
Hyundai hakkında detaylı bilgi almak ve kampanyalardan faydalanmak için: Tıklayın
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Hyundai" hakkında reklam içerir*
Transkript
Değişime güç veren Hyundai'nin katkılarıyla hazırlanan, Ortamlarda Satılacak Bilgi başlıyor.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün ne konuşacağız?
Bilim kurgu filmlerini, kitaplarını konuşacağız.
Onların böyle geçmişte öngördükleri ve gelecekte gerçekleşmiş olanları konuşacağız.
Hani böyle okuduğumuzda, izlediğimizde hep bilim kurgu gibi düşündüğümüz, kurgularında yüksek teknolojiyi, bazen distopya, bazen de böyle tekinsiz bir ütopya ile bize sunan bu baş yapıcıları masaya
yatıracağız bugün. Gelecek çok yakınımızda dediği geleceğin artık tam ortasındayız.
Önce tabii ki nereden başlayacağım?
Enebiyattan. Bilim kurgu nedir?
Çok fazla duyuyoruz bilim kurgu ama gerçekte ne yani altyapısına inmek istiyorum.
TDK'ye göre çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan demek.
Düş gücü dedim dikkat.
Çağdaş bilim verileriyle.
Düş gücünden oluşan.
Yani az sonra konuşacağımız o kitaplar, o filmler nasıl bir düş gücüyle oluşturulmuş?
Gerçekten insan hayret ediyor.
Böyle her izlediğimde, her okuduğumda hayretler içinde kaldığım eserler var.
Onlardan bahsedeceğim az sonra.
Bilim kurguyu bir tık daha açmak istiyorum.
Hayali olan bir geçmişte ya da gelecekte geçebilecek bir işte alternatif bir gerçeklik sunan ve bu gerçekliğin de hayal gücüyle sınırlandırıldığı yani sonsuz.
farklı biçimde olduğu edebiyat ve sinema türüdür.
Bilim ve teknoloji ise temel besin kaynaklarıdır diyebiliriz.
Bilimsel veriler ve gelişmelerle geleceği düşsel ve mantıklı tahminlerle yorumlar bilim kurgu eserleri.
Bilimsel buluş ve gelişmelerin gelecekteki etkileri üzerinde de durur.
O zaman ilk olarak neyle başlıyorum?
Heyecan verici bir eser.
İlk bilim kurgu romanı Mary Shelley'nin Frankenstein eseriyle başlayacağım.
Ama buna bildiğimiz şekilde Frankenstein demek istiyorum.
Günümüz bilim kurgu edebiyatının başlangıç noktasıdır bu roman.
Ben de çok severim. Okurken böyle aşırı heyecanlanmıştım onu hatırlıyorum.
Doktor Frankenstein mi haklı?
Yoksa o yaratık mı, canavar mı haklı diye düşünmüştüm.
Bu arada Frankenstein...
Doktorun adı arkadaşlar çoğu kişi onu yaratık zannediyormuş.
Şimdi en başta bilim kurguyu tanımlarken anlattıklarımdan yola çıkarak bu eserin nasıl doğduğunu anlatmak istiyorum sizlere ki kafamızda böyle taşlar otursun.
Bu romanın yazıldığı dönemde bilim dünyasında böyle bayağı iddialı olaylar yaşanıyor.
1791'de İtalyan fizikçi Luigi Galvani kurbağa kaslarına böyle aynı anda iki değişik metalle dokunuyor ve kurbağaların kaslarının kasıldıklarını refleks verdiklerini gözlemliyor.
Yani kas ve sinir hücrelerinin elektrik ürettiğini keşfediyor.
Bugün elektrik akımını ölçerken kullanılan galvanometre onun adından gelir arkadaşlar.
Hatta İngilizce'de galvanize kelimesi de onun adından geliyor.
Şok etmek, harekete geçirmek, canlandırmak anlamında.
Bence artık hiç unutmayız onu ama unutmayacağımız bir isim daha var.
Galvani'nin teorisine karşı çıkan ve çürüten kişi arkadaşı aynı zamanda Volta arkadaşlar.
Hayır diyor elektrik diyor yalnızca canlılar tarafından bu şekilde böyle üretilemez.
Kimyasal olarak da üretilebilir diyor ve haklı çıkıyor.
Ve Volta sayesinde elektro kimya çalışmaları alıp başını gidiyor.
Zaten pili icat eden adamdır Volta.
Volt'tan aklımıza gelsin.
Peki Merve bunları neden anlattı?
Çünkü bilim dünyasında bütün bunlar olurken bunlardan etkilenen ve bir roman yazmaya karar veren bir genç kız var.
Kim o? Mary Shelley. Onun annesinden size bahsetmiştim.
Büyük bir feminist demiştim hatırlarsanız.
Feminist bölümünde anlatmıştım.
Mary bilim dünyasını yakından takip ediyor ve bir gece bir kabusla uyanıyor uykusundan.
İşte o kabusuyla bilimsel gelişmeleri birleştiriyor.
Daha 18 yaşındaki Mary bu başyapıtı yazıyor.
Konusu Viktor Frankenstein adlı bir bilim insanının laboratuvarında yaptığı böyle bilimsel deneylerle bir yaratığı canlandırması.
Bedenine elektrik vererek canlandırıyor dikkatinizi çekelim.
Ve bu yaratık böyle iki buçuk metre dolaylarında korkunç bir yüze sahip görenleri dehşete düşüren bir canavar.
Tabii roman yazıldığı dönem yer yerinden oynamıştır.
Çünkü daha önce insanlar böyle bir şeyle karşılaşmadı.
Hatta bilim kurgu yazarı deyince ilk akla gelen isimlerden birisi şüphesiz Isaac Asimov.
Bu roman ve Mary için der ki bilimdeki yeni buluşları kullanan ve bunu mantığın sınırlarını zorlayana kadar genişleten kişidir der.
Bu arada bir dipnot eğer olur da bu Frankenstein kitabını okursanız.
O canavarın 19. yüzyıldaki ekonomik çöküşün ağırlığının altında ezilen işçi sınıfı olduğunu, Viktor Frankenstein'ın ise yönetici sınıfı olduğunu bilerek okursanız kitabın lezzetinden yenmez
diye düşünüyorum. Çünkü dönemin sosyoekonomik şartlarını da göz önüne almak gerekiyor bu tarz kitapları okurken ki zaten Karl Marx bu kitabı çok beğenmiştir.
Sırada Jules Verne var.
Yine 19. yüzyıldayız.
Çocukluğumuzun kahramanlarından Jules Verne.
Dünyanın merkezine yolculuk, aya seyahat, denizler altında 20.000 fersa daha dolu kitabı var.
Bu arada Aya Seyahat diye bir film var.
Bilmiyorum izlediniz mi? İlk siyah beyaz sessiz bilim kurgu filmi.
Sessiz film deyince insanlar bir uzak duruyor ama gerçekten bir şans verin derim.
Özellikle zaten Charlie Chaplin filmlerini çok severim.
Bir ara ben bayağı sarmıştım bu sessiz filmlere.
Dediğim gibi bir deneyin, bir şans verin.
1902 yılında yapıldı bu Aya Seyahat filmi.
Çok eğlenceli ama çok da düşündürücü.
İzlerseniz zaten bu film Jules Verne'in Aya Seyahat kitabından esinlenerek çekildi.
Jules Verne hem böyle iyi bir...
hayal gücüne hem de inanılmaz bir öngörüye sahip bir yazar.
Bu yönüyle de ünlüdür.
Çok büyük bir düş kurucusu.
İcat edilmeden önce olabilecek pek çok şeyi öngörmüştü.
Kitaplarında yazmıştı. Mesela Denizler Altında 20.000 Fersah kitabında hani böyle elektrikle çalışan devasa bir denizaltı vardı ya.
Onun çalışma mantığıyla daha sonra 1887'de yapılan elektrikli denizaltı.
Neredeyse birebir aynı.
Bir de Karpatlar Şatosu diye bir hikayesi vardır onun.
Orada hani bir baron vardı ya.
O barona böyle yıllar önce ölen bir opera sanatçısı gelip konser veriyordu şatoda.
Bugün hologram teknolojisiyle konserler yapılmaya başlandı.
Ve bugün neredeyse her gün görüntülü konuşmalar, görüşmeler yapıyoruz.
Bunu da öngörmüştü Jules Verne.
2889 yılında kitabında söylemişti bunu.
Ay'a Seyahat kitabında gördüğümüz o uzay kapsülleri hayata geçti.
Daha uçaklar icat edilmeden önce helikopterlerden bahsediyordu, uçan taşıtlardan bahsediyordu Jules Verne.
20. yüzyılda Paris kitabında droneları öngörmüştü.
Elektrikli sandalye güdümlü füzeleri de öngörmüştür.
Keşke onları görmeseymiş.
Jules Verne çağın çok ötesinde bir yazar.
Yani hem kendiniz okuyun hem çocuklarınız okusun ki hayal dünyaları gelişsin.
Bakarsınız ileride muhteşem buluşlara imza atarlar.
Sırada kim var? Bilim kurgunun Shakespeare'i.
Sosyalist bilim kurgu yazarı ve tarihçi H.G.
Wells var arkadaşlar. Yine 19.
yüzyılın sonlarındayız. O da Jules Verne gibi böyle geleceği öngördüğü kitaplarıyla bilim kurgunun öncülerinden biri olmuştur.
Doktor Morrow'nun adası, Görünmez Adam ve Zaman Makinesi gibi eserleri en en önemlileri diyebiliriz.
Ki Zaman Makinesi beni acayip etkilemişti.
Tırsmıştım yani okurken ne yalan söyleyeyim.
O Zaman Makinesi'nin kaybolduğu an onu unutamıyorum.
Uzak bir gelecekte umarım bizi bunlar beklemiyordur dediğim eserlerden.
Hatta umarım o Dünyaların Savaşı kitabı da gerçek olmaz.
Marslı işgali falan bunu kaldıramayacağım.
Sinemaya da uyarlanmıştı bu Dünyaların Savaşı.
Bu arada atamızın nutuğunda bahsettiği tek dünya devleti olayı da onun kitabından esinlenmiştir.
Atatürk'ün ilgisini çeken yerlerden biri şudur Vels'in kitabında.
Bir topluma danışma hakkından önce eğitim verilmelidir.
Seçmen oy vermeden önce bilgilendirilmelidir.
Oy kulübelerinden önce okullar kurulmalıdır.
Yeteri kadar eğitim görmeyenin elinde oy pusulası yalnız faydasız değil tehlikelidir de.
Atatürk'ün altını çizdiği yerler.
İmza, kaşe, mühür.
H.E. Wells'in gelecek öngörüleri, atom bombası, biyolojik savaşlar, genetik mühendisliği, Einstein'ın görevlilik kuramından çok önce dördüncü boyut uzay zaman evreninden bahsetmiştir.
Lazer teknolojisi, kablosuz iletişim bunlardan da bahsetmiştir ve hepsi zaten gerçek oldu.
Henüz gerçekleşmeyen tek bir şey kaldı.
Görünmez Adam kitabı.
Sahi böyle görünmez olsaydınız görünmeden ilk gideceğiniz yer neresi olurdu?
Düşünün Instagram'dan bana yazın merak ediyorum.
Sırada bilim kurgu dünyasının babalarından biri kabul edilen ve bu alanın en prestijli ödüllerinden biri olan Hugo ödüllerine ismini veren çok önemli bir yazar var.
Hugo Gernsbeck. O zaman Hugo'nun en en meşhur ve tek kitabıyla devam edelim.
Ralf 124c4oneplus kitabıyla.
Herhangi birinin senden nefret etmesinin asıl nedeni senin gibi olmak istediği halde asla senin gibi olamayacağını bilmesidir der gözmek.
Sizce doğru mu bu diye sormuş olayım.
Ralph 124C41 artı kitabı.
Çok zor bunu söylemesi ya.
Bu kitapta yıl 2660 ve New York'ta yaşayan dünyanın en ünlü bilim adamlarından biri olan Ralph 124C41 artının yaşamından bir kesitle bize 1910'lu yıllardan
bugünlere ve yarınlara ait olan öngörüleri aktarıyor.
Adamın adına dikkat ettiğinizi bilmiyorum ama Elon Musk'ın çocuğunun adı gibi.
2660 yılında bu dahi bilim adamının böyle 200 metre yükseklikte zil.
Zirvede bir evi var orada yaşıyor.
Ve bu romanda öyle şeyler var ki öyle bir geleceği öngörüyor ki.
Mesela Ralph küçük bir cihaz yardımıyla dilediği anda dilediği yerde gazetesini okuyabiliyor.
Biz bunu her zaman yapıyoruz.
Ya da işte aktinoskop diye bir radar var bu kitapta.
O da 2. Dünya Savaşı'nda keşfedilip kullanılmış bir şey.
Ve bu kitap 1911'de yayınlandı bu arada.
Elektrikli patenler, mikrofilm, suni kumaş, görüntülü konuşma, güneş enerjisi, sesli filmler, uzay uçuşu, işte bilimsel kafeler ve uçan hava taşıtlarıyla böyle gökyüzündeki spor
ve eğlence merkezlerine gidip hoş vakit geçiren insanlar.
En çok da bu öngörü hoşuma gitti.
Merve sen de çok hayalperestsin.
Yani biz onu görene kadar ooo daha çok vardır diyenlerdenseniz hemen sizlere Hyundai'nin şehir içi hava ulaşım araçlarından bahsetmek isterim.
Yanlış duymadınız şehir içi hava ulaşım aracı dedim.
Kulağımıza böyle hala çok ütopik gelse de bu değişime güç veren Hyundai sayesinde artık mümkün olacak.
Şehir içi hava ulaşımı gökyüzünde emisyon salınımı yapmadan seyhat etmenizi sağlayacak, yerdeki tüm ulaşım seçeneklerine bağlanarak kalabalık şehirlerdeki trafiği rahatlatacak bir sistem olacak
bu. Şehir içi hava ulaşımı sayesinde yerdeki sınırsız ulaşım seçeneklerine bağlanarak yoğun alanlardaki trafik sıkışıklığını azaltmayı planlayan bir sistem.
Düşük gürültü seviyeleri göz önünde bulundurularak tasarlanan şehir içi hava ulaşımı tabii emisyonsuz bir sistemi de sunuyor ve bu sistem beraberinde farklı yakıt sistemlerini, ulaşım yollarını, Şehir
planlamasını getireceği için aslında Hyundai bizi hayalimizdeki geleceğin tam merkezine taşıyan bir vizyonu getiriyor diyebilirim.
Misal ultra hızlı şarj ile IONIQ 5 yalnızca 18 dakika gibi kısa bir sürede %80 oranında şarj edilebiliyor.
800 volt batarya teknoloji sayesinde sadece 5 dakikada 100 kilometre menzile ulaşabiliyor.
Bu anlattıklarıma bakarak aslında Hyundai'nin bir otomobil markası olmanın çok daha ötesinde çözümler üreten bir vizyonu olduğunu söyleyebilirim.
Zaten Hyundai'de 2023 yılındaki iletişim stratejisini Ionic Değişim Başlıyor, İyi Bir Dünya İçin Değişim Zamanı ve Brand 3.0 Hyundai Değişime Güç Veriyor mottolarıyla
duyuruyor. Bu vizyon içinde kesinlikle ilgimi çok çeken bir robot taksi projesinden de bahsetmek istiyorum.
IONIQ 5 temel alınarak tasarlanan robot taksi, sürücüsüz teknolojinin öncü şirketlerinden olan Motionlil ile olan iş birliği ile geliştirildi.
Geleceğin teknolojisi olarak nitelendirilen bu özel projede sürücüsüz taksiler 2023 yılından itibaren dünyanın birçok ülkesinde yollara çıkacak.
Akıllı, güvenilir ve sürdürülebilir olan bu konsept projenin adı IONIQ 5 Robot Taksi.
Peki nasıl çalışacak bu robot taksiler hemen onu da açıklayayım.
Gücüsüz robot taksiler gövdesine yerleştirilen 30'dan fazla sensör aracılığıyla tamamen kendi kendine hareket edebiliyor.
Araçta kombine radarlar ön ve arka kameralarla birlikte trafikteki yayaları, objeleri ve diğer araçları tespit eden özel bir sistem bulunuyor.
Hyundai'nin tam 45 yıl önce piyasaya sunduğu ilk modeli Pony'den ilham alarak tasarlanmış olması da bence çok hoş bir detay.
Hyundai adeta 45 yıl öncesinden bugüne göz kırpmış.
Özellikle gündemdeki trafik, hava kirliliği, taksi sorunu, yakıt pahalılığı, güvenli sürüş gibi güncel hayatta böyle sürekli karşımıza çıkan birçok sorunu çözerek Bizleri daha iyi bir dünyaya
taşıyacak bir Hyundai vizyonu bana çok işlevsel geldi.
Çok beklemenize gerek kalmadan kendimizi bu dünyanın neresinde bulacağız önümüzdeki birkaç sene içinde bunları göreceğiz sanırım.
Hani Isaac Asimov diyor ya bilimde duyması en heyecan verici ve birçok keşfin habercisi olan söz buldum değil çok eğlenceliymiş.
Gerçekten çok eğlenceli olacak bu uçan arabalar robot taksiler çok heyecanlıyım.
O zaman Isaac Asimov'la devam ediyorum.
Yaklaşık 500 kitabı var.
Mitoloji, bilim, eleştiri alanında sürekli üretmiş bir yazar.
İnanılmaz çalışkan bir bilim kurgu yazarı.
1919-92 yılları arasında yaşamıştır ve en ünlü eserleri vakıf ve robot serileri duymuşsunuzdur eminim.
Umarım onun robotları gibi olur gelecekteki robotlar.
Yani bizim kurallarımızın dışına çıkmayan yasalara tabi robotlardan bahsediyorum.
Bu arada Asimov sabah beşte kalkan tüm gün büyük bir şekilde çalışan hatta tatilde bile çalışan bir yazar.
İşini sevmek deyince aklıma hep o geliyor yüzden.
Beş yaşında okumayı kendi kendine öğrenmiştir ve ölene dek asla bırakmamıştır.
Hayattaki en büyük tutkusu en büyük mutluluğu okumak ve yazmak olan bir adam o.
Hatta umarım daktilonun başında yazı yazarken başım bir anda klavyeye düşüp burnum iki tuşun arasına sıkışmışken ölürüm demiştir.
Öyle bir yazma aşkı var.
Yazmasaydım ölürdüm der Asimo ve der ki eğer bir yeteneğin varsa er ya da geç başarı sana gülümseyecektir.
Tabii yılmadan ısrar edebildiysen.
Robotluğun kanununu yazan adamın öngörüleri robotların çok yaygınlaşacağı hatta insanlara hizmet edeceklerini söylemişti.
Daha geçen gün Ankara'da bir kafede robot garson gördüm çay taşıyordu.
Yani bu robotluk nereye gidiyor vay be dedim.
Asimov görüntülü görüşmeyi tahmin etmişti.
Ekranların sadece görmek için değil belgeler üzerinde çalışmak, kitap okumak için falan da kullanılacağını söylemişti.
Asimov der ki ben bilgisayarlardan değil onların yokluğundan korkuyorum der.
Gerçekten de öyle. Onlar olmasa bugün hayat durur.
Düşünsenize iş hayatı, kamu sektörü böyle kilitlenir 100 yıl geri gideriz.
Şu an ya ben film de izleyemem ben ve çok üzülürüm diyenler var eminim.
Çünkü ben de öyleyim. Genelde bilgisayarımdan film izliyorum.
Hatta geçen gün bu Azınlık Raporu diye bir film var ya yıllar yıllar önce çıkmıştı.
Malum platforma düşmüş.
Ben de hemen izledim tekrardan.
Steven Spielberg çok sevdiğim yönetmenlerden biliyorsunuz daha önce bahsetmiştim.
Bu film de 2002'de çekilmişti.
E.T., Sıkıysa Yakala, Fabelmanlar, Erayn'ı Kurtarmak, Jurassic Park ve en sevdiğim tabii ki Şintlerin Listesi.
Azınlık raporu filmi de böyle gelecek öngörüsü olan filmlerden biri.
Önemli bir film. Ya E.T.
olsaydı Merve demiş olabilirsiniz.
Umarım uzaylılar böyle E.T.
gibi tatlıştır ya. Ne kadar tatlıydı o E.T.
hatırlasanıza. Ya Alien filmindeki gibi olsaydı.
Evlerden Irak. Azınlık raporundaki olaylar 2054 yılında Amerika'da geçiyordu.
Merak etmeyin spoiler vermeden anlatacağım.
Dedektif John suçluları daha suç işlemeden önce 3 kahin ve bazı özel teknolojik cihazlar yardımıyla tespit ediyor.
Eşini ve oğlunu kaybetmiş yalnız acılı bir adam ve teselliyi eski aile videolarına bakarak buluyor.
Tabi bu videolar bizim hayal ettiğimiz gibi değil normal ötesi.
Geçenlerde bir bilgisayar bilimcisi dedi ki insan bilincini yakın zamanda bilgisayarlara yükleyeceğiz.
Ve artık kaybettiğiniz, yasını tuttuğunuz insanlarla konuşabileceksiniz tekrar dedi.
Bu iyi mi kötü mü bilemedim.
Hatta geçenlerde Marina Smith adlı İngiliz bir kadın 87 yaşında öldü ve kendi cenazesine katıldı arkadaşlar.
Ve cenazesine gelenlerin sorularını yanıtladı.
Nasıl yaptı bunu? Yapay zeka sayesinde tabii ki video bağlantısıyla ölmeden önceki görüntüleri.
ve konuşmalarını yapay zekaya öğrettiler ve bu sayede yapıldı.
Ama olsun yani teknolojinin geldiği noktaya bakar mısınız?
Şok edici boyutlarda bence.
Azınlık raporu...
Biraz böyle distopik bir geleceği anlatıyor.
Şehrin her yerinde herkesin böyle retinalarını, gözünü kontrol ederek kimlik tespiti yapan özel cihazlar var.
Göz bebeğinden kimlik tespit uygulaması bu arada başladı.
Amerika'da var, havaalanlarında kullanılıyor.
Hatta Endonezya'da da vardı galiba.
Ama filmde böyle göz bebeği kimlik niyetine kullanılıyordu.
Filmde bu geleceğin teknolojisine dair çok şey var izlerseniz eğer.
Hatta monitörde oynanan o videodaki insanlarla iletişim kullanılıyor.
Kurabilen yeni tür bilgisayarlar, yeni model arabalar ve bu arabalar böyle dikey yollarda gidiyor.
O yollar benim çok ilgimi çekti, hoşuma da gitti.
Şeffaf bilgisayarlar var, o da çok değişik bir şey.
O ekranlar çok hoşuma gitti.
Geleceğin teknolojisine böyle kafa yormak isteyenler bunu izlesin derim.
Spoiler vermeden geçiyorum ama Adorno'nun dediği gibi durdurulamaz ilerlemenin laneti.
Durdurulamaz gerilemedir demek istiyorum.
Az önce Ellium dedim ve Ridley Scott'tan bahsetmeden geçeceğimi zannetmediniz bence.
Blade Runner, Alien, Gladiator gibi filmleriyle gönlümüze taht kuran efsane yönetmenlerden.
Zaten en iyi film Oscar'ını almıştır Gladiator ama ne filmdi değil mi?
Alien'da en iyi görsel efekt Oscar'ını almıştı.
1982'de yönettiği Blade Runner filmiyle sinemada görsel stil yaratmada büyük bir başarı yakaladı.
Tüm zamanların en iyi bilim kurgularından biri kabul edilir bu film.
Spoiler vermeden değinmeye çalışacağım.
1982'de çekildi. Geldi bu film ama 2019 yılının Los Angeles'ında geçiyor.
Nexus dönemi robot çağı denilen bir dönem ve genetik mühendisliği çığır açmış bir durumda.
Ve insana birebir benzeyen androidler üretilmiş ve ömürleri 4 sene bu androidlerin.
Amaçları da dünya dışı kolonileşmede insanlara yardım edebilmek.
Ve bu köle robotlar diğer gezegenlerde sömürge olmak için üretiliyor.
Sonra tabii bunların bir kısmı ayaklanıyor.
Nexus 6'lar ve bunları yakalayarak cezasını kesecek olanlar da Blade Runner'lar arkadaşlar.
Bu robotların duyguları hariç komple birebir insan görünümündeler.
Ya da filmi izleyin anlatmıyorum bu kısmı.
Duyguları olan bir robot düşünsenize.
Her filminde hüngür hüngür ağlayan Merve soruyor bunu size.
Bu arada en sevdiğim 10.
Filmden biridir Her. Samantha yaktın bizi demek istiyorum.
Ya film önerip duruyorum da kesinlikle Black Mirror dizisini izleyin derim.
Hatta Love, Death and Robots mutlaka izleyin.
Çoğunuz izlemişsinizdir ama izlemeyenler varsa diye söylüyorum.
Bu arada Blade Runner'da Alan Turing'in o Turing testi sayesinde insanların kopyamı orijinal mi olduğu ayırt ediliyordu.
Sayfamda Turing biyografisi bölümü de var merak edenler için.
Burada şirketin binası Maya uygarlığının binaları gibiydi.
Maya uygarlığı podcastımda size kurban ritüellerinden bahsetmiştim ve bu binalar böyleyse kurban kim acaba bir düşünün bakalım.
Bir de bu filmde Descartes sahnesi vardı ya tüyler ürpertici.
Düşünüyorum öyleyse varım diyordu yapay zeka.
Bu arada Westworld dizisinde izlemeyi unutmayın çünkü benzer bir konu burada da işleniyor hatırlarsanız.
Hayatı sorguladığım, geleceği sorguladığım distopik bir dizi.
Yani ben evdeki robot süpürgeme kıyamayıp çok iş yaptıramıyorum.
Robotlar olur da ileride böyle bize savaş falan açarsa.
Ben masumum abi ben sizin tarafınızdayım haklısınız.
Siz köle değilsiniz diyeceğim.
Tabii bunu Blade Runner'daki gibi duyguları olanlara söyleyebilirim.
Robotlardan neden korkuyorsun Merve?
Ya nasıl korkmayayım? Hani şu işte Fahrenheit 451 diye bir kitap vardı ya orada bir robot vardı hatırlıyor musunuz?
Milleti kovalıyordu. Ondan çok etkilendim.
Adı şu an aklıma gelmiyor. Ve sanırım Black Mirror'ın bu metal kafa diye bir bölümü vardı ya ondan esinlendiğini düşünüyorum.
Çünkü çok benzerdi. Bir de üstüne bu şu takla atan robotlar falan var ya onları görünce yani aman tanrım katil robotlar gelecek falan diye çok korkuyorum.
Ay saçmalama Merve ya sen de ama fantezi kuruyorsun diyenler.
Hatırlarsanız ABD'de katil robot uygulamasından geri adım attılar.
Silahlı robot polisler geliyordu.
Yani insan hakları kuruluşları devreye girdi.
Bir de Matrix filmini çok seviyorum biliyorsunuz.
Orada da insan tarlaları vardı ya oh my god.
Ya onu izlerken şey diyorum sürekli ya bizi böyle yaparlarsa çok korkuyorum anneciğim.
Hatta bu sahada çalışan isimlerin de korktuğunu duydum.
Çoğu korkuyormuş. Space Odyssey, Terminator, Matrix izleyenler bence bu korkulara sahip diye düşünüyorum.
Bir de bu Blade Runner filmini izlerseniz orada işte Frankenstein kitabını da okumuş olanların aklına bir şey gelecek.
Acaba Doktor Frankenstein mi gerçek canavardı diye soruyoruz ya o kitapta.
Bu filmde de aynı şeyi sorabilirsiniz diye düşünüyorum.
Yani klişe bilim kurgulardan sıkılanlara tavsiyemdir.
Old but Gold bir filmdir.
Belki de robotlardan korkacağımıza...
İnsanlığını kaybetmiş, makineleşmiş insanlardan korkmalıyız.
Bu filmde gerçekliğin kontrol edilmesi, yapay anılar üretilmesi, sahte anılar, sahte fotoğraflar üretilmesi gibi sahneler vardı.
Şu an zaten yaşadığımız şey bu değil mi?
Yani yapay zeka öyle bir noktaya geldi ki öyle fotoğraflar, öyle videolar üretiyorlar ki gerçeğinden ayırt etmek çok çok zor.
Cesur Yeni Dünya ve 1984'te de bu sahte bir tarih, sahte kurmaca anılar geçmişler falan vardı.
En sevdiğim distopik romanlardan.
Bu filmin en üzücü kısmı da artık böyle hayvanların nesli tükenmiş, yapay hayvanlar var.
Gökyüzünde hiç güneş yok ki şu anda Bill Gates'in Güneş Karartma Projesi, dünyaca konuşulan bir proje bakalım ne olacak.
Asit yağmurları vardı. Aileler bitmişti.
Bir de şey vardı böyle Kubrick'in o Space Odyssey'sinde eski binalar komple ortadan kalkmıştı ya.
Yepyeni bir mimari görüyorduk o filmde.
Burada ise eskinin üzerine yeni inşa edilmiş ve çok kakofanik duruyordu bence.
Eskinin çevresini böyle tümör gibi saran yeni yapılar var bu filmde.
Çok enteresan. Devasa reklam panoları en dikkat çekici.
Filmin en dikkat çekici unsurlarından biri.
Şehrin her yerinde kapitalizm.
Vav! Ve zenginler kolonize edilmiş dünya dışı gezegenlere göç ediyorlar.
E Merve sen Elon Musk'ı mı anlatıyorsun Mars?
Soru işareti. Elon Musk bölümüm de var dinlemek isterseniz.
Artık ona eskisi gibi bir sempati beslemiyorum.
Bunu da buradan söylemiş olayım. Bu filmdeki o dev reklam panoları zaten var günümüzde.
Hem teknolojik açıdan öngörüleri olan hem de sosyolojik açıdan önemli öngörüleri olan bir film.
Sentetik insanlar, yüksek biyomühendislik ürünü olan insansılar.
Bu beni korktu. Okutan bir distopya ve daha fazla spoiler yok.
İzleyin. Bu filmden sonra Blade Runner 2049 filmi de var izlerseniz.
Bundan 30 sene sonra ne oluyor görmek isterseniz o filmi de izleyebilirsiniz.
Bir de Geleceğe Çağrı diye bir film var bilmiyorum izlediniz mi?
Orada gördüğüm bir şey beni çok heyecanlandırmıştı ama gülmeyin.
Umarım bu hemen olur.
Lütfen olsun. Hani böyle kadın şey yapıyordu ya kalem gibi bir şey tutuyordu tırnağına ve tırnağının rengi böyle şak diye değişiyordu.
Harika bence. Çoğu kadının beklediği teknoloji.
O kadar şey var benim dikkat ettiğim şeye bakın.
Kadın olmak. Bu Geleceğe Çağrı filminde ego yolculuğu diye bir olay var.
İşte bir kişilik seçme şansınız oluyor.
Emel ve sosyal medyada zaten çoğu kişi bunu yapmıyor mu?
Demiş olabilirsiniz. Olmadıkları biri gibi göstermiyorlar mı kendilerini?
Evet bu filmde de bu vardı zaten.
Adamlar bunu 33 sene önceden görmüş.
Bu arada bir soru sorayım sizlere.
İleride sevgiliniz sizi bir yapay zeka ile aldatsa sizce bu aldatma sayılır mı?
Cevaplarınızı Instagram'dan bekliyorum.
Burada da robot insanlar var bu filmde de.
Olay iyice simülaklar ve simülasyona dönecek gibi görünüyor.
Baudrillard'ın dediği olay simülasyonlar gerçeğin yerine geçebilme gücüne sahiptir diyor ya.
Bu arada bu filmde de Matrix'teki gibi böyle bir vücuda çip yerleştirme olayı var.
Matrix'te zaten iki bölüm podcast yaptığım için burada anlatmıyorum.
Filmde kılık değiştirme teknolojisi vardı.
O da çok hoşuma gitti. Bir de Mars sahneleri çok çarpıcıydı.
Mars'ta böyle billboardlar falan vardı.
Hatta kırmızı hap sahnesi de vardır bu filmde aynı Matrix'teki gibi.
Bu filmde bize bir simülasyonda yaşıyor olabilir miyiz acaba sorusunu soyduran filmlerden biri öneririm.
Merve içim darlandı bırak şu distopik filmleri biraz eğlenceli şeylerden bahset diyenlere Jetgiller gelsin o zaman bu çizgi filmi çok sevenler var biliyorum.
Ben okuşaktan değilim ama sonraları görmüşlüğüm var.
Burada da böyle robot hizmetçi vardı işte uzay yürüyüşü yapıyorlardı.
Tipik bir Amerikan ailesinin uzay çağında nasıl yaşadığı anlatılıyor Jetgiller'de.
En dikkat çeken şey de Orbit kenti bence çok fütüristikti.
Ve bu çizgi film 1962'lerde yayınlanmış.
konuşma var. Tüp asansör var.
Görüntülü telefon, akıllı saat, ev işlerine yardım eden bir robot, akıllı televizyon, LCD ekran, akıllı diş fırçası, temizlik robotu, sonra köpekleri kaybolmasın diye kullandıkları bir GPS, drone
'la yemek servisi ki COVID döneminde bunu yaptılar biliyorsunuz hala yapılıyor ve tabii ki jetginler deyince izlerken hepimizin hayali kurduğu o uçan arabalar.
Bunu da zaten Hyundai yaptı.
Hayale falan gerek kalmadı.
Ama uçan arabalar deyince İlk aklımıza gelen film bence kesinlikle 1985 yapımı Geleceğe Dönüş filmi.
Abimin en sevdiği filmlerden biri.
Bize de böyle izlete izlete biz de çok sevmiştik.
Bu filmde de geleceğe dair böyle süper öngörüler vardı hatırlarsanız.
Tabii herkes için en heyecan verici olanı zaman makinesi olarak kullandıkları o uçan araba diye düşünüyorum.
Geri dönüşümle böyle yakıt elde etmek mesela çok hoşuma gitmişti.
Bunu Susuz Mu Kalacağız bölümünde anlatmıştım hatırlarsanız.
Yosun'dan yapmaya başladılar diye.
Umarım bu sistem çok ilerler.
Çok istiyorum. Uçan kaykaylar vardı filmde.
O da gelecek yakındır. Prototipleri başlamış.
Giyilebilir teknoloji vardı.
E oldu zaten. Videokonferans vardı.
Her gün yapıyoruz artık.
Tablet vardı. O zaten var.
Benzinlikte robot pompacılar vardı.
Bu henüz yok ama o da yakındır.
Parmak iziyle eve giriş vardı.
Bunu zaten telefonlarımızla yapıyoruz.
Hani Geleceğe Dönüş 2'nin meşhur bir sahnesi vardı.
Doktor Brown diyordu ki. Yol mu?
Gittiğimiz yerde yola ihtiyaç yok ki diyordu.
Bence biz de artık bunu diyebileceğiz Hyundai sayesinde.
Değişime güç veren Hyundai'nin katkılarıyla hazırlanan Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için adresimi aşağıya bırakıyor olacağım.
Bu cumartesi yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
