
Yıl devam ediyor, başlamak için hala vaktin var! İngilizce öğrenmeye başlamak için en doğru zaman şimdi! 1 ay yerine 12 ay seçerek %60 tasarruf fırsatını değerlendirebilirsin.
Ayda 249 TL’den başlayan fiyatlar seni bekliyor.
Kod: ORTAMLARDASTART
Detayları İncelemek İçin Tıklayın.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir
Transkript
Cambly, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün ne anlatacaksın bize Merve?
Cehennemden bahsedeceğim arkadaşlar.
Cehennemin tarihini konuşacağız.
Cehennem nedir sizce arkadaşlar?
Kimine göre böyle alevlerle dolu bir çukur, kimine göre hiç bitmeyen bir pişmanlık, kimine göre ise sonsuz bir azap.
Dünyanın her yerinde insanlar tarihten günümüze dek ölümden sonra yaşama yani fiziki bedenin işlevini bitirdikten sonra bilinçli kişiliğin yani ruhun varlığını sürdürdüğüne
inanmıştır arkadaşlar. Belki de sonsuza dek yok oluş fikri sonsuza kadar yanılacak bir cehennemden bile çok daha korkunç gelmiştir insana kim bilir.
Cennet ne kadar tinselse cehennem de bir o kadar tenseldir.
Hadi şimdi gelin bu hikayenin en başına gidelim.
Biz gelmesek Merve.
Gelin gelin hadi oturmaya mı geldik?
Şimdi arkadaşlar biraz cehennemi anlatıyorum.
Bendeki neşe. Umarım ileride bunu bana izletmezler.
Podcastımı açıyorlarmış bana.
Buyur canım bunları sen konuşmuşsun.
Abi vallahi ben değil.
Yapay zeka yapmış bunu.
Şimdi arkadaşlar cehennemin doğuşunu net olarak tespit etmemiz mümkün değil.
Yani doğuş tarihini. Çünkü yazılı kaynaklarda evet milattan önce 2000 yıl kadar öncesine falan gidiyoruz ama yazının henüz olmadığı dönemler var.
Sözlü anlatımın olduğu dönemler var.
O zaman yok muydu yani cehennem inancı?
Tam olarak cehennem diye bir şey yoktu hani.
İşte yer altı, ölüler dünyası falan diyorlar ya.
Bunu tespit edemiyoruz. Milattan önce yaklaşık işte 50 bin yıl kadar önce ortaya çıkmış olan ölü gömme adetleri var.
Hani buralardan böyle biraz ufak tefek tespitler yapabiliyoruz ama çok büyük olasılıkla...
Ölüm sonrası bir yaşama inanıyorlardı bu insanlar fakat dediğim gibi bunu net olarak tespit edemiyoruz bu konuyu.
Fakat şöyle ki o dönemlerde ne bir ahlak kuralı var ne bir sorumluluk kavramı var o yüzden bu inanışın hiçbir ödüllendirme ya da cezalandırma fikri içermediğini söyleyebiliriz.
Büyük sahra çölünün altındaki savanalarda yaşayan halklar var.
Bunlarla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum size.
Senegal'de Sereller diye bir kabile var arkadaşlar.
Onların cehennem inancına baktığımız zaman şöyle.
Yerin merkezinde güçlerin yavaş yavaş kaybedildiği Hunulu adında oldukça hüzünlü bir yer olarak düşünüyorlar cehennemi.
Yani öyle ateş falan yok fark ettiyseniz.
Bunun yerine ne var? Güç kaybı.
Bakın cehennemde Güç kaybettiklerini düşünüyorlar.
Yine aynı bölgede Dio kabilesi var.
Onların cehennemi böyle daha çok ahlaki fikirlerle alakalı arkadaşlar.
Şöyle düşünüyorlar. Bir insan iyi, kötü ve mükemmel olmak üzere 3 parçadan oluşuyor.
Ölümden sonra kötü parçası yok ediliyor.
Mükemmel olan parçası cennete gidiyor.
İyi olan parçası ise başka bir bedende yeniden doğuyor.
Ve ölüyü bekleyen yazgı işte bu 3 parçanın oranına bağlı.
Eğer kötü parçanın payı çoksa ölü kesin olarak yok ediliyor onu söyleyebiliriz.
Bu arada arkadaşlar olabildiğince çok cehennem inanışına yer vermeye çalışacağım.
O yüzden kısa kısa geçiyorum kusura bakmayın.
Şamanizmden bahsedeceğim ki şamanizm öyle kısa geçilecek bir şey değil.
O yüzden bunu belirtme gereği duydum.
Şamanizmde ise şöyle arkadaşlar kısa anlatıyorum.
Cehennem böyle yanıp tutuş olan bir şey değil.
Tamam ebedi bir azap yeri değil şamanizmde.
Daha çok yeraltı dünyasıyla ilişkili bir şey diyebiliriz.
Yani cehennem eşittir, şamanizm de ölüler diyarı.
Bu ölüler dünyasının hakimi de Erlik Han.
Yeraltında hüküm süren, hastalık, felaket ve ölüm getiren Erlikan.
Şamanlarda ölüm sonrası yolculuk oldukça zor ve tehlikeli.
Yani ölüler diyarına giriş zor arkadaşlar.
Bu engelleri tek başına geçemeyen insanların sonu ise belirsizlik.
Yani ruhları başıboş dolaşıyor.
Ama bir şaman ona rehberlik ederse ölüm yolculuğunda ruh daha güvenli bir geçiş sağlıyor bu ölüler diyarına.
Olay bu. Şimdi Altaylılara göre...
Erlik yeryüzüne göndermiş olduğu aldıçılarla insanların ruhunu teslim oluyor.
Hatta Sirat Köprüsü'ne benzeyen bir köprüleri var.
Şimdi bu arada Şamanizm çok geniş bir coğrafya yayılmıştır arkadaşlar ve hepsinde aynı ritüelleri, inanışları görmüyoruz.
Hani farklı farklı. O yüzden Şamanizm'i böyle çok kısa anlatmam da mümkün değil.
Ona zaten ayrı bir bölüm yaparım.
Mesela şöyle söyleyeyim Yakutlar, Moğollar bunlar ölülerin kanat kullanmasının yolculuklarını kolaylaştıracağını düşünüyorlardı.
Orta Asya halklarındaki bu çok eski inanış hakkında yani Şamanizm hakkında 13.
yüzyılda bir gezgin şöyle diyor bizzat görmüş tanışmış bu insanlarla.
Diyor ki sonsuz yaşam ve müebbet cehennem azabı hakkında bu insanlar hiçbir şey bilmiyorlar.
Böyle bir şey yok. Ve bununla beraber bu dünyadan sonra başka bir dünyada yaşayacaklarına inanıyorlar ve orada sürülerini arttıracaklarına, yiyeceklerine, içeceklerine ve bu dünyada yaşarken her
ne yapıyorlarsa bu yaptıklarının dışında bir şey yapmayacaklarına inanıyorlar diyor.
Yani şöyle diyebiliriz.
Öte dünya yani ölüler ülkesi esasen yeryüzünün bir yansıması gibi şamanizmde.
Bu dünyada neysen işte atıyorum çobansan orada da çobansın.
Kralsan kralsın. Sadece ben o ölüler ülkesine böyle elimi kolumu sallayarak gidemiyorum.
Tamam mı? Ruhun yolculuğu tek başına kolay değil şamanizmde.
Çünkü dediğim gibi birçok engel var.
Uçurumlar, köprü, bekçiler, köpekler bilmem ne bilmem bir sürü engel var.
Bu engelleri aşmak için de neye ihtiyacım var?
Bir şamanın rehberliğine ihtiyacım var.
Bu da inisiye bir şaman.
Esrime sırasında ölüye eşlik ediyor.
Şamanizmde yani göçebe kültürlerde en önemli şey hep birlikte hayatta kalmak değil mi arkadaşlar?
O yüzden... Toplum düzenini bozanlar, toplumun altını çizerim.
Mesela işte ritüellerde saygısızlık yapanlar, bir takım tabuları var bu insanların.
Bu tabuları çiğneyenler toplumdan dışlanıyorlar.
Mesela nasıl bir dışlanma?
Ölüler dünyasına giderken yani öldükten sonra yardım alamıyorlar bir şamandan.
Hani ruhlarına rehber edecek kimse yok.
Onları ölüler diye yerine götürecek.
Onların da cezası bu olsa gerek toplumdan dışlanan insanların.
Gelelim Kolomb öncesi Amerika'ya.
Şimdi burada biliyorsunuz 15.
yüzyılda Katolik misyonerler gelip asimilasyon yaptılar.
O yüzden açıkçası böyle çok net bir bilgi alamıyoruz.
Eski inanışlarına dair Hristiyanlıktan da çok etkilenmişlerdir ama şunu söyleyebiliriz.
İnkalar mesela bu yaşamdan sonra kötüler için bir ceza yeri olduğuna inanıyorlar.
Ve iyi insanlar için de güzel bir yer, huzur veren bir başka mekanın olduğuna inanıyorlar.
Mesela yerin merkezinde kötüler için ayrılmış olan bir aşağı dünya var.
Ve buraya ucu paça diyorlar arkadaşlar.
Yani iblisin evi demek.
Ve burada ne var biliyor musunuz?
Bu dünyada bize böyle rahat ve huzur yüzü göstermeyen her ne varsa hepsi aşağıda devam ediyor.
Hatta bin katı. Yani ne çektiysen aşağıda da çekiyorsun.
Azteklere bakalım. Azteklerde ölülerin yazgıları.
ahlaki davranışlarına göre değil ölüm türüne göre değişiklik gösteriyor.
Savaşta öldüyseniz eğer savaşçıysanız doğan güneş bölgesine gidiyorsunuz.
Eğer doğum yaparken ölen bir kadınsanız batan güneş bölgesine gönderiliyorsunuz falan filan.
Yani herkes değişik bir mekana gidiyor ölüm şeklinize bağlı.
Sonra dediğim gibi Hristiyanlar gelip diyorlar ki misyonerler Hristiyan olmazsanız cehennem diye bir yer var oraya gideceksiniz.
Ve orada da sonsuz bir azap var.
Sonsuza dek yanacaksınız.
Hatta yerlilerde bu cehennem korkusundan dolayı işte Katolik Hristiyan misyonerlerin yapmış olduğu bu cehennem baskısından dolayı çok büyük bir travma olduğu da söyleniyor.
Peki Germenler ve İskandinavlar da nasıldı?
Ölüler diyarı. Şimdi Germenlerin bütün ölülerin başıboş dolaştıkları puslu, soğuk ve iç karartıcı bir yeraltı ülkesi var.
Bakın soğuk dedim. Altını çizerim.
Cehennem genelde sıcaktır.
Adı da Hel arkadaşlar. Saklı yer anlamına geliyor.
Muhalklarda Hel çoğu zaman deniz yoluyla yapılan, uzun ve tehlikeli bir yolculuğun ardından ulaşılan, ücra ve dışa kapalı olan bir alan.
Ama farklı ölülerin yazgıları arasında bir ayrım yapılıyor ve bu da kuvvetle muhtemel sonradan olmuştur.
Mesela savaşçı kast biliyorsunuz giderek daha da ön plana çıktı.
İşte Valhalla kavramıyla karşılaşıyoruz daha sonra.
Valhalla savaşta hayatını kaybeden cesur askerlerin gitmiş olduğu bir cennet.
Ve İskandinav cehenneminde yine böyle bir ırmak ve bir köprü geçişi görüyoruz.
Bu da inisiyatik bir yolculuk.
Cehennem yerin 9 katı altında, dünyanın merkezinde.
Yine insan dünyadaki eylemlerini burada sürdürmeye devam ediyor.
Ve topluma aykırı olan insanlar yine ölüler diyarına yolculukta farklı bir yazgıyla karşılaşıyor.
Bakın yine bir topluluk var arkadaşlar.
Bireysellik yok buraya kadar anlattıklarımda.
Topluluk var altını çizerim.
Yani şunu demek istiyorum.
Cezalandırma amaçlı böyle acı çekilen yer anlamındaki cehennem var ya bizim bildiğimiz batılı kültürlerin bildiği o cehennem kavramı.
Bu çok sonradan olmuştur.
Nasıl olmuştur? İşte gelişmiş, bireyselleşmiş, ahlaki davranış ve bir takım yasalara sahip olan büyük doğu uygarlıklarında ortaya çıkıyor bu kavram.
Buralarda yok henüz.
Ve eski büyük doğu uygarlıklarına bakacak olursak ölülerdi yani.
Tarihçi George Minwa diyor ki arkadaşlar töreyi çiğneyenleri cezalandırma amacıyla ölümden sonra doğaüstü güçler tarafından acı çektirilen yer anlamındaki cehennem yani
bizim bildiğimiz cehennem insanlara taklit etmeleri için bireysel bir ideal sunan istikrarlı ve iyi örgütlenmiş büyük dinlerin hepsinde görülür diyor.
Bu anlayışla bakıldığında cehennem ömürleri boyunca öyle veya böyle o modele uygun davranmayan herkes için bir ıslah sürecidir diyor.
Topluma karşı işlenen kusur ve suçlar hem yeryüzünde hükümdarın adaleti hem de öldükten sonra tanrıların adaleti tarafından aynı ölçütlere bağlı kalınarak cezalandırılır
diyor. Yani tanrıların adaleti, beşeri adaleti tamamlar.
Şimdi mezopotamiyeye gidiyoruz.
M.Ö. 2000 yıl önceye ait akat tabletleri bunlar ölüler diyarı ile ilgili dünyanın en kadim edebiyat metinleri arasında sayılıyor.
Eski mezopotamyalılar öldükten sonra her insanın yan altında olduğunu düşündükleri bir diyara gideceklerine inanıyorlar.
Burası da ölüler diyarı.
Bu arada arkadaşlar kanalımda Gılgamış Destanı bölümü var.
Onu da dinleyin derim bu bölümden sonra.
Şimdi Akatça yazılmış bir tabletten bahsettim.
İştar'ın Ölüler Dünyası'na iniş miti var arkadaşlar.
Burada Ölüler Diyarı'nın bir betimlemesi yapılıyor.
Şöyle söyleniyor. Tanrı senin kızı aklına koydu.
Tanrı İrkalan'ın meskeni karanlık eve girenlerin çıkamadığı eve Gidişin sadece tek yönlü olduğu yolda girenlerin ışıktan yoksun olduğu eve gitmeyi aklına
koydu. Oradakilerin yiyeceği toz, ekmeği kil, ışığı görmezler, karanlıkta otururlar.
Onlar kuş gibi tüylere bürünmüşlerdir.
Orada kapı ve sürgünün üzerine toz çökmüştür deniliyor.
Şimdi Urnamla'nın ölümü adlı bir metin var arkadaşlar.
Burada ise Kralın ölüler diyarına ulaşmış olduğu anda beraberinde getirdiği sığır ve koyunları keserek bir ziyafet verdiğinden bahsediliyor.
Ve ölüler diyarının suyunun acı olduğu belirtiliyor arkadaşlar.
Yiyeceklerinin de tuzlu olduğu söyleniyor.
Gılgamış'ın ölümü adlı bir metin var.
Burada da arkadaşlar tanrılara hediyeler sunulduğunu görüyoruz öte alemde.
Yani arkadaşlar her insanın özellikle de yüksek statüde olanların Ölümden sonra gördüğünüz üzere öteki dünyaya hediye ve adaklar taşıması gerekiyor.
Mesela Gılgamış'ta Enkidu'nun bu karşılıklı konuşmalarını işeren bir mit var.
Bu mitin son kısmında ölüler aleminin sakinleri olan insan ruhları hakkında önemli bilgiler var.
Mesela diyor ki soruyor bir oğlu olanı gördün mü diyor.
Bakın öte alemde bir oğlu olan kişiyi gördün mü diye soruyor.
Nasıldı diyor. Şöyle cevap veriyor.
O diyor duvarına çekilmiş bir kazıkta.
İçin için ağlıyordu diyor.
Bakın bir oğlu olan kişi. Bu soru böyle böyle devam ediyor.
Bakın yeraltı ülkesinde bir oğlu olan insan ağlıyormuş.
Gördüğünü anlatıyor. Peki diyor iki oğlu olan 3, 4, 5 diye gidiyor devam ediyor.
Yedi oğlu olan kişi nasıldı diye soruyor.
En son artık seni 10.
yumurtada durduran şey ne gibi olmuş.
O da diyor ki tanrıların bir arkadaşı olarak bir tahta oturuyordu diyor.
Bakın yedi oğlu olan adam tanrıların bir arkadaşı olarak bir tahta oturuyordu diyor.
Bir insanın arkadaşlar hayattayken ne kadar çok oğlu varsa özellikle mezarına da o kadar çok ziyaretin gerçekleşeceği düşünüyor.
Hatta bu mezar ziyaretlerinde yemek bırakıyorlar biliyorsunuz mezarın üzerine.
Ve bu insanlar işte bir oğlu olan ekonomisi çok daha düşük oluyor ama yedi oğlu olan.
Çok daha fazla çalışıyor yedi oğluyla beraber ve dolayısıyla da daha çabuk zenginleşiyor ve ekonomisi çok daha iyi oluyor.
Yani oğul sevgisi buradan geliyor.
Hiç varisi olmayan birini gördün mü diyor.
Yani evladı olmayan, oğlu olmayan.
Şöyle diyor, fırında pişirilmiş tuğla gibi bir ekmek vardı onu yiyor diyor.
Bakın buradan da anlıyoruz. Yani mezarına kimse bir şey bırakmadığı için yiyecek içecek tuğla gibi bir ekmek yiyordu diyor.
Hatta diyor ki hiçbir cenaze sunusu olmayanın ruhunu gördüm diyor.
O da gördüm diyor. O insan da kaptaki döküntüleri ve sokağa atılmış ekmek kırıntılarını yiyordu diyor.
Peki arkadaşlar neden toplumu bu kadar üremeye özellikle de erkek çocuğuna yönlendiriyorlar?
Fark ettiniz mi? Bunu bir güzelliyorlar.
Hiç çocuğu olmayan taş yiyor falan.
Çünkü muhtemelen arkadaşlar toplumun nüfusu ne kadar artarsa altını çiziyorum toplum.
Bakın buraya kadar... Cehennem inancını toplumla olan iletisine baktık.
Bireysellik yok dedik. Toplumun nüfusu ne kadar artarsa iş gücü, asker sayısı falan o kadar artıyor.
O yüzden. Hatta o yüzden erkek çocuk bu kadar kıymetli.
Yani tamamen çıkarcı bir yaklaşım var burada.
İşte anne babaya saygısızlık yapana da ceza var.
Onlara da işte çok az su veriliyor cehennemde.
Susuz bırakılıyorlar. Onların sınavı bu.
Ve hatta neredeyse arkadaşlar sıkıntılarının hepsi suyla alakalı.
Dikkat ederseniz. Ölüler diyarına suyu acıdırı dedim en başta.
Neden bunu söylüyorlar?
Çünkü arkadaşlar bu bölgede real hayatta ne var?
Temiz su sıkıntısı var değil mi?
Yani cehennem inancı biraz...
O toplumun yaşadığı sıkıntılarla şekilleniyor.
Örnek ver Merve. Mesela Kuzey Avrupa ülkelerine bakın.
İsveç, Norveç ve Finlandiya'nın hatta kuzeyinde yaşayan Lep halkı.
Bunların cehennemi nasıl biliyor musunuz?
Buz arkadaşlar. Cehennemin buzlarla kaplı bir yer olduğunu düşünüyorlar.
Cennet ise böyle sıcacık bir yer diye düşünmüşler.
Kuzey kutbuna yakın soğuk iklimlere baktığımız zaman burada yaşayan insanların cehennem algıları soğuk.
İklimler insanın inanç sisteminde farklılıklara neden olabiliyor.
Bunun altını çizelim. Bakın Mezopotamya'da cehennemde su sıkıntısı vardı az önce.
Mezopotamya'da yeryüzünde kısırlık, hastalıklar ve yoksulluğun peşini bırakmadığı insanların Tanrıların gazabına uğradığı düşünülüyor arkadaşlar.
Hatta akatlarda büyü tabletleri diye bir şey var.
Başına böyle şeyler gelen insanlar işte kısırlık yaşayanlar, hastalık yaşayanlar, yoksulluk çekenler bunlar başına kötü şey gelen insanlar.
Büyü tabletlerine geçiyor ve neden bunu yaşadıklarını anlamak için kahinlere gidiyorlar.
Yani ben neden yoksulluğum, neden kısırlık yaşıyorum vs.
Ve kahinler tarafından bu insanlar detaylı bir sorguya tabi tutuluyorlar.
Şu sorular soruluyor. Bakın
bu sorgulamanın arka planında ne var?
Kralın... yasalarla sistemleştirdiği bir toplum düzeni var.
Bu toplum düzenini çiğneyen insanın yani kozmozun tanrısal düzenini de ihlal ettiği düşünülüyor değil mi arkadaşlar?
Ve bu kişi hem bu hayatta böyle çok bahtsız bir yazgıya katlanıyor işte fakirlik çekiyor bilmem ne hem de öte alemde cezalar çekecek.
Yani cezası bu hayatta başlamış.
Şimdi bir Babil ilahisi var orada şöyle bir söz geçiyor.
Ben bir günahkarım ve o yüzden hastayım deniliyor bakın.
Babil ilahisine böyle bir söz geçiyor.
Ben bir günahkarım ve o yüzden hastayım.
Eğer kahin suçlarının bağışlanmasını sağlayamazsa bu insanı bu insan cehennemlik oluyor.
Hristiyanlıktaki biraz günah çıkarmaya benziyor fark ettiyseniz.
Hatta şunu söyleyeyim orta çağda veba çıktıktan sonra ne demişti insanlar hatırlıyor musunuz?
Bu hastalık, bu bela bizim günahlarımızın bir neticesi demişlerdi değil mi?
Tıpkı az önce bahsettiğim Babil ilahisinin olduğu gibi.
Ben bir günahkarım ve o yüzden hastayım.
Cehennem tarih boyunca hep korku üzerinden anlatılmış arkadaşlar.
İşte ateşler, azaplar bilmem neler ama bir de cennet tasvirlerini hatırlayın.
İşte huzur, bolluk, mutluluk değil mi?
Şimdi benim de size mutlu hissettirecek bir haberim var.
Eğer İngilizce öğrenme yolculuğunuzu bu yazda ertelediyseniz, diğer yaz yaptığınız gibi ve bunun pişmanlığını yaşıyorsanız, Cambly'nin şu an Not Too Late kampanyası var.
2025 hedeflerinize ulaşmak için.
Hala zamanınız var arkadaşlar.
Cambly'de şu an %60 tasarlı fırsatıyla ayda 249 TL'den başlayan fiyatlarla üstelik ana dili İngilizce olan eğitmenlerle internetin olduğu her yerde İngilizcenizi geliştirme
fırsatınız var. 12 aylık üyeliklerde geçerli bu fırsat.
Bakın ayda 249 TL diyorum.
Yani dışarıda bir bardak kahve fiyatını İngilizcenizi geliştirme fırsatı diyorum.
Kaçırmayın arkadaşlar çünkü...
Sınırlı bir süre için geçerli ve son günler hep soruyordunuz Merve Kembilikodu ne zaman gelecek diye.
Geldi. Bize özel kodumuz ortamlarda start.
Açıklamalara da bırakıyorum. Bu arada abonelik seçenekleri de çeşit çeşit.
Hani ister küçük gruplarla olan aboneliği seçin.
Grup çalışmalarına katılın.
Ki çok eğlenceli bir ortam.
İsterseniz özel aboneliği seçin.
Topluluk içinde konuşmaya çekiniyorsanız zaten bunu öneriyorum.
Yok Merve benim vaktim çok dar.
Hemen böyle hızlıca hedeflerime ulaşsam çok iyi olacak.
Şu dil işini halletsem bir an önce diyorsanız pro abonelik öneriyorum.
Fakat benim takipçilerim en çok özel.
Yani birebir olanı tercih ediyor.
Çünkü daha esnek bir öğrenme programı.
İlgi alanınıza göre konular seçip konuşabiliyorsunuz.
Bir de stres yapmadan kendi hızınızla ilerliyorsunuz.
Hani esnek bir öğrenme programı.
O zaman ne diyoruz?
Not too late diyoruz arkadaşlar.
Fırsatı kaçırmayın. %60 tasarruf fırsatı.
Ayda 249 TL'den başlayan fiyatlar.
Kodumuzu tekrar hatırlatıyorum.
Ortamlarda start. Detaylar açıklamalardaki linkte olacak.
2025 yılını en iyi şekilde değerlendirmek için hala zamanımız var.
Hadi devam edelim. Gelelim eski Mısır'a.
Bu arada Fizi'de özel bölümlerim var biliyorsunuz.
Mısır'ın Ölüler Kitabı diye bir bölüm yapmıştım.
Sadece Fizi'den dinleyebiliyorsunuz.
Onu da önereyim. Eski Mısırlılar her insanın bir tür ikizi olduğunu düşünüyorlar arkadaşlar.
Ve bu ruhun gelecekteki yazgısına çok önem veriyorlar.
Ruhun ölümden sonra uzun bir yolculuğa çıktığını düşünüyorlar.
Ve Lahti'nin içine Ölüler Kitabı'nı koyuyorlar.
Ki zaten o kitapta öte alemde tek tek neler yapılacağı yazıyor.
Bir yargılamaya tabi tutulacakları vs.
hepsi yazıyor burada. Ve Anubis tarafından bu kişinin yüreği tartılacak.
Todd tarafından da karar açıklanacak.
Ve şimdi söyleyeceklerimi Osiris Mahkemesi'nin 42 yargıcı huzurunda tekrar ediyorlar.
Şöyle arkadaşlar. İnsanları hiç dolandırmadım.
Dul bir kadını üzmedim.
Mahkeme huzurunda yalan söylemedim.
Kötü niyetli bir insan olmadım.
İhmalkar olmadım.
Aylaklık yapmadım. Bakın
buna masumiyet bildirgesi deniyor.
Sonra arkadaşlar bu insanın ruhu altın bir terazide tartılıyor.
Eğer terazi ağır gelirse...
yanda. Bunlar Ölüler kitabındaki kötü eylemler arkadaşlar.
Kötü eylemler listesi az önce söylediklerim.
Buradan çok şey anlıyoruz.
Yani bir kozmik ahlaktan çok Mısır toplumunun böyle gündelik düzenini korumaya yönelik değil mi bu yasaklar?
Yoksa kanalın suyunu hiç kesmedim falan diyor.
Tarım, sulama, hiyerarşi ve ölüler kültürü üzerine kurulu bir toplum değil mi Mısır toplumu?
O yüzden ölümden sonraki o cehennem anlayışı da toplumsal düzeni çiğneyenlere yönelik gördüğünüz gibi.
Eski Mısırlılara göre herkes öldükten sonra Osiris'in krallığına yani öteki dünyaya girmeye çalışıyor.
Ama kötülük yapanlar adalet tanrıçası Maat'ın düzenini bozmuş sayılıyor.
Ve onların yazgısı ikinci ölüm oluyor arkadaşlar.
İkinci ölüm dedikleri şey geriye dönüşü olmayan bir yok oluş.
Hiçlik yani direkt ölüm, yok oluş.
Ve antik Mısır metinlerinde cehennemlikler şöyle tarif ediliyor.
Dar, karanlık bir alanda...
üst üste yığılırlar. Kendi pisliklerini yiyip içerler.
Ateşten kılıçlarla parçalanırlar.
Kazanlarda kaynatılırlar.
Ve ateşten göllere atılırlar.
Şimdi buradaki nihai hedef yok etmedir arkadaşlar.
Sonsuz bir azap vermek değil.
Yani habire ateşten kılıçlarla parçalamıyorlar insanları.
Buradaki nihai hedef karşılarındaki insanı yok etmek.
Tamam mı? Sonsuz bir azap yok.
Yani kısaca eski Mısır'da öbür dünya ahiret inancında cehennem Yokluk hiçlik demek arkadaşlar.
Yani yokluk her türlü sonsuz lanetten çok daha büyük bir lanet onlara göre.
Ki bana göre tam tersi arkadaşlar.
Ölümsüz olmak asla istemezdim.
Bence en büyük lanet olabilir.
Hatta böyle bir kitap vardı.
Natalie Bobbitt'in Ölümsüzlük.
kitabı. Aslında bu çocuk edebiyatıdır arkadaşlar.
Hani okuyacak olursanız bu ne ya falan demeyin diye baştan söyleyeyim.
Ama tam da bu konulardan bahsediyordu.
Yani ölümsüzlüğün aslında nasıl bir lanet olduğundan bahsediyor.
Eğer böyle bir seçim şansım olsaydı kesinlikle komple yok oluşu seçerdim.
Ölümsüzlüğü istemezdim. Sırada Hinduizm var.
Çok kısa geçiyorum. Aslında her birine bir bölüm yapılır ki ikinci bölüm gelecek arkadaşlar.
Cehennem bir bölümlük bir konu değil takdir edersiniz ki.
Şimdi arkadaşlar Hinduizm'de M.Ö.
2. bin yılda Vedalar döneminde ölüler Kartta yani delik, Vavra yani zindan demek ve Parşana yani uçurum.
Delik, zindan ve uçurum adındaki bir yeraltı dünyasında ayrım gözetilmeksizin ikamet ediyorlar.
Bizde olsa bundan da vergi alırlardı.
Şimdi burada arkadaşlar cennet cehennem diye bir şey yok.
Herkes aynı yere gidiyor. Fakat zamanla ilk ayrımın ortaya çıktığını görüyoruz.
Seçilmiş veya erdemli olanlar göğe gidiyorlar.
Seçilmemiş olanlar ölüler ülkesi hükümdar olan Yaman'ın krallığına gidiyorlar.
Derken Naraka diye bir şey çıkıyor karşımıza vedalarda.
Naraka arkadaşlar azap çekilen yer anlamına geliyor.
Yani ölüler diyarı. Şimdi ölüler diyarı artık sadece bir gölge bir varoluş yeri değil.
Ahlaka bağlı olan cezaların verildiği bir yer.
Buna dönüyor zamanla. Ve en başta dediğim gibi nötr bir yerdi.
İşte gölgeler vardı bilmem herkes aynı yere gidiyordu.
Sonra da ödül ceza sistemi diye bir şey geldi.
Bildiğiniz güncelleme gelmiş.
Ama bu cennet cehennem olayı, reinkarnasyon olayı iç içe geçmiş Hinduizm'de.
Yani ruh ya cehenneme uğrayıp azap çekiyor ya da doğrudan daha aşağı bir varlık olarak yeniden doğuyor.
Daha aşağı bir varlık dediğim işte hayvan olarak, böcek olarak.
Ne bileyim sıçan olarak dönebiliyor ve sefalet içinde bir insan olarak da doğabiliyor.
Ama bunlara kadenilen cehennem bir kabus gibi arkadaşlar.
Uyanılamayan bir kabus gibi böyle düşünün.
Ve kişinin bilinçaltı suçluluğunun vermiş olduğu azap.
Bunlara kadenilen şey aslında.
Hani böyle fiziki bir mekan gibi düşünmeyin.
Fakat Hinduizm'de arkadaşlar tam tutarda bir dogma olmadığı için o yüzden cehennem ile renkarnasyondaki o samsara olayı yani o sonsuz döngüdür ya samsara.
Habire böyle yeniden doğup doğup ölüyorsunuz.
Hani iyi karmanız varsa iyi bir yeniden doğuş sizi bekliyor.
Kötü karmanız varsa hamam böceği olarak da gelebilirsiniz yani.
Hinduizm'deki amaç bu samsaradan kurtulmak zaten.
Yani arkadaşlar erdemli, ahlaklı, iyi bir insansanız eğer şirinleri görebiliyorsunuz öyle söyleyeyim.
Ölüm sonrası yolculukta bir ırmak var.
Vahit Arane ırmağı.
Burada işte kan, irin, idrar dolu bir nehir arkadaşlar bu ırmak.
Bunun üstünden geçiyorsunuz.
Sonra yine bir kitap var.
Hayatınızın kitabı. Böyle yüzünüze çarpıyorlar bunu okuyorlar.
Tanrı Şitra Gupta tarafından okunuyor.
Eğer kötülüğünüz bozsa Naraka'ya şutlanıyorsunuz.
Ve cehennemdeki işkencelerden biri de sizi vahşi hayvanlar yiyor arkadaşlar.
Ay neden acaba vahşi hayvanlar yiyor?
Çünkü arkadaşlar Hindistan'da her sene biliyorsunuz bir sürü insan yok aslan saldırısı, yok kaplan, leopar, benga katlanı, fil, yalan, ayı, kurt ne ararsanız.
Evet timsah bunların saldırısından ölüyor değil mi?
Şimdi arkadaşlar bir şekilde bu insanlar korunuyor şu anda ama geçmişi düşünün.
Öyle bir korunma şansları yoktu ve çoğu insan kurban geliyordu bu vahşi hayvanlara.
O yüzden bakın cehennemde vahşi hayvanlar yiyecek sizi falan diyorlar.
Ve cehennemlerinde de kılıç yapraklı bir orman var.
Yani resmen coğrafyanın, yaşamış oldukları coğrafyanın dini imgeye etkisini net olarak görüyoruz değil mi burada?
Budizm'de cehennem soğuk ve sıcağın hüküm sürdüğü 18 bölüme ayrılıyor arkadaşlar.
Bunların her şeyi fazla fazla.
Tanrıları da çok fazla. Cennet, cehennem çok fazla seçenek var.
Ama dediğim gibi arkadaşlar cehennem sonsuz değil.
Yani Budizm için konuşuyorum. Acıların bir sonu var.
Karmik durumunuza bağlı tamamen.
Sırada Zerdüşlük var.
Zerdüşçü Ölüler Diyarı.
Bu arada Zerdüşlük ile ilgili bir bölüm hazırlamayı düşünüyorum aklımdan.
Eski Babil döneminden kısa bir süre sonra Orta Doğu'da Zerdüşlük Doğu'yu arkadaşlar ve çok geniş bir coğrafya yayılıyor.
Eski bir Acem dini.
Dünyanın en eski...
Tek tanrıcı vahiy dini arkadaşlar ve eski acem dinleri iyilik ve kötülük güçlerinin çarpıştığı iki cil yani dualizm dediğimiz bir dünya görüşünden derinden etkileniyor.
Şimdi bu dine mensup olanlar bedenen ölümden sonra yeniden denileceklerini düşünüyorlar ve Ahura Mazda'nın huzuruna çıkıp sorguya çekileceklerine inanıyorlar.
Ahura Mazda ilahi olan iyi güçtür Zerdüştlük'te.
Bir de Ehriman var o kötülük tanrısı.
Ruhun tıpkı diğer inanışlarda az önce anlattığım gibi size geleneksel bir yolculuğu var.
Ve bu yolculuğu gökküre...
Ay küre ve güneş küresi arasında yapıyorlar.
Ruh göğe doğru yükseliyor arkadaşlar.
Önce ay küreden geçiyor ve bazı anlatılarda ruhlar burada arınıyor.
Sonra güneş küreden çıkıyor ve burası ışığın ve iyiliğin katı olarak görünüyor.
En son arkadaşlar gök kürenin ötesinde nihai alana varıyor.
Ve bazen bu yolculukta ona rehberlik eden figürler karşımıza çıkıyor.
Mesela köprüyü geçiren bir bakireden bahsediliyor.
Bu bir genç kız Dayna ismi.
İyilik yapanın ruhuna eşlik eden güzel bakire.
Hani bir kılavuz anlamında.
Ve iki köpekten bahsediliyor arkadaşlar.
Bu köpekler insanların ruhunu koruyor ve köprüden geçmesine eşlik ediyor.
Eğer ruh kötüyse.
Bu bakire ona çok çirkin, çok korkunç bir varlık olarak görünüyor.
Diana aslında bir vicdan arkadaşlar.
Yani ahlaki bir rehber gibi düşünebilirsiniz.
Erdem, doğru davranışlar, insanın vicdanı gibi.
Bizim doğru ile yanlışı ayırt etmemizi sağlayan o içsel gücümüz.
Diana dedikleri şey bu. Ve Zerdüşt inancına göre ölümden sonra ruh...
yaşamı boyunca düşüncelerine, sözlerine ve eylemlerine göre değerlendiriliyor.
Ölümden sonra Ahura Mazda'nın krallığının karşısındaki köprüye varıyor ve bu köprü bir kılıç.
Eğer siz yaşamınızda doğru bir insansanız o kılıcın düz tarafından yani kalın tarafından karşıya geçiyorsunuz gayet rahat bir şekilde.
Karşıya geçip yani Ahura Mazda'nın o ilahi iyi gücün krallığına geçiyorsunuz.
Fakat hayatınız boyunca kötülük yaptıysanız kılıcın keskin tarafından yürümek zorunda kalıyorsunuz.
Kutsal metinde şöyle diyor arkadaşlar.
Onun yolu kesilecek, ruh köprünün en üst yerinden, en yüksek yerinden başüstü olacak şekilde cehenneme düşecek ve olabilecek bütün acıları çekecektir.
Yani insanın ölümden sonraki yazgısı, serdüşlüyü konuşuyoruz.
Tamamen yaşarken yaptıklarına bağlı.
Yaşarken iyi biri miydi, kötü biri miydi?
Ruh bedenden ayrıldıktan 4 gün sonra iyi cinlerle ifritler eşliğinde.
Kararın 3 tanrı tarafından verildiği bir yargılama mekanına varıyor arkadaşlar.
Ve bu tanrıların adı Mehir, Raşu ve Sıraş.
Bunlar yargılıyorlar. Daha sonra yaşamı boyunca yaptığı işler altın bir terazide tartılıyor.
Sonra ödüllendirici köprüden geçiriliyor.
Hayattayken kötülük tanrısına hizmet eden kötü ruhlar köprüden geçemiyorlar, cehenneme düşüyorlar.
Ve bazı metinlere göre cehennemde kötü düşünceler, kötü sözler ve Kötü eylemler olarak 3 bölüm var arkadaşlar ve bu bölümlerin altında tamamen kötü olanlara ayrılmış olan sonsuz
karanlıklar var. Dediğim gibi suçun ağırlığına göre belirli bir kata gidiyorlar insanlar.
Mesela çok fazla kötülük yapmayanlar sıcak soğuk havayla mücadele veriyorlar.
Klimasız bir ortamda oturmak gibi ya da kalorifersiz bir ortam.
Daha alt katlarda karanlıkta böyle buz gibi bir soğukta üst üste yığılmış vaziyette olan insanlar.
İfritler tarafından çok kötü işkencelere maruz kalıyorlar.
Ve bu sonu gelmez olan ızdıraplar bir bakireden doğacak ve dünyayı ateşle aratacak olan kurtarıcı geldiğinde sona erecek.
Bu da bakire bir anneden mucizevi bir şekilde doğacak olan bir insan.
Hayır insan meclisinden bahsetmiyorum.
Fakat ne kadar benziyor değil mi?
Bu kurtarıcı arkadaşlar zerdüştün tohumuyla.
Gebe kalacak olan bir bakireden doğacak.
Adı da Şoşyans deniliyor.
Ve o geldiğinde bu kurtarıcı geldiğinde cehennemi ayıklayacak.
Günahkarları affedecek ve tüm bedenler yeniden dirilip ruhlarıyla birleşecek.
Cehennem erimiş metalle yakılacak ve imha edilecek.
Kurtarıcı geldiğinde böyle düşünüyorlar ve yeryüzünde Tanrı'nın krallığı başlayacak deniliyor.
Gelelim Helen ve Roma uygarlıklarına.
Paganlı ölüler diyarına.
Şimdi takriben M.Ö. 8.
yüzyıldaki Hesiodos ve Homeros'un yapıtlarına baktığımızda cehennem yani ölüler diyarı ile sık sık karşılaşıyoruz.
Baya bir bahsetmişler. Hades biliyorsunuz yeraltı dünyasının yani ölüler diyarının tanrısı arkadaşlar.
Derin cehennem Tartaros.
Tartaros o kadar derin ki arkadaşlar gökten oraya bir ırz düşse ancak 18 günde oraya ulaşabileceği söyleniyor.
Çevresi böyle bronz duvarlarla çevrili ve içinde dipsiz bir uçurum var.
Bu uçurumun adı da abis.
Bu uçurumdan bir yıl boyunca düşseniz bile dibe vuramıyorsunuz.
O kadar derin olduğu söyleniyor.
Ve Tartaros'ta yani yer altında cehennemde Hades'in ve cehennemin kraliçesi Persephone'nin Cehennem köpeği Kerberos tarafından korunan bir malikanesi var.
Bir de arkadaşlar dikkatimi çekti.
Buraya herkes böyle yani tartar olsa cehenneme elini kolunu sallayarak giriyor.
Tanrılar falan. Girip çıkıyorlar.
Ölümsüzler ya o yüzden herhalde.
Bir arkadaşa bakıp çıkacak der gibiler.
Mesela Odisey destanında Odiseus ölüler diyarını ziyaret ediyor.
Bakın ziyaret diyorum ve burada bir takım ünlü kahramanları görüyor işte onların çektiği acılara tanık oluyor.
Bir de anlatıyor bunları böyle cehennemi ballandıra ballandıra diyor ki çok şanlı diyor toprağın oğlu Titios onu gördüm diyor cehennemde.
Dokuz dönüm yer kapladığı toprağa boylu boyunca uzanmış yatıyordu.
Yanlarına koşmuş olan iki tane akbaba.
Gagaların onu bağrına daldırmış ve ciğerini parçalıyorlardı.
Ama o elleriyle akbabaları savmaya yeltenmiyordu.
Çünkü o Zeus'un ulu karısı Leto'ya saldırmıştı diyor.
Leto'dan bahsetmiştim.
Çok yakın bir dönemde mitolojik aşk hikayelerini anlattım size dinleyebilirsiniz.
Çok sevdiğiniz o bölümü. Devamı gelecek.
Devam edelim. Cehennemi tasvir ediyor dedim.
Odysseus diyor ki acımasız bir işkence çeken Tantalus'u da gördüm.
Bir gölün içinde ayakta çenesine kadar suyun içindeydi.
Su içmeyi çok istemesine karşın suya ulaşamıyordu.
İhtiyar adam susuzluğunu gidermek için her eğildiğinde toprağın emdiği su çekiliyor ve ayaklarının dibinde bir tanrının kuruttuğu gölün kara çamuru oluşuyordu.
Başının üstünde yüksek ve sık yapraklı ağaçların meyveleri sarkıyordu.
İhtiyar onları koparmak için ellerini uzattığında rüzgar onları kara bulutlara doğru savuruyordu diyor.
Ve korkunç acılar içinde kıvranan sisifosu da gördüm diyor.
İki eliyle kocaman bir kayayı bir tepenin üstüne doğru itiyordu.
Ama tam doğruya varmak üzereyken kayanın ağırlığıyla geriliyor ve baş belası kaya.
tepenin dibine ovaya doğru yuvarlanıyordu diyor ve Sisyfos tüm gücünü toplayarak kayayı yeniden yeniden itmeye başlıyordu.
Her defasında aynı son.
Hesiodos'a göre arkadaşlar Ölüler Diyarı dışa kapalı bir alandır.
Devasa bir küpe benzer ya da bir mağaraya benzer.
Okeonos ırmağı ve onun kolları olan Stix, Acheron ve Coictos burayı yani cehennemi canlılar dünyasından ayırır diyor.
Havası nemlidir, küf kokar.
Burada iyilerle kötülerin yazgıları aynı değildir.
İki yargıç, ikisi de adalet anlayışları ve bilgelikleriyle tanınmış olan Giritli yarı tanrı Radamantis ve kardeşi Minos onlar arasında bir seçim yaparlar hani işte.
İyilerle kötüler arasında bir seçim yapıyorlar.
Eğer bir insan iyiyse Asfodel çayırında ya da Elysium ovasında huzurlu bir yaşam sürüyor.
Fakat bu yargılama nasıl yapılıyor onu bilmiyoruz.
Bu öte dünyaya duyulan güvensizliğin, korkunun nedeni arkadaşlar ölülerin ruhlarının tehdit edici olması.
O insanlara göre Odysseus böyle bir deneyim yaşıyor ve kaçıyor.
Bunu da anlatmış. Diyor ki ölülerin ruhları Erebos'un dibinden gelip toplanıyorlardı.
ve aralarında genç evli olan kadınlar, genç erkekler ve yaşamları boyunca çok sıkıntı çekmiş olan ihtiyarlar ve toy yürekleri başka dert görmemiş bakirelerin yanı sıra Ares
'in kurbanları tunç kaplı mızraklarla yaralanmış, kana bulanmış, silahlarıyla birlikte çok sayıda savaşçı vardı.
çukurun etrafından her yönden inanılmaz bir uğultu çıkararak yığın halinde geliyorlardı ve benim korkudan betim benzem atmaya başlamıştı diyor.
İşte bu ilk şiirsel ve bulanık olan Ölüler Diyarı 6.
ve 4. yüzyıl arasındaki klasik Yunan döneminde birçok düşünürü etkilemiştir.
Hatta arkadaşlar zihinlere kazınan bu görüntüleriyle ölüm sonrası o yargı düşüncesinde geliştiren Ozanlara, tragedi yazarları ve ahlakçılara da esin kaynağı olmuştur.
Mesela Asiklos'a göre Zeus ölüleri işledikleri suçlar için cezalandırır arkadaşlar.
Pindaros ve Sophocles hatta Aristofones de böyle düşünür.
Yani Zeus ölüleri yargılıyor işledikleri suçlardan dolayı.
Bakın yargı düşüncesi sonradan geldi.
Filozoflar tabii daha eleştirel yaklaşıyorlar buna ama ilk defa ahlaki kötülük işte bunun kökeni.
Ve öte dünyadaki muhtemel cezası üzerine düşünmeye başlıyorlar filozoflar.
Ve birçoğu öteki dünyayla alakalı biliyorsunuz büyük bir kuşku içine giriyor.
Mesela Sokrates'e göre kötülük eşittir bilgisizlik.
Bilgisizlikten kaynaklanıyor, cahillikten.
Ve insanın kendi kendisinin cezasıdır.
Aristoteles daha radikal bu konuda işte ölüm nihai bir sondur.
Öte alemde cehennem falan yoktur diyor.
Epicurus'a bakıyoruz. Tanrılar diyor insanları ne yapsın?
Yargılama falan yok bence diyor.
Platon ölüm ruhun bedenden ayrılışıdır diyor.
Stavcılar ruhların hiçliğe döneceğini düşünüyorlar.
İşte ölümden sonra yeni bir hayat falan yok onlara göre.
Kikero öteki dünya ozanların masalıdır diyor.
Tek ihtimal mutlu sonsuzluk veya bir hiçliktir diyor.
Epikros ölüm varsa ben yokum diyor.
Ben varsam ölüm yok diyor.
En mantıklısı bu bence.
Tabiat filozofu olan Pythagoras beden ölür fakat ruh ölümsüzdür diyor ki ona göre ruh ezeli ve ebedi olan kainatın bir parçasıdır.
Epiktetos ölümü hayat misafirhanesini terk etmek olarak görüyor.
Hepsi farklı farklı düşünceleri var.
Ölümden korkmayı da bir sefillik olarak değerlendiriyor arkadaşlar.
Şimdi bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar.
Afrika'da Senegal'dan başladık.
Cehennem turumuza. Yunan'a kadar geldik.
Yandık kavrulduk arkadaşlar ama tek tanrılı dinlerin cehennemine girmedik henüz.
Oraya bir başka bölümde bir tur düzenleyeceğiz merak etmeyin.
Bu sadece bir girişti.
Gelişme ve sonucu başka bölüme saklıyorum.
Belki de meymenetsiz Shopee haklıdır arkadaşlar.
Diyor ya dünya herkesin kendi cehennemini içinde taşıdığı bir yerdir diyor.
Çünkü John Milton'un dediği gibi zihin kendi başına bir yerdir.
Cehennemi cennete.
Cenneti cehenneme çevirebilir.
Kafamızın içindeki o cenneti yaratabilmemizi diliyorum arkadaşlar.
Bunu yapmak için de zihnimizi ışıkla, bilgiyle, merakla besleyelim.
Kendimizi bilgiyle büyütelim.
Siz de İngilizceyi hayatınıza katıp zihninize yeni kapılar açmak isterseniz.
Kem bile yanınızda.
Bize özel kodumuz ortamlarda start açıklamalara bırakıyorum.
Şimdi %60 tasarrufu kaçırmayın derim.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
