
Beko Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Beko" hakkında reklam içerir*
Transkript
Beko Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün müziğin kralı olarak anılan Bob Marley'in hayatını anlatacağım size.
Reggae müziğini dünyaya duyuran ve yayan...
En önemli isim, Jamaika'nın en sevilen ismi ve ulusal kahramanı, sadece Jamaika değil dünyanın da en sevilen müzik dehalarından biri Bob Marley.
Neden? Çünkü o insanları bölmektense onları bir araya getirmeyi istedi daima.
Hiç kimseyi sınıflara ayırmam dedi Bob Marley ve bu onun müziğinin bütün dünyada bu kadar sevilmesinin sebeplerinden biridir.
Ve daima sevgi diliyle konuşmaya çalışmıştır.
Ben de bu kanalda hep bu dille konuşan insan...
Aslında bu podcastı şöyle açmak istedim.
Hani organize işlerde Kıvanç Tatlıtuğ'un meşhur bir rap diye vardı.
Hemen hatırlayalım. Güzel
bir sözdeyiş. Çok.
Gerçekten çok güzel bir sözdeyiş.
Bu arada özdeyiştense sözdeyiş daha hoşuma gitti.
Şu an bunu fark ettim.
Siyahi ve isyankar şarkıcı.
Bob Marley'in hayatına başlıyoruz.
6 Şubat 1945'te anne tarafından büyük babasının Jamaica Nine Miles'daki çiftliğinde doğmuştur.
Burası merkeze çok uzak bir yer.
Medeniyetten tamamen uzak.
Elektrik yok, su yok ve burada aile patates, kakao ve muz yetiştiriyor.
Annesi Sedella Malcolm, Jamaikalı bir siyahi.
Babası ise beyaz.
Babası Norval hakkında bir sürü iddia var.
Dedesi babasının İngiltere'den gelen bir beyaz olduğunu.
Ormanları denetlemekten sorunlu bir devlet personeli olduğunu söylüyor.
Sürekli ata binermiş yani.
En büyük özelliklerinden biri bu.
Sürekli ata bindiğini söylüyorlar.
Önceden İngiliz ordusundaymış.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Hindistan'a gönderiliyor asker olarak.
Ve savaş sonrası travmatiz oluyor.
Alkol sorunları başlıyor.
Bu arada Bob'un annesi onunla birlikte olduğunda henüz 18 yaşında.
Babası ise 63 yaşındaymış.
İnanabiliyor musunuz? Ve babasına kaptan diyorlarmış.
Lakabı kaptan. Melez arkadaşlar ve melez olduğu için maalesef çok fazla ayrımcılığa maruz kalmış.
Mesela siyahiler de melezlere ayrımcılık yapıyorlar kendi aralarında.
Hani böyle bir beyazlık karıştıysa kanına o insanın hemen dışlıyorlar.
Bob Marley de aynısını yaşamış ve diyor ki ben ne siyahtım ne de beyaz diyor.
Ben tarafsızdım. Ben...
Tanrı'nın tarafındaydım.
Beni yaradanın sayesinde hem siyahım hem beyaz demiştir bir röportajında.
Ve diyor ki eğer beyazsan ve hatalıysan hatalısındır.
Eğer siyahsan ve hatalıysan hatalısındır.
Siyah, mavi, pembe, yeşil.
Tanrı insanların renklerine göre kurallar koymaz.
Yalnızca benim halkımın acı çektiği yerde...
Kuralları toplum koyar ve bu nedenle de kurtulmamız ve derhal kurtulmamız lazım demiştir.
Onun hayat felsefelerinden biri bu.
Jamaica'dan da biraz bahsetmek istiyorum arkadaşlar.
Onun doğduğu toprakları tanıyalım.
Burası orman ve su diyarı olarak biliniyor ve geriye bakma ülkesi de deniliyor.
Neden böyle deniliyor? Aslında bunu Kolomb'la açıklayabiliriz.
Kolomb Jamaica için seyir defterine diyor ki gözlerin görebileceği en büyüleyici yer.
Görmez olaydın. 1493 yılında yine seyir defterine Yamaye yazmış burası için.
Adanın ilk sakinlerinden olan Kızılderililer.
Hemen buraya bir parantez açmak istiyorum.
Kızılderili'yi asla ırkçı bir söylem olarak demiyorum.
Hani Amerikan yerlisi demem gerekiyor ama böyle söylediğimde anlamayanlar olabilir.
O yüzden böyle belirttim. Kızılderililer buraya Saymaka diyorlar ve en sonunda İngilizler 1655'de adayı ele geçirdikten sonra adanın adını Jamaica koyuyorlar.
Bob Marley vatanına aşık bir insan.
insanlarına aşık.
Diyor ki beni ben yapanlar gerçekten Jamaikalılar.
Hadi Bob şarkı söyle deyip bana alkış tutanlar.
Her zaman onlardı. Hep yanımdalardı.
Buranın insanları dünyanın en harika insanlarıdır.
Beni ve beni yaratanlar onlardır diyor Bob Marley.
Ve doğduğu bu topraklar kadar çeşitli kimliklere de sahip biri.
Ailesi ona asıl adı olan Nesta adıyla hitap eder arkadaşlar.
Yıllardır tartışılan bir konu bu.
Nesta muhabbeti. Bob Yahudik Kökenli mi değil mi?
Yıllardır bunu tartışıyorlar.
Bunu reddedenler de var ama çok yüksek bir ihtimalle Suriyeli Yahudi kökeni var.
Bence çok önemsiz bir detay bu ama biyografi anlattığım için bunu belirtmem gerekiyor.
Çok tartışıldığı için. Zaten az sonra dini görüşüne çok geniş bir yer vereceğim.
Annesiyle gençliğinde Amerika'ya göçüyorlar kısa bir süre ve o dönemde Nesta adını Bob ile değiştirmiştir annesi.
Bob Marley gerçek kimliğini zaten uzun bir süre saklamış Amerika'da yaşarken sorun yaşamamak adına.
Aslında babasının ona koyduğu isim Nesta arkadaşlar.
Nesta Robert Marley.
Annesi Nesta adını hiçbir zaman sevmemiş.
Çünkü koyulduğu zaman anlamını bile bilmiyormuş.
Sonradan öğrenmiş. Anlamı Nesta'nın anlamı elçi demek arkadaşlar.
Babası böyle çok duygusal bir adam.
Sürekli ağlama nöbetleri geçiriyor.
Nedeni bunun savaş bunalımı da olabilir.
Ama Afrika'da çeçe sineğinden enfeksiyon kaptığı da düşünülüyor.
Malulen emekli aylığı bağlanmış hasta bir adam.
Psikolojik olarak da hasta. Gerçekten çok tuhaf bir adam babası.
E nasıl bir tuhaflık Merve diyorsanız şöyle anlatayım.
Bir gün evlerinde tereyağı bitiyor.
Annesi diyor ki oğlum ata bin şu köşedeki dükkandan hemen al da gel diyor.
Bir saat geçiyor aradan ve Norval'ın atı boş geliyor.
Yani Bob'un babası Norval.
6 ay sonra aileye bir kartpostal geliyor.
Meğersem yolda bir arkadaşıyla karşılaşmış ve arkadaşı demiş ki gel demiş gemide sana göre bir iş var.
O da gemiye binip gitmiş.
Ya abi insan bir haber vermez mi?
Vermemiş. Bir de her zaman böyle akrabalarının verdiği paralarla geçinmeye çalışıyor.
Sürekli borç alıyor. Bir de annesiyle evliyken iki kadın daha çıkıp geliyor.
Bu adam bizimle de evli diye.
Yani böyle bir insan. Ama Bob'un annesi Sidi.
Sidi deniliyor annesine.
Boşanamıyor arkadaşlar. Çünkü kilise kadına inanmıyor.
Ve sonra babası Norval cidden bir başkasıyla gidip evleniyor.
Ve Bob 12 yaşındayken hayatını kaybediyor.
Zaten çok yaşlıydı. 63 yaşındaydı baba olduğunda.
Baba oğlu ilişkisi zaten hiç yok diyebilirim.
Bob'un annesi hep böyle tek başlarına anne oğul geçinmeye çalışıyorlar.
Hep başlarının çarelerine tek başına bakmışlar.
Bob'un yaşadığı ev zaten tek odalı küçücük taştan bir kulübe ev bile diyemem yani çatısı palmiyeden böyle bir evde yaşıyor ve o doğduktan sonra babası bir köprü inşaatında ustabaşı olarak çalışmaya başlıyor
ve gidiş o gidiş zaten.
Ara sıra para gönderiyor böyle bir baba yani.
Köylerinde akarsu yok elektrik yok.
Bob küçükken su bulabilmek için tepede zaten evleri tepedeki köyden aşağıya iner.
Ve dönüşte de bazen annesine çiçek koparıp getirirmiş.
Çok duygusal bir çocuk buradan anlayacağınız üzere.
Ve biraz daha büyüdüğü zaman Bob dedesiyle artık tarlalarda çalışmaya başlıyor.
Büyük dedesi inanılmaz şapkın bir adam.
Yani köyde 20-30 tane çocuğu var başka başka kadınlardan.
Ve birazcık toprağı var onu ekip biçiyorlar.
Böyle yani maa ile çalışıyorlar.
Çok durumları yok arkadaşlar.
Tarlaya daha güneş doğmadan gidiyorlarmış.
Hani Bob daha küçücük ve sabah 4'te 5'te işe gidiyor düşünün eşi.
Bu arada bu podcastta Bob Marley'in bilinmeyen hayatını anlatmaya çalışacağım.
Yani böyle çok klişe bilgiler yerine işte şöyle müzik yaptı böyle bilmem ne onları anlatmayacağım da o müzikleri nasıl yaptı, o müzikleri ona yaptıran şey neydi, o derinlerdeki acıları, neler yaşamış hayatında bunlara değinmeye
çalışacağım. Bob Marley amcaları içinde çalışmış çocukken işte onların domuzlarına bakmış, atlarına bakmış ve amcaları ona çalışması karşılığında yemek vermişler, para vermişler.
Bu beni çok üzmüştü öğrenince.
Bob'un annesi kilise korosunda şarkı söylüyor.
O da küçücükken daha annesine katılmaya başlıyor.
Ve zaten dedesi, annesi, amcası, kardeşleri hep müzikle ilgileniyorlar.
Müzikle ilgili bir aile. Ve öğretmeni de zaten onu küçücükken keşfetmiş.
Bu çocukta yetenek var, müzik kulağı var diyor.
Bob diyor ki benim müziğim sistemle savaşır.
Benim müziğim doğruluğu savunur.
Bu onun. genlerinde var.
Müziğini bir silah gibi kullanmak, sanatını bir silah gibi kullanmak.
Aynı Picasso'nun Gernika'sı gibi.
Onu anlatmıştım Picasso podcastinde size.
Ve zaten anne tarafından Maroon adı verilen Jamaikalı özgürlük savaşçılarıyla da Bob Marley'in bir kan bağı var.
Daha 4 yaşındayken el falı bakmaya başlıyor arkadaşlar ve baya baya biliyor.
Aile köklerinde şifacılar ve mistikler var Bob Marley'in.
Onun zaten mistik ve ruhani bir yönü daima vardı.
Hatta bu kadar sevilme sebebi Hedeflerinden biri de bu.
Ya bu arada sinemaya filmi gelmişti geçenlerde görmüşsünüzdür Bob Marley'in filmi ama ben gitmedim çünkü onu sinemada değil de böyle evde izlemek istedim.
Ya Merve sinemada film izlemek de evde izlemek bir olur mu dediniz değil mi şu anda?
Eğer Beko'dan Google TV'niz varsa olur arkadaşlar.
Hatta sevdiğiniz dizileri, filmleri, fotoğrafları, videoları anında telefonunuzdan televizyonunuza yansıtabilirsiniz.
Chromecast Built-in özelliğine hatta görüntülü görüşmelerinizi de televizyonunuza yansıtabilirsiniz.
Dev ekranda görüntülü görüşme keyfi.
Geniş bir ailem var diyorsanız herkesin zevki başka olacak tabii.
Beko'dan Google TV'de her biriniz kendinize özel profiller oluşturup Size özel televizyon deneyimi yaşayabilirsiniz.
700 binden fazla film, dizi, oyun ve uygulamaya anında erişebiliyorsunuz.
İnanılmaz zengin bir içerik dünyası var.
Bir de arkadaşlar bir şey itiraf etmek istiyorum.
Hani böyle istediğimiz filmi, diziyi ya da işte kumandaya yazıyorduk ya eskiden.
O neydi ya?
O nasıl bir zulümdü?
Yani beni o anda görseniz 100 yaşında gibi.
10 saat yazıyorum ve kumandayı atmak istiyorum o anda.
O kadar sıkılıyordum ki. Beko'dan Google TV'de aradığınız içeriğe sesli komut ile hızlıca ulaşabiliyorsunuz.
Oh be! Yani gerçekten.
Evde sinema keyfi yapmayı sevenler için en en önemli şey tabii ki o filmin görüntü kalitesi.
Hiç kimse tost makinesiyle çekilmiş gibi görünen bir filmi izlemek istemez diye düşünüyorum.
Beko'dan Google TV'de filmmaker modu var.
Yani filmleri... Profesyonel stüdyo çekimlerinde olduğu gibi izleyebiliyorsunuz.
Tabii ki 3 boyutlu yüksek ses kalitesiyle bu arada çerçevesiz oldukça şık bir tasarıma sahip.
Yeni nesil TV deneyimi dediğimiz tam olarak böyle bir şey.
Beko'dan Google TV serisini incelemek için sizi açıklamalardaki linke davet ediyorum.
ve devam ediyorum. İlkokulda çok zeki bir çocuk Bob Marley ama bir süre sonra sadece müzikle ilgilenmeye başlıyor.
Diğer derslere zaten hiç ilgisi yok.
Öğretmeni de ona diyor ki yazabilen yazar.
Şarkı söyleyebilen de şarkı söyler diyor.
O da o günden sonra şarkı söylemeye karar veriyor.
Yerel bir şarkı yarışmasına bir pound bile kazanıyor.
6 yaşına geldiğinde annesi babasına bir mektup yazıyor.
Çocuğun diyor artık eğitim için şehir merkezine gelmesi gerekiyor.
Onu diyor Kingston'a alır mısın?
Babası da babu gelip alıyor.
Sonra onu Bayan Gray adında bir kadının evine bırakıyor.
Bırakış o bırakış.
Annesi bir yıl boyunca ondan haber alamamış.
En son bir tanıdıkları Bob'u yolda yürürken görüyor.
Bir yerlerde görüyorlar, haber veriyorlar.
Annesi gelip onu alıyor.
Düşünebiliyor musunuz? 7 yaşında yapayalnız şehir merkezinde dolaşan bir çocuk.
Öyle bir ilgisiz baba. 11 yaşına geldiği zaman çok iyi bir dostu oluyor.
Lakabı Bunny. Bunny'i bilirsiniz Bob Marley sevenler.
Onun çocukluk arkadaşıdır. Bunny ona bir gün el yapımı bir gitar hediye ediyor.
Ve yani belki de hayatının değiştiği yerdir burası.
Dediğim gibi el yapımı bambu dalından, elektrik kablolarından, sardalya kutularından yapılmış bir gitar bu arkadaşlar.
Ve Bob adeta büyüleniyor bu gitardan.
Hemen böyle öğrenmeye başlıyor.
Şarkılar söylemeye başlıyor, yazmaya başlıyor.
Derken annesi şehir merkezinde yatılı hizmetçi olarak işe başlıyor.
Oğluna bir şekilde hani parasal olarak destek olmak için böyle bir işe giriyor.
Ama ondan ayrı kalmak da istemiyor çok bağlı oğluna.
Daha sonraları bir akrabaları var.
Annesi Sidi'nin Ivy teyzesi.
Onlar Kingston'da oturuyorlar yani şehir merkezinde oturuyorlar.
Ve onları evlerine davet ediyorlar.
Hani hep birlikte oturalım, kirayı da birlikte ödeyelim, birbirimize destek olalım.
Kadın kızıyla birlikte yaşıyor zaten.
Ama tam o sırada...
Bob ne öğreniyor biliyor musunuz?
Annesi Silly'nin en yakın arkadaşı Bunny'nin babasıyla bir ilişkisi olduğunu öğreniyor.
Ve annesi hamile.
Ve hep beraber Kingston'a taşınıyorlar.
En yakın arkadaşı Bunny ile bir kız kardeşleri oluyor.
Aynı evde yaşıyorlar. Bob'un üvey babası.
En yakın arkadaşının babası olmuş oluyor ve Bob'un adı Nesta dediğim gibi.
O zamana kadar hep Nesta deniliyor ona.
Ama aile Kingston'a taşınınca arkadaşları onu diğer adı olan Robert yani Robbie ya da işte Bob olarak çağırmaya başlıyor.
Bob ve annesi bir ghetto bölgesi olan Trench Town'da yaşıyor.
Üvey babası Toddy ve en yakın arkadaşı dostu Bunny ile yaşıyor.
Ama Kingston o kadar zor bir şehir ki arkadaşlar.
Sokaklarda köpekler, domuzlar böyle serbest dolaşıyorlar düşünün.
Keş mekeş böyle. Ve arabalar tampon tampona.
Zaten çok fakir bir yer.
Yani bir de Bob köy çocuğu.
Hani ormanlarda gezmiş.
Serbest büyümüş. Kulübede yaşamış.
Yani burası o kadar darlıyor ki onu.
Alışamıyor. E bir de teninin rengi çok farklı diğerlerine göre.
Açık tenli. Dışlanıyor.
Alay ediliyor. Mahallede kabadayılar var.
Ona diyorlar ki küçük kızılderili oğlan.
Dalga geçiyorlar. Küçük sarı oğlan falan diyorlar.
Bob mahalleye sarı diyorlar düşünün.
Ve yani sürekli bu şekilde.
Siyahi bir kız arkadaşı oluyor ama seviyordu.
kızı. Kızın ailesi diyor ki bizim soyumuzda beyaz yok yani kesinlikle olmaz bu ilişki diyor ve bitiriyorlar ilişkilerini.
Bob baya bunalıma girmiş o kızdan sonra hatta hayatına son vermeyi bile düşünmüş.
O kadar yaşadığı ayrımcılık da dahi bu yani hayatına son verme meselesi ama yine müziğe tutunuyor bir şekilde.
Yaşadığı yerde işte dediğim gibi Trenchtown'da müzik çok büyük bir eğlence arkadaşlar ve o kadar çok kilise var ki Jamaica'da.
Hatta kişi başına düşen kilise sayısı dünyanın bütün ülkelerinden daha fazlaymış o dönem.
Kilise demek müzik demek yani eşittir müzik.
Bob ve Bunny Kingston'a ilk geldiklerinde tek öncelikleri şu okumak.
Doğru düzgün bir eğitim almak ama ilkokulda Bob'un dikkatini bir şey çekiyor.
Okula giden herkese Marco Polo ve Christophe Colomb öğretmeye çalışıyorlar yani bu insanlara.
Bu arada Bob ve Bunny farklı okullara gidiyorlar.
Muhtemelen orada da bir ayrımcılık olduğunu hissettim ben.
Hani babası Bunny'e öz çocuğunu başka bir okula gönderiyor.
Bob'u başka bir okula gönderiyor.
Ama dediğim gibi Bob'un okulda dikkatini başka bir şeye çekiyor.
Diyor ki neden hani Marco Polo, Christophe Colomb anlatıyorsunuz bize?
Neden Afrikalılardan bahsetmiyorsunuz?
Neden bu insanların Jamaica'ya gelip Aravak Kızılderililerini katlettiklerini anlatmıyorsunuz?
Bu nasıl bir eğitim sistemi?
Neden işkencelerden bahsetmiyorsunuz?
Gerçekten neden konuşulmuyor?
Sonra zaten dikkati...
Artık sanata kayıyor, şiire, müziğe kayıyor.
Şiirleri yerel bir dergide yayınlanıyor.
Daha küçükken yeteneği belli.
Gerçekten çok iyi bir şarkı yazarıdır Bob Marley.
O yüzden şiirleri de tabii ki çok iyi.
Müziği de artık böyle bir çıkış yolu olarak görmeye başlıyor.
Ama tabii ki annesi...
Asla katılmıyor buna. Bu diyor geçerli bir meslek değil bunu yapmayacaksın.
Klasiktir ya böyle çoğu büyük sanatçının işte ebeveyni karşısında durmuştur.
Bu mesleği yapmayacaksın. Şu an aklıma Cem Karaca geldi.
Onun babası sahne aldığı yerde insanlara para veriyor.
Diyor ki bu adamı yuhalayın.
Yani sırf böyle demoralize olsun ay beni beğenmediler deyip bıraksın diye düşünebiliyor musunuz?
Bence bunu benim babam da yapardı gibi geliyor.
Çünkü geçenlerde bana bir şey söyledi.
O kadar zoruma gitti ki.
Öyle oturup ağladım yani.
Bana dedi ki hani ben akademisyen olmadım.
Vazgeçtim ya son anda. Sen dedi çok büyük bir şeyi kaybettin dedi bana.
Nasıl yani dedim. Hani akademisyen olacaktım.
Baba dedim ya hani Türkiye'nin en çok dinlenen podcast team iki senedir.
Bu senin için bir şey ifade etmiyor mu?
Yok dedi tabii gurur duyuyorum ama hani akademisyenlik yani hani profesörlüğe giderdin oradan falan.
Peki dedim benim mutluluğumun sence hiçbir önemi yok mu?
Her şey başarı mı? Yani o tarz bir başarı mı?
Bir şey demiyorum dedi ama aslında çok şey söyledi.
O an içimden Teoman'ın Paramparça şarkısı çalıyordu.
Paramparça. Böyle bir şey yaşadım arkadaşlar yani.
Çoğu baba için ünvan daha önemli.
Öyle geliyor bana. Bence ama mutluluk daha önemli hayatta.
Hep söylüyorum. Neyse devam edelim.
Devam edelim. Edebilirsek.
Bob Marley eve geç geliyor.
İşte müzikle uğraşmaya başladığı dönem.
Ve annesi her geç geldiğinde onu dövüyormuş.
Yani boş işlerle uğraşıyorsun.
Git artık sahici bir meslek bul.
Hani habire böyle bunu söylüyor.
Ve Bob'u alıyor. Tanıdığı bir kaynakçının yanına veriyor işe.
Bob nefret ediyor bu işten.
Ve bir gün böyle çeliğe kaynak yaparken.
Madenden uçan bir parça Bob'un gözünün akına saplanıyor.
Hastanelik oluyor çok kötü bir gün ve o gün o işi bırakma kararı alıyor.
Diyor ki ben bundan sonra kendi bildiğim yolda devam edeceğim.
Müziğe devam edeceğim diyor.
Bazı beyaz akrabalarını buluyor baba tarafından.
Onlardan borç istiyor ama kesinlikle inanmıyorlar akraba olduklarına.
Ve Bob ondan sonra iyice içine kapanıyor.
Çünkü 5 kuruş parası yok ama ne diyor biliyor musunuz?
Yaşlı insanların planları vardır ama gençlerin de...
Vizyonları vardır diyor.
Sonra kaynakçılık yaparken tanıştığı biri var, işçi bir arkadaşı.
Yerel bir plakçıyla anlaşmış, müziğe başlamış.
Arkadaşı diyor ki yani gel sen de sana yardımcı olayım.
Ve onu Jimmy Clift adında bir şarkıcıyla tanıştırıyor.
Ya hep diyorum ya, hayatta hiçbir şey tesadüf değil gibi arkadaşlar.
Hayatımıza giren her insanın iyi ya da kötü bir şekilde bir misyonu varmış gibi geliyor bana.
Yani hiç ummadığımız insanların bile hayatımızı...
Bir yerde değiştirdiğine şahit olabiliyoruz ve Bob bu kaynak işine gitmeseydi hani lanet okuyarak gidiyordu ama bilmiyordu ki kaderinin değişeceği yer aslında orasıydı.
O insanla orada karşılaşacaktı.
Cliff Bob'un doğuştan yetenekli olduğunu hemen anlıyor.
Bob zaten hemen yazdığı şarkıları söylüyor ona ve bir hafta sonra stüdyoda kayda başlıyorlar.
İlk single'ı Robert Marley ne yazık ki ticari bir başarı elde edemiyor ama zaten çoğu sanatçının hayatında bu da sık yaşanan bir şey.
Genelde böyle bir sürünme dönemi olur ya sanatçıların.
Bob Marley de bunu yaşıyor ama adım atmış oluyor bu dünyaya.
Sonra Bobby Marshall adıyla One Cup of Coffee adlı şarkısı çıkıyor ve radyolarda böyle çok az çalınıyor.
Bob para kazanamıyor sorun bu.
Sokaklarda çalıyor, söylüyor, neler neler yapıyor ama para kazanamıyor ve bu çok uzun bir süre devam ediyor hayatında.
Bob en yakın arkadaşı olan Bunny'e diyor ki...
Gel bir grup kuralım artık.
Ama o sırada ailesinin kendisi için seçtiği bir kariyer planı var Bunny'nin.
Bunu gerçekleştirmeye çalışıyor.
Üniversiteye hazırlanıyor ama istediği hayat o değil.
Bunny de müziğe çok meraklı ama babasından çok çekeniyor.
Başarılı da bir genç bu arada burslu okuyor.
Ama Bob arkadaşını yoldan çıkarıyor.
Ciddi ciddi bu işi yapacağız diyor.
Hani müziği eğlencesine değil bir meslek olarak yapacağız diyor Bunny'e.
Ve bir grup kuruyorlar.
Adını da Wailers koyuyorlar.
Yani feryat. Ziyadedenler, ağlayanlar anlamında Wailers.
Neden bu ismi seçiyorlar? Çünkü bu isim yaşadıkları yerdeki insanların ta kendisi.
Trençtav'daki insanlar yani etrafları böyle ağlayan, inleyen insanlarla dolu.
Acı çeken insanlarla dolu.
Bir de bu ismin dini bir boyutu da var arkadaşlar.
Hani Kudüs'teki ağlama duvarı.
gibi düşünebilirsiniz bu ağlamayı.
Deneye yanıla en sonunda gruplarına kendileri kadar yetenekli birini daha alıyorlar.
Peter Taş zaten iyi şarkı söyleyen biri.
İyi gitar çalıyor. Trenchtown'da da böyle biraz ünü var.
Ve sonra gruba Sherry Garden ve Beverly Kelso isminde iki kadın şarkıcı dahil oluyor.
Birkaç isim daha katılıyor sonradan.
Buraya hemen bir parantez açmak istiyorum.
5 Ağustos 1962 Pazar günü gece yarısı Jamaica bağımsızlık gününü kutluyor.
Bu onlar için çok önemli bir gün.
İngiliz bayrakları indiriliyor ve yerine siyah, sarı, yeşil, jamaika bayrakları asılıyor.
Adanın her yerinde kilise çanları çalıyor.
Şarkılar, sevinç çığlıkları.
Böyle deyince de ölümlü dünya geldi aklıma.
Yardım çığlıkları diyor ya Feyyazit.
Onun gibi dedim aynı sevinç çığlıkları.
Neden? Çünkü 300 yıllık İngiliz egemenliğinin sona erişi var ve herkes müthiş sevinçli.
Bob Marley de bu yeni devrimin başlangıcına tanık olanlardan biri.
Bir de şöyle bir durum var. Bundan 10 sene öncesine kadar Jamaica'da 1950'lerde yani ilk ses sistemleri ortaya çıkıyor.
Radyo yayınları başlıyor.
Sadece iki radyo istasyonu var ve ikisi de devlete ait ama ikisi de genç Jamaica'lara hitap eden türler çalmıyor.
Ama sonra 1950 ile 60'lar arasında artık böyle ses sistemleri savaşıyor.
başlıyor ve buradan Sir Coxon galiba çıkıyor.
Kendi stüdyosunu kuruyor 1962'de.
Vampir. Niye vampir dediğimi anlarsınız sonra.
Amacı da artık Amerikan sanatları taklitlerini bırakıp gerçek bir Jamaica Sound'ı oluşturmak.
Stüdyosunun adı da Studio One.
Bob burası için diyor ki o zamanların en iyi stüdyosu onunkisiydi ve en iyi aygıtlar yoktu ama en iyi ortam da oradaydı diyor.
Yani burası o kadar meşhur bir yer ki Jamaica'da.
Şöyle düşünün bizim un kapanımız gibi meşhur vardı ya böyle orada kuyruksuz.
oluşurmuş vakti zamanında.
İşte yetenek keşfini çıkarmış oradaki müzik yapımcıları.
Aynı durum burada da var. Yani Jamaica'nın Unkapanı, Studio One öyle düşünelim.
Burada işte Cox'ın en iyi yeteneği keşfedebilmek için böyle kayıtlar oluyor ve hatta sıradaki hasta diye sesleniyormuş.
Düşünün o kadar çok kapıda bekleyen aday var.
Erken Bob ve grup arkadaşları içeri alınıyor ve Cox'ın onları dinliyor ama 3-4 parça okuyorlar.
Öyle nefesi kesilmiyor.
Yani böyle bir wow anı vardır ya onu yaşamıyor.
Ama en sonunda... Timur'dan parçasını okudukları zaman işin rengi değişiyor.
Bu Bob'un iki sene önce kadar yazdığı bir şarkı ama bu şarkıda böyle işte keçilerden bahsediyor, şahinlerden, neşeli tavuklardan falan bahsediyor.
Ben de öyle bir anlatıyorum ki sanki neşeli tavuk benmişim gibi hissediyorum.
Yaşıyorum anlatırken.
Ne diyordum ya? Bu çok kırsal bir parça.
Böyle çok pastoral, ciddi bir parça değil ama bir ruhu var.
Ve şarkı sözlerini İngilizce değil, yerel dilde söylüyorlar.
Ve bu şarkıyı zaten Amerikan ve İngiliz popundan ayıran da bu.
Jamaica'ya has yani özgürlüklerin bir de böyle müzik yoluyla ilan edilmesi gibi bir parça.
Çok eğlenceli. Kültürel bir heyecana yol açan parçalar vardır ya öyle düşünün.
Fakat bu parçayı okurken kaksın şarkının daha ikinci dizesinde durun diyor.
Yani bu kadarı kâfi diyor.
Onlar da tabii ne düşünecekler?
Ay herhalde bizi beğenmediler diye düşünüyorlar.
Halbuki Cox'ın artık piyasanın kurdu olmuş.
Yani bu parçanın böyle direkt hit olabileceğini anlıyor ve gençliğe hitap edeceğini anlıyor.
Oradaki hani o Jamaica'daki o atmosferi soluyor adam ve diyor ki tamamdır bu.
Hemen bir kontrat imzalıyorlar.
Haftada 3 pound anlaşıyorlar ama telif haklarından falan hiç bahsedilmiyor.
Çünkü Cox'ın dediğim gibi bir vampir.
Zimmerdown patlıyor.
Sokaklarda dolaşırken Bob Marley ve arkadaşlar artık kendi şarkıları...
Her yerde ve 1963'de single olarak piyasaya çıkıyor ama ilk albümleri çıktıktan sonra grup üyelerinden Junior ki Cox'ın aralarında en iyi sesin ona ait olduğunu
düşünüyorken Amerika'ya taşınmak durumunda kalıyor ve ailesi gittiği için o da gidiyor.
Grubun esas vokallerinden biri gidiyor yani ve Simmerdown haftalarca Jamaica listelerinin başında kalıyor ama daha böyle tam istedikleri seviyede değiller ve grup dağılma tehlikesiyle karşı
karşıya. Bob 1965 yılında bir parça yazıyor ve yine hit oluyor.
Lansong Feeling parçası.
Bu parça için bestelediğim ilk ciddi şarkıydı der Bob Marley.
Söylemek istediğim sözleri bulmam epeyce zamanımı aldı diye de eklemiştir.
Bu şarkı aslında onun yalnızlıkla ilgili duygularını, yabancılaşmasını ve terk edilmişliğini vurgulayan bir şarkı.
Sonra grup artık canlı konserlere başlıyor.
Ve ilk defa konsere çıktıkları zaman çok büyük bir aksilik yaşıyorlar.
Adada elektrikler kesiliyor.
İyiciler sahneye şişe atıyorlar, bir sürü şey atıyorlar, paramızı geri verin diye bağırıyorlar.
Kandırıldıklarını düşünüyorlar çünkü.
Olaylar gerçekten çığırından çıkıyor.
Grup üyeleri korkudan kendilerini tuvalete kilitliyorlar ve herkes gidene kadar oradan çıkmıyorlar.
Sabaha kadar buradayız deyip tuvalette beklemişler.
Ve bu yaşadıkları olay, bu o kadar çok etkiliyor ki Hooligan parçasını yazıyor bundan sonra ve 1965'te hit oluyor bu.
Dinleyiciyle aralarında çok sıkı bir bağ var.
Yani Jamaikalı gençleri harekete geçiriyorlar.
Çünkü dediğim gibi orada bir bağımsızlık mücadelesi var ya gençler bağımsız olmak istiyor işte kendilerine zaten rude boy diyorlar rude boy.
Bunun anlamı genç, işsiz, sokak serserisi hani gangster gibi düşünebilirsiniz.
Daha alt kültüre verilen bir isim rude boy.
Jamaica müziğinin ilk gençlik alt kültürü diyebiliriz bunun için ama Jamaica'nın son dönemlerde nüfusunun üçte biri işsiz.
Yani o dönemlerde geçinemiyorlar, barınamıyorlar, çok fakirler, mutsuzlar, işsizler.
O yüzden böyle bir alt kültür. tür oluşuyor ve şu an aklıma Tanrı Kent diye bir film vardı bilmiyorum izlediniz mi?
Çok eski bir film. O filmi izleyin arkadaşlar nedenini göreceksiniz.
Çok benzer. Scout müzik türü de zaten bu Rude Boy'ların müziği ve artık o da Jamaica'ya özgü bu arada ve artık Wailers da Rude Boy'ların sesi gibi bir şey oluyor.
Polygon parçası gerçek bir Rude Boy parçası.
Simmerdown zaten artık böyle ulusal marş gibi bir şey olmuş o kadar tutuyor.
Bob'un şarkı sözleri böyle düzene meydan okuyor arkadaşlar.
Kanunlara direniyor işte isyankar bir ruhu var.
o parçalarını. O yüzden o gençliği alıp götürüyor.
Siyahi ve isyankar şarkıcı.
Boşuna demiyoruz ama Gangster rapine isim veren aslında o Jamaica'daki o şehrin öfkesi.
Bunu alıp insani amaçlar için kullanıyorlar müziklerinde.
Bu önemli bir nokta. Bob zaten reggae, ska ve rocksteady türlerini birleştiriyor.
Kendine has bir tür yaratıyor.
Ve Wailers grubu maalesef ki zamanla dağılıyor.
Çünkü istedikleri kadar para kazanamıyorlar.
Yani nasıl kazanamıyorlar Merve?
Bu kadar sokaklarda çalınıyor demiş olabilirsiniz ama Gerçekten öyle çünkü dediğim gibi yapımcı bir vampir.
Bir gün o kadar aç kalıyorlar ki bir ekmeği hepsi bölüşüp yemişler düşünün.
Bob'un zaten evi yok stüdyoda yatıp kalkıyor.
Yani bu insanların hitleri var ya düşünebiliyor musunuz?
Organizatörler yiyor bunları kalksın yiyor.
Yani resmen grubu adam sömürmüş haklarını vermemiş.
Ve sonra Bob Rita adında bir kadına aşık oluyor.
Onun da müziğe çok hevesi var ve Rita'nın bir çocuğu var.
Sonra Bob'la olan ilişkisinden de bir bebeği oluyor.
Bob'un kısacık hayatında pek çok kadın...
olmuştur arkadaşlar ama sonraları Rita için hani benim için yeri hep ayrıydı diyor ama ben buna çok inanmıyorum.
Yani Rita'yı böyle biraz annesi gibi görüyor.
Hani çocuklarımın annesi gibi görüyor.
En başta işte aşk meşk mektuplar geliyor gidiyor falan ama sonra o ateş sönüyor gibi geldi bana.
Hatta bir röportajında soruyorlar evli misiniz diye.
Yani resmen direniyor evli değilim dememek için.
Mali öyle. Ama Rita onun için bir hayat yoldaşı.
Hani ne yaparsam yapayım gitmeyecek.
vardır ya öyle insanlar. Hani annesi gibi deme sebebim o.
Öyle bir ilişkileri var. Rita da hep böyle arkasında durmuş.
Hep destek olmuş ona. Hatta şöyle söyleyeyim.
İşte Bob otel odasında bir kadınla görüşüyor.
Sonra Rita'yı arıyor.
Diyor ki kadın odamdan gitmiyor.
Yardım et. Ve Rita gidiyor oteli basıyor mesela.
Hani işte kocamı rahat bırak.
Öyle bir ilişkileri var.
Çok garip bir ilişki. Böyle yani Bob para gönderiyor.
Rita çocuklara bakıyor. Az sonra geleceğim oralara.
Neyse. Bir gün muhabir Bob'a diyor ki sizin yeni inancınız.
Hani cinsiyet farkı gözetiyor ama siz hep kadın erkek eşitliğini desteklediğinizi söylüyorsunuz.
Bob da kızıyor ve diyor ki kadınların Rasta'ya karşı kötü duygular beslemesi için siz propaganda yapıyorsunuz diyor.
Kadınlar bizim annemizdir diyor.
Şimdi arkadaşlar Bob Marley deyince siyahi senkretik bir hareketi olan Rastafarilikten bahsetmemiz gerekiyor.
Bunu anlatmadan geçemeyiz. Rastafariler 1892'de doğan ve 1975'de ölen eski Etiyopya İmparatoru Haile Selassie'nin etkisiyle ortaya çıkan Kendini Hazreti Süleyman'ın soyundan gören birisi
bu. Hayli'nin dünyadaki tüm siyahileri beyazların baskısından kurtarıp onları Etiyopya topraklarına geri döndürecek bir güç, bir mesih olduğuna inanıyorlar Rastafariler.
Ve bu dönüşün Jamaika kıyılarından başlayacağını düşünenler var.
Bu inanç Jamaika'da ortaya çıkıyor ve Rastafarilerde kadının böyle çok da etkin bir rolü yok.
Hatta hiç yok diyebilirim.
Yani üyeleri erkeklerden oluşuyor genelde.
Kadınlar güya kraliçe olarak görülüyorlar ama en temel görevleri eşlerine hizmet etmek.
Burada aslında Rita'nın görüşünü biraz olsun anlamışsınızdır diye düşünüyorum.
Kadınlar dini anlamda lider ve önder olamıyor.
Doğum kontrolü zaten yasak, kürtaj yasak.
Dua ve ibadet esnasında başlarını örtüyorlar.
Feminizm konusunda sıcak değiller, eşcinselliğe karşılar.
Saçlarını kesmiyorlar, bu detay önemli.
Saçlarını yıkamıyorlar. Neden?
Çünkü bedenlerini küçümsemiş oluyorlar bu şekilde.
Çoğu çalışmıyor, hepsi değil çoğu.
Herhangi bir partiye oy vermiyorlar.
Bu arada hepsi de birbirini tutacak diye bir şey...
Her Müslüman aynı değil, her Hristiyan aynı değil.
Burada da çeşitlilikler tabii ki var.
Ama genel olarak şöyle düşünebiliriz.
Hristiyanlık, Hinduizm, Paganizm gibi inançların bir karışımı gibi düşünebilirsiniz.
1930'lu yıllarda Jamaica'nın başkenti Kingston'da gece kondu bölgelerinde böyle ufaktan ufaktan kendini göstermeye başlıyor.
Ve Rastafari'ler liderlerini İsa'nın bedenlenmiş hali gibi görüyorlar arkadaşlar.
Ona tapıyorlar. Hatta Süleyman'ın ve Sabah Kraliçesi Belkıs'ın soyundan geldiği.
düşündükleri için Kral Davut'la ilişkilendiriyorlar onu.
Siyahilere Afrika'ya dönün çağrısı yapılıyor ve ondan sonra havalimanında 100 bin Jamaikalı direkt toplanıyor.
Yani böyle bir gücü var. Rastalara göre İncil'deki İsa, Grekler ve Romalılar tarafından tahrip edilmiş arkadaşlar.
Yani ilk insanın Afrika'da ortaya çıktığını ve İsa'nın da aslında siyahi olduğuna inanıyorlar.
Tanrı'nın bir cinsiyeti olmadığına inanıyorlar.
Kadın ya da erkek olabilir ve bu hareketin önemli isimlerinden Leonard Howell altı temel inanç koyuyor Rastafari'likle ilgili.
Birincisi beyaz ırktan nefret etmek ama ırkçılık yapan beyazlardan nefret etmek.
İkincisi siyah ırkın üstünlüğünü kabul etmek.
Üçüncüsü beyazların günahkar olduğunu düşünüyorlar ve ilgi intikam arzuları da var ama sanırım ırkçılık yapanlara karşı bir intikam arzuları var.
Dördüncüsü Jamaica idaresini tanımamak, inkar etmek.
Beşincisi Afrika'ya dönüşe hazırlanmak.
Altıncısı Hayla Selassie'nin yaşayan bir tanrı olduğuna, yüce yaratıcı olduğuna inanıp Onun siyahilerin idarecisi olarak kabul görmesi.
Bir de arkadaşlar Rastalar'ın 3 önemli inancı daha var.
Birincisi Babil anlayışı.
Onlara göre siyahileri yüzyıllardır esaret ve baskı altında tutan beyazların yaşadığı yerlerdir.
Yani bu anlamda Rastafariler mensuplarına miraslarını hatırlatmayı aslında bir görev olarak görüyorlar.
Ve siyahların Babil'e karşı çıkmaları için bir çaba harcıyorlar.
İkincisi ben ve ben inancı.
Bu kısım önemli. I and I inancı.
Birliğin ifadesi ve ikili.
birliğe, ötekinin olmaması anlamında Tanrı herkesin içindedir ve özde hepimiz biriz gibi düşünebilirsiniz.
Bu Bob Marley'in de vurguladığı bir şey zaten.
Üçüncüsü de Yah yani Yehova kavramı arkadaşlar.
Bu onların Tanrı olarak kullandıkları bir terim.
Yehova'yı biliyorsunuz zaten. Hristiyanlar gibi böyle baba, oğul, kutsal ruh öyle bir üçlü yok.
Tek bir Tanrı'ya inanıyorlar.
Genellikle Yah Rastafari şeklinde söylerler onun adını ve Rastalara göre Yah insanın içinde canlı olarak yaşıyor.
Kutsal bir ruhtur.
Onlara göre hayli selasi, eye and eye dediğimiz olay, ganja, örgülü saç ve Afrika'ya dönüş çok önemli semboller ve bu inanca mensup siyahiler kendilerini eski İsrail'in enkarne olmuş
bireyleri olarak görüyorlar ve beyazlar onları Jamaica'ya sürgün etmişlerdir onlara göre ve gerçek Yahudilerin kendileri olduğuna inanıyorlar.
Jamaica umutsuz bir cehennemdir, Etiyopya cennettir onlara göre ve yakın bir gelecekte dünyayı siyahiler idare edecek.
İnançlarına göre sadece kendilerini değil bütün insanları, hayvanları ve bitkileri tüm canlıları özgürleştirmek istiyorlar.
Bunu sorumlulukları olarak görüyorlar.
Beyazların tanrısını kötü olarak nitelendiriyorlar.
Ebedi hayatın dünyada olduğunu düşünüyorlar.
Öte alemde değil bu dünyada yaşayacağız ne yaşıyorsak diye düşünüyorlar.
Kısaca kendilerini siyahi Yahudiler olarak tanımlıyorlar diyebiliriz.
Musa, İlyas, İsa ve İbrahim peygamberlerin tanrının birer avatarı olduğunu ve son...
Avatarında Rastafari olduğunu kabul ediyorlar.
Öldükten sonra yok olmayacaklarını ebedi bir hayatın onları beklediğine inanıyorlar.
Renkarnasyona yakın bir inanç bu.
Bu arada beyazlara düşman dedim ya sadece ırkçılık yapanlara bunun altını çizmek istiyorum.
Ganja dediğim şey de Hint keneviri arkadaşlar.
Bunu da Hazreti Süleyman'ın mezarında yetişen bir bitki olarak görüp kutsal sayıyorlar.
Bob Marley'in de mezarında vardır.
Ganja kullanmayanlar da var aralarında ama dediğim gibi kutsal görülüyor.
O işte bilinçlerini değiştirdiği için ama Ganja bu inanç ortaya çıkmadan...
Ondan önce zaten Jamaika'da kullanılan bir halk ilacı çayın içine katılarak kullanılıyor.
Amerikan yerlilerinin barış çubuğu gibi düşünebilirsiniz böyle bir kullanım amacı var.
Halkı sakinleştiren, dinginlik veren bir şey olarak görülüyor.
Çünkü dediğim gibi çok böyle şiddete meyilli bir halk var orada.
Baskıdan, fakirlikten, yoksulluktan ve işte özgürlüklerinin kısıtlanmasından dolayı.
Rastalara bazı renkler çok önemli geliyor.
İşte kırmızı, sarı, yeşil.
Çünkü sembolik anlamları var.
Kırmızı Rastafari'lerin zaferine ve özgürlük...
Mücadelesi esnasında siyahi şehitlerin dökmüş olduğu kana işaret ediyor.
Sarı Afrika'nın zenginliği, parlayan güneşi, altını.
Yeşil ise Etiyopya'nın güzelliğine vurgu yapıyor bitki örtüsüne bir gönderme.
Ve Rastafari'lerin en önemli özelliklerinden biri Dreadlock adı verilen örgülü uzun saçları arkadaşlar.
Aslan yelesini andıran bir saç örgüsü bu.
Gücü temsil ediyor Bob Marley'in saçları gibi.
Aslan da Hayli Selasi'yi temsil ediyor ve Yahuda aslanını.
Dreadlock örgüsü kendine özgüvenin...
sembolü aslında. Hani Afrika'ya has güzelliğin dışa vurumu gibi düşünebilirsiniz.
Aynı zamanda Yah ile mistik birleşmenin bir göstergesi.
Topluma ve otoriteye direnişinde bir göstergesi.
Bir rastanın saçının uzunluğu, onun bilgeliğini ve yaşını gösteren bir şey.
Erkekler için rastalı saçları aslında manevi yolculuklarının ve sabırlarının bir parçası olarak görülüyor.
Yani öyle saça rasta yapmak zannettiğimiz gibi böyle ne kadar çılgın bir şey öyle değil.
Alt yapısında başka şeyler var gördüğünüz gibi.
Rastafariler et yemiyorlar arkadaşlar.
Ete dokunmaları bile yasak ama dediğim gibi hepsi aynı mı değil.
Alkolden uzak dururlar ve bazıları sadece...
Balık yermiş ama çoğunlukla vejetaryen olduklarını söyleyebilirim.
Neden böyleler Merve? Çünkü bedenin kirlenmesine, kirletilmesine karşılar.
Hatta sentetik şeyler de yemezler.
Hani işte paketli gıda falan öyle şeyler yok.
Böyle her türlü doğal beslenmeye çalışıyorlar.
Hatta Bob Marley uzun süreler işte buna çok önem vermiştir.
Sağlığına çok dikkat eder, futbol oynar.
Bedenin sağlığı onlar için çok önemli.
Şimdi Bob'a dönecek olursam tekrar artık para kazanmak için Amerika'ya gitmeye karar veriyor.
Ama bu kararın arkasında annesi var.
Çünkü annesiyle... Bunny'nin babasına ayrılıyorlar.
Annesi gidiyor tekrar bir evlilik yapıyor.
Amerikalı bir adamla evleniyor ve onu da Amerika'ya aldırmak istiyor.
Bob da ne yapıyor? Tıpkı bir zamanlar öz babası Norval'ın ona yapmış olduğu gibi doğacak çocuğunu ve genç eşini maalesef ardında bırakarak iş için Amerika'ya gidiyor.
Halbuki Rita yani eşi onun ilham perisi gibi Nice Time, No Woman No Cry, Chances Are gibi en güzel şarkılarını kendi özel yaşamlarından esinlenerek yazmıştır.
Rita aynı zamanda Bob'un bir numaralı Vokalist arkadaşlar beraber iş yapıyorlar.
Sanatsal açıdan da hep böyle ona yol gösteren bir kadın olmuştur.
Beraber şarkılar da yazmışlardır ama Bob asla böyle...
Rita'dan boşanmayı düşünmemiş.
Hani bir başka kadınla evlenmemiş ama çok fazla ilişkisi olmuş.
Dediğim gibi Rita'nın haberi var ilişkilerinden.
Sonra Rita'yı da Amerika'ya yanına aldırıyor.
Annesinin evine çok yakın bir yere taşınıyorlar.
Bu arada annesi tamam bir kayınvalide Bob'un.
Çünkü Rita'nın hani böyle oğlunu oldu bittiye getirip zorla evlendiğini düşünüyor.
Hatta bir gün evlilik fotoğrafları yırtıp çöpe atıyor böyle bir kadın.
Şöyle şimdi Bob Marley oraya gittiği zaman Amerika'ya gittiği zaman hemen böyle müzikte falan uğraşıyor.
Otelde temizlik görevlisi oluyor.
Bir sürü değişik işlerde çalışıyor.
Araba montajında çalışıyor.
Laboratuvarda asistanlık yapıyor.
Ve Rita diyor ki çok sorumluluk sahibi biriydi.
Yani bir akşam bile eve eli boş gelmemiştir.
Hani bize bakmak için hep çok çırpınırdı diyor ailesine bakmak için.
Sonra aile genişliyor genişliyor.
Zaten Rita'nın bir çocuğu vardı evlenmeden önce.
Bob onu da nüfusuna aldırıyor.
Çiftin biyolojik üç çocuğu var.
Stella, Ziggy ve Stefan.
Ama toplam 11 çocuğu vardır Bob Marley'in.
Başka ilişkilerinden de çocukları var.
da sahip çıkmıştır ve Bob Amerika'dayken arkasında bırakmış olduğu grubu yeni bir solist alıyor Bob Marley'in yerine ama hala meteliksizler ve o Amerika'dayken Vietnam Savaşı var onu da askere çağırıyorlar
Bob Marley'i savaşa çağırıyorlar ve bir gün otelde böyle yine temizlik yaparken elektrik süpürgesi patlıyor ve bütün tozlar bir anda etrafa saçılıyor yüzüne sıçrıyor tozlar hani böyle herkesin canına tak ettiği
bir nokta vardır ya öyle bir noktaya geliyor hayatın öyle bir an ve o an diyor ki ben ne yapıyorum ya.
Hani ben bunlar için doğmadım ki diyor.
Müzik için doğdum ben diyor ve o anda işi bırakmaya karar veriyor.
Ve ben Amerika'da ancak köle olabilirdim diyor.
Hani başka bir şey olmazdı burada diyor.
Bu adamlar paraya inanıyorlar.
Dolarlarının üstünde biz Tanrı'ya inanırız yazıyor diyor.
Ben bu beyaz Tanrı'yla siyah İsa arasında bir tercih yapmak zorundaydım diyor.
Ve tekrar Tornistan, Jamaica'ya dönüyor ve Coxie ile yollarını ayırıyorlar.
Vampir müzik yapımcılarıyla kendi şirketlerini kuruyorlar ve yine bir numara oluyorlar.
Bisikletleriyle geziyorlar.
Kulüplere plak dağıtıyorlar.
Kendi başlarına çırpınıyorlar.
Derken radyolarda yeniden sesleri duyuluyor.
Bob'un bu sıralarda Rastafarian hareketine karşı ilgisi çok artıyor.
Ama şöyle bir durum var arkadaşlar.
Rasta müzisyenleri hep böyle polisin yakın markacında olanlar.
Yani 1970'li yıllarda Jamaikaların çoğu Rastalara serseri gözüyle bakıyor.
Hor görülüyorlar. Hatta kızı Sedella diyor ki arkadaşlarım benimle alay ediyordu.
Babam Babamın yüzünden, babamın saçları ve inancı yüzünden benimle dalga geçiyorlardı.
Ve insanlar hep bizden kaçıyordu diyor.
Aileleri, arkadaşlarımın bize gelmesine, oturmasına bile izin vermezdi diyor.
Hani bunlar garip bir aile gitmeyin diyorlarmış.
Neyse, Wailers Studio One'ı yani Cox's'ın mekanını saatlik kiralıyor ve bir şarkı kaydediyor.
Şarkı başarılı oluyor ama yine Cox's'ın bir katakulli yapıyor.
Ve o zaman diyorlar ki biz bu adamı komple bırakalım.
Bırakıyorlar. Ondan sonra Scratch Perry ile çalışmaya başlıyorlar.
Adam da eski Cox'ın çalışanı.
Oradan ayrılmış. Ama çok yenilikçi bir kafa.
Bağımsız bir yapımcı. Ve o Bob'dan İncil okumasını istiyor.
Hani böyle manevi bir düzeye çıkmasını istiyor şarkılarında.
Bob dünyevi ritimleri gerçek üstü tatlarla birleştiren bir isim zaten.
Hani güzel işler de yapıyorlar bu süreçte beraber.
Ama yine de para kazanamıyorlar.
Periyle de olmuyor. Onunla da ayrılıyorlar.
Hatta Scratch Peri grubu yanına çağırıyor.
Ve az kalsın üstlerine asit atacakmış.
Son anda bunu Bunny fark ediyor.
Çünkü adam şey diyor işte karısına.
şu sarı şişeyi versene diyor.
Kadın böyle o kadar dikkatli tutuyor ki Bunny diyor ki ne var o şişenin içerisinde son anda fark ediyor.
Asit diye yakacakmış adam bunları kafayı yemiş.
Ne badireler atlatmışlar Merve diyorsunuz değil mi?
Aynen öyle. 1967 yıllarının başına gidiyoruz.
Bir gece Amerikalı şarkıcı Johnny Nash'in isteği üzerine Bob bir evde sanatçı Simon Sims ile buluşuyor.
Eşi Rita ona vokal yapıyor.
30 şarkı söylüyorlar ve Sims resmen büyüleniyor.
Sonra Sims Wailers grubuyla Bir kontrat imzalıyor ve onlara haftada 200 pound ödüyor.
Bu para Cox's'ın onlara bir yılda vermiş olduğu parayla eşdeğer arkadaşlar.
Bu arada Sims'in evinde sürekli partiler veriliyor zaten.
Ve daha sonraki yıllarda bu partilerden birinde güzellik kraliçesi seçilecek olan Cindy Brakespur'da var.
Sims o gün ona Bob Marley'i gösteriyor.
Diyor ki ona iyi bak o Bob Marley günün birinde çok ünlü bir yıldız olacak diyor.
O sıralarda Cindy 13 yaşında falan ve yıllar sonra...
Cindy ve Bob büyük bir aşk yaşıyorlar.
İlham perisi oluyor onun. Cindy bikini güzeli seçiliyor ve Bob'dan sonra çok ünlü olmuştur ama Bob'un dindar arkadaşları onunla olan ilişkisini pek onaylamıyor.
Kadını ahlaksız buluyorlar ve beyaz olduğu için istemiyorlar.
Cindy'nin arkadaşları da Bob'u istemiyor.
Hani onu böyle yanına yakıştırmıyorlar öyle söyleyeyim.
Hatta şey diyorlarmış ya o ne kadar kötü saçları var içinde onun bit vardır falan saçlarının içerisinde.
Ne işin var bu adamla diyorlar.
Böyle bir ilişki ama Cindy diyor ki biz çok mutluyduk.
uyumlu bir çifte olduklarını düşünüyor.
Cindy bu arada evli olduğunu biliyor.
Eşi Rita da Cindy'yi biliyor ama pek aldırmıyor diyebilirim.
Derken Cindy'nin Bob'dan bir oğlu oluyor Damien.
Bir de Bob'un şöyle bir özelliği var.
Bütün doğan çocuklar bir arada Rita'yla yaşasın istiyor.
Doğanı getiriyor eve kardeşleriyle yaşasın diye.
Tabii ki anneleri geri gelip çocuklarını alıyorlar.
1972'de Sims, Wailers'ı yani Bob ve grubunu İngiltere'ye götürüyor.
Bob'u tanıtmak için İngiltere'deki okullara götürüyor.
Orada çalıyorlar. Çünkü o zamanlar çocuklar pop albümlerini daha çok satın alıyorlarmış.
John Nash ve Bob okullarda sahne almaya başlıyorlar ve cidden bu işe yarıyor.
Bu arada John Nash için Bob diyor ki Reggie onun harcı değil.
Benim müziğimi yeterince tanımıyor.
Reggie nedir bilmiyor.
Harika bir insan ama o bir rasta değil ve rasta değilsen Reggie nedir bilemezsin diyor.
Anlayacağınız arada bir kıskançlık, bir haset, bir çekişme var.
Ve ilerisiyle Nash arasında da büyük bir çekişme var.
Nash kendini Reggie kralı zannediyor arkadaşlar.
Sorun bu. Ve İngiltere'de de böyle tam istedikleri gibi tutunamıyorlar.
Hatta pasaportlarına el konuluyor.
Bir sürü olaylar yaşıyorlar.
İngiltere'de onlar için tutulan ev bu hoşlarına gitmiş ama onun dışında istedikleri gibi gitmiyor.
Bir ara Bob İsveç'e gidiyor geliyor.
O da olmuyor falan böyle karışık bir dönem.
Ama esas bombayı patlatıyorum.
Wailers, Amerikalı pop yıldızı John Nash'in az önce dedi ya Bob Marley sen Reggae'den ne anlarsın diyordu.
Adam yükseliyor arkadaşlar ve Bob'dan almış olduğu ödünç parçalarla yükseliyor.
Reggae müziğine has parçalarla yükseliyor ve dünya çapında bir başarı kazanıyor.
Ve Wailers da uzaktan maalesef.
Bunu izlemek zorunda kalıyor.
Ne yaparlarsa yapsınlar olmuyor.
Senelerce olmuyor. Sonra Chris Blackwell'le yolları kesişiyor.
Onun bir plak şirketi var.
Blackwell onlara albüm sözü veriyor ve albümü ilk dinlediğinde Blackwell'in gözleri doluyor ve diyor ki dinlediğim o karışım benim için o kadar uç noktalardaydı ki bu benim haklı olduğumu doğrulamıştı.
Benim için yaşamımın en yüksek zirvelerinden biriydi diyor.
Sonra gruba Family Man katılıyor, Carton Barrett katılıyor, dahil oluyor ve Wailers bir grup olarak pazarlanıyor ama...
Bob tabii ki en öne çıkan isim grubun medyatik kişisi o zaten.
Beyaz dinleyiciler rock'ın sertliğine sahip rengi dinlemek istiyorlar.
Ama beyaz sanılan siyahilerin müziğini dinlemek istemiyorlar.
Tam bir paradoks var ortada.
Bob reggae ve rock'ı harmanlıyor.
Bir müzik felsefesi yaratıyor.
Irk sorunu işte onun ailesini zaten ikiye bölen şey buydu.
Bob müziğinin her şeyi herkesi birleştirmesini istiyor.
Ve müzik bölücü olmamalıdır der her zaman.
Derken Catch a Fire Amerika'da 13 Nisan 1900.
1973'de çıkıyor. Çok satanlara giremiyor ama ses getiriyor Amerika'da ve İngiltere'de.
1974'de grup dağılıyor.
1976'da Bob Marley evinde silahlı saldırıya uğruyor.
Eşi yaralanıyor. Kurtuluyorlar.
Marley'in platformunda belgeseli var.
İzleyebilirsiniz. Buralara girersem podcast 2 saat olacak.
Siz en iyisi o belgeseli izleyin.
1974'de Eric Clapton onun bir parçasını yorumluyor.
Ayşat Düşerif parçasını yeniden yorumluyor ve Marley'in şöhreti gitgide artıyor.
7'de Exodus albümü artık uçuyor gidiyor arkadaşlar ve 2000 yılında Time derdisi Bob'u ve grubu Wailers'ı Exodus albümünü 20.
yüzyılın albümü ilan ediyor.
Aynı yıl BBC One Love'ı asrını şarksız seçiyor ve New York Times Bob Marley'in 1984 Greatest Hits albümü Legend'ı 20.
yüzyılın en iyi 25 albümü arasında gösteriyor.
1978'de Birleşmiş Milletler Barış Madalyası alıyor.
1977 yılında deri kanseri teşhis alıyor.
Ve az önce söylediklerim şu anda bir şok etkisi yarattı.
Çünkü evet ölümünden sonra kıymete anlaşılmış olanlardan.
Bu arada futbol oynarken baş parmağından bir yara alıyor.
Ve bu yaradan dolayı deri kanseri olduğu söylenir Bob Marley'in.
Ama bu bir şehir efsanesidir arkadaşlar.
Yani öyle bir şey yok. Zaten kansermiş ama bilmiyormuş bunu.
O olaydan sonra öğrenmiş.
Bob Marley dini inançlarından dolayı kendisine uygulanacak olan tedaviyi kabul etmiyor.
Zaten ampute olacaktı tedaviyi kabul etseydi.
Ve o şekilde... Çalışmaya devam ediyor.
1980 yılında bir dünya turuna çıkıyor hasta bir şekilde.
İtalya Milano'da 100 bin kişiye konser veriyor ve bu turun ardından Amerika'ya gidiyor.
Ve orada artık hastalığı çok çok ilerlemiş.
Koşarken bayılıyor arkadaşlar Central Park'ta.
Hastaneye kaldırılıyor.
Tur bir anda iptal ediliyor ve Jamaica'ya evine dönmek istiyor.
Orada hayatı sonlansın istiyor.
Fakat uçakta durumu oldukça ağırlaşıyor.
Uçak acil iniş yapıyor Miami'ye ve maalesef henüz 36 yaşında.
11 Mayıs 1981'de Bob Marley hayatını kaybediyor.
Oğlu Ziggy'e son sözleri para hayatı satın alamaz olmuştur.
Şöyle bir düşününce çok anlamlı bu söz.
Para... Hayatı satın alamaz.
Doğduğu yere gömülüyor Jamaica'ya.
Tabutunda kırmızı gitarıyla.
Ve maalesef nasıl bir başarıya imza attığını göremiyor.
Tam anlamıyla göremiyor. Dediğim gibi ölümünden sonra kıymeti anlaşılıyor.
Hatta 2001'de Grammy Yaşam Boyu ödülüne layık görülmüştür.
2004'te Rolling Stone tüm zamanların en büyük yüz sanatçısı listesinde onu 11.
sıraya koymuştur. Birleşik Krallık müzik onur listesine giren ilk kişiler arasındadır.
Ve BBC tarafından tüm zamanların en iyi söz yazarlarından biri seçildi.
Kesinlikle aynı fikirdeyim.
Şarkı sözleri harikadır.
Sözlerinin mistik bir gücü var adeta ve o yaptığı müzik türü reggae kadar özgün birisiydi arkadaşlar.
Birçok efsane parçaya imza attı.
Senelerce dünyaya sesini duyurmak için uğraştı ve geç olsa da bunu başardı ama hiç pes etmedi.
Çünkü o müziğe gerçekten aşık biriydi.
Çocukları da kendisi gibi müzikle ilgilenmiş.
Özellikle de en büyük oğlu Ziggy Marley.
Baya müzikle içli dışlı bir isim.
Bob Marley'in şu sözleriyle bitirmek istiyorum.
Gerçek şu ki herkes seni incitecek.
Yapman gereken tek şey acı çekmeye değer birini bulmak.
Ve Bob diyor ki ben bu dünyayı ve yaşamımı tıpkı bir balığın denizi ve bir kuşun gökyüzünü sevdiği gibi seviyorum demiştir.
Ve son olarak kendimle konuştuğum kadar kimseyle konuşmuyorum.
Sebebi delilik değil. Sadece bilirim ki insanız sadece en iyi.
Kendisi dinler. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim arkadaşlar.
Sevgiyle ve müzikle kalın.
Bu cuma yepyeni bir biyografi bölümü gelecek.
Sakın kaçırmayın. Beko Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten Beko'dan Google TV serisini hemen sizler de inceleyebilirsiniz.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Bu cuma tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Müzikte kalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
