
En keyifli anlarınızı daha eğlenceli hale getirmek için Eker Dip&Cips yanınızda.
Eker Dip&Cips ile #Dibinekadarlezzethakkında
Eker Dip&Cips ürünleri hakkında detaylı bilgi için: Tıklayın *
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Eker " hakkında reklam içerir
Transkript
Eker, Deep End, Jips Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün dostluk üzerine konuşacağız arkadaşlar.
Platon, Kikero, Aristo onların bu konu hakkındaki düşüncelerini anlatacağım size.
Aslında dostluk ve dostluğu yeşertip sürdürme yeteneği geleneksel batı felsefesinde öyle pek ele alınmamış arkadaşlar ama dostluk üzerine...
Eski çağda yazılan yazılara bakınca bugün onlara bakacağız.
Mesela işte Platon'un şöleni.
Oradaki dostluk kısmına baktığınızda bilhassa erkeklere özgü olduğunu görürsünüz.
Dostluğun işte hem onurlu hem haz veren bir erdem olarak gösteriliyor.
Böyle bir hayli yüceltiliyor.
Kikero'ya baktığımızda ki bence Kikero daha günümüze yakın söylemlere sahip.
Onun dostluklar arasında bir çatışma potansiyeli olduğunu söylemesi, dostluğun karmaşıklığını ele alması, hatta belli bir düzeyde de olsa diplomasi gerektiren bir sanat olduğunu söylemesi bence günümüze
daha yakın. Yani kısmen bir meydan okuma diyor dostluk için, belli yönlerde çaba gerektiren bir şey olduğunu söylüyor, bir kendine adama olduğunu söylüyor.
Bunlar o yüzden günümüze daha yakın bence.
Şimdi öncelikle dostun etimolojisiyle başlayalım arkadaşlar.
Friend eski İngilizce'deki özgür anlamına gelen freon ve sevgi anlamına gelen freodan geliyor.
Yani ikisi de aslında temelinde sevgi anlamına gelen kelimeler.
Bunlardan türemiştir friend.
Dostluk tıpkı buradaki gibi aslında özünde sevgi barındıran duygusal bir bağ arkadaşlar.
Özünde sevgi var. Dost derin duyguları beslediğimiz insanlardır değil mi?
Ve bundan başka dost aslında gönüllü kurduğumuz bir ilişkidir.
Yani özgürce kurulur ve yine özgürce bitirilir.
Seçim unsuru dostluk için çok önemlidir.
Zorla dost olunmaz çünkü değil mi?
Dostlar arasındaki duygusal bağ ortaktır.
Üstelik de... İki taraflı duyguları içerir.
Dostlar birbirine karşı derin duygular besler ve bu duyguların karşı tarafta bir karşılığı olduğunu bilirler.
Zaten bilmezseniz dostluk diye bir şey olmaz.
Dostluk sadece bir duygu değil aynı zamanda bilgi de içeriyor.
Yani yalnızca iki tarafın birbirini sevmesine ilişkin bir bilgi değil bu arkadaşlar.
Aynı zamanda karşınızdaki insanın karakter özelliklerini bilmek, kişiliğine ilişkin bilgilerden bahsediyorum.
Yani seni tanıdım, bildim ve sevdim gibi düşünüyorum ben bunu.
Dostlar birbirlerinin en gizli yönlerini bilirler ya da en azından bilmek isterler.
Bu konu üzerinde çalışan Sandra Lynch diyor ki dostluk bir kendini adamıdır.
Ne kadar doğru. Dostluk bir kendini adamıdır.
Ama bu nafile bir adayış değil arkadaşlar.
İşe yarayacak olan bir adayış.
Her iki taraf içinde yararlı olan bir adayış var burada.
Hani bakın kendini feda etme demiyor.
Adamak diyor. Dostlar ilişkiden kazanmayı umdukları şeylerden çok aslında ilişkinin kendisi için birbirlerine ilgi ve sevgi gösterirler.
Yani menfaatsiz ilişkilerden bahsediyorum.
Merve niye bağırıyorsun ödümüz patladı.
Böyle bir uyarıyorum arkadaşlar uyarı mahiyetinde bir bağırış.
Çünkü bazen dalıp gidiyorsunuz beni dinlerken yazıyorsunuz bana.
İşte spor yapıyordum kendimden geçmiştim o sırada sen bir anda bağırmaya başlayınca dikkatimi tekrar topladım.
Ya da araba sürüyorsunuz.
Yol hipnozu. Neyse kendinize geldiyseniz devam ediyorum.
Montaigne diyor ki arkadaşlar dostluk ayrı ayrı kimliklerin kabul edilmediği çok fazla boğucu bir ilişkinin tehdidi altındadır diyor.
Aşırı doğru bence.
Bu arada ayrı ayrı kimliklerin kabul edilmediği noktasında da bence haklı.
Çünkü kendimle böyle tavan tavana zıt olan biriyle ne bileyim ya çok zor benim dost olmam öyle bir insanla biraz olsun böyle bana benzemesi lazım diye düşünüyorum.
Siz bir konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şimdi dostluğa dair en eski kavramlardan bazıları nerede karşımıza çıkıyor?
Eski Yunan edebiyatı ve felsefesinde karşımıza çıkıyor.
Bugün size bunlardan bahsedeceğim ve şaşıracağınızı düşünüyorum.
O dönem arkadaşlar kahramanlar çağı gibiydi.
Dolayısıyla dostluk...
Toplumsal olarak dağıtılmış rollerin layığıyla yerine getirilmesiyle ortaya konan Erdem'le yakından ilişkiliydi.
Bakın iyi bir yurttaş olmak gibi bir şeyden bahsediyorum burada.
O zamanlar iyi ve adil kişi...
toplumsal altını çiziyorum toplumsal rolüne uygun düşen Erdem'i sergileyen kişiydi.
Ve buna göre mesela işte Homeros destanına baktığınız zaman adalet insanı dostlarına savunması, düşmanlarına zarar vermemesi bunu gerektiriyordu adalet.
Yani buradan bakınca tabii çok pragmatik görünüyor ama o dönemdeki yaşamın tehlikeli bir doğası vardı ve bunu gerektiriyordu.
Homeros'un kahramanlarına göre dünya çok acımasız, çok düşmanca bir yer ve diğer eski çağ toplumlarına baskın olan o akrabalık, o kabile kavramı Homeros'un Yunan'ında yok dikkat ettiyseniz.
Bu tür ilişkilendirici bir kavram olmadığı için işte akrabalık, kabile kavramları olmadığı için ne oluyor?
Özünde kavgacı olan ilişkiler görüyoruz değil mi?
Homeros'un epiğinde bunlar öne çıkıyor.
İşte savaşçı reisin erdemi güç ama o güç onun yalnız başına hayatta kalması için asla yeterli bir şey değil.
Başkalarına güvenmesi gerekiyor değil mi?
Güven çok önemli burada. Ve o reisin ilk dayanağı işte ailesi, köleleri, malı, mülkü ama bunların hiçbiri yeterli değil arkadaşlar.
Çünkü o güvenliği ve esenliği sağlayacak olan şeyler bunlar değil.
Adamın ailesi, kölesi, malı, mülkü güvenliğini sağlamayacak değil mi?
Dolayısıyla iş birliğine ihtiyacı var.
Birileriyle bir iş birliği yapması gerekiyor.
Ve karşılıklı yardıma dayanan bir çevreye gereksinimi var değil mi?
İşte bu iş birliğine dayalı olağanlı ilişkiler kurmaya konuk dostluk deniliyor arkadaşlar.
Peki neden böyle bir ağ kurma gereksinimi duyuyorlar?
Çünkü kendi ev içi hayatının dışında tehlikeli ve zor zamanlarda güvenebileceği olan insanların çevresinde toplamış olduğu bir ilişkiler ağ kurması gerekiyor ki hayatta kalma
şansını arttırabilsin.
Yani arkadaşlar bu savaşçı reis, bu konuk dost olayı ve dostları sayesinde bir nevi aslında kendini koruma altına alıyor, can güvenliğini sağlıyor.
Dolayısıyla mesela siz bu savaşçı reis...
yerinde olsanız. Ya şu konuk dostum gelse de bana bir kokini alsa, iki kahve içsek, laflasak, iki lafın belini kırsak der misiniz?
Yoksa o konuk dostun böyle cevvali, cesaretli, fedakar bir yiğit mi olmasını istersiniz değil mi?
Şimdi o konuk dostlarla aranılan özelliklere baktığımız zaman bunların başında ne gelecek?
Cesaret çok önemli.
Sadakat gerekirse canını verecek sizin için.
Fedakarlık yapacak. Bunlar gerekiyor.
Cesaret, sadakat, fedakarlık.
İşte cesaret, işte feraset, işte adam gibi adamlık.
Aklıma geldi söylemesem olmaz.
Şimdi burada arkadaşlar duygu ve niyetlerden çok eylemler çıkıyor öyle dikkat ettiyseniz.
Bu eylemlerin sonuçları da çok önemli.
Çünkü o dönem karşılıklı alışveriş eylemi ve iş birliği dostlar arasındaki ilişkinin hayati niteliği diyebilirim.
Mesela... Kişi evinden uzaklara yolculuk yettiği zaman emin olabileceği tek hak girdiği cemaatin iyi niyetli bir üyesinin ona garanti ettiği hak arkadaşlar.
Yiyecek, barınma ve korunma ihtiyacını gidermek için O topluluğun güçlü bir üyesi tarafından kabul edilmeye güvenmek zorunda.
O yüzden böyle ilişkiler kuruyorlar.
Ama şöyle bir durum var.
Statüsü kendisine yardımıyla uzatan kişinin statüsüne eğer eşit değilse o zaman konuk dost olarak görülmüyor.
Dolayısıyla kendisine yapılan iyilikleri gelecek bir tarihte geri ödemesi gerekiyor.
Yani konuk dostluk ilişkisi dediğim şey duygusal bir bağ içermiyor arkadaşlar.
Daha çok toplumsal zorunluluk bağlarını içeriyor.
Ayrıca konuk dostların birbirlerini iyi tanımaları falan gerekmiyor.
Ama aralarındaki bağların hani düşmanlıkların yarattığı o en yoğun çatışmanın üstesinden gelecek kadar da kuvvetli olması gerekiyor.
Çok büyük bir denge ilişkisi.
Şimdi arkadaşlar bu insanları seri gidi pis çıkarcı menfaatçi diye yargılamayın.
Her devrin dost anlayışı başka.
Homeros toplumunda kabul edilen başka bir dostluk türü daha vardır ki o da daha samimi ve bencillikten uzak bir ilişkinin gelişmesi olarak görülüyor.
Heteri deniliyor bu dostluğa.
Aaa Merve hetero'ya ne kadar benziyor.
Evet arkadaşlar muhtemelen oradan gelmiş olan bir kelime bu.
Bu aynı statüye sahip olan erkeklerin bir araya gelerek oluşturdukları bir tür dostluk arkadaşlar.
Yunan soyluları bu gruba gençliklerinde katılıyorlar ve yaşlanana kadar bunu sürdürüyorlar.
İlyada ve Odissiya'daki kahramanların her birinin bir grup hetero tarafından desteklendiği anlatılıyordu hatırlıyorsanız.
Hatta bu tip dost grupları daha sonraları Girit ve Tebai'deki askeri örgütlerinde...
temelini oluşturmuştur. Bakın ne kadar önemli.
Hatta M.Ö.
338 yılında Yunan'da bir erkek için dövüşen ve ölen 300 kişilik güçlü bir tebai birliğinden bahsediyor.
Bakın bir kişi uğruna edilen bir kavga bu.
Dövüş kavga ne derseniz hani kavgaya hep beraber giden erkekler gibi geldi bana.
O zamanların erkek dayanışmasına benzetiyorum bunu.
Platon'un diyaloglarında dikkat ettiyseniz Hem aşk hem de dostluk yani filia tartışılıyor ve genellikle iki varyant olarak bu ikisi bir araya getiriliyor.
Mesela işte Sokrates ve Meneksenus iki kişinin nasıl dost olabileceği konusunda mantık yürütüyorlar Platon'un şöleninde.
Ve Sokrates şunu sorguluyor diyor ki aşık sevilen kişi değil de yalnızca dost mu yoksa aşkın nesnesi.
Aşığın aynı zamanda dostumu diyor.
Düşünün bakalım. Hem Ereus hem de Filia bir çeşit arzuyla eş tutuluyor arkadaşlar.
Ve öncelikle erkekler arasındaki ilişkileri kapsıyor.
Burada bahsedilen evet erotik bir dostluk.
Bakın Ateneus savaşta omuz omuza çarpışan yoldaşlar için şöyle diyor.
Lakedamonyanlar savaşa gitmeden önce güvenlik ve zaferin orduda yan yana çarpışanların dostluğuna bağlı olduğunu düşünerek aşka...
Kurbanadarlar ve Tebaililer arasındaki alay yani ordu tamamen aşıklardan oluşmuştur diyor.
Homeros ise şöyle diyor arkadaşlar.
Savaşan erkekler kabiledeki dostlarını, ana babalarını ve evlatlarını müşkül durumda bırakırlar ama bir savaşçı aşkı ve aşığından daima sorumludur diyor.
Platon şöleninde dostluk için şöyle der.
Başkalarına yarayacak hiçbir tarafımız olmayınca bizi ne diye sevsinler?
Mesela sen işe yaramadıkça seni ne baban sever ne de hiç kimse.
Halbuki çocuğum bilgili bir insan olursan bütün insanlar dostun ve yakının olur.
Çünkü faydalı ve iyi bir insan olursun yoksa kimse sana dost olmaz.
Ne baban ne anan ne de yakınların demiş.
Ve şöyle demiş arkadaşlar dost seven değil sevilendir.
Düşman da nefret eden değil.
Nefret edilendir.
Yalnız iyiler birbirine benzeyip dost olabilirler, kötüler ise herkesin de söylediği gibi kendi kendileriyle bile uyuşamazlar.
Hep değişirler. Günleri günlerine uymaz.
İnsanın kendi içinde benzerlik ve uygunluk olmayınca başkalarına da benzeyemez.
Kimse ile dost olamaz.
Benzer benzerin dostudur.
Dostluk sadece iyiler arasında olur.
Bunları söylüyor ama bunların üzerinde de bir diyalog gelişiyor arkadaşlar.
Sürekli sorguluyor ve bütün bunlara karşılık şöyle diyor.
Peki diyor benzerin benzeri ile dost olması.
Yalnız benzerlikten ötürü müdür?
Dostun dosta faydalı olması yalnızca bundan dolayı mıdır?
Ya da bir insan benzerlik dolayısıyla kendi kendine yapamayacağı bir iyiliği veya kötülüğü başka bir insana yapabilir mi?
Kendini de bulmayıp da benzerinden beklediği bir şey var mıdır?
Birbirine faydalı olmayan bu türlü iki insan birbirini ne diye arasın?
Aramaz. Aramayınca da dostluk olmaz.
O halde benzer benzerin dostu değildir.
İyinin iyi ile dost olması birbirine benzediklerinden değil sadece iyi olduklarındandır.
Ama nasıl olur? İyi olan iyilikten yana kendi kendine yetmez mi?
Kendi kendine yetmek hiçbir şeye ihtiyacı olmamak demektir.
Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan hiçbir şeyi aramaz.
Aramayınca da sevmez, sevmeyince de dostluk olmaz diyor.
Bu diyalog bu şekilde ilerliyor ve sonra da diyor ki vaktiyle birinden duymuştum şimdi aklıma geldi.
Benzer benzeriyle iyi...
İyilerle hiç geçinemezmiş.
Bunu ileri süren Hesiodos'un bir sözüne dayanıyordu.
Hesiodos der ki çömlekçi çömlekçinin, şair şairin, dilenci dilencinin düşmanıdır.
Bu her şeyde böyledir diyordu.
Birbirine en çok benzeyenler arasında kıskançlık, kavga ve düşmanlık hiç eksik olmazmış.
Hiç benzemeyenlerse...
Can ciğer geçinirlermiş.
Fakir ister istemez zenginin dostu olurmuş.
Çünkü ondan yardım beklermiş.
Onun gibi güçsüz güçlüyü, hasta hekimi, bilen bilmeyeni arar severmiş.
Daha da ileri giderek diyor ki benzer benzerin dostu olmak şöyle dursun.
Bunun tam tersi doğrudur.
Birbirini en çok sevenler birbirine en az benzeyenlerdir.
Herkes kendine benzeyeni değil tam karşısını arar.
Nasıl ki Kuru ıslığı, soğuk sıcağı, acı tatlıyı, keskin körü, boş doluyu.
Dolu boşu ister. Çünkü her şey kendi karşıtıyla beslenir.
Benzerin benzere hiçbir faydası yoktur.
Ve inanmanı isterim ki dostum bunları söyleyen yabana atılır bir adam değildir diyor.
Platon çok güzel konuşuyordu diyor bunları söyleyen kişi için.
Yani bu görüşlere daha yakın olduğunu aslında belli etmiş tam bu noktada.
Zıt karakterlerin daha iyi olacağını söylüyor.
Hani beslenme adına birbirini en çok sevenler birbirine en az benzeyenlerdir diyor.
Sizce doğru mu arkadaşlar? Bence doğru değil.
Aslında düşündüğümde benim dostlarımın hepsinin benimle mutlaka ortak bir tarafları var.
Hani kişilik olarak biraz benziyoruz ama hepsinden ayrı ayrı besleniyorum.
Çoğu benim zaten psikoloğum, dert ortağım gibi.
Biriyle çok iyi edebiyat konuşuyoruz.
İkisiyle full böyle spritüel konuşuyoruz.
Yani geneli böyle. Bazısı direkt zaten çocukluk arkadaşım.
Onlar gençliğimin, çocukluğumun kara kutusu gibi.
Ama şöyle bir bakıyorum.
Hepsinin özü aynı. Hepsinin kalbi temiz, müthiş iyi niyetli insanlar.
Hani çok çok farklı insanlar.
Bence arkadaşlık hayatı birlikte keşfetmektir.
Güzel anılar biriktirmektir.
Lezzetli sohbetler yapabilmektir.
Ve yeni yeni harika deneyimlerimizi paylaşabilmektir.
Mesela geçen gün evde harika bir dizi izliyordum arkadaşlar.
Cips dizi gecesi yaptım kendime böyle bir keyif yaptım.
Sonra o diziyi beğendim hemen arkadaşıma önerdim işte acil izlemen lazım bunu diye.
Malum platformda 100 yıllık yalnızlık kitabının dizisi çekilmiş arkadaşlar buradan size de önereyim.
Hatta diziyi izlerken yediğim cipsin yoğurtlu dip sosunu da önereyim.
Eker, dip and cips arkadaşlar.
Yoğurt bazlı sağlıklı bir ürün.
4 farklı çeşidi var.
Eğer domates seviyorsanız domates soslu yoğurt.
Hayır Merve ben acıya bayılıyorum diyorsanız acı soslu yoğurt.
Barbekü sevenler için barbekü soslu yoğurt.
Çedar sevenler için çedar soslu yoğurdu önerebilirim.
Bu arada ben sandviçlerime de koyuyorum.
Yemeklerinize koyabilirsiniz.
İşte çıtır tavukla, makarnalarla falan mutlaka deneyin.
Harika oluyor. Ben zaten yoğurdu çok seviyorum.
Böyle atıştırmalıkların lezzetini de bence çok arttıran bir şey.
O zaman yeni lezzetler denemek isteyenleri ve merak edenleri Eker Deep End Gypsy incelemek için açıklamalardaki linke davet ediyorum ve dostluk konumuza devam ediyorum.
Platon insanın ihtiyaç duyduğu şey bir eksiğini tamamlayacak olan şeydir diyor.
Bir insan başka bir insan için dostluk, aşk...
Arzu gibi şeyler duyuyorsa bu duygularının tek sebebi ikisinin ruhları, huyları, adetleri veya görünüşleri arasında bir uygunluk bulunmasıdır diyor.
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz arkadaşlar?
Sizce iyi dostluklar gerçekten zıt karakterlerden mi yoksa benzer olanlarla mı kurulur?
Yorumlarınızı bekliyorum instagram gönderi postunun altına.
Şimdi gelelim Aristoteles'e.
Aristoteles'e göre 3 çeşit dostluk var.
Çıkara dayalı dostluk.
Hazda dayalı dostluk ve iyiye dayalı dostluk.
Bu konu hakkında şöyle söylüyor Aristoteles.
Her durumda iki tarafında bildiği karşılıklı bir sevgi mevcuttur.
Birbirini sevenler birbirlerindeki niteliklere duydukları saygıdan dolayı birbirlerinin iyiliğini isterler.
Çıkar temelinde birbirini sevenlerin sevgisi kişisel niteliklere değil karşılıklı sağlanan faydalara, menfaatlere dayanır.
belli bazı karakter özelliklerinden ötürü değil, karşısındaki insanın varlığından alınan hazdan ötürü hissedilir.
Dolayısıyla çıkara dayalı sevginin nedeni çıkar, hazza dayalı sevginin nedeni de hazdır diyor.
Yani çıkar ve hazza dayalı dostluktan farklı olarak İyi adına kurulan dostluk yeterince kalıcı olandır çünkü sahip olması gereken bütün özellikleri barındırır
ve bu tür dostluklarda dost dostunun iyiliğini ister.
Asli olan zaten bu tip dostluktur diyor.
Asli ve doğru olan dostluk iyilikleri nedeniyle iyi adamlar arasında kurulur.
Geri kalan dostlukların hepsi birer analogidir diyor.
Bir erkeğin en iyi dostu yalnızca onun iyiliğini isteyen değil bunu hiç kimse bilmese de sırf onun kendi adına bunu isteyendir diyor.
Ve Aristoteles yalnızca iyi bir adamın dostunu başka herhangi bir tesadüfi nitelik için değil sırf dostu adına sevebileceği görüşünde de ısrarcıdır.
Arkadaşlar aslında Aristoteles'in iyi adına dostluk etmeye ilişkin söylediklerine baktığımızda böyle bir öz çıkar imajından bir tık fazlası var diyebiliriz.
Çünkü dostluğun nesnesi dostun iyiliği değil kişinin kendi iyiliğini algılama biçimidir.
Yani bir anlamda kişi kendi adına dostunu sever diyebiliriz.
Ronald Sharpe diyor ki dostluktaki en önemli sevinç kaynağı dosttan aldıklarımızı da değil ona verdiklerimizi de.
Yani sevgimizde yatmaktadır diyor.
En önemli sevinç kaynağı onu sevmemiz diyor yani.
Aristoteles'in kastettiği şey de aslında bu olabilir.
Dostluk sevgiyi almaktan çok vermektir derken muhtemelen bunu kastetti.
Ama şunu da ekliyor. İyi insanın vereceklerini alacak dostlara gereksinimi vardır.
Yani sen sabaha kadar karşındaki insana değer ver, onu sev.
Ama o sevgiyi alamadıktan sonra onun o sevgiyi alma ve taşıma kapasitesi yoksa ne yapacaksın?
Sabaha kadar sevsen hiçbir şey olmayacak.
Aristoteles de diyor ki kendi kendine yeterli son derece mutlu olanların dosta falan ihtiyacı yoktur.
Çünkü onlar iyi şeylere sahiptir.
Yani kendine yeterlidir.
Başka hiçbir şeye ihtiyaçları yoktur.
Ama bir dost yani başka bir benlik insanın kendi çabalarıyla elde edemeyeceği şeyleri ona sağlar diyor.
Bakın şimdi buraya dikkat. Şans yüzümüze güldüğünde dosta ne ihtiyacımız kalır?
Ancak bütün iyi şeyleri mutlu birisine yükleyip de onu dışarıdan gelen iyiliklerin en yücesi olan dostlardan mahrum bırakmak paradoksal gibi görünmektedir.
Kusursuz mutluluğa sahip insanı yapayalnız göstermek de paradoksaldır.
Çünkü hiç kimse dünyadaki bütün iyi şeyleri kendisi için istemez.
İnsan sosyal bir varlıktır ve beraberce yaşamak onun doğasında vardır.
Aristoteles mutluluğun yaşamayı ve faal olmayı içerdiğini öne sürüyor.
Başkalarıyla paylaşılan faaliyeti sürdürmek kolaydır ve yalnız sürdürülen faaliyetten daha hoş ve daha eğlencelidir.
Ayrıca dostlarımız kendimizi tanımaya giden bir köprüdür.
Ve Aristo der ki dostlar arasında adalete gerek yoktur.
Yani diyor ki zaten dost olan kişiler birbirine adaletsizce davranmaz.
Nasıl ki kendimiz için biz en iyisini istiyorsak en güzelini istiyorsak dostumuz için de bunu yapmalıyız en iyisini isteriz diyor.
Ve bu da onu bilir yani benim onun için en iyisini en güzelini isteyeceğimi benim dostum bilir diyor.
Kişi kendine karşı olan tutumunun aynısını dostunu da yansıtır gösterir diyor.
Neden? Çünkü dost başka bir...
bir benliktir diyor Aristoteles.
Dost başka bir benliktir.
Şimdi gelelim Kikero'ya.
Onun dostluk üzerine zaten çok güzel bir kitabı var.
Ona ayrı bir bölüm yapacağım.
Çok güzel bir kitap. Şimdi kısaca değinmek istiyorum.
O aslında biraz böyle siyasi bağlamda bakmış dostluğa.
Yine o zamanın şartlarıyla bu da normal arkadaşlar.
Her dostluk eylemi ona karşı eylemle dengelenmelidir diyor.
Dostluk kurmak ve dostlardan yardım istemek için kişi daha sonra bu iyilikleri geri ödeyebilecek durumda olmalıdır diyor.
Stoğacılar bilge kişinin dostunu kendisi kadar sevdiğini hatta kendisinden bile daha fazla sevdiğini düşünüyorlardı.
Aristoteles gibi dostluğun siyasi cemaatin temelini oluşturacağı fikrini benimsemişlerdi.
Kikero siyasi düzlemde.
Gerçek anlamda dostluğun yürütülemeyeceği sonucuna varmıştı.
Gerçek dostluk zenginliğin daha göz alıcı ve yoksulluğun daha çok desteği açık kılmış olduğu erdemli insanlar arasında olur diyor.
Ama bu tür dostluklar seyrektir ve Kikero çoğu insanın dostunun zenginliğiyle alay ettiğini ve sıkıntılarında onu yalnız bıraktığını düşünüyor.
Ve bir yandan gerçek bir dostun sıkıntı anında desteğini eksik etmemesi gerektiğini düşünüyor.
Bir yandan da bu kuralın siyasi düzleme uyarlanamayacağına inanıyor.
Çünkü bir yurttaş için vatanına olan bağlılığı daima birinci derecede geliyor arkadaşlar.
Yani Aristoteles için olduğu kadar Kikero için de dostluk.
Ancak dostun gereksinimleriyle Devletin gerekli kıldığı şeyler çelişmediği takdirde siyasi hayatta örtüşebilirdi.
Ve iki felsefeci içinde erdem devlete bağlılığı gerektiren bir şeydi.
Şimdi arkadaşlar burada bahsettiğim şeyi kısaca yurttaş dostluğu olarak tanımlayabiliriz.
Hani aynı siyasi çıkarları destekleyen kişiler arasında olan ve siyasi iktidarın ekmeğine yağ süren bir dostluk çeşidi var burada.
Siyasi hayatta aynı erdemleri paylaşan insanlar arasındaki dostluktan bahsediyor iki kere o.
Ve dostluk için şöyle söylüyor.
Dostluğun güçsüzlükten Herkesin kendisinde olmayan ve bir başkasından elde etmek istediğinden doğduğunu söyleyenler dostluğu gereksinim ve zorunluluktan doğmuş saymakla ona çok
aşığı ve hiç de soylu olmayan bir doğuş vermiş olurlar.
Bir insanın kendine güveni ne kadar tamsa bir insan hiçbir şeye gereksinim duymayacak ve her şeyin yalnızca kendisinde bulunduğuna inanacak erdem ve bilgeliğe sahipse o
denli Dost edinir ve dostunun yakınlığını kazanır.
Kadınlar erkeklerden, yoksullar zenginlerden, mutsuzlar mutlu sayılanlardan çok dostluğun desteğini ararlar.
Tersi dostluğu yaşamdan ayırmış olur.
Buysa güneşi dünyadan ayırmaya benzer.
Dostların ahlakı temiz olmalı.
Aralarında her konuda, düşünüşlerinde, isteklerinde ayrımsız...
Tam bir anlaşma olmalı.
İnsana sevgi kazandıran erdemden ayrılmamalı.
İnsanların dostluğa elverişli olup olmadıklarına bir karar vermek için görünür belirtileri yoktur.
Onun için sağlam, değişmeyen, hep aynı kararda olan dostlar seçelim.
Bunun için de öncelikle dostluğa girişim gerekir.
Böyle söylüyor ve diyor ki arkadaşlar başka bir yerde kendinle konuşur gibi her şeyi konuşmayı göze alabileceğin bir dostun olmasından daha tatlı ne olabilir diye soruyor.
Çok güzel bir söz. İyilerin kötülerle, kötülerin iyilerle dost olamamasının tek nedeni aralarındaki farkın huy ve arzuları arasındaki fark kadar büyük olmasıdır diyor.
Bir insan kendisine ne kadarı değer veriyorsa dostlarından da Aynı değeri görmeli diyor.
Birine değer verdikten sonra düşünüp taşınmak değil, düşünüp taşındıktan sonra birine değer vermek gerekir diyor.
Bunu da çok sevdim. Dostluğu hak edenler sevilme nedenlerini kendilerinde taşırlar diyor.
Ve son olarak senin kadar sevinecek biri olmasaydı iyi günlerin anlamı olur muydu?
Kuşkusuz senden daha fazla üzülen biri olmasa kötü günlere katlanmak çok daha zor olurdu diyor.
Dostluk üzerine daha anlatacağım çok şey var ama kısaca şunu söyleyebilirim.
Ben de mutluluğu garantilemenin en akıllıca yolunun iyi dostlar kazanmak olduğunu ve dostluğun insani bağların en önemlisi olduğunu vurgulayan epikürcü yaklaşıma inanıyorum arkadaşlar.
Kikero bir mektubunda şöyle yazmış.
İnan bana şu anda her şeyimi hemen hiç endişe duymadan paylaşabileceğim.
Sevgi dolu ve sağduyu sahibi, yapmacıksız, açık ve hiçbir şey gizlemeden konuşabileceğim biri kadar istediğim başka hiçbir şey yok demiş.
Böyle dostlarınız olsun daima israfınızda.
Kendinizle konuşur gibi her şeyi konuşmayı göze alabileceğiniz samimi dostlar.
Çünkü dostluk mutlu günleri daha güzel, kötü günleri ise...
Paylaşarak daha katlanabilir kılar.
Çıkarsız, menfaatsiz, tamamen karşılıklı sevgiye dayanan harika dostlar diliyorum hepimize.
Eker Deep and Chips Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kendinize iyi bakın. Bu pazartesi, çarşamba ve cumartesi yepyeni bölümlerle tekrar görüşeceğiz.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
