
Charlie Chaplin'in Hayatı / Gülüşünün Ardındaki Hüzün
20 Mart 2024 · 39 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Turkcell TV+ hakkında detaylı bilgi almak ve The Walking Dead: The Ones Who Live için: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Turkcell TV+" hakkında reklam içerir*
Transkript
TV Plus Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün sinema tarihinin en önemli figürlerinden biri olan unutulmaz bir isim Charlie Chaplin'in hayatını anlatacağım size.
Biliyorsunuz sessiz film döneminin en ünlü komedyen oyuncusuydu.
Sinemaya pek çok yenilik getirdi, Oscar aldı.
İnsanlar onu hiç sesini duymadan sevdiler.
Çünkü sadece mimikleriyle, jestleriyle, vücut diliyle duygularını ve hikayelerini...
O kadar güzel aktarıyordu ki bu konuda gerçekten çok büyük bir usta.
Mizahını dram ve sosyal eleştiriyle harmanlamış bir isim.
İzleyicileriyle oldukça duygusal bir bağ kurmayı başardı.
Bilmiyorum hiç Sessiz Film izlediniz mi daha önce?
Ben çok önyargılıydım.
İşte ya diyordum ne anlayacağım Sessiz Film hiç konuşma yok.
Nasıl o duyguya gireceğim diye düşünüyordum.
Ama Charlie Chaplin'in ilk izlediğim filmi Altına Hücum filmiydi.
Ve ben o filmde hüngür hüngür ağlamıştım.
Duyguya giremeyeceğim diyen Merve'den korktum.
Sonra işte Yumurcak filmi, Şehir Işıkları, Modern Zamanlar filmi hepsi o kadar güzeldi ki.
Şimdi arkadaşlar o zaman bu önemli ismi yakından tanıyalım istiyorum.
1889'da başlayıp 1977'de son bulan hayatında neler yaşamış gelin birlikte bakalım.
16 Nisan 1889'da Güney Londra'da Walworth, Cannington'da doğuyor.
Bu bölge o zamanlar gece kondularla dolu, çok kirli, çok yoksul bir semt arkadaşlar.
var her yerde. Mezbahaneler var.
Minik minik dükkanlar var.
Böyle bir çevre ve Charlie Chaplin bu doğduğu yer için diyor ki ünlü olduktan sonra bir dergiye röportaj veriyor.
Bu Londralı varoşlar benim ailem demiş.
Daha öncesi Bob Marley podcastı yapmıştım.
Onunla benzer bir çocukluğu var.
Yani ikisi de çok fakirlikten gelip böyle sıfırdan zirveye çıkmış isimler.
İkisinin de yaşadığı yerde bir mahalle kültürü var.
Böyle kadınların birbirini kolladığı, sokakta çocukların birlikte oynadığı bir yerden geliyorlar.
Ama dediğim gibi oldukça Fakirler sonra buradan taşınıyorlar ama genelde Londra'nın fakir semtlerinde büyümüştür Charlie Chaplin.
Neden bunu özellikle belirtiyorum?
Çünkü filmlerini izlerseniz bu yoksulluğu ne kadar iyi aktardığını, onun halktan biri olduğunu göreceksiniz.
Üstelik bunu yaparken sessiz film de yapıyor.
Bazı acılar dilsizdir demek istiyorum.
Yani bizim Kemal Sunal'ımız gibi hem güldürüyor hem ağlatıyor.
Annesiyle babası o daha 3 yaşındayken ayrılıyorlar.
Bir abisi var adı Sidney.
Ona böyle hayatı boyunca eşlik etmiş bir isimdir.
Çok önemli Sidney onun hayatında.
Kendisinden 4 yaş büyük abisi.
Annesi varyetelerde çalışıyor.
Hizmetçi rollerinde çıkan bir oyuncu.
Annesi için diyor ki her akşam tiyatroya gitmeden önce beni öperdi, koklardı.
Ona dair ilk hatıralarım bunlar.
Abim ve ben adeta annemize tapardık diyor.
Aslında o kadar güzel bir kadın değildi annem ama bize olağanüstü güzel gelirdi diyor.
Çocukların gözünde anneleri dünyanın en güzel kadınıdır değil mi?
Çok kibar, çok minyon bir kadınmış anneleri Hannah.
Babasının adıysa Charles Chaplin arkadaşlar.
Bir babanın varlığının pek bilincinde değildim diyor babası için.
Ve onu hatırladığı haliyle babası böyle sürekli arpacı kumrusu gibi düşünen, sürekli içen, çok sessiz bir adammış.
Bir vaudeville sanatçısı babası.
Vaudeville'de böyle... toplumsal sorunları mizahi yolla hicvederek anlatan bir tiyatro türü.
Hafif güldürü Charlie'nin yaptığı şeye ne kadar benziyor değil mi?
Babası iyi bir sanatçıymış arkadaşlar.
Kazancı da oldukça iyiymiş ama çok kötü bir problemi var.
Alkolik. Bütün parasını alkole veriyor.
Annesiyle babasının ayrılma sebebinin de alkol olduğu söylenir ama başka iddialar da var.
Şimdi burada bir parantez açmak istiyorum.
Charlie'nin kökleri muamma arkadaşlar.
Baba sorunu var. Hani bazen arkadaşları ile konuşurken Babasının kimliğinden şüphe duyduğunu söylermiş.
Hatta bir keresinde yardımcısına diyor ki doğrusu babamın kim olduğunu bilmiyorum diyor yardımcısına.
Otobiyografisinde de diyor ki annem babamla Afrika'ya turneye gitmeden önce tanışmışlar.
Birbirlerine aşık olup beraber sahne almışlar.
Annem 16 yaşında başrol oynamaya başlamış.
Turnedeyken orta yaşlı bir lordla tanışmış ve onunla Afrika'ya kaçmış.
İngiltere'ye döndükten sonra babamla yarım...
Kalan aşkına devam edip evlenmişler ve 3 yıl sonra da ben doğmuşum diyor.
Şimdi bu hikayeyi aklınızda tutun çünkü Charlie Chaplin'in hayatında benzer döngüler göreceksiniz.
Beni çok şaşırtmıştı bu. Kendisi orta yaşta olduğu dönem hatta ileriki yaşlarında bile genç kızlarla birlikte oluyor ve öyle bir zaafı var.
Annesi de bakın 16 yaşında orta yaşlı bir adamla kaçmış ve annesinin hamilelikleri hep birlikte olduğu adamlar tarafından şüpheyle karşılanmış.
Bu çocuk benden mi değil mi böyle bir şüpheyle yaklaşıyor.
Aynısını Charlie Chaplin ileride yapacak arkadaşlar beraber olduğu kadınlara.
İşte bu çocuk benden mi değil mi DNA testleri bilmem neler kürtajlar bunlarla uğraşıyor ve hiç istemediği insanlarla evlenmek zorunda kalıyor.
Çocuklarıyla da hani ilişkisinin böyle wow olduğunu söyleyemem.
Şimdi bir röportajında da diyor ki ailemizin ahlakını sıradan standartlara göre ölçmek kaynar suya termometre koymak kadar hatalı olurdu diye bir söylemi var.
Neden böyle dediğini az sonra anlatacağım.
Çok karışık aile ilişkileri.
Annesi Hannah çok yoksul bir aileden geliyor ve bu ailenin kadınlarında süre gelen bir hastalık var.
Akıl hastalığı, genetik bir hastalık.
Eşi Charles Chaplin'le tanıştığı zaman daha 19 yaşında ve zaten hamileymiş.
Charlie'nin abisi Sidney'e hamile ve Charles Chaplin'le hamileyken evleniyor.
Adam kendisinden olmayan çocuğa da yani Sidney'e de kendi soyadını veriyor, Charlie'e de soyadını veriyor ve Charlie doğduktan sonra ayrılıyorlar.
sebepleri anneye göre alkol ama babaya göre Charlie onun çocuğu olmayabilir çünkü adam aldatıldığını düşünüyor ki Charlie Chaplin sonradan annesinin pek çok ilişki yaşadığını söylemiştir.
Zaman zaman Charlie Chaplin'in Yahudi olduğu iddia edilir arkadaşlar.
Görmüşsünüzdür belki ama o bunu şu şekilde yalanlıyor.
Ben o kadar şanslı değilim demiş bir röportajında ama anne tarafından büyükannesinin yarı çingene olduğu ortaya çıkıyor sonradan ki zaten İngiliz romancası konuşuyor çok akıcı bir şekilde.
Büyükoğlu Charles hatıratında diyor ki babam o asi roman kanıyla her zaman aşırı derecede gurur duyuyordu yazmıştır.
Neyse şimdi dönelim çocukluğuna, bebekliğine.
Annesiyle babası dediğim gibi o doğduktan sonra hemen ayrılıyorlar.
Annesi ayrıldıktan sonra nafaka istemiyor çünkü kazancı fena değil o dönemde.
Fakat bir gün çok ağır bir soğuk algınlığı geçiriyor ve haftalarca bu hastalık geçmiyor.
Laranjite dönüyor hastalık ve sesi kısılıyor.
Burayı da unutmayın birazdan geleceğiz tekrar buraya.
Yuhalıyorlar, alay ediyorlar.
Tiyatroyla olan anlaşması bozuluyor.
Hastalığı yüzünden, sesinin kısıklığı yüzünden.
Ve kadın iki çocuğuyla hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Yapayalnız bekar bir anne.
Bir de üstüne işsiz kalıyor.
Sinirleri harap oluyor gitgide.
Bir de habire taşınıp duruyorlar.
Derken Charlie 2-3 yaşlarındayken annesi yeni bir ilişkiye yelken açıyor.
Ve bu yeni sevgilisi kraliçe için, ülke için müzikal şarkıları besteleyen başarılı bir şov yıldızı Leo.
Dryden arkadaşlar. Onunla olunca hani görece böyle daha lüks bir semte taşınıyorlar.
Hatta artık annesinin evde bir yardımcısı bile var.
Pazar günleri annesi iki oğlunu böyle güzelce giydirirmiş.
At arabasıyla onları gezmeye götürürmüş.
Charlie bu anılarını çok mutlu bir şekilde anımsıyor.
Hatta sokakta böyle çiçek satan, gül satan kızlar varmış.
Onları da anımsıyor. Sonraki filmlerinde çiçekler kırılgan veya talihsiz bir aşkın simgesi olmuştur.
Kendisini ve ailesinin sefalet içinde olmadığı kısacık bir zaman dilimi belki 2 sene belki 3 sene onun filmlerini oldukça etkilemiştir.
Çünkü Charlotte adında tanıdığımız o serseri zamanında zenginken sonradan fakirleşmiş bir adam izlenimi veriyor değil mi?
Ama zaten Charlie Chaplin bunca acıyı yaşamasa, sefaletin, açlığın, yoksulluğun dibini bu kadar görmese bence hayat verdiği karakterleri bu kadar iyi oynayamazdı diye düşünüyorum.
Yani o kadar kötü zamanlar yaşamış Öyle bir hayatta kalma mücadelesi vermiş ki 20.
yüzyılda zombi istilası olsa bence bir tek Charlie Chaplin kurtulurdu.
Şimdi böyle deyince de The Tramp karakteri var ya serseri fakir karakteri Walking Dead dizisinin zombi istilasına düşse acaba ne yapardı?
Zombiler muhtemelen abi ya bu bizden daha kötü durumda bırakalım bu garibanı derdi.
Ya da Charlie Chaplin onlara o meşhur komik danslarını yapardı bastonuyla şapkasıyla zombilerin ayarlarıyla oynardı yine kurtarırdı.
Bu arada Walking Dead hayranları dizi her hafta eklenecek yeni bölümleriyle Amerika ile aynı anda sadece TV Plus'ta devam ediyor arkadaşlar.
Nisan'ın ilk haftası bu sezonun son bölümü eklenecek ve toplamda 6 bölüm olacak.
Bu diziye ek olarak son 2 sezon olan The Walking Dead, Dead City ve The Walking Dead.
The Walking Dead, Daryl Dixon sadece TV Plus'ta.
Kullanıcılar yeni The Walking Dead dünyasına TV Plus'ta erişebilir.
İlk 7 gün ücretsiz.
The Walking Dead'in yeni çıkan dizisi The Ones Who Live diğerleriyle aynı mantıkta.
Amerika ile aynı anda TV Plus'ta fragmanı merak edenler için açıklamalara hemen bir link bırakıyorum.
Her hafta dizinin yeni bölümü Amerika ile aynı anda TV Plus'a ekleniyor.
Altyazı ve dublajlı seçenekleri de yer alıyor tabii ki.
Her yeni sezon başroldeki bir karaktere odaklanıyor ve bu sezonun odağı Rick Grimes olacak.
6 bölümlük bir seri olacak.
Sezon tamamlanınca büyük bir izlenme bekleniyordu ve şu an TV Plus'ın en yüksek izlenme başlıyor.
başlangıcına sahip dizisi oldu.
Death's Tea, Daryl Dixon ve duyuracakları yeni sezon olan The Ones Who Live sezonu sadece TV Plus'ta.
Kaçırmayın sevgili zombi severler.
Şimdi Charlie Chaplin'in hayatına geri dönüyorum.
Dediğim gibi böyle kısa bir zaman dilimi bile olsa belki 2-3 sene ekonomik olarak rahat ediyorlar.
Abisi, annesi ve kendisi ve o süreçte, o mutlu zaman sürecinde annelerinin bir çocuğu daha oluyor.
Valor Dryden isminde bir çocuk bu.
Ama maalesef kardeşleri doğduktan bir süre Sene sonra annesi ve üvey babası ayrılıyor.
Adam çocuğunu da alıyor ve anneyi terk ediyor.
Annelik yapmaya uygun biri değil diye düşünmüş çünkü.
İşte bu dönem çok zor bir dönem Charlie için.
Çünkü annesi bu olaydan birkaç hafta önce zaten akıl hastanesine kapatılmış.
Sürekli böyle etrafta böcekler gördüğünü fareler gezdiğini falan söylüyormuş.
Halüsinasyonlar görmeye başlıyor.
Zaten üvey babaları da o yüzden istemiyor annelerini.
Hani annelik yapmaya uygun değil deme sebebi de bu.
Anne yine iki çocukla...
bir başına kala kalıyor ve yine sahnelere geri dönmek zorunda kalıyor ama sesini kaybetmiş bir şekilde hiç iyi değil, psikolojisi hiç iyi değil ve bir gün sahnede yuhalıyorlar Hannah'yı, annelerini sahneden indiriyorlar
ve sonra Charlie'nin hayatının dönüm noktalarından biri yaşanıyor o gece.
Daha 5 yaşında ve mekanın müdürü annesinin yerine küçük Charlie'yi sahneye çıkarıp şarkı söyletiyor ve sahneye bir anda paralar yağmaya başlıyor.
Charlie de şarkı söylemeyi bırakıyor, hemen paraları toplamaya çalışıyor.
Tabi bu durum kahkaha tufanına yol açıyor seyirciler arasında.
Sonra devam ediyor işte sahnelere çıkmaya.
Ara sıra da olsa çıkıyor. Evde çok sessiz bir çocuk ama sahnede izleyicilerle konuşuyor, dans ediyor, taklitler yapıyor, şarkılar söylüyor.
Bu bana hep çok enteresan gelmiştir ya.
Bazı oyuncular hani gerçek hayatta çok utangaç, çok çekingendir ama sahnede bambaşka bir kimliğe bürünürler, devleşirler.
Türkan Şoray geldi aklıma. Bayılırım.
Türkiye'nin gelmiş geçmiş en güzel kadınlarından biri bana göre.
O da mesela devleşiyor.
Normal hayatta biliyorsunuz çok utangaçtır böyle Türkan Şoray çok naif bir insan.
Neyse sonra Charlie'nin annesinin sesi gitgide daha da kötüleşiyor.
Kendisini bir dönem dine veriyor kiliselere gidiyor yardım alabilmek için dikiş nakış işleriyle uğraşıyor.
Bekar bir anne iki çocuğu var hayatta işte mücadele veriyor ayakta durabilmek için.
Sidney'i gazete satmaya başlıyor ama ne yaparlarsa yapsınlar olmuyor.
Çok yoksullar ve anneleri maalesef sonunda iki çocuğunu birden yoksullar evine vermek zorunda.
Kendisi de zaten yoksullar evinin kadınlar koğuşuna gidiyor.
Charlie'nin burada annesiyle ilk karşılaştığı bir an var.
Çok üzülmüştüm bu an için.
Diyor ki o ilk ziyaret gününde yaşadığım acı dün gibi.
Annem bir haftada zayıflamış ve yaşlanmıştı.
Annelerini tanıyamıyorlar Sidney ve Charlie.
Anneleri de onların kazıtılmış saçlarını görünce oturup ağlamış.
Böyle birbirlerine sarılıp ağladıkları bir an var.
Çok üzücü bir hayat gerçekten.
Burada bir ay kalıyorlar. Ondan sonra işte Londra'da çok uzaklaşıyorlar.
Uzak bir yerde yetimler ve yoksul çocuklar okulu diye bir yer var.
Oraya gönderiliyorlar. Daha 6 yaşında Charlie Chaplin.
Ve diyor ki kendimi çok yalnız hissettim diyor.
Yani bunu çok net hatırlıyor o yalnızlık hissini.
Burada bir sene kalıyorlar. Ve buradaki anılarından birinde diyor ki yoksullar yurdundan bazen tek başıma çıkardım.
Çok zengin, çok önemli biriymiş gibi davranırdım.
Çok hayalperest, yaratıcı bir mizahım vardı diyor.
6 yaşında bakın rol yapmayı öğrenmiş.
Kendine bir dünya kurmuş.
Ya Charlie'nin hayatını okuduğunuz zaman çok çelişkili.
Kendilerle karşılaşacaksınız arkadaşlar.
Bence bu kendini farklı gösterme çabası hep devam etmiş hayatı boyunca.
Mesela şöhretinden sonra yapmış olduğu bir röportajda annesi için diyor ki annem diyor dünyanın en muhteşem kadınıydı.
Çok büyüleyici bir insandı.
Dört dil biliyordu. Çok akıcı bir şekilde konuşuyordu.
Çok iyi eğitimli bir kadındı diyor röportajında.
Ama çocukluğuna bakıyorsunuz şöyle bir hikaye anlatıyor.
Yetimhanede kaldığı bir dönem var.
İşte o dönem annesini bir yıl boyunca görmüyor ve o bir sene onun en kötü yılları.
Hatta diyor ki 7 yaşında benim çocukluğum bitmişti diyor böyle bir durumda.
Çünkü hayatta tek tutunduğu dalı abisi zaten Sidney.
Onu da gemiye gönderiyorlar eğitim için.
Yapayalnız kalıyor yetimhanede 7 yaşında.
Saç kırana yakalanıyor düşünün üzüntüden.
Kendimi diyor çok aciz, çok umutsuz hissetmiştim diyor.
Ve bir sene sonra annesi ziyaretine geliyor.
Şimdi normalde sevilmesi gerekiyor değil mi?
acı dolu bir mahcubiyete düşmeme neden oldu diyor.
Annesi geldikten sonra çok mahcup olmuş.
Çünkü dediğim gibi kadıncağızın akli dengesi yerinde değil ve hani elinde bir yağdanlıkla gelmiş onu ziyarete.
Annesinden çok utanmış ve neden geldin?
Herkes seni görecek demiş.
Bakın böyle bir olay var anlattığı.
Başka bir yerde Hayatımın Hikayesi diye bir kitabı var.
Bu olayı o kadar farklı anlatıyor ki şöyle söylüyor.
Okula ziyarete gelen çok hoş kokulu dinç bir anne.
Bundan bahsediyor. Yani nasıl...
Az önce başka bir şey anlatıyordun. Ya bunun gibi o kadar çok çelişki vardır ki Charlie Chaplin'in hayat hikayesinde.
Eğer çapraz okuma yaparsanız bunu siz de tespit edeceksinizdir.
Şaşırmayın. Söyleyeyim şimdiden.
Zaten hayat hikayesini de böyle çok geç bir dönemde yazıyor diye hatırlıyorum.
Hani baya böyle 70'ini falan geçtiği dönemde hayat hikayesini yazıyor.
Ve böyle bazı evliliklerine yer bile vermeyecek.
Neredeyse o kadar kısa geçmiş ki.
Hani kafasına göre eklemiş çıkarmış hayat hikayesini süslemiş.
Biraz böyle yalan katmış ortaya.
Çünkü vermiş olduğu röportaja bakıyorsun.
Hayat hikayesini okuyorsun.
Oturmayan şeyler var. Mesela az önce dedim ya işte 5 yaşında sahneye çıkıyor.
Annesinin sesi kısılıyor ve müdür onu sahneye çıkarıyor dedim.
Böyle bir hikaye var. Bir de şöyle anlattığı bir hikaye var.
Beni babam sahneye ittiriyor.
Hani arkasından itmiş böyle sahneye.
Öyle anlattığı bir hikaye var.
Hangisi doğru bilemiyorum Atan.
Bence Charlie küçükken kendini o çektiği acılardan belki de işte koruyabilmek için kendine bir fantezi dünyası yaratıyor.
60'da olabilir. Belki de sonra o sahte dünyaya inanmış da olabilir.
Çünkü bir röportajında diyor ki yetimhanedeyken bile o zamanlarda bile dünyanın en büyük aktörü olduğumu düşünürdüm.
İçten gelen o mutlak güvenin coşkunluğunu hissetmeliydim.
Zira bu olmazsa yenik düşerdim demiş.
8 yaşındayken bir kez daha aile bir araya geliyor.
Yani anne ve iki çocuğu bir araya geliyor.
Ama bir hafta bile sürmeden yeniden başka bir yetimhaneye gitmek zorunda kalıyorlar.
Akıl sağlığı artık iyice kötüleşiyor.
Bana işte Tanrı tarafından bir görev bahşedildi.
Beni dışarı çıkarın diyor akıl hastanesinden.
Böyle artık yani. Ve bazen hastalara bardak fırlatıyormuş.
Şiddete kapılıyormuş. Bazen çok neşeli şarkılar söylüyormuş.
Yani ne yapacağını kestiremiyorlar.
Onu böyle tek kişilik yastık dolgulu bir hücreye kapatıyorlar.
Ve hemşireler annelerinin durumunu haber vermek için yetimhaneye gidiyor.
Charlie'ye ve Sidney'e bunu söylemeye karar veriyorlar.
Charlie annesinin bu durumunu duyunca ağlayamıyor.
Arkadaşlar donup kalıyor.
Annesinin ona ihanet ettiğini düşünüyor.
Annesini suçluyor. Çünkü o gün bütün umutların tükendiği gün ya.
Hani artık bir aile hayatımız olmayacak diye düşündü.
Belki 8 yaşında bir çocuk sonuçta.
Sonra çocuklar babalarının yanına gönderiliyor.
Ve babaları Louis adında bir kadınla yaşıyor.
Beraber yaşıyorlar. Bu arada Charlie'nin babası Sidney'i istemiyor.
Hani o benim çocuğum değil sonuçta diyor.
Ama bir şekilde hani orada kalmaya başlıyorlar.
Ve bir gün babaları turneye çıkıyor.
Çocukları Louis'e emanet ediyor.
Anet ediyor birlikte yaşadığı kadına ve Louis çocukları sokağa atıyor.
Gecenin üçünde kaldırımda uyurken Sidney ve Charlie polisler geliyor.
İşte sizin burada ne işiniz var vesaire.
Onları alıyorlar ve babalarının evine geri götürüyorlar.
Ama Louis onları o evde istemiyor.
Babaları da öyle çok meraklı değil.
Onlarla yaşamaya zaten okul paralarını bile ödemiyormuş.
Derken anneleri taburcu oluyor ve yine çocuklarını alıp tek kişilik bir oda tutuyor.
Terzilik yapmaya çalışıyor ve bu tuttukları oda bir turşu fabrikasının yanında.
O kadar pis. okuyormuş ki Charlie Chapman bunu bir filminde tekrar canlandırmıştır.
Ve Charlie okula gideceği yerde sokaklarda Laternacıların peşine takılıp şarkılar söylüyor, dans ediyor.
2 kuruş para kazanmak için ve 1898'den sonra bir daha hiç okula gitmiyor.
Artık böyle müzikollerde sahne almaya başlıyor.
Sahne almaya başlıyor derken dansçı olarak çalışmaya başlıyor 8 yaşında.
Kasabalara gidiyor, turnelere gidiyor para kazanabilmek için ve sonra çok büyük bir astım geçiriyor.
Hastaneye yatırılıyor. Doktor bu çocuğu Çocuğun iyileşmesi için güzel beslenmesi gerek diyor ama Charlie ete hasret.
Yani diyor ki bazı çocuklar pazar günü bile olsa güzel bir yemek yiyebiliyorlardı ama bizim bir dilenciden farkımız yoktu diyor.
Hani o çocukluğunda et yiyememesi, istediği yiyecekleri yiyememesi ona çok büyük yaralar açmış.
Abisi Sidney 14 yaşına geliyor.
O da okulu bırakıyor. Posta memuru olarak çalışmaya başlıyor.
Yani iki çocuk da çalışıyor arkadaşlar.
Okumuyorlar yoksulluktan.
Charlie kasaba kasaba geziyor.
Aynı sahneye çıkan palyaçoları izliyor, komedyenleri izliyor.
Eve gidiyor onların taklitini yapıyor.
Çok hoşuna gidiyor. Londra'da işte pandomi yapanları inceliyor, palyaçoları inceliyor.
Ve bu dönem bana çok büyük bir katkı sağladı diyor.
Buradaki gözlemleri onun aslında ilk dönem filmlerine yansımıştır.
İlham kaynağı olmuştur. Kendi zenginliğini katarak gördüklerini harmanlamıştır.
Hani böyle yapmış olduğu garip bir dans var ya ayakkabısıyla.
Takunya dansçılığı. Onu hiç sevmemiş Charlie Chaplin.
Ama diyor ki bana ileride daha büyük ve daha iddialı kapılar açacağını düşündüğüm için buna katlandım diyor.
Burada çok güzel bir hayat dersi var anlayana.
Derken Charlie'nin babası karaciğer sirozundan dolayı, alkolden dolayı yani hayatını kaybediyor 38 yaşında.
Charlie'nin annesi oğlunun da sonunun babası gibi olacağından çok korktuğu için onun müzikollerde çalışmasını istemiyor.
Başka meslekler denemesini istiyor.
O da gidiyor tezgahtarlık yapıyor.
Berberlik yapıyor. Resepsiyonist oluyor.
Camcı çırağı oluyor. Kırtasiye de çalışıyor.
Bir sürü meslek deniyor. Dans dersleri bile veriyor.
Pazarcılık bile yapıyor. Tek istediği şey ise o fakirlikten bir an önce kurtulmak.
Bir gün işten eve geldiğinde komşuları ona yine annesinin delirdiğini söylüyor.
Ve o küçücük haliyle doktor çağırıyor.
Annesini elinden tutuyor.
O soğukta hastaneye götürüyor annesini.
Ve kadını tekrar akıl hastanesine yatırıyorlar.
Yine annesiz kalıyor. Ve yetimhaneye geri dönmemek için her...
Herkese diyor ki bana diyor teyzem gelip bakacak merak etmeyin.
Halbuki o evin içerisinde yapayalnız tek odada.
Dilencilik yapıyor, çalıyor, çırpıyor.
Yiyecek ekmeği yok düşünün.
O kadar kötü bir durumda ki. Abisi Sidney de yok bu arada.
Denizde çalışıyor, gemilerde çalışıyor.
Ve Sidney geri geldiğinde Charlie'yi o kadar perişan bir halde buluyor ki.
Charlie abi benim, Charlie beni tanımadın mı demek zorunda kalmış düşünün.
Tanınmaz bir halde buluyor kardeşini.
Bu arada anneleri akıl hastanesinde senelerce kalıyor arkadaşlar.
da giriyor çıkıyor onları anlatacağım.
Derken 12,5 yaşında Charlie Chaplin'in kaderi değişir gibi oluyor.
Sidney abisi döndükten sonra Charlie bir ajanstan teklif alıyor.
Sherlock Holmes'daki odacı çocuk Billy rolü ona teklif ediliyor ve 40 haftalık bir turne planı yapılıyor.
Artık kendisine maaş da bağlanıyor.
Çok az bir miktar bile olsa maaşı var.
Zaten hep abisine danışıyor.
Abisi onun menajeri gibidir ve bir rüyanın içine düşmüş gibi buluyor kendini 12,5 yaşında resmen aktör olmak üzere ve bu şansını çok iyi değerlendiriyor.
Deliler gibi çalışıyor rolünü ezberleyebilmek için.
Bu süreçte abisi de tiyatrolarda iş arıyor.
Bulamıyor. İşte barmenlik yapıyor ama Charlie abisini de işe aldırıyor.
Annelerine mektup yazıyorlar ara sıra.
Bir ara durumları böyle düzelir gibi oluyor.
Onu hastaneden çıkarıyorlar ama yine bir turne esnasında bir haber geliyor.
Annenizi sokakta böyle bilinçsiz bir şekilde bulduk.
Geziyordu diye bir haber geliyor.
Hastaneye kaldırılıyor tekrar.
Bir daha da zaten senelerce çıkamıyor.
Bu arada annesinin bu akıl hastalığı genetik Dedim ya o yüzden Charlie çok korkuyormuş.
Acaba benim başıma da gelecek mi bu akıl hastalığı diye.
Marilyn Monroe'nun biyografi podcastı var kanalımda.
Mutlaka onu da bir dinleyin derim.
Acayip benziyor hayat hikayeleri bence.
O da annesinin akıl hastalığından muzdaripti hatırlarsanız.
Charlie 38 yıl boyunca kameramanlığını yapmış rolunda.
En sonunda kendisinin de delireceğine inandığını söylemiş arkadaşlar.
Bunu çok sık düşünüyor delirme olayını.
Sherlock Holmes'taki rolüyle baya böyle dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor.
Ünleniyor hatta bu oyun o kadar ünleniyor ki oyunu Kraliçe Alexandra izlemeye geliyor ve tabii ki yüksek sosyete.
Ama Charlie artık o kadar çok bu oyunu oynuyor ki rolünden sıkılıyor.
Abisi de diyor ki turneyi bırak o zaman artık diyor.
Zaten onun asıl hedefi aktör olmak.
17 yaşında erkek komedyenlerin arandığı bir ilan görüyor ve bu ilana başvuruyor.
Cases Circus dönemin en popüler müzikol varyetesi.
Burada işte kısa gösteriler var komik taklitler yapılacak.
Charlie'yi seçiyorlar.
Burası için çok berbat bir yerde demiş ama komedyenliği öğrenmek için çok yararlı bir yer oldu benim için demiş.
Bu arada Charlie isteseydi zaten biraz ün ve paraya kavuştu.
Sherlock da kalırdı. O rolüyle hayatına devam edebilirdi ama o konfor alanından çıkmayı tercih etti.
Üstelik onca yoksulluk yaşamış bir insan için gerçekten bu çok zor bir şey.
Ama olmak istediği şeyi o kadar iyi biliyor ki bir hedefi var.
İçinde bir inanç var. Kendine inancı çok büyük.
Yine bu berbat dediği yerde taklit yeteneğini geliştiriyor ve Charlie'nin taklit yeteneğini ettiği kişinin hatta nesnenin halini aldığını söylerler arkadaşlar.
Öyle bir yetenek. Buradan da ayrılıyor 1907 yılında ve artık gencecik bir delikanlı okuyamadı biliyorsunuz maddi yetersizliklerden dolayı ama sonraki 40 yıl boyunca hep böyle kendini geliştirmeye çalışmıştır.
Chopin'ler okumayı çok severmiş.
Kitap okumayı seviyor. Abisi Sidney ondan daha başarılı bu dönemde Fred Karno'nun sanatçıları arasına katılmayı başarıyor.
İşte takdirleri, teşvikleri topluyor.
Kardeşine de hemen yardım ediyor tabii.
Onu da Carnal'ın şirketini aldırıyor.
Hatta müdür Charlie Chaplin'i görünce ya diyor bu ne kadar çelimsiz, çok utangaç bir genç diyor.
Hiçbir güldürü de yaralamaz bence.
Yaşı da zaten çok küçük duruyor diye düşünüyor.
Almayacak yani. Charlie de bunları duyunca omuz silkiyor ve diyor ki ne var ya diyor biraz makyajda hallolabilecek bir şey diyor.
Böyle çok soğukkanlı. Ve bu soğukkanlılığı sayesinde bu işi kaptığı söylenir.
Çok geçmeden Charlie sahnede göründüğü anda alkış kıyamet kopmaya başlıyor ve diyor ki başardım.
Ve yeni bulaştığı popüleritesi yüzünden çok kıskanılıyor.
Ama Carnot diyor ki bazen çok sevilmez biri olabiliyordu Charlie Chaplin.
Haftalar boyunca topluluktaki hiç kimseyle konuşmazdı diyor.
Zaman zaman çok konuşkan olurdu ama genelde çok soğuk ve çok ketun bir insandı diyor.
Evet Charlie Chaplin'den bahsediyoruz.
İçkiden tiksiniyordu ve maaşını alır almaz hemen bankaya koşuyordu diyor.
Bu benim ilgimi çekti çünkü burada Charlie'nin psikolojisi bence çok netleşmiş artık fark ettiyseniz.
Hani bütün o Çocukluğunda yaşadıklarının çıktısı var sanki bu cümlelerde.
Tramvalarının çıktı hali.
Neyse işte derken Charlie ve abisi Sidney baya böyle bir durumlarını düzeltiyorlar.
Hatta dört odalı harika bir ev kiralıyorlar kendilerine.
Hep böyle yıldızların oturduğu bir Samt Brixton'da kiralıyorlar.
Derken Charlie dansçı genç bir kızla tanışıyor.
Hattie Kelly ona aşık oluyor.
Hatta bu kız için intikam tanrıçam der.
Bu kızlar çok aşık oluyor ama kızın ona aynı şekilde duyguları yok.
Ve kendisini sevmediği için çıkışıyor.
Öfke nöbetleri geçiriyor.
Sürekli de darlıyormuş beni seviyor musun diye.
Sonunda da ayrılıyorlar.
Baya bir aşk acısı çekiyor.
Bu kızla olan ilişkisi diğer tüm aşk ilişkilerini etkiledi denilir Charlie Chaplin için.
Şimdi arkadaşlar bazen başımıza öyle bir şey gelir ki öyle bir talihsizlik.
Aslında bu talihsizliğin bizim en büyük talihimiz olduğunu biz çok sonraları anlarız.
O anda göremeyiz. Charlie'nin de başına böyle bir olay geliyor.
Hani annesinin sesi kısılmıştı dedim ya.
Ağır bir hastalık geçirdi larencit.
Aynısı onun da başına geliyor.
Larencite yakalanıyor.
Zatüremsi bir hastalık bu.
Sesi falan gidiyor. Nasıl sahneye çıkacak?
Kahroluyor Charlie Chaplin.
Abisi Sidney hemen bir çözüm buluyor.
Hiçbir konuşmanın olmadığı pandomim yap diyor.
Pandomim oyunu. Ve Charlie sahnede sarhoş züppe diye bir karakter oynamaya başlıyor.
Hiçbir kelime yok. Pandomim.
Ve o kadar başarılı oynuyor.
ki nihayetinde tamam diyor mesleğimi buldum.
Hastalığı sayesinde gerçek mesleğini keşfediyor.
Sonradan sesi düzeliyor ama o yine de o alanda kalmayı tercih ediyor.
İşte bu rol onu film kariyerine taşıyacak rol arkadaşlar.
Carno ile tekrar bir sözleşme yapıyorlar.
Artık o yıldız bir sanatçı ve müzikal pandomimi konusunda oldukça tanınmış bir usta.
Amerika'ya gidiyor. Orada da bir hayran kitlesi var.
Bu arada devamlı okuyor.
Yunanca öğrenmeye çalışıyor.
Hep dediğim gibi kendini bir geliştirme hevesi var.
O arada İngiltere'ye gidip geliyor.
Ve abisi Sid artık evleniyor.
Ve İngiltere'de Charlie'nin böyle yuvam diyebileceği bir yer yok.
Onu oraya bağlayacak hiçbir şey kalmıyor abisi evlendikten sonra.
E diyor o zaman Amerika'da...
Hayatımı yaşayayım orası daha cazip diyor.
Derken bir gün bir telgraf oluyor.
New York Motion Pictures Company'den komedi oyuncularından biri şirketten ayrılacak ve şirketi tehdit ediyor.
Onlar da onun yerini dolduracak biri lazım.
Charlie Chaplin olabilir diyorlar ve onunla görüşmek istiyorlar.
İşte sinema kariyeri bu şekilde başlamıştır ve son defa 28 Kasım 1913'de Kansas City'de sahneye çıkıyor.
Perde kapandıktan sonra çok ağlamıştır.
Çünkü artık önünde bambaşka bir yol var sinema.
Ama düşünsenize sinemada daha çok yeni sayılır.
Yani korkuyor haklı olarak.
Sıkılmış sahnelerden yeni bir rotaya oluşturmak istiyor kendine.
Bir tarafta sinema var bir tarafta yıllarını verdiği bir sektör var.
Bir yol seçmek zorunda ve Charlie yine konfor alanından çıkmayı tercih ediyor.
Hep zaten gelişmek için bunu yapmış.
Hep kabuk değiştirmiş dikkat ettiyseniz.
Oldukça cesur buluyorum onun yaptığı hamleleri.
Komedi yapmak zaten başlı başına bir cesaret işi.
Charlie de bunun altından kalkabileceğine inanan biri.
Charlie de aslında Shakespeare gibi.
Sanatının ilk yıllarında hep böyle içgüdüleriyle hareket ediyor ve içgüdüleri onu iyi bir noktaya taşıyor.
1913 yılı benim hayatımın en şanslı yılı olacak demiştir ve olmuştur da.
22 Şubat 1914'de Geçim Derdi diye bir film var.
Bu filmde şehirde hayatta kalma savaşı veren bir üçkağıtçı rolünü oynuyor.
Perdelere giriş yaptığı rol budur arkadaşlar.
Kendine has mimikleri, o ünlü yürüyüşü aslında ilk halleriyle burada karşımıza çıkıyor ve o zamanın ünlü bir dergisi.
hakkında şöyle bir yazı çıkıyor.
Hilebaz karakterini oynayan zeki oyuncu, birinci sınıf bir komedyen deniliyor Charlie Chaplin için.
Ben bugün onun size eşsiz başarılarını, filmlerini falan anlatmayacağım.
Bunları herkesten dinleyebilirsiniz.
Ben onun psikolojisini, o Sherlock karakterini, küçük serseri bunları nasıl yarattığını anlamak istiyorum.
O yüzden daha böyle derin kasmaya çalışıyorum kendimce.
Şimdi bunca yaşanmışlığı onu nereye taşıdı?
Nasıl bir insana, nasıl bir aktöre dönüştürdü onu?
Hatrı sayılır bir para kazandı arkadaşlar ama bu parayı kazandığı halde çok sefil otellerde kalıyormuş.
Yani sahnede çok eğlenceli bir insan milleti kırıp geçiriyor ama gerçek hayata baktığınız zaman tam aksi.
Yalnızlığa çok düşkün, çok tuhaf, çok soğuk bir insan olduğu söyleniyor genelde.
Ama şöyle de bir iş disiplini varmış.
Herkesten bir saat önce işe geliyor ve herkesten bir saat sonra o setten ayrılıyor.
İş ahlakı muazzam ve kendisini izliyor sürekli hatalarını görmeye çalışıyor.
Çok titiz iş konusu. Ama aşk konusuna gelecek olursak çok çapkın bir adam sık sık cinsel performansıyla övünürmüş Charlie Chaplin.
Hatta bir keresinde 2000'den fazla kadınla cinsel ilişki yaşadığını iddia etmiş.
Çay söyleyeyim mi abi? Hep çok genç kadınlarla takılıyor.
İlk eşi Mildred Harris 1918 yılında evleniyorlar.
16 yaşında. Charlie 29 yaşında ve kadın hamile olduğunu söyleyerek onu evlenmeye zorluyor.
Evlendikten sonra ise yalan söylediği ortaya çıkıyor.
Sonra işte hamile kalıyor.
Bir çocukları alıyor ama bebek çok ciddi bir doğum kusuruyla doğuyor ve 3 gün sonra hayatını kaybediyor.
Bu evlilik 1 yıl sürüyor arkadaşlar ve çok kötü karalamalarla bitiyor.
Yani çok çirkince bitiyor.
Charlie aldatıldım diyor.
Eşi diyor ki hayır. o beni aldattı bana işte şiddet uyguladı diyor gibi gibi şeyler.
Sonra Charlie Nabokov'un Dolita'sına esin kaynağı olduğu iddia edilen Lita Gray ile bir ilişkiye başlıyor.
Kız daha 15 yaşında Charlie ise 35 yaşında ve genç kız bu ilişkiden hamile kalıyor.
Ailesi çocuğu aldırmasına izin vermiyor.
Şantajlar yapılıyor Charlie Chaplin'e yine evlenmek zorunda kalıyor ve bu ilişkide Charlie'nin ihanetiyle son buluyor arkadaşlar.
Çok ciddi bir nafaka vererek ayrılıyor ama bu kızın ailesi çok fena.
Son Sonra 47 yaşında 26 yaşında bir kadınla evlendiği iddia ediliyor.
Bu kesin değil arkadaşlar. Sonra 1943 yılında yine kendinden daha genç küçük bir kadınla evleniyor.
Hatta bu kız Çaldar Tarlası'da çocuklar kitabının yazarı olan Selinger'la da aşk yaşamış.
Selinger onun Charlie ile ilişki yaşamasına çıldırmış.
Çok kötü bir mektup yazmış ve en sonunda 1977'de Charlie tam 34 sene evli kalacağı o ana ile evleniyor.
Bu eşi de kendinden genç, çok hoş bir kadın ve Charlie Chaplin gerçekten ona çok aşık.
Her baktığında ya ben bu kadınla mı evliyim, bu güzel kadınla dermiş yani o kadar seviyor karısını.
Charlie Chaplin neden bu kadar sevildi peki?
Çünkü o yeri yurda olmayanların, kaybolmuşların ya da hayatta başarısız olmuş olanların kendi yansımalarını gördükleri bir isim.
O yüzden çok sevildi ve dehası da buradan geliyor.
Yani o yaşamış olduğu umutsuzluk deneyimini evrensel bir sembole dönüştürmeye başarmış bir isim.
1915 yılında Charlie neredeyse dünyanın en ünlü insanlarından biri haline geliyor.
Charlotte karakteri, işte Charlie yürüyüşü, Charlie bebekleri, oyuncakları, şapkaları, kravatları, her şeyleri hatta slot makinelerine şans getirsin diye Charlie Tillson'lara ekleniyor.
Düşünün karikatürleri var, çizgi romanları.
Her yerde Charlie Chaplin fırtınası esiyor ve takvimler 1915 yılını gösterdiğinde tahminlere göre arkadaşlar yaklaşık 300 milyon insan Charlie Chaplin'i...
izliyor. Tek bir imzayla henüz 26 yaşındayken dünyanın en çok para kazanan çalışanı olmuştur Charlie Chaplin.
Hani hep size diyorum ya arkadaşlar bir sabah uyandığınız zaman hesabınızda milyon dolarlar olsa hani artık ömür boyu çalışmak zorunda değilsiniz.
Ne yapardınız o sabah diye sormuştum bir podcastimde.
Bu çok önemli bir soru bence.
Çünkü buna vereceğiniz cevap aslında gerçek tutkularınızı bir yerde açığa çıkarıyor.
Charlie'nin hayali en başında zengin olmaktı hatırlıyorsun.
Ve oldu da öyle bir fakirlikten geldi ve dünyanın en zengin isimlerinden biri oldu.
Peki o ne yaptı? Ertesi gün kalkıp yine aynı şeyi yapmaya, işini yapmaya devam etti film çekmeye.
Çünkü bu onun bence gerçek tutkusuydu.
Korkunç zengin olduğu halde hala aynı sektörde kalıp aynı şeyi üretmeye, yapmaya devam edenler artık her ne işle başladılarsa ve devam ediyorlarsa.
Bence onlar kendiler için doğru alandalar arkadaşlar.
Tabii ki insan kendini aşmak, aşkınlık da isteyebilir.
Ondan da orada duruyor olabilirler ama Charlie bir röportajında diyor ki artık içimdeki en iyi işi çıkarmak ve enerjimi insanların arzuladığı şeye harcamak için dilediğim kadar özgürüm diyor.
Ve özgürüm dedikten sonra da bu sektörde devam ediyor.
Bir de Charlie Chaplin son çıkan filmlerinde seyircilerin arasına katılıyormuş.
Çaktırmadan onlarla birlikte izliyormuş filmi.
Sanki bir yabancıymış gibi.
Nasıl bir reaksiyon verecekler diye merak ediyor.
Hatta onların gülmedikleri yerler varsa filmden çıkar.
Bu kadar psycho.
1921 yılında yayınlanan The Kids filmini bilirsiniz.
Charlie Chaplin'in en çok beğenilen filmlerinden biridir.
O film kendi çocukluğundan izler taşır ve bu filmden sonra artık halk arasında da bir sıçrayış yakalıyor.
Daha büyük bir sıçrayış. Sanatına dair eleştirmen farkındalığını da arttırıyor.
Hatta Charles Dickens ile karşılaştırılıyor, benzetiliyor.
Çünkü her ikisi de çocukken çok büyük acılardan, yoksulluklardan geçmişler.
İkisi de anneleriyle problem yaşamış.
İkisi de gençken şöhrete...
ulaşmış. Dickens 24, Chaplin 25 yaşında şöhreti bulmuştur ve Chaplin en çok onun kitaplarını okumayı seviyor.
Kendinden çok şey bulurmuş.
Charlie Chaplin ününün doruğundayken 1920'lerdeki bir Londra seyahatinde 2 gün içinde 73 binden fazla mektup almıştır.
Düşünebiliyor musunuz? Ve Time dergisinin kapağında yer alan ilk yönetmendir, ilk aktördür.
Küçük serseri karakteri tarihteki en çok tanınan kurmaca karakterlerden biri olmuştur arkadaşlar ve onu 30 yaşında Bu kadar servetine rağmen.
Hep eli sıkıdır arkadaşlar.
Pejmir'de otel odalarında yaşamaya devam etmiştir.
Sürekli aynı kıyafetleri giyermiş ve serseri karakterini zaten Londra'da böyle beş parasız geçirdiği bir gençlik dönemi var.
Oradan yola çıkarak oluşturmuştur.
Charlie Chaplin hakkında bilmemiz gereken en önemli şeylerden biri tabii ki 2.
Dünya Savaşı sırasında ABD'ye destek vermemesidir arkadaşlar.
Sovyet yanlısı bir görüş profili çizmiştir ve bundan dolayı parlamentodaki ateşli komünizm karşı...
Ve 1952 yılında Avrupa'ya seyahate gittiği zaman ABD'ye yeniden girmesi yasaklanmıştır.
Sürgün edilmiştir İsviçre'ye.
Hatta meşhur bir sözü var.
Yıllarca İsviçre'de yaşamıştır ailesiyle ama 1972 yılında Oscar ödülünü almak için geri dönmüştür.
Bir de arkadaşlar Adolf Hitler'e olan benzerliğini biliyorsunuz çok meşhur.
Bir gün eline bir gazete küpürü geçiyor ve bu...
Burada Hitler'e aşırı benzediği için filmlerinin Almanya'da yasaklandığı yazıyor.
Ve büyük oğluna dönüp diyor ki bu arada arkadaşlar ayrı ayrı kadınlardan 11 çocuğu olmuştur.
Oğluna diyor ki deli olan o komedi oyuncusu olansa benim.
Ancak bu tam tersi de olabilirdi diyor ki sonra büyük diktatör diye politik komedi içerikli bir film çekiyor.
Hitler'i ağır eleştiriyor ama ikisi cidden çok benziyor arkadaşlar.
Charlie onun için benim kötü bir taklidim der Hitler için.
Yani baktığınız zaman çok... benzerlikleri var.
Zaten dört gün arayla doğuyorlar.
İkisi de annesini tapıyor. İkisinin de babası sarhoş.
İkisi de Napolyon ve İsa'ya bayılıyor.
Kendilerini onunla özdeşleştiriyorlar.
İkisi de müziği çok seviyor ve müzik yapabileceklerine, besteleyebileceklerine inanıyorlar.
İkisini de ruh hali aniden değişiyor.
Paranoya krizlerinden muzdaripler.
Yani Charlie Führer rolü için biçilmiş kaftan gibi ve bu filmde ilk kez tamamen ses ve diyalog kullanmıştır ve en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görüyor.
Fakat bu ödülü almamıştır kabul etmemiştir.
Bir de unutmadan Charlie Chaplin'in haftalarca yıkanmadığı söylenir arkadaşlar.
Çok pis olduğu söylenir.
2-3 hafta hiç duş almadan aynı kıyafetlerle gezermiş çorabına kadar.
Bir yönetmen onunla sırf bu yüzden kokusu yüzünden çalışmak istememiş.
Bir asistanı da diyor ki bir gömlek alırdı diyor haftalarca giyerdi.
Sonra da o gömleği çöpe atardı.
Bu şekilde giysi masraflarından tasarruf ettiğine inanırdı diyor.
Bence aşırı yoksulluk çektiği için bir dönem böyle olmuş olabilir.
Böyle bir psikoloji geliştirdi belki.
Çünkü ruhsal sıkıntı yaşayanlarda biliyorsunuz banyo yapmak istememe durumu görülebiliyor psikolojide.
Bir de hep çok cimri olduğu söylenir Charlie Chaplin'in.
O da zaten geçmişte çok aç kaldığı için muhtemelen olmuştur.
Bunları aşamamış gördüğünüz gibi.
Ne kadar zengin olursa olsun aşamadığı şeyler var.
Ve Charlie 1962'de Oxford Üniversitesi tarafından Fahri Doktorluğa layık görülüyor.
78. yaş gününde bile çalışmaya devam etmiştir.
Ve diyor ki bu yaşta günlerin geçmesini artık istemiyorum.
Her dakikamı yaşamak istiyorum demiştir.
3 Nisan 1972'de Amerika'ya gidiyor Oscar'ını almak için ve dakikalarca ayakta alkışlanıyor.
Neredeyse ağlayacakmış, çok duygulanmış ve 1975'te kraliçeden Sir ünvanını alıyor.
Sir Charles oluyor ve daha sonra artık tekerlikli sandalyede görüyoruz onu.
Gut hastası oluyor. Zaman zaman hafızasını yitirdiği oluyor.
Kim olduğunu bile unutuyormuş.
Halbuki en büyük korkusu, bu hayattaki en büyük korkusu unutulmakmış Charlie Chaplin'in.
kendi unutuyor maalesef.
Yaşamak çalışmaktır ve ben yaşamayı çok seviyorum der Charlie Chaplin.
25 Aralık 1977'de ki Noel'den nefret edermiş hayatını kaybediyor ve 1978'de mezar hırsızları maalesef onun naaşını çalıyorlar ve karşılığında 400 bin pound
istiyorlar ailesinden. 3 ay sonra yakalanıyor bu mezar hırsızları ve hapis cezası alıyorlar.
Charlie Chaplin'in hayatı kısaca böyleydi arkadaşlar.
O siyah beyaz bir dünyanın belki de İçi kan ağlasa da her zaman milyonları
güldürmeyi başaran Charlie Chaplin der ki Daima kalbimin sesidir.
Kahkahasız geçen bir gün boşa geçmiş bir gündür.
Gülüşünüz bol olsun, lisanınız kalbinizin sesi olsun.
TV Plus Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bu cumartesi yeniden görüşmek üzere.
Hoşçakalın, kendinize iyi bakın.
Beni Instagram'dan takip etmek isteyenler için de adresim aşağıda açıklamalarda olacak.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek isteyenler bana bu adresten ulaşabilirsiniz.
Hoşçakalın, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
