
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur.
Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için tıklayınız!
OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %20 indirimli.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün çağdaş Türk edebiyatımızın en önemli isimlerinden birini konuşacağız.
Cemal Süreyya'nın hayat hikayesini anlatacağım size.
Şüphesiz ki şiirleri en çok sevilen şairlerin başında geliyor.
Aşkı da en güzel anlatanlardan biri.
İkinci yeni hareketinin şairlerinden biliyorsunuz ve şiirlerinde genellikle aşk, ölüm, yalnızlık ve insan ilişkileri gibi böyle evrensel temaları işlemiştir.
Biraz da erotizm vardır şiirlerinde ama bu bölümde şiirlerini değil hayatını konuşacağız arkadaşlar baştan söyleyeyim.
Şimdi hikayenin başına gidiyoruz.
Gerçek adı Cemalettin Seber.
1931 yılında Erzincan'da doğuyor.
Annesinin adı Gülbeyaz.
Kendi deyimiyle aktaracak olursam annem bir Alevi kızıdır.
Adı da Gülbeyaz'dır diyor.
Babası Hüseyin, Hüseyin Seber.
Üç tane kardeşi var. Büyük babası Kamer Bey ki büyük babası 1900'lü yılların başında böyle Erzincan'ın hatırı sayılır varlıklı ailelerindenmiş.
Yani Cemal Süreyya'nın babası varsıl bir aileye doğuyor.
Babası Hüseyin Bey, abisi Memo ile birlikte nakliyecilik işi yapıyorlar.
Ki o zamanlar çok az bu işi yapan kişi var.
Çünkü motorlu araç çok az kişi de var.
Babası hep böyle takım elbiseyle gezen, tiril tiril bir adammış.
Ve İstanbul'a gele gide böyle kent görgüsü kazanıyor.
Hatta babasına süslü Hüseyin derlermiş.
Annesi Gülbeyaz Hanım, gerçek adı Güllü.
Neden Gülbeyaz diyorlar?
Çünkü aşırı beyaz tenli, çok güzel bir kadınmış.
Gülbeyaz diyorlarmış. Erzincan'ın Karatuş köyünden bir zaza kızı.
Annesini küçük yaşta kaybediyor Cemal Süreyi.
Az sonra buralara geleceğim.
Bu arada ben bu kök aile olayını çok önemsiyorum arkadaşlar ve biyografi bölümlerimde özellikle bunlardan bahsediyorum.
Çünkü bir insanın hayatını en çok etkileyen noktalardan biri.
İlk doğduğu aile, kök ailesi ve orada yaşadığı şeyler.
O yüzden buraları uzun uzun anlatacağım.
Babası Hüseyin Bey bir gün böyle yine kamyonla seyahat ederken Karatuşköy'ünden geçerken annesi Gülbeyaz Hanım'ı görüyor ve birbirlerine aşık oluyorlar.
Kaçarak evleniyorlar.
Önce Cemalettin yani Cemal Süreyya doğuyor.
Ardından da sırayla Kemal, Perihan ve Ayten kardeşleri oluyor.
Cemal Süreyya 4 yaşındayken 1 yaşındaki erkek kardeşi Kemal vefat ediyor.
Ve o anı çok net hatırlıyor.
Yani babasının onu böyle kollarında taşımış olduğu halini hatırlıyor.
Ardından işte o cenaze kalabalığı, kış vakti bunları çok net hatırlıyor.
Bu kısım önemli çünkü küçük bir çocuk ve ölümle ilk karşılaşma anı.
Hatta güz bittiğindeki dizelerinde bu anın izlerine rastlıyoruz.
Orada diyor ki bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm.
Yalnız işitme duygusu kalır ortada.
Ailesi içinse şöyle diyor.
Ailem güzel bir aileydi.
Amcam okurdu. Babam pek bir şey okumazdı ama konuşmayı çok severdi diyor.
Yani konuşmayı çok seven bir ailenin çocuğu olduğunu ifade etmiş.
Cemal Süreyya'nın ana tarafı da baba tarafı da Kürt arkadaşlar.
Ama evde konuşulan dil Türkçe'ymiş.
Özellikle babaannesi çok temiz bir Türkçe ile konuşurmuş.
Cemal Süreyya ve kardeşleri bir iki Türk'ü dışında Kürtçe bilmiyorlarmış.
Hatta Cemal Süreyya bu konu için şöyle.
Bu dil yorganımdır benim.
Biraz haşhaş, biraz balık kokar, biraz da zeytin tadı taşır diyor.
Ama son yıllarında insanın ana dilini bilmemesi ne kötü diyerek eşi Birsen Hanım'ın desteğiyle Kürtçe öğrenmeye karar veriyor.
Ama daha sonra 12 Eylül olayları patladığı için bu isteğini gerçekleştiremiyor.
Küçükken çok sık hastalanan bir çocukmuş.
Çok zayıf, çok çelimsiz bir çocukmuş.
O yüzden annesi her gün ona süt içirmeye çalışıyormuş ama içmiyormuş.
Sevmiyormuş süt içmeyi.
Annesi de ona hikayeler anlatarak sütü içirmeye çalışıyor.
Özellikle de böyle Kerem ile Aslı hikayesini anlatınca bir anda böyle dalıyormuş sütünü içiyormuş.
Merve sen neden bunu anlatıyorsun?
Niye bu kadar detay diyorsanız?
Şimdi dediğim gibi arkadaşlar annesini küçük yaşta kaybetmiş bir çocuk Cemal Süreyya.
Niye bu kadar detay diyorsanız?
Şimdi şu şiirine bir bakın.
Bakın ne diyor? Bir çocuktun sen.
Bir çocuktun sen. Bir bardak su duruyordu eşikte.
Dolu bir bardak duruyordu eşikte.
O zaman sen daha neydin ki?
Annen alucranın gizli su kürelerinden geçirdi seni.
At arabalarıyla ve büyük bir kalabalıkla gidilen baş döndürücü mavi su kürelerinden.
Neden sonra aldın o bardağı?
O yüzyıl beklemiş sütü.
Çırpınarak bir tülbentten süzülmeye uğraşan o koyu...
O beyaz, o rahatsız sübyeyi içtin onun elinden.
Onun süreyen elinden.
Annen miydi? Kesik saçı ve açık ensesi miydi teyzenin?
İçtin elinden. Kar mı yağacaktı artık?
Bakın şimdi daha anlamlı oldu değil mi bu hikaye?
Hatta bu bölüm bittikten sonra onun şiirlerini tekrar okumanızı istiyorum.
Çok daha anlam bulacağına eminim.
Hayatını sarsan anlardan biri arkadaşlar bu.
Çünkü Kerem ile Aslı hikayeleri onun şairlik duygusunu ilk tetikleyen şey.
Bakın sütün ucu nerelere vardı.
Hatta yıllar sonra Kerem ile Aslı'dan esinlenerek piyes yazmayı bile deniyor.
Ama yazamamış yarım bırakmış bilerek yarım bırakıyor.
Bir de az önce okumuş olduğum şiirde hani teyzem mi annem mi diyor ya.
Bunu da açıklayayım. Annesini küçük yaşta kaybettiği için bir fotoğrafı yok böyle hayal meyal hatırladığından dolayı teyzesiyle karıştırıyor.
Detaycı Merve. Şimdi arkadaşlar biraz zamanı geriye saracağım.
1925 Şehzade Ayaklanması ile başlayan bir dönem işte hemen ardından 1938 Dersim olayları.
Hatta 1934'te çıkarılan bir kanun işte iskan politikası biliyorsunuz.
Yaklaşık 500 bin kişi köylerinden alınıp Orta ve Batı Anadolu'ya dağınık bir biçimde yerleştiriliyor.
Süreyya henüz 6 yaşında bunları yaşıyor.
Zorunlu iskan. Ailesi Erzincan'daki evini satıyor.
Her şeylerini satıyorlar.
Jandarma gözetiminde bir tren yolculuğuyla Bilecik'e gitmek durumunda kalıyorlar.
Ve bu zorunlu sürgün sonrası 1938'in 6.
ayında artık Bilecik'te yaşamaya başlıyorlar.
Ve aile çok daha büyük bir acıyla sarsılıyor.
Annenin vefatı.
Gülbey Hasan'ın vefat ediyor.
Yani 7 yaşında...
Bir çocuğun yaşayabileceği en ağır şey.
Bakın önce kardeşini kaybetti.
Daha sonra annesini kaybetti.
Zorunlu bir sürgün.
Aile artık bilecikte yaşamaya başlıyor.
Köklerinden koptular.
Ve bu tren yolculuğu da tabii onu çok etkilemiş olacak ki.
Şöyle demiştir yıllar sonra.
Tren düdüğü kalkışta da varışta da benim için her zaman ağlatı içermiştir.
Kalkışta ayrılık, varışta burun kemiğinde ince bir sızı.
İkisinde de acı.
Hüzün diyor Cemal Süreyya.
Cemal Süreyya Bilecik'e geldikten 6 ay sonra annesi Gülbeyaz'ı kaybetti dedim.
Bu olay için şöyle diyor.
Küçük kalbimdeki kuş ölmüştü diyor.
Çok etkileyici. Annesi 23 yaşında düşük yapıyor arkadaşlar.
Ve kanama durdurulamadığı için hayatını kaybediyor.
Daha sonra işte üvey annelerle yatılı okullarda yalnızlıkla, yoksullukla geçen bir çocukluk bekliyor Cemal Süreyya'yı.
Ve sonra her sevdiği kadında annesini arıyor.
Beni öp sonra doğur beni.
Bu şiirini anımsayın.
Ne diyordu orada? Annem çok küçükken öldü.
Beni öp. Sonra doğur beni diyor değil mi?
Şimdi Bilecik'te yaşarlarken babası Hüseyin Bey Cemal Süreyya'yı İstanbul'a yollamak istiyor okuması için.
Orada kız kardeşi var Fatma Hanım.
Onun yanına gönderiyor.
Ve ilkokula İstanbul Beyoğlu Firuza'daki 37.
ilkokulda başlıyor Cemal Süreyya.
Babası neden gelemiyor derseniz o...
zorunlu İskan politikasında şöyle bir şey varmış.
20 yıl o gönderilen yerde kalmak durumundalar.
Ama böyle işte belli prosedürlerle o süre kısalıyormuş.
Fakat onların kendisi kısalmadığı için oğlunu gönderiyor.
Aslında bu da yasal bir şey değil ama hani çocuk bir şey olmaz diye düşünüyor.
Öyle de oluyor arkadaşlar. İşte okula başlıyor.
Bu okul zamanında şöyle bir şey yaşıyor.
Şimdi halasının yanında kalıyor dedim ya.
Halasının da bir oğlu var Cemal Süreyya'nın yaşlarında.
Savaşta birlikte evden çıkıyorlar, okula gidiyorlar.
İkisine de bir Beslenme çantası hazırlıyor halası ama Cemal Süreyya kendisine verilenin o beslenmeye konulanın diğer çocuktan hep daha özensiz ve daha az olduğunu düşünüyormuş.
Burayı arkadaşlar unutmayın olur mu?
Az sonra bir şey anlatacağım. Orada bir kafanızda bağlantı kuracaksınız diye düşünüyorum.
Bu yemek meselesiyle alakalı.
Bilmiyorum ben öyle hissettim.
Neyse o evde kendini hep böyle bir yük gibi görüyor.
Cihangir camiye gidiyormuş sık sık küçükken.
Orada namaz kılıyormuş. Hatta iki kere de minarede ezan okumuşluğu var.
İlk almış olduğu ödül edebiyat değil müezzin ödülü arkadaşlar.
Bir de şöyle bir şey var. Şimdi Alevi geleneğinden gelen bir aile var.
Ve onun etkisiyle de böyle hazreti...
Hazreti Ali Cenklerini çok okuyormuş, çok severmiş.
Hatta böyle arkadaşlarını etrafına toplayıp onlara bu ezberlemiş olduğu Hazreti Ali Cenklerini anlatmayı çok seviyormuş.
Bir de Aleviler arasında şiir duygusunun çok daha yoğun yaşandığını söylüyor.
Kendisinin de bundan etkilendiğini söylüyor.
Katılıyorum. Eline ne geçse okumaya başlıyor.
Onun için bir tutku arkadaşlar okumak.
Yani yerde kese kağıdı bulsa açıp okurmuş o derece.
İlk Edebiyat özülünü de ilkokul ikinci sınıfta yazmış oldu.
kompozisyonunu alıyor.
Onu da şöyle anlatıyor.
Çok tatlı bir hikaye. Türkçe öğretmeni derste bir hikaye anlatıyor bütün sınıfa.
Tavşanla kaplumbağa hikayesi bunu anlatıyor.
Sonra diyor ki öğretmenlere gelecek ders bu hikayeyi siz yazın diyor.
Birinci olana bir ödül vereceğim diyor.
Ertesi ders geliyor. İşte bütün sınıf hikayeyi yazıyor.
Tek bir farkla Cemal Süreyya kazanıyor.
Herkes şöyle yazmış.
Bir tavşanla bir kaplumbağa arkadaş olmuşlardı.
Böyle yazıyorlar. Cemal Süreyya şöyle diyor.
Bakın ikinci sınıfa gidiyor.
Bir tavşanla bir kaplumbağa canciğer arkadaş olmuşlardı.
İşte ondan sonra diyor uzun zaman tahrir ödevlerinde bu canciğer lafını herkes kullanmaya başladı.
Tatilinizi nasıl geçirdiniz diye bir ödev veriyorlar.
Mesela herkes şöyle başlıyor.
Canciğer bir arkadaşım vardı.
Bazı şeyler gerçekten küçükken belli oluyor bence.
Derken arkadaşlar...
Cemal Süreyya 11 yaşındayken tam böyle babası kardeşlerini de alıyor.
İstanbul'a geliyorlar ama dediğim gibi Bilecik'te yaşamak zorundalar.
Bir zorunlu sürgündeler ve başka bir şehirde ikamet etmeleri yasak.
Yakalanıyorlar ve ailece tekrar...
Bilecik'e geri gönderiliyorlar.
Bilecik'e kesin dönüş yapıyorlar.
Ve ondan sonra Cemal Süreyya'ya anneannesi annelik etmeye başlıyor.
Çok şefkatli, çok tatlı bir anneanneymiş.
Bir kere bile diyor bize kızmazdı.
Hep de diyor beni kayırırdı diyor.
Çünkü Cemal Süreyya evin en büyük oğlu.
Hep böyle bir çıkınında, eskiler çıkın der ya.
Para biriktirirdi diyor benim için.
Gizli gizli verirdi diyor. Bu arada hiç babasından para isteyemezmiş.
Çok utanırmış babasından para istemeye.
Babası da dermiş ki ya bu oğlan ne yapıyor?
Ne yiyip ne içiyor? Neden benden hiç para istemiyor?
Onun göreceği bir yere para bırakılmış.
Halbuki... İsteyememe sebebi aralarında çok öyle mesafeli bir ilişki var.
Şimdi geleceğiz oralara. Şimdi babası zaten ayın yarısı evde yok.
Hep yollarda kamyoncu olduğu için.
Amcası onun babası gibi Memo amcası.
Her şeyi de ona ilk öğreten kişi.
Okuma yazmayı bile ilk o öğretmiş.
Matematiği o öğretmiş.
Resim yapmayı öğretmiş.
Çok önemli bir figür hayatında amcası.
Babası için şöyle diyor.
Kamyonların uzun yol kokusu.
Bir mutluluk, bir sevinç anlatır bana.
Kamyon dönmüştür sonunda.
Benzin, makine.
Yağ ve lastik kokusu birbirine geçmiş.
Solunur bir kıvama gelmiş.
Baba kokusuyla birleşmiştir bende diyor.
Yani bu kokular ona babasını hatırlatan kokular.
Babası çok ataerkil bir baba.
Çok uzak, çok mesafeli.
Hani böyle sadece uyurken çocuklarını öpen o eski nesil babalar vardır ya.
Tam olarak öyle bir baba. O yüzden Cemal Süreyya hep böyle özlemini çekmiş babasının.
Yani yanındayken bile babasını hep hasretmiş.
Anlatabildim mi? Ama amcası da onu çok yüceltirmiş.
Böyle evin prensi muamelesini görürmüş böyle.
Hatta bir gün yengesi işte karnıyarı koyuyor herkese.
Cemal Süreyya'yı böyle biraz az koymuş karnıyarı.
Amcası olay çıkarmış işte vay sen efendim ona nasıl az koyarsın vesaire vesaire.
Yani erkek çocuk en büyük erkek çocuk hep ilgi onun üzerinde.
Yani oradan bir sevgi görmüş amcasından değer görmüş diyebilirim.
Ama yıllar sonra amcası Memo'yla babası Hüseyin'in arasındaki ikisi beraber ortak iş yapıyorlar.
Hani kasaları bir. gibi düşünebilirsiniz.
Bir mal mülk kavgası giriyor.
Babadan kalan bir ev var.
Amcası Memo bu evi üzerine geçiriyor.
Kardeşine diyorlar ki Hüseyin'e işte sen bu evi al daha sonra problem yaşayabilirsiniz.
O da abimdir ne olacak diyor ama işler öyle olmuyor.
Yani bir mal mülk kavgası dediğim bu.
Her detayı da anlatmasam olmaz.
Daha sonra işte ailenin arası bozuluyor falan derken Cemal Süreyya ile yine arası iyi amcasın ama Bir kırgınlığı da var Cemal Süreyya'nın.
Fakat oğluna amcasının adını vermiştir.
Memo oğlunun adı biliyorsunuz amcasının adı.
O kadar da seviyor. Amcası da onu o kadar çok seviyor ki öldüğü zaman cüzdanından çıkan iki fotoğraftan birisi yeğeni Cemal Süreyya'ya ait.
Neyse dönelim çocukluğuna kaldığımız yerden.
Şimdi babası tekrar evleniyor Cemal Süreyya'nın.
Esma isminde bir kadınla evleniyor.
Esma Hanım gelir gelmez ilk iş babaanneyi evden kovuyor.
veya biliyorsunuz babaannesine çok düşkün dediğim gibi.
Cemal Süreyya ile babaannesi ayrı bir eve taşınıyor.
İki kız kardeşi üvey anne ile beraber kalıyor.
Çok karanlık bir dönem bu çocukluğunda.
Çünkü Cemal Süreyya bir anneye hasret.
Çok istemiş bir annesi olmasını.
Ama üvey annesi kardeşlerin bile birbirleriyle konuşmasını yasaklıyor.
Ve temizlik hastası bir kadın.
Sürekli böyle kuyudan su çektiriyor kızlara.
Sürekli temizlik yapıyorlar.
Okula zor yetişiyorlarmış düşünün temizlik yapmaktan.
Sürekli çamaşır yıkatıyor onlara.
Evi silip süpürüyor. Kahvaltılarını kendileri hazırlıyor.
Okula bile gidemiyorlar evi temizlemekten bu çocuklar.
Geç kalıyorlar. Ve Esma Hanım Cemal Etinyen, Cemal Süreyya'yı o kadar sevmiyor ki.
Ona mesela yemek gönderiyormuş.
İçine de çok affedersiniz tırnaklarını kesip atıyormuş.
Düşünün. Büyü niyetine böyle bir sürü otlar kaynatıp içiriyormuş.
Kitaplarını, defterlerini yakıyormuş.
Burayı da aklınızda tutun arkadaşlar.
Az sonra bir şey anlatacağım size.
Böyle kafanızda kontak kurmanızı istiyorum.
Dövüyor zaten sürekli.
Ama ne zaman babaları eve gelse çocuklara çok iyi davranıyor.
Melek gibi davranıyor. O yüzden baba da inanmıyor bu yaşananları.
Çocuklar anlatıyor ama inanmıyormuş.
Eşine inanıyormuş. Ve Cemal Süreyya artık dayanamıyor.
Amcasının yanına kaçıyor bir ara.
En sonunda da parasız yatılı sınavlarını giriyor, kazanıyor ve orada okumaya başlıyor.
Hatta babası gururuna yediremiyor.
Oğlum bizim durumumuz mu yok?
Neden böyle bir şey yapıyorsun? Halbuki parasız yatılıyı zaten kazanmak bir mesele yani.
Gerçek bir başarı ama babası bunu öyle görmüş.
Ama evden kaçış Cemal Süreyya için.
1944'te ortaokula başlıyor.
E takdir edersiniz ki Türkçe ve edebiyat dersi çok çok iyi.
Burada bir ilgisi var.
Bu arada üvey annesi okula bile yemek gönderiyor.
İçine de cam kırıyor. Kırıkları koymaya çalışmış düşünün.
Hani kız kardeşler engel olmasa o cam kırıklarını yiyecek belki.
Hani sırf yesin de ölsün diye yapıyormuş.
Hırsını alamıyor yani bir türlü.
Ve eve gelmesini falan komple yasaklıyor.
Böyle şeyler duyunca inanamıyorum arkadaşlar biliyor musunuz?
Yani bir insanın bu kadar kötü olabileceğine ben inanamıyorum.
Aklım hastalam almıyor.
Nedenini düşünüyorum akıl sır erdiremiyorum.
Çünkü küçücük bir çocuk var karşımda.
Nedir bu kin bu öfke yani anlam veremiyorum.
Nasıl bir hırs. Neyse devam edelim.
Şimdi gelelim mi o meşhur söze?
Ne diyordu bir röportajında Cemal Süreyya?
Dostoyevski'yi okudum. O gün bugündür hiç huzurum yok diyordu.
Ortaokulda ansiklopedilere kadar okuyor.
Yani sürekli bir okuma halinde.
Zamanının çoğunu zaten Halkiyevi kitaplarında geçiriyor.
Dostoyevski'nin Karamozov kardeşlerini beş kere okumuş.
Yani hayranı bütün kitapların özellikle de bu kitabının.
Yani bir kitabı beş kere okuyacak kadar çok sevmek.
Burada bir durup düşündüm arkadaşlar.
Çünkü bir insanın...
aynı kitabı defalarca okumasının öyle alelade bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Karamozo kardeşlerde hatırlarsanız bir baba ve üç evladının hikayesi vardı.
Büyük bir dram vardı.
Feodal yapı, sınıf mücadelesi, babasının yapmış olduğu evlilikler, çocukların psikolojik durumu nasıl tanıdık geldi mi?
Şimdi bu kitapta geçen altını çizdiğim bir söz var.
Şöyle bir tekrar baktım kitabıma.
Yıllar geçmiş üzerinden tekrar okumam gerektiğini hatırladım bakınca.
Diyor ki... Dostoyevski, Karamozov kardeşlerdi.
İnsanın en değerli anıları aile ocağında geçen çocukluğuna dair oluyor.
Ailede bir parçacık sevgi varsa Bu böyledir diyor.
Keşke altını çizdiği satırları görebilseydik Cemal Süreyya'nın.
Çünkü bir insanın bence bir kitapta altını çizdiği satırlar yaralarını gösteriyor arkadaşlar çoğu zaman.
O yaraları da hiç kimse görsün istemiyor.
Ama o yaralarımız aslında ışığın içeri sızdığı yer.
Yani insanı dönüştüren, büyüten, olgunlaştıran yerler o yaraları.
Yeter ki o yaraları birilerine açma, gösterme cesaretimiz olsun.
Bunu tabii profesyonel bir destek alarak yapmak ruhunuza çok iyi geliyor arkadaşlar.
Gerçekten terapi aldıktan sonra hayatım çok değişti.
Yani hayata bakış açım değişti.
En önemli olan şey bu zaten.
Ve birine hani bak benim burada bir yaram var.
Bunu konuşmak istiyorum demek.
Ya bu kadar güvenmek birine içini açmak bile insana kendini çok farklı hissettiriyor.
O yüzden kendi adıma gerçekten hayatım için yapmış olduğum en değerli şeylerden biri bu diyebilirim.
Çünkü bir arkadaşınıza anlatmakla çok farklı arkadaşlar.
Yani bir profesyoneli anlatmakla bir arkadaşınıza anlatmak gerçekten arada uçurumlu.
olabiliyor ve gündelik hayatın telaşında biliyorum çok zor bu söylediklerim hani bir terapiye gideyim deseniz işte işten çıkacaksınız yorgun argın bir sürü yol kat edeceksiniz bir sürü mesai harcamanız gerekecek gözünüz
kesmiyor haliniz olmuyor anlayabiliyorum bir an önce eve gideyim şöyle kendime bir kahve koyayım dinleneyim istiyorsunuz ya da evdesiniz sürekli çocuklara koşturuyorsunuz bir telaş içerisindesiniz anlıyorum tamam ama
böyle de terapisi nasıl alabilirsiniz arkadaşlar en rahat hissettiğiniz yer Dilediğiniz saatte Evital'den randevu alarak online terapi alabilirsiniz.
Beni uzun zamandır dinleyenler zaten Evital platformuna çok aşina ve çok severek kullanıyorlar.
Evital dijital bir sağlık platformu.
O yüzden ister evde ister iş yerinde bir öğle arasında olur.
İster işten çıkıp eve giderken yolda olur.
İnternetin olduğu her yerde arkadaşlar Evital'den destek alabilirsiniz.
Üstelik bütçe dostu, taksit imkanı mevcut.
Dörtlü ve sekizli seans paketleri.
oldukça avantajlı fiyatlara sahip.
OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı seanslarında %20 indirim var.
Bu kodu açıklamalara bırakıyorum.
Bu arada seans satın almadan önce ücretsiz 15 dakikalık ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Seçmiş olduğunuz uzmanın tarzını ve uyumunu görmek isterseniz.
Ve Evital'de psikolojik danışman, beslenme danışmanlığı, sağlık profesyonelleri Ve kurumlara özel paketler de mevcut.
Hatta yapay zeka asistanı Evo var.
Ondan da destek alabilirsiniz.
Kullanmaya başlamadan önce hani nereden başlayayım, hangi uzmana gitmeliyim gibi sorularınız varsa Evo size yol gösteriyor.
Teşhis koymuyor, yol gösteriyor.
Vereceğiniz yanıtlara göre size en uygun uzmanı ve hizmete öneriyor.
Kodumuzu tekrar hatırlatıyorum OSB25.
Bu kodla tüm psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı seanslarınızda %20 indiriminiz olacak.
Detaylar açıklamalardaki link.
sizleri bekliyor. Şimdi Cemal Süreyya'nın hayatına kaldığımız yerden devam edelim.
Dediğim gibi Dostoyevski okuyor sürekli hayranı.
Bir dönem yazın 3 ay boyunca bir dağ başında çadır bekçiliği yapıyor.
Diyor ki 3 ay çalıştım da bir elbisem oldu diyor.
Geceleri yıldızlara bakıyor.
Gündüzleri roman okuyor.
Ve artık böyle yavaş yavaş yazar olma hayalleri kurmaya başlıyor.
Kendisine işte takma bir isim düşünüyor.
Acaba adım ne olsa falan diye.
Gerçek adı biliyorsunuz Cemalettin Seber.
Cemalettin'i kısaltıyor.
Cemal yapıyor. Adını da hiç sevmiyormuş bu arada onu da belirtmek isterim.
Cemal yapıyor. Yanına da Süreyya ekliyor.
Neden Süreyya değil?
iki yeyle değil, tek yeyle onu az sonra anlatacağım.
Ama bu ad olayı için şöyle bir şey söylüyor.
İlkokulda adımdan, soyadımdan, okulumdan, mahallemizin adından, sokağımızın adından hep utanırdım.
Düşün. Adım Cemalettin.
Soyadım Seber ki hiçbir anlamı yok.
Herkes yanlış anlıyor. Pür telaş mahallesinde oturuyoruz.
Sokağımızın adı da Tavuk Uçmaz diyor.
Bundan utanıyormuş. Arkadaşları da okulda ona Cemalettin demiyorlarmış.
Şair diyorlarmış. Aşık diyorlarmış.
Tunç diyorlarmış. Cemo diyorlarmış.
Böyle isimleri var. Bütün kızlar da ona aşıkmış bu arada.
Yakışıklıymış baya. Cahit Sıtkı Tarancı'nın aksine o kendini hiç beğenmiyordu hatırlıyorsanız.
Merve onu da mı anlattın?
Evet Fizi'de özel bölümüm var Cahit Sıtkı Tarancı dinleyebilirsiniz.
Müthiş bir hikayesi var onunla.
Şimdi bütün kızlar aşık dediğim gibi ama o bir kıza mehtun oluyor.
Seniha isiminde kızıl saçlı bir kız.
Ve bir gün tahtaya şu dizeleri yazıyor Seniha için.
Seni sevdiğim anda her şeyim kızıl oldu.
Masmavi defterime...
Kızıl satırlar doldu yazıyor.
Bunları yazdığında da henüz böyle 13-15 yaşlarında falan her gün bir şeyler yazıyor.
Seniha'nın sırasını gözüne koyuyor.
Bir süre yazışıyorlar arkadaşlar böyle mektuplaşmalar falan gidip geliyor derken idarenin eline geçiyor bu mektuplar.
Okul hemen babasını çağırıyor.
Babası da diyor ki benim oğlum okuyor.
Kıza da aşık olmuş ne var bunda diyor.
Ama okul idaresi ahlak notunu düşürüyor Cemal Süreyya'nın.
Ama yine de Seniha'ya 7 yıl her hafta böyle neredeyse dergi kalınlığında mektuplar göndermeye devam ediyor.
Şiirler yazıyor sürekli Seniha'ya.
Derken 1947-48 öğretim yılında Haydarpaşa Lisesi'ne başlıyor.
Yine parasız yatılı. Bu dönem futbola çok meraklı.
Koyu bir Fenerbahçeli ve Lefter hayranı.
Lefter demişken malum platformda Lefter filmi var.
Dün paylaşmıştım öneri olarak.
İzleyin derim. Bu lisede geçirdiği yıllar için beni bene...
Bir dönem değil diye orada geçirdiğim yıllar.
O yüzden bunun üzerine çok durmayacağım ben de.
Bu arada hala üvey annesinin zulmü devam ediyor.
Bakın parasız yatılığı uzakta.
Hala kardeşlerine hasret.
Ama böyle arada evine gitmek istiyor.
Fakat çok çekiniyor üvey annesinden dolayı.
Hatta çok... Kötü bir olay yaşıyor.
Onu da anlatmak istiyorum. Bir Şubat tatili.
Dayanamıyor. Karkış demiyor.
Trene atlıyor. Bilecik'e gidiyor İstanbul'dan.
Kız kardeşlerini görmek için.
Gece Bilecik'e varıyor.
Hemen eve gitmek istemiyor gece olduğu için.
Cebinde sadece bir lirası var.
Yıkık dökük bir handa kalıyor o gece.
Ve sabah uyandığında üzerinde bir karış kar var.
İnanabiliyor musunuz? O kadar soğuk bir hava ve bunu yaşıyor.
Sonra gidiyor işte evlerine.
Sabah erkenden çalıyor kapıyı.
Olayın devamını kız kardeşi Esma'nın sözleriyle anlatmak istiyorum.
Diyor ki Esma Hanım kapı diyor tak tak etti.
Abimi gördük bir çığlık attım.
Kadın evde yok. Ablam diyor camdan baktı.
Ve abime dedi ki kapıyı açamayız sana dedi.
İkimiz de nasıl ağlıyoruz.
Abim açın dedi.
Ablam açamayız döver bizi dedi.
Akşama gel babam evde olur dedi diyor.
Kardeşleri pencerede ağlıyor hüngür hüngür.
Cemal Süreyya dışarıda pencerenin parmaklıklarına tutulmuş ağlıyor.
Ve kızlar abilerini içeri alamıyorlar üvey anne korkusundan.
Çünkü üvey anneleri tembihlemiş.
Gelirse almayacaksınız demiş.
Hani sizi de döverim demiş muhtemelen.
Eve almıyorlar. Böyle bir olay yaşıyor ve kardeşlerini göremeden babasını göremeden.
Geri dönüyor. Sonra bir mektup yazıyor kardeşlerine.
Sevgili kardeşlerim ikinizi de çok seviyorum.
Biz hayatta dalgaların sürüklediği küçük bir tahta parçası.
Batağa çıkağa ilerleyeceğiz.
Sizi ben kurtaracağım.
Göreceksiniz. Bütün acılarınızı unutacaksınız diyor mektubunda.
Acılarımı içimde taşıdım hep diyor ya Cemal Süreyya.
Çok haklıymış gördüğünüz gibi.
Ama işte daha sonra o acıları öyle yerlerden çıkarıyor ki oralara geleceğiz.
Neyse derken bir gün babası Hüseyin Bey'in yolunu bitişik komşuları olan bir öğretmen hanımefendi var.
Kesiyor yolunu adamın.
Diyor ki Hüseyin Efendi ben artık dayanamıyorum.
Bu çocuklar çok ızdırap çekiyor.
Artık ne yapacaksan yap diyor.
Hüseyin Bey Esma Hanım'ı evden atıyor eşine.
Ama zaten şöyle de bir olay yaşanıyor.
Esma Hanım bir gün mahallenin fırınına gidiyor.
Fırıncı kadın da diyor ki sen diyor ne kadar ahlaksız bir kadınsın.
Yani şu öksüz çocuklara yaptıklarına bir bak diyor.
Utanmıyor musun be kadın diyor.
Esma da kadının başına kürekle vuruyor.
Kadın bayılıyor. Olaylar çığırından çıkıyor.
Esma İstanbul'a kaçıyor.
Sonra bütün aile kurtuluyor bu kadından.
Ondan sonra Hüseyin Bey tekrar bir evlilik yapıyor.
Refika Hanım diye bir kadınla evleniyor.
Çok da iyi bir kadın bu.
Çocuklar geç de olsa bir anneye kavuşuyorlar.
Ama olan Cemal Süreyya'nın psikolojisine, çocukluğuna oluyor.
Hani şey diyoruz ya çocukluk travmaları.
Yani travma görün arkadaşlar.
Hani yok anam bana bağırdı, babam şöyle yap travma diyoruz ya.
Anasite Turan ve anlattığım şeyler.
Şimdi Cemal Süreyya'nın lise notları çok iyi.
Üniversitede istediği bölümü seçiyor.
Ankara, Mülkiye yani tiyasalı yazıyor.
Mali ve iktisat bölümünü seçiyor.
Bu arada Seniha Hanım'la aşkları tam gaz devam ediyor.
Hala mektuplaşıyorlar.
Ki mektuplaşmak Cemal Süreyya için bir tutku.
Kendi kendine sokakta görüp beğenmiş olduğu kadınların dilinden kendine hayali mektuplar yazıyormuş düşünün.
Ve işte Mülkiye'de en yakın arkadaşlarından biri de şair Se...
Ve çok yakın bir arkadaşı var Hasan Basri.
25 yıl süren bir dostlukları var.
Ama arkadaşları için genel olarak Cemal Süreyya'nın bir kırgınlığı var.
Çok da küsermiş oradan bahsedeceğim az sonra.
Diyor ki benim arkadaşlıklarım ölmek için hep küçük darbeler bekledi.
Arkadaşlarıma çok fazla bağlandım.
Bu da belki beni onlardan çok şey istemeye götürdü.
Çoğunca da başkalarından kıskandım onları.
Kimi zaman da... arkadaş yerine bir mürit aradım.
Bütün bu kusurlar var bende.
Aşk gibi gördüm arkadaşlığı da.
Kazık yedim demek İşi çok ucuza bırakmak olur diyor Cemal Süreyya arkadaşlıkları için.
Ama mesela niye küsüyor derseniz.
Mesela bir gün Hasan Basri'ye bir kız gösteriyor.
Çok beğendim diyor kızı.
Ama Hasan Basri kızı beğenmediği için küsüyor.
Yani böyle. Hep de haksızlığa uğradığını düşünüyor.
Ama Hasan Basri'ye imzalamış olduğu Üvercinka kitabını şöyle imzalamış.
Seni anmak yalnızlığa yergi.
diye imzalamış bakın arkadaşına.
Sonra yazar arkadaşları oluyor ki Ahmet Arif mesela.
Bu arada Ahmet Arif'in yine fizide özel bölümü var.
Dinlemek isterseniz mutlaka öneririm.
Leyla Asım'a yazdığı mektupları konuştuk.
Neler neler anlattım onunla ilgili.
Çok beğendiniz o bölümü.
Hasretinden prangaları eskittim diyen Ahmet Arif.
Mutlaka dinleyin. Ahmet Arif Cemal Süreyya'ya çok hayran arkadaşlar.
Hatta o kadar hayran ki onun yüzünü bile görmediği kız kardeşiyle evlenmek istiyor.
Cemal Süreyya'nın kız kardeşi Ayten Hanım'la evlenmeyi düşünüyor Ahmet Arif.
Hatta Cemal Süreyya da kız kardeşi Ayten'e şöyle diyor.
Evlen kız diyor. Türkiye'nin en iyi şairidir diyor Ahmet Arif.
Hatta kardeşiyle Ahmet Arif buluşacaklar.
Hep birlikte bitir. tanışma yapacaklar.
Ama Ahmet Arif buluşmaya gelmiyor.
Çünkü temiz bir gömleği bile yokmuş.
Ahmet Arif çok garibanlık çekmiş.
Anlatmıştım o bölümde. Şimdi Cemal Süreyya dönecek olursam Sezai Karakoş'la küsüyor.
Fazıl Hüsnü Dağlarca'yla küsüyor.
Edip Cansever'le küsüyor.
Hatta Edip Cansever'le niye küsüyor?
Edip Cansever diyor ki Cemal'e içki öğretmeyi ben öğrettim.
Buna küsüyor. Yani bunda küscek ne var?
O da diyor ki edibe de şiir yazmayı ben öğrettim.
Sonra barışıyorlar.
Dediğim gibi yufka yürekli dayanamıyor.
Ama onu en çok kıran şey Fazıl Hüsnü Dağlarcan'ın şu sözü oluyor.
Sen şiiri bırak. Düz yazı yaz diyor Fazıl Hüsnü Dağlarca.
Buna çok kırılmış. Üniversitedeyken Kazgan adlı bir üniversite dergisi var.
Burada Cemasef adıyla şiirler, yazılar yazmaya başlıyor.
İlk şiirleri pek ses getirmemiş arkadaşlar ama onu ilk parlatan şiiri Gül şiiridir.
Bu şiiriyle Hilmi Yavuz'un deyişiyle söyleyecek olursak Cemal Süreyya bir oksijen gibi Türk şiirinin imdadına yetişiyor diyebiliriz.
Üniversitede okurken 3.
sınıfta Seniha ile nişanlanıyor ama kendi aralarında.
babasına gidiyor söylüyor.
Ama babası Seniha'nın ailesi yoksul olduğu için istemiyor Seniha ile evlenmesini.
Oğlunun geleceğinin parlak olduğunu düşünüyor.
Yurt dışında okunmasını istiyor.
Ben diyor bu evliliği onaylamıyorum diyor.
Hani bu kızın ekonomik durumu yok, çalışmıyor.
Evleneceksen diyor yine git evlen ama ben bu evliliği onaylamıyorum diyor.
Cemal Süreyya da hani belki de ilk kez babasına böyle bir dik duruş sergileyerek Biz yoksul değil miyiz baba diyor.
Ve babasını dinlemiyor.
23 Kasım 1953'de Seniha Hanım'la nikahını kıyıyor.
Lise aşkıyla yani o kızıl saçlı lise aşkıyla.
Nikahında da ailesinden tek bir kişi bile yok.
Sonra fakülteye geri dönüyor.
Eşi de Eskişehir'de kalıyor.
İşte o Ankara'da. Arada buluşuyorlar yine.
İşte aşk yeminleri ediyorlar.
Cemal Süreyya eşine diyor ki ki bu beni en çok duygulandıran sözüdür.
Diyor ki ben senin sevgilin.
Eşin, baban, abin, arkadaşınım.
Biri bitse biri kalır.
Seni hiç bırakmayacağım diyor.
Ben nedendir bunu duyunca böyle gözlerimin donmuşluğu var arkadaşlar.
Sanırım bir ilişkiden beklediğim şey tam olarak bu olsa gerek.
Hani şöyle bir güven. Çok anlamlı bir söz.
Ve fakat şimdi anlatacaklarım artık pek hoşunuza gitmeyecek arkadaşlar.
Cemal Süreyya bir gün eşinden yeşil zeytinli börek yapmasını istiyor kendine.
Fakat eşi bilmiyor. Daha önce hiç duymamış böyle bir şey.
Yapamam diyor. Bunu duyunca Cemal Süreyya eşine tokat atıyor arkadaşlar.
Ondan sonra da gidip bileklerini kesiyor.
Düşünebiliyorsunuz yani öfkesi sevgisi kadar şiddetli ve...
Bu tartışmalar, bu kavgalar senelerce devam ediyor.
Arkadaşlar şunu da belirtmek istiyorum.
Şiirlerini alkışlıyoruz ama şiddetini asla.
Hatırasıma saygısızlık etmek istemem ama bu da onun hayatının bir süreci.
Bilmemiz gerektiğini düşündüm.
Dediğim gibi bu tartışmalar devam ediyor.
Bir kere yine eşine şiddet uyguluyor.
Sonra işte affetmesi için dil döküyor.
Hatta kendini porsuk çayına atmaya kalkışmış.
Böyle bir evlilik. Bu arada evliler ama henüz düğünleri yapılmamış.
Seniha Hanım'ın annesi diyor ki kızım vazgeç bu işten.
Anlıyor annesi bu evliliğin yürümeyeceğini.
Ama 7 Kasım 1954'te Eskişehir Söğüt'te düğünleri yapılıyor.
Seniha Hanım çok aşık zaten Cemal Süreyya'ya.
Bekliyorlar ama işte Seniha Hanım hamileyken Cemal Süreyya başka bir kadına aşık oluyor.
Üvercinka şiirini yazmış olduğu bir genç kız.
Bir süre gizli bir ilişki yaşıyorlar.
Sonra kız evleniyor gidiyor izini kaybediyor.
Bu arada bir kızı oluyor eşinden Cemal Süreyya'nın Ayçe isminde bir kız.
Ve 11 Ağustos 1955'te çok istediği müfettişlik sınavını kazanıyor.
Maliyeye İstanbul'a müfettiş olarak atanıyor.
Bu arada işinde çok ciddi ve çok da...
başarılı olduğunu söyleyebilirim memuriyetinde.
Bu arada neden soyadı Süreyya değil Süreyya merak edenler için.
Şimdi hafızasına çok güveniyor Cemal Süreyya ve bir gün bir arkadaşıyla bir telefon numarasını ezbere bildiği üzerine iddiaya giriyor.
İşte her şeyi kafasına kaydediyormuş.
Eğer diyor kaybedersem bu numara doğru değilse hatırladığım adımdan bir harfi çıkaracağım diyor.
Ve kaybediyor. Sonra düşünüyor neyi çıkaracağım adımdan.
Soy adımda iki tane ye var diyor.
Bir tanesini atayım diyor. Böyle bir olay.
Bilmiyorum ne kadar doğru. Evliliğine dönecek olursam hiç mutlu değil.
Artık böyle eve barka uğramıyor.
Hep edebiyat çevresiyle takılıyor akşamları işten çıkınca.
Eşi çocukla yalnız.
Yalnızlıktan şikayetçi.
Kavgaların dozu daha da artıyor arkadaşlar git gide.
Eşi evi terk ediyor ve evdeki kitaplarını yırtıyor.
Cemal Süreyya'nın kitapları yırtıyor, yakıyor falan filan.
Buraya döneceğiz demiştim.
Arkadaşlar az önce size bir börek olayından bahsettim.
Bir yemek hadisesi.
Bakın üvey annesinin yaptıklarını hatırlayın.
Kitaplarını yaktı.
Yemekleri ne yaptıklarını hatırlayın.
İçine cam kırıklarımı koymadı.
Tırnak mı atmadı değil mi?
Bunları yaşadı zaten. Bir de küçükken yaşadığı beslenme olayı var.
Beslenme çantasına konulan o yemeğin azlığı.
Bu var. Şimdi de kitaplarının yırtılıp yakılma hadisesi var.
Bir şeylerin tetiklendiğini düşünüyorum ben kendimce.
Bilemiyorum tabii ne kadar doğru.
İşte bu sıralarda babası vefat ediyor ve işte o meşhur şiirini bilirsiniz.
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
Yıkadılar, aldılar, götürdüler.
Babamdan ummazdım bunu, kör oldum.
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim. Lambanın biri söndü, gözümün biri söndü, kör oldum.
Tepede bir gökyüzü vardı, yuvarlak.
Söylelemesine maviydi, kör oldum.
Taşlara gelince, hamam taşlarına.
Taşlar pırıl pırıldı.
Ayna gibiydi. Taşlarda yüzümün yarısını gördüm.
Bir şey gibiydi. Bir şey gibi kötü.
Yüzümden ummazdım bunu.
Kör oldum. Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Böyle de bir şiir.
Ciğerimiz kalmamıştır diyelim devam edelim.
Cemal Süreyya ikinci yeni hareketine dahil biliyorsunuz arkadaşlar.
1950'li yılların başında ortaya çıkan işte ikinci yeni hareketi.
Sanat sanat içindir.
İşte birinci yeni dediğimiz Garip Akımı Orhan Beli ile başlamıştı.
Bu arada Orhan Beli'nin de kanalımda bölümü var.
Fizi özel bölümü. Fizi'yi dinleyin arkadaşlar.
Bordo bereliler, edebiyat severler sizi oraya bekliyorum.
İkinci yeni akımı bir şiir olsaydı bence Cemal Süreyya'nın Üvercinka şiiri olurdu.
Bu akımın bütün özelliklerini kapsıyor.
İşte kapalı bir anlam, somut bir hikayenin olmaması, dilinin o özgürlüğü, çağrışımlarla ilerlemesi, kuralsız kelimelerin böyle havada uçması, hiçbir şeyin doğrudan söylenmemesi, her şeyin imgelerle
kurulması. Ki Üvercinka ne?
Öyle bir şey de yok. Onu da Cemal Süreyya uydurmuş.
Güvercinka adından kısaltılarak elde edilmiş bir sözcük.
Tamamen uydurma Üvercinka.
Bayağı da ilgi görüyor arkadaşlar Üvercinka kitabı.
Tabii eleştirenler de çok bu ikinci...
yeni özellikle Atilla İlhan.
Ama Cemal Süleyya yıllar sonra şöyle demiştir bir röportajında.
Her şairin ilk yapıtı bir kumaşın ilk metresi gibidir.
Şair bütünüyle o ilk yapıtta İlk dizelerinde saklıdır.
Gerisi boş laftır diyor.
O yüzden Cemal Süreyya'yı daha iyi anlamak isteyenler bu ilk kitabını okusun Üvercinkayı.
Şimdi dönelim eşine. Eşiyle bir ayrılıp bir barışıyorlar.
Cemal Süreyya boşanmak istiyor.
Eşi asla itemiyor. Sırf ayrılmak için eşine deli taklitçi bile yaptığı söyleniyor.
İşte kirli çamaşırlarını buzdolabına koyuyormuş.
Çöp tenekesinin üzerine koyuyormuş falan.
Eşi de sinirlenip kesiyormuş çamaşırlarını.
Ki bardağa taşınan son bir damla var.
Bir gün eve geliyor Cemal Süreyya.
Süreyya arkadaşıyla. Arkadaşına imzalı bir kitabını vermek istiyor.
Ama evde bir tane bile kitap bulamıyor.
Eşine soruyor. Nerede diyor kitaplar?
O da diyor ki ben onların hepsini sobada yaktım.
O gece Cemal Süreyya evini terk ediyor.
Ayrı bir ev tutuyor arkadaşlar.
Kız kardeşini eve yerleştiriyor.
Üvey annesi Refika Hanım'la beraber.
Gidiş o gidiş. Ve eşiyle boşanması 7 sene sürüyor.
Hatta daha sonra...
Evlenmekten değil de evlenip boşanamamaktan çok korkmuş Cemal Süreyya.
Ama işte bu boşanma, bu 7 senelik süreç vs.
bunlar kızı Ayça ile olan ilişkilerini çok derinden etkilemiştir.
Nikahında bile yokmuş kızının.
Çünkü haber verilmemiş deniliyor Cemal Süreyya'ya bilmiyorum.
Şimdi bir yandan maliye müfettişi oluyor.
İşte Anadolu'yu geziyor, gözlemler yapıyor.
İşte bir ara askerlik hizmeti için memuriyetine ara veriyor.
1959 ile 60 arasında yedek subay oluyor.
Hatta o ara biliyorsunuz. Yunus'un Türkiye'nin en çalkantılı dönemlerinden biri 27 Mayıs 1960 darbesi yaşanıyor ki ileride yazacağı 555K şiiri.
Cema Süreyya'nın o günlerin atmosferini çok iyi yansıtıyor.
Çok anlamlı bir şiirdir.
Lütfen okuyun arkadaşlar 555K şiirini.
Askerlik dönüşünde 1961'de Ankara'ya tayini çıkıyor.
Bir ara Paris'e gönderiliyor görev için ki Göçebe şiiri o dönemde yazılıyor arkadaşlar.
1960'da işte askerliğini yaparken Papyrus dergisini çıkarıyor.
Kendi dergisi 31 Temmuz 1965'de artık memuriyetini komple bırakıyor.
İyice edebiyata dönüyor.
İşte Fransızca çevirilerle geçiminir.
80'lerde artık olgunluk eserlerini veriyor uçurumda açan.
Gözü Bitiği, Sıcak Nalki bunlarla ödül de almıştır.
1964 yılında Tomris Uyar'la tanışıyor.
O dönemin işte en genç, yetenekli, güzel yazarlarından biri Tomris Uyar.
Ben Severim kitaplarını hatta Yürekte Buka kitabını okumuştum en son.
Şairlerin büyük aşkı biliyorsunuz Tomris Uyar ki Turgut Uyar'ın da eski eşi.
Edip Can Sever'in Platonik Aşkı.
Cemal Süreyya'nın Yasak Aşkı.
1964-66 arası birlikte yaşıyorlar.
Cemal Süreyya'nın ona yazdığı...
Aşk dolu mektuplar var.
Hatta buna ayrı bir bölüm bile yapılabilir.
Sonra ayrılıyorlar ama dostlukları bir ömür sürüyor.
1967'de Zuhal tek kanatla evleniyor Cemal Süreyya ve bu evlilikten Memo adında bir oğlu oluyor.
Memo Emrah. Yumuşak başlı, uysal kedi, incelikler gül destesi.
Zuhal Tekkanat onun için.
Tabi ilk başlarda böyle daha sonra onunla da anlaşamıyor.
1975'te bu ilişkide bitiyor.
Kıskançlık etkisi yine çok fazla bu evliliğin bitmesinde ve kavgalarda.
Yine kavga, gürültü, şiddet var maalesef arkadaşlar.
Daha sonra Fransızca öğretmeni olan Güngör Demiray'la bir evlilik yapıyor.
Üçüncü evliliği. 10 ay sonra onunla da boşanıyor.
Ve maalesef arkadaşlar oğlu Memo bu öfke nöbetlerinden nasibini alıyor.
Duygusal olarak çok yaralanıyor.
Fiziksel yaraların izi geçiyor arkadaşlar ama duygusal yaralar çok daha ağır hasarlar bırakıyor.
Kendisi nasıl küçükken baba özlemi çektiyse...
Aynısını oğluna da yaşatmış diyebilirim.
Oğlunun psikolojik problemleri var küçüklüğünden itibaren.
Sonra işte eski eşi olan Zuhal Hanım'a geri dönüyor.
Yine yürütemiyorlar. En son Birsen Sağanak ismine bir hanımefendiyle yeniliyor.
Ona da Bayan Nihayet adını takmıştır.
Dört çocuğu olan eşinden ayrılmış kitap evi sahibi bir hanımefendi.
Ve vefatına kadar Cemal Süreyya'yla imiş.
Ve son limanı da Birsen Hanım oluyor.
Ama onun aşk hayatında nasıl biri olduğunu...
Tomris Uyar şöyle anlatıyor.
Feodal değil, evine bağlı, evinde olmayı, çalışmayı çok seven bir adam.
Son derece şefkatli, söz gelimi, nezle olayım, aman efendim çaylar yapılır, yatağa getirilir, başımda oturulur, saçım okşanır, ilaçlar.
O güne kadar başka hiç kimsede görmediğim bir şey.
ciddi bir ilişkide kendini çok koruyan monogan bir erkek aldatması söz konusu değil kıskanç ama kıskançlığın anlamsızlığını çok iyi kavramış yine de kendini engelleyemeyen bu yüzden de
pişmanlık duyan acı çeken bir sevgili edebiyat dışında baş ilgi alanı politika şiiri çok iyi bilen İyi yazmaktan korkan, mükemmellikten kaçan bir şair diyor.
Cemal Süreyya takım elbiseli, kravatlı bir bürokrat.
Son derece düzenli bir hayatı var.
Evden işe, işten eve.
İçki yok denecek kadar az, sigara içmiyor.
Tomris düzenin bu kadarından sıkılıyor.
Hatta şöyle bir olay yaşanıyor.
Tomris Uyar diyor ki akşamları biraz geç gel diyor.
Hani bir erkek dolaşmak istemez mi diyor bu kadar erken geliyorsun.
Ben çok yaşlı olan anneannemle meşgulüm.
O da istifa etmek üzere maliyeden.
Bağını koparmasın istiyorum.
Hiç arkadaşı yok çünkü. Peki diyor ilk gün dönüş saati geldi.
6'yı çeyrek geçti.
Ortada yok. Normalde akşam 6'da evde olur.
Ertesi gün 6'yı 20 geçiyor.
Sonra 6 buçuk. Bir gün odayı havalandırayım dedim.
Tam elime toz bezi.
Tomris Uyar'ın anlattığı Cemal Süreyya böyle arkadaşlar ama çok fazla sigara içtiğini kendisi söylüyor ve alkol de çok tüketiyormuş.
Bilmiyorum Tomris Uyar bu şekilde anlatmış kendisini.
Ama şunu söyleyebiliriz.
Bütün ilişkilerindeki ortak problem...
Cemal Süreyya'nın aşırı kıskançlığı arkadaşlar ve evliyken hep kaçamak ilişkiler yaşamış.
Bohem bir hayat yaşamış.
Dostlarıyla meyhane sohbetlerini, edebi tartışmaları, gece hayatını özellikle çok severmiş.
İşte eve bu geç gelmeleri falan aile hayatını hep etkiliyor.
Ve evlendiği kadınlar hep böyle kendilerini tek kişilik bir evliliğin içerisinde buluyor.
Yani solo takılıyorlar.
Hep böyle ayrılıp geri dönüyor, tekrar ayrılıyor.
Evliliğin aşkı bitirdiğine inanıyor zaten.
Fakat bütün bu olanlar en çok da oğlu Memo'yu etkiliyor.
Çok ciddi ruhsal sorunlar yaşıyor Memo.
Şiddete meyilli bir çocuk.
Silahlara çok meraklı.
Bir ara hapse giriyor ve bu şiddet maalesef Cemal Süreyya'ya da uğruyor arkadaşlar.
Oğluna karşı aşırı bir zaafı var.
Ne yapsa onu affedermiş ve en son işte oğluyla aynı evde kalıyorlar.
Oğlu onu eve kilitliyor.
İçkilerini döküyor, saklıyor.
Babasının kitaplarını yırtıyor.
Cebindeki parayı... el koyuyor.
Babasını kimselerle görüştürmüyor ki Cemal Süreyya zaten eve kimseyi davet edemiyor.
Evin içinde bir sürü kedi var.
4-5 tane kedi var ki Cemal Süreyya rahatsızmış bu kedilerden.
Oğlu getiriyor. Kütüphaneye kendi kitaplarını yerleştiriyor.
Babasınınkileri indiriyor.
Kendi din kitaplarını yerleştiriyor.
Biraz böyle İslami bir çizgiye kaydığı söyleniyor oğlum Emo'nun.
Hani babasıyla böyle taban tabana zıt.
Cemal Süreyya sol görüşte ise o sağ.
Evde çalışacak yer yok.
Yatacak yer yok. Ve bütün o birikmiş öfkesi Babasından çıkarıyor memo.
Cemal Süreyya şiddet görüyor oğlundan ve hayatının son günleri maalesef bu şekilde geçiyor.
Ve bazı günler sadece kahve içerek gününü geçiriyor.
Yani aç kaldığı bile olmuş.
Böyle söyleniyor arkadaşlar.
Ve 9 Ocak 1990 günü şeker komasına giriyor Cemal Süreyya ve hayatını kaybediyor.
Ondan 8 ay sonra da oğlu vefat ediyor av tüfeğiyle.
Yanlışlıkla arkadaşının onu vurduğu söyleniyor.
Cemal Süreyya'nın Üstü Kalsın diye bir şiiri var arkadaşlar.
O şiirle bu bölümü sonlandırmak istiyorum.
Ölüyorum Tanrım. Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür.
Biliyorum Tanrım.
Ama ayrıca aldığın şu hayat fena değildir.
Üstü Kalsın diyor Cemal Süreyya.
Bazı şairler asla ölmez arkadaşlar.
Her okunduğunda yeniden doğar.
Bugün o ölümsüz şairlerden birinin hayatını anlatmaya çalıştım sizlere.
İyisiyle, kötüsüyle, insan olarak her yönüyle anlatmaya çalıştım.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar.
Yepyeni bir bölümde tekrar görüşmek üzere.
Zor bir bölümdü benim için.
Hoşçakalın. Bay bay. Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seanslarınız %20 indirimli.
Detaylar açıklamalardaki linkte sizleri bekliyor.
Hoşçakalın, kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
