
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün size altın ve dolarla ilgili bir podcast çekmek istedim.
Altın ve doların dünyada nasıl kabul gördüğünden bahsedeceğim.
İşte Birinci Dünya Savaşı'ndan başlayarak bugünümüze kadar gelmeye çalışacağım.
Neden bundan bahsediyorum?
Çünkü bundan sonra gelecek konu bu kara paraların nasıl aklandığı, offshore sistemi, 21.
yüzyıldaki liderlerin nasıl hırsızlık yaptığı, bu paraları hortumlayıp nereye götürüp nasıl sakladığı bunlardan bahsedeceğim.
Yani biraz ekonomiyle ilgili bir şeylerden bahsedeceğim.
Hatta kloptokrasi de diyebiliriz anlatacağım şeylere.
Konu da ilgimi çekti açıkçası.
O zaman vakit kaybetmeden hemen başlayalım.
Şimdi öncelikle Birinci Dünya Savaşı yıllarına gidelim.
Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda dünya tabii ki de teknolojik anlamda bugünkü kadar gelişmemişti.
Yani tabii ki şimdikine benzer bir düzeni vardı ama bu kadar gelişmemişti.
Ne oluyordu? Para sahibinin isteği doğrultusunda ülkelere...
arasında akıyordu Ama ne oluyordu bu para sahibine kar getirirken o sahibinin bulunduğu ülkeyi bazen batıracak kadar alt üst edebiliyordu.
Yani bu para birimlerinin zaten biliyorsunuz yani şimdi olduğu gibi dolar ülkemize giriyor çıkıyor ne oluyor ekonomi bir anda işte bir patlıyor bir şeyler oluyor.
Aynı o dönemde de aynı şekilde devam ediyor.
Bu kargaşanın içerisinde de bakıyorsunuz işte Almanya'da ya da başka yerlerde nasıl hükümetler seçildi aşırıcı hükümetlerde.
seçilmesine sebep oldu bu olay yani aslında bütün sebep parasaldı işte birinci dünya savaşı ikinci dünya savaşı bunlar işte yok bize öğretildiği gibi yok onun elçisini vurmuş bu böyle olmuş aslında sorun
tamamen parasaldı yani ve dediğim gibi daha sonra da aşırıcı hükümetler seçildi bu sebeplerden dolayı Bu aşırıcı hükümetler gelince de Almanya gibi ne oldu?
İşte bir sürü kargaşa çıktı.
Komşunu yoksullaştır tarifeleri uygulandı.
Ticaret savaşları çıktı.
Diplomatik krizler, sınır savaşları, çatışmalar ve nihayetinde de 2.
Dünya Savaşı, 10 milyonlarca insanın öldüğü 2.
Dünya Savaşı patladı. Gördüğünüz gibi sebep tamamen duygusaldı yani para.
Sonra ne oldu? 1944 yılında müttefik devletler dediler ki bu böyle olmayacak.
Bir daha hani para için birbirimizi vurup kırmayalım.
Bir konferans düzenleyelim.
İşte Bretton Woods'da toplandılar bir konferans için.
Ve burada aslında amaç şuydu.
Bu paranın kontrolsüz akmasını önleyecek yeni bir finans sistemi kurmak istediler.
Ki çok mantıklı görünüyor buradan baktığınız zaman.
Ama bu öyle bir yapı olmalıydı ki bu komşu devletlerin birbirlerine karşı...
Böyle bir kaba kuvvet aracı olarak ticareti kullanmalarını ya da işte bankerlerin bu demokrasinin altını oyan o spekülasyonlarla kar etmelerinin önüne geçecek bir sistem kurmaları
gerektiğini düşünüyorlar. İşte amacımız dünyaya barış ve refah getirmek artık savaşmayalım falan mottosuyla yola çıktılar.
Tabi ki de yalan çok ütopik bir şey bu.
Ama şöyle de bir durum var.
Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki yıllara baktığımız zaman zaten ticaret serbestçe yapılabiliyordu ve küresel çapta yani en azından batılı ülkelerde.
Bir istikrarın olduğunu görebiliyorsunuz baktığınız zaman.
Birinci Dünya Savaşı'ndan öncesinden bahsediyorum.
Çünkü yani o zamanlar geçerli olan sistem altına dayalıydı.
Yani bir ülkenin para biriminin değerini belirleyen şey aslında ülkenin sahip olduğu altın rezerviydi.
Bakın burası çok önemli. Çünkü bu aslında şunu sağlıyordu.
Yani ülkenin dış ticaretinin artması ya da azalmasına bağlı olarak bu altın rezervi de büyüyüp küçüldüğü için hem para arzı hem de fiyatlar üzerinde aslında otomatik bir kontrol mekanizması oluşturan bir sistem.
Yani her şeyi dengede tutan bir sistemdi.
Şimdi diyeceksiniz ki o zaman orada kalsaydık altın rezervleri olayında.
Yani orada kalsaydık şöyle olacaktı.
1944 yılının altın rezervleri bilin bakalım neredeymiş.
Dünyanın altın kasası Amerika.
Amerika Birleşik Devletleri'nde.
O yüzden bu eski altın standartını bırakmamız gerekiyor diyor konferansa katılanlar.
Doğru da demişler aslında. İşte bu konferansta katılmanlar düşürüyorlar ne yapsak ne yapsak diye.
O sıralarda işte konferansta Britanya adına katılan bir adamcağız var Keynes adamın adı John Maynard Keynes.
O diyor ki ya biz diyor uluslararası bir para birimi bulalım ya diyor adam.
Çok mantıklı. Çok mantıklı evet.
Sonra diyor ki ama diyor bütün ülkelerin para birimleri de buna göre değerlensin.
Uluslararası bir para birimimiz olsun.
Bütün ülkelerinde para birimleri buna göre değerlensin.
Ve baktığınız zaman aa ne güzel değil mi?
Peki size soruyorum Amerika bunu kabul eder mi?
Çünkü dünyanın altın kasası adam eder mi?
Tabii ki de etmez. O sırada işte Dexter White var konferansta.
Diyor ki hayır yani böyle bir şey olamaz yani.
Çünkü ABD doları o sıralarda zaten çok büyük badireler atlatmış.
Büyük bir pozisyona geçmiş.
Tabii ki de göz yumamaz böyle bir şeye.
Ve şöyle bir durum var zaten konferansta katılan ülkeler arasında zaten parasına karşılık gösterecek altına sahip tek ülke Amerika Birleşik Devletleri olduğu için tabii ki de en son vital istediği oluyor.
Ve bu tüm para birimlerinin değerlerinin dolara göre belirlenmesinin altyapısında bu var.
Bu karar o sırada veriliyor ve doların değeri de artık altınla belirleniyor.
İlk başta anlatmıştım ya altın rezervleri vesaire diye.
Hatta artık böyle 35 dolar bir ons altına tekabül ediyor.
İşte sistemin temeli bu arkadaşlar.
Yani Amerikan Amerika Birleşik Devletleri hazinesi kendisine 35 dolar veren her yabancı devlete karşılığında diyor ki ben de size bir ons altın vereceğim diyor.
Bir de şöyle bir şey yapıyor yani herkese yetecek kadar doları piyasaya sürüyor ve uluslararası ticaretin zaten sorunsuz işlesin diye sorunsuz işlemesini sağlamak için piyasadaki dolarların da değer kaybetmemesi.
içinde yeterli miktarda bir altın rezervi bulundurması gerekiyor.
Yani sonuç olarak şöyle bir şey oluyor.
Artık dolar altın değerinde olduğu için altına ihtiyacınız kalmıyor baktığınız zaman.
Peki diyelim ki bundan sonra bir ülke ortaya çıktı ve dedi ki kardeşim ben para birimimin değerinde bir değişiklik yapmak istiyorum dedi.
Hangi merciye gidecek bu durumda?
Tabii ki de IMF dediğimiz IMF'ye gidecek.
Uluslararası para fonu dediğimiz yani bu isimle oluşturulan bir kurumun onayını alması gerekecek.
Bu IMF dediğimiz kurumun da aslında görevi şu o dönem için konuşuyorum.
Şu an tabii ki çok farklı görevleri de var biliyorsunuz.
O dönem içerisinde yani diktatörler komşu ülkeleri güçten düşürmek için işte çatışmaları alevlendirmek için sürekli bir para birimlerini manipüle etme durumu var.
Bunların önüne geçmek için. ihtiyaç duyulan bir kurum.
Çünkü spekülatörler bu sabit kur sistemine saldırabilirler.
Yani bu önlemek amacıyla aslında bu kurum işlevsel bir hale getiriliyor.
Çünkü bu zaten kurulduktan sonra bu sınırlar arası para akışında da çok sert kısıtlamalar getiriliyor.
Şimdi buraya kadar anlattıklarımı aslında bir örnekle şöyle zihninizde canlandırmak istiyorum.
Bu sistemin nasıl işlediğini anlamanız için.
Şimdi zihninizde bir petrol tankeri canlandırmanızı istiyorum.
Yani Petrol taşıyan bir gemi canlandırın.
Bir tane çok büyük deposu olursa ne olur?
İşte gemi de çok dalgalı sularda gidiyor bu arada.
Sağa sola sarsılıyor.
İşte o zaman depodaki petrol bir o yana bir bu yana çalkalanır.
Ve sonunda geminin de dengesi bozulur ve bir yana doğru batarlar değil mi hep beraber?
İşte birinci dünya savaşından sonraki sistem buydu.
Yani spekülasyon peşinde hareket eden bir para vardı.
Ve bu paranın yarattığı o dalgalar demokrasileri alaşağı etmişti.
İşte bu Bretton Woods'daki bu delegeler vardı ya başlangıçta anlattım konferans yapmışlardı.
Onların tasarladığı bu gemide ise ne vardı?
Bir tek büyük petrol deposu yoktu.
Her bir ülkeye ait küçük küçük depolar var.
Böyle düşünmenizi istiyorum öyle yok da.
Geminin taşıdığı petrol miktarı aynı ama taşıma biçimi farklı.
Nasıl? Şimdi şöyle küçük depolardaki petrol ne kadar çalkalanırsa çalkalansın.
Yani o kocaman gemiyi yana yatıramaz değil mi?
Öyle bir sarsıntıya yol açamaz.
Depolardan birinde bir sızıntı olsa ne olur?
Yine hiçbir şey olmaz. Yani bütün geminin taşıdığı petrol akıp gitmez.
Öyle bir tehlike olmaz. Bir depodan diğerine petrol aktarmak mümkün müdür?
Olabilir. Ama bunun için öncelikle ne gerekiyor?
Geminin kaptanından izin almak gerekiyor.
İşte bu yani aktarılacak petrolün parasının da geminin resmi tesis altından geçmesi gerekiyor.
Yani kısaca anlattıklarımı özetleyecek olursam bir örnekle size bu örneği verebilirim.
Belki çok saçma oldu ama anlamamız adına bence iyi oldu diye düşünüyorum.
Çünkü dünyanın 1980'li yıllardan önceki halini bilmeyen biri için tabii ki de bu sistemi hayal etmek oldukça güç olabilir.
Çünkü o zamandan bu zamana baktığımız zaman çok şeyin değiştiğini görebiliyoruz.
Yani bugün artık para Çin'deki, Brezilya'daki, Rusya'daki ya da işte başka bir yerdeki yatırım fırsatlarının kokusunu aldığı anda ne yapıyor?
Dünyanın neresinde olursa olsun hiçbir engele takılmadan, hiçbir engelle karşılaşmadan para o tarafa doğru akıyor.
Yani bir para birimi haddinden fazla değer kazandığında yatırımcılar ne yapıyorlar?
Böyle tıpkı hasta bir balinanın etrafını çeviren köpek balıkları vardır ya.
Yatırımcılar tıpkı onun gibi o şeyin etrafını çeviriyorlar para biriminin.
Ama küresel krizi dönemlerini bir hatırladığınız zaman ne oluyor?
Para hep böyle altının ya da işte Amerika Birleşik Devletleri'nin devlet tahvillerinin güvenli sularına sığınıyor paralar küresel krizi dönemlerinde.
Tam tersi durumda da ekonominin canlandığı dönemlerde ise başka yerlerdeki işte hisse senedi fiyatlarını yükseltmeye devam ediyor.
Bu likit sermayenin yarattığı dalgalar o kadar büyük ki çok güçlü olan devletler dışında hiçbir devlet zaten bunlara karşı su üzerinde kalamıyor.
İşte bu dalgaları önlemek amacıyla da bu Bretton Woods sistemi zaten kurulmuştu.
Peki bu kadar şey anlattım ama hiç aklınıza şu geldi mi?
Amerika bir söz verdi Bretton Woods'da.
Dedi ki tamam okey doları tarafsız bir uluslararası para birimi haline getirelim dedi ve sözler verdi bununla ilgili.
Peki bu sözlere hiç güven...
olur mu sizce Amerika Birleşik Devletleri'nden bahsediyorum insanlar bir tık şüphelenmeye başladılar ya acaba hani bu adamlar sözlerini tutar mı haksız da sayılmadılar daha sonrasında gördük ki ne oldu Washington herkesin
aynı mesafede durmadı çünkü savaşın hemen ertesi yıllarında Amerika hükümeti komünist Yugoslavia'nın altın rezervlerine el koydu şaşırdınız mı tabii ki hayır peki bundan sonra ne oldu diğer
Doğu Bilo ülkeleri bir anda bir panik havası esti orada dediler ki para Bankalarımızı New York'a yatırmayalım dediler haklı olarak.
Hemen paralar Avrupa'daki bankalara yatırılmaya başlandı.
Peki IMF ne yaptı bu durumda?
IMF ne yapacak? En büyük hissedarının sözünü dinledi tabii ki.
çok çok tarafgil bir tavır alarak komünist Polonya'nın yeniden yapılanma sürecine destek olmaktan kaçındı.
Dediğim gibi en büyük hisseder kim?
Amerika Birleşik Devletleri ve bu Polonya'nın yapılanmasında hiçbir şekilde yardımcı olmadılar.
Destek olmadılar. Yine benzer şekilde İngiltere ve Fransa'da 1956 yılında Süveyş kanalının kontrolünü yeniden ele geçirmek istediklerini İngiltere ve Fransa Bu işten tabi ki de Amerika
yani Washington hiçbir şekilde hoşlanmadı.
Ve her iki ülkenin de İngiltere ve Fransa'nın bu Suez kanalı olayında her iki ülkenin de dolara erişimini istemedi.
Yani bunlar sizce tarafsız bir aracının yapacağı işler mi?
Tabi ki değil. En büyük hissedarını dinleyen IMF bunları yaptı.
Şimdi podcast'ın başında size demiştim ki offshore sisteminden bahsedeceğim.
Hani kara para aklama ve parayı bir yere kaçırma dediğim olay var ya.
İşte buraya kadar gelişimi sebebi de buydu.
Konuyu bağlayacağım şuradan.
Şimdi bunlar olurken tabii ki tarafsızlık politikası gülen IMF bunu gerçekleştirmedi.
Taraf tutmaya başladı. Ve o sıralarda şöyle bir olay oluyor.
İngiltere zaten bir krizden diğerine savrulmakla meşgul.
1957 yılında İngiltere...
Bu sterlinini korumak amacıyla ne yapacak?
Faizlerini birdenbire yükseltti ve sterlinin kullanımını kısıtladı.
İşte aslında dananın kuyruğunu koptuğu yer burası.
Çünkü ne oldu?
Sterline erişimleri kısıtlanan bankalar ne yapacaklar?
Sterlinin olmadığı yerde doları kullanmaya başladılar.
Ve kullandıkları dolarlar nereden?
İşte Sovyetler Birliği'nin Amerikan baskısından kurtulmak için Londra ve Paris bankalarında tuttuğu dolarlardı.
Londra ve Paris diyorum bakın İngiltere'nin yaptığı şeye bakın anladınız değil mi olayı kısa sürede de şunu fark ettiler çok kazançlı bir olay olduğunu fark ettiler bunun ve Amerika'daki bankaların dolar cinsinden
verdikleri kredilere uygulanan bir faiz var ya o oranlar sınırlı ama Londra'da Böyle bir sınırlama yok.
İşte offshore sistemine giden yol burada açılıyor.
Yani sistemdeki deliği gördünüz değil mi fark ettiniz.
Bundan sonra da işte Londra bankaları İngiltere'deki Londra bankaları Bretton Woods tankerinin depolarındaki deliği keşfettiler.
Ve bu bankalar dolarları Amerika sınırları dışında kullandıkları sürece Amerika tarafı onlara karışamıyor.
Bunu fark ettiler. Britanya zaten.
Bunu hiç umursamadı ve yasaların bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu.
İşte burada yasal bir boşluk söz konusu.
İşte bu yasal boşluktan faydalanan ülkelerin liderleri, milletvekilleri, başkanları bu paraları bir şekilde kaçırıyorlar.
Bir sonraki podcastımda büyük ihtimalle bundan bahsediyor olacağım size.
Şimdilik bu kadar anlatacaklarım.
Ekonomi jargonuna çok hakim değilim.
O yüzden sürçülisan ettiysem affola ya da yanlış bir şey söylediysem bilemiyorum yani.
Dilim döndüğünce size bir şeyler anlatmaya çalıştım.
Şimdilik kendinize iyi bakın.
Bu arada instagramda Ortamlarda Satılacak Bilgi hesabını takip ederseniz beni kimlerin dinlemiş olduğunu görür ve mutlu olurum.
Şimdilik kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın. Bir sonraki podcastta görüşmek üzere.
dileğiyle. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
