
Sanat ve modanın buluştuğu özel kapsül koleksiyon, yılbaşı hediyesi arayışındaki stil sahipleri için mükemmel bir seçenek!
Robin Yayla'nın yaratıcı dokunuşları ve SARAR’ın köklü moda yolculuğu ile hayat bulan özgün tasarımlar, yılbaşı ruhunu her detayı ile bizlere hissettiriyor.
Detaylı bilgi almak için: Tıklayın
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Sarar" hakkında reklam içerir*
Transkript
Sarar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Baya uyaklı bir giriş yaptım arkadaşlar.
Sarar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Çok uyumlu oldu bence. Bugün dahi olarak bildiğimiz kişilerin kirli çamaşırlarını dökmeye geldim.
Bu bölüm bitince bence azıcık bile olsa şöyle kendimizi dahilerden daha zeki hissedeceğiz dermiş.
Benim zürt tesellim arkadaşlar.
Bu bölümde dahiler hakkında komik ve absürt bilgiler olacak arkadaşlar.
Haydi canım ya gerçekten böyle bir şey yaşanmış mı diyeceğinize eminim.
Şimdi bugün 3 dahiden bahsedeceğim size.
Devam bölümü de gelir diye düşünüyorum.
Bu bölümü seveceğinize eminim.
Önce Isaac Newton'dan başlayalım arkadaşlar.
Kendisi muhtemelen İngiltere'den çıkan en ünlü bilim insanı ve bu da...
Büyük ihtimalle onun marka yönetimi sayesinde olmuştur.
Newton'un hakkında dünyaca herkesin kesin olarak bildiği bir şey var ki kafasına bir elma düşmesi ve ondan sonra yer çekimini keşfetmesi.
Peki bu hikayeyi bilmemizin nedeni ne arkadaşlar?
Yani bu hikayeyi uydurmuş olamaz mı?
Çünkü Newton'un dışında bu olayın hiçbir şahidi yok.
Yani bu hikayeyi herkes duysun diye özellikle de böyle yazarların yanında üzerine basa basa anlattığı söyleniyor.
Biraz da şovcu bir adammış Newton.
Bugün bile kendi ülkesinde yarı tanrısal bir konumda abartmıyorum.
Newton deyince İngiltere'de akan sular duruyor.
Newton'un mezar taşının ilk tasnağında şöyle yazıyormuş arkadaşlar.
Doğa ve doğanın kanunları geceye saklandı.
Tanrı dedi ki Newton olsun ve her şey aydınlandı.
Böyle yazıyormuş ilk taslakta.
Newton yapılan anketlerde hala ilk 10 favori İngiliz arasında yer alıyor arkadaşlar.
Hatta daha alaycı olan bilim çevreleri arasında onun onuruna hediye verme ve neşeli bir fes...
Festival bile düzenleniyor.
Newton's Festival'i. Bu festival 25 Aralık'ta yani önümüzdeki günlerde kutlanıyor.
Newton'un doğum gününde. Bilimi ve akılcılığı esprili bir şekilde kutluyorlar.
Hediye olarak birbirlerine bilim kitabı falan veriyorlar.
Özellikle de böyle Noel'i kutlamak istemeyen insanlar, agnostik veya ateist olanlar tarafından alternatif bir gün diyebilirim.
Yılbaşı ağacını da bilimsel şeylerle süslemeye çalışıyorlar.
Seküler Noel kutlaması gibi düşünebilirsiniz arkadaşlar ama muhafazakarlar tarafından takdir edersiniz ki.
sevilmiyor. Devam edelim.
Bazı taneçiler Newton'a son sihirbaz diyorlar.
Şimdi arkadaşlar gerçek şu ki bugün Newton'u biz fizikçi olarak bir bilgin olarak düşünüyoruz.
Evet. Ama aslında o hayatının en başından beri bir kehanetle damgalanmıştır.
Babasının ölümünden 3 ay sonra 25 Aralık 1642 yılında doğuyor.
Her ne kadar bugün Noel'e tekabül ettiği için Noel'de doğdu diye onu Hz.
İsa'ya bezletip şakalar yapan insanlar olsa da o zamanlarda da durum aslında o kadar uzak değil.
Çünkü uğurlu doğum günü gerçekten de Newton'un dünyayı daha iyiye doğru değiştirmeye yazgılı olduğunun bir işareti olarak görülüyor o zamanlar.
Ailesine baktığımız zaman Newton...
Annesi o 13 yaşındayken evi terk ediyor.
Başka bir adamla evlenebilmek için.
Ve Newton'un çocukluğu oldukça zor geçmiştir.
Sık sık böyle öfke nöbetleri geçiriyor.
Çok asi bir çocuk. Hatta bir keresinde içinde annesi, üvey babası ve üvey kardeşinin olduğu evi yakmaya çalışmış.
Düşünün. Drama yeteneği de çok yüksekmiş bu arada.
Çok iyi rol kesiyormuş. Ve bu drama yeteneği fizikçi, matematikçi, milletvekili, savaş kışkırtıcısı, dedektif gibi çok çeşitli kariyerleri boyunca ona eşlik etmiş.
Ama bunların hiçbiri onun gerçek mesleği değil arkadaşlar.
Newton'a sorsalar hani kendini ne olarak görüyorsun diye sorsalar muhtemelen simyacı derdi.
Gerçek şu ki Isaac Newton'ın günümüze ulaşan eserlerini büyük bir çoğunluğu bilim ya da matematik değil arkadaşlar okültizm çalışmaları.
Ve bu durum muhtemelen hani modern bir utanç duygusuyla uzun bir süre boyunca saklanmıştır.
Hani itibarına zeval gelmesin diye.
Ama Newton esensen büyü olan şeyleri araştırmak için şaşırtıcı miktarda.
bir zaman harcamıştır arkadaşlar.
Yani Harry Potter'dan fırlamış gibi şeyler yapıyor.
Kelimenin tam anlamıyla felsefe taşını arıyordu diyebiliriz.
Mesela şu yazdıklarına bakın.
Diyor ki maddenizi alın.
Yumruk büyüklüğünde küçük bir imbiye koyun.
Üzerine yumurta büyüklüğünde ve biçiminde küçük bir alıcı koyun.
İmbiğin ağzını bir öküzün idrar torbasıyla iyice kapatın.
Kuruduklarında kuma koyun ve önce çok hafif bir ateşle damıtın.
Böylece madde zift gibi kararacak ve inbiğin boynuna felsefi civa olarak adlandırılan beyaz bir su yükselecektir diye yazmış notlarına.
Bunlar Newton'ın not defterinden arkadaşlar.
Kulağa gördüğünüz gibi öyle çok bilimsel gelmiyor değil mi?
Mesela taş için yapmış olduğu tanımlamaya bakın.
Bildiğiniz taş diyor ki ağır ve hafif bir topraktır.
Doğası gereği sulu bir toprak ya da dünyevi su.
Renk açısından hem hoş hem iğrenç kokar.
Açıkta ve derinde gizlidir.
Tepelerde, vadilerde, tarlalarda, sokaklarda, bahçelerde, otlaklarda, mahzenlerde ve dükkanlarda bulunur ve yine de çok bilgi olmayan hiç kimse tarafından bulunmaz ve bilinmez diyor.
Taş için 3E sınıfından Newton'ın taş yorumunu dinledik arkadaşlar.
Şaka bir yana belki de o zamanlar mantıklı gelmiştir bu.
Nedenini az sonra açıklayacağım.
Newton zamanının büyük bir kısmını İncil'de kıyamet ile ilgili ayrıntıları aramakla geçiriyor ve piramitlerle ilgili belki de şimdi çok saçma kabul edilen şeyleri araştırarak geçiriyor.
Bence Newton bu zamanda yaşasaydı çok iyi bir komplo teorisyen olurdu diye düşünüyorum.
Kayıp kıtlı Atlantis'in peşine düşerdi, uzaylılarla kafayı bozardı diye düşünüyorum.
En sevdiği takıntılarından biri karmaşık bir matematiksel ve mimari koda göre inşa edildiğine inandığı Süleyman Tapınağı.
Ona göre eğer biri onu çözebilirse Süleyman Tapınağı'nı çözebilir.
doğanın daha önce gizli kalmış olan sırlarını ortaya çıkaracaktı.
Peki, Newton'un iki yıl karantinada kaldığını ve bu sayede dünyayı değiştirmeyi başardığını duymuş muydunuz arkadaşlar?
Ben de işte karantinada kilo aldım.
Millet dünyayı değiştiriyor.
Aslında buna tam karantina diyemeyiz.
Gönüllü karantina. Kendisinin kırsalda bir evi var.
Lincolnshire kırsalında bir evi var.
Londra ve Cambridge böyle vebadan yıkılırken o kırsaldaki evinde takılmaya devam ediyor.
Aslında yaşamak istediği yerler orası ama işte karantinada burada duruyor.
Ve o dönem onun annus mirabilisi yani arkadaşlar harikalar yılı diyebiliriz.
Kalkülüs ve hareket yasaları haline gelecek yasalarını burada formüle ediyor bu kırsaldaki evde o iki sene boyunca.
Hatta ışığın doğasını çözdüğü zaman da bu zaman dilimine tekabül ediyor.
Beyaz ışığın nasıl işte gökkuşağının tüm renklerine bölünebileceğini gösteren o ünlü prizma deneyini de bu zaman diliminde yapmıştır.
Ama esas anlatacağım bunlar değil.
Şimdi arkadaşlar burada yaptığı ve kendince bilimsel olan bir deney var.
Şoklar içinde kalacaksınız.
Belki inanmayacaksınız.
Arkadaşlar Newton yani bunu niye gülüyorsam deli saçması çünkü Newton gözüne kocaman bir iğne sokmuş arkadaşlar deney yapabilmek için ve bunun notlarında da yazmış diyor ki bir tığ aldım gözüme
ilmek çekti. Allah'ım yarabbim.
Bir tığ aldım diyor. Bu arada tığ kumaştan kurdele ve bant geçirmek için tasarlanmış.
Kalın, kör bir iğnedir diye de belirtmiş ne olduğunu sağ olsun.
Ve onu diyor gözümün arka tarafına olabildiğince yakın bir şekilde gözüm ve kemiği arasına koydum diye belirtmiş.
Sonra demiş ki tığın ucunu gözüme batırdığımda.
Birkaç beyaz, koyu ve renkli daire ortaya çıktı.
Eğer deney aydınlık bir ortamda yapılırsa gözlerim kapalı olmasına rağmen kapaklarından biraz olsun ışık geçebilirdi.
Büyük, geniş, patlak.
Koyu bir daire ortaya çıktı.
Bu noktanın içinde özellikle gözüme sertçe ve küçük sivri uçlu bir çuvaldızla bastırdığımda başka bir patlak nokta daha ortaya çıktı diyor.
Şaka gibi ya inanabiliyor musunuz?
Gözüne resmen kocaman bir iğne saplamış ve deney adı altında bunu yapıyor.
Ama tarihteki tüm aptalca kararlar gibi.
Bu da o zamanlar mantıklı arkadaşlar.
Çünkü bilim Newton zamanında emekleme aşamasında hatta o dönemde yeni kurulan Royal Society'nin dergilerini okuduğunuzda muhteşem araştırma...
muhteşem keşifler çıkmayacaktır karşınıza.
Royal Society 1660 yılında kurulan İngiltere ve İngiliz uluslararası topluluğunun bilim akademisi arkadaşlar.
O zamanlar bu dergide işte Leibniz'in geçen gün gördüğü koyunu anlattığı bir mektup bile var.
Düşünün. Yani Newton'un döneminde her şey bilim sayılıyor arkadaşlar.
Hani gözüne iğne sokması gibi.
Bir de bunu bir kere yapmamış.
Hani bir kere soksa neyse takıntı haline getirmiş adam bunu.
Ha biri gözüne bir şeyler sokuyor.
Pirinç lehvalar sokmuş, yetmemiş parmağını sokmuş.
Gerçekten enteresan bir adam.
Hani bunu ne... Neden yapıyor Merve diyorsanız çünkü fizik ve biyolojik bir şeyler aslında hani bugün bizim yaptığımız gibi bir ayrıma sahip değil o zamanlar.
Ve dediğim gibi bilim emekleme aşamasında dolayısıyla kendi üstünde denemeyi hani daha uygun görmüş olsa gerek.
Ve enteresandır ki görme yetisini kaybetmemiş arkadaşlar.
Hani gözüne bu kadar zulüm etmesine rağmen geçen gün bir Yeşilçam filminde adam merdivenlerden düştü ve görme yetisini kaybetti.
Hatta cinsel iktidarını kaybetti.
Yani bunları görünce şaşırdım Newton'a.
Peki sonra ne yapmış gözüne?
Şimdi arkadaşlar Newton bu kadar şey yaptıktan sonra bir de şunu yapıyor.
Güneşe doğrudan bakmış.
Yani buna kadar zararlı biliyorsunuz.
Küçük çocuklar bile bilir.
Hani bunun içinde not defterine şöyle yazmış.
Diyor ki sağ gözümle bir aynada güneşe çok kısa bir süre baktım.
Aynadan yansıtıyor. Ve sonra gözlerimi odamın karanlık bir köşesine çevirdim.
Ve oluşan izlenimi ve onu çevreleyen renk çemberlerini ve bunların dereceli olarak...
nasıl bozulduğunu ve sonunda nasıl yok olduğunu gözlemlemek için gözlerimi kırptım diye yazmış.
Bunu üç kere falan yapmış arkadaşlar.
Üçüncü kez yaptım diye belirtiyor.
Sonra birkaç saat içinde gözlerim öyle bir hale geldi ki iki gözümle de parlak bir nesneye bakamıyordum artık ama önümde güneşi görüyordum.
Öyle ki artık ne yazmaya ne de okumaya dayanabiliyordum diye belirtmiş.
Yani bütün bunlardan sonra gözlerini iyileştirmek için üç gün boyunca da kapkaranlık bir odada oturmuş.
Yani gerçekten deli saçması bir iyileşme yöntemi.
Adam kesinlikle uslanmıyor gördüğünüz gibi.
Bir de arkadaşlar Newton'un bilimsel bir hatası var.
Daha doğrusu yanlış hesapladığı bir şey var ve bundan dolayı kazara dünyayı 300 yıl boyunca aşırı kilolu bir hale getiriyor.
Ama onun halkla ilişkiler kumpanyasının ne kadar işe yaradığını buradan bile anlayabilirsiniz.
Çünkü o kadar uzun bir süre saygı görmüştür ki Newton.
Kimse onun çalışmalarını kontrol etme zahmetine girmemiştir nasıl olsa doğrudur diye.
Ancak 1987 yılında Chicago Üniversitesi'nden bir lisans öğrencisi bunu keşfedene kadar.
1660'larda Newton kalkülüsü icat ediyor arkadaşlar ama ne yazık ki 30 yıl boyunca Bundan hiç kimseye söz etmiyor.
Kendine mi sakladı ne yaptı bilmiyorum.
Bu noktada piyasada bir boşluk olduğunu fark eden Leibniz ne yapıyor?
Koyun peruklu adam. Kalkülüsün kendi versiyonunu buluyor ve en önemlisi de bunu yayınlıyor arkadaşlar.
Ondan sonra ne oluyor? Britanya'daki bilim insanları kötü bir vatanseverlik örneği olarak ısrarla Newton'ın kalkülüsünü kullanmaya devam ediyor.
Ki bu kötü diğerine göre.
Almanlar ise Leibniz'inkini kullanıyor ve bu birkaç yüzyıl sürmüş arkadaşlar.
Dolayısıyla İngiltere...
matematikten bir tık geride kaldı diyebiliriz bundan dolayı.
Peki Newton'un bir dönem yani bir dönem dediğim 30 yıl kadar darphanede çalıştığını duymuş muydunuz arkadaşlar daha önce?
Para dedektifi olarak çalışmıştır ve birçok insanın İdam kararının ardında ne yazık ki onun etkisi vardır.
Hemen anlatıyorum. Şimdi arkadaşlar o zamanlar İngiltere'nin şöyle bir problemi var.
Yani yasal bir boşluk var paralar üzerinde.
O dönemde sikkeler ağırlıklarından biraz daha az gümüş değerinde.
Mesela bir gümüş satıcısına gidiyorsunuz.
Gümüş bir sikke veriyorsunuz ve o verdiğiniz kadar gümüşü geri alamıyorsunuz.
Bu da çok büyük bir sorunla neden oluyor.
Millet o son gümüş parayı bir güzel eritiyor arkadaşlar.
İçinden de şöyle biraz kırpıntı.
alıp hile hurda yapıyorlar.
Öyle söyleyeyim. İşte bu da İngiltere'nin oldukça fazla para kaybetmesine neden oluyor.
Newton tam da burada devreye giriyor.
Yani devlet tarafından görevlendiriliyor.
Ülkedeki bütün madeni paralardan sorumlu tutulmuştur Newton.
Tüm madeni paraları darphaneye geri çarptırıyor.
Ve bütün matematiksel ve simyasal zekasını kullanarak masasına gelen bu sikkelere katalogluyor, analiz ettiriyor.
Darphane'nin iç işleyişini yeniden düzenliyor.
Kalpazanları da bu şekilde avlanıyor.
attırmayı başarıyor. Hatta darpane çalışanlarının işte kılık değiştirerek suç çetelerine sızdırıldığını görüyoruz Newton tarafından.
İstihbarat yaptırılıyor ki kendisi de yapıyor.
Hatta Newton'un yüzlerce tanığı şüpheliği bizzat kendisinin çapraz sorguya çektiğine dair kayıtlar var elimizde.
Ve o dönem İngiltere'de sahtecilik çok ağır bir suç arkadaşlar.
Vatana ihanet suçu.
Dolayısıyla cezası idam.
İşte bundan ötürüdür ki Newton epeyce bir düşman sahibi oluyor.
Perpane döneminde ölüm tehditleri aldığı söyleniyor.
Ama Isaac Newton o yıllarda doğduğu için gerçekten çok şanslı ve hala dünyaya yer çekimini ve hesabı öğreten bilim insanı olarak anılmaya devam ediyor.
Bu çarşamba günü dediğim gibi onun doğum günü 25 Aralık ve aynı zamanda Noel arkadaşlar.
Noel'e alternatif bir gün olarak eğlencesine kutlama yapacaklar o gün onun doğum gününde.
O zaman ne diyoruz?
Happy Newtonmas arkadaşlar.
Bu arada şaka maka yeni yıl geliyor.
Yeni yıl hediyeleri düşünüldü mü arkadaşlar?
Merveciğim var mı böyle bizi kalbimizden vuracak çok güzel önerilerin?
Var tabii ki arkadaşlar. Sanat ve tasarım alanında adını duyurmuş olan ünlü ilüstratör Robin Yaylan'ın Sarar için yılbaşı özelinde hazırlamış olduğu şahane bir koleksiyon var arkadaşlar.
Hem markanın DNA'sını korumuş hem de kendi özgün yaratıcı yorumunu katmış.
Robin Yaylan'ın özel yılbaşı temalarıyla tasarlamış olduğu ve geyikli süveterlerin nostaljik ruhundan...
ilham alan 3 farklı renkteki sweatshirt koleksiyonu hazır arkadaşlar.
3'üne de bayıldım. Instagram'a da koyacağım bunları.
Bu kapsül koleksiyonda yalnızca yılbaşı karakterleri değil aynı zamanda Sarar'ın DNA'sını simgeleyen Bobbin, Yüksük Adam ve Mezura gibi tasarım unsurlarını da görüyoruz.
Hepsi yepyeni bir yorumla yeniden hayata geçirildi.
Merve, yılbaşına özel bir sürpriz yok mu?
var arkadaşlar. Kadın ve erkek koleksiyonunda seçili ürünlerde net %50 indirim sizleri bekliyor sarayda.
Hem sıcak hem eğlenceli bir yılbaşı hediyesi arıyorsanız detaylar için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum ve devam ediyorum.
Sırada Charles Darwin var arkadaşlar.
Kendisi çok büyük bir obur ve solucanların babası diyebilirim ama hakkında çok çok daha büyük bir iddia var.
Az sonra bahsedeceğim size ama öncelikle size Robert Fitzroy'dan bahsetmek istiyorum.
19. yüzyılın başlarında yaşamış ırkçı bir bilim insanı.
Çok değişik kafalar yaşıyor.
Kölelik mesela onun için çok okey.
Belirli insan ırklarının zaten böyle bedava iş gücü için sömürülmeyi hak ettiğine inanan bir insan.
Sadece belirli bir kültürden gelen insanların eğitilmesi gerektiğini düşünen birisi.
Ama bir yandan da dönemi için tehlikeli bir ilerici diyebiliriz.
Bugün bile Yeni Zelanda'da Avrupalı yerleşimcilere karşı Maori halkının yanında yer alan beyaz bir vali olarak hatırlanıyor.
Kafanız epeyce karıştı değil mi?
Şimdi bu Londra'da ona epeyce bir düşman kazandırmıştır.
Hani bu ne perhis bu ne lahana turşusu hesabı.
O dönemde Victoria'da...
Yani hava koşulları biliyorsunuz tahmin edilemiyordu ve denizde çok kötü kayıplar yaşanıyordu.
Fitzroy fırtınaları tahmin etmenin yeni yollarını keşfetmiş bir insan aynı zamanda.
Dolayısıyla bir sürü insanın da canını kurtarmıştır.
Hava tahmini dediğimiz şeyi ilk olarak onun icat etmiş olduğunu söyleyebiliriz.
Fakat 1865 yılında çok talihsiz bir olay yaşanıyor.
Kendi boğazına bir ustura dayayarak hayatına son veriyor bu bilim insanı.
Merve bunun Darwin'le ne alakası var diyorsanız şöyle arkadaşlar.
Bu cinayeti işleyen okey kendi eli ama başka bir adam tarafından hayatına son verildiğini söyleyenler de var.
30 yıldan uzun bir süre önce bir köpeğin adını taşıyan bir gemide tanışmış olduğu bir bilim insanı arkadaşlar.
Kim o? Darwin şimdi arkadaşlar olaylar şöyle 1831 yılında işte Darwin henüz daha böyle 22 yaşlarında lisans derecesine sahip biyolojiye ilgi duyan gencecik bir adam ve okulu bitirirken
yapılan final sınavında kendisinin bile şaşırmış olduğu bir dereceye bir başarıya imza atıyor Darwin.
178 öğrenci arasında 10.
oluyor ve İngiliz kırsalında bir kiliseye papaz olmaya gitgide daha da yaklaştığını söyleyebiliriz.
Bilmeyenler için Darwin en başta teoloji yani dini eğitimi almıştır arkadaşlar.
Normalde niyeti Anglikan papazı olmaktı.
Ailesinin istediği de öyleydi.
Ama önce Darwin bir maceraya atılacaktı.
İşte bu macera Fitzroy'un az önce anlatmış olduğum bilim insanının kaptanlığını yapmış olduğu HMS Beagle gemisiyle güney yarım kürede yaklaşık 2 sene sürecek olan bir yolculuğa çıkmaktı.
Darwin'in kembeşli bir akıl hocası var ve gemideki o aranan centilmen doğa bilimci pozisyonu için Darwin'in adını Fitzroy'a öneriyor.
Fakat Fitzroy'un Darwin'i aslında o gemiye almasının gerçek bir nedeni var arkadaşlar.
Darwin aslında Fitzroy'un güvenliğini sağlamak için orada bulundu.
Ama denizden korumak için değil o güvenlik onun için değil ki zaten Fitzroy çok deneyimli bir deniz subayı buna ihtiyacı yok.
Darwin Fitzroy'u kendisinden korumak için orada bulunuyor arkadaşlar.
Çünkü Fitzroy'un amcası 10 yıldan kısa bir süre önce yine Beagle'ın içerisinde çünkü Beagle'ın bir önceki kaptanı amcası komuta ederken o gemiyi bunu yapıyor yani canına kıyıyor.
Onun da korkusu bu yoksa Fitzroy normalde Victoria döneminin görgü kurallarına göre kendisinden daha düşük rütbeli olan biriyle konuşmaz.
Ama Darwin zaten aristokrat biliyorsunuz.
Gemiye girme sebeplerinden biri de budur.
Daha doğrusu kabul olma sebeplerinden biri.
Amcası ile aynı sonu yaşamaktan korktuğu için Darwin'i gemiye alıyor.
Kendisine engel olması için dediğim gibi.
İlk başlarda ikilinin arası gayet iyi.
Hatta Darwin kız kardeşine bir mektup yazıyor.
Diyor ki çok olağanüstü bir insan Fitzoy için.
Ama daha sonra baktığımızda aralarında çok büyük bir kopukluk olduğunu görüyoruz.
Çünkü Darwin tam bir solcu arkadaşlar.
Fitzoy ise çok koyu bir muhafazakar.
Darwin böyle sessiz.
Sakin, arızı çıkarmak istemeyen biri.
Fitzroy ise ani öfke patlamalarına sahip.
Hatta ekibi ona patlamaya hazır bomba diyor.
Bir de habire böyle kölelik konusu gündeme geliyor.
Bunu tartışıyorlar. Ateşli tartışmalar.
Darwin köleliğe karşı ama Fitzroy kısmen de olsa buna okey.
Fakat arkadaşlar ne olduysa 1859 yılında oluyor.
Neden? Çünkü Darwin'in kendisini süperstar yapan kitabı yayımlanıyor arkadaşlar.
Türlerin Kökeni kitabı.
Ondan sonra işte Fitzroy ile yapmış olduğu o yolculuklardaki gözlemlerini dayanıyor.
yanarak bu kitabı yazmıştır ve ne oluyor muhafaza Cameron Fitzroy ben nasıl böyle bir şeye vesile oldum aman tanrım diye inanılmaz kızıyor Darwin'e ve bunu açıkça bir din düşmanlığı bir sapkınlık olarak görüyor ve böyle bir
şeye hani bir deccal ile senelerce yolculuk yaptım nasıl olur da hani ben bu din düşmanına böyle bir olanak sağladım diye kendini yiyip yiyip bitiriyor.
E zaten psikolojik sorunları var arkadaşlar.
Ehrim'le ilgili bilimsel tartışmalara katılmaya başlıyor Fitzroy işte çürütmek için onları ve eski gemi arkadaşına yani Darwin'e sürekli kınıyor.
Onu dinleyenlere hayır diyor İncil'e dönün onun sözünü dinlemeyin.
Tanrı'nın sözlerini kabul edin.
Bunları emrediyor. Ama bir de şu var Fitzroy bir zamanlar son derece saygın bir bilim insanı.
Son derece saygın bir deniz subayı.
Ama Fitzroy artık son noktada İngiliz toplumu arasında alay konusu oluyor arkadaşlar.
İnsanlar onun bu ateşli evrim karşıtı propagandalarını garip buluyorlar.
Tuhaf buluyorlar. Ve onun hava durumu tahminleri var.
Bunlarda da İşte sık sık hata olduğunu gördükten sonra onu bir aptal olduğunu düşünüyorlar acımasızca.
Sonunda Fitzroy ben diyor ne yaptım işte Hristiyan inancının çöküşünde benim de payım var.
Darwin'e aracılık ettiğim için çok büyük bir suçluluk duygusuyla baş başa kalıyor.
Ve ne yapıyor? Uzun zaman önce korkmuş olduğu o kadere boyun eğiyor.
Amcası ile maalesef sonu aynı olmuştur.
Ve son hava durumu tahminini gönderdikten sonra işte Londra'da fırtına bekleniyor dedikten sonra maalesef tıpkı amcası gibi o da hayatına...
son vermiştir. Darwin'in işte buna sebep olduğu söyleniyor arkadaşlar.
Canına kıymasında çok büyük bir parmağı olduğu söyleniyor.
Bundan dolayı da çok acı çektiği söylenir Darwin'in.
Bir de arkadaşlar Darwin o keşif gemisindeyken işte Fitzroy'la beraber yolculuk yaparken türlerin kökenini yazmasına vesile olan o yolculuk esnasında neredeyse görmüş olduğu her canlıyı yemiş.
Peçeli baykuş yemiş. İnanabiliyor musunuz?
Şahin. Sincap.
Kemirgenler. Pampageyi.
Lama. Ant kondoru.
Daha önce hiç duymamıştım bu hayvanı.
Tilki. Iguana. Puma.
Yanlış duymadınız. Puma yemiş adam Puma.
Ve tadının dana etine benzediğini söylemiş.
Armadillo yemiş. Tadı ördeğe benziyor diye not düşmüş.
Yani adam keşiflerinin neredeyse tamamını yemiş.
Elinden kurtulanlar zaten doğa tarihi müzesine gitmiş arkadaşlar.
Dev kaplumbağalar vardır ya hani böyle üzerine binecek kadar büyük olanlar.
Onları bile yemiş. Galapagos kaplumbağaları deniyormuş buna.
Bunlar hakkında inanılmaz yorumlar var arkadaşlar.
Her yıl binlerce kaplumbağa sırf bu yüzden ana vatanlarından koparılıyor.
Bu yazılardan dolayı. Şöyle ki.
Şimdi Darwin'den 20 sene önce ABD donanması kaptanı David Porter Galapagos kaplumbağalarının işte çok lezzetli olduğunu söylüyor.
Hatta bir kez tattıktan sonra diğer tüm yenilebilir hayvanlar gözümüzden büyük ölçüde düştü diye bir not yazıyor.
Ve ondan sonra işte Darwin'de bunun devamını getiriyor.
Bir de arkadaşlar vicdansız Darwin bu dev kaplumbağalarla ilgili şöyle bir not düşmüş.
Diyor ki bölge sakinleri.
Bu hayvanların tamamen sağır olduğuna inanıyor.
Kesinlikle arkalarından yürüyen bir insanı duymuyorlar.
Bu büyük canavarlardan birine rastladığım zaman sessizce ilerlerken yanından geçtiğim anda aniden başını ve bacaklarını içeri çektiğini ve derin bir tıstama çıkararak sanki ölmüş gibi ağır bir sesle yere düştüğünü
görmek beni hep eğlendirmiştir diyor.
Sık sık onların sırtlarına biniyordum ve sonra kabuklarının arka kısmına birkaç vuruş yapıyordum.
Ayağa kalkıp hemen uzaklaşıyorlardı ama dengemi korumakta zorlanıyordu.
Kaplumbağaların üstüne bile binmiş yani gördüğünüz gibi.
Bu arada Darwin'i biz evet işte evrimle şoşete kavuştu diyebiliyoruz ama bir de solucanlar var arkadaşlar.
Solucanların babası dedim ya başlarken niye öyle dedim.
Şimdi diyor ki Darwin solucanlar toprak yer ve solucanlar onlara bağırmanızı umursamaz.
Bunu deneyin göreceksiniz diyor.
Hatta bunu kanıtlamak için solucanlar üzerinde düzinelerce deney yapmıştır.
Mesela işte solucanları alıyor çalışma masasının üzerine koyuyor.
Bu arada çok tik sinirimi solucandan oğluna enstrüman çaldı.
Herhalde halay çekmelerini falan bekliyor ve sonra diyor ki bunlar sağır hiçbir tepki vermiyorlar.
Zaten kulakları yok diyor.
Evet solucanların kulakları yok ama son araştırmalar gösteriyor ki bir solucanın tüm vücudu aslında kulak zarı görevi görüyor arkadaşlar.
Peki Darwin'in sonunu biliyor musunuz?
Şöyle o zamanki doktorlar ona kalbinde kan pıhtılaşması olduğunu.
Bu teşhisi koyuyorlar ama modern akademisyenler diyorlar ki aslında teşhis edilememiş kronik Chagas hastalığı var Darwin'de diyorlar.
Bu bir iddia arkadaşlar. Chagas Darwin'in 1835'te Beagle gemisiyle Arjantin'deyken yakalamış olduğu bir böcek ve öpücük böceği arkadaşlar.
Bu öpücük böceği onu ısırdıktan sonra bulaşmış sessiz küçük bir enfeksiyon oldukça ağır ilerliyor ve tedavi edilmediği için Darwin'in haberi olmadığı için onlarca yıl fark edilmeden kaldığını söylüyor.
Derne araştırmacılar onun bünyesinde ve hiçbir zaman belirgin bir soruna yol açmayacağını söylüyorlar.
Ta ki... aniden ortaya çıkıp ağır bir kalp yetmezliğine sebep olana kadar diyorlar.
İşte evrimin babasının bu şekilde hayatını kaybettiğini söyleyen modern araştırmacılar var.
Yani öpücük böceğinin ısırmasıyla bulaşan küçük bir enfeksiyondan dolayı kalp yetmezliği ve hayatını kaybettiği düşünülüyor.
Ne diyelim karma yasası diyebilir miyiz arkadaşlar?
Geri ısıran bir böcek sayesinde karma yasası işlemiştir.
Belki de kim bilir. Ve sırada Pisagor var arkadaşlar.
Matematik tarikatı lideri Pisagor.
Eğer zaman makinesine atlayıp M.Ö.
6. yüzyıldaki antik Yunan'a geri dönebilseydik Pisagora kendisini ne olarak gördüğünü sorsaydık muhtemelen filozofum derdi.
Ya da belki de sen kimsin de benimle konuşuyorsun bu ne cüret.
Seni değersiz köle.
Tapınanlar alın götürün bunu.
Cezası bin yıl boyunca ölüm derdi.
Arkadaşlar aslında onun hayatı hakkında pek bir şey bilmiyoruz.
Hakkında söylenenlerin çoğu kurgu ya da gerçek de olabilir bilmiyoruz.
Ama hakkında söylenebilecek şeylerden biri olağanüstü bir karizmaya sahip olduğu olabilir.
Çünkü onun yapmış olduğu saçmalıkları bir başkası yapsa kesin sorun olurdu.
Mesela onu bir matematikçi olarak düşünmemiz bile aslında bunun bir kanıtı gibi.
Çünkü matematiğe çok fazla katkıda bulunduğu da şüpheli aslında.
Onun adını taşıyan teorem bile aslında o doğmadan neredeyse bin yıl önce zaten keşfedilmişti.
Pisagor teoreminden bahsediyorum.
Evet o bunu matematiksel bir sisteme oturttu diyebiliriz.
Pisagor der ki dünya evrenin merkezinde değildir.
Aslında güneş sisteminin ortasında yanan devasa bir ateşin etrafında dönmektedir der.
Kadınlar da erkekler kadar iyi akademisyenlerdir ve okula gitmelerine izin vermeliyiz der.
Bunlar felsefe olarak zamanın ötesinde...
güzel aydınlanmalar arkadaşlar.
Sonra der ki yıldızlar müzikaldir ve bunu bilmemenizin nedeni çıkardıkları sürekli gürültüye çok alışmış olmanızdır der.
Sürekli olarak merkezi ateşin diğer tarafında olan gizli bir dünya vardır ve bu yüzden evren devrilmez der.
Yani daha az doğru olan şeyler de söylemiştir doğru söyledikleri kadar.
Şimdi arkadaşlar Pisagorcular yani bu tarikattakiler Pisagorcular en hafif tabirle Epeyce bir saflar.
Çünkü liderlerinin yani Pisagor'un zamanda yolculuk yapabildiğini düşünüyorlar.
Ve işte ölen arkadaşlarının köpek olarak yeniden doğduktan sonra onları tanıyabileceklerini düşünüyorlar.
Hatta Aristoteles bile Pisagor'un suyla konuştuğunu falan düşünüyor.
Hatta aynı anda iki yerde birden bulunabileceğini iddia edenler var.
Pisagorcular çok katı kurallara göre yaşıyorlar arkadaşlar.
Bu öyle bir tarikat. Mesela müritler neler yapıyorlar?
Yeni pisagorcular tüm varlıklarını bırakıp hatta buraya bağışlayıp komün şeklinde yaşamaya başlıyorlar.
Ve senelerce bir perdenin arkasından seslenen hatta saklanan bir perdenin arkasında saklanan biri tarafından verilen dersleri dinliyorlar.
Tamamen büyük bir sessizlik içinde.
Ve bu gizemli öğretim görevlisinin yani pisagordan bahsediyorum kimliğini bulmanın sonucu ise bütün sınıf tarafından ölü olarak ilan edilme kuralı arkadaşlar.
Fiziksel bir ölümden bahsetmiyorum.
İşte okuldan atılıyorsunuz, yok hükmünde oluyorsunuz o anlamda.
Pisagor tarikatının işleyişi ve kuralları oldukça gizemli ve oldukça katı.
Mesela işte Pisagor tarikatına girecek olanlar tarikatın sırlarını ifşa etmeyeceklerine dair büyük bir yemini diyorlar.
Bu gizliliğe uymayanlarsa çok ağır bir şekilde cezalandırılıyorlar.
Yeni katılanlar bir çıraklık döneminden geçiyorlar ve işte bu süreçte bir sessizlik yeminleri var.
Mallarını, bütün servetlerini buraya bağışlamak, açmak zorundalar.
Sayıları zaten... kutsal kabul ediyorlar.
Ruhun ölümsüz olduğunu ve bir bedenden diğerine geçebildiğine inanıyorlar.
O yüzden de vejetaryenler.
Ve bu okulda kadınlara da yer veriliyor arkadaşlar.
Ama şu da var. Dediğim gibi bu topluluk aşırı gizli ve bilgiler dışarıya çıkmıyor.
O yüzden bu bildiklerimiz için aslında muğlak diyebiliriz.
Hatta bu bilgileri dışarıdan sızdıran, yasaları çiğneyen biri var.
Hipasus diye. Adamı denizde boğdurmuşlar.
Pisagor okuluna zaten herkesi almıyor.
5 senelik bir deneme süreci var.
Onu geçen Öğrenci olarak kabul ediliyorsunuz.
Sonra zaten dediğim gibi bir sessizlik yemini var.
O deneme sürecini atlatabilenler ancak Pisagor'dan ders alıyor.
O da dediğim gibi bir perdenin arkasında.
Yani onu görebilen kişi sayısı çok azmış.
Bedenin ölümlü ruhun ölümsüz olduğuna inanıyorlar.
Ve insan ruhunun enkarne olduğuna inanıyorlar.
Pisagor'un kendi geçmiş yaşamlarını hatırladığı bile iddia ediliyor arkadaşlar.
Pisagorcular bu arada asla et yemiyorlar.
Çünkü o yedikleri hayvanların...
Dedikleri birinin ruhunu taşıyor olabileceğine inanıyorlar.
Ruhlarını arındırabilmek için de müziği kullanıyorlar.
Hatta işte akustiğin kurucusunun da Pisagor olduğunu söyleyenler var.
Duymuşsunuzdur. Belki daha sonra uzun uzun şöyle ayrı bir Pisagor bölümü yaparım.
Çünkü çok ilgimi çeken bir karakter.
Şimdi size kısaca anlatacaklarım var.
Bu tarikatta sol ayakkabınızı sağ ayakkabınızın önüne koymayacaksınız.
Böyle bir kural var. Zaten bunun cezası çok büyük.
Sebebini bilmiyorum. Yerleşkenin kurallarını çiğneyenler ölü sayılıyor.
Dediğim gibi fiziksel olarak. Böyle bir mezar taşı falan yapıyorlar.
Ben olsam mezar taşımı bedavaya getiririm.
Kural çiğneyim. Yere yemek kırıntısı dökmek falan günah arkadaşlar.
Cezası çok ağır. Pisagor fasulyeden nefret ediyor.
Yani tam bir baklagil düşmanı asla fasulye yemiyor.
Ve müritlerinin de fasulye yemesini yasaklamış.
Hatta bir keresinde bir ineği fasulye yemekten vazgeçirdiğine dair bir hikaye bile var.
Fasulye ne alaka ya dediyseniz.
Şimdi arkadaşlar Aristoteles'e göre fasulye yemek demokrasiye karşı bir protesto.
Klasik bir protesto ne alaka ise.
Pisagor'a göre ise konuşamadım Pisagor.
Pisagor'a göre fasulyeler insanlarla aynı şeyden yapılıyormuş.
Fasulyenin şekli insan fetüsüne benzediği için hani insan yemiş gibi oluyorsunuz diyor.
Yam yamlık gibi düşünüyor.
Enteresan bir şey. Şimdi gelelim Pisagor'un garip ölümüne arkadaşlar.
Burada da çeşitli rivayetler var.
İşte sürgüne yollandı diyenler var.
Orada hayatını kaybettiğini söyleyenler var.
Ama bir başka rivayete göre Pisagor yerel halkın ve liderlerin büyük bir tepkisini.
çekiyor. İşte öfkeli bir kalabalık Pisagorcuların o hippie komününe saldırıyor.
Binalarını ateşe veriyorlar.
Sonra işte yangından kaçanları da baya bir kovalıyorlar.
Bu öfkeli kalabalık kırsala doğru kovalıyorlar.
Ve bilin bakalım kaçanlardan biri kim arkadaşlar?
Evet Pisagor. Ama adam sürekli perdenin arkasına takıldığı için hiç kimse onun kim olduğunu bilmiyor.
Ve Pisagor bu öfkeli güruhtan kaçarken bir anda koşmayı bırakıyor.
Çünkü önüne kocaman bir fasulye terlesi çıkıyor.
Böylece kalakalıyor. O tarlayı geçemiyor inançlarından dolayı ve yakalanıyor.
Sonu malumunuz.
Evet arkadaşlar bugünlük anlatacaklarım bu kadar.
Bu bölümün devamı gelsin Merve.
Filozofları, dahileri, ünlüleri bir de bu gözle yani daha insani, beşeri yönleriyle görmek isteriz derseniz bana Instagram'dan yazabilirsiniz ya da bu gönderi postunun altına yorumlarınızı bekliyorum.
Daha anlatacağım bir sürü dahi var.
Yeni yıl yaklaşırken bu bölümü Pisagor'un şu sözleriyle kapatmak isterim.
Mutluluk insanın...
kendisiyle uyum içerisinde olmasından ibarettir der Pisagor.
Kendimizle uyum içinde olacağımız muhteşem bir yıl biliyorum.
Bu uyumu ve ahengi stilimize de yansıtmak istiyoruz diyorsanız eğer tasarım dünyasının en özgün isimlerinden Robin Yaylan'ın Sarar'ın yeni yıl koleksiyonu için tasarlamış olduğu yılbaşı temalı koleksiyonunu
görmek için hemen açıklamalardaki linke davet ediyorum sizi.
Sarar Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi bildirin.
Yorumlarınızı açmayı unutmayın.
Kendinize iyi bakın. Bu pazartesi, çarşamba ve cumartesi tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
