
Eczacıbaşı Evital Hakkında detaylı bilgi almak ve indirmek için: Tıklayınız * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Eczacıbaşı Evital" hakkında reklam içerir*
Transkript
Eczacıbaşı Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün ne konuşacağız Merve?
Düşünce gücüyle tedaviden bahsedeceğim sizlere.
Çok ilgimi çeken bir konu bu senelerdir.
Şimdi eminim birçoğunuz düşünce gücüyle tedavi mi olur dediniz.
Ama bu zaten yüzyıllardır tartışılan bir konu.
Hani zihin ve beden ayrı mı yoksa bir bütünün parçaları mı?
Bana göre kesinlikle ayrı değiller.
Bunu hep belirtiyorum podcastlarımda ki yapılan son araştırmalar da bunu destekliyor.
Düşüncelerimizin bedenimiz üzerinde...
hem iyileştirici bir etkisi var hem de tam tersi.
O yüzden düşüncelerimize dikkat etmeliyiz.
Ruh sağlığımız bedenimizi etkiliyor arkadaşlar.
Yani bunun halk dilinde bile bir karşılığı var.
Hani derler ya içine ata ata hasta oldu derler.
O içimize attıklarımız, işte inkar ettiklerimiz, affedemediklerimiz, sürekli bastırdıklarımız yani bunların sebep olduğu şeylerin neticesi ağır olabiliyor.
Neden? Çünkü düşüncelerimiz davranışlarımızı, davranışlarımız duygularımızı, duygularımız da düşüncelerimizi etkileyebiliyor.
Ve sonunda bu bedenimizden hastalık olarak çıkabiliyor maalesef.
Düşünce gücüyle tedavi dedik.
Böyle bir kitap var zaten duymuşsunuzdur.
Kitabın yazarı da Lewis Hay.
Yakalanmış olduğu kanser hastalığını, rahim kanserine yakalanıyor.
İtsel gücüyle yeniyor.
Yani bu anlatacaklarım doğrultusunda yendiğini söylüyor.
Lewis dünyanın en önde gelen sayılı kişisel...
Gelişimcilerinden biri arkadaşlar bu alanda öğrendiklerini öğrencilerine aktarıyor.
Pek çok insanı da iyileştirmiş bu yöntemleriyle.
Şimdi eminim kişisel gelişim dediğim için belki bir güvenemediniz.
Ama Dr. Joe Dispenza belki duymuşsunuzdur.
Bu alanda çalışan ünlü bir doktor, nörobilimci.
Çok büyük bir kaza geçiriyor ve omurgası altı yerinden kırılıyor.
Doktorlar bir daha yürüyemeyeceğini söylüyor.
Bu arada kendisi de bu işin içerisinde doktor dediğim gibi.
Ve o süreçleri biliyor yani işte ameliyatı.
Farkında ama o sadece iyileştiğini hayal ederek bir takım görselleştirmeler yaparak zihninde işte meditasyonlar vesaire.
iyileştiğini böyle yeniden ayağa kalktığını görerek hani görselleştirme yapıyor dedim ya kendi kendini zihin gücüyle iyileştirmeyi başarıyor ve ondan sonra zaten sinir bilim okumaya karar veriyor.
Beden ve zihin üzerine hani bunların bütünlüğü üzerine çalışmaya başlıyor.
Ona da ayrı bir bölüm gelir diye düşünüyorum merak etmeyin.
Yani aslında anlatmak istediğim şey şu.
Düşüncelerimiz pek çok hastalığa sebep olabiliyor.
Düşüncelerimizi nasıl değiştireceğimizi eğer öğrenirsek zihnimiz bedenimizi iyileştirebilir.
Yani bunu iddia ediyorlar.
İster bolluk yaratmak için ister şifa bulmak için ya da işte kendinizin en iyi versiyonu olmak için düşünce gücünden faydalanabilirsiniz der Joe Dispenza.
Şimdi ben size öncelikle Louise Hay'in hikayesini anlatacağım arkadaşlar.
Yani onun hikayesini bildikten sonra zaten bu taşlar daha da yerine oturuyor.
Ben 10 sene önce falan okumuştum hikayesini.
Hiç aklımdan çıkmadı.
Çok travmatik bir hikaye ama kendini iyileştirebilmesi.
Bizi de bu şekilde gerçekten muhteşem.
Luis'in ona gelen danışanlara ilk sorduğu soru şu.
Çocukluğunla ilgili anılardan bana biraz söz eder misin?
Bu soruyu soruyor. Lütfen bunu siz de cevaplayın ben anlatırken ama ayrıntılara takılmadan cevaplayın.
Aslında burada şunu sormak istiyor.
Hangi koşullarda nasıl bir ortamda yetiştiniz?
Bunu soruyor. Çünkü şu anki sorunlarımızı yaratan düşüncelerimiz ve inanç kalıplarımız...
Uzun yıllar önce aslında o çocukluk döneminde başladı der Louis.
Şimdi Louis'in hikayesi şöyle daha 18 aylıkken anne ve babası boşanıyor.
Annesi bir evde yatılı yardımcılık yapıyor, çalışmak zorunda ve Louis'i daha bir buçuk yaşındayken bir ailenin yanına bırakıyor ona bakmaları için.
Louis üç hafta boyunca hiç durmadan ağlıyor ve ona bakan aile artık tahammül edemiyor ve onu annesine geri veriyorlar.
Annesi de tabii başka işler aramaya başlıyor, yoksulluk bir taraftan ama o zamanlardan hatırladığım şey Yeterince sevgi ve ilgi görmediğimdi diyor.
Bunu hatırlıyor bu his ona geçmiş.
Sonra Louis'in annesi bir evlilik yapıyor.
Üvey babası oluyor Louis'in ve ondan işte her türlü şiddet, her türlü tacizi görüyor maalesef.
Ve 5 yaşındayken hayatının en büyük travması olan olay yaşanıyor.
Alkolik bir komşuları var.
O adam tarafından cinsel istismara maruz kalıyor 5 yaşında.
Ve diyor ki doktorun muayenesini ben dün gibi hatırlıyorum diyor.
Hani olanları hatırlıyor. Ve adam diyor 15 yıl hapis cezası aldı.
Her gün ama her gün o adamın bir gün cezaevinden çıkıp beni cezalandıracağını düşündüm.
O korkuyla yaşadım diyor.
Ve bütün çocukluğum boyunca şiddet ve taciz gördüm diyor.
Tabii ki özgüvenim yerle bir oldu diyor.
Ve kendim hakkındaki tek düşüncem.
Çok değersiz olduğumdu diyor.
Bunu hatırlıyor. Ve sonra ilkokul dörtte bir parti düzenleniyor.
Herkes böyle çok güzel giyinmiş kuşanmış ama o böyle eski püskü elbiseleri var.
Saçı çok komik işte fiyonklu bir tokası var.
Bunları hatırlıyor ve anlatıyor.
Herkes diyor pastalar getirmişti diyor ama hani benim durumum yoktu.
Bütün çocuklar pasta yiyebilecek durumdaydı.
Oradaki çocukların hepsi.
Ben hayatımda hiç pasta yememiştim.
Ve o gün ben o kuyruğun sonundaydım diyor pasta kuyruğunun.
Herkes ikişer üçer dilim yedi bütün çocuklar ve sıra bana geldiğinde tek bir dilim pasta bile kalmamıştı diyor.
Yani bu onu o kadar yaralamış ki hayatı boyunca unutmamış.
Hani az önce bir soru sordum ya çocukluğunuzla ilgili anılardan söz eder misiniz dedim.
Aslında bunu Gökhan Çınar da yapıyor o Katarsis programında.
Çocukluğunla ilgili ne hatırlıyorsun?
Nasıl bir fotoğraf gözünün önüne geldi?
Hani bu soru bence çok önemli.
Çocukluğumuzla ilgili aklımızda kalan şeyler.
Benim annem mesela 3 yaşında yaşadığı bir olay var.
Hala kaç yaşına geldi?
O olayı anlatırken boğazda dönümlenir, ağlar.
Annesiyle babası yani anneannemle dedem onu bırakıp İzmir'e gidiyorlar çalışmak için ve babaannesinde kalıyor annem.
Ve ondan saklamışlar gidişlerini.
O da o sırada babaannesinin kucağında dolmuşta görüyor onları.
Diyor ki aa annemle babam gidiyor demiş.
Onu hala anlatırken ağlar.
Çok etkilenmiş. Hatta şu an aklıma bir TEDx konuşması geldi.
Hale Caneroğlu'nun TEDx konuşmasını mutlaka izleyin.
Oradaki kolye hikayesini dinleyin.
Ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.
Şimdi Louise Hay'in pasta hikayesine dönecek olursak diyor ki yıllar sonra bile ben o günü düşündüğüm zaman kendim hakkındaki inancım şuydu.
Ben çok değersiz biriyim.
Ben hiçbir şeyi hak etmeyecek kadar değersizim.
İşte bu inancım diyor beni...
Pastasız bırakmıştı.
Ne kadar önemli bir şey. Herkes benden önce geliyordu.
Ben hep sıraların, kuyrukların sonunda yer alıyordum ve bu inanç benim düşünce kalıbım olmuştu.
Farkında bile değil bakın burası çok önemli.
Ve yaşadıklarım sadece inançlarımın bir aynasıymış fark etmedim diyor.
15 yaşına geldiğinde artık cinsel tacizlere dayanamıyor.
Evden kaçıyor. Garsonluk yapmaya başlıyor.
Ve diyor ki burası çok önemli bakın.
Sevgi ve şefkati o kadar açtım ki.
Kendimi o kadar değersiz hissediyordum ki.
Bana en ufak bir yakınlık gösteren herkese bedenimi sundum diyor.
Derken 16 yaşında hamile kalıyor.
Bir kızı oluyor ve o kızını evlatlık veriyor bir aileye.
Hemen eve geri dönüyor annesini kurtarmak için.
Hala kurban rolü oynamayı sürdüren annemi aldım diyor evden çıktım diyor.
Kız kardeşiyle babasını bırakıyor orada.
Bakın kurtarıcı olmuş bir genç kız var burada.
Çünkü annesi kurban babası zorba.
Kurban kurtarıcı bölümünde bunları anlatmıştım.
Annesine bir otelde kat hizmetlisi olarak iş buluyor.
Sonra kendisi bir kız arkadaşının yanına...
Bir aylığına Kaliforniya'ya gidiyor.
Gidiş o gidiş. Tam 30 sene Şikago'da kalıyor.
Şikago'ya gittiği ilk zamanlar yine böyle çocukluğunda yaşamış olduğu o şiddet, o değersizlik duygusuyla hayatına hep alışkın olduğu o şiddeti gösteren, kötü davranan erkekleri çekiyor.
Hayatının geri kalan kısmını da böyle erkeklerden yakınarak talihsizliğine, kaderine yanarak geçiriyor.
Ama dikkat edin hep aynı deneyimleri tekrar ederek hayat sürüyor.
Kısır döngü ve bu hayat hikayesi.
Bakın çok önemli arkadaşlar sadece bir hayat hikayesi gibi dinlemeyin.
Kendimizi düşünelim ben bunları anlatırken.
Sonra Louis olumlu düşünce öğretisiyle tanışıyor ve artık o bilinç altında sen kullanılmayı hak ediyorsun.
Sen şiddeti hak ediyorsun.
Bu inancın farkına varıyor çekirdek inanç.
Ve bu inancı değiştirdiğinde yaşam çizgisinde ciddi değişmeler oluyor.
Artık diyor o tip erkekler benim yanımdan bile geçemezdi diyor.
Bunun farkına varmış. Ve bir dönem çok ünlü markalara modellik yapıyor.
Çok da hoş bir kadın zaten.
Ama aranan model olmak bile yani benim özdeğerime hiçbir katkıda bulunmadı.
Ben güzel olduğumu...
Asla kabul edemiyordum diyor.
Bakın Marilyn Monroe'da da aynısı vardı.
Değersizlik duygusu değil mi?
Dünyanın en güzel kadınlarından biri.
Ama kendini güzel bulmuyordu hatırlarsanız.
Neyse sonra Louis harika bir adamla tanışıyor.
Çok centilmen bir adamdı diyor.
İşte tanıştık, evlendik, çok mutluyduk, dünyayı dolaştık diyor.
Krallarla, kraliçelerle tanıştık.
Beyaz sarayda bile yemek yedik diyor düşünün artık.
Ama benim özdeğer duygum hala o kadar azdı ki diyor.
Ve derken 14 senelik evliliği kocasının ona ihanetiyle ve boşanma isteğiyle son buluyor.
Boşanmak istediğini söylüyor.
Başkasına aşık olduğunu söylüyor.
Adeta dünya başıma yıkıldı diyor.
Sonra yine iç dünyasına yöneliyor.
Ve zihin bilimi üzerine eğitimler alıyor senelerce.
Sonra işte bu işte eğitmen oluyor.
Üniversiteyi bitiriyor. Yarın bırakmıştı.
Hayatı tam yoluna giriyor derken rahim kanseri teşhisi konuyor.
Ve artık tüm bildiklerini, bütün öğrendiklerini kendi üstünde deneyerek kendini iyileştirmeyi düşünüyor ve bunu başarıyor.
1970'lerde rahim kanseri teşhisi konuyor ve son evre 2017'de Louise Hay hayatını kaybetti.
Yani kanseri yendi, 5 yaşında cinsel tacize uğradı, dayak yiyerek büyüdü ve vücudunun tepkisinin bu olduğunu düşünüyor.
Ve kanser insanın böyle uzun seneler içinde bastırmış olduğu derin...
öfkenin bedendeki ifadesidir diyor.
Ve ben kanserden kurtulmak için defalarca defalarca ameliyat olsam bile O kanseri yaratan düşünce sistemimi değiştirmezsem hiçbir faydası olmayacaktı
diyor. Yani kanseri yaratan düşünce kalıbına odaklanmış arkadaşlar.
Çünkü eğer bir kanser temizlendikten sonra yeniden yeniden yükseliyorsa bu doktorların başarısız ameliyatından değil hastanın düşüncelerinde bir değişiklik olmamasından kaynaklanır
diyor. Farklı bir bakış açısı.
Yani kişi hastalığını...
Yeniden yaratır diyor o düşüncelerin tekrarıyla.
Ama aynı yerde ama vücudunun başka yerinde.
Yani bir şekilde o tekrar geri gelebilir diyor.
Bu arada söylemesi güç doktorlar Louis'e 3 ay ömür biçiyor sadece.
Ve o noktada ben artık kendi iyileşme sorumluluğumu kendim üstlenmiştim diyor.
Önce iyi bir beslenme uzmanına gidiyor, vücudunda o biriken toksik maddeleri arındırmaya çalışıyorlar.
İyi bir terapiste gidiyor, çocukluğunda böyle içine bastırmış olduğu öfkeyi, suçlama duygularını dışa vuruyor bu sayede.
Kendimi özgür kıldım diyor o duygulardan ve affetme çalışmaları yapıyor.
Bu çok önemli, affetme çalışmaları.
Aynanın karşısına geçip her gün ona çok zor gelse bile ne diyor biliyor musunuz?
Seni seviyorum. Sürekli bunu söyledim diyor.
Çünkü ben değersiz olduğuma inanıyordum.
Yani benim önce kendimi sevmem gerekiyordu.
Kendimi onaylamam ve buna gerçekten inanmam gerekiyordu kalpten.
Her gün o aynanın karşısına geçip bunu söylemiş.
Luis seni seviyorum. Ve ben kanseri yaratan düşüncelerimi buldum.
Onları iyileştirdim diyor.
Ve doktora gidiyor arkadaşlar.
Bedeninde tek bir kanser hücresi bile kalmadığını öğreniyor.
İşte ondan sonra bu konuda kitaplar yazıyor, eğitimler veriyor, seminerler işte bir sürü öğrencisi oluyor.
Birçok insana da iyi geliyor ve kendi yaşamının filmi de var izlemek isterseniz.
You Can Heal Your Life Study filmi çok eski bir film ama.
Buraya kadar anlattıklarımdan özetle Lewis diyor ki inanç ve davranış biçiminizi değiştirmeyi isterseniz her hastalık iyileşebilir.
Şimdi artık düşünce gücüyle tedaviden bahsetmek istiyorum.
Luis'in konu hakkındaki düşüncelerinden.
Önce inandıklarımızla başlayalım.
Ne ekersek onu biçiyoruz.
Yani kendimiz hakkında ne düşünüyorsak o bizim gerçeğimiz olur diyor Luis.
Hiçbir kişi, hiçbir şey, hiçbir koşul bizim üzerimizde bir güce sahip değil.
Çünkü aklımızla düşünceleri oluşturan kim?
Yani kısaca evren seçtiğimiz her düşünce ve inançta bizi tümüyle destekler.
Yani evrende hayır diye bir şey yok diye okumuştum bir kitapta.
Yani şöyle evren ne dersek okey diyor arkadaşlar.
Ben değersizim mi diyorsun?
Sevilmeye layık değilim.
Evet tamam öyle mi düşünüyorsun?
Ben de bunu destekleyeyim o zaman diyor.
Senin karşına böyle şeyler çıkarayım.
Ben değerli biriyim, sevilmeye layığım, iyi insanlara layığım diyorsanız evren ona da okey diyor.
Her şeye hay hay diyor yani ona göre konuşun.
Burada önemli olan nokta şu.
Bu kötü düşüncelerimizin tohumunu...
Kafamıza kimler ve ne zaman ekti?
Hatırlıyor musunuz bunu? Ben değersizim, ben sevilmeye layık değilim.
Kim yaptı bunu? Sizi yetiştiren insanlar olabilir mi?
Ya da zaten sizi yetiştirenler de mi böyleydi arkadaşlar?
Hep mutsuz, hep öfkeli, hep suçluluk duygusu olan insanlar mıydı?
Bunu bir düşünelim. Psikiyatr Gülseren Budayıcıoğlu'nun kader motifi dediği bir olay var.
Eminim duymuşsunuzdur.
Kişisel ilişkilerimizde işte annemiz ve babamızla kurmuş olduğumuz ilişkileri ya da onların kendi aralarındaki ilişkileri yeniden yaratma eğilimi gösteriyormuşuz.
Yani tıpkı anneme babama benzeyen biriyle sevgili oldum dediniz mi hiç?
İşte olay bu kader motifi.
Çocukken tanıdığımız duygulara çekiliyoruz, hayatımıza çekiyoruz onları.
Yani konfor alanımıza gidiyoruz aslında.
Bazısı da o yaşadığı evde artık ne yaşadıysa kötü olaylar işte annesiyle babasıyla gidip tam tersini bulabiliyor ebeveyninin.
Hani evlenmek için işte benim babam şöyleydi ben öyle bir adam istemiyorum ya da annem böyleydi öyle bir kadınla evlenmeyeceğim deyip bunu yapanları da buradan tebrik ediyorum.
Nasıl başardınız?
Hani az önce Luis'in hayatını anlatırken dedim ya çocukken hep şiddet görüyordu ve büyüdüğünde yine kendisine şiddet gösteren adamları buldu.
Bunu bilmeden yapıyor. Çünkü alışkın olduğu şey o konfor alanı tanıdığımız bildiğimiz şey.
Ben zaten öyle bir aileden geldim.
Hani yadırgamıyorum. Ben bunlarla savaşmayı çok iyi biliyorum.
Konfor alanım hadi bakalım böyle bir şey.
Yani bir de şu var anne babamızın bize gösterdiği davranışları küçükken her neyse artık kendimize gösteriyormuşuz.
Buna da çok şaşırmıştım.
Yani kendimizi aynı şekilde suçlayıp cezalandırıyoruz diyor Luis.
Lütfen böyle kendinize söylediklerinize bir bakın.
Öfkelendiğinizde kendinize.
Ne diyorsunuz?
Bir dinleyin. Hemen hemen böyle anne babanızla aynı kelimeleri mi kullanıyorsunuz?
Kendinizi eleştirirken, yargılarken.
Ama şöyle de bir şey var.
Hepimiz kurbanların kurbanıyız der Louis Hay.
Yani sevmeyi bilmeyen biri sana nasıl öğretecek ki sevmeyi?
O da bilmiyor. O ne biliyorsa sana onu aktarabilir.
Son dönemde böyle annemizi babamızı suçlamak çok moda oldu.
Farkında mısınız? Tamam suçlu olabilirler ama artık bunu bırakmamız lazım.
Bundan kurtulmamız lazım.
Kendi hayatımızın sorumluluğunu alıp yola devam etmemiz gerek diye düşünüyorum.
Çünkü cidden bir yere varamıyoruz.
Yok annem bana bunu yaptı, babam şunu yaptı, o bana böyle dedi.
Tamam okey dedi ama artık sen o dünkü çocuk değilsin.
Büyüdün artık ayakların yere basıyor.
Şimdi desin şu andasın.
Ben ne yapabilirim bu saatten sonra?
Kendimi nasıl onarabilirim?
Bunlara odaklanmak gerekiyor.
Bu bence olgunlaşmak gibi geliyor bana.
Gücümüz çünkü sadece şu anda.
Şu anda yeter. Kim geçmişi değiştirebiliyor ya?
Değiştirebilir misin? Yaşananları hiçbir şekilde değişmeyecek.
O yüzden şu anda odaklanmalıyız.
Gücümüzü şu ana vermemiz gerekiyor.
Yok anam bana bunu dedi.
Babam da şöyle yaptı. Bırakın ya bu kurban psikolojisini arkadaşlar.
Çıkın oradan. Bir de şu var.
Yani annem baban sevmeyi bilmiyor ki.
Sana nasıl sevgi göstersin?
Onların çocukluğu nasıldı acaba?
Bir de oraya bakmak lazım. Ben mesela böyle düşündüğüm zaman annemi daha kolay affedebiliyorum içimde.
Çünkü benim de öyle çok muhteşem bir hayatım ve çocukluğum olmadı.
Belki ama öyle bir şey yaşanmadı yani.
Çok kötü bir çocukluğum oldu ama ben teşekkürler anne dedim.
Bu sözün anlamını sadece o takipçiler biliyor.
Bilmeyenler de Hayatı Sorgulatan Sorular podcast'ımı dinleyebilir.
Luis diyor ki her birimiz manevi evrim yolunda gelişmemize yardımcı olacak belli bir dersi öğrenmek için buraya gelmeyi seçtik diyor.
Biraz böyle spritüel bir bakış açısı var.
Yaşamda üstünde çalışmak istediğimiz kalıpları bize yansıtabilecek en uygun annem.
Ve babayı biz belirliyoruz ve büyüyünce de onları suçluyoruz diyor.
Bakın farklı bir bakış açısı.
Hani katılırım katılmam orasına bakmayın.
Ben sadece aktarıyorum şu anda.
Benim böyle olmamın sebebi sizsiniz diye suçluyoruz ya anneyi babayı.
Aslında diyor onları seçen biziz.
Çünkü aşmamız gereken engeller için, tekamül için mi derler.
Onlar mükemmel bir seçimdi diyor.
Yani o ana baba olmasa sen de bugünkü sen olmayacaktın.
Ama buradaki sen aslında çok farklı.
İyi de olabilir kötü de olabilir.
Bu senin bilinç düzeyine bağlı.
İşte az önce dediğim hani teşekkürler anne sözü gibi.
Aynı ailede aynı şartlarda aynı ana babayla büyüyüp aynı ekonomik şartlar her şey aynı.
Taban tabana zıt olan kardeşler vardır değil mi?
Belki onlardan biri sizsiniz.
Buna en güzel örnek bence bu.
Biri alimdir belki biri de zalim.
Yani biri o engeli aşmayı seçmiştir.
Diğeri de o engeli fırsata çevirmiştir.
Bakın burada iki söylem vardı değil mi?
Öyle oldu. Biri alim, biri zalim.
Yani böyle olmamın sebebi sizsiniz dedi biri.
Birisi de dedi ki teşekkürler anne baba.
Değil mi bu? İnanç sistemimizi de aslında biz küçük yaşlarda ediniyoruz.
Ve yaşamımızı bu inanç sistemine uygun bir şekilde hani o deneyimleri yaratarak şekillendiriyoruz, sürdürüyoruz der.
Eğer hep aynı yerden sınıyorsa hayat sizi, hep aynı sorunlarla, aynı insanlarla karşılaşıyorsanız bu anlattıklarımı bir düşünün derim.
Çünkü Louis yaşadıklarımızın iç...
Dünyamızın dışa yansımasından kaynaklandığını söylüyor.
Kendinizden nefret etmeniz bile kendiniz hakkındaki nefret düşüncelerinizin ürünü olabilir diyor.
Kendiniz hakkında ne düşünüyorsanız...
O düşünce bir duygu yaratıyor ve siz o duyguya kendinizi kaptırıyor olabilirsiniz.
Düşüncelerinizi değiştirirseniz eğer duygularınızda o kötü duygularınız, hapis duygularınız ortadan kaybolabilir.
Yeter ki o düşünceleri yakalayalım diyor.
Ve dört olumsuz duygu üzerinde duruyor.
Birincisi arkadaşlar kırgınlık.
Burası çok önemli. Gücenme, darılma, öfke.
Bakın bunlar böyle uzun zaman içinizde tuttuğunuzda bir zehir yağı bedeninizi yiyor resmen.
İçiniz içiniz. Bizi kemiriyor deriz ya aynen öyle.
Ve nihayetinde de ne oluyor?
Kansere sebebiyet veriyor ya da daha farklı hastalıklara.
Hani kendini affet bölümünde somatizasyondan bahsetmiştim size.
Ve gırtlağı kanseri olan daha sonra iyileşen birine.
Neden bunca şeyi içinde tuttun?
Neden söylemedin?
Neyi söylemedin dedim ya.
Hatırladınız mı onu? Hayatımda tanıdığım.
En ketum insandı o ve haklısın dedi bana.
Beni içimde tutup söyleyemediklerim hasta etti dedi.
İşte bugün anlatmak istediğim de bu.
Bunlar çok güçlü duygular.
Bakın kırgınlık, gücenme, darılma.
Öfke, çok güçlü duygular bunlar.
Ya düşünsenize mesela biriyle küstünüz tamam en yakın arkadaşınızla.
Küstünüz çok kötü çok kötü bir an yaşıyorsunuz.
O anda vücudunuzda hiç mi bir şey hissetmiyorsunuz ya?
Ne bileyim bidenizde, kalbinizde değil mi hissediyorsunuz?
Bunun sürekli devam ettiğini düşünün.
Nasıl zarar vermeyecek bedeninize bir düşünün.
Yani ya da şu var mesela sürekli kendinizi eleştiriyorsunuz ya da başkalarını yargılayıp eleştiriyorsunuz.
Luis diyor ki Bu işte romatizmanın kaynağı diyor.
Böyle bir şeyden bahsediyor yani.
Suçluluk duygusu varsa sürekli o suçluluk duygusu bir ceza arar.
Ve bu ceza ağrılar yaratır bedeninizde diyor.
Yani sürekli böyle bir taraflarınız ağrıyorsa suçluluk duygunuz yoğun olabilir diyor.
Korku ve gerginliğiniz çok yüksekse hayatta hep böyle korkular yaşıyorsanız sürekli gergin bir haldeyseniz bu ülsere sebep olabilir diyor.
Yani aslında bize küçük bir sivilceden tutun çok ağır hastalıklara kadar pek çok hastalığın nedeninin psikolojik olumsuzluklardan da kaynaklanabileceğini söylüyor.
Yani sağlığımıza farklı bir perspektif sunuyor.
Böyle işte olaylara ben farklı pencerelerden bakmayı seviyorum biliyorsunuz.
Farklı çözüm önerilerini seviyorum.
Ve şimdi size sağlığın yeni halinden bahsetmek istiyorum.
Hayatımızı çok kolaylaştıran bir hizmet.
Eczacıbaşı Evital sağlık profesyonelleri tarafından, hekimler, psikologlar, diyetisyenler tarafından kullanılan uzaktan sağlık sistemi.
Elsacıbaşı Evital'de aradığınız uzmanlıktaki hekimlerle ister online ister yüz yüze görüşebiliyorsunuz.
Mesela bulunduğunuz yerde bir laboratuvara gittiniz, tahliller yaptırdınız.
Sonuçlarınızı Evital'de doktorunuza online danışabiliyorsunuz.
Ya da mesela işte röntgen çektirdiniz.
Sonucunuzu farklı şehirlerdeki üniversite hastanesi doktorlarından yine online bağlanarak Görüşler alarak öğrenebiliyorsunuz.
Mesela çapa hekimleriyle görüşebiliyorsunuz İstanbul Tıp Fakültesi.
Farklı şehirde yaşayıp ikinci, üçüncü bir görüş almak isteyenler için harika gerçekten.
Online psikolog, online diyetisyen hizmetleri de var.
Ve geçmişteki bütün sağlık verilerinizi Evital'e yükleyip tüm tahlil, tetkik ve diğer sağlık verilerinize böyle tek bir yerden ulaşabiliyorsunuz.
Ya da mesela çocuğunuz hastalandı, ateşlendi.
Doktora böyle gitsem mi, gitmesem mi diye düşünüyorsunuz.
Hemen online bağlanıp sorabilirsiniz.
Büyük kolaylık gerçekten.
Ya da anneniz babanız şehir dışındadır.
Onlara işte sağlık konusunda destek olmak istiyorsunuz.
Yine online doktorlara bağlanıp onları...
Tahlil sonuçlarını işte laboratuvar sonuçlarını vesaire bunları ileterek görüş alabilirsiniz veya diyelim ki siz yurt dışındasınız size bir teşhis kondu orada Türk hekimlerimizden ikinci üçüncü bir gözden
belki değerlendirme almak istiyorsanız harika bir çözüm yine ve hiç sıra beklemeden online sağlık ihtiyacımızı karşılayabiliyoruz.
Ya ben bazen sadece bir sonuç göstereceğim hani o kadar gözümde büyüyor ki diyorum ki şimdi çıkacağım trafik vardır kaç saat...
gidecek acaba? Sırada birileri var mıdır?
Aradan girip nasıl sonuç göstereceğim?
Bunları düşünüyorum sürekli.
O yüzden gerçekten harika bir sağlık hizmeti.
Ve şu an dansmana özel %50 indirim var.
8 Ekim'e kadar Evital uygulamasından alacağımız ilk online görüşme randevumuz da yeterli olacak.
Bu %50 indirim. Şimdi açıklamalara bir link bırakıyorum ve sağlığın yeni hali Eczacıbaşı Evital uygulamasını bu link üzerinden inceleyebilirsiniz.
Evital ile biz neredeysek sağlık hizmeti tek tuşla orada arkadaşlar.
Artık sağlığımızı ertelemek için bahanelerimiz yok.
Gerçekten harika.
Hadi devam edelim. Affetmek diyorduk çok önemli.
Eğer çok derin kırgınlıklarınız varsa bunları Bir an önce çözün yani son ana kadar beklemeyin.
Kindar sürpriz yumurtalara buradan sesleniyorum.
Bu arada affetmekle bağışlamak farklı şeyler arkadaşlar.
Ya ben onu nasıl affedeyim dediğiniz kırgınlıklar olabilir hayatınızda haklısınız.
Ama şu var her affetme bağışlamakla sonuçlanmaz.
Aynı şey değil. Affetmek dediğimiz şey bizim o incinmişlik duygusundan azade olmamız onu bırakmamız.
Bağışlamak dediğimiz şey ise o inciten kişiyle yeniden yakınlaşmak demek.
Bağı kurmayı devam ettirmek.
Yani affetmeyi biz kendimiz için yapıyoruz.
Neden? O duygusal bir yük ya.
Onu sırtımızda taşımak istemiyoruz.
Özgürleşmek istiyoruz. Affettiğimiz kişiyle görüşmek zorunda değiliz.
Bu bizim kişisel kararımız.
Mesela benim çok sevdiğim bir arkadaşım vardı.
Uzun yıllar süren bir dostluk.
Çok kırıldım ve yollarımızı ayırdık bundan 10 sene önce falan.
Hayatımda sadece bir kişiyle hani bu şekilde küslüğüm oldu o da o.
Ve ben onu sadece affettim.
Böyle hala adı geçtiği zaman çok mutlu olsun derim.
Hani ayağına taş değmesin derim.
Ama bağışlamak dediğimiz şey başka.
Tekrar yakınlık kurmamak değil mi?
Kurmadım. Yani kendi iç huzurum için onu affettim.
Olay bu. Affetmek kendimize yaptığımız bir iyilik.
Yoksa hani geçmişin esaretinden kurtulamayız.
O yüzden iyileşmek için en önemli adım kendimizde dahil herkesi affetmekte başlıyor.
Bir arkadaşım mesela biri için bana dedi ki geçen ya böyle bir şeyi nasıl affedersin dedi ya.
Hani sana bunu yapan kişiye hayatımın kazığını yemiştim.
Nasıl affediyorsun dedi.
Ben affediyorum onu dedim.
Hani anlıyorum ve affediyorum.
Halbuki anlamadığı şey şu ben bağışlamadım onu sadece.
affettim. Bir daha asla onunla yakını kurmak istemiyorum ama affettim.
Seni özgür bırakıyorum.
Affediyorum dedim. Bakın bu olumlu bir düşünce.
Bize özgür kılıyor. Gerçekten özgürleştim ondan sonra.
Luis diyor ki ne zaman hasta olursanız affetmemiz gereken kişi kim acaba diye düşünün.
Bence çok çarpıcı bir detay bu.
Bir de buraya dikkat.
Affetmeye en çok zorlandığımız kişi kim?
O kişi her kimse Bırakmaya gereksinim duyduğunuz kişi o.
Çünkü affetmek bırakmak demek.
Vazgeçmek demek değil mi?
Göz yummak değil bakın. Vazgeçmek.
Belki de size zor gelen şey bu.
Affetmek diyorum ya vazgeçmek istemiyorsunuz.
Bunu bir düşünün derim. Şimdi size birkaç soru sormak istiyorum.
Ben sorayım siz sonra cevaplayın.
Sağlığın nasıl? Mesleğin ne?
İşini seviyor musun?
Ekonomik durumun nasıl?
Aşk hayatı ne durumda?
Son ilişkin nasıl bitti?
Çocukluğun nasıldı? Şimdi bunları niye sordum?
Bunları cevaplarken söylediğiniz cümlelere lütfen dikkat edin ve beden dilinize tabii ki.
Düşünce ve kullandığınız sözcükler yaşanacak deneyimimizi yaratıyor der Lewis.
Yani bunlar... İç dünyanızdaki düşünce kalıplarınızın dış dünyaya yansımış etkileri.
Örnek ver Merve.
Şimdi bu cümlelerde çok fazla meli malı var mıydı sonu böyle biten?
Yapmalıyım, etmeliyim, olmalıyım yani bir zorunluluk esası var mı?
Bunlar yerine diyor ki bilirim koyun sonuna.
Yapabilirim, olabilirim gibi.
Eğer zorunda sözcüğünü sürekli kullanıyorsanız her kullandığımızda Yanlış diyoruz diyorsunuz aslında.
Ya yanlış yapmışsınızdır, ya yapıyorsunuzdur.
Ya da yapacaksınızdır melimalı cümlelerle bitiyorsa cümleler.
Hani gibi dizisinde Yılmaz diyordu ya ben çok seçeneksiz hissediyorum şu an kendimi.
Tam olarak bu bence.
Hani acaba o zorunda olduğumuz şey her neyse bunu başkaları mı size dayattı?
Hani anneniz, babanız, eşiniz, patronunuz.
Sırf ailem istedi diye o bölümü okudum gibi bir şeyden bahsediyorum.
Bir de bir soru daha var.
Kendimize bu soruyu yöneltince bence çoğu meselenin çekirdeğine özüne iniyoruz.
Tek bir soru arkadaşlar. Niçin?
Bakalım örnek vereceğim şimdi.
Çok güzel görünmem lazım.
Neden? Niçin?
Çünkü hadi cevap verelim.
Devamını getirelim. Çok başarılı olmam lazım.
Neden? Niçin?
Çünkü bu soruyu sonuna kadar sorduğumuz zaman bakın en sona kadar girin sürekli niçin niçin niçin niçin bunu sorun.
En sonunda kalan şey sizi şok edecek.
Çünkü konunun çekirdeğine inmiş olacaksınız.
Nasıl bir çekirdek inançla hareket ettiğinizi göreceksiniz.
Ben yaptım gerçekten böyle kala kaldım.
Şimdi bir liste yapalım.
Meliyim, malıyım ile biten cümlelerinize bir bakın.
Onları gerçekten siz istediğiniz için mi yapıyorsunuz?
Yoksa başkalarının isteği mi o?
Eşinizin, annenizin, babanızın, çocuğunuzun, her kimse.
Bunları mı yerine getiriyorsunuz?
O meli malılara lütfen dikkat edelim.
Bir de şu var. Kendini sevme konusu.
Bu çok önemli. Ama şöyle bir şey var.
Kendini sev o kadar klişe oldu ki son dönemlerde çok sık duyuyoruz.
Hani aslında şöyle harika bir şarkı vardır.
O şarkı TikTok'a düşer ve artık o çok sevdiğimiz şarkıyı biz cringe videolarda görürüz.
Arkadaşlar o parça ve soğuruz.
Bu çok yaşandı.
Kendini sevdi öyle bir şey oldu artık.
Halbuki ne kadar önemli ve güzel bir şey.
Ve kendini beğenmiştik işte kibir, bencillik gibi algılanıyor.
Hiç alakası yok.
Gerçekten çok önemli. Kendimize saygı duymamız.
Bedenimizin ve zihnimizin mucizevi yeteneklerine şükran duymamız.
Değer, kadir bilmemiz.
Bunlar çok güzel şeyler. Kendimizi nasıl sevmiyoruz ya?
Ben bundan bahsedeyim. Hep kendini sev diyorlar.
Biz kendimizi nasıl sevmeyiz?
Kendimizi sürekli aşağılıyorsak, eleştiriyorsak, bedenimize değer vermiyorsak, işte sürekli sağlıksız yiyecekler, alkol, uyuşturucu vs.
bunlarla yıpratıyorsak o bedeni, güzelim bedeni.
Alkol derken bu arada hani keyfe keder böyle içilen bir iki kadehten bahsetmiyorum.
Hani arkadaşlarla o değil anladınız siz böyle hani yerlerde sürünecek kadar her gün her gün.
Yani bize yararlı olacak şeyler yerine zararlı olduğunu bile bile bir şeylere gidiyorsak.
Bu ilişki bazında da geçerli hani toksik insanlarla berabersek.
Kendimize iyi ve güzel şeyleri layık görmüyorsak yeterince iyi değilim.
Ben eksiğim düşüncelerimiz varsa ya da şunu sorayım mesela en son ne zaman kendiniz için bir şey yaptınız?
En son ne zaman sırf kendi canınız istediği için kendinizi şımarttınız?
Mesela o çok sevdiğiniz yemeği sadece benim canım istedi ya kendime yapıyorum dediniz yaptınız mı?
Veya en son ne zaman kendinizi yemeğe çıkardınız?
En son ne zaman hakkınızı aradınız?
Bunlara bir cevap verelim.
Geçen Matt Haig'in bir kitabını okuyordum.
Bebekken böyle nasıl kusursuz olduğumuzu anlatıyordu.
Çok hoşuma gitti. Aynısını Louise Hay de söylüyor.
Bebekken diyor mükemmeldik.
Yani kusursuz olmak gibi bir derdimiz çabamız yoktu.
İsteklerimizi talep ederken hiç çekinmiyorduk değil mi?
Duygularımızı özgürce ifade ediyorduk.
Kızgınlığımızı, mutluluğumuzu, gülüşlerimizi bunları hiç saklamıyorduk.
Bedenimizin her yerini seviyorduk.
Kendimizi aşağılamayı bilmiyorduk çünkü.
Duygularımızı saklamayı bilmiyorduk.
Böyle sevgiyle doluyduk.
Ve bir zamanlar kendimizi gerçekten sevinmeye layık buluyorduk bebekken.
İşte ihtiyacımızda olan şeyler bunlar.
Kendimizi eleştiriyoruz.
Yeterince iyi olmadığımıza inanıyoruz.
Ve bunların yan ürünü ne biliyor musunuz?
Bedensel sorunlar, ilişki problemleri, para sıkıntıları, yaratıcı ifade eksikliği.
İşte kendini sevmek bu kadar önemli.
Hepsinin tek bir nedeni varsa.
Kendini sevmemek der Lewis Hay.
Bugün tek başınıza olduğunuz bir zaman böyle sessiz bir ortamda lütfen bir kağıt alın ve ailenizin sizde eksik ya da yanlış bulduğunu söylediği şeyleri yazın.
Para konusunda, bedeniniz konusunda, sevgi ve ilişkiler konusunda, yetenekleriniz konusunda bunlar hakkında neler söylediler size.
Arkadaşlarınız da olur bu arada çevrenizden duyduklarınız ve bunları yazdıktan sonra bir bakın.
Göreceksiniz ki diyeceksiniz belki demek ki benim bu inancımın temelinde yatan şey buymuş.
Belki burada saklı olabilir.
Yazdıklarınıza dikkatli bakın.
Akrabalarınız, öğretmenleriniz bunlar da olur.
Yani size olumsuz olarak ne dediler etkilendiğiniz.
Yazarken ve bunları düşünürken de şunu hissetmenizi istiyorum.
Bedeniniz ne hissediyor bunları okurken?
Hangi bölgenizde ne hissediyorsunuz?
Mesela benim kalbim ve midem en çok etkilenen bölge oldu.
Ve bu yazdıklarımız bile yeterli değilim, eksiğim duygusunu veren inançlar aslında.
O yazdıklarınıza dikkatli bakın.
Orada sizin hani yeterli değilim, ben eksiğim diyorsunuz ya.
Sebebini göreceksiniz inançlarınızın.
Şimdi 3 yaşında bir çocuk düşünün arkadaşlar.
Onu alalım böyle bir odanın ortasında.
Koyalım o çocuğu sürekli bağıralım.
Ne kadar aptalsın, beceriksiz.
O öyle yapılmaz.
Her yeri dağıttın sen ne biçim çocuksun?
Bir de üstüne tokat atalım.
Bu çocuk ne yapar?
Ya gider bir köşeye siner, pısırıklaşır ya da her şeyi kırıp döker.
İnanılmaz yaramaz olur.
Peki biz aynı çocuğa şöyle yapsak.
Seni çok seviyorum. Sen ne kadar değerlisin, ne kadar güzel bir çocuksun, ne kadar yeteneklisin.
Aferin sana. Üzülme herkes hata yapar.
Önemli olan senin bu hatadan ne öğrendiğin desek.
Ne olur? Yani o zaman o çocuğun potansiyelini keşfetmesine yardımcı oluruz değil mi?
İşte hepimizin içinde o 3 yaşındaki çocuk var arkadaşlar.
Ve zamanımızın çoğunu biz o çocuğa bağırmakla geçiriyoruz.
Sonra da dönüp diyoruz ki hayatım niye böyle gidiyor ya tepetaklak diye üzülüyoruz.
İşte bunları Luis söylüyor.
Merve bana zaten o çocuğa davranıldığı kadar kötü davranıldı diyorsanız o geçmişte kaldı.
Şu anda siz kendinize nasıl davranıyorsunuz?
Bu önemli. Yaşam senaryonuzu hala o çocukluk mesajlarınıza göre mi hazırlıyorsunuz?
Annenizi babanızı suçlayarak ömür boyu kurban rolü oynamaya devam mı edelim?
Bunu mu yapalım? Çünkü bu çok daha kolay değil mi?
Birilerini suçlamak en kolayı.
Ne yapacağız aksi halde bir yetişkin gibi bütün sorumluluğu devralmamız gerekecek.
Yani bir sorunda takılı kalmak istiyorsanız birilerini suçlamak en kolay yoldur arkadaşlar.
Geçmiş geçmişte kaldı geçmiş değiştirilemez ama gelecek şimdiki düşüncelerimizde biçimlenir.
O yüzden annemizi babamızı suçlamak hayatımızın sorumluluğundan kaçmaktır.
Kurban rolünü bırakmak istemeyenlerin yaptığı şey budur.
Bu. Affetmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Neden? Çünkü kendi özgürlüğümüz için.
Ve eğer annenizi babanızı suçluyorsanız şunu düşünün.
Onlar da bir zaman çocuktu değil mi?
Bir zamanlar onlar da çocuk oldu.
Neler yaşadılar?
Bunları bir öğrenin. Belki daha anlayışlı oluruz o saatten sonra.
Bazen çok zor biliyorum.
Hani böyle konuştuğuma bakmayın.
Gerçekten çok zor. Hani bir bölümde demiştim ya kabul etmiyorum.
Hatırlıyorsunuz. Kabule geçmeye başladım ben artık yavaş yavaş.
Hani bunu öğreniyorum, affediyorum ve özgürleşiyorum.
Şimdi bir tanıdığımın üç çocuğu var.
Hepsi de büyüdü artık ama o böyle yeni yeni pedagoji kitapları okumaya başlamış son dönemlerde.
Çünkü son çocuğu biraz küçüktü.
İyi ki de okumuş ama şöyle bir etki yaptı onda.
Ben dedi çocuklarımı bir kere bile öpmedim dedi.
Eşimi de öpemem ben dedi.
Çok şaşırmıştım.
Ve bu kitapları okuyunca o kadar çok ağladım ki dedi.
Niye ağladın dedim. Ya demiş benim çocuklarım şimdi şöyle düşünecek.
Annem bizi hiç sevmedi mi?
Hiç öpmedi çünkü. Öyle düşünürler mi Merve dedi.
Ben çok şaşırdığım için neden öpmedin dedim.
Çünkü beni de annem babam hiç öpmedi.
Ben bilmiyorum ki dedi. Utanırım dedi.
Bakar mısınız? Olay bu aslında.
Yani kötü bir niyet yok ki burada.
O görmemiş. Bilmiyor ki.
Yani bilmediği şeyi nasıl yapsın?
Pedagoji kitabından öğreniyor.
Düşünebiliyor musunuz? Bazıları gerçekten bile isteye yapmıyor.
Hani o sevgisizlik vs.
diyoruz ya bile isteye yapmıyorlar.
Bilmedikleri için göstermiyorlar.
Bunu anlatmaya çalıştım. Hatta geçen yine Katarsis programını izliyorum.
Çok seviyorum o programı. Orada Almina Can Rencü.
Onu izledim. Trans bir birey.
Babasını affetmesini anlatıyordu.
O kadar hoşuma gitti ki zaten konuşması falan.
Müthiş harika bir kadın. Çünkü diyor anladım onu diyor.
Yani bir izleyin derim. Hatta diyor ki yeniden dünyaya gelsem yine o babanın evladı olurdum diyor.
Onca şeye rağmen düşünebiliyor musunuz?
Geçen günde bir arkadaşım aynısını dedi bana.
Onca şeye rağmen eğer böyle bir ailede bu zorluklarla büyümeseydim bugünkü ben ben olamazdım dedi.
Katılıyorum. Hatta Carl Jung'un çok sevdiğim bir sözü var.
Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar...
O sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz.
İşte anlattıklarımın özünde de aslında bu var.
Lewis Hay diyor ki eğer sorunlarımızın nedeninin dışsal faktörler olduğunu düşünüyorsanız birisi size dışsal koşullar ile içsel düşünceler arasındaki bağlantıyı gösterene kadar hayatta
kurban rolü oynamayı sürdüreceksiniz.
Yani sorun ne olursa olsun bir düşünce kalıbımız var ve biz o düşünce kalıbını Değiştirebiliriz.
Hayatımızdaki sorunlara bakalım ve kendimize soralım.
Hangi düşüncelerimle ben bu sorunu yaratıyorum?
Çünkü dediğim gibi güç noktası daima şimdiki anda diyor Luis.
Değişim kendi düşüncenizle.
Şimdi ve burada başlıyor.
Ne kadar süredir olumsuz bir süreç içinde yaşadığımız hastalıklarımız, sağlıksız ilişkilerimiz, ekonomik sorunlarımız ya da işte kendimizden nefret ettiğimiz bunlar önemli değil.
Bugün şu anda değişebiliriz.
Şimdi şu anda inanmayı ve düşündüğümüzü seçtiğimiz şeyler bunlar bizim bir sonraki anımızı, yarınımızı, gelecek ayımızı ve gelecek yılımızı yaratacak der Lewis Hay.
Düşüncelerimiz ve şu an aklımızdan geçenlerin geleceğimizi yarattığını söylüyor yani ve diyor ki değişime en çok direndiğiniz şey değiştirmeye en çok ihtiyacınız olan şeydir.
En çok neyde değişime direniyorsunuz bunu bir düşünelim.
Affetmek mi mesela? Bu bizi şimdiki andan koparıyor.
Geçmişe takılıp kalıyoruz.
Affetmek tüm olumsuz duygularımızı yok eder diyor Lewis.
Bence bu çok önemli bir nokta.
Şimdi affetmek için Emmet Fox alıştırması var.
Şöyle odanızda sessizce oturun, gözlerinizi kapatın, zihninizi ve bedeninizi gevşetin ve şu söylediklerimi hayal edin.
Şimdi karartılmış bir tiyatro sahnesinin önündesiniz.
En önde. En çok kırgınlık duyduğunuz kişi o sahnede, tiyatro sahnesinde.
Onu çok net bir şekilde görüyorsunuz.
Ve o kişinin mutluluktan yüzü gülüyor.
Yüzü güler bir şekilde size bakıyor gülümseyerek.
Birkaç dakika onu bu şekilde hayal ediyorsunuz gülümseyerek.
Ve sonra o sahneden kaybolup gidiyor.
Bunu deneyebilirsiniz.
Ben bu alıştırmayı yaptım.
Sahnedeki kişiye böyle yumruk atasım geldi.
Ama sonra başardım.
Artık onu affettim.
Umurumda bile değil. Şimdi olumsuz düşüncelere bakıyoruz.
Yanlış düşüncelerimiz ve söylemlerimiz şöyle.
Şişman olmak istemiyorum.
Bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum.
Yalnız olmak istemiyorum.
Parasız kalmak istemiyorum.
Annem babam gibi olmak istemiyorum.
Bakın bu şekilde düşünürsek olumluluğun kendiliğinden bize geleceğini zannediyoruz ama İstemediğimiz şeyler üzerinde daha çok düşündüğümüz zaman daha çok istemediğimiz şeyler yaratıyoruz der
Louis Hay. Aynı Murphy kanunları gibi.
Dikkatinizi neye yoğunlaştırıyorsanız...
O daha da artıyor ve yaşamınız da o kalıcı hale geliyor.
O zaman dikkatimizi gerçekten olmak istediğimiz, yapmak istediğimiz, tahip olmak istediğimiz şeyler üzerinde yoğunlaştıralım.
Ama nasıl yapacağız bunu?
Şöyle mesela ben hep genç kalıyorum, inceyim, mutluyum gibi.
Hani böyle olumlu sözler söyleyin.
Kendimi onaylıyorum. Mesela bu cümleyi çok sık tekrarlayın diyor özellikle.
Çok saçma gelebilir ama bunu yapın diyor.
Hani sanki içimizi okur gibi demiş çok saçma gelebilir.
Bunu neden yapıyoruz?
Çünkü biz güç vermedikçe düşüncelerinin üzerimizde hiçbir gücü olmaz diyor Lewis.
Yani düşünceler sadece böyle yan yana dizilmiş sözcüklerdir.
Hiçbir anlamları yok değil mi?
Onlara anlamı kim yüklüyor?
Biz yüklüyoruz. Nasıl bir anlam vereceğimizi kim seçiyor?
Biz seçiyoruz. Kendimizi kabul etmenin bir bölümü de aslında başka insanların düşüncelerinin doğruluğundan vazgeçmeyi öneriyor bize.
Eğer biri size sürekli şey dese, sen mor bir ineksin.
Sürekli bunu söylüyor. Sen mor bir ineksin.
Ne yaparsın? Gülüp geçersin değil mi?
Olay bu aslında. Kendimiz hakkında inanmayı seçtiğimiz çoğu şey de böyle olabilir.
Bunu hiç düşündünüz mü? Ve ilişkiler üzerine pek çok çalışma yapıldı.
Ünlü rebirthing uzmanı Sandra Ray tüm önemli ilişkilerimizin ebeveynlerimizden biriyle olan ilişkimizin yansıması olduğunu söylüyor.
Burayı çok hızlı geçtim tekrar söylüyorum.
Tüm önemli ilişkilerimizin ebeveynlerimizden biriyle olan ilişkimizin yansıması olduğunu söylüyor.
Ve ilk ilişkimiz yani ana babayla olan ilişkimiz.
Eğer böyle bağlantılı takıntılarımız varsa orada bunlardan kurtulmadan istediğiniz gibi bir ilişki yaratamayacaksınız diyor.
Asla özgür olamayacağımızı öne sürüyor.
İlişkiler diyor bizim aynalarımız.
Kendimize çektiğimiz şeyler daima ya sahip olduğumuz özelliklerin.
Ya da ilişkiler hakkındaki inançlarımızın aynısıdır diyor.
Etrafınızdaki insanlar da işte eşiniz, çocuğunuz, patronunuz, arkadaşınız vs.
Hoşlanmadığınız şeyler ya kendinizin yaptığı şeyler ya da yapmak istediğiniz şeyler ya da inandığınız şeyler olabilir diyor.
Gerçekten çok iddialı.
Neden böyle söylüyor?
Çünkü diyor onların bir şekilde hayatınıza uyan yönleri olmasaydı siz zaten onları çekemezdiniz diyor.
Hayatınızda bir yerleri olmazdı diyor o insanların.
Çok şaşırtıcı.
Şimdi hayatınızda kendisinden rahatsız olduğunuz birini düşünmenizi istiyorum.
Ve o kişide hoşlanmadığınız üç özelliği.
Bunları düşünün hatta yazın.
Ve onlarda değişmesini istediğiniz o üç şeyi yazın.
Ve sonra içinizde dönüp kendinize şu soruyu sorun.
Ben bu insanla...
Nerede benzerlik gösteriyorum ve ne zaman aynı şeyleri yapıyorum?
Bunu Gölge Podcast'ımda anlatmıştım hatırlarsanız.
Karanlık yanımız gölge ve sırada bedenimiz var, hastalıklarımız.
Bedenimizde hastalık denilen şeyi kendimizin yarattığına inanıyorum der Louis.
Hayatta her şeyin olduğu gibi beden de içsel düşünce ve inançlarımızın bir aynası.
Hatta diyor ki sürekli düşündüğümüz ve söylediğimiz şeyler beden yapımızı...
Beden şeklimizi, sağlığımızı ve hastalığımızı oluşturur diyor.
Ve asık görünüşlü bir surata sahip olan bir kişi aslında bu görünüşünü tabii ki de sevecen ve mutlu düşüncelerle oluşturmamıştır diyor.
Yaşlı insanların yüzlerine bakın, bedenlerine bakın aslında onların açık bir biçimde hayat boyu sürdürdükleri düşünce kalıplarını göreceksiniz diyor.
Ve şimdi her hastalığın Olası altını çizelim olası zihinsel nedenlerine değineceğim.
Bunlar tabii ki %100 doğru diyemeyiz ama alternatif sağlık yöntemleri konusunda çalışan birçok kişi bunlardan faydalanıyormuş.
Önce baş kısmımızla başlayalım.
Baş bölgemizdeki sorunlar genellikle bizde çok yanlış bir şey olduğu duygusunu taşıdığımız anlamına geliyormuş.
Baş ağrısı mesela değersizlik duygusu, korku ve kendini sürekli eleştirmekten kaynaklanır diyor.
Kulaklardaki problem işitmek istemediğimiz bir şeyler olabilir.
İşte kulak ağrısı işittiklerimize duyduğumuz öfke olabilir.
Özellikle çocuklarda oluyor, dikkatinizi çekerim.
Göz sorunları görmek istemediğimiz şeylere şahit olmamız olabilir.
Belki şimdi, belki geçmişte ya da gerçeklerle yüzleşmeye olan korkumuz.
Migren mükemmelliyetçi olanlar da çok sık görülüyormuş.
Kendilerine böyle aşırı baskı yaptıkları için bastırılmış kızgınlık da olabiliyormuş migrenin sebebi.
Sinüs hayatınızda böyle size çok yakın olan birinden duyduğunuz rahatsızlıktan kaynaklanabilirmiş.
Boyun ve boğaz bölgemiz boyun düşüncelerimizde esnek olmamak demekmiş ve kendi bakış açımızda böyle inatçı olmak hep ben haklıyım diyenler.
Boğaz problemleri hakkımızı aramaktan, ben buyum demekten, kendimizi ifade etmekten çekinmek ve kızgınlık.
Laranjit konuşamayacak kadar öfkeli olmak.
Hayatımda bir kere laranjit olmuştum çok kötüydü ve gerçekten öyle bir süreçti.
Bademcik kendi isteklerinizi gerçekleştirememekten kaynaklanan engellenmiş yaratıcılık.
Sırt sorunlarınız varsa destek görmemeniz, eğer üst sırt ağrıları varsa duygusal destek yoksunluğu, orta kısımdaki sırt ağrısı, suçluluk duygusu, geçmişinizi arkanızda bırakamamanız
ve arkada bıraktığınız bir şeyden belki korkmanız, görmek istememeniz ya da gizlemeniz olabilir.
Alt sırt ağrısı, ekonomik endişelerin fazlalığı, parasızlık korkusu, çok paranız olsa da aynısı geçerli.
Akciğerlerimiz hayatın içinde olma kapasitemizin temsili.
Nefes darlığı mesela sigara tiryakiliği hayatı reddediş yollarından biri diyor Lewis.
Var olmanın değersiz olduğuna dair derin inancın maskelenmiş hali diyor.
Göğüslerdeki sorunlar bir kişiye bir şeye veya bir deneyime aşırı annelik yapmak.
Göğüs kanseri aşırı kırgınlık derin bir öfke diyor.
Mide sorunlarımız hazmedemediğimiz şeyler.
Ülser yeterli olamama korkusu.
Cinsel organlardaki problemler kadınlığımızı erkekliğimizi reddediş.
cinselliğimizi reddediş, bedenimizi kirli ve günahkar görmemiz belki.
İdrar yolları sorunları işte akıntılar genellikle böyle eşe duyulan kırgınlık ve öfke olabiliyormuş.
Kalın bağırsak artık ihtiyaç duymadığımız şeyleri bırakmak yani bunları yapmamak.
Kabızlık çekenler çok cimri olmasalar bile genellikle böyle bir şeylerin yetmeyeceği korkusuyla yaşar der Louis.
Hatta hiç ihtiyaç duymadığı kıyafetleri bile atamazlar.
Böyle yıllarca gardıroplarında tutarlar der.
İşleri ve aşkları da böyledir der.
Diz problemleri, taviz verme, gurur.
Ego, inatçılık, katılık, haklı olma isteği, kilo problemleri, korunma ihtiyacı, incinmelerden korunmak, eleştiriden, tacizden, cinsellikten ve cinsel sömürüden korunma
yolları, diabet, şeker hastalığı, hayatı kontrol altına alma ihtiyacı ve hayattan tat almama derin bir üzüntü, uçuk, ben çok uçuk çıkarıyorum söylemiştim daha önce, kırgınlıkmış, duygusal korunma
yoksunluğu, varislerimiz aşırı yük taşıdığını hissetmek, işte bulunduğu durum.
Nefes kokusu, kızgınlık ve intikam dolu düşünceler.
Romatizma, kurban.
İşte hep haksızlığa uğradığını hissetmek, hep benim başıma geliyor demek sevgi yoksunluğu.
Uykusuzluk, hayat sürecine güvenmemek yani kısaca olumsuz düşünceler, olumsuz duygular yaratıyor ve bu düşük frekanslı duygular bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor.
Ve evren seçtiğimiz her düşünce ve her inançta dediğim gibi bizi tümüyle destekler diyor Louis Hay.
Neyi seçtiğinizde şu andan itibaren?
tüm geleceğinizi şekillendiriyor.
Güzel bir hayat istiyorsak önce güzel düşüncelerimiz olmalı.
Eczacıbaşı Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Siz de sağlığın yeni hali Eczacıbaşı Evital'i incelemek isterseniz şu an lansmana özel %50 indirim var.
Açıklamadaki linke tıklamanız yeterli.
Bu cumartesi yepyeni bir yayınla yeniden görüşmek üzere.
Hoşçakalın, sağlıkla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
