
“Bölüm sponsorumuz Agesa Hayat ve Emeklilik’in podcastte bahsettiğim bireysel emeklilik çözümlerinden yararlanmak için linke tıklayabilirsiniz.” https://bit.ly/3GJoDLq
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*
*Bu bölüm Agesa Hayat ve Emeklilik hakkında reklam içerir*
Transkript
AGESA Hayat ve Emekliliğin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün hayata nasıl hazırlanmamız gerektiğini, hayat hedeflerimizi...
Keşkelerimizi, iyikilerimizi, zamanı nasıl değerlendirmemiz gerektiğini, kendimizi inşa etme meselesini, hayat planlarımızı ve zor zamanlarımızı nasıl karşılamamız gerektiğini konuşacağız.
Ama bunlar hakkındaki tavsiyeleri ben değil sevgili İlber Ortaylı hocamız veriyor olacak.
En son kitabımda bu konulara böyle sıkça değindiğini fark ettim ve sizlerle de paylaşmak istedim.
Hadi o zaman başlayalım. Şimdi öncelikle hayata nasıl hazırlanmak gerektiği konusuyla başlamak istiyorum.
Platon bu hayat... işlerimizin ters gitmesinin sebeplerinden birinin plansız davranmamız olduğunu söylemiş ki bence haklı.
Bir de Platon'un döneminde şimdiki gibi böyle hareketli bir hayat yok.
Atina oldukça durgun bir yer biliyorsunuz ve buna rağmen Platon yine de hayatını planlı yaşayan insanlardan birisi ki zaten sadece Platon değil antik Yunan filozoflarının çoğu hayatı nasıl yaşamalıyız konusuna epeyce
kafa yormuşlar. Bu noktada da İlber Ortaylı diyor ki gençlerin hayatı nasıl yaşayacaklarını bilmeleri, düşünmeleri ve plan Anlamaları lazım diyor.
Çünkü bizde şöyle bir şey vardır.
Herkes keşke demeye meyillidir.
Herkes hayatımı yanlış yaşadım ya diye hayıflanmayı çok sever.
70 yaşına da gelsek bunu yine söyleriz demiş İlber Hoca.
Peki ne yapacağız keşke dememek için?
Önümüze bir hedef koymalıyız ve bu hedefler doğrultusunda yaşamalıyız.
Burada İlber Hoca çok doğru bir noktaya değmiş bence.
Özellikle gençler burayı lütfen iyi dinleyin.
Gençlerin önünde bir sınav sistemi var.
Okey burayı anlıyoruz. Ama puanları...
Nereye tutarsa oraya giriyorlar.
İlerisin düşünmüyorlar demiş.
Yani adeta bir piyango gibi.
Ama insan hayatı piyangoya bırakılmayacak kadar değerlidir diyor İlber Hoca.
Türkiye'de insanlar hep böyle bir kabından dışarı çıkmak istiyor.
Ama bunu nasıl yapacağı hakkında herhangi bir fikri yok.
Ve buna eğitimli insanlar da dahil eğitimsiz insanlar da demiş.
Şöyle düşünün bir köyde veya bir kasabada yaşıyorsunuz ve şu mantalitedesiniz.
Ben buradan kurtulayım.
Gerisinin hiçbir önemi yok.
Hangi bölümde okuduğum, hangi üniversite olduğu, geleceğim vesaire yeter ki buradan kurtulayım.
Puanım nereye tutuyorsa oraya gideyim.
Tabii ki hayal kuracağız.
Bu bizim en doğal hakkımız ve gençlikte hayaller çok güzel.
Bunun da farkındayım ama İlber Hoca diyor ki yani kırkından sonra bu tarz hayaller kurunca sıkıntıya düşebilirsiniz.
Ya tutarsa diye işinizi tesadüf...
Çok zor koşullardan sıyrılıp çıkan insanlar da var elbet bu hayatta.
Örnek alabiliriz onları. Bunların hayatlarına bir bakın.
Akıbetlerini tesadüflere mi bırakmışlar yoksa ciddi ciddi planlamışlar mı bir inceleyin.
Yani kısaca hayatta işinizi tesadüflere bırakmayın.
Daima planlayın çünkü Sezen Aksu'nun da dediği gibi su gibi aktı yıllar.
Deryada bir damla kadar yaşadım şahidimsiniz diyor ya.
O yüzden ömür çok hızlı geçiyor.
Plansız gitmeyin diyor İlber Hoca.
Şimdi hedef koyduk diyelim ama buradan bakınca hedefleriniz çok zor görünüyor belki gözünüze.
O zaman da Kartacılı General Hannibal'ın şu sözünü hatırlayın.
Ya bir yol bulacağım.
Ya bir yol yapacağım diyor.
Hanibal tarihin en büyük komutanlarından birisi ve en büyük stratejistlerinden aynı zamanda.
Ve tarihte ilk defa ordusuyla Alpleri geçen kişi.
Adam dağları aşıp İtalya'ya girdi.
Ve Romalılar onu karşısına görünce böyle bir şok oldular.
Çünkü kimse bunu beklemiyordu.
Fatih Susam Mehmet gibi. Herkes böyle yapamaz gözüyle bakıyordu.
Üstelik Alpleri o koca koca dağları.
Afrika'dan getirdiği fillerle geçmiştir Hanibal.
Peki neden bunu yaptı?
Çünkü onun bir hedefi vardı.
Hedefine ulaşmak için yollar arıyordu ve alpleri açtı.
Onu hareketine geçiren şey hedefleriydi.
Burada İlber Hoca'nın şu sözlerini çok sevmiştim.
Diyordu ki bir yol tıkalıysa diğerinden gidersiniz.
O da yoksa üçüncü yolu siz yaratırsınız ve bu bütün hayatınız için geçerlidir.
Ve bazı yollardan da artık gitmemeyi kendiniz seçersiniz.
Endülüs Fatih'i kumandan Tarık Bin Ziyad'ın gemileri yakmasını hatırlayın.
Aynı boş hikayeye geri dönmek istediğiniz zaman aklınıza Tarık Bin Ziyad gelsin.
Bir defa geçtiğiniz yoldan geri dönmeyin çünkü lüzumsuz geri dönüşler başarısızlıktır.
Tekrara düşmektir, ufkunuzu kapatmaktır diyor İlber Hoca.
Hanibal demişken atamızı da analım.
Çünkü Atatürk'ün de lugatında olmaz diye bir ifade yok.
Nasıl Hanibal filleriyle Alp dağlarını açtıysa onun da hedefine giden yol açma hamlesi istiklal harbini başlatmasıydı değil mi?
Zaten Atatürk'ün düşünme biçimi de Hanibal gibidir.
Vatanı kurtaracaksın.
Başka bir seçenek yok. Hani başarısızlık podcast'ımda demiştim ya yol yoksa yaparız der Atatürk.
Ama çoğu insanın yol açmaya bile cesareti yok.
Başkalarının aşındırdığı yollarda yürürler demiştim.
Hazır yolları kullananlardan bahsetmiştim o podcast'te.
Bu noktada da İlber Ortağay'da şöyle demişti.
Şunu bilin ki hayatta ancak kendi fillerini Alp Dağı'ndan aşıran ya da aşırmayı düşüren insanlar başarılı olur.
O yüzden bir hedef bulun ve bu uğurda çalışın diyor.
kendinizi gerçekleştirmek için bir yol arayın yol yoksa da o yolu yapın diyor Hatta burada kendi torunundan örnek vermişti.
O çok hoşuma gitti. Demişti ki benim 5 yaşında bir torunum var.
O bile hedef koymayı biliyor ama 35 yaşındaki koca koca insanlar bile hedef koyamıyor yeri geldiği zaman.
Çünkü torunu bisiklet sürmeye kafayı takmış.
Ya öğreneceğim ya öğreneceğim demiş.
Yani bir hedefi var. Ve akşamda bisiklet sürmeyi öğrenmiş.
Peki yaş ilerledikçe biz neden zorlanıyoruz hedef koymakta?
Çünkü söylediklerimizi kendi içimizde duymuyoruz.
Buraya dikkat. Söylediklerimizi kendi içimizde duymuyoruz.
Hatta burada motivasyon konuşmacılarını da eleştirmiş.
Hep böyle yaparsın edersin diyorlar.
Hani bir çocuk var ya. Sen aklına koyduğun her şeyi yaparsın.
Çünkü senin inanılmaz bir gücün var.
Sevgin de var diyor çocuk.
Aynı onun gibi. Diyor ki İdber Ortaylı bunlar çok boş laflar diyor.
Bence haklı çünkü bir konuda başarılı oluruz okey.
Hadi birkaç konuda daha başarılı olalım buna da okey.
Ama bu motivasyon konuşmacılarından bazıları 70 yıl yaşa 70 idealin olsun diyorlar.
Yani aklına gelen her şeyi yap hayatın boyunca.
Böyle bir şey diyor insanı yorar.
Yaptıklarınızı iyi ve ölçülü yapın diyor İdber Hoca.
Ben buna çok katılıyorum.
Kişi önce kendini bilmeli, hakikatini, özünü tanımalı ve ondan sonra yetenekleri doğrultusunda ve hatta kapasitesi doğrultusunda kendisine hedefler koymalı.
Tabii bu bence. Hatta geçen bu motivasyonla ilgili çok güzel bir konuşmaya denk geldim.
Diyordu ki masanın üzerinde 3 bardak su olsa ve bunlardan biri kaynar, biri donmuş, biri de oda sıcaklığında olsa ve biz ertesi gün gelip baksak bu 3 su da aynı ısıda olur mu?
Olmaz mı? Aynı ısıda olacak değil mi?
İşte biz de... Anlık motivasyonlarla böyle yükseliyoruz.
Su hep böyle kalacak zannediyoruz.
Halbuki eğer ki biz bir şey yapmazsak tabii ki de o su öyle kalmayacak.
O suyun kaynamaya devam etmesi için ya da buzun buz olarak kalabilmesi için ekstra bir şeyler yapmamız lazım.
Çünkü neden? Ben dünkü ben değilim değil mi?
Bu felsefeyle hareket etmemiz gerekiyor.
Eğer hiçbir şey yapmazsak tabii ki de eski halimize geri döneriz.
Peki neden yaş ilerleyince hedef koymak zor diyor İlber Hoca?
Çünkü insanlar diyor hayatı daha kolay yaşamak istiyorlar.
Evim olsun, arabam olsun, yazlığım olsun, şundanım da olsun, bundanım da olsun.
Ya bu tarz şeyler için çalışıyorlar, çalışıyorlar.
Kendilerini tüketiyorlar ve sonra da bir noktaya vardıkları zaman ipin ucunu bırakıyorlar, vazgeçiyorlar.
Duruyorlar, ellerinde ne varsa onunla yetinmeye başlıyorlar.
Bence bu bize öğretilmiş bir şey.
Hani böyle hep annelerimiz, babalarımız çalışıp çalışıp böyle ev almaya, işte araba almaya bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı ya.
Bence bu bize de geçti.
Hatta öğretildiğini düşünüyorum.
Mesela benim annem sürekli şöyle Merve çula çaputa para verme yavrum git altın al birikim yap anneciğim git bireysel emeklilik yap sürekli böyle yani desem ki anne ben NASA'ya gireceğim işte astronot olmaya karar verdim.
Sanki kararlı oluyormuş gibi bu işler bana şey diyeceğinden şüpheleniyorum.
Yavrum ne gerek var böyle şeylere git düzenli bir işe gir Türkiye'de niye böyle şeylere bulaşıyorsun yani bu bize öğretilmiş bir şey.
Hani İlber Ortaylı diyor ya işte evlenip mobilyacı gezeceğinize gidin dünyayı gezin diyor.
Yani şimdi böyle düşünen birinin bunları söylemesi tabii ki çok normal.
hedef koyacak ideallere ve kapasiteye ihtiyacımız olduğunu söylemiş burada İlber Ortaylı.
Gelelim en önemli mevzulardan birine insan.
Hayatını nasıl planlar?
Bu konuda da genelde Seneca'yı örnek veriyor.
Neden? Çünkü o böyle insanın tüm hayatının yaşamayı, gelişmeyi öğrenmek, düşünmek, bunlarla etüt etmek, bu şekilde geçmesi gerektiğini söyleyen birisi.
Yani bir hedef doğrultusunda yaşamamız gerektiğini söyler Seneca.
Fakat bunu yaparken ne geçmişi unutmalı, ne de bugüne yüz çevirmeliyiz, ne de gelecekten korkmalıyız.
Hatta Seneca'nın Yaşamın Kısalığı Üzerine diye bir kitabı var.
Ben çok severim Seneca'nın kitaplarını.
Onu önermişti İlber Hoca. Böyle bu konuya ben derin dalış yapmak istiyorum Merve diyenlere duyurmuş olayım.
Seneca'nın bu konudaki en belirgin görüşü şudur.
Hedef koymak yani rosa belirlemek.
Hayatta mutlaka bir...
Rotanız olsun der. Gereksiz uğraşları bırakın der.
Yoksa en ufak bir rüzgarda savrulup gidersiniz der.
Şimdi eminim şunu diyenler oldu.
Merve plan yaptıkta ne oldu?
Korona diye bir şey çıktı. Planlarımız yarım kaldı.
Plan yapsak ne oluyor? Eninde sonunda bozuluyor diyenler olmuştur.
Olsun diyor İlber Hoca.
Siz yine de yapın. Çünkü bu salgın bile bizlere aslında...
Temkinli olmanın ve planlı olmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu gösterdi diyor.
Bir de şundan bahsetmiş İlber Hoca.
İnsanların böyle sürekli geçmişi hatırlayıp pişman olmaları var ya böyle bir durum.
Ah keşke şunu yapsaydım.
Yapabilirdim. Ama yapmadım.
Yapsam daha iyi olurdu falan deriz ya.
Herkes bunu der. Üzülmeyin.
Sadece bazı insanlar böyle geleceğini daha teferruatlı planlarlar.
Ve işlerin böyle sarpa sarabileceği noktaları görürler.
Önlemlerini alırlar diyor İlber Ortağ ile.
Bunları bize de söylüyor.
Ama kendisi de yapıyor. Ele verir salkamı.
Kendi yer salkamı değil. Hatta bir itirafta da bulunmuş diyor ki 70'li yaşlarındayım.
Ben de çok büyük hatalar yaptım.
Tabii ki her zaman hayatta gidip en doğru olan şeyi seçmedim.
Benim de hatalarım oldu ama rüzgarın önünde bir yaprak gibi de savrulmadım diyor.
Hep belirli bir planım vardı ve o doğrultuda yaşamak için ilerledim diyor.
Sizlere de bunu tavsiye ederim diyor.
Bu arada AGESA hayat ve emekliliğin büyüyünce ne olacaksın diye bir reklamı var bilmiyorum izlediniz mi?
Son zamanlarda izlediğim en anlamlı reklamlardan birisi ve ileriki yaşlara dair böyle bakış açımı değiştirmemi sağladı.
Bayağı da bir duygulandım itiraf ediyorum.
Reklamda bir çocuk var ve babasına şu soruyu soruyor.
Baba büyüyünce ne olacaksın diye soruyor.
Bir an durup düşündüm böyle daha iyi ya büyüyünce ben ne olacağım diye kendi kendime sordum.
Çünkü ne kadar böyle yaş alırsam alayım.
İçimdeki çocuk hep çocuk kalıyor ve hani vardır ya böyle herkesin unumu eledim de eleğimi astım dediği bir dönem.
Hatta Nadide Hayat filmini hatırlıyor musunuz?
Benim orada çok sevdiğim bir replik var hep söylerim.
Demet Akbağan çok sevdiğim şu sözü.
Bu benim hayatım.
Yarısını başkaları için yaşadım.
Geriye ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum.
Belki kırk yıl, belki bir gün.
Geriye kalan hayat benim ve ben nasıl istiyorsam öyle geçecek.
Ben bu gemiden mutlu ineceğim diyordu Nadide.
Bu benim hayat sloganım olmuş olabilir.
Ben bu gemiden mutlu ineceğim de nasıl ama bir an böyle kendimi düşündüm bu reklamı izlerken.
Bana sorsalar bu yaşta büyüyünce ne olacaksın diye sorsalar ne cevap verirdim bilmiyorum.
Ben de size sormuş olayım. Siz büyüyünce ne olacaksınız?
Yaşınızın hiçbir önemi yok bu soruya cevap vermek için.
Şu an belki çok gençsiniz.
Belki orta yaştasınız bilmiyorum ama hayatınızın ileri safhasındaki planlarınız ne?
ben mesela böyle emekli olayım köşeme çekileyim oturayım hiç hiç hiç öyle bir kafada değilim hep şey diyorum böyle keşke Türkiye'yi gezerim dünyayı gezerim yerimde durmak istemem büyük ihtimalle öyle olur ama tabii şu da var hayat önüme
ne engeller çıkarır bunu bilmiyorum maddi olabilir sağlık olabilir neyle karşılaşacağımı henüz bilmiyorum şu anda o yüzden kısa bir süre önce bireysel emeklilik sistemini araştırmaya başladım şöyle size de bilgi
vereyim AGES'e hayat ve bireysel emeklilik sistemi yarınlarımızı daha şimdiden güzel aykırmak için düzenli birikim yapabileceğimiz böyle %30 devlet katkısı sayesinde birikimlerimizi arttırabileceğimiz
çok güvenli burası çok önemli ve oldukça kazançlı bir emeklilik sistemi.
Ödeme periyodunu kendiniz belirliyorsunuz.
Bu kısmı ben çok sevdim.
İsterseniz 3 aylık, isterseniz yıllık.
Nasıl istiyorsanız öyle ödüyorsunuz.
Ha bu arada eşiniz ve hatta 18 yaş altı ya da üzeri çocuklarınız varsa onlar da hem devlet katkısından hem de bu bireysel emeklilikten faydalanabiliyor.
Bir de ben bu olayı böyle direkt emeklilik olarak görmüyorum.
Kumbara gibi görüyorum açıkçası.
Çünkü birikim yapmak istiyorum ve ileride hani olur ki hayallerimi gerçekleştirmek istersem oradan harcarım diye düşünüyorum.
Bir güzel yanı da şu paranız enflasyona yenilmiyor.
Yani sistem sizi fon çeşitliliği sayesinde piyasa dalgalanmalarından koruyor.
Piyasa koşullarına göre birikimlerinizi yabancı menkul kıymetler, altın, euro bond, likit ne istiyorsanız yani çeşitli fonlarda değerlendirebiliyorsunuz.
Ben bu işlerden hiç anlamıyorum kime ve demiş olabilirsiniz ben de anlamıyorum.
Merak etmeyin uzman portföy yöneticileri var, dijital fon danışmanı var.
Onlar size özel fon dağılım önerileri sunuyor zaten.
2013'te biliyorsunuzdur devlet de tüm bireysel emeklilik katılımcılarına ödedikleri katkı payının %30'u oranında ek katkı sağlamaya başladı.
Örneğin hesabınıza 200 TL katkı payı yatırınca 60 TL devlet katkısıyla bu 260 TL oluyor birikiminiz.
Mesleğiniz ne olursa olsun çiftçi olun, ev hanımı, doktor, memur 18 yaş altı hiç fark etmez.
Herkes bu sistemden yararlanabiliyor.
Şu an belki çok güzel bir hayat standartınız var.
Umarım da vardır. İşte bu hayat standartlarınızı emeklilikte de devam ettirebilmek için hayat standartlarınızı korumak ve hatta daha da yükseltmek için AGESA hayat ve emekliliğin best sistemine mutlaka bir
göz atın derim. Aşağı bir link bırakıyor olacağım oraya tıklayabilirsiniz.
Kafanızdaki soru işaretlerini bu şekilde aydınlatabilirsiniz ve AGESA hayat mobil uygulamasından dilediğiniz her an ve çok kolay bir şekilde birikimlerinizi böyle detaylı olarak takip edebilirsiniz.
İleride keşkeler yerine iyi kilerimizin olması için biz de İlber Ortaylı gibi geleceğimizi bence şimdiden planlayalım ne dersiniz.
Hadi devam edelim. Bir de zaman konusu var tabii ki çok önemli.
Zamanı nasıl değerlendirmeliyiz?
Çünkü böyle her yaş aldığımızda daha da önem kazanan bir şey zaman.
Bunu gitgide daha yoğun hissediyorum.
İlber Hoca bu konuda da diyor ki yani şüphesiz ki bir insanın ilk önce öğrenmesi gereken şey zaman mühendisliğidir demiş.
Çok güzel bir tabir zaman mühendisliği keşke olabilsem ama kimsenin bunu mükemmel yapamayacağını da belirtiyor.
Peki elimizden geldiğince ne yapabiliriz bunu konuşalım.
Şöyle ki... Kişinin duraklamadan, saçmalamadan, olayları ve yapacağı işleri birbirine karıştırmadan düzenli bir şekilde böyle enerjik ve tez canlı olarak gününü doldurması
önemlidir. O yüzden genç insanlar zamana daha kolay hükmederler diyor.
Çünkü enerjikler, hafızaları taze ve bir takım şeyleri kolay kolay unutmazlar diyor.
İşte bu yüzden genellikle bir düzen ve bir sistem gerekir.
Yani gençliğiniz varken, enerjiniz varken bunu lütfen sistemli bir şekilde kullanın ve veriminiz bu şekilde de artacaktır diyor.
Başarınız da artacaktır diyor.
Genç insanlar sporda yaparlar, konferansta dinlerler, kitapta okurlar, lisansta yaparlar, her şeyi yaparlar.
Gençlikte her şeyi bir arada yürütebiliyoruz ama yaşlanınca bunlar biraz zorlanıyor.
Çünkü bünye yıprandığı için yetenekler birazcık böyle aşınabiliyor.
O yüzden gençken enerjiniz varken ve o enerjiyi işlemeniz gerekiyorken lütfen düzgün bir şekilde iş görün diyor.
Çünkü her yaşın iş görme ölçüsü, emek sarf etme ölçüsü farklı.
Bazen demir dövmek, bazen de düşünmek gerekir diyor.
İşte bu meseleyi kavrayan, kendini buna göre ayarlayan ve buna göre yaşayan insanlar Her çağın verimli insanıdır diyor İlber Hoca.
Şu an aklıma bir anım geldi.
Bir gün böyle ergenlik dönemindeyim.
Böyle saçma sapan bir şey dert etmişim.
Kederleniyorum falan. Bize de annemin bir arkadaşı gelmişti o esnada.
Sordu bana hani neyin var kızım dedi.
Ben de anlattım. Dedim böyle böyle oldu.
Şöyle şöyle ağlıyorum falan. Sonra bana hala hiç unutamadığım bir söz söyledi.
Resmen hayat dersi. Dedi ki şu an senin yaşında olabilmek için bütün evlerimi, arabalarımı, arsalarımı her şeyimi satarım dedi.
Eğer para verip böyle zaman alabilseydik ya da zamanı geri alabilseydik inan olsun bir saniye bile gözümü kırpmazdım dedi.
Lütfen gençliğinin kıymetini bil dedi bana.
Tabii ki üzülme demiyorum.
Üzüntüler insanlar için ama senin elinde o kadar büyük bir hazine var ki şu an göremiyorsun bunu.
Servetler dökseler kimselerin alamayacağı bir şey var elinde.
Gençliğin var zamanın var dedi bana.
Tabii ben o zaman bu söze okey ya falan deyip devam etmiştim ağlamaya.
Ama size sorsam şimdi desem ki 95 yaşında dünyanın en zengin insanı olmayı mı istersiniz yoksa 18 yaşında normal standartlarda bir genç mi olmak
istersiniz bakalım ne cevap vereceksiniz.
Benim cevabım belli bu podcastı ahiretten atıyorum.
Şaka bir yana tabii ki 18 olmak isterim.
Ben çünkü zaman takıntısı olan bir insanım ve bu kitapta da böyle zamanının bir damlasını bile boşa harcamayan insanların olduğu bir kısım vardı.
Tabii ki Merve orayı çok sevdi.
Hatta sırf bunun için uykularından feragat edenler Atatürk gibi, Sezar gibi ve zaten Sezar bu konuda aşmış böyle artık.
Sadece yollarda uyuyormuş at arabalarında.
Bir de ünlü Alman düşünür Nikolai Hartmann var.
O da günde 15-20 dakika falan uyuyormuş.
Bunu bilmiyordum gerçekten şaşırdım.
Ama onların az uyuma sebebi şu da olabilirmiş.
O zamanlar mesela İstanbul'da halkın ömrü ortalama 35 yılmış.
Yanlış duymadınız 35 yıl ne kadar az.
17. 18. yüzyıl sonrası böyle bir tık artmış insan ömrü.
Bu konuda da İlber Hoca'nın tavsiyesi şu zamanınızı boşa harcamayın diyor.
Zaten onu verimli değerlendirin.
Akıllı telefonlarınıza lütfen biraz mola verin diyor ki kendisi zaten biliyorsunuz çok eski model bir telefon kullanıyor.
Bir de yalnız kalma becerinizi geliştirin demiş.
Bakın beceri demiş. Çünkü yalnız kalmak gerçekten bir beceri isteyen bir şey bence.
Konsantre olun, düşünün ve üretin demiş İlber Hoca.
Bu kadar zamandan bahsetmişken çok sevdiğim bir film var.
Onu da öneriyim. Zamana karşı Justin Timberlake oynuyor.
Keşke Nolan falan çekseydi dedim bu filmi.
Ama olsun konusu itibariyle çok güzel bir film.
Zamanın değerini çok iyi anlatan filmlerden biri olduğunu düşünüyorum.
Hadi devam edelim. Şimdi insan ömrünün kısalığı dedik az önce ama bence önemli olan o ömrün kısa olması değil.
Marcus Aurelius'un dediği gibi çok severim onu biliyorsunuz.
İnsan ölmekten değil yaşamaya hiç başlamamaktan korkmalıdır diyor ya.
Kitapta da şöyle bir cümle yakaladım.
Bu dünyaya doğup da gerçek anlamda hiç yaşamamış insanlar var diyor.
Çok acı bir cümle. İlber Hoca bu konuda hayat çok önemli diyor.
Her şeyden çok önemli ve çok değerli diyor.
Bence de öyle canım böyle bir şeye sıkıldığı zaman kendi kendime hep şunu tekrar ediyorum içimden.
E ben daha ölmedim hayattayım ölene dek hayattayım diyorum.
Hatta ağır roman filmini çok seviyorum bilmiyorum daha önce söyledim mi.
Orada da bir replik vardır ya böyle muhteşemdir.
Savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye.
Zaman ki sana hasta olmuş incelikli haytasın.
Nükse derken raksına mahallenin maşallahı eyvallahı.
Güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattayım.
Küçük İskender'i çok özledim bu arada onu hissettim.
Bence bunu bir deneyin.
Canınız sıkkın olduğu zaman hayatta olduğunuzu hatırlayın bu yetiyor.
Hatta Tevrat'ta da diyor ya hayat en büyük ilahi hediyedir diye öyle düşünüyorum.
Ben bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz.
Bir de yaşamak var bir de sürüklenmek var demiş İlber Hoca.
Bence bu da çok doğru. Yani bilinçli yaşamazsak eğer hayat bizi nereye savurursa biz oraya gidiyoruz.
Şimdi İlber Ortaylı bize böyle güzel güzel tavsiyeler veriyor ama vakti zamanında babası da ona şöyle bir tavsiyede bulunmuş.
Demiş ki oğlum ya ilim ya zanaat öğrenin.
İkisi de sizi ne olursa olsun ayakta tutar demiş.
Böyle hiç mal mülk edinin oğlum falan dememiş.
Neden? Çünkü o zamanlar Sovyet rejimi insanların mallarına el koyuyormuş.
Ve babası zamane şartlarına göre tavsiye vermiş oğluna.
Yani diyor ki İlber Hoca insanlara karşılığı olmayan tavsiyeler vermeyin diyor.
Doğru ve yerinde günün şartlarına göre tavsiyeler verin.
Çünkü herkes birbirine benzemeye çalışırsa ve başlarsa zaten toplum ilerleyemez diyor.
Doğru ve babası dediğim gibi zamanın şartlarına uygun bir tavsiyede bulunmuş.
Tam burada söylediği bir söz vardı.
Ona böyle kalbimi bıraktım.
Diyordu ki babamın haklı olduğu taraf şuydu.
Ne olursa olsun senden alınamayacak bilgiler vardır.
Ne olursa olsun seni ayakta tutacak yetenek ve beceriler vardır.
Yeteneğini hiç kimse senden alamaz.
Bilgini hiç kimse senden alamaz.
Gün gelir bunlar sizi kurtarır.
Kötü günler geçirseniz de...
Bilginiz ve yeteneğiniz sizin elinizden tutar ve ayaklarınızın üzerine kaldırır.
Hayatı böyle değerlendirmek lazım diyor İlber Hoca.
Bir de demişti ki bir yerde yanlış malzeme kullanılırsa insan kendini düzgün inşa edemez.
İnsanın yeteneğiyle potansiyeliyle sevdiği konuları bir araya getirmek ve oraya yönlendirmek lazım diyor İlber Hoca.
İnsan yetenekleri ölçüsünde çalışırsa yaptığı işi de sever ve insan sevdiği işi yapınca işinin büyüklüğünde küçüklüğünde hiçbir önemi yoktur diyor.
Bence de öyle. İşinizi severek yaptıktan sonra o işin ne olduğunun bence hiçbir önemi yok.
Burada da Martin Luther King'in sözlerini hatırlayın.
Hani diyor ya eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo'nun resim yaptığı, Beethoven'ın beste yaptığı veya Shakespeare'in şiir yazdığı gibi süpürün.
O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup burada işini çok iyi yapan dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin.
Ne kadar doğru ya. Peki ben kendimi nasıl inşa ederim dediyseniz bu noktada harcım ne olsun benim malzemem ne olsun benim inşaatımın manzarası nasıl olsun dediyseniz
eğer bunun içinde demiş ki bir şart var.
Çok meraklı olun. İlla bu hayatta böyle bir şeyleri merak edersiniz.
Mutlaka sevdiğiniz bir konu vardır.
Meraklı olun çünkü insan meraklı olduğu işleri daha iyi yapar.
Merakını bul, yeteneklerine bak ve o konudaki eksiğini görüp tamamlamaya çalış diyor.
Hani batılıların self-made man dedikleri olay var ya yani kendi kendini inşa eden kişi.
İşte bu tarz insanların gayreti genelde böyle kendini adım adım adım tamamlama ve sürekli üstüne koyarak gitmektir.
Yani bir insanın kendini inşa etme faaliyeti hiçbir zaman bitmez diyor.
Başarının temelinde na tamamlık vardır.
Tam olmamışlık duygusu vardır.
Kesinlikle katılıyorum. Yani bir insan böyle ben oldum ya falan diyorsa derim ki sen orada bir dur sen olmamışsın.
Ancak na tamam hissedersen daha çok konsantre olursun ve daha çok püf nokta ararsın.
Hemen bir TED konuşması gelmişken aklıma onu da öneriyim bu konuyla alakalı.
Armağan Çağlayan'ın TED konuşmasını izleyin.
Şimdi neden daha tamam olmak gerekiyor?
Çünkü arayışımızın daima devam etmesi gerekir diyor İlber Hoca.
Çünkü hayat dediğimiz bir süredir.
Yaşam ise o süreyi...
Nasıl kullandığımızdır?
Bizde bu iki sözcüğü böyle çok dönüşümlü kullananlar var.
Bu çok yanlış anlaşılıyor.
Burada iki ayrı sözcük olması boşuna değil demiş İlber Hoca.
Siz o süreyi nasıl geçirdiniz?
Siz o süreçte nasıl davrandınız?
Üslubunuz neydi?
İşte o sizin yaşamınızdır diyor.
Bir de yaşamın uzunluğu ve kısalığı mevzusu var tabi.
Seneca bu konuyla ilgili çok anlamlı bir söz söyler.
Yaşamın kısa olduğunu söylemez.
Olayların rüzgarına ve kötü alışkanlıklara kapılanların, yaşamaktan korkanların ve geçmişe takılanların, Yaşamlarını kısalttığını söyler.
Yani der ki eğer iyi değerlendirirseniz yaşam aslında uzundur der.
Peki kendimizi zor koşullara nasıl hazırlamalıyız?
Çünkü bu zorluklar karşısında hazırlıksız olmak da mutsuzluk getirir deniliyor.
Yine burada Seneca'dan örnek vermiş.
İnsanların kendilerini daima kötü ve zor koşullara...
adapte etmesi gerektiğini söylüyor.
Yani mücadeleyi kesinlikle bırakmayın diyor.
Hani İngilizce survive sözcüğü vardır ya.
Ayakta kalmak, hayatta kalmak, dayanmak.
Hani bizim dilimizde buna idame-i hayat denir.
Peki idame-i hayat için ne yapmamız gerekiyor?
Felsefe ve bilim intibak etmeliyiz diyor.
Ayakta kalmak için zaten bunlar yapılmıştır.
Yani ne olursa olsun bunları yaşama intibak edecek ve onu sürdüreceksiniz diyor.
Çünkü neden? Dünya değişiyor ve kişi olarak, toplum olarak nasıl sürüklenmeden kalırız bu şekilde.
Değişimi benimsemezseniz eğer bilgeliğinde bir anlamı kalmaz diyor İlber Hoca.
Son olarak İlber Ortaylı'nın şu sözleriyle kapatalım bu bölümü.
Kendi talihinin mimarıdır.
Ölçülü bir hayat yaşayın.
Tüketmeyen, kirletmeyen bir hayat.
Her esen rüzgarda savrulmayacağınız düzenli bir hayat.
Niye öğreneceğinizi, neyi yapacağınızı kendinizin karar verebileceği bir hayat.
AGESA Hayat ve Emekliliğin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için adresimi açıklamalarda bulabilirsiniz.
Büyüyünce ne olacağını şimdiden düşünmeye başlayan ve hayat planlarını sağlam adımlarla atanlar için de aşağı bir link bırakıyor olacağım.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
