
Ne diyordu arkadaşlar? İştahınız da dahil olmak üzere bedeniniz iç huzur düzeyinizi yansıtır.
Hepimize o içsel huzuru diliyorum arkadaşlar.
İçsel huzurumu nasıl yakalarım diye bir bölümüm var.
Onu da buradan tavsiye etmiş olayım.
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Evital hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Bize özel OSB50 koduyla seanslarınızı indirimli olarak planlayabilirsiniz.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi unutmayın lütfen.
Instagram'a da bekleriz. Ha bu arada müjdemi isterim.
Çok yakında kitabım çıkacak.
Sizlerle paylaşıyor olacağım çıktığı zaman.
Bilgi veriyor olacağım. O yüzden Instagram'a da bekleriz.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Hayatımıza aşık olmamızı diliyorum.
Ve şimdiden iyi bayramlar diliyorum.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
