
Eczacıbaşı Topluluğu Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Eczacıbaşı Topluluğu" hakkında reklam içerir*
Transkript
Edilacıbaşı Genç Bilet Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Merhaba gençlik!
Gençler ve kendini genç hissedenler hoş geldiniz.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün size caz yapmaya geldim arkadaşlar.
Türkiye'de caz müziğe bakışımız...
Caz yapma sözüyle zaten ifade edilmiş.
Peki nedir bu caz?
Bugün size bundan bahsetmeye çalışacağım.
Öyle çok derinlere inmeyeceğiz, boğulmayacağız merak etmeyin.
Ama bir ortamda oturup konuştuğunuz zaman en azından cazın ne olduğuna biraz olsun hakim olabileceğiz bu podcast ile.
Amacım bu. Şimdi konumuz uzun ama bence çok eğlenceli.
O yüzden hemen başlamak istiyorum.
Bu konuda uzman bir isim.
Ercan Kesaroğlu, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ndan değerli bir hocamız.
Caz müzik deyince bu konuda uzman.
bir isim. Onun uzmanlığı ışığında ilerleyeceğiz bugün.
Müzikolojiye ilginiz varsa arkadaşlar Alfa yayınlarından çıkan Müzik Atlası da harika bir kaynaktır.
Bunu da belirtmiş olalım. Bu da biraz radyo yayını gibi oldu.
Bunu da belirtmiş olalım ve devam edelim.
Böyle bir radyo yayını yoktur bence.
Gülmekten yayını açamadım.
Başlıyorum. Caz müzik 1890'larda Amerika'nın güneyinde doğuyor.
Ama buna rağmen Avrupa'nın enstrümanlarının armonilerini kullanıyor.
Afrika'nın ritmik ve melodik öğelerini kullanıyor.
Ve bunları altını çizerim.
Doğaçlama tekniğiyle sentezleyen bir dünya müziği caz.
Afro-Amerikan müzik kültürü de diyebiliriz caz için.
Doğaçlama kısmının neden altını çizdim?
Çünkü caz deyince onun temel öğelerinden.
biri. Tabii ki de doğaçlama kısmı.
Burası çok ömerli. Bunu unutmayın.
Caz eşittir doğaçlama.
Bize gelişi nedir Merve derseniz?
1940'ların sonunu bulmuş.
Hani bize gelişi. Biraz daha evveliyatı var tabii ki ama sonu diyebiliriz 1940'ların.
Soğuk savaş yılları biliyorsunuz bu süreç ve dünyanın iki süper gücü Rusya Doğu bloğunda ve Amerika Batı bloğunda karşı karşıya.
Dünya komünist hareketi.
Ülkemizi de biliyorsunuz çok derinden etkiledi.
Komünizme karşı Amerika'nın gibi o dönemler Türkiye ve Ve bu dönemde Amerikan donanmaları işte İstanbul'u, İzmir'i, başka limanları ziyaret ediyor.
Ve İstanbul'daki barlar da Amerikan askerlerini eğlendirebilmek için sabaha kadar caz müziği yapıyorlar.
Sinemalarda zaten Hollywood filmleri oynuyor.
Yani çok büyük bir etki altındayız.
Bir de Hollywood'un Tin Pan Alley müziği caz etiketiyle Türkiye'ye giriyor.
Ve o yıllarda yaşayanların caz müziğe bir antipatisi var açıkçası.
Belki de hani caz yapma lafı oradan kalmıştır.
Aslında karşı olunan şey hani caz müzik değil tam anlamıyla.
Amerika karşı olan şey. Amerika'nın hegemonyasına karşılar.
Caz müziği değil ama maalesef o dönemde bir antipati oluşmuş.
Caz müzik 1930'larda dans orkestralarıyla başlıyor aslında Türkiye'de.
Sonra dediğim gibi işte Amerikan askerleri geliyor daha da artıyor derken 1956'da ilk caz kulübünü açıyoruz.
Ama 1960'larda zaten radyolarda çalınmaya başlıyor, yaygınlaşıyor.
Esas böyle pik yaptığı dönem 1970'ler.
Burada kendine bir yer edinmiş oluyor Türkiye'de.
Ve Türkiye'de caz dediğim...
İlk akla gelen isimler tabi ki İlham Gencer, Caz'ın babası sayılan Ahmet Ertegün, Kerem Görsev, Ferit Odman benim ilk aklıma gelenler.
Tabi ki daha pek çok değerli isim var Türkiye'de caz yapan.
Bunları bilmek lazım çok önemli isimler.
Hani biriyle buluştunuz böyle çok sıkı bir caz sever çıktı ne yapacaksınız gündemi yakalamak lazım.
Mesela deyin ki ya bu ara Gregory Porter'a çok fena sardım.
Sürekli Liquid Spirit parçasını dinliyorum.
Ya inanılmaz iyi değil mi?
Deyin mesela. Temmuz'da da Caz Festivali'ne geliyor.
Biletimi aldım bile diyebilirsiniz.
O da içinden o sırada diyecek ki ya bunları nereden biliyor?
Biletini bile almış diye düşünürken siz içinizden Eczacıbaşı Genç Bilet'le İKSV'nin Caz Festivali biletlerini nasıl 20 TL'ye aldım ama diye düşünüp sevinirken çaktırmayın
arkadaşlar. Sonra zaten muhabbet dönüp dolaşıp kültür sanat meselelerine gelecektir.
Caz'la yetinmeyin. Film Festivali'nden de bahsedin.
Neyden bahsedelim Merve?
Genç biletle gittiğiniz Al Yaykenler filminden bahsedebilirsiniz.
Ya da Martin Eden ve Pietro Marcello'dan bahsedebilirsiniz.
Ama asla İstanbul Film Festivali biletlerini de 20 TL'ye aldığınızı söylemeyin.
Eczacı başı genç biletle İKSV'nin etkinliklerine 20 liraya gidiyor.
Ortamlarda satılacak bilgileri bu şahane etkinlikten bol bol alıyorsunuz arkadaşlar.
Üstüne de... Bu deneyiminizi anlata anlata bitiremiyorsunuz.
Ama bileti nasıl aldığınızı asla paylaşmıyorsunuz.
En sağcı başı genç bilet.
Ya bu arada şey vardı ya.
Eskiden böyle özel numaralar arıyoruz.
Ses dinletiyordu falan diye.
Ya ne anlıyorsun abi bundan?
Ses dinletenler böyle.
Gerçekten oradaysanız yazar mısınız bana Instagram'dan?
Hani amacınızı çok merak ediyorum gerçekten.
Bu nedir ya? Alo diyorsun.
Haa diye bir ses.
O geldi aklıma şu an.
Merve ve saçma bağlantıları.
Devam ediyorum arkadaşlar. Caz müzik tarihine geri dönüyoruz.
Caz müzik dediğim gibi Afro Amerikalıların yani Afrikalı göçmenlerin Amerika'ya Afrika'dan getirilen kölelerin icra ettiği bir müzik türü.
Dolayısıyla bu türün içinde onların özgürlük hayalleri var, özlemleri var, acıları, hüzünleri hepsi bir arada cazın içerisinde ve Amerika'da ortaya çıktığı için Amerikan caz müzisyenleri yıllar boyunca
cazı Amerikan müziği olarak tanıtmışlar ama nihayetinde...
Öğrensel müzik olarak kabul gördü zaten.
Peki bunun başlangıç noktası neydi derseniz.
Şöyle dediğim gibi Afrikalılar Amerika'ya köle olarak götürüldükten sonra yaşamış oldukları o acılar işte vatan özlemleri bunlar dini ayinlerde kendini gösteriyor.
İşte spiritual ve gospel türlü şarkılarla ilk oluşum ışıklarını yakıyor.
Yani ABD'ye göçe zorlanan Afrikalı siyahiler biliyorsunuz Hristiyanlaştırıldılar ve ondan sonra söylemiş oldukları İngilizce sözde ilahi.
ve dinsel şarkılarla başlıyor.
Gospel dediğimiz şey Anglo-Amerikan protestan ilahileri arkadaşlar ve Kuzey Amerika siyahilerinin protestan ilahilerinden kaynaklanan dinsel şarkılar gospel dediklerimiz.
Bu böyle inleyerek, ağlayarak ya da işte fısıldayarak, haykırarak icra edilen bir tür ama yalın bir ezgisi var.
Yani kısacası gospel dediğimiz şey siyahilerin ruhani müziği.
Burada aynı zamanda asimilasyon süreçlerini de protesto ediyorlar.
Politik ve sosyal mesajlar da veriyorlar.
İşte caz müzik bu ayinlerde aslında ilk ışıklarını yakıyor dediğim gibi.
Ayin yöneticisinin veya işte kilise cemaatinden birinin söylediği sözlerle ya da işte ork çalıyorlar ya orkçunun çaldığı melodileri cemaatin eşlik etmesiyle yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Ama buradaki eşlik ediş bazen sadece anlamsız.
Tek hecelik sözcüklerle de oluyormuş eşlik etme.
Bunun bir aşama daha ilerisinde sözler bi ve bap hecelerinin kullanılmasıyla bap dönemini başlatıyor.
Sonrası zaten bi bap dönemi arkadaşlar.
Yani caz müziğinin ilk bebek adımları diyebiliriz.
Bunları az sonra açacağım zaten.
Bi bap dönemini anlatacağım size.
Caz sözcüğü ilk defa 1913 yılında San Francisco gazetesinde müzikal bir bağlamda kullanılmış.
Ama cazın bir de argo anlamı var.
Sporda ve oyun. hız ve enerjiyi ifade ediyor ve aynı zamanda cinsel anlamda baktığımız zaman tohum anlamına geliyor.
Dünyaca ünlü caz yazarı Gunther Schiller doğası gereği gerçek caz bir formüle dayandırılamaz demiş veya değişmeyen bir mükemmellik anlayışıyla onu temellendiremezsiniz demiş.
Neden böyle söylemiş?
Çünkü caz...
Tarihi boyunca sürekli sürekli değişim geçiriyor.
Az sonra anlatacağım. Bir zamanlar gerçek cazın sadece New Orleans'dan çıktığını düşünenler varken caz müzik hemen rotasından sapıyor ve arka arkaya bebop, cool.
Short stream, model, free, jazz rock, fusion, elektronik gibi her seferinde kafaları karıştırmaya devam ediyor.
Bir sürü akımlar yaratıyor.
Yani tam böyle birileri jazz'ı tanımlayacak ama jazz asla ele avuca sığmıyor.
Saksafoncu Wayne Shorter diyor ki benim için jazz kategori dışıdır.
Daha ne desin ve hatta Louis Armstrong'dan bir muhabir jazz'ı tanımlamasını istiyor.
Ve o da diyor ki bu soruyu sorduğuna göre hiçbir zaman bunu öğrenemeyeceksin diye cevap vermiş.
Ama bence bu konuda en iyi tanımlamış.
İngiliz yazar Stuart Nicholson yapıyor.
Caz için diyor ki bugünün cazını karşılayan bir tanımı bulur bulmaz hemen bir başkası geliyor ve o tanımı geçersiz hatta zavallı bir hale getiriyor diyor.
Gerçek cazın nelerden oluşması gerektiğini anlamak için kullanılan işte şu kadar swing bu kadar blues gibi zorlama reçetelerin ne kadar manasız olduğundan bahsetmiş.
Caz piyanisti Bill Evans için caz.
Ne değildir arkadaşlar?
Nasıldır? Duke Ellington içinse jazz manasa olmayan bir kelimedir.
Wayne Shorter'a göre jazz meydan okunan saygı ve sadakatle bağlanmak yerine kuralları ve estetiği sürekli yıkmaya çalışan bir müziktir.
O yüzden arkadaşlar biri sizden jazzın tanımını yapmanızı isterse bunun çok zor olduğunu ifade edebilirsiniz.
Ya da direkt Louis Armstrong gibi cevap verin.
Ya bunu soruyorsan sen zaten hiç jazzdan anlamamışsın.
Lanet olası pislik.
Caz müziğinde müzisyen bestelenen müziği icra etmekle birlikte doğaçlama yoluyla altını çizerim.
Melodik, armonik ve ritmik anlamda müziğe kendinden çok fazla unsur katar.
Bu bana şey gibi geliyor. Hani hepimiz aynı kitabı okuruz ama hepimiz aslında aynı kitabı okumayız.
O kitabı biz baştan yazarız.
Çünkü benim duygu dünyam başka, yaşadıklarım başka, o kitaptan çıkaracağım şeyler başka, altını çizeceğim yerler başka.
Yani kitabı okuyan kişi bence o kitabı baştan...
yazıyormuş gibi bir durum söz konusu.
Caz müzik de böyle geliyor bana.
Çünkü bestecileri eserlerini besteledikten sonra icra aşamasında ister bestecinin kendisi olsun ister sadece icracı olsun caz müzisyeni her defasında bize farklı duyumlar sunabilirler.
Yani şarkı bambaşka bir noktaya gidebilir.
Bu sebeple her caz müzisyeninin bir de besteci kimliği olduğunu unutmayalım.
Burası çok önemli. Cazın Klasik batı müziğinden yani evrensel müzikten farkı zaten bu.
Burası çok önemli. Bunların icrasında bestecinin eserinin bir tek sesine esine ve nüansına dokunulmaz.
Değil mi? Klasik batı müziği okurken.
Dur bakalım ben şunu kendime göre söyleyeyim demezsiniz.
Ya da işte ne bileyim Mozart çalıyorsunuz ve o anda durup.
Ben bunu kendime göre çalacağım demezsiniz.
Önünüzde bir nota vardır ve ona göre çalarsınız.
Ama cazda böyle bir şey yok.
Caz tamamen doğaçlama arkadaşlar.
Yani her icracı, her caz yapan kişi o yazılı olan eserin duyurulmasından bir aşama sonra tamamen kendini katar.
Kendi melodilerini, kendi müziğini icra eder.
O yüzden caz bana çok zor geliyor.
Yani o doğaçlama kısmı, sıfırdan bir şey yaratmak.
Hani bir yaratılmış bir şeyi okumak var sahnede.
Bir de kendini katmak var.
Bu bence de çok zor bir şey. Caz...
Söylemeye dilim varmıyor ama sözüm ona.
Aşağı ırktan bir halk tarafından yaratıldığı için, siyahiler tarafından yaratıldığı için ilk çıktığı dönemlerde toplumsal bakımdan böyle aşağı, bayağı, leş bir müzik olarak görülüyor.
En başlarda hakaretlere maruz kalıyor.
Hatta öyle ki New York City Emniyet Müdürlüğü yıllarca caz müzisyenlerinin parmak izlerini alıyor.
Onlara özel bir kabere belgesi olmadan çalışma izni vermiyor.
Yani bu kabere belgesi dediğim şey aslında bir tür yarı apartheid arkadaşlar.
Yani böyle ırkçılığa maruz kalıyorlar.
yerde. Hiçbir müzisyenin alkolü mekanlarda çalışmasına izin vermiyorlar bu geçiş belgesi olmadan.
Hiçbir müzisyen demişken yani siyahileri kastediyorum ve birçok müzisyene mesleklerini kendilerine açık olan tek kulvarda icra etme hakkı tanımıyorlar bu dönemde.
Orada da ayrımcılığa maruz kalıyorlar.
Bir de şöyle bir durum var. Siyahiler kölelikten azat edildiler edilmesine ama iş bulmaları sizce kolay mı?
Hani kimse iş vermiyor siyahilere.
Onlar da ne yapıyorlar? Savaştan arda kalan işte askeri Bandolarda kullanılan çoğu böyle rehin dükkanlarında tutulan trompetler, trombonlar, klarnetler, tubalar, baslar, davullar bu tarz aletleri kullanarak müzik
yapmaya başlıyorlar. Yani aslında başka çare kalmamış gibi düşünebilirsiniz.
Hani Yahudilere de aynısını yaptılar.
Hiçbir yere işe alınmadıkları için ticarete yönelmek durumunda kaldılar.
Yahudilerin başka bir şansı yoktu ya da işte gidip mücevheratla uğraşmak durumunda kaldılar.
Sonra aleyhine olan şey Yahudilerin lehine dönmüş oldu.
Aynı şekilde siyahilere de iş verilmemesi onların...
müziğe yöneltmiş oldu ve gettolarda 1890 ile 1920 arası özellikle New Orleans'da ama dediğim gibi modern jazz hep böyle saldırıların hedefinde hani Afrikalı olduğu için kökeni açıkçası yani aklıyla
değil ezbere çalan işte okul mektep görmemiş okuma yazma bile bilmeyen müzisyenlerin müziği olarak görünüyor ve gecenin, alkolün, cinselliğin müziği olarak görülüyor bir yerde.
Yaratıcı bir anlatımı yok deniliyor.
Bir şarkı, bir dans, bir kompozisyon ve doğaçlama müziği olarak anılıyor.
Müziksel bir değeri yok deniliyor.
Yani neler neler söyleniyor jazz hakkında ama şu anda evrensel bir müzik.
Bir de şöyle önemli bir durum var.
1920 ile 1933 arası ABD'de ülke çapında alkol satışı yasaklanıyor arkadaşlar.
Ne içki satışı var ne üretimi var taşınması yasak.
Ne olacak hal böyle olunca?
Alkollü içkilerin satıldığı gizli barlar ortaya çıkmaya başlayacak.
İşte jazz müzik buralarda kendine yer buluyor arkadaşlar ve o yasaklar döneminde.
The New York Times Caz için şöyle diyor.
Sibirya köylülerinin ayıları korkutmak için Caz kullandığını yazmış ama köylülerin tencere ve tava kullandığını bildirmiş.
Daha nasıl bir hakaret edebilirdiniz acaba?
Hadi oradan demek istiyorum.
Ama Caz buna rağmen bir dünya müziği olmayı başardı ve artık böyle elitlerin dinlediği bir müzik değil mi Caz müzik?
Bu arada bizde hiç öyle görünmemiş hani işte aşağı baya diyoruz ya Amerika'da öyle görülmüş olabilir ama Türkiye'de öyle görünmemiş.
Yani bizde hep böyle elit kesimin dinlediği müzik gibi caz müzik hala da öyle.
Dünyada da şu an böyle. Bu kötü söylemler geçmişte kaldı.
Şimdi caz müziğini kronolojik sırayla ele alırsak hocamız burayı böyle onar yıllık periyotlara bölmüş daha kolay olmuş bence.
Ben de böyle çok müzikal jargona girmek istemiyorum açıkçası hani konudan kopmayalım diye.
Şimdi bu dönemin en ünlü ismi Jell-O Morton arkadaşlar.
Aynı zamanda Ernest Hogan ve Scott Joplin'de ünlü isimler.
İlk caz parçalarına Ragtime deniliyor ve caz müziğin başlangıcı olarak görebiliriz bu dönemi.
Biraz böyle Avrupa müziğinin marşlarına benziyor Ragtime.
Biraz da polka yandırıyor.
Yani sert, vurgulu, böyle ritmik bir yapısı var.
Caz müziği biliyorsunuz genel anlamda hani dans etmek için değil de dinlemek içindir denilir ama birçok dans müziği cazı etkilemiş.
birçok caz müzisyeni farklı coğrafyalara ait dans müziklerini caz müziği formatına uyarlamışlar ve bu yönde eserler vermişlerdir.
Örnek ver ver ve 1840'larda Amerika'da köle sahipleri böyle kendini beğenmiş bir tavırla burnu havada bir yürüyüşleri var bunların.
Siyahilerin işte bunlarla alay etmesini simgeleyen bir şey var.
Cakewalk adı veriliyor buna. One step adı verilen bir dans türü var ve buna eşlik etmek için yapılan ragtime'lar var.
Dinlemek isterim diyorsanız eğer Scott Chaplin'nin 600'den fazla ragtime'ı var bestelediği arkadaşlar.
Çok eğlenceli parçaları.
Bana böyle çok muzip geliyor.
Sırada ikinci dönem 1900 ile 1910 arası New Orleans stili var arkadaşlar.
ABD, New Orleans ve Louisiana kentlerini para karşılığı satın almadan önce bu iki kent İspanya ve Fransa'nın egemenliği altında.
O yüzden İspanyol ve Fransızlarla beraber işte Almanlar var, Slavlar var, İrlandalılar var, İngilizler var, Afrika'dan getirilen köleler var.
Hep birlikte Onlar New Orleans'da yaşıyorlar ve bunların hepsinin tabii ki bir sentezi var.
İspanyol dansları, İngiliz halk şarkıları, Fransızların bale müziği çalınıyor.
İşte Prusya marşlarıyla yürüyorlar.
Afrikaların geleneklerinde olan bir ayin töreni var biliyorsunuz.
Voodoo törenleri. Bunlara beraber katılıyorlar.
Yani bir sentez oluşuyor ve Afrika'dan getirmiş oldukları davullarıyla kiliselerdeki ilahilere katılıyorlar.
Dinsel müziklere eşlik ediyorlar.
Caz deyince o yüzden New Orleans çok önemli bir bölge ve burada büyük bir müzik seyircileri var.
Sevgisi var arkadaşlar. 200 bin nüfusu var o zamanlar.
Ve 200 bin nüfuslu bir yerde 30 tane büyük orkestra var.
Düşünün. Cazın enstrümantalleşmesi, repertuarını bir yere kadar düzene sokması, vokal ve enstrümantal sistemi burada doğuyor ve oluşuyor.
Yani o yüzden bilinen en erken ve cazın en tutarlı müzik topluluğu doğaçlama metodu New Orleans cazı olarak biliniyor.
Cazın New Orleans'da doğduğu tezi çürütüldü sonradan ama burada berraklaştı.
Doğrudur. Altyazı M.K.
İlkel blues şarkıları var.
Bunlar da jazzın berraklaşmasında çok önemli bir rol oynamıştır.
Bir de altını çizerim.
New Orleans'da iki farklı siyahi grubu var.
Birisi Creole adı verilenler.
Bir de Amerikalı siyahiler var.
Creole'lerin dili böyle bozuk bir Fransızca arkadaşlar.
İngilizce değil. Ve iki siyahi grubun müzikleri oldukça farklı.
Creole müzisyenleri notabiliyorlar.
Daha böyle eğitimli, daha yetkin müzisyenler olarak görülüyorlar.
New Orleans stilinde müzisyenler enstrümanlarını çalmaktan çok onlarla konuşarak duygularını yansıtıyorlar arkadaşlar.
Bir de New Orleans deyince tabii ki aklımıza Louis Armstrong geliyor değil mi?
Benim de en sevdiğim caz müzisyenlerinden biri.
Sırada Dixieland stili var arkadaşlar.
Bu dönem New Orleans dönemiyle beraber kabul ediliyor.
1910 ile 1920 arası ama stil olarak tabii bir takım farklılıklar var.
Bu arada New Orleans'da yalnız siyahiler çalmıyor.
Beyazlar da... caz müzik yapıyorlar.
Mesela Beyaz Caz'ın babası olarak bilinen biri var Papa Jack Lane arkadaşlar.
1891'den beri New Orleans'da kurduğu gruplarla caz yapıyor.
Bu Dixieland stilinin en önemli olaylarından biri de şu.
Caz dansı Foxtrot.
Foxtrot 1910'larda Amerika'da çok moda oluyor.
Sonra tüm dünyaya yayılıyor ve Türkiye'de de çok sevilmiştir 20.
yüzyılın 2. çeyreğinde. Bence çok eğlenceli bir dans türü.
1920 ile 1930 arası cazda Chicago stili öne çıkıyor arkadaşlar.
Chicago New Orleans cazının en parlak dönemlerinden diyebiliriz.
Klasik blues ve Chicago stili olarak biliniyor.
Şöyle ki şimdi ABD 1.
Dünya Savaşı'na girince bir savaş limanı olan New Orleans'ın eğlence hayatı bitiyor.
Çünkü askerlerin disiplinini etkileyecek diye oradaki mekanlar tek tek kapatılıyor resmi bir genelgeyle.
Ve New Orleans'da Storyville adı verilen bir yer var.
Eğlence hayatının kalbinin attığı yer diyebilirim.
Burada Storyville'de bulunan birçok caz müzisyeni işsiz kalıyor bu genelgeden sonra.
Ne yapıyorlar? Tekrar bir göç başlıyor.
Siyahiler büyük bir göç yaşıyorlar Chicago'ya doğru güneyden kuzeye.
Ama bir yandan iyi de oluyor.
Çünkü caz müzik bu dönemde altın çağını yaşamıştır denir.
1920'lerde Şikago'da ve burası savaş sonrası o kadar popüler bir kente dönüşüyor ki caz müziğinin en ünlü plak kayıtları da bu dönemde burada yapılmıştır.
Örnek Vermerve, King Oliver Orkestrası, Louis Armstrong'un Hot Five işte Hot Seven Orkestrası, Jelly Morton'un Red Hot Papers'ı bunlar bu dönemin önemli isimleri ve bugün New Orleans olarak adlandırılan stil bu
yüzyılın ilk 20 yılında yani 1920 yıllarında New Orleans'da çalınan ve plak kaydedilmemiş olan.
arkayık caz değil New Orleans'da müzisyenlerin 20'li yıllarda Chicago'da yaptığı cazdır.
O yüzden Chicago ve Caz ikilisini lütfen unutmayalım.
Aynı zamanda New Orleans ve Caz ikilisini de unutmayalım.
Chicago'da bir de bir başka gelişme oluyor.
Blues'un da en parlak dönemi yine burada yaşanmıştır.
O yüzden Chicago böyle Caz dünyasının adını altın harflerle yazdırmıştır.
Blues zaten vardı hani 1850'lerden beri olan bir şey yeni bir şey değil ama bugünkü Blues halini Chicago'da almıştır diyebiliriz.
Ve Blues aslında Afrika'dan getirilen kölelerin tarlalarda çalışırken söylemiş olduğu acı doluş.
Hem acı var hem özgürlük, umut, bekleyiş hepsi bir arada onun içerisine sızmış.
Ve kölelik kalktığı zaman onların sesini, şarkılarını yani blues'ı artık tüm dünya duydu.
Ve sonraları jazz ve blues harmanlandı.
Şöyle bir ayrım var. Şimdi blues'da gitar daha ağırlıklı bir enstrüman.
Jazz'da ise saksafon ve piyano daha baskın.
Jazz daha hareketli diyebiliriz.
Blues daha böyle acılı, daha duygusal.
Bir de yine şöyle bir ayrım var.
Jazz'da çalınan enstrüman...
ön plana çıkıyor. Yani biz müziğin sesini daha çok duyuyoruz.
Yani kabaca anlatacak olursam.
Blues'da ise hani vokallerin sesini daha çok duyuyoruz.
Blues deyince tabii ilk akla gelen isimlerden biri B.B.
King. We Are The World şarkısını hatırlarsınız.
Çok anlamlı Michael Jackson'dan bilirsiniz.
The Trail Is Gone da güzel.
When It Comes To Town. Bu da güzel böyle harekete geçirir insanı.
B.B. King dışında Altı Dağ'da Grammy alan Eric Patrick var.
İngiliz Robert Johnson var.
Belki böyle bir caz müzik listesi yaparız Spotty'de.
Sırada 1930'da 1940 arası var Swing stili dediğimiz.
Zaten Swing dansını eminim duymuşsunuzdur.
Swing'de hakimiyet erkektedir bu arada ama Foxtrot'ta kadında.
Swing böyle ara ara hızlanır, ara ara yavaşlar ve böyle ritmik bir öğeyi ifade eder.
Swing kralı da Benny Goodman arkadaşlar.
1928 ile 29 arasında Kansas City ve Harlem'de yeni bir çalış tarzı ortaya çıkıyor ve bu tarzın Chicago stiliyle New Orleans'da müzisyenleriyle buluşmasıyla Ve bu
buluşma caz tarihinde Şikago'dan New York'a yapılan ikinci büyük göç.
Two beat caz adı verilen iki vuruşlu cazın yerini bu dönemde four beat caz alıyor arkadaşlar.
Bir de yine bu dönemde riff adı verilen bir çalış tarzı gelişiyor.
Bu çalış tarzında caz müziğinin gelişiminde ve evriminde çok büyük rol oynayacak soru cevap yapısına rastlıyoruz riff'te.
Sırada 1940'da 50 arası var bebop stili dediğimiz caz dönemi.
1940'ların başında Kansas City'de ilk gelişme belirtilerini veriyor.
Bebop daha sonra da Harlem'de müzisyenlerin buluşma merkezleri olan lokallerden ilk ışıklarını yükseltmeye başlıyor.
Bu stil farklı kentlerdeki birbirinden bağımsız caz müzisyenlerin çalgılarında ve bilinçlerinde doğmuştur diyebiliriz.
Biraz böyle asi, asabi bir tür Bebop.
1950 ile 60 arasına baktığımız zaman cool caz dönemi artık hard bop dönemi.
Bu dönem Bebop'ın aksine daha sakin, daha cool.
Ve 1940'ların sonlarına doğru ünlü trompetçi Miles Davis'in çalışında kendini göstermeye başlıyor bu tarz.
Böyle çok sakin, dingin, huzurlu, olgun, uyumlu.
Sonra onun bu çalış stili diğer müzisyenleri de etkiliyor.
Ama bu stilin en önemli oluşumlarından biri...
Gözleri görmeyen piyanist Lenny Tristiano'nun kurmuş olduğu okul, müzik okulu.
Burada Cool Jazz'ın teorik temelleri büyük biçimde belirlenmiş ve Cool Jazz entelektüel, soğuk, ruhsuz bulunuyor en başta ve bunu kırmaya çalışmışlar tabii biraz.
1960'da 70 arasına baktığımız zaman Free Jazz adı verilen serbest bir jazz titelinin geliştiğini görüyoruz.
Jazz'ın serbest çağı bu dönem.
En önemli yenilikleri ise atanol yani ton dışı arayışlara girilmesi, ölçünün, düzenli vuruş ve simetrinin ortalaması.
Artık yeni bir ritmik anlayışın ortaya çıkması diyebiliriz.
Bu dönemde caz artık dünyaya açılıyor.
Serbest cazda önemli bir nokta daha var.
Dini değil, din dışı müzik.
Hani podcast'ın başında gospel'dan ve spiritual song'dan bahsetmiştim ya.
Bunlardan böyle gitgide uzaklaşılıyor diyebiliriz.
Hatta 1960'larda İslamiyet'in de artık caz müziği etkisi oluyor.
Ve bu dönemde diğer dinlerin tasavvufi ve felsefi görüşlerinin caza etki ettiğini görüyoruz.
Arap, Hint, Türk müzikleri...
özellikleri jazz'a sızıyor ve tabii ki zenginlik katıyor.
70'te 80 arasına baktığımız zaman artık ne var?
Elektronik jazz stili var değil mi?
80 sonrası jazz müzikte artık karma stiller görüyoruz.
Stiller arası sınırların ortadan kalktığını görüyoruz.
Ve jazz da postmodern dönem diyebiliriz bu dönem için.
Kısaca jazz tarihi böyle arkadaşlar.
Jazz demek özgür müzik demek.
Jazz yapmak öyle kolay değil gördüğünüz gibi.
Hani jazz yapma derken artık bence iki kere düşünürüz.
Çünkü jazz yapabilmek için Sadece doğal yetenek yetmiyor.
O müziği oluşturan tüm öğelere hakim olmanız lazım.
Çalgılara hakim olmanız lazım.
Ve en önemlisi doğaçlama ustası olmanız lazım.
Nietzsche çiçeğimin dediği gibi müzik olmadan yaşamak büyük bir hata olurdu.
Bugün ruhunuzun gıdasını almayı unutmayın.
Eczacıbaşı Genç Bilet Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Eczacıbaşı Genç Bilet avantajlarını incelemek isteyenler için aşağıya bir link bırakıyorum.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi unutmayın.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek isteyenler aşağıda Instagram adresim var açıklamalarda oradan bana ulaşabilirsiniz.
Louis Armstrong gibi ne kadar da harika bir dünya diyebileceğiniz bir gündür.
Gülüyorum. Hoşçakalın. Cazla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
