
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün... tüm dünyayı ilgilendiren bir konu hakkında konuşmak istedim.
İleride çocuklarımıza nasıl bir dünyayı miras bırakacağımızı konuşacağız bugün.
Karbon ayak izinden bahsedeceğim.
Bu konuyu açacağım. Sürdürülebilirlik konusunu da açacağım.
Çünkü her ortamda böyle konuşulan fakat çok fazla böyle derinlerine inmediğimiz bir mevzu olduğunu düşünüyorum.
İklim krizinden bahsedeceğim ve eğer önlem almazsak dünyayı ve bizleri nelerin beklediğini konuşacağız.
Doğaya olan borcumuzu nasıl ödeyebileceğimizi ve En önemlisi de bizim bu konuda neler yapabileceğimizi konuşacağız.
Şimdi bu konuda nereden çıktı Merve diyenler için?
Şöyle ki geçen gece film izlemek istedim.
Böyle kafama göre bir şeyler bulamadım yine tipik.
Hadi dedim tekrar Interstellar filmini izleyeyim.
Yıldızlar Arası filmi benim açık ara en sevdiğim bilim kurgu filmlerinden birisi.
Hatta en çok ağladığım filmlerden.
Şimdi bilim kurgu filminde de ağlamazsın be Merve diyenler olacaktır.
Ama şu dediklerimi lütfen bir düşünün.
İleride bir gün dünyamız yaşanmaz bir hale gelecek.
Ve insanlık tekrar tarım toplumu seviyesine kadar düşmüş.
Ve gezegeni o kadar mahvetmişiz ki toprak bile bize küsmüş artık ürün vermez bir durumda.
Babanız da eski bir NASA pilotu olsun ve yaşanabilir bir gezegen bulmak için bir ekiple dünyadan ayrılsın.
İşin kötüsü de belki de bir daha asla geri dönmeyecek olsun.
Az önce ne dediğimi idrak ettiniz mi?
Yaşanabilir bir dünya bulmak için dedim.
Bu cümle bence çok sarsıcı.
Filmde zaten ağladığım yerler hem dünyanın ölümüydü.
O şahit olduğumuz sahneler var dünyanın ölümüne.
Hem de baba kızın vedalaşma sahneleriydi.
Bu film benim için yani ya bir gün gerçek olursa diye böyle korktuğumuz filmler vardır ya.
Onlardan birisi hatta başı çekiyor diyebilirim.
Özellikle de şu replik bu filmdeki hiç aklımdan çıkmaz.
Kızının nesli dünyada yaşayan son nesil olacak diyordu ya bir yerde.
Bu cümle gerçekten bir soğuk duş etkisi yaratmıştı üstümde.
O zaman filmi izleyenler...
için hayaletiniz benim ve hepinize büyük bir mesaj vermek için buradayım bugün.
Şimdi en başta şunu söyleyeyim aklıma gelmişken.
Bundan birkaç ay önce Muğla'ya gittim köye ve oradaki köylülerle sohbet ederken bana dediler ki Artık tarım yapan kalmadı bu köyde dediler.
Çünkü yeni nesil toprakla uğraşmak istemiyormuş.
Sahi dediler bizden sonra siz ne yapacaksınız?
Hatta aç kalacaksınız diyenler bile oldu.
Ve bu nesili tarımla uğraşan son nesil dediler.
Ve gerçekten çok haklıydılar.
O ana kadar inanın ben bunu hiç düşünmemiştim.
Ve böyle tüylerim diken diken oldu.
Interstellar filminde de vardı ya bu olay.
Tarım dünyanın en önemli hadisesi haline gelmişti.
Neden olmasın yani? Bence görünüyor bu bize zaten.
O gün şöyle bir baktım. Köylüler böyle tarhana yapmayı...
biliyor topraktan nasıl tarhanayı çok severim.
O yüzden tarhana yapmayı biliyor diyorum.
Topraktan nasıl ürün alacaklarını biliyorlar.
Hayvancılık biliyorlar. Ama ben hiçbir şey bilmiyorum.
O kadar aciz hissediyorum ki kendimi.
Çünkü hep hazıra konmuşum hayatım boyunca.
Şehir çocuğu olduğum için.
Hani Yakup Kadri Karausmanoğlu'nun meşhur kitabı var ya Yaban.
Orada sanki böyle bir diyalog hatırlıyorum ben.
Şehirlilerle alay ediyordu köylüler.
Hani hiçbir şey bilmiyorsunuz diye.
Gerçekten kıyamet kopsa öylece kalırız diye düşünüyorum.
Ama köylüler için de üzüldüm.
Çünkü yerel tarım artık kendini böyle yeşil devrimden sonra zaten bırakmıştı.
Ama iyice artık bittiğini görmek beni üzüyor.
Yeşil devrim bilmeyenler için onu da açıklayayım.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında o gelişmekte olan ülkelerin tarım üretimini artırma çabaları yeşil devrim.
Tabii bu üretimi artırmak için ne yapacaklar?
Melez tohum, yapay gübre, pestisit gibi ürünlerin kullanımı demek bu tarım aynı zamanda.
Yani tamam milyonlarca insan açlıktan kurtarıldı bu devrimle ama çok da zararlı sonuçları oldu diyebiliriz.
Kısaca tarımda makineleşme olarak açıklayabilirim.
Tarımın yüksek enerjiye dayanan bir üretim biçimine dönüşmesi zaten doğaya çok büyük zararı var.
zamanda nüfus da arttı bu tarım devrimiyle beraber.
Hibrit tohumlar geldi.
Artık birim alandan daha fazla ürün elde edilebiliyor.
Çok geniş alanlara ürünler tekrar tekrar ekilebiliyor.
Tarımın bütün döngüsü değişmiş durumda.
Yani şöyle düşünün önceden güneşten gıda enerjisi elde ediyorken şimdi petrolden gıda enerjisi elde etmeye çalışıyoruz.
Bir kalorilik bir gıda üretebilmemiz için bir buçuk kalorilik bir petrole ihtiyaç duyuyoruz.
Peki bunların neticesi ne oluyor?
İklim krizi. Peki bu işin çözümü ne?
Şöyle ki 1993'te çiftçiler bir araya geliyorlar ve La Via Campesina diye bir örgüt kuruyorlar.
Bu örgütün çözüm önerisi var.
Bence çok doğru. Diyorlar ki eğer tarımı endüstriyel döngüden kurtarmak istiyorsanız gıda sisteminin merkezine büyük şirketleri koymayın.
Sağlıklı gıdalar üreten yerel üreticileri yerleştirin.
Hatta bize de bunu söylüyorlar.
Ne alacaksanız yerel üreticileri tercih edin önce.
Aracısız satanları tercih edin.
Ne bileyim pazardaki Ayşe teyzeden alın.
Peynirinizi, fasulyenizi vesairenizi.
Kooperatif ürünlerine yönelmeye çalışın.
Bireysel üreticileri, geleneksel üretim tarzı.
Aracını benimseyenleri tercih edin diyorlar.
Şöyle bir algı var bir de organik ürünler çok pahalı farkındayım bazıları çok abartıyor bunu ve şöyle bir algı var toplumda sadece zenginler organik ürün tüketebilir.
Hayır araştırın gerçekten daha uygun fiyatlı kooperatif ürünleri var ve ne bileyim işte ben pazara gidiyorum peynirimi sütümü yerel bir pazardan temin ediyorum.
Aracısız bir şekilde alıyorum hem fiyatı daha uygun hem daha güvenilir geliyor bana hani ilk elden aldığım bir kadın var kendisi yapıyor her şeyi.
Yoğurdu zaten evde kendim yapmaya çalışıyorum.
Yıllardır mevsimsel beslenmeye çalışıyorum elimden geldiğince.
Peki bunların ne gibi bir katkısı olabilir doğaya?
Yani benim yerel bir pazara gidip Ayşe teyze'den bir şey almamın.
Şöyle düşünün. Herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatmaya çalışıyorum.
Şimdi ben yoğurdumu evde kendim yaptığım zaman ne oluyor?
Aracısız almış oluyorum bir takım şeyleri.
Eğer marketten alırsam fabrikasyon bir ürün almış oluyorum.
O yoğurdun, sütünün, işte o fabrika...
ulaşması için ne safhalardan geçtiğini düşünün kaç tane araca yüklendiğini soğuk hava depolarını o araçlardan çıkan işte o yakıtın atmosfere verdiği zararı düşünün ve o sütün yoğurt olma aşamasına
gelene kadar harcanan enerjiyi düşünün o enerjiyle beraber ortaya çıkan yine kirliliği düşünün işte o yoğurdun konacağı plastik kabı düşünün o plastik kabın doğaya verdiği zararı düşünün geri dönüşümünü düşünün
işte bunları düşünün yani bir yoğurt için ne kadar yol kat ediliyor Ben de diyorum ki ne gerek var bütün bunlara gideyim yerel bir pazardan ne bileyim Ayşe teyzeden Fatma teyzeden sütümü alayım güzelce kaynatayım.
Cam bir kapta da mayalayayım yoğurdumu mis gibi kendim yapayım yiyeyim diyorum doğaya da zarar vermemiş oluyorum.
Marketten aldığımız ürünlerin ambalajlarının çoğu petrol bazlı malzemeden üretiliyor ve bu ambalajların çoğu plastikten yapılıyor.
Plastik zaten fosil yakıt bazlı hatta şunu söyleyeyim dünyada her sene plastik üretimi için kullanılan petrol.
500 megawattlık 189 termik santrale denk gelecek bir şekilde sera gazı emisyonuna denk geliyor.
Yani sera gazı ne demek?
Eşittir iklim krizi demek baş müsebbitlerinden.
Bakın bir yoğurttan nerelere nerelere geldim.
Artık böyle pet şişeyle su içerken bile iki kere düşünmeliyiz dünyanın haline bakarak.
Hatta bu arada bir ara marketlerde işte plastik poşet parayla satılıyor diye olay çıkmıştı ya 2019 yılında.
O günden bugüne o kadar büyük bir değişim olmuş ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın bir açıklamasına denk geldim.
Şöyle ki plastik poşet kullanımı %75 azalmış durumda ve bu eşittir 354 bin ton plastik atığın önüne geçmiş olduk ülkece.
Sırf bu şekilde yani düşünebiliyor musunuz?
Vallahi yaşasın bez poşetler.
Bu arada ben olsam nasıl sigaraların üstüne kötü kötü resimler koyuyorlar insanlar içmesin vazgeçsin diye plastik poşetlerin üzerine de böyle denizlerde ölenler.
Yani canlıları ölmüş mercan resiplerini falan koysalar keşke yani o zaman belki insanlar direkt bezboşete geçerler.
Ya da böyle giderse 20-30 yıl içinde o denizlerdeki plastik miktarının balıklardan çok olacağını yazsalar ki bu öngörülen bir şey şu anda çok korkunç bir şey bu da.
Bir de mevsimsel beslenmekten bahsettik ya bunun ne gibi bir artısı var doğaya?
Şöyle düşünün mevsiminde yediğimiz şeyler seralarda yetişmiyor.
Seralarda zaten fosil yakıta dayalı tarım yapılıyor biliyorsunuz.
O sera sıcaklığını sağlamak için elektrik kullanılıyor.
İşte bunlar sera gazı sağlamını arttırıyor.
Yani tarımın yapıldığı toprağa zaten kimyasal uygulanıyor bu seracılıkta.
Yani size ulaşması için bir ton yol kat ediyor diyebilirim.
Ve hatta bunu sadece tarım için değil balıkçılık için de söyleyebiliriz.
Sürdürülebilir balıkçılık diyoruz ya.
Ne yapacağız? Sezonda balık avlayacağız ve sezonunda balık yiyeceğiz.
Bunun dışında hayır. Bu da zaten deniz florasının devamlılığını sağlayan bir şeymiş.
Bu arada balık demişken size bu konuda da çok çarpıcı bir olaydan bahsedeceğim.
Balıkçılığın bile endüstriyel üretime dönmesi üzerine aynı zamanda tek türe dayalı bir üretimin zararı üzerine bir şey anlatmak istiyorum.
Afrika'nın en büyük gölü olan Victoria Gölü'nde 1950'li yıllarda tek türe dayalı bir üretim yapıldı ve bu çok büyük bir tahribata sebep oldu.
Victoria Gölü'ne ihracat değeri çok yüksek diye Nil levrekleri getirildi ve bu levrekler birkaç sene sonra ekosistemdeki baskın bir tür haline geldi.
Hatta göldeki yüzlerce yerel canlıyı yok etti bu levrekler ve bir süre sonra kendi türüyle beslenmeye başladı.
Yani levrek levreyi yiyor çok kötü.
Doğa maliyetlerini dikkate almayan işte bu tarz üretim modelleri gölün ekosistemini yok etti ve hatta balıkçılığı da çökme noktasına getirdi.
Şunu demek istiyorum aynı tip endüstriyel ürünlerin yetiştirilmesine dayalı o tarım anlayışı var ya bunlar da çok korkunç tahribatlara yol açıyor aynı tip ürünlerin yetiştirilmesi.
Şimdi de bu karbon ayak izi mevzusundan biraz bahsetmek istiyorum.
Dediğim gibi herkesin adını duyduğu ama ne olduğunu böyle tam olarak bilmediği önemli konulardan birisi bu.
Şimdi sera gazları küresel ısınmaya sebep oluyor.
Zaten bunu anlattım. Hatta ne dedik?
Bizim mevsimde yemediğimiz sebzeler, meyveler doğaya ciddi zararlar veriyor dedik.
Ve bu sera gazları bizim tükettiğimiz enerji miktarı ile de doğru orantılı.
Esas önemli olan kısım burası bizim için.
Aşırıca sere gazlarından önemli bir birleşeni olan karbondioksit değil mi?
Soğuma ve volkanik patlama gibi doğal süreçlerle oluyor bu.
Normalde böyle ama bir de biz insanların ortaya çıkardığı karbondioksit var.
Bir doğanın yaptığı var bir de bizim yaptığımız var.
Bizim yaptığımız fosil yakıtlarla oluyor.
Bunlar da ne? Kömür, petrol, doğalgaz.
Bunların kullanımı ile ortaya çıkan karbondioksitten bahsediyorum.
İşte karbon ayak izi dediğimiz olay yeryüzünde yaşayan tüm insanların günlük yaşamda kullandığı Ve hatta satın aldığı ürünler ısıtma soğutma için harcadığınız
enerji ulaşım araçlarını kullanırken o atmosfere yayılan karbon miktarı bir şeylerle ortaya çıkıyor karbon ayak izi.
Yani kısaca senin benim tüm insanların doğaya vermiş olduğumuz zararın bir şekilde ölçülmesidir karbon ayak izi.
Bir de şöyle bir durum var.
Hani bizim elimizden ne gelir noktasında.
Birinci il karbon ayak izi dediğimiz bir olay var.
Bu direkt bizim etki ettiğimiz şeyler.
Ya özel bir araç kullanmamız, plastik kullanmamız, çamaşır makinemiz, kurutma makinemiz, fön makinemiz, ütümüz enerjiyle çalışan şeylerden bahsediyorum.
İşte bunlar bizim birincil karbon ayak izimiz.
İkinci olarak da bir ürün aldığımız zaman o ürünün bize ulaşana kadar geçirmiş olduğu fazla neler bunları düşünüyoruz.
Atıyorum işte fazladan bir kıyafet alıyoruz.
O ürün bize gelene kadar hangi yollardan geçiyor ve doğayı nasıl kirletiyor bize gelene kadar.
İkincil karbon ayak izi de bu oluyor.
Peki karbon ayak izi son dönemde neden bu kadar arttı?
Çünkü fosil yakıta dayalı şirketlerin sanayileşme, endüstriyel hayvancılık sektörü, baş edilemeyen plastik atıklar bunların hepsi karbon ayak izinin artmasına sebep oldu.
Ve artık dünyanın nefesinin yavaş yavaş kesilmesine sebep oluyoruz.
Nasıl mı? Şöyle ki enerji üretmek için kullandığımız o fosil yakıtlar hani dedim ya petrol, kömür ve doğalgaz.
Bunlar sere gazlarını ortaya çıkarıyor ve bunlar da dünyanın etrafını bir battaniye gibi sararak dünyamızın nefesini kesiyor.
Peki önemli olan şu an dünyada neler oluyor ve bizleri neler bekliyor değil mi?
Eğer önlem almazsak neler yaşayacağız?
Hiç 6 derece diye bir şey duydunuz mu hayatınızda?
Eğer duymadıysanız 6 derece daha dünyamız ısınırsa gerçekten bitme noktasına geleceğiz.
Hatta şöyle düşünün 6 derecelik bir soğuma bile dünyayı buzul çağına sokmaya yetmişti zamanında.
Hatta 2007 yapımı bir belgesel de var 6 derece belgeselin adı izlemek isterseniz.
Yani 21. yüzyılda küresel ısınma daha da artarsa bizi neler bekliyor?
Türkiye'ye baktığımız zaman hiç kuruduğunu görmediğimiz göller, akarsular yavaş yavaş kurumaya başladı.
Hatta Burdur Gölü, Akşehir Gölü, Acı Göl, Eber Gölü bunlar yavaş yavaş kurumaya başladı.
Buzulların eridiğini bilmeyen yok artık.
Hatta Himalayalar ve Greenland artık bitik bir durumda.
Eriye eriye bir şey kalmadı.
Bunun anlamı ne peki?
Şu demek bu. Güneş enerjisinin daha azı dünyadan yansıyacak demek.
Yani sera etkisi artacak demek.
Ve buzulların erimesi demek.
Deniz seviyelerinin yükselmesi demek.
Bu çok korkunç bir şey. Çünkü deniz seviyesindeki artış belki böyle 5 santim falan olacaktır.
Ama bu 5 santim bile deniz seviyesinin altında olan o kıyı kesimlerdeki şehirlerde su baskınına yol açacak.
Hatta Batı Antarktika buz örtüsü erirse denize karışırsa bu çok korkunç.
Büyük bir felakete yol açacak.
10 metreye kadar yükselirse zaten pek çok kıyı bölgesi tamamen okyanusun altında kalacak.
Dünyanın akciğerleri dediğimiz Amazon ormanları ki biyolojik çeşitliliğin dünyadaki yarışının olduğu yerdir.
Çok önemlidir dünya için burası.
Çok yakında kurak bir savanaya dönüşebilir.
Yani bir derece daha sıcak bir iklimin eşiğindeyiz şu an.
Hatta bir sonraki yüzyılda.
1 ila böyle 6 derecede bir artış bekleniyor.
Gerçekten kabus gibi. Bu şu demek ormanlar yanabilir ki Avustralya'nın yangınları biliyorsunuz hiç dinmiyor yıllardır.
Hatta Avustralya'nın doğu kıyısı çok büyük bir tehlike altında.
2001 kışında hatırlarsanız 900'den fazla yangın çıktı Avustralya'da ve bu yangınlara Kara Noel adını verdiler.
Sydney yandı, Victoria ki burası Avustralya'nın iki büyük eyaleti sürekli burada çalılar yanıyor.
Ki bu daha bir derecelik artışta olan bir şey.
Bence cehennemi uzakta aramamamız lazım.
Çünkü küresel ısınma çok yakında dünyayı bir cehenneme çevirebilir diye düşünüyorum.
Bizler enerji tükettikçe sera gazı salınımı oluyor ve şu oluyor neticesinde havada her 1 milyon molekülden 383'ü Karbondioksit molekülü.
Bu evet kulağa çok az geliyor ama bu karbondioksit arttıkça gezegenimizin ortalama ısısı da artıyor ve atmosfere sürekli karbondioksit salıyoruz.
Saçımızı kuruturken, çim biçerken, ısınmaya çalışırken, soğutmaya çalışırken, evimizi klima açtığımız zaman, arabadayken her ne yapıyorsak enerji ile her ne yapıyorsak bu gezegenin ısınmasına
sebep oluyor ve tehlikeli düzey milyonda 450.
Biz sınırdayız şu anda 380.
Çok yaklaştık 450'ye.
Eğer dünya bir derece daha ısınırsa kuzey kutbu yılın yarısı buzsuz olacaktır demek bu.
Ve Bengal, Körfezi çevresindeki o evler zaten su altında kalacak.
Amerika böyle bildiğiniz çöle dönüşecek.
Süper kurak araziler oluşacak.
Zaten çöl iklimi yaklaşıyor ve en müsait bölgelerden birisi Amerika.
Bunun için ki zaten hatırlarsanız 1930'larda Amerika'da bir toz fırtınası olmuştu.
Buna kirli 30'lar deniliyor.
Interstellar'da da bu vardı galiba.
Daha beterini bekliyorlarmış.
Yani 20 katı büyüklükte bir toz fırtınası bekleniyor ki.
O kirli otuzlar denilen 1930'daki o iklimsel felaket var ya bunun sebebi de zaten insanın ekolojik cahilliydi.
Neden? Çünkü önceden sabanla toprağın üstündeki o canlı kısmı havalandırarak böyle daha yüzeyden sürerken insanlar...
Traksörlü tarıma geçtikten sonra toprağı böyle o kadar derinden kazdılar ki derinden sürdüler ki toprağın canlı kısmı öldü ve toprağı tutan bitki kökleri tahrip oldu.
Bu da çölleşmeye yol açtı ve hatta toprak kendisini tutacak bir bitki olmadığı için ne oldu?
Rüzgarla beraber milyonlarca ton çamur, kum her şey havaya kalktı ve şehirlerin üzerine tozlar yağdı Amerika'da.
1930'lu yıllardaki Interstellar'da gelecekteki bir tarihte dedim ya 20 katı.
büyüklüğünde bir toz fırtınası bekleniyor.
Bu işlenmişti.
Hatta orada bir belgesel vardı bu konudan bahsediyorlardı.
İşte iklim değişince Amerika'yı bunlar bekliyor.
Olası senaryolar bunlar ama mesela İngiltere'nin de hayrına olacak bir durum var.
O da şu İngiltere'de şu an 400'den fazla üzüm çeşidi yetiştirilmeye başlanmış.
Bağcılık falan ilerlemiş bir pozisyonda.
Bu da şu demek oluyor. İyi şarap olayı belki Fransa'dan İngiltere'ye geçecek yakın bir tarihte.
Hatta İngilizler artık zeytine de başlamışlar.
İngiltere'den bahsediyorum.
İklimini hatırlarsanız çok enteresan.
Bir de daha önce de iklim değişikliği yaşandı ama bu bambaşka bir olay.
Yani o kadar hızlı gidiyormuş ki şu an önceden milyonlarca yılda oluşan şeyler şu an jet hızıyla gidiyor.
Yani prizi taktığımız her fiş bir enerji tüketimi, yaşam kalitemizi arttırıyoruz okey ama biz yaşam kalitemizi arttırırken dünyanın nefesini kesiyoruz, boğuyoruz onu.
Hatta size şimdi bir hamburger örneği vereceğim.
Bununla yani karbon ayak izini çok net anlatabileceğimi düşünüyorum.
Şöyle ki bizim bir cheeseburger yememiz bile dünyaya çok ağır bir bedel ödetiyor.
Nasıl mı şöyle şimdi araştırıyorlar.
Bir çiz burgerin karbon ayak izi bakın her bir parçasını oluşturmak için harcanan enerjiden bahsediyorum eşittir karbon ayak izi Şimdi baştan alacak olursak bir hamburgeri oluşturmak
için Sığırları beslemek için gereken ham maddeleri oluşturmamız gerekiyor içindeki marulu ayrı sandviçe dönüşecek buğday ayrı Peyniri için ineklerin sağılması gerekiyor ve sonra sütün
peynire dönüştürülmesi için harcanacak çok büyük bir enerji var fabrikada bu ayrı.
Bütün malzemelerin kamyonlara yüklenmesi var bu ayrı.
Soğuk hava depolarına gidecek.
İşte ambalajı için harcanan bir enerji var plastikten bahsettim.
Sığırlardan çıkan metan var ki metan çok ciddi bir karbondioksit.
Bakın 200 milyon ton karbondioksit sadece ve sadece Amerika'daki Cheeseburger'lerden geliyor yani bu ne demek her yıl Amerika'daki cheeseburger üretim için harcanan
Sera gazı miktarı Amerika'daki bütün arazi araçlarının Bir senede o çıkarttığı saldığı gazdan daha fazla düşünebiliyor musunuz Bu sadece Bir ürün Diğerlerini
varın siz düşünün Bu kadar yani bu çiz burger örneği bence çok çarpıcı.
Kutup ayılarının yaşama alanı zaten kalmadı.
Resmen buz kalmadı. Böcekler artık böyle yeni yeni tuhaf tuhaf yerlere göç etmeye başlamışlar.
Ayılar artık böyle beyaz kabuklu çam ormanları öldüğü için ayıların da besin kaynağı bitiyor.
Ayılar ne yiyecekler aç kalacaklar.
Pasifikteki adalar artık dediğim gibi haritadan silinmek üzere yakın bir zamanda.
Ve hatta dünya 2 derece daha ısınırsa o tropik mercan resimlerini komple kaybedeceğiz.
Denizin ekosistemi çökecek ki mercan resifleri biyolojik çeşitlilik için çok önemli.
Neden ölüyorlar?
Çünkü mercanın dayanma noktası 30 derece ve yakın bir zamanda büyük mercan resifinde 2 toplu ölüm yaşandı.
Ve zaten %14'ü gitmiş durumda.
Geniş bir parçası ölmüş durumda resiflerin.
Hatta geçen gördüğüm o güzelim rengarenk mercan resifleri böyle gri bir renge dönüşmüş.
Çok acı. Resife muhtaç olan 1 milyondan fazla canlı var okyanusta onlar da ölecekler maalesef.
Bana ne derseniz okyanus zaten gezegenin en geniş karbondioksit emicisi.
Yani okyanus ölürse varın siz düşünün halimiz nasıl olur.
Zaten sudaki karbonu emen deniz canlıları da çökme noktasına gelmiş.
Bunlara kokolitoför diyoruz.
Bir çeşit su yosunu böyle bir milimetre boyunda.
Bir milimetre ya çok önemsiz zannettiğimiz şeylerin ne kadar önemli olduğunu görün diye söylüyorum bunu.
Hatta canlılar demişken Greenland'da yaşayan canlılar da çok kötü etkilendi.
Özellikle kızak köpekleri.
Çünkü bunlar artık sokağa atıldılar.
Çoğu açlık hissi içerisinde.
Uyutuluyorlar. İş göremiyorlar.
Kızak çekemiyorlar. Neden?
Çünkü buzul falan kalmadı.
sahipleri için çok önemliydi bu köpekler balıkçılık yapıyorlardı avcılık yapıyorlardı ama artık böyle bir şey kalmadı hani köpekler kızak çekiyorlardı ya bunun yerine artık tekneler var buzlar eridi her
yer su içerisinde köpekler ne yapsın değil mi Grönland çok önemli bir bölge Buradaki buz tabakası dünyanın bütün denizlerini 7 metre yükseltecek kadar su içeriyor.
Bu da şu demek Londra, Şangay, New York bunların hepsinin sular altında kalabilme ihtimali demek.
Grönland'ın etkisi çok büyük olur.
Bir de şu var son zamanlarda böyle güneşle ilgili çok distopik diziler görüyoruz.
Aslında onlar hiç distopik gelmiyor bana.
Olası senaryolar bunlar.
Çünkü 2003 yazında yaşananları hatırlayın Avrupa'da olanları.
Paris'te yaşlılar güneş çarpmasından ölmüştü ve acil servis doktorları anlamadılar bunun nedenini.
Neden öldüler? Çünkü Paris'teki o çatılar metal olduğu için güneşi direkt geçirdi ve 30 bin kişinin ölümüne sebep oldu.
Ağustos ayında 30 bin kişi öldü güneşten inanabiliyor musunuz?
İşte küresel ısınma bu kadar yakınımızda 2-3 derece sıcaklık artarsa başımıza neler gelir düşünmek bile istemiyorum.
Bir de şu var 2003 senesinde ağaçlar bile Avrupa'da karbondioksit salmışlar havaya.
Bakın oksijen değil karbondioksit salmışlar diyorum.
Ben bunu duyunca böyle gerçekten tüylerim ürperiyor.
2005 yılında da Amazon nehrinin başına geleni hatırlayın kolları kurumuştu.
Yani henüz tam bir kuruma olmadı ama o zaman bile Brezilya ordusu kıyıda yaşayanlara helikopterle su götürdü.
Amazon nehrinin kıyısında yaşayan insanlara helikopterle su götürülmesinden bahsediyorum.
Katrina kasırgasını hatırlayın.
Kasırgalar bütün güçlerini okyanusun ısınmasından alıyor değil mi?
Tamam Katrina kasırgası direkt küresel ısınma müsebibi olmayabilir ama çok etkili olduğunu kanıtladı bilim adamları.
Saatte 280 kilometre hızla esen bir rüzgar düşünün.
Ve deniz ısısı o zaman çok artmış.
Bunu tespit etmişler. Katrina 6 saat sürdü.
Düşünebiliyor musunuz? 6 saat 280 kilometre hızla esen bir rüzgar.
Yıktı geçti ortalığı.
Çok kabus da Ağustos. Doğrudan iklim değişikliğine bağlı değil ama dediğim gibi çok büyük bir etken kasırgalar için söylüyorum.
Ve yeni bir küresel iklim de doğabilir.
El Nino dediğimiz anormal iklimler yaşayabiliriz.
Peki biz neler yapabiliriz Merve karbon ayak izimizi azaltmak için?
Şöyle ki pet şişe kullanmayı bırakmamız gerekiyor.
Yanımızda cam şişelerde ya da mataralarda su taşımamız gerekiyor.
Plastik kullanımımızı düşürmemiz azaltmamız gerekiyor.
Hatta olsa ve hiç kullanmasak keşke.
Kurutma makinesini kullanmamamız gerekiyormuş.
Yaz aylarında özellikle çamaşırları asmamız gerektiğini söylüyorlar.
Hadi çamaşır makinesi böyle deli dehşet kullananlar için söylüyorum.
Lütfen 3-4 saatlik programlar kullanmayın.
Ben böyle cinnet gibi... Geçiriyorum böyle şeyler duyunca.
Yarım saat çalıştır ya ne olacak yarım saat çalıştırsan.
Bulaşık makinelerinizi iyice doldurmadan lütfen açmayın.
Sifonları daha tasarruflu kullanalım.
Işıklarımızı kapatalım hep söylüyorum bunu.
Enerji tasarruflu ampuller kullanmaya çalışarım.
Ya da işte mum ışığında takılın romantik bir şekilde.
E faturayı geçebilirsiniz ki o fatura size nasıl geliyor ne ağaçlar kesiliyor onu düşünün.
Dediğim gibi yerel üreticilerden alışveriş yapın.
Pazarlardan alın, direkt satıcılardan alın.
Yürüyerek gidin eğer yakınsa pazarınız.
Vejeteryan beslenin diyorlar.
Gerçekten bu çok zor ama çok saygı duyuyorum ya vejeteryanlara.
Çünkü sığır etinden 100 gram proteini alabilmek için atmosfere inanılmaz bir sera gazı bırakıyoruz.
105 kilograma kadar düşünebiliyor musunuz?
Bunu tofu'dan alsak o proteini 3,5 kilogram bir sera gazı çıkıyor.
O yüzden vejeteryanlara saygım sonsuz.
Kendi toprağınızdan çıkan ürünleri tüketin diyorlar.
Çünkü yani ejder meyvesi yemezsem ölmem diye düşünüyorum.
Önceden bunu düşünmüyordum tabii ki ama tropikal meyvelerin bize ulaşırken kat ettiği yolu ve çıkan o seragasını bir düşündüğünüz zaman çok korkunç.
Bunu yapabilirsiniz diyorlar.
Geri dönüşüm yapmaya çalışın diyorlar.
Her şey olması gereken kutulara koyun diyorlar.
En önemlilerinden birisi ağaç dikin ve diktirin diyorlar.
Evlerinizin ısı yalıtımını güçlendirin diyorlar.
Ve toplu taşıma araçlarını kullanın özel araçlardan ziyade.
Ve daha fazla işte tren gibi daha böyle karbondioksit salmayan ulaşım araçlarını tercih edin diyorlar.
Ve son olarak tüketim çılgınlığına son vermemiz gerektiğini söylüyor uzmanlar.
Beni instagramda takip etmek isteyenler için adresimi aşağıya bırakıyor olacağım.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek isteyenler bana bu adresi...
Adresten ulaşabilirler. Şimdilik kendinize iyi bakın.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
