
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve bugün sizlere düşüncenin gücünden bahsetmek için buradayım şimdi bu konu nereden çıktı diyenler için şöyle ki instagramda bana
kitap önerin arkadaşlar demiştim en çok gelen kitaplara baktım düşüncenin gücü adlı kitap dedim ki sizin istediğiniz bir konuya podcast gelecek o da bu oldu arkadaşlar ve daha önce de belgesel yapmıştık
bu şekilde mantarların sihirli dünyası çok da sevmiştiniz buradan tekrar tavsiye etmiş olayım.
O belgeseli ve podcasti. Yani böyle arada sizin seçmiş olduğunuz kitapları okuyup onlara podcast yapmayı düşünüyorum.
Şimdi bana zaten sürekli kişisel gelişim podcasti yap Merve diyorsunuz.
Hadi yapıyorum bakalım.
Şimdi düşünce gücüne inanır mısınız bilmiyorum.
Belki de şöyle diyebilirsiniz.
Ya saçmalama ya bunlar zırva şeyler diyebilirsiniz.
Ben... Elçiyim.
Elçiye zeval olmaz. Anlatmak için buradayım.
Zaten bu konuda bence ortamlarda çok sık konuşulan yani çok fazla satacağınız bir konu diye düşünüyorum.
Şimdi ele alacağım başlıkları şöyle kısaca bir değinecek olursam.
Düşüncenizle karakterinizin, mevcut koşullarınızın, sağlığınızın, başarınızın, hayallerinizin ne gibi bir bağlantısı olabilir?
Hadi bakalım. Kötülük, kötü kalplilik hayatınızı nasıl cehenneme çevirir?
Mutluluk var mıdır? Mümkün müdür?
Ki ben bunu hedonik adaptasyon diye bir podcastimde işlemiştim.
Bence yoktur abi sonsuz mutluluk.
Neyse hayatınızı değiştirebilir misiniz?
Düşüncelerinizde neler yapabilirsiniz?
Olumlu şeylere vesile olabilir misiniz?
Bugün bunlardan bahsedeceğiz.
Kitapta ne varsa neyi okuyup neyi özümseliysem sizlere bunları aktaracağım.
Şimdi bu düşünce gücü olayı zaten benim de çok ilgimi çekiyor.
Şimdi itiraf etmek istiyorum.
O Secret denen kitap var ya sır kitabı ve belgeseli.
Onu okudum ve izledim itiraf.
ediyorum buradan. Ya böyle şeyler ilgimi çekiyor ve inanıyorum da açıkçası.
Yani çekim yasasına inanıyorum.
Belki bununla ilgili bir podcast yaparım.
Çünkü çok fazla şey yaşadım çekim gücüyle alakalı.
Yani düşüncelerimizin bir şeylere vesile olduğuna inanıyorum.
Buradan söyleyeyim. Şimdi gelelim kitaba.
Zaten konu çok uzun. Hemen geçmek istiyorum.
Kitapta yani öz olarak, çekirdek olarak şunu söylemeye çalışıyor.
Aklınız diyor sizin en üstün gücünüzdür.
Ve insanları akılları yönetir.
İnsan ne zamanki düşüncelerine başvurursa bu düşünceler ona mutluluk da getirebilir, hastalık da getirebilir diyor.
Yani siz ne düşünüyorsanız ona dönüşürsünüz.
O olursunuz demeye çalışmış yazar.
İnsan düşündüğü şeydir ve düşüncelerinin toplamı da onun karakteridir demiş.
Doğru mudur? Bence haklı.
Yani ne düşünüyorsanız gerçekten ona dönüşüyorsunuz bir süre sonra.
Ve insanların eylemlerinin sebebi de Yani siz bir eylemde bulunuyorsanız bunun...
Altyapısında kesinlikle sizin düşünceleriniz vardır.
Bu zaten gerçek bir şey. Planlı veya plansız.
Ne düşünüyorsanız onu eyleme geçiriyorsunuz değil mi?
Bir de şu var ki yazarın iddia ettiği şey şu.
Eğer asil ve yüce karakterli bir insanla tanışırsanız ya da siz öyle olabilirsiniz.
Bu şans eseri olmuş bir şey değildir.
Bu onun doğru düşüncelerinin birikimiyle olur diyor.
Yani siz doğru ve düzgün bir şekilde düşüncelere sahipseniz bu da sizin karakterinizdir.
terinize yansıyacaktır diyor.
Eğer aşağılık adi, iğrenç bir insansanız bu da sizin düşüncelerinizin birikimidir ve neticesinde de siz böyle olmuşsunuzdur diyor.
Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Ben bu kitaptan böyle hep iyilik, güzellik, erdem olarak hani öğütlendiğini gördüm.
Bunların öğütlendiğini gördüm. Aklıma ters gelen çok bir şeyle karşılaşmadım onu da söyleyeyim çünkü Bizim ülkemizin çok satan o kitapları var ya kişisel gelişim kitabı raflarını şöyle bir hatırlatmak isterim.
Hele bir de buna dini alet edenler var.
Çok küçük oluyorum. Yok şu kadar esma okursan şu kadar ipin üstünden de atlarsan bir de şöyle Yasin yaparsan çok zengin olacaksın.
Yapma ya gerçekten mi?
Neyse devam edelim.
Şimdi beni dinleyen erkekler diyecek ki Metin Hara Adriana Lima'yı düşünce gücüyle mi çekti?
Bilemiyorum Altan. Bence bunu bir düşünün.
Şimdi kitapta sürekli kendinin efendisi ol.
diye bir söz var. Bu sözü çok duyuyoruz ama derinliğine hiç indiniz mi?
Bu ne demek? Kendinin efendisi ol.
Ne yapacağım? Nasıl olacağım?
Bu şu demek. Hep şöyle düşünüyoruz.
Hayatımızı etkileyen her şeyin sorumlusunun dış mihraklar olduğunu düşünüyoruz.
Halbuki her şeyin sebebi sensindir.
Çünkü ruhunuzda böyle gizlice beslediğiniz, sevdiğiniz veya işte korktuğunuz her ne varsa siz bunu çekiyorsunuz diyor.
Aklınızın bahçesine ne ekliyseniz Bir gün onu biçeceksiniz diyor.
Yani düşüncenizin tohumlarına lütfen dikkat edin.
Çünkü insanlar istediklerini değil kendilerine yakın buldukları şeyleri çekerler diyor.
Yani sürekli böyle iğrenç şerefsiz aşağılık insanlarla karşılaşıyorsanız bunu bir düşünün demek istemiş.
Ben demedim o diyor. Benim bir suçum yok.
Şimdi bir de şu var.
Yani hep şunu söyleyen insanlar vardır ya.
Ben çok iyi bir insanım.
Zaten iyilerin kaderi bu işte.
Hep kötü şeyler yaşamak.
Bunun içinde şöyle demiş yani insanı oluşturan koşullar değil ama onu açığa çıkaran şey koşullardır.
Buraya dikkat edin. Yani diyor ki bir insan...
Kaderinin zalimliği veya işte şartlarının zorluğu yüzünden kötü şeyler yaşamaz.
Aşağılık düşüncelerinden dolayı bunları yaşar.
Yani kalbinizin derinliklerinde eğer aşağılıkça duygular varsa siz zaten bunları yaşarsınız.
Ya ben çok iyi insanım başıma çok kötü şeyler geliyor bunu kabul etmiyor yazar.
Ve insanın daima kendi şartlarını...
Kendinin oluşturduğunu iddia ediyor.
Yani dışarıdan çok erdemli çok yüce gönüllü görünen birinin neden yoksul neden mutsuz olduğunu hiç düşündünüz mü diyor.
Belki sizin onu dışarıdan gördüğünüz gibi biri değildir diyor.
Hatta bununla ilgili şöyle bir olay yaşamıştım.
Bir arkadaşıma böyle yaşlı bir adamla ilgili bu arada sırf yaşlı olduğu için böyle çok tonton da bir suratı vardı.
Dedim ki yazık ya bu yaşta çalışıyor çok üzülüyorum falan dedim ve bana dönüp ne dedi biliyor musun?
Sen onun pedofil olduğunu biliyor musun?
Yani kendinize gidin şoklardan şok beğenin.
Adamın dediği doğru belki çok kötü bir şey yaptı ve onun bedelini ödüyor.
Yani atıyorum çok zengin biri var ve içinizden diyorsunuz ki ulan Allah kimlere para veriyor.
Şimdi podcast'i durdurup Serdar Kuzuloğlu'nun Ferrari videosunu izleyin sonra geri dönün ama tamam mı?
Yani kastettiğim şey bu.
Ama aslında o insanın belki hiç kimsede görünmeyen bir erdemi vardır demek istiyor adam.
Şöyle örnek vereyim mesela bir...
Patron düşünün asla maaşlarını düzenli ödemiyor çalışanlarının.
Hilelere başvuruyor onların sırtından daha fazla kar etmeye çalışıyor.
Maaşlarını düşünüyor böyle bir adam düşünüyor.
Böyle bir insan kesinlikle refahı hak etmez diyor.
Çünkü hem ününü hem de servetini kaybedip iflasın eşiğine geldiği zaman içinde bulunduğu durumdan asıl sorumlu olanın Kendisi olduğunu görmesi gerekiyor.
Kendisini suçlaması gerekirken tutuyor dış koşulları suçluyor.
Hayır sen suçlusun diyor.
Bence doğru yani sen adilik yapıyorsun.
Sonunda da ay ben niye iflas ettim diyorsun.
İlahi adalet. Yani kısaca şunu demeye çalışıyorum.
İnsanın kendi şartlarını ve çoğunlukla bunu bilinçsiz olarak yapıyoruz.
Kendi oluşturduğunu söylemeye çalışmış.
Kısaca neyi ne niyetle yaptığınızı tekrar gözden geçirin.
Gelelim sağlık mevzusuna.
Bu konuda da şöyle bir iddiası var.
Sizin bedeniniz aklınızın hizmetçisidir.
Yani eğer siz kötü düşüncelere sahipseniz bedeniniz zaten hastalığa yakalanacaktır.
Tam aksi yönde olan kişilerin ise hani biz deriz ya ay kalbinin güzelliği yüzüne vurmuş.
İşte böyle insanların da gençleşip güzelleşeceğini iddia ediyor.
Yani böyle çok böyle yaşından önce yaşlanmış olan insanlar için kötü düşüncelerinden dolayı olduğunu da iddia ediyor.
daha etmiş. Bence James Allen şeyi bilmiyor Kanlı Kontes'in hikayesini ya da Dorian Gray'i okumamış olabilir mi?
Dorian Gray gerçek olsa bir tarafıyla gülerdi şu dediklerime.
Bu konuya katılıyor muyum?
Sanırım. Bir miktar katılıyor olabilirim.
Zaten bununla ilgili bir podcast yapmıştık.
Kendini Affet podcast'ta.
Orada somatizasyondan bahsetmiştim.
Atıyorum işte kanserin sebebi bile olabiliyor.
Bu düşüncelerimiz, içimize attıklarımız.
İşte hastalıklar da, sağlık da kökenini sizin düşüncelerinizden alıyor.
Atıyorum korku mesela sürekli korku içerisindesiniz.
Bu bir insanı mermi kadar hızlı öldürebilir diyor.
Ben buna katılıyorum çünkü şu deneyi hatırlayın.
Hani bir adamın gözlerini bağlıyorlar diyorlar ki senin bileklerini keseceğiz şimdi.
Yavaş yavaş kan kaybından öleceksin diyorlar.
Daha sonra ıslak bir süngeri alıp kollarından aşağı böyle ılık suları akıtıyorlar.
Adam da bilekleri kesildi zannediyor.
Buna düşünüyor inanıyor ve gerçekten ölüyor.
Halbuki öyle bir şey yok. Plasabo etkisi bilmiyorum doğru mu bu deney gerçekleşmiş mi.
Ama şu bir gerçek ki düşüncelerimiz bedenimizin üzerinde çok etkili.
Hatta bununla ilgili şu an aklıma gelmişken hemen bir film önerisi de bulunmak istiyorum.
Zaten çoğunuz izlemişsinizdir diye düşünüyorum ama izlemeyenler için Split filmini önereceğim.
Parçalanmış. Bu filmin gerçek olduğunu bilerek izlerseniz daha da etkileyici oluyor.
Filmde 23 karaktere sahip çoklu kişilik bozukluğuna sahip bir adamın hikayesi işlenmiş.
Böyle psikolojik gerilim türü sevenler mutlaka izlesin.
Zaten başrolde James McAvoy oynuyor ve ben bu filmi izledikten sonra dedim ki bu adam bu rolle yani bu kadar iyi oynamış ki nasıl Oscar alamaz dedim.
Hatta sizi dedim 24.
24. karakter bulsun filmde 23 karakter var dedim ya 24 zaten efsane devam edelim şimdi sıra düşünce ve amaçlarımız kısmında bu noktada benim
çok katıldığım bir görüş var şöyle demiş diyor ki eğer hayatınızda bir amacınız yoksa herhangi bir amacınız yoksa siz çok önemsiz endişelerin korkuların sıkıntıların ve hatta yakınmaların esiri olursunuz
çünkü sizin bir amacınız yok O zaman ne yapıyoruz?
Belirlediğimiz amaçta o istikamette gidiyoruz.
Hiçbir şekilde sağa sola sapmıyoruz ve şüphelerimizden arınıyoruz.
Ve bu başarı konusunda en önemli şey ne?
Bilin bakalım tabii ki de düşünce gücü.
Hatta belki çok iddialı olacak ama yazar şöyle demiş.
Bir insanın başardığı veya başaramadığı her şey doğrudan ama doğrudan kendi düşüncelerinin neticesidir.
Hatta geçenlerde bir kitap okuyordum hangisi inanın hatırlamıyorum kafam ambole oldu artık.
Bir tane akrobat kadın yıllardır çok iyi gösteriler yapıyor.
Hiçbir şekilde düşmemiş yaralanmamış bile.
En son gece bakın yıllarca aynı gösteri yapan bir insandan bahsediyorum.
Kocasına dönüp diyor ki ben yarın düşeceğim.
Adam diyor ki saçmalama ya yıllarca.
Ben düşeceğim diyor kadın yani artık hissiyat mı dersiniz bilmiyorum ama kadın gerçekten ertesi gün o gösteride düştü ve öldü.
Artık düşünce gücü mü dersiniz ne dersiniz bilmiyorum devam edelim yani şunu söylemeye çalışıyorum koşullarınızı yaratan kendinizsiniz yazara göre öyle.
Bir insan nasıl düşünürse öyledir ve nasıl düşünmeye devam ederse öyle de kalır.
Çünkü evren sadece gönlü güzel ve erdemli olan insanlara yardım eder.
Bu başarı konusunda da böyledir diyor yazar.
Bu noktada benim en sevdiğim ve en doğru bulduğum konu şuydu.
Diyordu ki insan ne kadar az şey başarmak isterse...
O kadar az fedakarlıkta bulunur.
Ne kadar çok şey başarmak isterse feda edeceği şey de o kadar fazladır.
Eğer büyük bir başarı elde etmek istiyorsanız büyük fedakarlıklarda bulunmanız gerekir.
Hayallerinize giden yol fedakarlıktan geçiyor demek istiyor.
Hayaller demişken şunu da hatırlatayım.
İnsan yüreğinde güzel bir hayal, yüce bir ideal yaşattığı sürece bir gün onu mutlaka ele geçirir demiş yazar.
Mesela burada Christophe Colomb örneği verebiliriz.
Başka bir dünyanın hayalini kurdu ve onu keşfetti.
Colomb'u da hiç sevmem bu arada keşke hayalde kurmasaymış.
Ya da işte Kopernik, Ulusbaker'den dolayı çok sevdiğim bir isimdir.
Çok sayıda dünya ve daha geniş bir evlerin hayalini geliştirdi ve bunu açığa çıkarttı.
O zaman şimdi hazırsanız size gaz vereceğim.
Burayı çok iyi dinleyin. Arzulamak elde etmektir.
İstemek başarmaktır.
Bunu iyice içselleştirin çünkü kitabın kilit noktalarından birisi de buydu.
Bir de hayaller kısmı var oraya değinmeden geçmeyelim.
Hayal ettikçe hayal ettiğiniz şeye dönüşürsünüz.
Yani hayaliniz bir gün olacağınız şeyin vadidir aslında.
Tekrar ediyorum hayaliniz bir gün olacağınız şeyin vadidir.
Çünkü hayaller gerçeklerin fideleridir.
Şimdi şey demiş olabilir saçmalama Merve ya ben ayın sonunu zor getiriyorum demiş olabilirsiniz.
Ben demiyorum yazar diyor ben karışmıyorum.
Elçiye zeval olmaz baştan söyledim.
Ben burada hemen size bir örnek verebilirim.
Mesela Mustafa Kemal Atatürk'ü hatırlayın daha küçücükken ülkeyi kurtarma hayalleri kuruyordu.
Oldu mu? Oldu.
Yani şunu demek istiyorum.
Üzerinizde denetim sağlayan o arzunuz var ya o arzunuz kadar küçülecek.
Hakimiyet kuran isteğiniz kadar büyüyeceksiniz.
Burada aslında yazar şunu demek istememiş.
Ay hayal kurun o hayaller de sizi bulsun.
Öyle bir şey yok abi. Yani insanların tüm işlerinde çaba ve sonuç olması gerekiyor.
Sonucu etkileyen ne ölçüde gayret ettiğine bağlı değil mi?
Bakın şans demiyorum.
Gayretten bahsediyorum.
Yazar da bundan bahsediyor.
Yani aklınızı yücelttiğiniz hayal, yüreğinizi taçlandırdığınız ideal ne ise işte hayatınızı Bunlarla inşa edeceksiniz.
Siz bunlara dönüşeceksiniz.
Bunlar olacaksınız. Yani oturup bütün gün hayal kuruyorum bu bana gelecek.
Böyle bir şey yok abi yani bunu diyen de inanan da buna gerçekten aklından şüphe ederim.
Sen hiçbir gayret gösterme bütün gün hayal kurdum olmadı.
Yok öyle bir şey. Bir de unutmadan şöyle bir mevzu var.
Bunu eminim hepiniz deneyimlemişsinizdir veya arkadaşlarınızdan duyuyorsunuzdur.
Ya lan hep beni şerefsiz insanlar buluyor.
Allah kahretsin yine gittim aynı adamı buldum, aynı kadını buldum.
Hep aldatılıyorum. Neden aynı şeyi yaşıyorum?
Bunu hepimiz duyuyoruz. Ortada bir tekerrür var değil mi sürekli?
Aslında evrenin size şunu deme şekli.
Artık akıllan. Ya sen artık bir dersini al.
Yoksa sen dersini almadın mı?
Al sana bir daha. Al aynı olayı sana bir daha yaşatacağım.
Sana acı tecrübeler vereceğim.
Çünkü neden? Sen benim sana yolladığım olaydan ders almıyorsan ben de bir daha gönderirim.
Kötülüğe bile iyi gözle bakın.
Çünkü burada sizin aklınızı başınıza toplamanız için bunu yaşamanız, bunu deneyimlemeniz gerekiyor.
Sen dersini al ki aynı hataya düşme bunu yazar diyor ben demiyorum.
Hatta başınıza ne geliyorsa sizin cehaletinizden dolayı geliyor.
Kötülük cehaletin niyahi sonucudur.
Yani kötülüğün dersini aldığınız zaman cehaletten de kurtulabilirsiniz.
Eğer dersinizi almazsanız siz aynı acıyı, aynı hayal kırıklığını, aynı adamdan bir tane daha, aynı kadından bir tane de, aynı acılardan, aynı üzüntülerden defalarca
tekrar tekrar yaşayacaksınız.
O yüzden hayatınızda hep aynı kazıkları yiyorsanız diyor yazar lütfen bir durun ve düşünün.
Siz demek ki daha önceki kazıklardan bir ders almamışsınız.
Şimdi kitapta benim en sevdiğimi asla unutamayacağım bir söz var o da şuydu.
Siz ne iseniz...
dünyanız da odur yani bunun üzerine kitap yazılır arkadaş öyle bir söz şunu diyor yani kendi düşünceleriniz kendi arzularınız istekleriniz bunlar neyse sizin dünyanızı da onlar oluşturur ve her ruh kendinden
olanı kendine çeker yani size ait olmayan hiçbir şey Size gelmez demiş.
Eğer siz mutluysanız bunun sebebi sizsiniz.
Sizin o güzel düşüncelerinizden mütevellit.
Dünyayı olayları neyi nasıl yorumladığınız neyi algıladığınızla alakalı.
Eğer mutsuzsanız da bu durumun tam tersi.
Neden? Çünkü koşullar sadece siz buna izin verdiğiniz sürece sizi etkileyebilir.
Çünkü dikkat edin hep başımıza gelen olayları kendi düşüncelerimizin kumaşıyla giydirmiyor muyuz?
Mesela bununla ilgili size bir örnek vereceğim.
Çok hevesli bir doğa bilimci bir gün bir keşif için köyde yürüyüşe çıkıyor.
Neyse dağ tepe bayır ilerlerken acı bir su kaynağı ile karşılaşıyor.
Hemen böyle onu mikroskop altında incelemek için.
Cebinden küçük bir şişe çıkarıyor ve gölötten su doldurmaya çalışıyor.
Tam o sırada karşısına bir saban işçisi dikiliyor orada çalışan.
Bizim doğa araştırmacısı adama dönüp diyor ki dostum bu havuzun içinde milyonlarca evren var ama onları anlayacak algıya ve araçlara sahip değiliz diyor büyük bir heyecanla.
Saban işçisi de dönüp ona çok...
Donuk bir şekilde diyor ki suyun larvalarla dolu olduğunu biliyorum ama onları yakalamak kolaydır diyor.
Bakın işte algı meselesi tamamen olay.
Düşüncelerimizi nasıl kendi kumaşımızla giydirdiğimizi gördünüz.
Ya da şöyle düşünün hiç kimsenin yüzüne bakmadığı böyle görmediği kaldırımda ezip geçtiği bir çiçek bir şair için çok spritüel ilham veren bir şiire vesile olabilir mesela tamamen
algı meselesi. Bir de şöyle bir durum var.
Biz başkalarının ruhlarını da kendi düşüncelerimizin kumaşıyla giydiririz.
Mesela şüpheci bir insan herkesin şüpheli olduğunu düşünür.
Yalancı doğru sözlü bir kimsenin olabileceğine asla inanmaz.
Cimri bir insan herkesin parasında gözü olduğunu düşünür.
Siz ne iseniz karşınızdaki insanın kumaşını da ona göre giydiriyorsunuz.
Ruhunu ona göre giydiriyorsunuz.
Bu senaryoyu tam tersi bir şekilde de düşünebilirsiniz.
Mesela çok sevgi dolu.
Sevgi düşünceleriyle beslenen bir insan karşısındaki insanların da öyle olduğunu düşünür.
Sevgi ve sempati yaratan her şeyi görür.
Bir neden sonuç yasası var bildiğiniz gibi.
Eğer bu yasaya göre hareket edecek olursak insanlar etkiledikleri şeyleri aynı zamanda kendilerine çekerler.
Ve aynı şekilde kendilerine benzer insanlarla temas kurarlar.
Hani diyoruz da tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.
Bunun aslında düşündüğünüzden daha derin bir anlam ifade ediyor.
Çünkü düşünce dünyasında tıpkı maddeler dünyasında olduğu gibi her şey kendi benzeriyle etkileşim içerisindedir.
Düşünce dünyasında diyorlar ya kibar davranılmasını mı istiyorsun sana?
O zaman sen de kibar ol. Gerçeği mi öğrenmek istiyorsun?
O zaman sen de dürüst ol.
Ne ekersen onu biçersin.
Yansımandır senin. Kısaca benzer benzeri çekiyormuş arkadaşlar.
Şimdi buraya kadar dinleyip şunu demiş olabilirsiniz.
Ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum da neden sevgilim yok neden hala arkadaşım yok neden ekonomik durumum böyle diye şikayet ediyor olabilirsiniz.
Yazar diyor ki kardeşim diyor şikayet etmeyi bırak kaygılanmayı bırak çünkü suçladığın hiçbir şey.
Atıyorum yoksulluk mu sevgilinin olmamasıymış vesairemiş.
Bunların hiçbiri neden değil.
Sen nedenini kendi içinde arayacaksın.
Çünkü nedenin olduğu yerde çözüm de vardır.
Ama sen eğer şikayetçi bir yapıda olursan yani şikayet edersen sürekli bu şunu gösterir.
Bu yükü hak ediyorsun.
Çünkü tüm çabaların ve tüm gelişiminin temeli olan inanca sen aslında sahip değilsin.
Sen bu yükü hak ediyorsun diyor.
Çünkü yasalar evreninde şöyle bir şey varmış.
Şikayetçilere yer yokmuş.
Çünkü endişe bir nevi Ruh intiharıymış.
Zihinsel tavrınızla etrafınızı saran zincirleri siz güçlendiriyorsunuz ve üzerinize karanlığı siz çekiyorsunuz.
Yani senin hayata bakış açın ne kadar önemli demeye çalışıyor.
Eğer hayata bakışını değiştirebilirsen dış dünyan da ona göre şekillenecektir diyor.
Eee ne yapacağız Merve demiş olabilirsiniz.
Şöyle mesela küçük bir kulübede yaşıyorsunuz.
Etrafınız böyle çok sağlıksız, kötücül etkilerle çevrelenmiş bir durumda ve siz daha geniş, daha...
Daha büyük daha belki lüks bir evde yaşamak istiyorsunuz.
O zaman diyor ki siz öncelikle elinizde olan neyse kardeşim onu bir değiştirin.
Onu bir güzelleştirin. Kulübede mi oturuyorsun onu bir cennet haline getir.
Yani kendini buna göre adapte et.
Evinin her bir köşesini tertemiz tut.
Yani kısıtlı imkanların bile olsa bu evi lüks bir evmiş gibi yaşat.
Evi çok güzel ve yaşanılabilir bir hale getir.
Ne bileyim işte yemeğini pişirirken çok büyük bir özen göster.
O mütevazi sofranı çok...
donat zevkle hazırla Peki neden böyle şeyler istiyor bizden derseniz Onun da cevabı şu arzu ettiğiniz daha iyi olana ulaşmadan önce tam olarak sahip olduklarınızın üzerinde çalışmanızı
istiyor sizden Çünkü aslında Bulunduğunuz çevreyi değiştirerek, güzelleştirerek, yücelterek kendinizi yüceltmiş oluyorsunuz.
Dezavantajlarınızı bir şekilde zihinsel ve spritüel güç kazanmak için avantaja dönüştürebilirsiniz.
Bir de şöyle demiş yazar.
Diyor ki lütfen kendinize acımaktan vazgeçin.
Çünkü siz kendinize acıdığınız zaman bundan daha alçaltıcı, küçültücü, ruhsal olarak çöküntü yaratacak başka bir eylem daha yoktur.
Lütfen bundan kurtulun. Çünkü böyle bir yara kalbinize yerleştiği sürece siz zaten...
Daha iyi bir hayata mümkünatı yok kavuşamazsınız ve şunu da unutmayın.
Evrende sonsuz bir yasa var.
Bugün zulmedenler size yarın mutlaka zulüm görecek.
Bundan hiçbir şüpheniz olmasın.
Etme bulma dünyası demiş.
Belki siz dün zengin ve zalimdiniz.
Şimdi de bu büyük yasaya borçlu olduğunuz için bu cezanın acısını çekiyorsunuz.
Bir de zenginlik mensusu var bu konuya değinmeden geçmeyelim.
Yazar diyor ki kendinize şu soruyu sorun arkadaş sen neden zengin olmak istiyorsun?
Yani gerçekten sen zenginliğin efendisi mi olmak istiyorsun yoksa kölesi mi olmak istiyorsun?
Ve diyelim ki çok paran oldu sen bu parayla ne yapacaksın?
Sen sen 3 milyar 750 milyonu sen ne yaptın?
Yani şunu demek istiyorum sen kalbinin derinliklerinde eğer o parayla böyle işte şov yapayım hava atayım falan gibi bir niyetin varsa dışarıya da insanlara iyilik yapacağım ya fakir
insanlara yardım edeceğim falan diyorsan yazar diyor ki canım benim geçmiş olsun sen zaten zengin falan olamazsın diyor.
Senin kalbin fakir. Ya bu zenginlik demişken ulusların da zenginliği olduğundan bahsediyor.
Yani düşünce gücünün ulusların da zenginliğini etkilediğini söylemiş.
Bu çok çarpıcıydı mesela. Ulusal olayların o ulusun ruhsal enerjilerinin sonucunda oluştuğunu söylemiş.
Savaşlar, musibetler, kıtlıklar bunların hepsinin aslında yanlış yönlendirilmiş düşünce güçlerinin bir araya gelmesiyle vuku bulduğunu söylüyor.
Bu çok çarpıcıydı. Hatta savaş bile ulusal bencilliğin en kötü sonucudur demiş.
Enteresan bir bakış açısı.
Bir de şu muhabbet var hep duyuyoruz bunu.
Neye inanırsan onu yaşarsın.
İnan ki yaşayasın olayı var.
Neden? Çünkü baskın düşünce eğiliminiz neyse hayatınızdaki baskın düşünceniz neyse siz...
Kaderinizin belirleyici etmenlerini kendi ellerinizle hazırlıyorsunuz.
Yani düşünceleriniz neyse onu yaşıyorsunuz.
Sevgi dolu, saf, ne kadar mutlu düşünceleriniz varsa bunlar size uğur getiriyor.
Huzur buluyorsunuz. Ne kadar nefret dolu, habis, karışık ve mutsuz düşünceleriniz varsa başınızdan aşağı sürekli belayı ağıyor.
Korku sizi buluyor, huzursuzluk sizi buluyor.
Bunlar hiç yakanızı bırakmıyor.
Hatta en başta demiştik ya sağlığımız bile düşüncelerimizin iyi mi kötü mü olduğu ile alakalı.
Temiz kalpli, saf düşünceli, iyi düşünceli bir insansanız vücudunuzda zaten hastalık bile barınmaz diyor.
Neden? Çünkü beslenecek bir şey bulamaz diyor.
İşte düşünce gücü bu kadar önemli.
Hani derler ya şu dağa kalk denize atıl deseniz deliğiniz olur eğer inanırsanız.
Dağ bile kendini denize atar diyor.
Aklıma şu an uçan adam Sabri geldi.
Demek ki yeterince inanamamış.
Yazık. Şimdi yeterince inananlarla devam edelim.
Podcast'in sonuna doğru yaklaşırken ne yapmalıyız peki Merve dediğinizi duyar gibiyim.
Şöyle ki öncelikle bir hedef belirlemenizi istiyor.
Çünkü düşünce gücü yapacaksın da niye abi yani niye düşünce gücü istiyorsun bir amacın mı var?
Yani öncelikle tek bir hedef belirlemeniz gerekiyor.
Bakın tek hedef diyorum yani bir sürü değil.
Çünkü aklı karışık olanın yolu da karışık olur.
Hedefinizi belirleyin. Meşru.
Ve faydalı bir amaç edinmeniz gerektiğini söylüyor size.
Ve kendinizi lütfen tamamen buna adayın.
Sizi yolunuzdan hiçbir şey çeviremesin diyor.
Gelelim podcast'ın başında da bahsettiğim sonsuz mutluluğun sırrından.
Şimdi bu çok göreceli bir şey.
Mesela fakirlere baktığınız zaman çoğu fakir para ister, zengin olmak ister.
Mal ve mülkün onlara çok büyük mutluluklar getireceğini, sürekli bir mutluluk getireceğini düşünürler.
Oysa ki her arzusunu, her hevesini doyurmuş olan zenginlere baktığınız zaman çoğu can sıkıntısından, işte ağzına kadar dolu olmaktan şikayetçidir.
Ve mutluluk onlara, fakirlere olduğundan bile daha uzaktır.
Şimdi bunlar üzerine düşündüğüm...
Önümüz zaman mutluluğun aslında maddi imkanlardan, mutsuzluğun da onların yokluğundan kaynaklanmadığı gerçeği karşımıza çıkıyor.
Çünkü durum böyle olsaydı fakirler daima mutsuz olurdu, zenginler ise daima mutlu olurdu değil mi?
Ama baktığınız zaman tablo genelde tam tersi.
Hatta dikkat ettiyseniz böyle mala mülke kavuşan çoğu kişi bu zenginlik elde ettikten sonra gelen has sonrası o hayatın tatlılığının gittiğini, fakirken daha mutlu...
olduklarını itiraf etmişlerdir.
Buna çok denk geliyoruz değil mi?
O zaman mutluluk ne Merve diyebilirsiniz.
Parayla gelen bir şey değil. Bu belli.
Parayla saadet olmaz olayı gerçek demek ki.
Peki o zaman mutluluk nedir?
Ve bunu bulduysak nasıl koruyacağız?
Nasıl muhafaza edeceğiz? Burada karşımıza çıkan sonuç şu ki aslında herkes mutluluğun arzuları doyurmakla elde edileceğini zannediyor.
Peki o zaman mutluluk nedir?
Para değilse pul değilse nedir diyebilirsiniz.
Mutluluk içsel bir Bu tatmin halidir demiş yazar.
Bu içsel bir tatmin hali dediğimde şu ki neşe ve huzurdur.
Yani mutluluk eşittir.
Huzurdur, neşedir.
Ben de kesinlikle öyle olduğunu düşünüyorum.
Yani mutluluk işte çok parada, çok lükste vs.
değil. Mutluluk gerçekten içsel bir tatmin halidir ve huzurdur.
Benim için de böyledir. Neden?
Çünkü doyurulan arzulardan elde edilen mutlulukları bir düşünün.
Bunlar aldatıcı mutluluklardır.
Çünkü hep arkasından daha fazla bir tatmin isteği gelir.
Çünkü arzu dediğimiz şey okyanus gibidir, açgözlüdür.
Onun taleplerine uydukça sizden daha çok, daha çoğunu ister her zaman.
Mesela mala mülke kavuşmuş bir adam düşünün ya da bir kadın düşünün.
Hep daha fazlasını isterler.
Dikkat ettiniz mi? Zengin olmuştur, arabasını almıştır, her şeyin istediğini almıştır ama daha fazlasını ister.
Neden? Çünkü arzu dediğimiz şey okyanus gibi dedik, açgözlü dedik.
Onun taleplerine uyulmasını istiyor.
O zaman ne yapacağız bu noktada?
Arzularımızdan feragat etmeye çalışacağız.
Daha aza indirmeye çalışacağız.
Bir de bir yerde diyordu ki kendi mutluluğunuzu lütfen bencilce aramayı sürdürmeyin.
Eğer bunda ısrarcı olursanız yani bencillikle o kendi mutluluğunuz için uğraşırsanız mutluluk zaten sizden kaçacaktır.
Atıyorum eğer aşk istiyorsan sen önce aşk ver ki karşı tarafa seni bulasın.
Hani ne ektiysen onu biçersin diyordu ya.
Aynı o hesap yani sen neye özlem duyuyorsan senin neye ihtiyacın varsa sen onu ver ki sana geri dönsün.
Senin ruhun beslensin.
Demem o ki sürekli bencilce istemeyin.
Siz de verin hangi duyguyu istiyorsanız siz de onu karşı tarafa verin ki geri dönsün demek istiyor.
Ama bütün bunları yaparken lütfen karşılık beklemeden çıkarsız menfaatsiz kalbinizde habis duygular barındırmadan bunları yapmanızı istiyor sizden.
Şimdi en başta dediğim gibi insan ne düşünüyorsa odur.
İnsan kelimenin tam anlamıyla düşündüğü şeydir aklınızda yücelttiğiniz hayal yüreğinizde taçlandırdığınız ideal her neyse işte hayatınızı bunlarla inşa ediyorsunuz
Bunlar oluyorsunuz. Çünkü insan kendi çiftliğinde yetiştirdiği tatlı ve acı meyveleri topluyor nihayetinde.
Umarım bahçenize güzel şeyler ekersiniz demek istiyorum.
Beni instagramda takip etmek isteyenler için adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz.
Selam demek için bana bu adresten ulaşabilirsiniz.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
