
Samsung BESPOKE AI hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Samsung" hakkında reklam içerir.
Transkript
Samsung SmartThings Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün doğada vakit geçirmeyi sevenler için doğa hakkında enteresan bilgiler ve ipuçları vereceğim arkadaşlar.
Artık daha başka bir gözle bakacağız doğaya diye düşünüyorum bu bölümden sonra.
Tristan Gulley neredeyse 20 yılını İngiltere'nin ormanlarında, köylerinde, sahillerinde yürüyerek geçirmiş bir adam ve seyahatlerinde doğa ile ilgili tespit etmiş olduğu doğayı böyle daha derinden
anlamamıza yardımcı olacak.
Pek çok not almış ve bunları da bir kitapta birleştirmiş.
Hatta bir sürü kitabı var.
Doğanın işaretlerini okumanın kaybolmuş sanatı.
Benim bugün anlatacaklarımı derlemiş olduğu kitabı arkadaşlar.
Bakalım Tristan senelerdir doğada ne gibi gözlemler yapmış.
Kendisi çok iyi bir doğa yürüyüşçüsü.
Senelerdir doğada yürüyor ve bakmakla görmenin ne kadar başka şeyler olduğunu gerçekten tekrar anladım.
Onun bu notlarına bakarken ne kadar boş yaşamışım dedim.
Boş değildi aslında başka bir şey söyledim.
Mal gibi söylemek istemiyordum ama neyse.
Şimdi arkadaşlar bu arada ben mesela Tristan eğitim veriyor ya onun yanında olsam kendimi hayal ettim.
Adam diyecek sen nerede yaşadın kardeşim bu zamana kadar hiçbir şey bilmiyorsun.
Bir de şey düşündüm beni ormana atsalar ben yolumu falan bulamam.
Hani yarım saat içinde kurtlara kuşlara yem olurum onu fark ettim.
O yüzden böyle bilgiler öğrenmek iyi oldu benim için.
Yine ormanda yolumu bulamam o ayrı da.
Neyse belki biriniz bulursunuz bu bölümden sonra.
Şimdi diyor ki arkadaşlar hiç diyor soğuk bir sabahta.
Çok ağır bir duman kokusu içinde yürüdünüz mü diyor.
Ben küçükken yürümüştüm hatta okula gidiyordum o anı hatırladım.
O koku şu an burnuma bile geldi öyle söyleyeyim.
Sanki böyle yangın var gibi bir koku ama tabii yangın yok.
Eğer böyle bir an yaşadıysanız fabrikalardan ve evlerden çıkan duman yere yakın olan katmanlarda sıkışıyor ve sıcak katın altında yayılmaya başlıyor.
Bir anda havaya duman kokusu veriyor.
Ve böyle zamanlarda normalde pek duymadığımız şeylerin sesini daha efektli bir şekilde, daha dramatik bir şekilde duyabiliyoruz.
Tren sesi, yolların sesi, havaalanlarının sesi bunları duyabiliyoruz.
Çünkü sıcaklık değişimi olduğu zamanlar sandviç efekti adı verilen bir şey oluyor.
Bu da şu demek arkadaşlar.
Ses, ışık ve radyo dalgaları havanın serin tabakası ile zeminin arasına sıkışıyor.
O yüzden sesler daha fazla yol alabiliyor ve daha fazla duyulabiliyor.
Nedeni bu. Hatta bu kış havasındaki o duman kokusu var ya az önce bahsettiğim.
Soğuk savaş döneminde demir perde ülkeleri.
Yani Doğu Avrupa'da Sovyet hakimiyeti altında olan bölgelerin pek çok telefon konuşmasını gizlice dinlemesine yol açmıştır.
Ama bu olay tehlikeli de bir şey arkadaşlar.
İnversiyon sırasında yani bu anlattığım olay sırasında akşam ve sabah sis olasılığı yükseliyor.
Sıkışan duman ve sis yeterince yoğunsa eğer dumanlı sislenme diye bir şey ortaya çıkıyor.
Bu çok tehlikeli. Yani baktığınız zaman korku filmi gibi bir görüntü ve gerçekten de sebep olduğu şey de öyle.
1952 yılında böyle bir şey yaşanıyor.
Sıcaklık değişimi korkunç bir sislenmeye yol açıyor, dumanlı bir sislenme ve bu durum solunun problemlerinden dolayı Londra'da 11.000 kişinin hayatına mal oluyor.
Yani sis deyip geçmeyin arkadaşlar.
Özellikle de dumanlı sisse şöyle bir durup düşünelim.
Bu bölümde doğada yürüyüşe çıktığımız zaman dediğim gibi artık başka bir gözle bakabilmemizi hedefliyorum arkadaşlar.
Doğadaki kokulara, tonlara, renklere, şekillere bakarak onların bize ne anlatmaya çalıştığını görelim istiyorum.
Bakmakla görmek arasında çok fark var dediğim gibi.
Mesela arkadaşlar bir yürüyüşe çıktınız.
Bir sürü tepe gördünüz tamam mı?
O tepelerden hangisi en açık renkte görünüyorsa o o kadar uzak olandır.
Tepeler ne kadar uzaklarsa o kadar açık renkli görünürler unutmayalım.
Ya da eğimli bir arazide yürüyorsunuz diyelim.
Yokuş yukarı ya da yokuş aşağı doğru yürürken beynimiz objeleri normalleştirmeye çalışıyor ve o sırada bir ayar çekiyor.
Ve her şey yüzeye daha yakın görünüyor arkadaşlar.
Bu diğer eğimlerin orada gördüğümüz diğer eğimlerin perspektifini yanlış anlamamıza sebep olabiliyor.
Mesela yokuş aşağı giderken düz bir arazidesiniz.
O düz arazi size biraz böyle yokuş gibi görünebilir.
Ya da yokuş yukarı olan bir yamaçtasınız.
O yamaç size çok daha dik görünebiliyor.
Yürürken bunlar çok problem olmayabilir ama bisikletliler için, motosiklet kullananlar için önemli bu etkiyi bilmek.
Yani arkadaşlar şimdi söyleyeceğim bence hayat içinde geçerli bir kural.
Mevcut perspektifimiz tüm algımızı diğer her şeyden daha çok etkiler.
Tekrar ediyorum. Mevcut perspektifimiz tüm algımızı diğer her şeyden daha çok etkiler.
Bu hayat içinde geçerli bir kural bence.
Devam edelim. Eğer işin içinde dengenizi korumanız gereken bir şey varsa hareket eden şeye asla bakmayın arkadaşlar.
Mesela bir nehrin üzerinden geçeceksiniz ve bir ağaç gövdesinin üzerinde yürüyüp geçmeniz gerekiyor.
Ne yapacaksınız? Akan suya bakmayacaksınız arkadaşlar.
Eğer akan suya bakarsanız nehre düşme olasılığınız artar.
Çünkü dengeniz bozulacaktır.
Böyle çaycılara dikkat ettiniz mi?
Tepsinin içinde bir sürü çay olur ve adam böyle çayları sallayarak gelir ve hiç dökülmez o çaylar.
Çünkü ayağına bakmıyor. Hareket eden şeye bakmıyor.
Kural bu. Bir de arkadaşlar Fata Morgana diye bir şey var.
Daha önce duydunuz mu bilmiyorum.
Ben duymamıştım. Fata Morgana bir tür optik ilüzyon arkadaşlar.
Mesela bazen deniz ve gökyüzü Aynı tonda gibi görünüyor.
O zaman denizde giden bir gemiyi havada gibi görebiliyoruz.
Ve bu seraplar genelde İtalya'nın Messina boğazında görünüyormuş.
Karadeniz'de de zaman zaman görüldüğü söyleniyor.
Sadece İtalya'ya mahsus değil ama çok çok nadir görülen bir hava deniz olayı.
Hava kütlelerinin dikey dağılmasıyla oluşan bir optik fenomen Fata Morgana.
Bir tür optik ilüzyon ama bunu bilmiyoruz diyelim ve işte böyle denizi seyrediyoruz.
Bir anda denizdeki gemiyi gökyüzüne...
gibi görüp delirdiğimizi düşünebiliriz gelelim bir başka detaya arkadaşlar mesela bir tepede duruyorsunuz Bu tepenin güney yamacını anlamak için bitki örtüsüne bakın.
Muhtemelen güney yamaçlar daha çok bitki örtüsüne sahiptir.
Kuzey tarafı ise böyle daha buzludur.
Güneye bakan yamaçlarda hayat belirtileri daha fazladır arkadaşlar.
Kar çizgisi varsa bir tık daha yukarıda olacaktır bu çizgi.
Ve bu taraftaki bitkiler genellikle kuzeye bakan komşularından yaklaşık 4 gün önce çimlenirler.
Peki bir nehrin?
Tek yönlü mü aktığını yoksa gelgitli mi aktığını nasıl anlarız?
Hani bazen nehrin akış yönü değişir ya.
Bir nehrin değişik akış yönlü olup olmayacağına dair en büyük ipucu sahilin yakınlığıdır arkadaşlar.
Sahile ne kadar yakınsa gelgitli olma ihtimali o kadar artıyor.
Bir başka ipucumuz şu teknelerin duruş şekline bakıyoruz.
Tek yönlü nehirlerde teknelerin burunları akışın geldiği yöndedir arkadaşlar.
Ve bilinçli kaptanlar teknelerini zaten bu şekilde bağlarlar.
Şimdi size kalp atışlarımı çok hızlandıran 2013 yılında Florida'da yaşanan bir olaydan bahsedeceğim arkadaşlar.
Bu olayı öğrendikten sonra aklıma kurak günler filmi geldi.
Hoş geldin yeni fobi diyorum ve anlatıyorum.
Bu olay Mart 2013'te yaşanıyor Florida'da.
Bir gece Jeremy Bush isimli birisi Florida'daki evinde hemen yan odada kardeşi Jeff'in çığlıklarını duyuyor.
Tabi hemen koşarak kardeşinin odasına gidiyor.
Kapıyı bir açıyor arkadaşlar bir de ne görsün.
Yani 40 yıl düşünsem aklıma gelmez.
Tam benim rüyalarımın saçmalık seviyesi kıvamında bir olay.
Kardeşinin yatağının altındaki beton zemin çökmüş ve yerinde kocaman bir delik var.
Bakın bina çökmesi falan değil bu.
Kardeşi de yatakla beraber o deliğin içine düşmüş.
Yok yani. Olay ne?
Kalker yani kireç taşı arkadaşlar.
Düden. Kardeşi Düden'in kurbanı olmuş.
O kurak günlerdeki şeyi hatırlıyor musunuz?
Koca bir delik vardı onun gibi yani.
İnanılmaz bir olay. Eğer bir bölgedeki baskın kaya türünü bilirseniz hani bu tarz şeyleri öngörebilirsiniz diyeceğim ama bu gerçekten de öngörülebilir bir şey gibi durmuyor ya.
Ama doğayı okumayı bilmek bazen gerçekten hayat kurtarıcı.
Kireç taşı bulduğumuzda kaçın arkadaşlar yani böyle delikler, mağaralar, taş sütunlar bulmamız olası.
Hatta böyle bir olay da yaşayabiliriz.
Granitin bol olduğu yerlerde ormanları, dağları bataklık.
Ama dediğim gibi kireç taşı bulduğumuzda böyle delikler, mağaralar, taş sütunlar karşımıza çıkabiliyor.
Bastığın yere toprak diyerek geçme tanı diyen Mehmet Akif Ersoy haklılığı deyip devam ediyorum.
Arkadaşlar yürürken ayağınızın altında gördüğünüz kayalar hiç dikkat ettiniz mi?
Bunlar çarpıcı bir şekilde değiştiğinde dikkat etmeniz gerekiyor.
Eğer bir bozkırın ortasındaysanız bir vahşi yerdesiniz diyelim.
Buradan uzaklaşıyorsanız ve ayaklarınızın altında artık böyle kayalar olmaya başladığını fark ediyorsanız bu şu anlama geliyor.
Muhtemelen çok yakında medeniyete ulaşacaksınız anlamına geliyor.
Taşlara bakarak da aslında pek çok şey anlayabiliyoruz.
Mesela daha küçük taşlara böyle yakından baktığınız zaman bunların önceden işte nehirlerde veya buzullarda olup olmadığını anlayabiliyoruz.
Nasıl anlıyoruz? Mesela daha küçük taşlara yakından baktığınız zaman bunların önceden işte nehirlerden mi gelmiş buzullardan mı gelmiş bunları anlayabiliyoruz.
Pürüzsüz, yuvarlak olan çakıllar nehirler ya da buzullar tarafından yapılmıştır.
Çünkü suyun neden olduğu sürekli bir erezyonun işaretidir o pürüzsüzlük.
Yani sel tehlikesi olan bir bölgedeyseniz aman dikkate arkadaşlar.
Taşlar zaten tamamen aşındığında ölü bitkiler ve hayvanlarla karışınca ne oluyor?
Toprak oluyor. Hatta toprağın renginden de arkadaşlar birçok şey anlayabiliriz.
Örnek ver Merve.
Tristan bir gün Kuzeybatı İngiltere'deki göl bölgesinin kenarında bir yürüyüş yapıyor arkadaşlar.
Ve birden şunu fark ediyor.
Toprağın renginin koyu kahverengiden canlı bir kırmızıya doğru döndüğünü fark ediyor.
Doğayı okumayı bildiği için ne yapıyor?
Hah diyor yakınlarda bir demir cevheri madeni olabilir.
Gerçekten de araştırıyor öyle bir maden buluyor.
Şimdi arkadaşlar üzerinde yürüdüğünüz toprağın renginin koyulaşması şunu gösterir.
İçindeki organik maddenin artışı.
ve daha fazla besin içeriyor olduğunu gösteriyor.
Yani o toprakta zengin ve çok çeşitli bitki ve hayvan yaşamı olabilir.
Koyu bir topraktan bahsediyorum.
Toprak belirgin bir şekilde kırmızı, sarı ya da Gri renkte ise bu genellikle yüksek demir içeriğinin bir göstergesidir.
Yani değişiklik topraktaki o su miktarının da bir yansıması.
Dolayısıyla demirin maruz kaldığı o kimyasal tepkimeleri görüyoruz aslında.
Gri olan topraklar genellikle kırmızı olandan daha nemlidir arkadaşlar.
Ve sarı tonlarda olanlarsa çoğunlukla daha az seyrek bitki örtüsünü gösterir.
Hani bozkır gibi düşünün. Daha az hayvanın olduğuna işarettir o bölgede.
Çok kısa mesafede çok dramatik bir renk değişikliği görürseniz toprağın üzerinde.
O zaman şunu anlayacaksınız.
Bunun altında bir insan faaliyeti olabilir.
Yani işte maden çıkarılıyor olabilir.
Bir demir cevheri olabilir. Ya da demir yapıların pastanmaya maruz kalması olabilir.
Olağan dışı yoğunluktaki renkler bundan dolayı olabiliyor.
Gördüğünüz gibi doğanın işaretlerini okumak çok önemli ama bunun bir yolu da çevreye duyarlı bir yaşam tarzını benimsemekten geçiyor.
Artık teknoloji çağındayız biliyorsunuz ve doğanın işaretlerini okumak teknolojiyi bilinçli kullanarak çevreye ve geleceğe katkıda bulunmakla da mümkün hale geliyor.
Peki bunun için neler yapabiliriz?
Evimizde enerji tasarrufundan başlayabiliriz mesela.
Samsung'un yapay zeka destekli teknolojileriyle evde enerji tasarrufu sağlamanız Artık çok kolay.
AI enerji modu sayesinde %70'e varan enerji tasarrufu yaparken çevreye de katkıda bulunabiliyorsunuz.
Böylece hem bütçeniz hem de gezegenimiz kazançta çıkıyor.
Bu akıllı yaşamı daha verimli hale getiren ise SmartThings uygulaması.
Evinizdeki akıllı Samsung cihazlarınızı tek bir uygulamadan hem evde hem de dışarıda kontrol ederek her şeyin uyum içinde çalışmasını sağlayabilir, rutinler oluşturabilirsiniz.
Her açıdan verimliliğinizi arttırabilirsiniz.
Samsung ürünleri dayanıklı yapısıyla uzun yıllar güvenle kullanılabilir.
Seçili buzdolabı, çamaşır ve kurutma makinelerinde, kompresör veya motorda 20 yıl dijital inverter garantisi sayesinde ilk günkü performansını korur ve size uzun
süre eşlik eder. Kullanıcılar BISPOK AI serisi ürün grupları sayesinde günlük yaşamlarını, ürünlerini kişiselleştirme özellikleri ve optimize tasarımlarıyla dönüştürebilirler.
Ayrıca AI özellikleri ve SmartThings bağlantısıyla donatılmış ev aletleriyle ekosistemlerini en yeni Samsung teknolojileriyle genişletebilirler.
Detaylar için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum ve devam ediyorum.
Eğer sürülmüş bir tarlanın sırtlarının rüzgardaki dalgalar gibi böyle beyaz beyaz kapaklara sahip olduğunu fark ederseniz bu topraktaki tuz düzeyinin yüksekliğinin işareti olabilir arkadaşlar.
Hatta belki de sahile yakın bir yerlerde olduğunuzunda göstergesi olabilir.
Kumlu olan topraklar kuru olma eğilimindedir.
Killi topraklar ise daha çok suyla doludur, daha nemlidir.
Eğer geceyi bir yerde geçirecekseniz ne yapmanız gerekiyor?
Kamp atacaksınız mesela. Tabii ki de kumlu olan toprağı tercih etmeniz gerekiyor.
Eğer kalacağınız yerde toprakta yarıklar varsa veya yakın zamanda kaymış olan setler görürseniz Kararsız kaya ve topraklarla dolu bir alanda yürüyorsunuz anlamına gelir.
Dikkat edin arkadaşlar. Hatta ev alacağınız yere de bir bakın.
Yani bir köyde bir kasabada ev alacaksanız kaldırımlara bakın, yollara bakın.
Eğer çok fazla çatlak, yarık falan varsa dikkat edin.
Bir daha düşünün derim. Bir de zemindeki ayak izlerini tanıma olayı var.
Mesela işte deniz kuşlarının ayakları biliyorsunuz perdeli oluyor.
Zeminde gördüğünüz ayak izleri eğer perdeli ise Bu şu anlama geliyor.
Muhtemelen suya, denize, göle bir yerlere yakın bir yerdesiniz.
Yakınlarda su var demek. İzciler zaten bu ayak izlerini çok iyi tanıyorlar.
Kalahari'deki Sam yerlileriyle bir süre yaşamış olan bir antropolog var.
Wade Davis arkadaşlar çok enteresan bir gözlemini aktarmış.
Sam yerlileri arasında zinanın kolay olmadığını söylüyor.
Çünkü her ayak izinin tanınabilir olduğunu söylüyor.
Bakın kabilede kim varsa ayak izlerinden tanıyorlar.
Hatta aborjinler de bu konuda aşırı iyilerdi.
Öyle hatırlıyorum. Marlow Morgan'ın Bir Çift Yürek diye bir kitabı vardı.
Belki ona da bir bölüm gelir.
Orada bunlardan bahsediliyordu.
Eğer yürüyüşünüz sırasında her tarafı ormanlık alanlarla çevrili böyle genişçe bir alana ulaşırsanız durun arkadaşlar ve ormanın kenarlarına şöyle bir bakın.
Gördüğünüz her ağacın ihtiyaç duyduğu ışık miktarı için kendi tercihleri vardır.
Mesela çam.
Meşe, huş ağacı, söğüt ağacı, ardıç, karaçam ve ladin gibi ağaçlar bol miktarda ışık alacakları yerlerde büyümeyi severler.
Ama porsuk ağacı, kayın ağacı, yabani kiraz ve çınarlar hafif gölgeli yerleri severler.
Yani ormanın en çok ışık alan taraflarını bu şekilde tespit edebilirsiniz.
Bir ormanlık alanın ne kadar yaşlı olduğunu anlamak için yine bakacağınız yer ormanın.
Düz kenarlı ormanlar genellikle düzensiz kenarları olan ormanlardan daha genç oluyorlar.
Bu arada bir ağacın maruz kaldığı rüzgarlar da çok önemli.
Bu rüzgarlar ne kadar güçlüyse ağacın boyu o kadar kısalıyor ve gövdesi de bir o kadar kalın oluyor.
O yüzden en yüksek ağaçlar iç bölgelerde yetişiyor arkadaşlar.
Rüzgarın geldiği yönde olan ağaçlar rüzgarın en etkili darbelerini gösteriyorlar.
Ve bunlar ormandaki aynı tür ağaçların en kısa olanları.
Çünkü rüzgarı gösteriyorlar.
Bu en kısa ağaçların arkasında kalan ağaçlar bu ilk rüzgar kesen ağaçların koruması altında kaldığı için bir tık daha uzun oluyorlar.
Bir sonraki sıradakiler onlardan da uzun oluyorlar.
Yani böyle yukarı doğru çıkarak gidiyorlar.
yüksek bir yerden baktığınızda ağaçların biraz daha kısa olduğu olan taraf egemen rüzgar yönünü gösteriyor size.
Mesela diyelim ki o bölgeye hakim olan rüzgar Poyraz yani kuzey doğudan esen rüzgar.
O zaman ne olacak? Ağaçlar ormanlık alanın kuzey doğu kenarında daha kısa olacak ki buna kama etkisi deniliyor arkadaşlar.
Ağaçlar üzerinden devam edecek olursak Meşe ağaçları kireçli topraklar üzerinde yetişmeyi sevmezler arkadaşlar ama fazla nemli veya fazla kuru olan toprağa bile dayanırlar.
Dediğim gibi kireçli toprağı sevmiyorlar.
Söğüt ağacı ve kara çamlar kükürt dioksite karşı toleransları olmayan ağaçlar.
O yüzden bu ağaçların sağlıklı bir popülasyonuna rastlarsanız bilin ki o civarlarda ağır sanayinin etkisi yoktur.
Yani bir yerde söğüt ve kara çam çok fazlaysa dediğim gibi ağır sanayi yoktur o civarlarda.
Havası da tertemizdir.
Kızıl ağaç ve söğüt görürseniz bilin ki o bölge nemli bir bölge.
Çünkü bu ağaçlar bol nemi seven ağaçlar.
Ve bu civarlarda muhtemelen bir akarsu, çay bunlar karşınıza çıkabilir.
Kayın ağaçları ise kireçli toprağı severler arkadaşlar.
Az önceki adam gibi olmayın.
O yüzden kayın ağacı gördüğümüzde kaçıyoruz.
Şimdi ormanda bir yerdesiniz diyelim.
Bulunduğunuz noktadan iki olası güzergah görüyorsunuz tamam mı?
Kayın ağaçlarının çok olduğu yönü seçiyorsanız kuru bir toprak zeminine karşılaşacağınızı bilin.
Dediğim gibi bunlar kireçli toprağı seven ağaçlar.
Bir nehir kenarında kamp yapmak istiyorsanız eğer ne yapacaksınız?
Kızıl ağaç ve söğütleri takip edin.
Onları görene kadar devam edin.
Çoban püskülü adı verilen dikenli çalıları görürsek neyi anlamamız gerekiyor?
Çoban püskülü dikenlerini otlayan hayvanlara karşı savunma amaçlı olarak geliştirmiştir.
Dolayısıyla çoban püskülün dikenleri bize neyi gösteriyor?
Bu çevrede hayvanlar var kardeşim insanlar var ona göre gel diyor.
Yani kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde değilsiniz.
Çoban püskülü bize bunu gösteriyor.
Bu arada bir ağacın boyutunu sadece rüzgar belirlemiyor arkadaşlar.
Aldığı su miktarı da belirliyor.
Kuru topraklar genelde kısa ağaçlara rüzgarlı alandaki kuru topraklar ise çok çok kısa ağaçlara ev sahipliği yapıyor.
Ağaçların güney tarafında daha fazla dal ve yaprak oluyor arkadaşlar.
Kuzey tarafındaki dallar ise daha dikey olarak büyüyor.
Yine buradan yöntemini yapabilirsiniz.
Hani olur da yolunuzu kaybederseniz bunlara bakabilirsiniz.
Dediğim gibi güney tarafında daha fazla dal ve yaprak oluyor.
Kuzey tarafındaki dallar dikey olarak büyüyor.
Ağaçlar genellikle fırtına rüzgarlarının yönüne doğru yıkılıyor arkadaşlar.
Buna da dikkat edin. Eğer gövdesi eğri olan bir ağaç görürseniz bu da arazinin sürekli aşağı doğru kaymakta olduğunu gösterir.
Dikkat! Çoğu kozalaklı ağaçta dahil olmak üzere pek çok ağaç vahşice kesildikten sonra hayatta kalmıyor maalesef arkadaşlar.
Sadece bazıları kalıyor.
Mesela kara ağacın sürgünleri ağacın hayatına yeniden yol veriyorlar.
Ama bu tam aynı noktada olmuyor.
Bunun yerine eski kütüğün yanından kendi kökleriyle büyümeye devam ediyorlar.
Rüzgar her yaprağa sonbaharın geldiğini hatırlatıyor.
Ve tabii ki ağacın rüzgar tarafında olan yaprakları genellikle bu mesajı ilk alanlar oluyor.
Bazı ağaçlar bu rüzgarların geleceğini bekleyip hazır olmalarıyla üne kavuşmuş olan ağaçlardır.
Mesela çınar ve kavak arkadaşlar.
Bunların yaprakları bu koşullara dinamik olarak tepki veriyorlar.
Daha elastikler, daha böyle güçlü rüzgarlar da...
Geriye doğru katlanabiliyorlar ve rüzgarın ağaç üzerindeki etkisini azaltabiliyorlar.
Diyelim ki ormanda yürüyorsunuz.
Çınar ve kavak ağacı gördünüz.
Eğer bu ağaçların yapraklarının alt kısımlarını görmeye başladıysanız bu yağışlı havanın geleceğinin habercisi olabilir.
Gelelim bitkilere. İğneli ısırganlar arkadaşlar.
Bunlar çok kolayca belirlenir.
Hemen tanınırlar ve çok yaygındırlar.
Merve ısırganı nasıl tanıyacağız diyorsanız o sizi tanır.
Şöyle bir dokunmanız yeterli.
Hiç başınıza geldim bilmiyorum ama ben yanlışlıkla dokunmuştum.
Kabus gibi bir gece yaşadım.
Gerçekten ısırıyor bu arada.
Acayip canınız yanıyor dokunduktan sonra.
Ama börek yapması çok güzel oluyor.
Egeliler anladı beni.
Ha diyelim ki bir yerde ısırgan gördünüz.
Çok fazla ısırgan var. Bu şunu anlatıyor aslında.
Fosfat bakımından zengin yerlerde olduğunuzu gösteriyor.
Yani insanların yaşadığı yerlere yakın bir yerlerdesiniz o civarlarda ya bir köy var ya eski bir mezar yeri var ya da çok eski bir yapının kalıntıları olabilir.
Bu arada o ısırganın beni ısırdığı yerde evet çok yakında bir mezar alanı vardı eski yapılar da vardı gerçekten de köy vardı bir de böyle fosfat bakımından zengin bir yer oldukça.
Eğer yonca görürseniz yonca insanların veya hayvanların böyle yürüyerek sık sık çiğnedikleri o çimenlik alanlarda yetişen bir bitki biliyorsunuz.
Yani bu da bize yakınlarda bir yerde insanların ve hayvanların olduğunu gösteren bir detay.
Aslında yürüdüğümüz her yerde takip edebileceğimiz evrensel bir ilke var.
Bitki yaşamının olağanüstü zenginliğini gösteren bir arazi çok verimli bir toprağa işaret eder arkadaşlar.
Bu şaşmaz bir kuraldır.
Çünkü daima insanları ve hayvanların bir şekilde oraları zenginleştirdiği anlamına geliyor.
Hayvan hayatı, hayvanın ölümü, onun gübresi elbette bitki yaşamını etkiliyor ve zenginleştiriyor.
Şimdi size sarmaşıkların gizeminden bahsedeceğim arkadaşlar.
Sarmaşıkları genelde seyrek ormanlık alanlar, orman kenarları gibi yerlerde buluyoruz.
Çünkü ışık ve gölge karışımı olan yerleri seviyorlar.
Yaşlı bir ormanda sarmaşık ormanın kenarlarında ortasına göre daha yaygındır.
Eğer sık bir ormanda yolunuzu kaybederseniz ve sarmaşıkların yoğun olduğu bir bölgeye denk gelirseniz muhtemelen doğru yoldasınız arkadaşlar.
Yani ormanın kenarlarına çıkışa yakın olan bir yerlerdesiniz.
Bu arada çimenler de aslında bize çok ipucu veriyor.
Kaba çayır çimi de verimli toprağın işareti yani insanların olduğu yere yakın olduğunuzu gösteriyor kaba çayır çimlere.
Her kamış ve ot yaprağı bize zeminin ne kadar ıslak olabileceğini ve yön hakkında bilgi veriyor.
Uzun otlar son rüzgar hakkında bilgi verirken kısa olanlar uzun vadeli rüzgarların yönünü gösteriyor.
Eğer suda Nilüfer çiçeği görürseniz bilin ki o su tertemizdir.
Bunu daha önce konuşmuştuk.
Nilüferler sadece temiz sularda yetişirler.
Rüzgara ve bulutlara bakarak da aslında pek çok şeyi anlayabilirsiniz.
Görebildiğiniz en yüksek bulutlara bakın arkadaşlar.
Sırtınızı rüzgara vererek bakın hangi yöne doğru gittiklerine dikkat edin.
Eğer soldan sağa doğru gidiyorlarsa sıcak hava geliyor demektir ve ilerleyen bu sıcak hava cephesi yağmurla birlikte kötüleşme ihtimali olan bir hava durumuna işaret eder.
Sağdan sola ise soğuk havanın yaklaştığını gösteriyor arkadaşlar.
Bunlara ilaveten rüzgar değişimlerine de dikkat edin.
Eğer saat yönünün tersi yönünde o rüzgar kaymaya başlarsa Yani rüzgar geriye doğru gidiyorsa eğer muhtemelen hava daha da kötüleşecek anlamına geliyor.
Dediğim gibi rüzgarın yönü eğer saat yönünün tersi yönündeyse havanın kötüleşeceğini gösteriyor.
Rüzgara sırtınızı verin.
En yüksek bulutlara bakın.
Soldan sağa doğru gidiyorsa o bulutlar bu iyiye alamet değil.
Hava kötüleşecek kaçın.
Bulutlara bakarak aslında pek çok şeyi çözebiliyoruz.
Mesela aynı gökyüzünde gördüğünüz bulutların çeşitleri ne kadar çoksa bu şu anlama geliyor.
Hava çok dengesiz olacak.
İyi havanın devam etme ihtimali o kadar az.
Dediğim gibi gökyüzünde fazla bulut çeşidi varsa kötüye işaret.
Büyük yağmur getirecek olan bulutlar biliyorsunuz genellikle daha büyük oluyorlar.
Ve uçak izlerine bakarak bile hava hakkında bir bilgi sahibi olabilirsiniz arkadaşlar.
Uçakların arkasında yoğunlaşma sonucu oluşan uzun ince bulutlar vardır.
Bunlara uçak izleri deniliyor.
Contrail deniliyor. Uçak izleri eğer havada nem varsa olur arkadaşlar.
Çok kuru bir havada Hemen yok olur bu izler.
Uçak izleri eğer çok uzunsa bu şu anlama geliyor.
Hava daha nemli hale gelecek.
Hava koşulları kötüye gidiyor anlamına geliyor uzun uçak izi görürseniz.
Ve bazen böyle bulutların üstünde karnabahar gibi bir görüntü oluşur ya.
Bu da henüz böyle buz oluşmadığını gösteren bir detay.
Yani yağacak olan yağmur makul ölçekte olacak anlamında.
Eğer bulutların üstünde bir şekil kaybı varsa böyle tül perde gibiyse hatta tüy gibiyse buz oluşumu demek.
Yani fırtına ve kötü havanın habercisidir bu.
Peki aya bakarak yönümüzü tayin edebileceğimizi biliyor musunuz arkadaşlar?
Gökyüzünde oldukça yüksekte hilal şeklinde bir ay görürseniz ayın boynuzlarını düz bir çizgiyle birleştirin hayali olarak ve ufkat kadar uzatın arkadaşlar.
Kabaca güneye bakıyor oluyorsunuz böyle olduğu zaman.
Hilal ne kadar yüksek olursa bu yöntem o denli güvenilir olacaktır.
Hilal ufuk yakınında aşağıdayken bunu tespit etmek zor olur.
Gökyüzünde en yüksek noktasına ulaştığında aşağı veya yukarı değil soldan sağa doğru hareket ederse bu güneye doğru gelmesi demektir.
Gelelim arkadaşlar hayvanlara.
Onlar da doğayı okuma sanatında aslında çok önemli işaretler barındırıyorlar.
Mesela kurbağalar yakınlardaki bir bataklığı gösteriyor ya da sazlığın göstergesi.
Yani nemli bir bölgede olduğunuzu gösteriyor.
Köpekler varsa bu yakınlarda bir yerleşim olduğunu gösteriyor.
Tamamen sessizlik varsa zaten bu bize tepelerden veya derin bir ormandan geçtiğimizi gösteriyor.
Yırtıcı kuşlar ya da böyle bir kuş tepenizde daire çizerek uçuyorsa kötü aşağıda bir av arıyor.
Siz olabilirsiniz yine kaçın.
Bir de arkadaşlar ABD'de son 50 yılda yıldırımlar 8 binden fazla can almış.
Yıldırım çarpma ihtimali varsa biliyorsunuz açık alanlardan kaçmamız gerekiyor.
Yalnız başına duran uzun uzun ağaçlar var ya ve nesneler bunlardan uzak duruyoruz.
Yalnız başına duran uzun şeylerden uzak durun.
Sudan uzak durun arkadaşlar.
Eğer suyun içindeyseniz hemen çıkın.
Zaten hiçbir metal ile temas etmeyin.
Bir de acil müdahale gerektiren işaretler var.
Mesela saçlarımızın dikilmesi, kafa derimizde.
Veya kollarımızda bir karıncalanma hissi.
Kulağınızda yüksek bir uğultu veya ozona benzer bir koku.
Eğer bunlar varsa bu da yıldırım geliyor yani kaçın.
Eğer bir kaya veya bir çıkıntının maviye çalan bir tonda parladığını görürseniz bu da kötü.
Buna hatta Aziz Elmo'nun ateşi deniliyor.
Meşhur bir hava fenomeni arkadaşlar bu.
Aziz Elmo ateşi denizcilerin koruyucusu olarak görülen bir azizin adı.
Denizin ortasında böyle gök gürültülü bir fırtına çıktığı zaman böyle bir yıldırım topu gibi bir şey patlıyor.
Mavi. mor karışımı bir renk.
Bu da işte Aziz Elmo olayı oluyor.
Bu arada bu Aziz Elmo ateşinin 1453 İstanbul'un fethi esnasında da görüldüğü söyleniyor.
Hatta hipodromun tepesinden çıkmış bu.
Mavi mor ışık gibi bir şey böyle.
Bizanslılar bunu iyiye yormuşlar.
Hani kurtuluş umudu olarak yorumlamışlar ama olmamış.
Bu Aziz Elmo ateşi denilen şey bir elektrik boşalması.
Bunu görünce ne yapıyoruz?
Kaçıyoruz. Eğer ağaçların arasındaysanız ya da Ağaçların yakınında bir yerlerdeyseniz meşe ağacına dikkat edin arkadaşlar.
Meşe ağaca yıldırımı çok pis çekiyor.
Diş budaktan kaçının o da şimşeyi çok seviyor.
Alıçın altına girebilirsiniz.
Bu sizin zarar görmenizi engeller.
Merve o esnada hangisi ne ağacı ben nereden bileyim diyorsanız en kısa olan ağaca koşun arkadaşlar.
Uzun ağaçlardan kaçın.
Çok eski folklorik anlatılar bile aslında bize doğaya dair çok güzel ipuçları veriyor.
Mesela eskiler şöyle diyormuş.
Akşam gökkuşağı iyi hava geliyor, sabah gökkuşağı iyi hava gidiyor anlamındaymış.
Ya da çimenlerde çiğ varsa yağmur gelmez der eskiler doğrudur.
Şafakta sis varsa gün sıcak olur derler.
Arılar yakın sakovana, yağmur kalmaz yarına derler.
İyi havalarda arılar daha uzaklara gidiyorlar arkadaşlar.
Yağmur yağmadan önce kırlangıçlar yere yakın uçarlar derler.
Genel bir kural olarak hayvanlar hayret uyandıran bir sağduyu gösterirler.
Kötü hava yaklaştıkça aktivitelerini azaltır hayvanlar.
Çünkü yuvalarından fazla uzaklaşmak istemezler.
Eğer etrafta hayvan görmüyorsanız bu da yine kötü havanın işareti olabilir.
Mesela yarasalar ses yanar.
yansımalarıyla yollarını buluyorlar.
Dolayısıyla atmosfere karşı çok duyarlıdırlar.
O yüzden belirsiz bir hava koşulu varsa ya da çok nemli bir hava gelecekse etrafta yarasa görmeniz zor olur.
Bugünlük anlatacaklarım bu kadar arkadaşlar.
Bu bölümü Endonezya'da yaşlı bir ormanda asıl olan bir tabelada yerlilerin yazmış olduğu şu sözle bitirmek istiyorum.
Lindirgila Meraka Darika Punahan Yani orman yoksa gelecek de yok.
Kendinize iyi bakın. Samsung SmartThings Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bu çarşamba yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
