
Samsung Galaxy Z Fold6 ile Dünyanı Büyüt. Detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy Z Fold6
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Samsung" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy Z Fold 6 Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün dahiler neden dahi konusunu konuşacağız.
Yaratıcı bir dahi olmanın ipuçlarından bahsedeceğim size.
Mesela IQ testinde yüksek puan almak gerçekten o kadar önemli bir şey mi?
Bundan bahsedeceğim. Zihinsel bir hastalığa sahip olmakla.
Dahilik arasında gerçekten bir bağlantı var mı?
Bu gibi meselelerden bahsedeceğim.
40 yılı aşkın süredir bu konular üzerine araştırmalar yapan Harvard'dan bir isim var.
Psikoloji profesörü Dean Keith Simonton.
Onun eşliğinde aydınlanacağımız bir bölüm olacak.
Kendisi deha bilimleri uzmanı diyebilirim.
Önce o en merak edilen sorulardan biriyle başlayalım.
Deha doğuştan mıdır yoksa sonradan mı kazanılır?
Bilimsel olarak bunun cevabı hem doğuştan olduğu hem de sonradan kazanıldığı yönünde.
Bence bu ne çeşit bir dahi olduğu ile alakalı.
Hani sanat alanında mı yoksa bilimsel alanda mı ona göre değişir.
Şimdi IQ testleri ile bir giriş yapalım bu mevzulara.
IQ testleri neredeyse bir asırdır var arkadaşlar.
Yani çok da eski değiller baktığınız zaman.
Peki bu testler nereden çıktı?
Profesör Lewis Thurman 1916 yılında Stanford Zeka Skalası olarak bilinen bir ölçek yapıyor.
Bu testlerin asıl amacı şu okul müfredatına uyum sağlamada özel eğitime ihtiyaç duyabilecek.
Düşük zekalı öğrencileri belirlemek yani bu şekilde yola çıktılar.
Sonra tabii düşünüyor düşünüyor diyor ki sadece niye ben düşük zekayı belirliyorum yüksek puanlı olanlara da bakayım.
Hatta onları diyor yetişkinlik hayatına kadar niye izlemiyorum ki bakalım diyor bu entelektüel çocuklar dahi yetişkinlere dönüşebilecekler mi?
Bu yüksek IQ'larıyla bu çocuklar ne yapacaklar ben bunu bir gözlemleyeyim diyor.
Ve 11 yaşlarında kız ve erkeklerden oluşan 1528 kişilik.
Parlak bir çocuk grubundan 77'si bakın 1528 kişiden 77'si 170 ile 200 aralığında bir IQ'ya sahip çıkıyor.
Yani bu çocukların bu 77 çocuğun ortalama IQ seviyesine baktığımız zaman 151.
Ve bu çocuklar yetişkinliklerine kadar hep takip ediliyorlar.
Hatta bunlara termitler deniliyor arkadaşlar.
Peki ne oldu bu dahi çocuklar?
Yetişkinliklerinde gerçekten dahi falan oldular mı?
Dünyaya yön verebildiler mi?
Bunu merak ediyorsunuz değil mi?
Hani ilkokulda 48'li pastel boyası olan çocuklar vardı ve onları deliler gibi kıskanırdık.
Ne oldu onlara?
Ressam oldunuz mu? Ne oldunuz?
Yazsanıza 48'li boyası olanlar.
Arkadaşlar bu termitler hiç de öyle dahi falan olmuyorlar yetişkinliklerinde.
Şöyle derin bir nefes alalım.
Gayet sıradan meslekler seçiyorlar sadece ikisi tanınmış profesör oluyor bakın 77 kişiden ikisi ama öyle adları duyulacak kadar önemli işler yapmış böyle ünlü proflara dönüşmüyorlar gayet normaller.
Peki esas mevzuya gelelim.
Thurman'ın denekleri arasına girmeyi başaramayan o çocukca izlere ne oldu?
IQ testine girip başarısız olan çocuklar muhtemelen kendilerini çok kötü hissetmişlerdir.
Onlar ileriki hayatlarında diğerlerinden o 77 çocuktan yüksek IQ'lu olan çocuklardan çok daha başarılı kariyer yapmış.
Aralarında çok ünlü isimler var.
Mesela birisi henüz daha 25 yaşında.
Doktor almayı başarıyor ve 20.
yüzyılın en başarılı fizikçilerinden biri oluyor.
Hatta 1968 yılında Nobel Fizik Ödülünü aldı.
Lewis Walter'dan bahsediyorum.
William Shockley Nobel Fizik Ödülüne hak kazanan isimlerden biriydi ve o da termit olmayı başaramamıştı.
Küçükken o IQ testini geçememişti.
48'lik boyası olmayanlar şu an çok mutlu bence bunları duyduğu için.
İntikamımız alındı.
Ve bu arada kanalımda podcast bölümü var Richard Feynman.
Onun da IQ'su düşük çıkıyor bu testlerde.
Ki kendisi kuantum mekaniği alanında bir devrim yarattı ama IQ'su düşük çıktı teste.
20. yüzyıla çağ atlatan adamın IQ'su.
Peki ayrıca bazı web sitelerinde görüyoruz işte Darwin'in IQ'su Mozart'ın IQ'su bilmem ne.
Abi adamlar bu test çıktığında çoktan ölmüşlerdi yani mezardan çıkarıp mı abi bir test yapacağız dediniz ne yaptınız?
Tabii ki buna da bir yöntem bulmuşlar.
Kabaca şöyle söyleyeyim.
Mesela bir çocuğun akıl yaşı kendi yaşından ötedeyse bu çok önemli bir faktör.
Mesela işte 5 yaşında bir çocuk düşünün 10 yaşa uygun hareketler yapıyorsa 10 yaşında gibi davranıyorsa direkt onun IQ oranı...
Oranı 200 oluyor gibi düşünün arkadaşlar.
Çünkü o zamanlar IQ bir çocuğun akıl yaşının kendi yaşına bölünmesi ve sonucunda 100 ile çarpılması sonucunda ortaya çıkan bir zeka kat sayısı olarak tanımlanıyor.
Hatta bu metodu ilk başta kimin üzerinde uyguluyorlar biliyor musunuz?
Geçmişin dahilerinden Sir Francis Galton üzerinde uyguluyorlar.
Yani Darwin'in dahi kuzeni Galton.
Bir tık onun gölgesinde kalmışlar ama ondan hiçbir eksik yanı yoktur.
Çok önemli bir bilgi. Kafası kötülüğe çalışmasa tabii daha iyi olacaktı.
O ayrı özelini muhabbetinden bahsediyorum.
Az sonra geleceğim buraya. Galton zekayı ölçmeye çalışan ilk kişiydi arkadaşlar.
Hani ilk deha bilimcisi diyebilir miyiz diyebiliriz.
Bu çalışmanın ilk onun üzerine yapılması da o yüzden enteresan olmuş.
Galton ablasına yazmış olduğu bir mektupta şöyle söylüyor.
4 yaşını anlatıyor bu mektubunda ve diyor ki 4 yaşındaydım ve herhangi bir İngilizce kitabını okuyabiliyordum.
Latin şiirinin 52 dizesinin yanı sıra tüm Latin isimlerini, sıfatlarını ve aktif fiillerini söyleyebilirim 4 yaşındayken.
Her türlü toplama işlemini yapabilirim.
Çarpım tablosunu söyleyebilirim.
Fransızca okuyabilirim.
Saatleri söyleyebilirim diyor.
Bakın bunların hepsini 4 yaşında yapıyor.
Burada Galton'un beyanı esas.
Yani kesin doğru mu yoksa hani...
sıkmazıya modu mu onu bilemiyorum.
Bunlara bakarak adamın IQ'suna 200 demişler.
Olay bu. Yani internette gördüğünüz o şeyler bundan kaynaklanıyor.
Sonra işte bu yöntemi geçmişte yaşamış önemli insanlara uyguluyorlar.
Yani bir de bu tahminler nadir olan yetenekler üzerine kurulu arkadaşlar.
Ki bu yetenekler yaratıcılığın belirli bir yönünü özel.
Mesela işte Mozart'ı biliyorsunuz.
5 yaşındayken parçalar yazmaya başlıyor.
Onun da fizide özel bölümü var.
Dinlemek isterseniz Mozart'la ilgili bir podcast'ım var.
İlk çalışmalarını...
7 yaşında yayınlıyor. 14 yaşında ise bir opera için çalışma besleriyor.
6 yaşında Batı Avrupa boyunca müzik turlarına çıkıyor Mozart ve onun bu müzisyenlik başarılarından akıl yaşını hesaplıyorlar.
Sizce bu mantıklı bir şey mi?
Bakın bunlara dayanarak yapıyorlar bunu ki müziğin dışında Mozart'ın kişisel gelişimi öyle aman aman ileride aman tanrım defa denilecek bir seviyede değil.
Sadece müzik konusunda böyle ki Mozart'ın IQ'sunun 100 olabileceği söyleniyor.
Bakın IQ testleri kısaca böyle arkadaşlar.
Yani Sir Francis Galton üzerinden ilerliyorlar.
Zeka dediğimiz şey çok yönlü bir kavram.
Hani duygusal zekası var, sosyal zeka, yaratıcı zeka vs.
vs. Hep söylüyorum. Benim mesela matematikle hiç alakam yok.
Sıfırım yani. Gerçekten geri zekalı seviyesindeyim öyle söyleyeyim.
O yüzden IQ testleri bana yani böyle baktığım zaman bütün zeka tiplerini ele almadığı için böyle bir saçma geliyor.
Ki zeka sadece bilişsel yeteneklerle ve sınırlı.
sosyal ve duygusal becerilerimizin hiçbir önemi yok mu?
IQ testleri bunu ölçemiyor ve yapılan araştırmalar gösteriyor ki zeka dinamik ve gelişime açık bir özellik.
Ama IQ testleri Zekayı sabit bir özellik gibi ele alıyor.
O yüzden kendinizi bu testlere göre değerlendirmeyin derim arkadaşlar.
Bir ara duymuşsunuzdur işte küçük yaştaki çocuklara klasik müzik dinletilirse IQ'larının artacağı söyleniyordu.
Hatırlamışsınızdır. Herkes çılgınlar gibi çocuğuna klasik müzik dinletiyordu.
10.500 ikiz üzerinde yapılan bir çalışma var.
Müzik eğitiminin IQ üzerinde hiçbir etkisi olmadığı ortaya çıktı.
Lütfen çocuklarınızı artık rahat bırakın.
Bırakın, bırakın Baby şarkı tuttuğu dinlesinler.
Kırmızı balık falan dinlesinler.
Bu arada ikisi de ebeveynlerin kabus şarkısı.
Hani sorsalar bir daha hayatınız boyunca dinlemek istemeyeceğiniz iki parça.
Bence bunları söylerler.
O kadar usanmışlardır.
2011 yılında ise bilgisayar oyunlarının IQ'yu artırdığı iddia edildi.
28 öğrenciden oluşan bir örneklem grubu 8 hafta boyunca haftada 2 gün 1 saatlik idmandan oluşan bir programa tabi tutuluyor ve program sonunda çocukların IQ
'ları sözel olmayan bir testle sınanıyor ve görülüyor ki ortalama 9.9 puanlık bir artış oluyor.
Ama 28 kişi üzerinde yapılmış hani daha geniş ölçekte olsa bence daha güvenilir olur.
Bu arada 7-24 oyun oynadılar demedim.
Dikkatinizi çekelim. Yani bu test bağımlılarla yapılmadı.
Hani haftada 2 gün 1 saat dedim.
Bunun altını çizerim. Kesin çocuklar bu kısmı kırpacaklar.
Az önce söylediğimi ailelerine dinletecekler.
Ebeveynler devamı var.
Bence oyun türü de çok önemli arkadaşlar.
Çünkü bazı oyunlar tamamen stratejiye dayalı.
Akıl yürütme odaklı.
Böyle matematiksel oyunlar var.
Direkt zeka oyunları var.
Dedilen tür bunlar. Geçmişin dahileri günümüzde yaşasaydı ve bilgisayar oyunu oynasalardı.
Acaba ne oynarlardı?
Bir düşünsenize. Newton kesin Angry Birds oynardı.
Kuşları yerçekimi kanunları ve ateş açılarıyla fırlatmaya falan çalışırdı.
Freud Sims oynardı.
Karakterlerinin bilinç hatlarını falan incelemeye çalışırdı.
Darwin Pokemon oynardı.
Pokemonların evrim geçirmesini incelerdi falan.
Pikachu için bunu elektrik çarpmasına dayanıklı hale getirmenin evrim...
Einstein sizce ne oynardı?
Minecraft oynardı bence.
Tabii ki fizik kurallarına göre.
Creeperlardan kaçarken zamanı eğip bükmeye falan çalışırdı.
Ve bütün bunları yaparken tabii oyun oynama deneyimini en üst seviyeye taşıyan bir akıllı telefonu tercih ederlerdi.
Galaxy AI destekli Samsung Galaxy Z Fold 6 bence bunun için biçilmiş bir kaptan.
Çünkü güçlü işlemcisi ve %1.6 daha büyük buhar bölmesi sayesinde oyun oynarken daha uzun süre boyunca serin kalabiliyor ve performansını koruyor.
Bu da kesintisiz bir oyun deneyimi demek.
Gerçek zamanlı ışın izleme, ray tracing özelliği sayesinde Grafikler daha canlı ve daha gerçekçi.
7.6 inçlik ekranı ile oyun deneyimi ise çok daha etkileyici.
Yoğun gün ışığında bile güçlü bir parlaklık ve netliğe sahip.
Gamerlar bu özelliklere bayılıyor.
Hem akıllı telefon hem de tablet bir arada.
Katlandığında akıllı telefon, açıldığında ise tablet.
Üstelik cepte rahat taşınabilen, ince ve şık bir tasarıma sahip.
En sevdiğim özelliklerinden biri elbette not asistanı.
Ses kayıtlarının özetini çıkarıp onları düzenli notlara dönüştürebiliyor.
Otomatik olarak biçimlendirebiliyor ve çeviri yapıyor arkadaşlar.
Bu arada beni dinleyenler bu özellikten çok güzel bir şekilde faydalanabilirsiniz.
Çünkü benim podcastlerimi not alarak dinleyenler var.
Sosyal medya için metin oluşturucu.
Önceki gönderilerinizi analiz ediyor ve sizin tonunuza uygun metinler oluşturabiliyor.
Daha ne yapsın?
Bir asistan gördüğünüz gibi.
S Pen ile kaleminizi de daima yanınızda arkadaşlar.
İster yaratıcı çizimler yapın ister notlar alın.
S Pen ekranda adeta kayıp gidiyor.
Onunla yazmak ve çizmek gerçekten çok eğlenceli.
O yüzden zaten bir kez deneyimleyen bir daha asla vazgeçemiyor.
Samsung Galaxy Z Fold 6 beyaz, gömüş, lacivert, siyah gibi klasik ve şık renklerin yanı sıra Pembe rengiyle de öne çıkıyor.
Geleneksel renklerin ötesine geçerek daha cesur bir görünüm arayanlar için harika bir renk seçeneği üstelik tarzınıza da uyum sağlayacak.
Kısaca Samsung Galaxy Z Fold 6 kendini ifade etmenin en güçlü hali.
Sizi Galaxy AI özelliklerini en iyi deneyimleyebileceğiniz Samsung Galaxy Z Fold hakkında daha detaylı bilgi almak ve Galaxy AI ile günlük yaşamınızı daha da kolaylaştırmak için açıklamalardaki
linke davet ediyorum. Hadi devam edelim.
Şimdi başka bir mevzuya geçelim.
İlk başta akıl sağlığı dedim arkadaşlar.
Akıl sağlığı delilikle dahilik arasındaki o ince noktadan bahsettik.
Derler ki delilik ve deha.
Kardeştir. Misal Salvador Dali.
Hatta Salvador Deli diyoruz ona.
Kanalımda onun da podcastı var.
Ama zekası çok uçlardı bir adam.
Salvador Dali tartışmasız.
Van Gogh onun da podcastını yapmıştım.
Biliyorsunuz onun da akıl ve ruh sağlığı maalesef pek yerinde değildi.
Kulağını kesti, kendini vurdu.
En son hayatına kıydı.
Virginia Woolf kendisi sürekli bitkindi.
Çünkü depresyon nöbetleri geçiriyordu.
En son eşine bir veda mektubu yazdı.
Ve paltosunun ceplerini taşlarla doldurup.
Maalesef kendini nehra attı.
Bu intihar vakalarını anlatmak istemiyorum.
Çünkü trajediler böyle sürüp gidiyor.
Ama bu trajedilerde hatta hep deli dahi olayını getiriyor değil mi arkadaşlar?
Hatta akıl oyunları filmi biliyorsunuz gerçek bir hikayedir.
Nobel ödüllü matematikçi John Forbes'ın paranoyak şizofrenisi vardı.
Ama intihar etmedi altına çizerim.
Birçok yaratıcı dahinin ölüm nedenlerine katkı sağlayan şey maalesef alkol ve madde bağımlılığı arkadaşlar.
Özetle şunu söyleyebilirim.
Akıl hastalığı herhangi birinin yaratıcı bir dahi olmasını engellemez.
Ama mükemmel bir akıl sağlığı dahiliğin ön koşulu mudur?
O da değildir. Yaratıcı dahilerin akıl hastalıklarına yakalanma ihtimalleri nasıldır?
Çok yüksektir arkadaşlar. Mesela Alman besteci Robert Schumann bir akıl hastanesinde hayatını kaybetmiştir.
Bir de bu durum alan alan ayrılıyor.
Bilimsel deha ile yaratıcı deha arasında baya bir...
Bir fark var arkadaşlar akıl sağlığı konusunda.
Mesela doğa bilimlerinde herhangi bir rahatsızlığın yaşam boyu ortaya çıkma olasılığı %28'miş.
Ama bestecilere baktığımız zaman %60 orana bakar mısınız?
Kurgusal olmayan düz yazarlıkta %72.
Roman ve hikaye yazarları %77.
Şiirde ise şairlerde %87.
Mimaride bile %52 çıkmış.
Çünkü ortalaması %50 falan %52 çıkıyor düşünün.
Çünkü orada da bir yaratıcılık söz konusu.
Ve bu araştırmaya göre incelenen bilim insanlarından yalnızca %18'i şiddetli psikopatoloji yaşamış.
Düşünürlerden %26'sı.
Bestecilerin %31'i, sanatçıların %38'i ve yazarların %46'sı.
Yani arkadaşlar bilimsel dahiler diğerlerine oranla daha dengeli bir akıl sağlığına meyille.
Ama Isaac Newton bipolar bozukluk, otizm ve paranoid şizofren belirtileri taşıyordu.
Bunu da söylemeden geçmeyelim.
Yani o kadar acıya karşı gerçekten şaşırmadım.
Newton'un çok travmatik bir hayatı olmuştur çocukluğunda.
Bir de şöhret akıl hastalığına olan eğilim ile pozitif olarak ilişkiliymiş arkadaşlar.
Yani ünlü olan bir yazarla olmayan arasında fark var.
Gelelim Sir Francis Galton'a.
Zeka üzerine dediğim gibi ilk araştırmayı yapan o demiştim.
O ilk deha bilimcisi ve bilim dahisiydi.
Psikoloji, antropoloji, coğrafya, meteoroloji, kriminoloji, istatistik, psikometri ve genetik bilimine çok büyük katkıları olan bir isim.
Hatta yeri gelmişken şöyle kısaca neler yaptığından bahsedeyim.
Hava haritaları ve bilimsel tahminler yapmıştır.
Parmak izlerini kullanarak suçluları tespit etmek için yöntemler geliştirmiştir.
Bakın kriminoloji insan zekasını ölçmek için ilk girişimi yapmıştır.
Biyoloji ve davranış bilimlerinin temelini oluşturan istatiksel tekniklere öncülük etmiştir.
Hatta yüksek frekanslarda işitsel keskinliği incelemek için köpek düdüğü diye bir şey icat ediyor.
Yani bizim duyamadığımız.
Ama sadece bazı hayvan türlerinin duyabileceği ultrasonik aralıkta sesleyen bir düdük bu.
Köpek eğitimlerinde de kullanılıyor.
Galton'un yaratıcı dehası çok gelişmiştir ama...
Karanlık bir tarafı vardır çünkü soy ıslahı terimini icat etmiştir.
Yani insanlar arasında sadece en zeki olanların ve sadece en iyi olanların seçilip çoğaltılmasını teşvik etmiştir.
O yüzden bu fikir 2.
Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından korkunç amaçlar için çarptırılmıştır.
Galton genel zekanın hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ebeveynden çocuğa transfer olduğunu ispatlamaya çalıştı.
Bununla ilgili pek çok veri topladı ve dünyaya mal olan önemli isimlerden derlemeler yaptı.
Hani bu araştırmalarına dayanak olsun diye.
Mesela klasik müzikte göze çarpan bir örneği vardı.
Bach ve ailesi yaklaşık 20 Bach ailesi üyesi müzisyenmiş arkadaşlar.
Biz sadece birini biliyoruz sanırım.
Darwin ve Galton dediğim gibi zaten kuzenler ikisi de dahi.
Darwin'in büyük babası torunundan çok daha önce evrim teorisinin erken bir versiyonunu yazan Erasmus Darwin'dir.
Darwin'in dört oğlu da ünlü arkadaşlar ve aile ismine katkıda bulunacak olan çalışmaları var.
E böyle bakınca hani Galton sanki iddialarında haklı gibi.
değil mi ki sayısız örneği var bunun ama Gözden kaçan bir şey var.
Arkadaşlar fırsat eşitliği.
Darwinler ortalama bir İngiliz vatandaşının imrenebileceği bir eğitim fırsatından yararlanmışlardır.
Sosyoekonomik düzeyleri çok iyidir ve araştırmalara göre ünlü bilim insanlarının doktorlar, avukatlar, bakanlar, mühendisler ve akademisyenler gibi profesyonel alanda çalışan
ailelerden gelmesi daha muhtemelken ticarette uğraşan ailelerden çıkma ihtimali daha yüksek.
az bunu bulmuşlar.
Yani çiftçilik ve vasıflı işçilikte uğraşan ailelerden bilim insanı çıkma olasılığı çok düşükmüş.
Çoğunlukla ünlü bilim insanlarının ebeveynleri işte bir alanda profesyonelleşmiş insanlar ya da işte her ikisi de öyle olabiliyor.
Celal Şengör diyor ya işte entelektüel sayılmanız için ailenizde sanırım dört kuşak diyordu.
Hani dört kuşağında okumuş etmiş böyle profesyonelleşmiş az önce saydığım gibi insanlar olması gerekiyor diyordu.
Fakat Galton'u çürütecek pek çok veri var arkadaşlar.
Hani tutup da Galton haklı diyemiyoruz.
Çünkü Darwin, bakalım Darwin'e.
Bilim alanı da evet çok önemli bir yere sahip.
Ama kardeşi öyle mi? Kardeşinin adı Erasmus.
Onun esamesi bile okunmadı.
Muhtemelen adını bile duymadınız.
O da çok iyi eğitimler aldı ama dahi falan olduğunu söyleyemeyiz.
Ya da Isaac Newton'a bakalım.
Atalarının hiçbirinde entelektüel yetenek yoktur.
İlk ve tektir arkadaşlar.
Ya da Michelangelo.
Kanalında podcastı var. Michelangelo'nun da atalarında öyle bir deha yok.
Gayet sıradan bir köylünün oğludur.
Da Vinci de aynı şekilde biliyorsunuz.
Onun da bir podcastı var kanalımda.
Onun da soyunda yok dahi falan bilinen.
Beethoven'a bakalım. Değil mi?
Müzik camiasını Beethoven. Ailesi içten acısıdır Beethoven'ın.
Babası alkoliktir.
Sürekli Beethoven'ı döver.
İşte annesini zaten erken yaşta kaybediyor.
Descartes felsefe camiasına bakalım.
Çok kötü bir talihe sahip.
Bir yaşında annesini kaybediyor.
Akrabaları tarafından büyütülüyor ki onlar da böyle gayet sıradan insanlar.
Zaten çok hasta. bir çocuk.
Okula da geç başlıyor. Dostoyevski, geçen onun da bölümünü yaptığım devamı gelecek.
Sara nöbetleri geçiriyor.
O da hasta bir çocuk. Ailesinde öyle deha sayılabilecek önemli bir isim yok.
Freud'a bakalım. Doğduğunda ailesi çok fakirdi.
Tramvaları vardı. Bunları neden anlatıyorum?
Bakın bu insanlar kendi tırnaklarıyla kaza kaza bir yerlere geldiler.
Arkalarında kimse yok.
Tamamen çevresel etkiler ve kendi içsel eğilimleriyle, öğrenme aşkıyla bu insanlar bir şeyleri başardılar ve var oldular.
Bir başka araştırmaya göre binin üzerinde ünlü 20.
yüzyıl kişisi inceleniyor ve görülüyor ki yaratıcı yazarlar genelde mutsuz ev ortamlarında sorunlu ailelerde büyümüş insanlar.
Ama buna karşılık yaratıcı bilim insanlarının çoğu çok çok daha olumlu aile koşullarından gelmiş.
Ayrıca yaratıcı bilim insanları üstün bir örgün eğitimden yararlanırken sanatçı yaratıcılar için bunu söyleyemiyoruz.
Onlar çok çok daha az şeye sahipmiş.
Yani arkadaşlar sonuç olarak IQ evet genlerimizle alakalı ama gen...
Kader değil. Çevresel faktörler, eğitimimiz, ebeveynlerimizin kültür düzeyi bunlar da çok zeka üzerinde önemli etkileri olan şeyler.
Çocuk sahibi olacağınız kişiyi seçerken bunları göz önünde bulundurun.
Ve tabii çevrenizi seçerken de özen gösterin arkadaşlarınızı.
Ne diyordu Jim Rohn? İnsan en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır.
Ve Mevlana der ki bülbül güle karga ise çöplüğe götürür.
Bir başka enteresan bilgi şu.
Ailenin ilk doğan erkek çocuğuysanız tahiliye.
Daha yakınsınız arkadaşlar ama neden?
Bu zeka olarak değil.
Yani bu aslında feodal bir gelenek diyebiliriz.
Şimdi eskiden aileler biliyorsunuz ki tüm kaynaklarını erkek çocuklarının eğitimine harcıyordu.
Bir de ilk erkek çocuğuysa düşünün neler yapabileceklerini.
Freud mesela annesinin ilk doğan oğluydu ve kardeşi Anna piyano dersleri almaya başladığında ben ders çalışamıyorum diye kızın piyanosunu elden çıkarttırdı.
Ve Freud bayağı şımarık bir çocuk.
Çocuk yani ne istese yaptırıyor.
Kız kardeşi belki de onun yüzünden iyi bir piyano eğitimi alamamış.
Hep onun gölgesinde kalmıştır.
Bir başka araştırmaya göre...
ilk doğan kız çocukları birkaç istisna hariç erkek kardeşi olmayanlardan daha başarılıymış arkadaşlar.
Yani ilk doğan kız çocuğuysanız ve ardınızda bir erkek kardeşi yoksa daha başarılı olma ihtimaliniz varmış.
Bu da ünlü matematikçi kadınlarda gözlemlenmiş.
Yani ilk doğan kız çocuğu eğer dediğim gibi erkek kardeşi yoksa tüm imkanlar ona sunulacağı için çok daha başarılı olabiliyormuş.
Yine feodal bir gelenekten bence zeka ile alakası yok.
Hatta ünlü kadın psikologların tek çocuk olma ihtimalinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiş.
Daha küçük ailelerde büyümüşler ünlü kadın psikologlar.
Ama birçok yaratıcı dahiye baktığımız zaman ailede ilk doğan çocuk bile değiller.
Hatta ilk doğan oğul bile değiller.
Yani bu kısım çok komplike.
Hani kesinlikle şöyledir diyemiyoruz.
Mesela Bach ailenin en son çocuğuydu.
8. çocuğuydu ve en başarılı olan o oldu.
Yazarlar üzerinde yapılan bir araştırma var.
Bu da enteresan. Yazarlar ailede genelde Sonradan doğan çocuklardan çıkmış.
Yani neredeyse dörtte üçü böyleymiş.
Bir de ilk doğan çocuğa bir misyon yüklenir ya arkadaşlar.
İşte otoriteye saygı, okul başarısı.
Aile hep böyle ilk doğan çocuktan çok fazla taleplerde bulunabiliyor.
Yani bu başarıların sebebi o da olabilir.
Genelde en son doğan çocuklar böyle özgür takılırlar.
Hani ailenin baskısı artık o kadar kalmaz.
Çünkü ailenin ona enerjisi de kalmıyor bir süre sonra.
İşte birinci çocukta o kadar özendiğin şeyler son çocukta artık kalmayabiliyor.
Büyük bilim insanları genelde ilk doğan çocuklardan çıkıyor.
Yaratıcı yazarlar ise sonradan ya da en son doğanlardan çıkıyormuş.
Hatta politik devrimciler de.
sonradan doğan insanlardan çıkıyormuş.
Yüksek ihtimalle hani ailenin en son çocukları politik devrimcilere dönüşebiliyormuş.
Ve yine çok enteresan bir bilgi.
İlk doğanların politikaya girmesi durumunda kurulan hükümetlere bakıldığı zaman yöneticilerin daha stötikocu olma ihtimali yüksekmiş.
Daha otoriter oluyorlarmış.
Daha sonra doğanlarsa tehlikeli sporlara daha meyilli oluyormuş.
Bir başka dehalık getiren şey ise elbette çok sıkı çalışmak arkadaşlar.
Birçok dahi belirli bir alan uzmanlaşabilmek için korkunç mesailer harcamıştır.
Yani çalışmadan başarı diye bir şey yok.
Ay ben deha yemiştim. Ay kıyım çok yüksek falan öyle bir şey yok.
Meşhur 10 bin saat kuralını bilirsiniz arkadaşlar.
Bir şeyde uzmanlaşmak için en az 10 bin saat o şeyin üzerinde ciddi verimli bir şekilde enerji harcamanız lazım.
Çalışmanız lazım. Dahilerde zaten bunu yapıyorlar.
Hep böyle uzun uzun seneler boyunca çalışmışlar ve bunun karşılığını almışlar.
Mesela Kopernik 20'li yaşlarının ortasındayken kendi astronomik gözlemlerini yapmaya başlıyor.
Ve çalışmaları 40'lı yaşların başında artık o geliştirdiği güneş merkezi sistem teorisinin taslağını yapana kadar devam ediyor.
Yani adam 20-30 yıl uğraşıyor.
Astronomi ve matematik üzerine çalışıyor.
Ondan sonra adını duyuruyor.
Tonlarca emek yani en az 10 yıl arkadaşlar 10.000 saat kuralı ya da 10.000 saat işte 10.000'e 10'a bölsek 1000 oluyor.
365'e bölersek 1000'e kabaca günde 3 saat falan oluyor ama o 3 saat dolu dolu 3 saat olmalı hani bilinçli bir çalışmadan bahsediliyor.
Bir araştırma var Mozart gibi çoğu çocuk dahi olan 76 klasik besteci üzerinde yapılmış bir araştırma bu arkadaşlar.
Bu insanların ilk kaç yaşında müziğe başladıkları ve ilk önemli eserlerini vermiş oldukları yaş arasında geçen süreye bakıyorlar ve sonuç 10 yıl çıkıyor arkadaşlar.
10 yıl ve daha fazlası.
Bilinçli çalışma dediğimiz şey ne peki?
Kendi büyüme koşullarımızı oluşturup Kendi kendimizi yetiştirme eylemi ve çok sıkı bir öz disiplin.
Tekrar ediyorum sıkı bir öz disiplin.
Bu gerçekten çok önemli bir şey.
Yani hayattaki başarımızın bence mihenk taşı diyebilirim.
Öz disiplinimiz o içeriden gelen, hiç kimsenin dayatmadığı, hiçbir şekilde direktif almadan tamamen kendi idademizle ilerlemeye çalışmamız.
Özümüzden, hedeflerimizden güç almamız bence çok kıymetli bir şey.
Hatta dün LGS birincisi olan bir takipçim var.
mesaj atmış. Merve ablacığım ben Instagram'ımı kapatıyorum.
Yaza kadar kullanmayı düşünmüyorum.
Çünkü işte okul açılıyor artık.
Ve ona hiç kimse dememiş bunu.
Kendi kendine yapıyor. Yazın tekrar görüşürüz diye bana bir mesaj atmış.
İşte başarı böyle geliyor.
Öz disiplin bu. Çok değerli bir şey dediğim gibi.
Özümüzden güç almak. Az önceki araştırmanın benzeri.
Daha sonra 120 besteciyle yapılıyor arkadaşlar.
Ve çıkan sonuç 10 yılı da geçiyor.
Yani ortalama 19 yıla tekabül ediyor.
Belki sadece bu alana mahsus olabilir.
Hani müzik alanına. Gelelim bir başka detaya.
Deneyime açık olmak ve bunun yaratıcı deha ile çok sıkı bir bağlantısı var.
Deneyime açık olmanın. Tüm kişilik özellikleri arasında gerçek yaratıcı başarı ile en yüksek oranda ilişkili olan şey deneyime açık olmak.
Yani bir kişinin uzmanlık alanının dışında olan durumlarla da ilgilenebilmesi.
İşte sanatsal ilgileri, hobilerinin olması gibi.
Benim dikkatimi çekti. Genelde doktorlar böyle oluyor.
Mutlaka sanatsal bir alanla ilgilendiklerini gözlemledim.
Resim yapanlar, fotoğraf çekenler bu benim çok hoşuma gitmişti.
Ki bilimsel alanda Nobel ödülü almış olanlar genelde böyle daha fazla sanatsal hobiye sahip olanlarmış.
Yani o eğilimde oldukları görülmüş.
Başka alanlar da olabiliyor.
Hani illa sanatsal olandan bahsetmiyorum.
Yani kendi uğraşınızın dışında bir şeyler olmasından bahsediliyor burada.
Mesela Galileo.
Bilimsel çalışmalarını hem edebiyatla hem de görsel sanatlarla desteklemiştir.
Bunlara çok yoğun bir ilgisi var ve bunları bilimle birleştiriyor.
Mesela işte Ay'a baktıktan sonra Ay'ı öyle bir resmediyor ki ışıklı gölgeyle çizimler yapıyor.
Ama şunu da söyleyebiliriz.
Evet tüm bilgeler çok yönlüdür ama...
çok yönlü dahilerin hepsi bilge değildir arkadaşlar.
Ömer Hayyam, Pascal, Da Vinci, Aristoteles bunlara bilge diyebiliriz.
Dehaların bir başka ortak özelliği ise yaratıcı düşünme yetenekleri, sıradan olanı bile sorgulamaları, yeni çözümler üretmeye çalışmaları ve mevcut bilgilerini farklı bir perspektiften
değerlendirebilme özellikleri ve tabii toplumsal, tarihsel koşullarda çok önemli.
Çünkü bazı dönemler ve kültürler belli alanlarda dehaların yetiştirilmesine daha uygun bir ortam hazırlamıştır.
Bugünlük anlatacaklarım bu kadar ama bu konuyla ilgili daha konuşacağımız çok şey var.
Gördüğünüz gibi dahilik öyle doğuştan gelen bir şey değil.
Dahi doğulmaz, olunur diyebiliriz bence.
Çünkü genlerimiz kadar yetiştiğimiz ortam, çevre faktörü, ebeveynlerimiz ve pek çok şeyin önemi var.
Einstein'ın dediği gibi dehanın onda biri yetenek, onda dokuzu çalışmaktır.
Samsung Galaxy Z Fold 6 Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten Samsung Galaxy Z Fold 6 hakkında daha detaylı bilgi alabilirsiniz.
Bu ay her hafta 3 bölüm gelecek arkadaşlar.
Bildirimlerinizi açmayın. Ve beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
