
Lifebox hakkında detaylı bilgi almak ve avantajlı dünyasına katılmak için: https://ld9m.adj.st?adj_t=12r4q996_12utmwo8&adj_campaign=podcast&adj_redirect=https%3A%2F%2Fmylifebox.com%2F%3Futm_source%3Dpodcast%26utm_medium%3Dbanner%26utm_campaign%3Dpodcast%23!%2Fwelcome%23 * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Farkındalık Defteri için: Tıklayın Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com * Bu bölüm "Lifebox" hakkında reklam içerir*
Transkript
Lifebox Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Hoş geldiniz ben Merve.
Bugün antik dünyanın 7 harikasından bahsedeceğim sizlere.
Hep bahsedilir bu 7 harikadan ama çoğumuz şöyle bir solukta oturup sayamayız.
O yüzden aklımızda kalması için böyle bir bölüm yapmak istedim.
Bu kavram ilk defa M.Ö.
5. yüzyılda tarihçi Heredot tarafından ortaya atılıyor ama ondan 300 yıl sonra yani M.Ö.
2. yüzyılda. Yunan şairi Sidonlu Antipatros dünyanın yedi harikası üzerine bir şiir yazıyor ve burada bu yedi harikayı sıralamıştır.
Şiirde şöyle, Arabalar için bir yol olan yüce Babil'in duvarına.
Alfeos'un yanındaki Zeus heykeline, asma bahçelere, güneş heykeline ve yüksek piramitlerin muazzam işçiliğine ve Masulos'un geniş mezarı ama bulutlara yükselen
Artemis'in evini gördüğümde diğer harikalar parlaklıklarını yitirdiler.
Ve işte Olimpos dışında.
Güneş hiç bu kadar görkemli görünmemişti dedim.
Sidonlu Antipatros'un şiiri böyle.
Peki Merve neden bu antik dünyanın yedi harikası hep aynı bölgeden acaba kendilerine torpil mi geçmişler demiş olabilirsiniz.
Antik dünyanın yedi harikası Aslen.
Pers, Babil ve Mısır topraklarından geçen Helen gezginler tarafından seçiliyor.
Sanat eserlerinde, şiirlerinde falan bu yapılardan bahsediyorlar zaten ama Helen halkları Afrika, Avrupa, Asya ve Amerika'dan geçmedikleri için buraları bilmediklerinden bu uygarlıklara dair eserler görmüyoruz
bu yedi harikanın içerisinde.
Peki nedir bu yedi harika?
Keops piramidi Mısır, Babil'in asma bahçeleri, Olimpos'taki Zeus heykeli, Efes'teki Artemis tapınağı, Halikarnas mozolesi Bodrum, Rodos heykeli ve İskenderiye
feneri. Peki şunu sormuş olabilirsiniz.
Neden 10 harika falan değil ne bileyim 6 değil de 7?
Demiş olabilirsiniz. 7 sayısının gizemini zaten sayıların gizemi adlı bölümde sizlere anlatmıştım ama kısaca şöyle söyleyeyim.
O dönemde 5 gezegen biliyorlar.
Güneşle ayı da ekleyince ne eder?
Yapacağım espriyi tahmin ediyorsunuz ama yapmayacağım.
Neyse günümüzde sadece bu antik dünyanın 7 harikasından sadece Keops piramidi ayakta kaldığı zamana yenilmedi.
O yüzden önceliği ona verdim.
Onunla başlayalım. Dünyanın 7 harikasından biri tabii ki Mısır'dan arkadaşlar.
Başkent Kahire Giza piramitlerinin arasında en büyüğü olan Keops piramidi.
Yaklaşık 138 metre bir uzunluğa sahip.
Normalde 147 metreymiş ama işte erozyondan dolayı aşınmalardan dolayı azala azala yüksekliği düşüyor.
Yaklaşık 2,5 milyon taş blok işlenmiş bu yapı için.
Yapıyı biliyorsunuz ki uzaylılar yaptı arkadaşlar.
Ya yıl 2023 hala buna inananlar var.
Gerçekten buna inanmayı ben de çok isterdim ama...
İnsan eliyle yapıldığı kanıtlandı.
Tamam bir takım gizemler olabilir ama yapıyı insanlar yaptı.
Milattan önce 3. yüzyılın ortasında inşa ediliyor ve o zamandan günümüze dünyanın insan yapımı en yüksek yapısı olarak ayakta kalmayı başarıyor.
Bu piramidin Mısır firavunu Kufu adına bir anıtsal mezar olarak inşa edildiği düşünülüyor ve yapımı da yaklaşık 20 sene sürdüğü tahmin ediliyor.
Bu piramidin 19.
yüzyılın sonunda... İlk kez kesin ölçümlerini yapan Sir Flanders Petrie demiş ki arkadaşlar Piramidin yüzeylerinin matematiksel ilişkileri ve dairesel oranları rastlantıyla
açıklanamayacak derecede o kadar sistemlidir ki bunların projede öngörüldüğünü yani inşaatçıların tasarımında mevcut bulunduğunu kabul etmek zorundayız demiş.
Yani diyor ki ileri derecede bir matematikleri var daha o zamandan ve piramitler eski Mısırlılar için ölümsüzlüğün eseri, yeniden doğuşun eseri ve firavunların öldükten sonra sonra o piramitin
tepesinden halklarını izlediğine inanılıyor ve eğer o piramit firavunun ölümünden önce tamamlanmazsa ruhunun cennete yükselemeyeceğini düşünüyorlar mumyalama işlemi de zaten işte
o vücudun ruhuyla yeniden bütünleşeceğini düşündüğü için yapılıyor öteki aleme daha güvenli bir geçiş sağlanması için zaten bunu rahipler yapıyor biliyorsunuz ki rahipler o mumyalanan bedenine
çeşitli törenler yaparlar firavunların ve öte aleme firavunun mezarının kalbinden ulaşılacağını düşünüyorlar ve piramitler firavunların ruhunun o cennete yükseleceği sonraki dünya
için bir geçit görevi görüyor arkadaşlar o yüzden de önemi çok büyük hatta eski bir Arap deyişine göre insan zamandan korkar zamanda Piramitlerden der Araplar ki
zaten yaklaşık 4000 senedir ayakta bu yapılar ve bu piramitlerin yapımında çalışan insanlar aslında bir nevi böyle kendi kurtuluşlarına da yardım ettiklerini düşünüyorlar bu yapıları inşa ederken
ve aynı zamanda ülkenin de kurtuluşuna.
Neden? Çünkü Mısır dininde Mısır firavunu dediğimiz o insanlar sıradan bir kral ne bileyim sıradan bir devlet başkanı değil onlar tanrının cisimlenmiş bedenlenmiş
hali. Yani tanrı kraldır Firavun.
O yüzden medeniyetlerinin devamı için en en en önemli isim Firavundur.
İşte Keops piramidini inşa ettiren Firavun Kufu ölümsüzlüğü bulmaya çalışmıştır.
O zamandan günümüze kalan bir papyrus'ta da bu yazıyor.
Ölümsüzlük için Firavun Kufu bir bilgeye danışıyor.
Hatta tanrıların katibi bilge tanrı Thoth, Hermes'tir bu, Hermes Trimagistus.
Daha önce anlatmıştım size simyacılık bölümünde.
Thoth'un tapınağına ulaşmak istiyor ama olmuyor tabii.
Mısırlılar kralın ruhunun yani Firavun'un ruhunun ebedi yaşam gücüdür onun ruhu.
mitten fırlayarak yıldızlara gideceğine oraya ulaşacağına inanırlar.
Bu arada merak edenler için ben hala Mısır'a gitmedim.
Çok istiyorum ama yazın zaten gitmem.
Çöl iklimi var. Kışları bile sıcakmış.
En uygun zamanın işte Ekim ile Şubat arası olduğunu söylüyorlar.
Hatta Nisan'a kadar gitmek isteyenler varsa ileteyim.
Bir arkadaşım Şarmeşek diye bir yer var ya Mısır'da.
Oraya tatile gitmişti. Bana oralardan böyle fotoğraflar atıyor, videolar atıyor falan.
O kadar güzeldi ki bayıldım yani.
Hiç bilmiyordum oraları. Ben oraya gittim.
Esem zaten işte piramitlerimi çekeyim, Kahire Müzesi'ne gideyim, aman Sphinx'lere koşayım.
Durmam yani sürekli bir şeyleri çekerim.
Ne bileyim deniz, kum, güneş oraları çekerim derken ne olur telefonumun hafızası dolar.
E şu an birçoğunuz tatilden döndünüz eminim ve telefonunuzdaki fotoğrafları ayıklamaya çalışıyorsunuz hafızamız doldu diye.
Aynı dertten muzdaribim yani hayatım fotoğraf silmekle geçiyor.
Hiç sevmiyorum bu işi.
Sizin de benim gibi böyle telefonunuzda ihtiyaç duyduğunuz alan her gün artıyorsa ve anılarınızı sürekli silmek zorunda kalıyorsanız o çok dramatik bir andır.
Acaba hangisini silsem?
Kimi feda etsem?
Hem kullanımı kolay hem de hesaplı bir çözüm arayışındaysanız size Lifebox'ı öneriyorum.
Lifebox hayatınızda yer açıyor arkadaşlar.
Sürekli ekranda beliren ve keyfimizi kaçıran hafıza dolu uyarısına Lifebox'da hemen son verebilirsiniz.
Merve Lifebox'da neler yapabiliriz?
Otomatik yedekleme yapabilirsiniz.
Rehberinizdeki o tekrarlayan kontakları silebilirsiniz.
Orijinal kalitede saklama, yüz ve nesne tanıma ve bunlara göre otomatik albümler yaratma.
Fotopikle en çok beğenilecek fotoğrafı seçme işlemlerini yapabiliyorsunuz.
Bir de en sevdiğim özelliklerinden biri tek tuşla yedeklediğiniz...
İzlediğiniz tüm anıları hop diye silebiliyorsunuz.
Yani zaman kaybetmiyorsunuz.
Lifebox'ınızda sakladığınız tüm fotoğraflarınıza, tüm videolarınıza ve dosyalarınıza akıllı telefonunuzdan, tabletinizden, Apple TV, televizyon ve bilgisayarınızdan hemen hızlı bir şekilde ulaşabiliyorsunuz.
Ve bonus her bir kullanıcı ücretsiz 5 GB saklama alanına sahip.
Türkiye'deki zaten en uygun fiyatlı bulut depolama uygulaması Lifebox.
Ve yıllık paketlerde de en uygun bulut depolama uygulaması.
2 milyon ücretli abonesi var zaten ve oldukça güvenilir bir uygulama.
Yani artık böyle acaba hangi anılarımı feda etsem, hangi videolarımı, hangi dosyalarımı silsem diye düşünmenize gerek yok.
Çünkü Lifebox'da yepyeni anılara, bilgilere, belgelere...
açabiliyorsunuz. Siz de hayata yepyeni bir yer açmak isterseniz açıklamaları bir link bırakıyorum.
Lifebox'ı buradan hemen inceleyebilirsiniz.
Artık gördüğünüz o harikaların fotoğraflarını çekerken hafızam dolacak mı?
Hangi fotoğraflarımı feda etsem diye düşünmeyeceksiniz.
Sırada bir başka antik dünya harikası var.
Babil'in asma bahçeleri.
En baştan belirteyim.
Bu bir efsane olabilir Babil'in asma bahçeleri.
Çünkü bahçelerin gerçekte var olup olmadığını tam olarak kanıtlayabilmiş değiller.
Ama Yunan tarihçilerden, yazarlardan falan bu bahçeyi gördüğünü söyleyenler var.
Yani tam bir ziraat mühendisliği demişler hatta ve ortak beyanları var.
Şimdi asma bahçeleri dediğimiz zaman hemen böyle aklımıza ne geliyor?
Üzüm veren asmalar değil mi?
Öyle hayal ediyoruz belki. Ama aslında tonuz bunlar.
tonozlar ve yapay teraslar üzerinde yer alan bahçeler, asma kat gibi düşünün.
Asma yani yukarıda asılı bahçeler anlamında asma bahçeler deniliyor.
Peki neden pek emin olamıyoruz onların varlığından, Babil'in asma bahçelerinden?
Çünkü Babil'ler biliyorsunuz çivi yazılı kaynaklarında krallarının her faaliyetlerini yazıyorlar.
Ama diyoruz ki bunu neden yazmadınız kardeşim?
Madem her şeyi yazıyorsunuz bu niye yok?
Babil o bölgenin zaten kültür başkenti ve sadece kralların faaliyetleri yazılmıyor.
Halk edebiyatından gündelik yaşama kadar bir sürü anlatıların bulunduğu köklü bir yazın gelenekleri var.
Yani yazmanların böyle bir ayrıntıyı atlamaları bence çok garip.
Emel ve arkeologlar hiç bakmamışlar mı?
Tabii ki bakmışlar. 19. yüzyılın başlarında Alman bir arkeolog buraya gidiyor Coldaway ve Babil'de kazılar yapıyor.
Babil'in planını böyle büyük ölçüde çıkarmayı başarıyor.
İşte onun asma bahçeler olarak tanımladığı bir yapı grubu var.
Tonozlu yapı olarak adlandırmış burayı ve kazılar sonucunda da yayınladığı bir rapor var.
Bu raporda diyor ki bu alanda yer alan küçük hücrelerden birinde hidrolik bir mekanizma var diye belirtmiş ve bu odanın sulamayla ilgili bir görevi olduğu düşünülüyor.
Ama işte bu kazı sonuçlarında da şüpheli durumlar ortaya çıkıyor.
Çünkü bulduğu alan Fırat Nehri'ne çok uzak bir yerde.
Mantıken suyu nasıl taşıyacaklar değil mi?
Zaten Babil'in asma bahçeleri için Fırat'ın yakınında olduğu belirtilmiş.
Uzakta bu bulduğu yer. Verilen ölçüler de tutmuyor.
O yüzden şüpheli bir kazı bu.
Ve kraliyet konutlarından çok uzak bir kazı yeri.
Asma bahçesi olduğu iddia edilen yer.
O yüzden şüphelidir arkadaşlar.
Ve Herodot zaten dediğim gibi her şeyi yazan bir adam.
Bunu neden yazmamış? Ama şöyle de bir durum var.
Bu asma bahçelerinin varlığıyla alakalı.
Ortak görüş beyan edenler var.
Pek çok kişi aynı şeyi söylemiş ki bunlardan birisi.
5. yüzyılda Babil'de yaşamış bir rahip, Babil'li bir rahip kitabında bahsetmiş asma bahçelerinden.
Bu kitap günümüzde kalmamış ama ondan alıntı yapanlar sayesinde aşağı yukarı biliyoruz.
Ve orada diyor ki bu asma bahçeleri Nebukadnezar yaptırdı.
Hatta yaptırma sebebi de karısının memleket hasretini giderebilmek içindi demiş.
Dağlık yere gelin gelen karısının yeşil hasreti.
Bu şey gibi Rize'den Mardin'e gelin gidenler ancak onlar anlar.
Nebükat Netsar'ın karısı Nebükat Netsar.
Ay ne kadar zor bir ismi var.
Ha bu arada şey demiş olabilirsiniz.
Ne kadar düşünceli bir adam karısı için bunları düşünmüş.
Hayır yani karısını kimse görmesin diye.
Bu kadar büyük bir asma bahçesi hani işte ağaçlardan içerisi görünmüyormuş.
Yaptırdığı söyleniyor bilemiyorum altan.
Yani Nebukadnezar kıskanç bir adam da olabilir.
Bu asma bahçeleri için şöyle deniliyor.
Sarayında dağlar gibi şekillendirdiği ve üstlerine her türden ağacı diktiği taş tepeler vardı.
Üstelik ana vatanındaki alışkanlıklarının özlemini çeken Medialı karısı için sözde asılı bir cennet kurmuştu.
Bu sarayın içerisine dağ manzarasını...
aynen kopya ettiği ve benzerliği tamamlamak için her tür ağacı diktiği çok yüksek taş teraslar dikerek asma bahçeler denen yapıyı kurdu denilmiş.
Başka tarihçilerin aktardığı bilgilere göre Babil'in asma bahçeleri düz bir ovada Fırat'ın yakınında yer alıyormuş arkadaşlar.
Çevresinde böyle kalın kalın duvarlar varmış.
Yüksek yüksek teraslar kademeli olarak yükselen bir yapıymış ve her çeşit ağacın dikili olduğunu düşünün.
Kraliyet lüksünün bir sanat yapıtı ve en çarpıcı yanı da tarım emeğinin izleyicinin başları üzerinde asılı olması.
Aynı ziguratlar gibi düşünün hani birbiri üstüne yükselen basamakları var ve dışarıdan bakıldığı zaman ağaçlarla kaplanmış bir dağ görünümünde olduğu söylenilmiş.
İçinde neler var Merve?
Egzotik meyveler, ağaçlar, hayvanlar, şelaleler var ve içinde kraliyete ait daireler var tabii ki.
Galeriler var, localar var ve en üst noktasının 25 metre olduğu düşünülüyor.
Bahçelerin her biri 14.400 metrekarelik bir alana yayılmış olduğu düşünülüyor.
Kendimi emlakçı gibi hissettim.
Yani bu söylediklerim de hani tarihçilerin ortak beyanları arkadaşlar.
Ve bu asma bahçeleri sulama kanallarıyla sulanıyor.
Fırattan çekiliyor su. Ve o döneme göre oldukça ileri bir sulama sistemi olduğu düşünülüyor.
Ve son olarak bahçe...
Tabii ki halka açık değil şaşırdınız mı?
Sadece krallara mahsus bir yer ve muhtemelen o Fırat'ın taşkınları sebebiyle bu bahçelerin ortadan kalktığı düşünülüyor arkadaşlar.
Emer ve Babil'in asma bahçelerinden günümüze bir şey kalmış mı derseniz?
Hayır bir tek söylencesi kalmış gördüğünüz gibi ve dünyanın yedi harikasından birisi olmayı başarmış.
Antik dünyanın bir başka harikasına geçiyoruz.
Zeus heykeli adından tahmin edeceğiniz üzere bu heykel antik dünyanın baş tanrısı, çapkınlık tanrısı Zeus adına yapılmış.
M.Ö. 456'da yapımı tamamlanıyor.
Yapım sebebi biliyorsunuz günümüzde olimpiyat oyunlarının kökeni neresi Yunanistan.
Hatta adı da Yunanistan'ın Olimpia şehrinden geliyor ve o dönemin işte Yunanlıların en büyük eğlencesi bu olimpiyat oyunları.
Oyunları da baş tanrı Zeus adına düzenlemişlerdir ve oyunların önemi arttığı zaman şöhrete kavuştuğu zaman baş tanrı Zeus adına bir heykel yapalım diyorlar ve ortaya bu çıkıyor.
Önce bir tapınak inşa ediyorlar sonra da bu tapınan batı ucuna Zeus'un dev bir heykelini 7 metre genişliğinde ve 12 metre yüksekliğinde devasa bir heykelini dikiyorlar.
Zeus'u böyle tahtında otururken heybetli bir şekilde göstermişler.
Zeus'un sağ elinde zafer tanrıçası Nike var altın ve fil dişinden bu.
Sol elinde de üzerinde kartal olan metal bir asa var.
Prometheus'un kartalı hatırladınız mı?
Zavallı Prometheus.
Oturduğu tahtın üzerinde Yunan tanrılarının ve Sifengs gibi mistik hayvanların oyma figürleri işlenmiş.
Zeus'un sandalları yani sandaletleri ve elbisesi altından ve heykeli yapan kişi de o dönemin en ünlü heykeltıraşı Fidias yani o dönemin Michelangelo'su diyebilirim.
Peki Merve bu heykele ne oldu demiş olabilirsiniz.
Bu heykeli zalimler zalimi Roma İmparatoru Caligula adı batasıca Roma'ya götürmeye çalışıyor.
O dönemin Hitler'i bence Caligula.
Ay niye götürmek istiyor orada kalsın o heykel demiş olabilirsiniz.
Çünkü ne yapacak heykelin kafasını söktürecekmiş kendisinin heykel kafasını yaptırıp üstüne koyacakmış.
Hani Zeus'un kafasını söktürüp kendini koyacakmış.
Ama amacına ulaşamadan zaten suikaste uğradı biliyorsunuz genç yaşında.
Daha sonraları İmparator I.
Theodosius paganik inançları yasaklıyor.
Tapınak kapatılıyor. Ondan sonra işte deprem oluyor, sel oluyor.
Tapınak bir şekilde yok oluyor.
Ama içindeki heykelin daha sonra İstanbul'a getirildiği yani Bizans'a getirildiği söyleniyor.
Ama çıkan büyük yangında yok olmuştur Zeus heykeli.
Biraz böyle kalan parçaları varmış.
Onlar da zaten Lourdes Müzesi'ne götürülmüş.
Yapıldığı dönemde bu heykel o kadar ihtişamlı, o kadar büyükmüş ki böyle adeta o tapınağın çatısını delip çıkacak gibi görünüyor Zeus'un kafası.
Hatta bunu bir hata olarak değerlendirmiş bir tarihçi.
Halbuki bile isteğe yapılmış.
Hani o heybetli görüntüyü verebilmek için.
Sırada dördüncü harikamız var.
Nelerden bahsettik en baştan beri tekrar hatırlayalım.
Keops Piramidi, Babil'in asma bahçeleri, Zeus heykeli.
Ve tapınağı dedik. Ve dördüncü antik dünya harikası Artemis Tapınağı.
Bu arada sıralama yok. Yani hani birinci en güzel şuydu falan diye düşünmeyin.
Ben kafama göre anlatıyorum. Efes'teki Artemis Tapınağı.
Bir diğer adı da Diana.
Efes benim memleketim İzmir'in Selçuk ilçesinde.
Çok önemli bir lokasyon.
Ki zaten dünya mirası listesine alındı.
Artemis Tapınağı'nı görmek istiyoruz diyenler adına üzgünüm.
Çünkü çok ufak bir kalıntısı kalmış.
Yani iki tane mermer parçası kalmış.
Ne demişti şair Sidonlu Antipater?
Artemis'in bulutları üzerinde kurulmuş evini gördüğümde tüm harikalar parlaklığını kaybetti.
E keşke biz de görebilseydik.
Peki kimdir bu Artemis?
Bekaret timsali, doğurganlık ve avcılık tanrıçası.
Apollo'nun ikiz kız kardeşi.
Apollo'nun güneşle eş tutulur biliyorsunuz ışık saçandır.
Artemis de Ay ile eş tutulur ki Ay zaten kadının temsilidir demiştim daha önce size masalların karanlık dünyası podcastımda.
Artemis ana tanrıçadır o yüzden çok önemli ama tek tanrılı dine yani Hristiyanlığa geçtikten sonra onun tüm izleri silinmek isteniyor.
Efesliler de ne yapıyor?
İnandıkları, tapındıkları bu tanrıça kendilerine yasak edilince onun tüm özelliklerini Hazreti Meryem'e aktarıyorlar.
Artemis Zeus'un kızı biliyorsunuz ki kızların, genç kadınların, hamile kadınların koruyucusu olarak görülür.
Kikloplar yani tek gözlü devler tarafından yapılmış gümüşten bir yayı vardır.
Gümüş dedim dikkat, gümüş de aydır demiştik, kadındır demiştik.
Pan yani çobanların tanrısı Pan ona bir av arkadaşı olarak köpek sürüsü hediye ediyor.
Artemis de o zaman işte avcılığın ve vahşi doğanın koruyucu tanrıçası olarak görülmeye başlanıyor.
İşte bu sebeple geyik, yaban domuzu, ormanlar, ay bunlarla ilişkilendirilir Artemis ve aynı zamanda büyücülerin tanrısı Hekate ile ilişkilendirilir.
Bu arada HKT demişken hani geçen farkındalık defteri bölümünde bir sürü filmden bahsetmiştim.
Robert Eggerson The Witch filminden de bahsetmiştim.
Ben bahsedince izleyenler olmuş ve tabii beklediğim mesajlar geldi hemen akabinde.
Bu ne ya hiçbir şey anlamadık.
Bakın çok kısa Artemis'i anlattım HKT falan dedim.
Başka bir gözle bakmanız lazım o filmlere.
Hani alt metni çok farklı yoksa çok yüzeysel kalır.
İşte folklorik bir halk korku hikayesi gibi görünebilir ama...
Daha derin bir film aslında. Belki buna da bir podcast gelir.
Artemis'e dönecek olursak Artemis'in doğum yerinin Efes olduğuna inanılıyor.
Türkiye'deki Efes bildiğiniz.
O yüzden bu bölge çok önemli.
Ve Artemis Tapınağı antik dünyanın yedi harikasından biri dedik.
M.Ö. 550 dolarlarında tamamlanmış dedik.
Yüzyıllık bir çalışmanın sonu.
Atina'nın Panteon tapınağının neredeyse iki katı büyüklüğünde ve o kadar ağır bloklar var ki her birinin 24 ton olduğu söyleniyor.
127 sütün var bir de içerisinde hayal edin.
Hatta bu yapı bittikten sonra Efesliler demişler ki bize Tanrıça Artemis yardım etmiş olmalı.
Yani biz bu tapınağı nasıl yaptık bu şekilde bu kadar ağır.
Ve tapınakta tıpkı Zeus heykeli gibi Tanrıça Artemis'in heykeli varmış.
Artemis Tapınağı yaklaşık 115 metre ve 55 metre genişliğe sahip.
Dediğim gibi 127 tane de sütunu varmış.
Muhteşem bir yapı olduğu söyleniliyor.
İçerisinde oldukça güzel heykeller ve resimler varmış.
E Merve ne olmuş bu güzelim yapıya demiş olabilirsiniz.
Dünyanın ilk teröristi olarak bilinen Yunanlı Herostratus tarafından bu tapınak yakılmıştır 21 Temmuz 356 senesinde.
Neden burayı yakmıştır peki?
Asla unutulmamak için, tarihe geçmek için böyle bir şey yapıyor.
Hatta Herostratus'u mahkemede yargılıyorlar ve verdiği ifade aynen şöyle.
Demiş ki Artemis tapınağını ben kendi başıma yaktım ve bu zaferi başkalarıyla paylaşamazdım.
Ben korkunun bütün basamaklarını tek tek çıktım.
Her aşamasını iliklerime kadar yaşadım ve bitti.
Birincisi yaptığım şeyi ilk düşündüğüm an Duyduğum şey korkuydu ama şan ve şöhret kazanacağımı bildiğim için bu korku uçup gitti.
İkincisi beni tapınağın içinde yakaladı.
Duvarlara zift sürüp çırayla tutuştururken birkaç vuruş o korkuyu da alıp götürdü.
Ama en berbatı üçüncüsüydü.
Tapınak yanıyor, tavan çatırdıyor, sütunlar devriliyor, mermer parça parça oluyordu.
İnsanlar çığlık çığlığa saçlarını yolarak benim yaktığım ateşi görmeye geliyorlardı.
Bunu da çabuk atlattım. Yanan tapınağın yanında bir tümseğe çıktım ve haykırdım.
Hey beni dinleyin.
Bu tapınağı ben yaktım.
Ben Herostratus.
Beni duydular ve birden suspus oldular.
Ortalıkta sadece yanan tapınaktan çıkan sesler vardı.
Sonra üstüme doğru gelmeye başladılar.
O suratları, gözlerindeki alevleri gördüm.
İşte o an dördüncü korkuyu duydum.
Ölüm korkusu. Ama Angelus'u da buydu.
Çünkü ben... Ölüme inanmam.
Ben Herostratus'um.
Artemis Tapınağı'nı ben yaktım.
Adım çağlar boyunca hatırlanacak.
Ama sen, sen baş yargıç Kleon.
Seni kim hatırlayacak?
Ve beklenen an mahkeme onu idam cezasına çarptırıyor.
Bir daha adı anılmasın diye adı tüm resmi kayıtlardan siliniyor.
Ama bu pek de işe yaramıyor.
Bugün bile herostratik şöhret diye bir deyim var arkadaşlar.
Hani derler ya reklamın iyisi kötüsü olmaz.
Bazıları böyle söyler.
Aynen o hesap bence herostratik şöhret.
Yani şöhret uğruna her şeyi yapmak, her türlü yıkıcı, zarar verici eylemi yapmak buna herostratik şöhret diyoruz.
Sonradan hatta işte gerçek suçlar üzerine makaleler yazan biri var Albert Borowitz diye.
O da şöhret uğruna her şeyi yapacak olan insanları tanımlamak için Herastratos sendromunu kullanmış.
Herastratos sendromu bence bu çağın en yaygın hastalıklarından diye düşünüyorum.
Sırada bir başka harika var.
Halikarnas mozelesi.
Mozele sözcüğü de vali yani satrap.
Mozulos'dan geliyor arkadaşlar.
Büyük görkemli gömüt mezar demek hani Anıtkabir gibi düşünün.
M.Ö. 353 ile 350 yılları arasında Pers İmparatorluğunda vali olan Mosulos'un hem eşi hem de kız kardeşi olan Artemisia tarafından Halikarnas'ta yani bugünkü Bodrum'da
yaptırılmıştır bu mozole.
Mısır piramitlerini andırıyor böyle piramit şekli bir çatısı varmış kolonları da zaten Yunan mimarisi.
45 metre yüksekliğe ve 30 metre genişliğe sahipmiş ve bu mozelenin tepesinde zaferi simgeleyen 4 atlı bir savaş arabası ve arabanın üzerinde de Kral Mosulos ve eşinin heykelleri
yer alıyormuş. Yapı 16.
yüzyıla kadar gelmiş, korunmuş ama daha sonra bir deprem geçiriyor.
Sonra Haçlı Seferleri oluyor.
Haçlı Seferleri sırasında da St.
John Çövalyeleri bu anıttan geriye kalan parçaları Bodrum Kalesi'nin inşasında kullanıyorlar.
Olusun ve Artemis'in heykeli kalıyor.
O da Londra'daki British Museum'da şu an.
Bayağı da yakışıklı bir adammış Kral Mozulos.
Hatta 1846'da İngiltere Büyükelçisi Padişah Abdülmecid'den izin alarak Bodrum Kalesi'nde o duvarlarda görülen o arta kalan Mozulos kabartmalarını da alıp
kendi ülkelerine götürüyorlar.
Biz de işte ne yapıyoruz?
Alçı kopyalarını yaptırmışız.
Onları kullanıyoruz. İşte bizim ülkemizden böyle neler neler götürüldü vakti zamanında.
Bu mozelenin en güzel yanı da ihtişamlı heykelleriymiş.
İnsan, at, aslan, hayvan heykelleri varmış bunlarla süslüymüş.
Tepesinde de dört atın çektiği dev bir savaş arabası heykeli varmış.
O nerede derseniz o da tabii ki Londra'da.
Bize kalan bir şey yok.
Üzülüyorum gerçekten tarihimize sahip çıkamıyoruz.
Bodrum demişken de tarihin babası Heredot'un Bodrum'da doğduğu söylenir biliyorsunuz.
Ve Halikarnas adı 15.
yüzyılda St. John Şövalyeleri tarafından Aziz Petrus'a adanan kale sebebiyle Petrium olarak değişiyor.
Zamanla... Petrium, Petrum, Potrum derken Bodrum oluyor.
Bodrum deyince benim aklıma tabii ki kim geliyor?
Cevat Şakir Kaba Ağaçlı geliyor.
Yani nam-ı diğer Halil Karnas balıkçısı.
Bakmayın balıkçı dediklerine çok ünlü bir paşanın oğludur.
Hayatı da acılarla geçmiştir.
Aganta Burina Burinata diye bir kitabı vardı.
Yıllar önce okumuştum. Orada şöyle bir sözü vardı.
İyi insanlar kırıldıkları zaman...
Sevmeyi bırakmazlar, göstermeyi bırakırlar.
Halikarnas balıkçımızı da andığımıza göre sırada İskenderiye Feneri var.
O da her fener gibi denizcilerin limanlarına güvenle dönmesini sağlamak için yapılmıştır.
Kendi döneminin en uzun yapısı olarak biliniyor ve fenerin yüksekliğinin 146 metre olduğu düşünülüyor.
Yani günümüzdeki...
40 katlı binalara denk düşünün ne kadar uzun olduğunu ve ilk yapıldığı dönemde fenerin tepesinde denizlerin tanrısı Poseidon'un heykeli de varmış.
Tepesinde ateş yanan bir fener ve en tepede de gizemli bir aynası varmış.
Bu deniz feneri Putelemoslar tarafından M.Ö.
3. yüzyılın başlarında yaptırılıyor.
Putelemoslardan Kleopatra bölümünde bahsettiğimi hatırlıyorum.
Mısır'ın İskenderiye kentinde Faros adasında inşa ettirilmiş bu fener.
Roma sikkelerinde de bir dönem var fenerin resmi ve bu öyle bir fenermiş ki denizde 100 kilometre uzaktan bile görülebiliyormuş düşünün artık.
Hatta 12. yüzyılda İslam coğrafyasını dolaşan Tudela'lı Benjamin İskenderiye ile ilgili demiş ki Büyük İskender İskenderiye limanında denize doğru bir rıhtım bir de
kral yolu inşa etmişti.
Yine bu rıhtımda büyük bir fener kulesi dikmiştir ki buna Menarül İskenderiye denmektedir.
Kulenin tepesinde cam bir ayna bulunmakta ve bu ayna sayesinde Helen veya Batı memleketlerinden şehre deniz yoluyla gemilerle yapılacak bir baskın veya saldırı 20
günlük bir yolculuk mesafesinden bile görülebilirmiş.
Ve şehir halkı da bu saldırılara karşı hemen savunma tertibatı düzenlermiş.
Büyük İskender'in ölümünden uzun bir süre sonra Helen memleketlerinden Theodoras adındaki zeki bir kaptan gemisiyle İskenderiye'ye gelmiş.
Helenler o sırada Mısır'ın boyunduruğu altındaymış.
Kaptan Mısır kralına hediye olarak pek çok altın, gümüş ve ipek elbiseler takdim etmiş.
Zamanın adeti üzerine Fener Kulesi'nin önüne de demir atmış.
Zamanla bu kaptan Fener Kulesi'nin görevlisi ve bu görevlinin mahiyetinde çalışanlarla düşüp kalkmaya başladı.
Kulenin bekçisiyle kurmuş olduğu dostluk sayesinde de kuleye daha sık girip çıkmaya başlamış.
İlerleyen zamanlarda bir gün kaptan mükellef bir ziyafet vererek ikram ettiği şarapla bekçi ve kule görevlilerinin hepsini sarhoş etmiş.
Görevliler şarabın etkisiyle sızıp kalınca adamlarıyla beraber kuleye girmiş, aynayı parçalamış ve o gece şehirden kaçmışlar.
Artık Hristiyanlar o zamandan itibaren gemilerle buralara baskın düzenlemeye başlamışlar.
Girit ve Helenlerin sömürüsü altındaki Kıbrıs gibi büyük adaları da almışlar demiş.
Bu fenerin aynası gündüzleri güneş ışığını yansıtarak yol gösteriyor.
Hatta öyle bir yansıtıyormuş ki gemileri yakıyormuş bazen.
Geceleri de tepesinde yanan o dev meşale ile gemicilere yol gösteriyormuş.
Sonra Araplar Mısır'ı ele geçirince sonra başkent Kahire'ye taşınınca bu fener ihmal edilmeye başlanıyor.
Ve yapılan ayna tekrar dev bir ayna yapılıyor.
Tekrar kırılıyor. Depremde zarar görüyor derken Memlük Sultanı bu yıkılmış fenerden kale yapımında istifade edince antik dünyanın bu harikası kayboluyor.
Bir de İskenderiye fenerinin bulunduğu Faros adası demiştim.
Faros Fransızca da İtalyanca da ve İspanyolca da fener yerine kullanılıyor arkadaşlar.
Bir de bu fenerin yıkılmadan önceki resimleri dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur.
Ve sırada son antik dünya harikamız var.
Rodos heykeli.
Rodos adası biliyorsunuz ki Ege'deki 12 adadan en büyüğü ve sahip olduğu stratejik konumuyla yıllar boyunca bu bölgedeki egemenlik mücadelesinin hep bir parçası oldu.
Hem ticari hem askeri bir üst olarak kullanıldı.
Antik çağda Rodos adasındaki Rodos şehrinin limanının hemen girişinde Rodos heykeli yer alıyormuş ve antik dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul görmüş.
Ve bu heykel Yunan güneş tanrısı.
Helios'un heykeli arkadaşlar M.Ö.
3. yüzyılda Rodoslular tarafından yapılıyor ve yaklaşık 32 metre boyunda tabanı da 15 metre bronz ve demirden yapılan bir heykel.
O dönemin en yüksek en heybetli heykeli yapımının 12 yıl sürdüğü düşünülüyor.
Bu heykelde işte Helios dedik güneş tanrısı heykeli başından ışınlar çıkıyor çıplak bir erkek olarak betimlenmiş sağ elinde bir lamba ya da meşale tutuyormuş.
Sadece ve sadece 56 yıl ayakta kalabilmiş maalesef.
M.Ö. 226'da şiddetli bir deprem sırasında en zayıf yeri olan dizlerinden kırılmış ve devrilmiş ve devrik bir şekilde 880 yıl kalmayı başarmış.
Hatta tarihçi pilini der ki bu devrik heykelin...
Baş parmağı bir insan boyunda düşünebiliyor musunuz büyüklüğünü?
Yani nasıl kaldırsınlar o ağırlığı?
880 yıl çok normal.
Sonra da bakmışlar kaldıramıyorlar.
Bir tüccara satmışlar altınından bronzundan faydalansın diye.
Ve bu heykel için Rodos'un girişinde böyle limanda ayakları açık bir şekilde durduğu söylenir.
Hatta bu şekilde tasvirleri vardır.
Bacaklarının arasından böyle gemilerin geçtiği söylenir.
Ama tabii ki bu bir söylence.
Böyle bir şey o zamanlar mümkün değil yapmak.
Hatta Game of Thrones'un sıkı takipçileri hatırlayacaktır.
Braavos'ta böyle bir heykel vardı.
Ayakları açık denizin ortasında yükselen dev bir heykel.
Muhtemelen siz de izlerken aynı şeyi düşündünüz.
Hani Rodos heykelinden mi esinlenmişler acaba diye.
Bence öyle. Tarihi kaynaklara göre Rodos'un ilk sahipleri Dorlar.
Bunlar da Argos'tan gelen denizci bir kavim ve güneş ilahı olan Helios'a tapıyorlar.
Helios da mitolojide güneş ve ışığı temsil eden Helen tanrısı.
inanışa göre Helios Dört atın çektiği arabasıyla gökyüzünde hep dolaşır ve insanları gözetler.
Genç ve böyle gür saçlı başında parlak bir tacı vardır.
Rodos'un koruyucusu olduğuna inanılıyor Helios'un.
Hatta Dorlar Makedonya kralı Demetrios'u yenince zafer anıtı olarak Rodos'un girişine bu harika heykeli yaptırmışlardır.
Hatta her yıl Helias'a adlı törenler düzenliyorlarmış ve bu heykelin dibinden dört atlı bir arabayı denize atıyorlarmış.
Şimdi ise bu heykelin yerinde iki tane.
tane böyle karşılıklı yerleştirilmiş geyik heykeli var.
Zenginlik ve güç sembolü.
İşte antik dünyanın yedi harikası tek tek bunlardı.
Lifebox'ın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Siz de hayata yepyeni bir yer açmak isterseniz açıklamalara bırakmış olduğum linkten Lifebox'ı hemen inceleyebilirsiniz.
Dünyanın yedi harikası kadar güzel bir hayat diliyorum sizlere.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için de adresimi açıklamalara bırakıyor olacağım.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek isteyenler bana bu adresten ulaşabilir.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
