
Bu aralar ortamlarda en sık konuşulan konulardan biri olan Bitcoin ve Kripto Para dünyasına, siz de yabancı kalmayın diye genel bir bakış atıyoruz.Bu podcastin destekçisi Türkiye’nin lider kripto para işlem platformu Paribu hızlı, kolay ve güvenli işlem hizmeti sunuyor. Bitcoin dahil onlarca kripto paranın alınıp satılabildiği Paribu’da 7/24 kripto para işlemi ve TL yatırma çekme işlemi yapılabiliyor. Paribu, 7/24 hizmet veren Destek Birimi ile kripto para işlemlerini kolaylaştırıyor.
Detaylı Bilgi İçin: https://app.adjust.com/t9atlhh
*
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*
Bu bölüm Paribu hakkında reklam içerir*
Transkript
Merhabalar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugünkü konumuz Bitcoin.
Öncelikle her podcastta yaptığım gibi neden bu konuyu seçtiğimden bahsetmek istiyorum.
Çünkü Bitcoin madenciliğinin gerçekten Zonguldak'taki gibi fiziki olarak yapıldığını düşünen kişilerle karşılaştım.
O an kalbimde böyle bir ayı borsası yaşandı.
Kırmızı mumlar yaktım.
Ben de bir sözelci olarak bunu özellikle belirtiyorum, sözelci olduğumu.
Bu meseleleri hiç bilmeyen ama yarının dünyasına da...
Adım atmak isteyenler için bu podcastı çekme kararı aldım.
Sözlerce olduğumu da özellikle belirttim.
Çünkü bazı arkadaşlarım böyle ekonomistlerden, traderlardan dinlemişler ama biz pek bir şey anlamadık Merve dediler.
Normal ben de anlamıyorum bazen.
Çünkü uzman jargonu çok tabii ki uç noktalara varabiliyor.
Bugün ben bu olayları böyle herkesin anlayabileceği bir dilde kendi meşrebimce anlatmaya çalışacağım.
Bu arada ben Bitcoin podcastı yapalım mı deyince çoğunluk evet oyu vermişti.
Takipçilerimin arasında Paribo ekibi de varmış.
Merve biz de senin destekçin olmak isteriz dediler.
Biliyorsunuz Türkiye'nin lider kripto para işlem platformu Paribu 14 Şubat 2017'de kullanıma girmişti.
Ben de 5 milyon üyesinden biriyim.
Neden bu platformdayım?
Çünkü sahibi belli, sermaye yapısı güçlü, 7-24 iletişim kurabiliyorum ki bu çok önemli.
Ne oldu ya fotoğrafın mı gitti olayı yaşamıyorsunuz.
Ya Merve biz ne anlarız kripto para borsasından diyenler için uygulama o kadar kolay ki 7'den 70'e herkesin kullanabileceği bir şekilde tasarlamışlar.
Şöyle indirin kurcalayın zaten ne dedi.
Bir de kripto jargonunda FOMO dediğimiz bir fırsatı kaçırma korkusu olarak adlandırılan bir korku türü var ki ben bunu çok böyle derinden yaşıyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki Merve çok mu paran var sanki bana elanmaz mısın?
Hayır şöyle pari bu da 10 TL'ye bile arkadaşlar işlem yapabiliyorsunuz.
Bu çok güzel bir şey. Ben de sürekli bu FOMO'yu yaşadığım için devamlı alarm kuran bir tip haline geldim.
Çünkü olur da ben gece uyurken ya Bitcoin yükselirse ya düşerse alamazsam o fırsatı kaçırırsam diye...
Kafayı yiyorum. O yüzden benim için alarm ve alarm sesi de çok önemli.
Hani Nazım Hikmet Abidin Dino'ya demiş ya bana mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin diye.
Ben size mutluluğun resmini çizemem ama şehrin sesini dinletebilirim.
O zaman hazırsanız kemerlerinizi takın çünkü bitcoin evrenine çok hızlı bir giriş yapıyorum şimdi.
Aşık Veysel'in şu sözlerini hepiniz biliyorsunuz.
Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa.
Şimdi bunu alalım günümüz meta dünyasına uyarlayalım.
Altınmış, gümüşmüş, bozuk paraymış.
Bütün bu saydıklarımın sizce kendiliğinden herhangi bir değeri var mı soruyorum size.
Tabii ki de yok. Bunların değerli olmasının tek sebebi biz insanoğluyuz.
Böyle olması gerektiğini düşündük ve bu şekilde karar verdik.
Yani atalarımız öyle karar verdi.
Bu kolektif bir hikaye bir değer biçme hikayesi var burada.
Hatırlarsanız doların tarihi geçmişi üzerine bir podcast yapmıştım.
Orada da bu altın rezervleri olayından böyle kısaca bahsetmiştim aslında.
Şimdi 1932 yılına gidiyoruz beraber.
Şöyle bir hatırlayacak olursak Fransız Bankası Amerika Birleşik Devletleri'nden Tahvillerini dolardan altına çevirmesini istemişti.
E tamam ne problem var burada çevirsin altınlarını demiş olabilirsiniz.
Çevirsin de nasıl taşıyacak bunları Fransa?
Aralarından bir tane zeki çıkıp diyor ki biz bu altınların olduğu depoya gidelim.
Altınlara bakalım, kontrolünü sağlayalım.
Üzerine de bir etiket basalım.
Bu altınlar Fransa'ya aittir etiketi.
Bir damgalama. Dikkat edin altınları aldı demiyorum Fransa.
Bir etiket yaptı, bir damgalama işlemiş.
yaptı ve yerinde bıraktı.
Bu ne demek oluyor peki?
Artık herkes bilsin ki bu altınlar Fransa'ya ait.
Bunları yük etmemize gerek yok.
Şimdi bu olaydan da anlaşılacağı üzere önemli olan altının fiziki varlığı mıymış yoksa sizin ona biçtiğiniz değer miymiş?
Bu yüzden anlattım bunu. Şimdi de bir flashback daha yapıp 1900'lü yıllara gidiyoruz.
Nereye gidiyoruz? Pasifik Okyanusu'nun batısına Mikronezya bölgesine gidiyoruz.
Burayı daha önce hiç duyduğunuz mu bilmiyorum ama artık unutmayacağınızdan eminim.
Şimdi 1900'lerin başında Mikronezya'da Yap adı verilen bir medeniyet var.
Küçük bir halk yaşıyor. Şimdi podcast'ı ilk kez dinleyenler diyecek ki Merve ne yapıyorsun?
Aşık Veysel'den girdin, Fransa'dan çıktın, şimdi bizi aldın Pasifi'ye götürdün.
Burada ne işimiz var? Üstelik bir asır önceyiz.
Şimdi şöyle ki beni zaten dinleyenler biliyor daldan dala konduğum için.
Bu ilken olarak adlandırabileceğimiz medeniyetin para biriminden bahsedeceğim size.
O yüzden bitcoin'e bağlayacağım.
Kireç taşından yapılan yaklaşık 4 tonluk bakın 4 tonluk ve 3.7 metrelik devasa taşlar kullanıyorlar para birimi olarak.
Ve bunların adına ray taşı deniliyor.
E şimdi para böyle devasa olunca.
Tedavüle yani dolaşıma sokamıyorlar.
Kim cebinde 4 ton parayla gezmek ister?
Yap halkı da buna şöyle bir çözüm üretmiş.
Yani kimin hangi rayı taşından ne kadar payı olduğunu kaydedelim demişler.
Hatta bir keresinde de şöyle bir olay yaşanıyor.
Bu dev taşlardan biri gemide taşınırken okyanusa düşüyor ve denizin derinliklerinde gidiyor, kayboluyor.
Denizciler de haliyle kara kara düşünüyorlar.
Biz bunu nasıl açıklayacağız, nasıl bunu hesaba katacağız diye.
Karaya çıkıp anlatıyorlar ve bir ortak bir karar alınıyor.
Bu taş denize düşse de göklere de çıksa yap ekonomisinin bir parçası olarak kalmalı.
Şimdi size soruyorum hani bu ilkel bir medeniyet yani 1900'lü yıllardan bahsediyorum.
Lütfen şu an olanların bu rayı taşlarından ne farkı olduğunu bana söyleyin.
Yani hala bu rayı taşlarının formunu kullanıyor muyuz kullanmıyor muyuz?
Şimdi Fransa'nın o Amerika'daki altınları neden almadığını daha iyi idrak ettik bence.
Hatta şöyle düşünün bu kripto para olayına çok uzak olan insanlar için soruyorum bunu.
25 yıldır siz zaten dijital para kullanıyorsunuz.
Hanginiz kiranızı, faturalarınızı, vergilerinizi, taksitlerinizi gidip elden ödüyorsunuz?
Yani elinizdeki o cüzdandan fiziki parayla ödüyorsunuz.
Çok az bir kısmımız bunu yapıyor.
Ya da işte bir kafede hesap öderken nakit mi ödüyorsunuz hala?
Hayır çoğumuz... kartla ödüyoruz.
Bu 7'den 70'i herkesin cebinde olan bir şey.
Kredi kartı, banka kartı hepimizin cebinde.
Yani artık her işi internet üzerinden yapmıyor muyuz?
Şunu demek istiyorum. Siz zaten yıllardır paranızı fiziki olarak yani elinizde tutarak bir yerlere ödeme yapmıyorsunuz.
Online sitelerden alışverişler yapıyorsunuz.
Markete gidiyorsunuz. Kasada kartınızı uzatıyorsunuz.
Buradaki tek fark şu ki kripto paradan korkanlar için söylüyorum.
Kripto parada aracı bir kurum yok ama bu yaptığınız işlemlerde aracı kurumlar var ve siz aracı kurumlara güvenerek bu işlemleri uyguluyorsunuz değil mi?
Şimdi nedir bu aracı kurumlar?
Atıyorum bir ev alacaksınız ya da bir araba alacaksınız.
Evleneceksiniz. Bütün bu resmi işlemler için ne yapmamız gerekiyor?
Nerelere gitmemiz gerekiyor? Aracı kurumlara.
İşte evlendirme dairesine, bankalara, noterlere hep bir aracı var değil mi?
İşte ev almayı, tapuyu falan geçtim.
En basiti dediğim gibi markette alışveriş yapıyorsunuz.
Kasaya geliyorsunuz. Kartınızı okutuyorsunuz ve o esnada ne oluyor?
O veri akışı çok sayıda şirketin üzerinden gerçekleşiyor.
Ve bu şirketlerin hepsinin bir bilgisayar sistemi mevcut değil mi?
Bıdı bıdı bıdı yani. Bu işi bu kadar zorlaştırmanın ne alemi var?
Yıl olacak 2022.
Soruyorum size. Ben bunu şuna benzetiyorum.
Hani Charlie'nin Çikolata Fabrikası diye bir film var ya.
Oradaki o garip düzenekleri hatırlıyor musunuz?
O çikolata fabrikasındaki. Hani böyle çok basit bir işi yapmak için bir sürü mekanizma kullanılıyordu.
Buna Rube Goldman makinesi diyoruz.
Yani atıyorum. Mesela bir yumurtayı kıracaksınız ve onun için 30 tane mekanizma kuruyorsunuz.
Bu kadar basit bir olayı saçmalık derecesinde böyle karışık hale sokmanın adı.
Rube Goldman makinesi.
Hatta günümüzden örnek verecek olursam.
Hani şu siyahi TikTok fenomeni var ya.
Chubby'di galiba adı.
Böyle basit işleri zorlaştıranlarla alay ediyor.
Ya onun gibi değil mi bu olaylar?
Çünkü artık dijital çağdayız.
Programlanabilir bir dünyadayız.
Ve buna paranın geleceği de dahil.
Yani yazılım ve parayı kombine.
ettiğiniz zaman ki zaten edildi otomatikman ne oluyor?
Bu aracı kurumlar artık aradan çekiliyor.
Peki bu aracı kurumlar neden var?
Nasıl ortaya çıktılar? Ve neden hala onları kullanmak zorundayız derseniz bunu da şöyle açıklayabilirim.
Çünkü bu aracı kurumlar bizlere güven tahsis etmek üzerine.
Çünkü insanların değer değişimi yapabilmeleri için ne gerekiyor?
Belirsizliğin azaltılması gerekiyor.
Şöyle düşünün yine bir flashback yapalım.
Avcı toplayıcı dönemine gidelim.
Bu döneme baktığınız zaman ne vardı?
Ticaret nasıl yapılıyordu?
Sadece belirli bir çevre içerisinde değil mi?
Alışveriş yapılıyordu.
Ama zamanla ticaret yolları dediğimiz o uzun uzun yollar oluşmaya başladı ve birbirinden gittikçe uzaklaştırmaya başladı bu yollar.
Dolayısıyla mecburen daha resmi kurumlara ihtiyaç duyulmaya başlandı.
Bunu da anlayabiliyorum.
Aracılar olmak zorunda kaldı.
Çünkü dediğim gibi ticaret yolları var artık.
İnsanlar elden ele alışveriş yapmıyor.
Daha ileriki safhalara baktığınız zaman ne çıkıyor karşımıza?
Bankalar yani bankalar gibi kurumlar.
devletler, şirketler bunlar giriyor devreye olmak zorunda.
Çünkü belirsizliği azaltmak gerekiyor.
İnsanlar birbirine nasıl güvenecek yoksa?
Peki bunların görevi ne?
Kayıt tutmak. Sizin kimliğinizi saptamak, bu doğru mu değil mi buna bakmak, bir takım düzeltmeler yapmak ve bu ticaretin her alanında işlem yürüten bir sisteme sahip olmak değil mi?
E süper diyeceksiniz şimdi.
Ne sorun var Merve burada?
Sorun şu ki arkadaşlar bunlar tek bir merkezde toplanıyorlar ve sürekli sorun yaşıyorlar.
Çökertilebiliyorlar ve bu aracılar milyonlarca insanı küresel ekonominin dışına atıyor.
Kurumlar vardı çünkü bunlara ihtiyacımız vardı.
Okey belirsiz. Bizi azaltmamız gerekiyordu.
Bunlara muhtaçtık.
Çünkü onlar sayesinde bu bağlantıları kurduk.
Her türlü değer değişimini onlar sayesinde gerçekleştirdik.
Çok teşekkür ediyoruz. Okey ama bundan sonrası için artık kurumlara olan ihtiyacı ortadan kaldırabilecek bir teknoloji dünyasında yaşıyoruz.
Dijital bir dünyadayız.
Hani kova çağından bahsetmiştim ya Hazreti İsa podcastinde hatırlayın.
Ne demiştim? Her 2150 yılda bir çağ atlıyoruz demiştim.
Geri gelmişken şunu da söyleyeyim.
Hani Hazreti İsa'nın havarileri İsa'ya demiş ya senden sonra bir dahaki Paskalya nerede olacak diye soruyorlar.
Hazreti İsa da onlara diyor ki bir şehre gireceksiniz elinde testiyle su taşıyan bir adam göreceksiniz.
Onu takip edin diyor.
Şöyle bir hafızanızı yoklarsanız, kova burcunun simgesini hatırladınız mı?
Ellerinde kovalarla su taşıyan Aquarius.
Yani kova çağı, kova çağına girdik.
O kovada su taşıyan adam da Kriptous.
Yeni bir mitolojik tanrı arkadaşlar.
Paribuyu indirenler yeni bir altcoin görürse Kriptous diye bilin ki o benim.
Şimdi... Ben size bitcoin'den bahsedeceğim altcoin'lerden değil çünkü en çok adını duyduğunuz kripto para bu zaten.
Yani bitcoin bir kripto para.
Şimdi hiç bilmeyenler için anlattığım için kripto parayı açıklamam gerekiyor.
Şu demek arkadaşlar şifreli para yani şifrelenmiş döviz.
Ama en önemli özelliği şu az önce bahsettiğim aracıların olmadığı yani herhangi bir merkez bankası yok.
Bitcoin'de tek bir yöneticinin tek elinde olmayan yani merkezi olmayan bir para birimi herhangi bir merkez bankasının olmaması ne demek Merve derseniz şu demek.
Hatırlayın 2008'de global bir kriz yaşandı değil mi?
Amerika menşeili.
Amerika ne yaptı 2008'de?
O krizi atlatabilmek için 200 yılda bastığı bakın sadece merkez bankasının bastığı paranın.
Toplam 4 katından daha fazla parayı bastı.
Biz de Türkiye olarak nasibimizi aldık hatırlarsanız.
Ne oldu? Bankalar battı, şirketler battı.
Devlet onları kurtarmaya çalıştı ve bunları yaparken halk ezildi.
Bütün bunlar yaşanırken bir adam çıktı.
Satoshi Nakamoto.
Sizi trollemiyorum adamın gerçek adı bu.
İsmi kullanan biri veya birileri de olabilir.
Çünkü henüz kimliği tam açıklığa kavuşmadı.
Bu krizde halkın ne kadar ezildiğini gördü.
kripto para icat etti.
Yani herkes çok mutluydu.
Müthiş bir refah yaşanıyordu.
O da çıkıp ya ben bir dijital para icat edeyim de şu düzeni kökünden değiştireyim demedi.
Kul sıkıştı. Hızır yetişti.
Hızır Satoshi Nakamoto.
Bu hiç olmadı sanki neyse.
İşte bankaların bu devlet üzerindeki gücünü zaten biliyorsunuz.
Bu adam bunu değiştirmek için Şöyle düşündü.
O zaman bizim devletlerden bağımsız bir paramızın olması gerekiyor dedi.
Merkeziyetsiz. Devletlerden, bankalardan bağımsız bir para.
Kripto para işte. Yani kendi çözümünü kendi üretebilen, başkalarından çözüm beklemeyen Satoshi.
Her kimsen hayranım sana bilesin.
İşte bu Hızır Satoshi.
21 sayfalık bir makale yazdı.
Neyi nasıl yaparız, işte bitcoin nasıl olur vesaire her şey bütün detaylarıyla bu makalede mevcut.
Bunu aldı ortamlara saldı.
Sonra bu 21 sayfalık makale forum sitelerine düştü ve tartışılmaya başlandı.
Kim bunları tartışanlar Merve derseniz kripto anarşist dediğimiz böyle teknolojiye çok yatkın ama bir yandan da sisteme karşı adamlar bunu tartışmaya başladılar.
Neyse aradan bir sene geçti ve 2009 yılında açık kaynak kodlu nedir açık kaynak kodu?
Şu demek kaynak kodunun yani bu telif hakkı sahibinin yazılımını böyle açık olarak herkese değiştirme ve herkese dağıtma haklarını verdiği bir lisans türüdür açık kaynak kodu.
Yani bu şu demek ortak çalışmaya dayalı bir tarzda geliştirmeye açık diye düşünün.
Koca yürekli Satoshi bunu bile düşünmüş.
Neyse bunu piyasaya sürüyor ve bu kullanılmaya başlanıyor.
Daha sonra... Ne oluyor?
Nur topu gibi bir bitcoinimiz oluyor.
Hatta o zaman alsaydınız bitcoin birkaç kuruş bir değere sahipti.
Bir tane Norveçli öğrenci var Christopher Koch diye.
Bitcoin'i ilk gördüğü anda almış.
27 dolardan 5000 bitcoin almış.
Ve 4 yıl sonra öylesine bir girip bakıyor ki 27 dolardan 5000 bitcoin.
4 yıl sonra yani 2013 senesinde 900 bin dolar olmuş.
Yani 27 doları alıyor ve 900...
bin dolar olmuş. İnanılır gibi değil.
Hatta Satoshi Nakamoto'nun 1 milyon adet Bitcoin'i olduğu tahmin ediliyor.
Şu anki dolar kuruyla gerçekten hesaplayamadım bile ama kaçırdığınız fırsata dönün bir bakın demek isterim.
Şimdi bitcoin'in altında yatan teknolojiden biraz bahsedelim.
En önemli nokta zaten bu.
Neden burası önemli? Çünkü çoğu insanın bitcoin'e güvenmeme sebebi onun altında yatan o dev teknolojiyi görememesi bence.
Çünkü şöyle düşünüyorlar. Arada devlet yok, bankacı yok, herhangi hiçbir şey yok, aracı yok.
Nasıl güvenelim ya? Şöyle güveneceksiniz teknoloji sayesinde çünkü burada dediğim gibi blockchain yani blok zinciri olayı şifreleme sistemi akıllı kodlama ve bunu biz sağlıyoruz.
Biz derken az sonra bahsedeceğim neden biz dediğimden ama daha iyi anlaşılabilmek adına şöyle düşünün.
Hani önceden şirketlerde böyle muhasebe defterleri tutulan bir dönem vardı.
Hadi bu defterlerden olsun olsun 3-5 tane kopyası olsun ama her türlü yolsuzluklar olurdu şirketler batardı.
Şöyle düşünün. Herkesin ama herkesin evinde bu şirketin muhasebe defteri olsaydı milyonlarca kişinin elinde olsaydı.
Dolandırıcılık olabilir miydi size soruyorum.
Bir kişi de değil bakın herkesin evinde var.
Mümkün değil. Yani bunu küresel bir muhasebe defteri gibi düşünün tamam mı?
Blockchain bu aslında. Yani hiçbir aracıya gerek yok.
Çünkü herkes de var.
Herkes de var. Global bir bilgi transferinden bahsediyorum.
Ya da şöyle hayal edin diyelim ki işte sihirli bir kağıdınız var.
Ben size bu kağıttan bir tane veriyorum.
Kendime ne yazarsam o kağıda ben ne yazarsam sizin de sihirli kağıdınızda bu çıkıyor.
Bütün insanlarda bu sihirli kağıttan var ve ben ne yazarsam hepiniz o kağıttakileri görüyorsunuz.
İşte bitcoin'de ne transfer ettim?
Ne yaptım? Her şey sihirli kağıtlarda mevcut.
Yani kendi kağıdıma baktığım zaman Bitcoin ekonomisinde o gerçekleşen bütün transferleri ben de görebiliyorum.
Nasıl? Blockchain sayesinde.
Yani Bitcoin'de yapılan bütün işlemler liste halinde bir zincirde bulunuyor.
Bakın zincir birbirine geçmiş bir zincir düşünün dijital.
Bütün bu işlemler bütün dünyada desteklenmiş bilgisayarlar ve kodlar üzerinden gerçekleştiriliyor.
Büyük bir teknoloji.
Peki bu bitcoin nereden geliyor Merve?
Nasıl elde ediliyor derseniz.
Burada da karşımıza madencilik dediğimiz olay çıkıyor.
Yani bitcoin genellikle madencilikle elde ediliyor.
Bitcoin üretmek isteyen kişiler bilgisayarlarına çok güçlü bir ekran kartı yüklüyorlar ve kazmaya başlıyorlar.
Bunun şu an maliyetleri çok yüksek.
Şöyle düşünün 15 tane zarınız var ve bunları sürekli sallayıp sallayıp atıyorsunuz.
Ve bütün zarlar 6 gelirse 6 hepsi 6 gelecek.
Kazanmış olduğunuzu düşünün.
İşte bilgisayarların yaptığı buna çok benzer bir şey.
Yani doğru sayıya ulaşmak için 6666 ulaşmak için tekrar tekrar tekrar deniyorlar.
Ve bunu başardıkları zamanda bulmacayı çözmüş oluyorlar.
İşte bu bulmacayı çözen bilgisayar bu çözümü geri kalan diğer bilgisayarlarına yolluyor.
İşte bilgisayarlar bu bulmaca çözme işinde de bitcoin zincirinin korunmasına yardım ediyor.
Şu an dünyada O kadar çok madenci var ki düşünün yani nasıl bir koruma var.
Yani dünyanın dört bir yanında bu yazılımları yürüten birçok madenci birçok insan var.
Ve bunlara bitcoin madencileri diyoruz.
Peki bu madenciler tam olarak ne yapıyorlar?
Şöyle ki her 10 dakikada bir tıpkı böyle bir ağın kalp atışı gibi düşünün.
Bir önceki 10 dakikada ne olduysa yani bütün işlemlere sahip yeni bir blok oluşturuyorlar.
Ve burada ne çıkıyor ortaya rekabet değil mi?
Çünkü ne amaçları bunların?
Gerçek olanı bulmak.
Yani bu bloğu tasdik eden ilk madenciye zaten kripto para birimiyle ödeme yapılıyor.
Sonra o blok bir öncekine bağlanıyor ve daha önceki de bir önceki bloğa bağlanıyor.
Zincir dediğim blockchain bu zaten.
Şöyle düşünün herkesin damgalı dijital mumlu bir mührü olduğunu düşünün tamam mı?
Bu sistem bu. Peki şunu düşünmüş olabilirsiniz.
Sistem çökerse ne yapacağız?
Sistem çökebilir mi? Ekonomistler ve traderlar bunun ne mümkün olduğunu söylüyor ki bence de öyle.
Çünkü dediğim gibi dijital mumlu bir mühür var ortada.
Yani bu bloğu çökertmek istersem diyelim ki size aynı parayla ödeme yapıyorum.
O blokla birlikte öncekileri de çökertmek durumundayım ki bu çok zor.
Neden? Çünkü o blok zinciri üzerindeki tüm ticari tarihçe bir bilgisayar da değil ki.
Milyonlarca bilgisayar da var ve eş zamanlı olarak ve en güçlü seviyede korunuyor bunlar.
Şifreleme seviyelerinde korunuyor.
Bu sistem bugün sahip olduğunuz o tüm bilgisayar sistemlerinden zaten çok daha güvenli.
Yani çökmesi için küresel bir elektrik kesintisi olması gerekiyor ki internet de gitsin komple.
Bunun olması zaten küresel çapta bir elektrik kesintisinin olması sadece bu bitcoin'i ve altcoin'leri vesaireleri sekteye uğratmaz.
Bütün dünya yer yerinden oynar zaten öyle bir şey olsa.
Yani o iş o kadar kolay değil arkadaşlar.
Sistem otomatikman elektrik geldiği anda devam edecektir.
Öyle kalıcı bir çöküntü falan olmaz diye düşünüyorum.
Valla ben zamanda ışınlansam 2009 yılına giderim ve Amerika'da bir pizzacı var.
O olmak isterim. Nedenini anlatacağım az sonra ama şunu söyleyeyim.
Bitcoin ilk çıktığı zaman yani 2009 yılında 1 dolar bakın 1 dolar.
1309 Bitcoin'de.
Bundan 4 yıl sonra yani Kasım 2013'te 1 Bitcoin.
1309 dolar oldu yani 4 yılda ivmelenmesine bakın.
Neden pizzacı olmak istiyorsun Merve derseniz?
Çünkü bitcoin ile yapılan ilk alışverişte bir pizza alınıyor.
Biri çıkıp diyor ki ya ben tamam bitcoin aldım ama nasıl kullanacağım ben bunu ne alsam diyor.
Oradan da bir pizzacıya diyor ki sana 10.000 bitcoin göndereyim sen de bana pizza yolla.
Yani şu an değeri milyon dolarlar eden bir pizzadan bahsediyorum.
O çocuk bir daha pizza yememiştir iddia ediyorum.
Neyse sonra zaten bu işler çok büyüyünce ve büyük ihtimalle bitcoin böyle 19 bin 20 bin dolarları görünce.
Kripto para borsası dediğimiz normal borsadan farkı şu 7.24 açık.
Yani gece uyumayıp böyle Edward Norton'a bağladığımız durumlar oluyor.
İşte bu kripto para borsasından dolayı.
Şimdi podcast'in sonuna geldik ve bu podcast'te herhangi bir yatırım tavsiyesi yoktur.
Bunu belirtmeme gerek var mı bilmiyorum ama sadece size işin özünü anlatmaya çalıştım.
Yani yatırım yapın ya da yapmayın ama yine de meselelere uzak kalmayın diye.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Merve biz de buradayız seni dinliyoruz selam demek isterseniz bana bu adresten ulaşabilirsiniz.
Kendinize iyi bakın haftaya tekrar görüşmek üzere hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
