
31 Ekim – 30 Kasım arası K-Beauty’de özel fırsatlar Watsons’ta!
İncelemek için tıklayınız.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm ''Watsons''hakkında reklam içerir.
Transkript
Watson's Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün hayatımız boyunca peşinde olduğumuz bir şeyden bahsedeceğim size.
Mutluluk üzerine konuşacağız.
Mutluluk tam olarak nedir?
Sihirli bir formülü var mıdır?
Mutluluğun tarihine bakacağız hep beraber ve dünya mutluluk raporu üzerine konuşacağız.
Çok çarpıcı sonuçları var bu mutluluk raporunun.
Dünyanın en mutlu ülkelerinin sırlarına bakacağız bu bölümde.
Hadi o zaman hep birlikte mutluluğun izini sürüp geçmişten günümüze uzanan şöyle bir kısa mutluluk turuna çıkalım hep beraber.
Şimdi arkadaşlar öncelikle mutluluk derken neyi kast ediyoruz?
Bu arada aklıma şu geldi.
Hani bir tane adamla sokak röportajı yapıyorlar.
Bir tane amca şey diyor ya mutluluk nedir diye soruyorlar.
Ne mutluluğu, ne mutluluğu diyor.
Aklıma o geldi söylemeden geçemeyeceğim.
Ya dün de bir mesaj gelmiş arkadaşlar.
Şey diyor işte niye sürekli gülüp duruyorsun bölümlerde?
Efendim neden gülmeyeyim?
Ağlamam mı gerekiyor?
Mutluyum çünkü. Tamam mı?
Şimdi bunu gidip ağlayarak günlüğüne yazabilirsin.
Devam edelim. Şimdi arkadaşlar Türkçe'de mutluluk tanımına baktığımız zaman genel olarak şöyle yapılmış.
Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu demiş.
Ben bu tanımı çok beğenmedim arkadaşlar.
Burada bence bir hedonik adaptasyon oluşur.
Düşünsenize sürekli her şeye ulaşıyorsunuz.
Bütün istekleriniz gerçekleşiyor falan.
Oscar Wilde bölümümü dinleyin.
Böyle tost makinesiyle çekilmiş.
Çok eski bir bölümdür ama çok old ve gold bir bölümdür.
Orada bir deniz kızı hikayesi anlatıyor.
Tam olarak bunu ifade etmeye çalışıyorum hedonik adaptasyon derken.
Şimdi arkadaşlar ilginçtir.
Diğer dillerde böyle daha başka çağrışımlar içeriyor.
Mutluluk kelimesinin kökleri.
Mesela İngilizce'ye baktığımız zaman happiness kelimesinin kökünde hep var.
Yani şans ve talih sözcüğüne dayanıyor bu.
Bu da mutluluğun aslında bir rastlantı işi olabileceğini düşündürüyor insana.
Almanca'da gülük hem talih.
Hem mutluluk anlamına geliyor arkadaşlar.
Fransızca'da da bonur yani doğrudan hayır ve iyiliği çağrıştırıyor.
Arapçaya baktığımız zaman mutluluk için saada kelimesi kullanılmış.
Saadetten aklınıza gelsin saada.
Bunun da böyle sıkıntısızlık, zahmetsizlik gibi bir anlamı var.
Yani arkadaşlar demem o ki mutluluk bazen böyle şansla, bazen iyilikle, bazen de acısız bir hayatta ilişkilendirilmiş genel olarak.
Mutluluk da bana böyle bir umutluluk gibi geliyor nedense kelime kökünden herhalde.
Benim eğer böyle bir mutluluk tanımım olsa, şahsi bir tanım, böyle geleceğe dair daha umutlu, daha iyimser olma hali falan derdim ve içinde bulunduğumuz andan keyif alma hali derdim.
Yani hem geleceğe yönelen bir umut hem de şimdiyi kucaklayan bir farkındalık hali gibi ve tabii bardağın dolu tarafını görmek her zaman söylüyorum.
Peki sizin bir mutluluk tanımınız olsa ne derdiniz?
Sizden mesajlar bekliyorum bu konuyla ilgili.
Hatta bu gönderinin altına Instagram'da yorumlarınızı bırakabilirsiniz.
Merve benim mutluluk tanımım şu şu şu diye.
Şimdi felsefi tanımlara bakınca iş biraz daha karmaşıklaşıyor arkadaşlar.
Felsefe sözlükleri mutluluğu genelde işte insan eylemlerinin nihai ve en yüksek amaca olan hal olarak tanımlamış.
Acının yokluğu ve has hali demişler.
Yetkin bir doygunluk durum.
Yani mutluluk bir bakıma yaşamda ulaşılabilecek en üst değer tam bir iyilik hali gibi.
Psikolojiye baktığımız zaman mutluluğu böyle sevinç duygusu işte iyi olma memnuniyet hali olarak tanımlıyor.
Bu arada bence acı yokluğu dedim ya az önce harika bir tanım arkadaşlar.
Acı yokluğu anlam ve doyum boyutu dedim bir de acı yokluğu bu üçlüyü çok sevdim mutluluk tanımında.
Çünkü bence insan bedenen acı çekiyorsa mutluluğuna mümkün diye düşünüyorum ve ruhen acı çekmek de dahil buna.
Ya da böyle anlamsız saçma sapan şeylerin peşinde koşup bir ömür tüketiyorsa ve tükettiyse artık böyle sonlara geldiyse o da bence mutsuzluk veren bir şey.
Kendisiyle doğasıyla uyumlu yaşamıyorsa yine bence mutluluk mümkün değil.
Kendinde uyumlu yaşamak derken şunu kastediyorum.
düşündüğümüz, hissettiğimiz ve yaptığımız şeylerin birbiriyle çelişmemesini kastediyorum arkadaşlar.
Tekrar ediyorum düşündüğümüz, hissettiğimiz ve yaptığımız şeyler bunlar birbiriyle çelişiyor mu bir düşünelim.
Yani buna mecbur bırakılmak da tabii insanı mutsuz eder.
Dış dünyadan onay almak için Kendi iç dünyanıza red veriyorsanız.
Bence bu da mutsuzluk getiren bir şey.
Kendin olabilmek. Kısaca hani şu çirkin ördek yavrusu hikayesi var.
Çok da severim o masalı. Hatta kanalımda bir bölümü var.
O kadar sevmişim ki bölüm yapmışım.
Ağlamışımdır o hikayede hep ben.
O hikayenin özü aslında psikolojisi.
Orada anlatmaya çalıştığım şey.
Çirkin ördek yavrusu aslında başından beri bir ördek değildi biliyorsun.
Ama kendini ördek zannediyordu.
Çünkü ördeklerin içinde doğmuştu.
gibi olmak istedi. Onlar gibi olmak için çok çaba gösterdi onay alabilmek için.
Ve sonra baktı ki hani hiçbir bir şey olmuyor yani.
Hiçbir şekilde bir çabasının karşılığını göremiyor.
Ne yaptı? Kendi doğasına uygun yaşamaya başladı.
Bir şekilde hayat onu oraya itti.
Dışlandı arkadaşlar. Hep dışlandı, itildi, kakıldı.
Aslında sorun onun çirkinliği falan değildi.
Yanlış yerde olmasıydı.
Yani sonunda bir fark etti ki zaten o bir ördek değilmiş.
Kuğuymuş değil mi? Çok güzel bir hikaye.
Yani bu hikaye bireyselliğin ve otantik varoluşun bence en saf ifadelerinden biri.
Yani demek istiyorum ki eğer sen yanlış bir çevrede, yanlış değerler içerisinde kendini tanımlamaya çalışıyorsan hani bir önceki bölümde bir çıpa etkisi demiştim ya hatırlarsanız davranışsal ekonomi
anlattığım bölümde.
Eğer kendine öyle bir çıpa bulduysan Hep çirkin hissedersin.
Yani bu çirkinlik şey olarak demiyorum, fiziki olarak demiyorum.
Komple yani. İçin dışın komple çirkin hissedersin.
Mutsuz hissedersin. Ama kendi doğanı, kendi özünü fark ettiğin zaman o mutluluğun kapıları bence aralanır.
Çünkü dış dünyanın onayına değil artık iç dünyanın onayına dönersin.
Çünkü insan kendi doğasını gördükçe, kendi doğasını tanıdıkça bence sonunda evimdeyim ya gibi bir his oluyor arkadaşlar.
O yüzden kendimize özen gösterelim her anlamda hem içimize hem de dışımıza arkadaşlar.
Bence kendine özen göstermek her gün küçük bir mutluluk yaratma yolu.
Hatta bunun için size şu an çok sevineceğiniz bir haberim var.
Watson's K-Beauty ürünleri kampanyasından bahsedeceğim sizlere.
Watson's da 31 Ekim 30 Kasım tarihleri arasında.
Yani bu ay K-Beauty'de özel fırsatlar var.
Watson's'da seçili Kore cilt bakım ürünlerinde kaçırılmayacak fiyatlar ve büyük indirimler sizi bekliyor.
Hangi markalar var Merve diyorsanız?
Frudia, Pure Beauty, Posarek ve Luvum gibi birçok Kore markasında arkadaşlar.
Watson's KBT ürünleri kampanyası hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Dönelim antik çağa şimdi.
Arkadaşlar antik çağda mutluluk nasıl bir şey biliyor musunuz?
Erdem. Öyle söyleyeyim.
Heredot tarihine baktığımız zaman 1605.
yüzyıl o da böyle insanın mutluluk arayışına değinmiş ve o dönemde mutluluğun daha çok böyle kader ve talih işi olduğunu görüyoruz.
İnsanlar öyle adletmişler mutluluğu.
Ve antik dünyada insanlar mutluluğu kontrol edemedikleri böyle hatta tanrıların bahşettiği bir lütuf gibi değerlendiriyorlar.
Hatta... Trajedi yazarların adı üstünde trajedi.
Trajik sonlu hikayeler yazmaya bayılıyorlar.
Yani öyle mutlu son falan yok.
Yani sanki mutluluk olağan bir şey değil de mucizevi bir durum gibi Antik Yunan'a baktığımız zaman.
Ve Antik Yunan'da mutluluk yani eudaimonia kavramı iyi bir ruha sahip olmak anlamına geliyor.
Yani bir kişinin mutlu olması çok büyük ölçüde onun...
Talihine ve kaderine bağlı görülüyor.
Tabii iyi bir insan olması da.
İnsanlar başlarına gelene razı geliyorlar.
Çünkü diyorlar ki tanrılar benim için en iyisini planlamıştır.
Ne olursa olsun bu kadercilik şu anda da var.
Kısacası antik çağ insanı için mutluluk böyle biraz tevekkül gördüğünüz gibi.
Biraz şans talih meselesi diyebiliriz.
Ve antik Yunan filozofları mutluluğu biraz da böyle erdemle ilişkilendiriyor.
Biraz değil aslında çok fazla.
Mesela Sokrates işte insanın erdemli ve doğru...
mutluluğa ulaşacağını düşünenlerden.
Ve ona göre iyilik ve ahlaklılık mutluluğun temeli.
Bu arada kanalımda Sokrates gibi düşün diye bir bölüm var.
Çok da severim o bölümü. Buradan tavsiye etmiş olayım.
Demokritos mutluluğu ruh dinginliğiyle açıklıyor arkadaşlar.
Müthiş bir ifade. Mutlu olmak için insanın elindekiyle yetinmesi gerektiğini ve aşırı arzulara kapılmaması gerektiğini söylüyor.
Bence çok güzel bir tanım yapmış Democuğum.
İyi bir ruh hali ve...
bir huzur diyor işte ölçülülük diyor bunlarla elindekiyle mutlu olabilmekten bahsediyor Ve bu çağ için çok zor değil mi arkadaşlar?
Çünkü modern sistemin yakıtı eşittir tatminsizlik.
Ve bence hiçbir çağda insanlar bugünkü kadar çok şeye sahip olmadılar.
Ve aynı anda hiçbir çağda bu kadar eksik hissetmedi insan kendini.
Ekonomiden sosyal medyaya kadar her şey ama her şey bize sürekli böyle yetersizsin, yetersizsin, eksiksin sürekli böyle hissettirmeye programlanmış gibi.
Bu yüzden mutlu... Mutluluk dediğimiz şey bir hal değil de bir hedef gibi sunuluyor arkadaşlar.
Aman dikkat. Hani biraz daha para kazan, biraz daha laykal, biraz daha fit ol, biraz daha estetik tık tık tık tık.
Sonra belki mutlu olursun.
Ama o sonralar hiç gelmiyor.
Eskiden insanlar sahip olduklarına daha şükürle bakıyordu bence.
Bugün de böyle karşılaştırmayla bakıyorlar maalesef.
Özellikle de böyle Instagram. Instagram'da böyle full HD izlediği o.
Hayat hikayelerine bakıp, hikaye adı üstünde, story hikaye, kendi gerçek hayatını, gerçek hayatını düşük çözünürlüklü zannediyor.
E ne yapalım? Yetinelim mi?
Azamı kanaat edelim. Ne diyorsun Merve diyorsanız?
Elindekine razı olmak daha iyisini istememek değil arkadaşlar.
Bakın yanlış anlıyoruz. Elindekine razı olmak daha iyisini istememek değil.
O elindekinin değerini küçümsememekten bahsediyorum ve demoya hak veriyorum.
Yani bir insanın mutluluğu sadece dış koşullar tarafından belirlenmemeli.
İç koşulları da o mutluluğu belirlemeli demek istiyorum.
Hani bazen görüyoruz ya böyle çok mutlu bir aile.
Ama böyle yoksullar ve insanlar şaşırıyor.
Ya nasıl olur ya? Nasıl yani yoksul ve mutlu?
Çünkü onlar mutluluğunu servete, güzelliğe, statüye falan bağlamamışlar.
Hani modern insanın felaketi duygusal yoksullaşma arkadaşlar.
Hani bu Yeşilçam'da film vardı bir tane.
Bizim aile miydi? Adile Naşit vardı Münir Özku.
Böyle çok güzel bir ailenin hikayesiydi.
O tarz hikayeler bilmiyorum çok hoşuma gidiyor ya.
O Yeşilçam'daki o hikayeler.
Ve vardı öyle aileler vardı o zamanlar.
Şu an bilmiyorum kaldı mı ama.
Gerçekten modern insanın felaketi bence duygusal yoksullaşma.
Hatta şu an aklıma çok sevdiğim bir kitap geldi.
Stephen Zweig'ın Olağanüstü Bir Gece diye bir kitabı vardı.
Çok da kısa bir kitaptır arkadaşlar.
Önermiş olayım buradan. Tam da bu anlattıklarımın üstüne iyi gider diye düşünüyorum.
İşte çok zengin, aristokrat bir adam ama çok mutsuz bir adam.
Bir gece böyle tesadüfen yoksul insanların arasına karışıyor ve işte onun hayatı sorgulama hikayesini görüyoruz orada.
Ve ilk kez o gece gerçekten yaşadığını hissediyor adam.
Bilmiyorum ben bu kitabını çok beğenmiştim.
Şirafın zıvaykı bütün kitaplarını okudum.
Benim favorilerinin arasına yer alıyor.
O yüzden önermiş de olayım.
Gelelim stoğacılara.
Stoğacılar zaten mutluluk deyince onları anmadan geçemiyoruz biliyorsunuz.
Stoğacılara göre mutluluğa ancak erdemle ulaşılabiliyor arkadaşlar.
Yani mutluluğun dış etkenlere bağlı olmadığını ve başımıza gelenlere nasıl tepki verdiğimizle alakalı olduğunu söylüyor stoğacılar.
Bu arada bırak yapsınlar teorisi diye bir bölüm yaptım yakın zamanda.
Tam olarak bu konulara değiniyorum.
O bölümümü de dinleyin arkadaşlar.
Kontrol edemediğiniz şeylere üzülmeyin diyor stolcular.
Hatta kanalımda bir de epikürü bölümü var.
Mutlu yaşam sanatı. Onu da dinleyin.
Bir de arkadaşlar içsel huzurumu nasıl yakalarım?
Nasıl mutlu olunur?
Akış teorisi. Bu bölümleri öneriyorum buradan.
Tek tek şimdi Yunan filozoflarını anlatmayacağım arkadaşlar.
Onların mutluluk düşüncelerini.
Ama dediğim gibi halk düzeyinde baktığımız zaman antik Yunan'a işte mutluluk deyince eşittir.
Talih kavramı biraz öne çıkıyor.
Fakat entelektüel çevrelerde erdemli olmak, iç huzuru yakalamak öne çıkıyor.
Ortaçağa baktığımız zaman artık merkezimizde...
din var arkadaşlar. Çünkü Avrupa'da biliyorsunuz Hristiyanlığın etkisiyle mutluluk kavramı da dünyevi olmaktan çıkıp uhrevi bir boyuta taşındı.
Gerçek mutluluk bu dünyada mümkün değil.
Ancak ebedi hayatta hani cennete ulaşabilirseniz belki mutlu olursunuz.
Kutsal bir ödül gibi bir şey yani mutluluk.
İsa peygamberin çektiği acılar yüceltiliyor.
Acı çekmenin çok erdemli bir şey olduğu vurgulanıyor.
Ortaçağ'dan bahsediyorum. Dünyevi zevkler bir öcü gibi görünüyor.
Ve bazı kesimler orta çağda gülmeyi eğlenmeyi falan delilik alameti olarak görüyor.
Düşünün yani. Hatta iyi bir Hristiyan'ın erdemli bir hayat sürerek işte ibadetlerini yerine getirerek ancak o cennetteki ebedi mutluluğa ulaşabileceğine inanıyorlar.
Ve orta çağ boyunca hem doğuda hem de batıda mutluluk kavramı dinden bağımsız düşünülmemiştir arkadaşlar.
Altını çizelim. Mutluluk eşittir erdem.
Artı tanrı.
artı ruhun olgunlaşması diyebilirim o dönem için.
Yani bu dünya geçici bir dünya.
Asıl mutluluk öte alemde gibi görülüyor.
Aydınlanma çağına baktığımız zaman artık tabii işler değişiyor.
Mutluluk sadece cennette değildir.
Bu dünyada da mümkündür diyor aydınlanmacılar.
Ve 18. yüzyılda hatta Amerika'nın bağımsızlık bildirgesinde mutluluğu arama hakkı diye bir şey var arkadaşlar.
Mutluluğu arama hakkı insanın devredilemez temel haklarından biri olarak.
Bakın şöyle diyor bildirgede.
Hatta 1789 Fransız devriminin insan ve yurttaş hakları bildirgesinde de yine herkesin mutluluğundan bahsediliyor ve yöneticilerin halkın mutluluğunu da tahsis etmekle yükümlü
olduğu fikri vurgulanıyor.
Yani şunu demek istiyorum artık mutluluk kavramı yavaş yavaş bakın siyasi literatüre geçmeye başlıyor.
Hani bir devletin amaclarından biri de vatandaşların mutluluğunu gözetmek.
Bu da artık konuşulmaya başlanıyor.
Aydınlanmanın işte bu cesur yeni fikirleri ortaçağın işte mutluluk sadece Tanrı'nın lütfudur.
Kulun görevi dünyada mutlu olmaya çalışmak değil Tanrı'ya hizmet etmektir anlayışına.
Kökten bir karşı çıkış gibi aydınlanmacıların fikirleri.
Ve artık deniyor ki mutluluk ne tanrının bir lütfu ne de kör talihin bir oyunu.
Mutluluk insanların kendi çabalarıyla elde edebilecekleri bu dünyada var olabilecek bir gerçektir diyorlar aydınlanmacılar.
Ve bu çağda mutsuzluğun nedeni olarak da insanların yanlış inançları, kötü yönetimler veya baskıcı gelenekler gösteriliyor.
Ve aydınlanma ile yaygınlaşan görüşlerden biri de şu arkadaşlar.
İnsan kendi kendini mutlu kılabilir.
Bu düşünce artık başlıyor.
Ve derken 19. yüzyıla geliyoruz.
Sanayi devrimi, ekonomi ve siyasi arenada çalkantılar dönemi.
Derken karşımıza meymenetsiz Schopenhauer çıkıyor.
Bu adamın adı da böyle kaldı.
Bu arada Schopenhauer'a bölüm yapacağım arkadaşlar.
Başlığa da valla meymenetsiz Schopenhauer yazmak istiyorum ama bilmiyorum nasıl bir tepkiyle karşılaşıyorum.
Şimdi arkadaşlar oldular biliyor niye ona öyle dediğimi.
Şimdi Chopin'a ne der arkadaşlar Allah aşkına?
Ne diyecek yani? Dünya diyor acıyla dolu, can sıkıntısıyla dolu bir yer.
Sen diyor mutlu olmak istiyorsan git diyor.
Kendi iç zenginliğinle yetin.
Dışarıya muhtaç olma falan diyor.
Ondan beklediğim şeyi söylüyor yani tam olarak.
O kadar karamsar, o kadar pesimist bir adam ki.
Olsun ama Chopin candır diyoruz ve posbıyıklı yarın Nietzsche'ye geliyoruz.
Nietzsche ne diyor arkadaşlar? O da çok farkı yok Chopin'a oradan.
O da şey diyor mutluluk diyor anlık geçici bir histir.
Kalıcı mutluluk diye bir şey yok kardeşim diyor.
Bunu öne sürüyor. Hatta toplumun dayatmış olduğu ahlak kurallarının mutluluğa engel olduğunu söylüyor.
Ünlü psikolog ve düşünür William James ise varoluşumuzun amacının mutluluk arayışı olduğunu söyleyerek şov yapıyor.
Ya bu şovdur kardeşim. Hani o kadar da değil.
Neyse. 20. yüzyıla geldik.
Bu söz artık günlük hayatın mottosu gibi benimseniyor arkadaşlar.
Ve tabii modern popüler kültür de...
bunu pompalıyor. 1960'lardan sonra bakıyoruz artık böyle pozitif psikoloji bir yükselişe geçiyor.
Bilim insanları da işin içine girip mutluluk ölçülebilir mi acaba gibi sorulara yanıtlar aramaya başlıyor.
Derken 1972 yılında Butan Krallığı ilk kez duyuyorsanız arkadaşlar Butan Krallığı Güney Asya'da Himalaya dağlarının doğusunda yer alan bir krallıkmış.
Ben de ilk kez duyuyorum. Budistler gayri safi milli mutluluk diye bir kavram ortaya atıyorlar ve Ekonomik büyüme yerine vatandaşlarının mutluluğunu politika hedefi
olarak ilan ediyorlar.
Şovun da şovu kardeşim artık yani abartmışsınız.
Gerçek olsa güzel olurdu.
Hatta gerçek olsa hani bir film vardı ya.
Bütün dünya buna inansa.
Bütün kasaba dans ediyor.
Bir bölümde bunu anlatıp gülmüştüm yine ama hangisi hatırlamıyorum.
Hatırlayanlar lütfen yazsın.
Şimdi arkadaşlar. Birleşmiş Milletler her sene Dünya Mutluluk Raporu diye bir şey yayınlıyor.
Yayınlamaz olsalardı.
Ülkeleri mutluluk skorlarına göre sıralıyorlar ve Dünya Mutluluk Raporu'na göre 2025 yılında Türkiye 147 ülke arasında 94.
sırada yer aldı maalesef.
Peki Merve en mutlu ülke hangisi diyorsanız?
Elbette Finlandiya arkadaşlar.
En mutsuz ülke yine beni hiç şaşırtmayan Afganistan.
En mutlu ülkeler sıralamasına baktığımız zaman Finlandiya, Danimarka zaten bunlar hep en üstlerde çıkıyor.
1, 2, 3. Finlandiya, Danimarka, İzlanda, İsveç ve Hollanda arkadaşlar.
Ve yine bu rapora göre enteresandır.
Costa Rica 10. sırada yer almış ve Meksika çok yukarılara çıkmış.
Costa Rica orta gelirli bir Orta Amerika ülkesi.
Nasıl olur da bu kadar mutlu diye şaşırdıysanız.
Muhtemelen bu Pura Vida dedikleri şey var ya sakin yaşam tarzı.
Ondan dolayı olabilir. Meksika bilemiyorum altan hani çok ciddi güvenlik sorunları olan devasa nüfuslu bir ülke biliyorum.
Meksika. Sokakta gezerken böyle vurulma ihtimaliniz var.
Ama insanlar yaşam sevicini kaybetmemiş.
Değişik. Görüşmek lazım Meksikalılarla.
Buradan şu sonucu çıkartabiliriz.
Hani para tek başına mutluluk getirmiyor.
Önemli olan hani kültürel değerler, aile bağları, hayata bakış açısı.
Ki Latin Amerika ülkeleri biliyorsunuz genelde böyle gelir düzeyleri süper değildir ama kültürler olarak böyle çok sıcak, toplulukçu ve oldukça da neşeli toplumlar.
Ve yine bu mutluluk raporuna baktığımız zaman çok ilginç bulgularla karşılaştım arkadaşlar.
Mesela şu var.
Bu çok ilginç değil. de diğerleri.
Birlikte sofraya oturup yemek yemek mutluluğu arttıran bir ritüelmiş arkadaşlar.
Bence çok doğru. Hep söylüyorum.
Özellikle çok yakın bir arkadaşımla yemeğe gittiysem aşırı aşırı mutlu hissediyorum.
Böyle yemek yiyip sohbet etmeyi çok severim.
Dün psikolog Acar Baltaş'ı izliyordum ve şöyle dedi arkadaşlar.
Dünyanın en mutsuz insanları Yalnız yemek yiyenlerdir dedi.
Böyle bir şulak tokat etkisi.
Ama bunu seçilmiş yalnızlık yaşayanlar hariç yani gerçekten ben isteyerek bu yalnızlığı tercih ettiysem okey.
Yalnız yememde sıkıntı yok ama bunu istemeden yaşıyorsam gerçekten çok acı bir şey.
Ve yine bu rapora göre arkadaşlar hane halkı büyüklüğü mutlulukla ilişkilendirilmiş.
Mesela Meksika ve Avrupa'da böyle 4-5 kişilik evlerde yaşayanlar en yüksek mutluluğu bildirenler olmuş.
Yani demek ki... Geniş aile işte kalabalık bir ev ortamı hani tamam biraz kaotik ama yine de insanlara keyif veriyor bu tabloya göre.
Yani tek başına yaşamak yerine sevdikleriyle beraber yaşayan insanların daha mutlu olduğu söyleniyor.
Ben buna pek katılmadım çünkü toksik aileniz varsa ve aynı evde yaşıyorsanız ne mutluluğu demek istiyorum amca gibi.
Ve yine çok enteresan bir bilgi var bu raporda.
Yabancılara güven konusunda deneysel bir veri arkadaşlar.
Dünyanın çeşitli yerlerinde böyle içi para dolu cüzdanlar kasıtlı olarak kaybedilmiş gibi bırakılıyor böyle çeşitli çeşitli yerlere.
Diyorlar ki Bakalım insanlar bu cüzdanları bulunca iade etmeye çalışacaklar mı?
Gözlem yapıyorlar. Sonuç ilgi çünkü insanların tahmin ettiğimden iki kat daha fazla oranda cüzdanlar iade edilmiş arkadaşlar.
Şey var ya işte böyle insanlarda son dönem özellikle hiç kimseye güvenmeme olayı.
Haksız da değiller bir sürü şey yaşanıyor.
Bu onun aksini gösteriyor arkadaşlar aslında iyi bir şey yani.
İnsanlara olan inancınızı kaybetmeyin.
Herkes zannettiğiniz kadar kötü değil.
Bu dünyada gerçekten muhteşem kalpli insanlar var.
İnanıyorum hala var ve her zaman olacaklar.
Yeter ki siz inancınızı kaybetmeyin.
Merveciğim elimde satılık köprü var diyorsanız bana DM'den ulaşın arkadaşlar.
Bu saflıkla bana köprü satarsınız.
Şimdi yüzüklerin efendisine sevin dediği gibi diyordu ya bu dünyada hala iyilik var.
Bye Frodo. Ve uğrunda savaşmaya değer diyordu.
Bunu da böyle her şeyin o karanlığa gömüldüğü bir anda söylemişti Sam.
Dünyada arkadaşlar mutlu insanların bazı ortak yönleri var.
Bunlardan bahsetmek istiyorum.
Genellikle bu insanlar güçlü bir sosyal destek ağına sahip.
Yani aileleri ve arkadaşları tarafından kuşatılmış olan, onların desteğini alan insanlar.
Hani ben düşersem bana kim sahip çıkar, beni kim kaldırır dediğinde o desteği hisseden insanlar.
Yaşama dair özgürlük hissi olanlar, başkalarına karşı cömert olanlar, güçlü bir güven duygusuna sahip olanlar ve tabii ki OSB yani ortamlarda satılacak bilgi dinleyen insanlar.
Bu insanlar çok mutlu.
Bakın Türkiye'deki mutluluk raporu birinci sıraya yerleşeceğiz hep beraber OSB dinleyicileri.
Dünyanın en mutlu ülkelerindeki ortak özelliklere baktığımız zaman insanlar birbirine güveniyormuş arkadaşlar.
Güven çok önemli. Birbirlerine iyi davranıyorlar.
Yalnız değiller. Güvenin olmadığı, herkesin böyle kendi çıkarlarını kolladığı çatışmalı ortamlarda Zengin olunsa bile mutluluğun çok düşük olduğu gözlemlenmiş.
Dünyanın en mutlu insanlarını yaşadığı Danimarka mesela.
Neden bu kadar mutlu?
Kopenhag'da Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü var.
Oranın CEO'su Mike Wiking'e göre bu bir tesadüf değil.
Yalnız adamın işine bakar mısınız?
Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü'nde CEO'yum.
Çok güzel. Danimarka vatandaşlarına yüksek bir yaşam kalitesi, mutlu bir hayat sürebilecekleri...
Koşullar sağlıyor. Mesela sağlık hizmetleri ücretsiz.
Evrensel eğitim herkes için erişilebilir.
Gelir eşitsizliği oldukça düşük.
Hatta küçük kızlar bile büyüdüğümde başbakan olacağım diye hayaller kurabiliyor.
Çünkü toplum buna imkan veriyor arkadaşlar.
Elbette Danimarka bir Ütopya değil.
Her Danimarka'da sürekli mutlu değil arkadaşlar.
Mutsuz Danimarkalılar da var ama ülke genelinde ortalama mutluluk puanlarının yüksek olduğunu söyleyebilirim.
10 üzerinden 7,5 almışlar.
Bu da bizi asıl soruya getiriyor.
Neden? Yani Danimarka'yı ve diğer mutlu ülkeleri bu kadar mutlu eden şey ne?
Cevabını biliyorum ama söyleyemem.
Sonra çok üşürüm arkadaşlar.
Bir şarkı var ya sar zamanımızı geriye.
En güzel yeri ne?
Neyse devam edelim.
Dünya mutluluk raporuna göre en mutlu ve en mutsuz ülkeler arasındaki farkı açıklayan başlıca 6 faktör var arkadaşlar.
Birlik duygusu yani topluluk aidiyeti.
Para, tabii ki para var.
Sağlık, özgürlük, güven ve iyilik yani cömertlik.
İşte Danimarka bu 6 alanda dengeli bir başarı yakalamış durumda.
Bilin bakalım bizde ne yok.
Şimdi insanlar arası güven burada çok yüksek arkadaşlar.
Kopenhag'da 4 yıl önce bir tren.
5 dakika gecikmiş bakın 5 dakika ve yolcularına tenafi olarak başbakanın özür mektubu ve seçtikleri bir tasarım sandalye hediye edilmiş.
Düşünsenize sadece 5 dakikalık bir tren gecikmesi için bu şekilde içten bir tenafi.
Bu tür uygulamalar bence çok önemli çünkü vatandaşların yöneticilere ve birbirlerine olan güvenini arttırıyor.
Danimarkalılar aynı zamanda güçlü bir topluluk hissine sahip arkadaşlar.
Aile ve arkadaşlarıyla sık sık bir araya geliyor.
Sosyal bağlarını koruyorlar.
Yeni bir anne ve babaysanız tam 52 haftalık ücretli ebeveynlik izni alıyorsunuz babalarda dahil.
İşten çıktığınızda çocuğunuzu kreşten alıp parkta böyle diğer ailelerle buluşmak günlük hayatın bir parçası.
Temiz hava, güvenli sokaklar, bisiklet yolları işte tüm bunlar insanlar arasında ne yapıyor?
Aidiyet ve güven duygusunu pekiştiriyor.
Bakın şimdi inanamayacağınız bir şey söyleyeceğim size.
Danimarka'da 7 yaşındaki çocuklar sabah bisikletlerine atlayıp tek başlarına okula gidebiliyorlar ve ebeveynlere onlar için bir endişe duymuyor.
İşte güven derken bunu kastediyorum.
Mutluluğun temel taşlarından biri arkadaşlar.
Peki bilim insanları mutluluğu nasıl ölçülüyor?
Şimdi eskiden ülkelerin başarısını ölçmek için en sık kişi başına düşen milli gelir kullanılıyordu.
Uzun süre refah eşittir para sayıldı yani ama Paranın mutluluğa katkısı olsa da tek başına mutluluk demek olmadığını artık biliyoruz değil mi?
Mutluluk öznel bir deneyim.
Yani sizin ne kadar mutlu olduğunuzu yine en iyi siz biliyorsunuz.
Bu yüzden modern araştırmacılar insanlara doğrudan şunu soruyor.
Genel olarak hayatınızda ne kadar memnunsunuz?
Siz de cevaplayın. Ya da işte dün ne kadar güldünüz, ne kadar endişelendiniz tarzı sorular var.
Bu şekilde insanları ölçüyorlar.
Şimdi mutluluğun aslında 3 boyutu var arkadaşlar.
Birincisi duygusal yani...
Hedonik boyut. Günlük duygularımız işte anlık neşe ve üzüntülerimiz.
Mesela dün güldünüz mü hiç?
Stresli miydiniz? Sevildiğinizi hissettiniz mi?
Bunlar. Bilissel boyut var.
Bu hayatımıza genel olarak böyle bir adım geri çekilip baktığımız zaman hissettiğimiz memnuniyet.
Yani hayatım nasıl gidiyor?
Hedeflerime ne kadar yakınım?
Bu tarz sorulara verdiğiniz cevap.
Siz de cevaplayın bunları. Dünya Mutluluk Raporu işte bu genel yaşam memnuniyetini ölçüyor.
Hani sıfır ila on arası bir ölçekle ölçüyor.
Hayatımızın anlamlı olup olmadığı hissi de burada çok önemli.
Aristo'nun bahsettiği hani iyi hayat kişinin amaç duygusuna sahip olmasıdır diyor ya.
Yani sadece mutlu hissetmek değil hayatımıza anlam katan hedeflerimizin olması da aslında çok önemli mutluluk için.
Bir de arkadaşlar şöyle bir şey çıkmış bu raporlarda.
Büyük şehirde yaşayanlar kırsalda yaşayanlardan genelde daha az mutlu çıkmış.
Yani şehir yaşamının mutsuzluk getirdiğini mi düşünmeliyiz buradan?
Sanmıyorum ama belki de hani şehirde yaşamayı seçen insanlar bilmiyorum daha hırslı olabilirler ve hırs belki beraberinde bir memnuniyetsizlik getiriyor olabilir.
Bir de yine Danimarka'da insanlar dedim ya çok güven duygusu çok gelişmiş.
İnsanlar komşularını tanıyor.
Ve onlara çok güveniyorlar.
Hatta ülkede çok popüler bir şey var.
Ortak yaşam konutları.
Bunun çok güzel bir örneği.
Çünkü bu ortak konut projelerinde her ailenin evet ayrı bir evi var.
Ama evler böyle ortak bir avluya, ortak bir bahçeye ve hatta ortak bir mutfağa bağlanıyor.
Burada toparlanıyor. Bağlanıyor derken insanlar burada toplanıyorlar, bir şeyler yapıyorlar.
Ve aileler haftada birkaç akşam...
Hep beraber büyük yemekler yiyorlar.
Çocuklar kalabalık bir mahallenin parçası olarak büyüyor.
Sonuç olarak ne oluyor? Yalnızlık azalıyor, güven duygusu artıyor.
Ve yine Danimarka'da yapılan bir araştırmada yaşlılar için kurulmuş ortak konutlarda yaşayanlar var.
Bunların %98'i...
kendini güvende hissettiğini belirtmiş ve %95'i bu yaşlıların yaşam koşullarından oldukça memnun olduklarını iletmiş.
Hatta bu insanların %70'i komşuları arasında en az 4 tane yakın arkadaş edindiklerini belirtmişler.
4 tane yakın arkadaş hem de komşularından.
Yani biz daha kendi apartmanımızdaki komşuların adını bilmiyoruz değil mi çoğumuz?
Ve sırada belki de en tartışmalı konu var.
Para arkadaşlar. Para mutluluk getirir mi?
Bakalım. Şimdi araştırma...
baktığımızda zengin ülkelerin ortalama mutluluk düzeylerinin daha yüksek olduğunu görüyoruz ve dünya çapında ülkeler arası mutluluk farklarını açıklayan 6 faktörden biri yine kişi başına düşen milli gelir
yani ortalama ekonomik zenginlik ile alakalı.
Şunu demek istiyorum, temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor insanlar, hiç kimse aç yatağa girmiyor, barınmaları güvence altında.
Bu tarz ülkelerde yaşayanlar tabii daha mutlu vatandaşlar oluyorlar.
Ve fakat arkadaşlar, para mutluluğu garantilemiyor.
Özellikle belli bir eşiğin üzerinde.
daha fazla paranın getirdiği mutluluk artışının giderek azaldığını söylüyorlar.
Hatta ekonomistler buna azalan marjinal fayda diyor.
İlk kazandığınız para evet sizin yoksulluktan kurtulmanızı sağlıyor.
Bu çok büyük bir mutluluk getiriyor.
Ama zaten karnınız tok, eviniz sağlam ise ekstra kazandığınız her para size mutlu etme etkisi...
Düşük olan paraymış. Yani mesela pastanın ilk dilimi çok güzeldi ve sizi çok mutlu eder ama böyle arda arda 5 dilim o pastadan yerseniz 5.
dilim elbette aynı keyfi vermez değil mi?
Para da böyleymiş yani. Temel ihtiyaçlar için çok gerekli.
Evet para yokken çok mutsuz oluyor insanlar ama belli bir düzey paradan sonra hani insanlar böyle artık daha fazlası daha fazlası bunlar mutluluğu ancak ufak tefek arttırıyormuş.
Hatta bazen hiç arttırmıyormuş.
O yüzden arkadaşlar düşük gelirli yoksulluk sınırındaki bir toplumda insanların geliri artarsa mutluluklarının arttığını söylüyorlar.
Kısaca paranın mutsuzlukları giderebilme gücü var ama bir yere kadar.
Yani siz zaten belli bir takım şeyleri garanti altına aldıysanız, masanızda yemeğiniz varsa, çatınız sağlamsa, dediğim gibi sağlığınız da garanti altına alındıysa artık böyle lüks tüketime geçirecek noktaya
geldiyseniz o noktada mutluluk.
Sınırlı kalıyormuş arkadaşlar.
Yani çok para çok mutluluk getirmiyor.
Çok zengin insanlar çok çok mutlu değillermiş yani.
Bir diğer sorun hedonik adaptasyon arkadaşlar.
Yani insanın iyi şeylere çok çabuk alışması.
Bununla ilgili de kanalımda bir bölüm var hedonik adaptasyon diye.
Çoğunuz bunu deneyimlemişsinizdir.
Böyle çok uzun zamandır istediğiniz bir şey vardır.
Atıyorum bir telefon, bir işte araç.
Belki bir ev. İlk başta buna kavuşunca havalara uçarız.
Ama kısa bir süre sonra bu yeni standart bizim normalimiz olur arkadaşlar.
Sonra ne yapıyoruz? Daha iyisini istiyoruz.
Hani o evi için çıldırıyorsun, eve alıyorsun, oturuyorsun.
Aradan bir sene geçiyor. Ben bu evi beğenmiyorum.
Şurada bir ev gördüm daha iyi ona geçeyim.
Şimdi buna mutluluk araştırmalarında hedonik koşu bandı deniliyor arkadaşlar.
Niye koşu bandı? Çünkü sürekli bir koşu bandında gibi hedefe ulaşınca duramıyoruz.
Hemen böyle yeni bir hedef belirliyoruz.
Daha fazlası, daha yenisi.
Sürekli bunu arzuluyoruz.
Bu döngü de bize kalıcı bir tatminsizlik hissi yaratıyor.
Mesela çok hırslı insanlar genelde böyle kariyerlerinde işte maddi anlamda evet başarılı oluyorlar ama Mesela bir psikoloğun 70'i de yayılan çok ünlü bir araştırması var.
Diyor ki en hırslı kişiler hedeflerine ulaşır ulaşmaz bir sonraki hedefe atlıyor ve belki onu da başarıyorlar ama uzun süre tatmin olmuyorlar diyor.
Hep böyle yeni bir hedef. Sonunda kazandıkları para ve prestij artsa bile mutlulukları beklenenden az artıyor diyor.
Çünkü çıta sürekli yükseliyor arkadaşlar.
E ne yapalım yeni hedefler belirlemeyelim mi?
Hayır arkadaşlar hedonik koşu bandını evet aklımızda tutalım ama bir hedefe ulaştığımız zaman bu hedefin bizi sonsuza kadar tatmin etmeyeceğimizi de bilelim.
Yeni hedefler tabii ki olacak hayatımızda ama hedefe giden yolun tadını çıkarmayı ihmal etmeyelim.
Hani atıyorum bir kitap yazmak istiyorsunuz ama kitabınız yayınlandığında tabii mutlu olacaksınız.
Ama sonra bir bakıyorsunuz kendinize aman işte çok satanlar listesine girmedi.
Ne yapacağım? Buna girmesi için ne yapmalıyım?
Yepyeni bir hedef bakın. Oraya koşarken buluyorsunuz.
İşte hayat bu şekilde ilerliyor, ilerliyor, bitiyor.
O yüzden başarıya giden süreçteki o küçük mutlulukların farkına varalım arkadaşlar.
Çünkü belki de en güzel...
hem hedeflerimizi sürdürüp hem de yetinmeyi bilmek arasında bir denge kurabilmek.
Özetle para mutluluk için bir araçtır ama tek amaç olursa yanıltıcı olabilir.
O yüzden parayı cebinize koyun, kalbinize değil.
Çünkü bu dünyadaki en büyük lüksler paranın satın alamayacağı şeyler.
İyi dostu bir parayla satın alamazsınız.
Sağlıklı bir yaşamı parayla satın alamazsınız.
Huzurlu bir zihni parayla satın alamazsınız.
Asıl mutluluk kaynakları bunlar bence ve dünyanın en mutlu insanları bunu bilen insanlar ve parayı bir araç olarak görenler.
sevdiklerini, zamanlarını, deneyimlerini ise gerçek servetleri olarak gören insanlar.
Bence mutlu insanlar. Gelelim sağlık meselesine.
Önce sağlık diyoruz ya gerçekten de sağlık mutlu bir hayatın temel şartlarından arkadaşlar.
Mutluluk ve sağlık arasında çift yönlü bir ilişki var.
Sağlık sorunları evet mutluluğu azaltıyor araştırmalara göre.
Hatta Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü'nün dünya çapında yürüttüğü bir araştırma var.
Buna göre kronik bir deri hastalığı olan mesela sedef hastalığıyla yaşayan insanların ortalama mutluluk seviyelerinin genel nüfustan çok daha düşük olduğu bulunmuş.
Yani ciddi bir sağlık sorunu yaşayan insanların yaşam memnuniyeti elbette düşüyor arkadaşlar.
Londra Üniversitesi'nde yapılan uzun soluklu bir araştırmaya göre 52 ila 79 yaş arası binlerce kişi içerisinde en mutlu olan grubun 5 yıl içerisinde ölüm riskinin diğer
gruplara göre %34 daha düşük olduğu ortaya çıkmış.
Sağlık demişken yine doğayı da ele alalım arkadaşlar.
Norveçlilerin Friluftsvli diye bir felsefesi var.
Bunun kelime anlamı açık hava yaşamı ve Norveç kültüründe doğayla iç içe yaşamak, işte açık havada yürüyüşlere çıkmak, ormanda piknik yapmak ki hava çok soğuk biliyorsunuz orada.
Bunlar günlük hayatın vazgeçilmesi.
Yani demem o ki açık havaya çıkın arkadaşlar.
Mutluluk için harika bir ilaç.
Özgürlük konusuna gelecek olursak özgürlük derken hayatınızda yapmak istediklerinizi seçebilme özgürlüğüne sahip misiniz arkadaşlar?
Kendi rotanızın kaptanı mısınız?
Bu sorular önemli çünkü hayatının akışını kendisini belirlediğini düşünen insanlar mutlularmış Dünya Mutluluk raporuna göre.
Yani eğer sürekli böyle başkalarının dayattığı yollarda yürüdüğünüzü düşünüyorsanız mutluluğu yakalamanız zorlaşıyor.
Özgürlük derken sadece siyasi veya medeni haklardan bahsetmiyoruz.
İfade özgürlüğü de dahil bunlar temel insan hakları mutluluğu için vazgeçilmez.
Bunun dışında çok önemli bir nokta daha var.
Zamanınız üzerinde söz sahibi misiniz arkadaşlar?
Yani hepimize günde 24 saat veriliyor ama bu 24 saati nasıl kullanabileceğiniz size mi kalmış?
Günde kaç saat çalışıyorsunuz?
Kendinize vakit ayırabiliyor musunuz?
Bu da eşittir mutlulukla alakalı bir şey.
Mesela Danimarka'da saat 5'den sonra hiç kimseyi ofislerde bulamıyorsunuz.
Fazla mesai yapmak burada tuhaf karşılanıyor.
Hatta şey diye düşünüyorlarmış yani bu kişi ya işi yetiştiremedi ya da herhalde özel bir hayatı yok diye düşünüyorlarmış.
Hafta sonu çalışırsanız Danimarka'da insanlar sizin kaçık olduğunuzu düşünüyorlar.
İşkolik bir kaçık.
Çünkü oradaki norm işin zamanında bitirilip artık özel hayata yer açılması.
Ve son olarak dünyanın en mutlu insanları mutluluğu bir alışkanlık haline getirmiş gibiler.
Gündelik yaşamlarına baktığımız zaman onların bilinçli ve bilinçsiz uygulamış oldukları bazı rutinler var, kültürel pratikler var.
Şimdi bunlardan bahsedelim.
Mesela hüge diye bir şey var.
Sıcak ve samimi anılar yaratmak anlamına geliyor.
Danimarkalıların meşhur bir yaşam felsefesi arkadaşlar.
Türkçe'ye tam çevirmek zor ama en yakın hani böyle sıcak, samimi, huzur diyebiliriz bunun için.
Kışın... Soğuk bir akşam evde böyle battaniyenin altında sevdiklerinizle film izlemek, mum ışığında kahvenizi yudumlamak, kitabınızı okumak, güzel kekler pişirip sohbetler edebilmek.
Hüge bu arkadaşlar. Yani anın tadını çıkarmak, küçücük şeylerden keyif almak, konforlu bir ortam yaratmak.
Ve Hüge sayesinde Danimarkalılar uzun kış gecelerini bile mutlulukla geçiriyor.
Siz de bence arada televizyonu kapatıp bir mum yakın arkadaşlar.
Telefonunuzu bir kenara koyun.
Ailenizle güzel anlayın.
Anlar geçirin. Hüge böyle bir şey.
Bir de Lüke diye bir şey var.
Danca'da mutluluk demek.
Danimarkalılar için mutluluk uzak bir hedef değil.
Günlük hayatının içerisinde bulunan bir şey.
Küçük ayrıntılar arkadaşlar.
Mesela işe giderken yolda çiçek açmış bir ağacı fark etmek.
Öğle arası arkadaşlarıyla bir sandviçi paylaşmak.
Akşam çocuğuna hikaye okurken aldığı keyif.
Bunlar arkadaşlar kısaca glüke dediğimiz anlar.
Aslında bu bakış açısı bize şunu gösteriyor.
Hani şu anda etrafımıza bakarsak, farkındalıkla bakarsak bizi gülümsetecek bir şeyler bulabiliriz.
Ve mutluluk ertelenecek bir şey değil.
Şimdi deneyimlenecek bir duygu.
Az önce bahsettiğim doğaya açılmak arkadaşlar.
Açık hava hayatı bu işte Norveçlilerin yapmış olduğu bu da.
Bir alışkanlık mutluluk için.
O yüzden her fırsatta doğaya çıkmayı ihmal etmeyin.
Norveç'te ilkokullarda bile çocuklar bunu yapıyor.
Haftanın belli günleri derslerini ormanda yapıyorlar.
Çünkü biliyoruz ki doğa insanın stresini alıyor.
Ruh halini iyileştiriyor.
Ve bir de iyilik yapmak.
Bunu da vurgulamak isterim.
Çünkü Çinlilerin dediği gibi bir saatlik mutluluk istiyorsan şekerleme yap.
Bir günlük mutluluk istiyorsan balığa çık.
Bir yıllık mutluluk istiyorsan miransa kon.
Eğer ömür boyu mutluluk istiyorsan bir başkasına yardım et.
Bence bu çok doğru. Çünkü yardım etmek sadece toplumu değil bizi de iyileştiren, mutlu eden bir şey.
Neden mutlu oluyoruz?
Çünkü beynimizde bir ödül mekanizması var.
Orası çalışıyor. Yardımsever sarhoşluğu oluyoruz yani.
Birine yardım ettiğimizde vücudumuz endorfin salgılıyor.
Ve son olarak iki gaye diye bir bölümüm var.
Raponların iki gayesi.
Onu da dinleyin arkadaşlar. Bugünlük mutluluk konusunda anlatacaklarım bu kadar.
Belki yine bu konunun devamını yaparız.
Konuyu burada sonlandırırken sizleri de düşündüreyim.
Kendi mutluluk haritanızda bugün yepyeni bir rota çizecek olsaydınız ilk adımınız ne olurdu?
Kendinize iyi bakın arkadaşlar.
Hoşçakalın. Watson's Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Watson's KBT ürünleri kampanyasını kaçırmayın.
31 Ekim 30 Kasım.
Kampanya hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
