
Bırak Yapsınlar Teorisi/ Hayatının Kontrolünü Eline Al
1 Kasım 2025 · 46 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur.
Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için tıklayınız!
OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %20 indirimli.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün sizinle Bırak Yapsınlar teorisini konuşacağız arkadaşlar.
Mel Robinson, kendisi eski bir avukat, konuşmacı, yazar, hatta o da podcast yapıyor.
Çıkartmış olduğu Bırak Yapsınlar teorisi kitabı son dönemlerin ülkemizde de en çok satan kitapları arasına girdi.
Nereye gitsem karşıma çıkıyor bütün kitap evlerinde ve...
Sitelerde hep böyle başrollerde.
Dünya çapında da oldukça ilgi gördü.
New York Times çok satanlarına girmiş.
Ben de tabii artık merak ettim, dayanamadım.
Bakayım dedim neymiş bu teori.
Bugün size bundan bahsedeceğim çünkü hoşuma giden detaylar var.
Hatta bu fikir insanların o kadar hoşuna gidiyor ki.
Let them yazan dövmeler yaptırmış binlerce kişi.
Düşünmedim değil. İhtiyacım var çünkü buna.
Ama dövme yaptırmam.
Muhtemelen işte duvar kağıdı falan o tarz bir şey ya da işte bir poster olarak asayım diye düşündüm.
Bakalım kısa süre içinde küresel bir gelişim mantrası haline gelen bırak yapsınlar teorisi neymiş?
Şimdi arkadaşlar öncelikle bir özet geçeceğim.
Ondan sonra da en hoşuma giden yerleri detayları paylaşacağım sizinle.
Konunun özünde yatan fikir aslında sadece iki kelime ile özetlenebilir.
Bırak yapsınlar. Hani bu kadar.
450 sayfa yazmaya gerek var mıydı?
Bence yoktu Mel. Yani 150 sayfa olabilirdi bu çünkü çok fazla tekrara düşmüş.
Neyse şimdi bırak yapsınlar ne demek?
Buraya gelelim. Mel Robbins diyor ki başkalarının davranışlarını, başkalarının kararlarını kontrol etmeyi çalışmayı bırakın diyor.
Bunu bırakın. Çünkü eğer...
Hayatınızda hedeflerinize ulaşmakta zorlanıyorsanız veya daha mutlu hissetmiyorsanız hissedebilecekken hissetmiyorsanız sorun diyor sizde değil kardeşim sorun başka insanlara sizin üzerinizde
kontrol gücü o hakimiyeti vermenizden kaynaklanıyor diyor.
Bırak yapsınlar diyerek aslında bıraktığımız şey kontrol takıntısı yani.
zihnen rahatlayacağınızı söylüyor bunu yaptıktan sonra.
Artık daha net, daha sağlıklı sınırlar koyabileceğinizi söylüyor.
Hatta bu iki kelimenin yani işte bırak yapsınlar dememizin hatta bunu içselleştirmemizin bizi diğer insanların dramalarından, onların yargılarından özgür kılacak kanıtlanmış bir yöntem
olduğunu iddia ediyor. Başkalarını ve etrafınızdaki her şeyi yönetme çabasının yaratmış olduğu o yorucu döngüyü kırıp enerjinizi ve zamanınızı gerçekten önemli
bulduğunuz şeylere odaklamayı öğrenebileceğinizi vurguluyor.
Yani arkadaşlar kısaca kontrol edemeyeceğiniz şeyleri bırakıp kontrol edebileceğiniz tek şeye yani kendinize.
odaklanmanız gerektiğini anlatıyor.
Aslında hayatınızın direksiyonunu elinize almanın en hızlı yolu bırak yapsınlar teorisinden geçiyor.
Şimdi bu teori iki yönlü arkadaşlar.
Yani sadece bırak yapsınlar, bırak onlar istediklerini yapsın değil.
Let them değil. Aynı zamanda bırak ben de kendime bakayım.
Yani let me diye bir kısım var.
Bunu da içeriyor. E o zaman herkese bırak yapsınlar deyip ne yapalım?
Eylemsiz mi kalalım? Pasif mi kalalım?
Hayır. Bu da değil arkadaşlar.
Başkalarının davranışlarını kabullenirken Ne yapıyoruz bir taraftan?
Kendi yapabileceklerimizin sorumluluğunu üstlenmeye çalışıyoruz.
Mesela trafikte biri size pislik yaptı diyelim.
İşte böyle makas atıyor önünüzden bir şeyler yapıyor falan filan.
Bunu kişisel almayabilirsiniz değil mi arkadaşlar?
Ve orada kendi tepkinizi yani öfkeyle karşılık vermemeyi kastediyorum.
Bunun sorumluluğu sizin elinizde.
Yani kendi tepkinizi kontrol edebilirsiniz.
Yani diyor ki başkalarının eylemlerini kontrol edemezsiniz ama Kendi tepkilerinizi ve kendi seçimlerinizi kontrol edebilirsiniz diyor.
Yani aslında bu teori bir bakıma karşılıklı bir izin verme hali.
Başkaları kendisini tamam birinci sıraya koysun.
Reddem. Ama siz de diyor kendinizi birinci sıraya koyun.
Let me. Kendinize izin verin.
İşte bu sayede sürekli başkalarının ne yapacağını, onların ne düşüneceğini dert etmekten kurtulursunuz.
Ve enerjinizi alırsanız kendi hedeflerinize, kendi mutluluğunuza yönlendirmeye çalışırsınız diyor.
Şimdi bu teori günlük hayatta uygulanabiliyor arkadaşlar.
Bunun içinde somut öneriler var kitapta.
O da hoşuma gitti. Hani askı da bırakmıyor anlattıklarına.
Ama dediğim gibi çok tekrar da düşmüş.
Onu da belirtmek istiyorum. Hani çok böyle wow aman tanrım dehşet bir kitap değil bence ama...
Güzel noktalara temas ettiğini düşünüyorum.
Mesela şimdi arkadaşlarınız sizi hafta sonu bir buluşmaya çağırmadı diyelim.
Bırakın çağırmasınlar diyor.
Hoşlandığınız kişi ciddi ilişki düşünmüyor sizinle.
Bırak diyor düşünmesin.
Çocuğunuz hafta sonu bir plan yaptınız.
Katılmak istemiyor. Sizinle gelmek istemiyor.
Bırak diyor gelmesin. Yani aslında şunu diyor bize.
Bu tür günlük durumlarda kontrolü zorlamayı bırakın diyor.
İnsanların tercihlerini Kabullenmeye çalışın diyor.
Ne kadar zor değil mi? Kabullenmek her zaman söylüyorum.
Bu hayattaki en önemli şeylerden biri ve çok zor.
Bunu daha önce de konuşmuştuk diye hatırlıyorum.
İnsanlar neden yüz kere terapi seansı alıyor?
Bunu konuşmuştuk. Kabullenmek için, iyileşmek için gitmiyoruz aslında.
Kabullenmek için demiştik. Zaten kabullenince iyileşmeye başlıyoruz.
Bunu da Alper Hasanoğlu söylemişti psikiyatr.
Bir bölümde konuştuk diye hatırlıyorum.
İşte Mel Robbins bu tür günlük durumlarda kontrolü zorlamayı bırakıp insanların tercihlerini kabullenmeyi öneriyor arkadaşlar.
E tabi sadece bu yok içerikte.
Bırak yapsınlar yaklaşımını çeşitli ilişki ve durumlara da uygulamış.
Stres yönetimi başkalarının düşüncelerine takılıp kalma.
Hani bunu yapıyorsanız sürekli düşünüyorsanız bana şöyle demişti bana böyle demişti.
Böyle kafanızda kuruyorsanız sürekli bunu bununla nasıl başa çıkabileceğiniz.
Olumsuz tepkilerle nasıl başa çıkabileceğiniz, sürekli kendinizi başkalarıyla kıyaslayıp böyle dibe vuruyorsanız, bunu nasıl aşacağınız, yetişkinlikte sağlıklı dostluklar kurma üzerine, yakınlarını değişime
motive etme ya da desteğe ihtiyacı olan birilerine nasıl yardım edeceğiniz gibi pek çok konuda da tavsiyeler vermiş bu Burak Yapsınları uygulama konusunda.
Peki bu anlattıkları neye dayanıyor Merve diyorsanız.
Aslında arkadaşlar bırak yapsınlar teorisinin köklerinde okursanız göreceksiniz.
Budizm var, stoğacalık var.
Bu tarz geleneklerden eski geleneklerden besleniyor.
Ve tabi modern terapi yöntemlerinden de besleniyor.
200'e yakın kaynakça vardı kitapta.
Ve bazı uzmanlar da bırak yapsınlar teorisinin psikolojik faydalarını destekliyor.
Neden? Çünkü özünde dediğim gibi şu var.
Kontrol edemeyeceğimiz şeyleri bırakıp kontrol edebileceklerimize odaklanma var.
Bir sorumluluk üstlenme var.
Eğer böyle herkesi mutlu etmeye çalışan, kontrol freak, başkalarının ne dediğine takılıp kalan, hatta günlerce bunu böyle kafasında evirip çeviren, geceleri uyuyamayan biriyseniz bu yöntem
size duygusal dayanıklılık kazandıracak.
Yani aslında arkadaşlar bunlar bizim stoğacılıktan bildiğimiz şeyler.
Hani böyle çok özgün, işte yepyeni bir şey yok ortaya koyulan ama şöyle söyleyeyim hani eski bir hikmetin, stoğacılığın çağdaş bir sunumu gibi.
Bir de şöyle sıkıntılı bir tarafı var bence yanlış anlaşılmaya müsait.
Mesela işte bir başkasının zararlı ve suistimal edici davranışlarına.
Hani bırak yapsınlar demek tabii ki doğru değil.
O konunun altını çizmek istiyorum.
Hatta bazı uzmanlar diyorlar ki bırak yapsınlar.
Hani genel bir kural gibi değil de duruma göre kullanılacak bir araç.
Hani böyle kullanın diyor. Bence çok haklılar.
Öyle her durumda pasif kalmak değil arkadaşlar.
Biri davranış sınırlarını haddini aşıyorsa size karşı ve size zarar veriyorsa.
Mutlaka tepki vermek gerektiğini söylüyor uzmanlar.
Katılıyorum. O yüzden lütfen bunu gözlerde etmeyin.
Eğer uygulayacaksanız bu yöntemi bunu gözlerde etmeyin.
Burası çok önemliydi. Şimdi artık kitapta benim ilgimi celbeden ve sizi de motive edebileceğine inandığım yerlere geçmek istiyorum.
Mel diyor ki başkalarının kendi hayatlarını yaşamasına izin verdiğiniz anda Siz de kendi hayatınızı yaşamaya başlayabilirsiniz.
Şimdi arkadaşlar önce size Mel'in bir başka yönteminden kısaca bahsetmek istiyorum.
5 saniye kuralı diye bir şey.
Aşırı böyle basit gibi görünüyor ama bence uygularsak çok etkili bir yöntem denendi.
Cevabın eylem olduğunu öğreten bir kural.
Bunu kendisi keşfetmiş.
Hatta TEDx konuşması da var Mel Robbins'in bu konuda izleyebilirsiniz.
Kısaca şöyle arkadaşlar. Neyi yapmak isteyip yapamıyorsanız hani böyle bazen çok erteleyici oluyoruz ya kendimizi rölantiye alıyoruz bir konuda bir türlü harekete geçecek o enerjiyi bulamıyoruz.
O zaman bu 5 saniye kuralını uygulayın bence.
Şöyle 5 4 3 2 1 diye sayıp tıpkı böyle NASA roket attığında geri sayım yapıyor ya ve o roket fırlayıp gidiyor.
Siz de diyor içinizden sayın ve bir anda harekete geçin diyor.
5 4 3 2 1 hareket.
Ben denedim arkadaşlar. Evde böyle düzenlenecek çekmeceler vardı.
Tüp patlamış gibi. Onları bir türlü yapamıyordum, erteliyordum.
İçimden gelmiyordu. Çok işime yaradı.
Hepsini hallettim. Ve spor yapmak istemediğim günlerde de çok işime yarıyor.
Hemen böyle geri sayıyorum. Hemen üstümü giyinip çıkıyorum.
Hiçbir şey düşünmüyorum o anda. Böyle.
Hatta Mel Robbins dünyanın en çok seminer veren kadın konuşmacılarından biriymiş arkadaşlar.
Ve bu konu hakkında şöyle söylüyor.
Ben diyor bunu nasıl başardım?
İstemediğim zamanlarda bile.
Kendimi o yataktan çıkmaya zorlayarak başardım.
Korktuğunuzda, kendinizden şüphe ettiğinizde, bahanelere boğulduğunuzda eyleme geçmeyi öğrenmek edinebileceğimiz bir hayat becerisidir diyor.
Çok sevdim bu sözü, çok doğru.
Hayatım yaptığım tek bir şey yüzünden değişmedi.
Yataktan kalkmak istemediğim ama...
5, 4, 3, 2, 1 diyerek kendimi kalkmaya zorladığım binlerce sabah yüzünden değişti diyor.
Başarıya ya da finansal özgürlüğe bir sır sayesinde ulaşmadım diyor.
Bunu çoğu insanın yapmaya yanaşmadığı şeyi yapmaya istekli olduğum için başardım.
Her gün uyandım ve nasıl hissettiğime bakmaksızın 10 yılı aşkın bir süre boyunca hedeflerime adım adım ilerledim.
Sadece eyleme geçerek olağanüstü şeyler başardım.
Siz de başarabilirsiniz diyor.
Çok önemli bu kısım ya gerçekten.
Bakın ne diyor? Sadece eyleme geçerek olağanüstü şeyler başardım.
Burayı tekrar etmek istiyorum. Hayatım yaptığım tek bir şey yüzünden değişmedi.
kalkmak istemediğim ama 5 4 3 2 1 diyerek kendimi kalkmaya zorladığım binlerce sabah yüzünden değişti diyor.
Çok önemli bulduğum bir kısım burası.
Ve diyor ki hayatınızı değiştirmeye Asla hazır hissetmeyeceksiniz.
Hazır olmayı bekliyorsanız öyle bir şey olmayacak diyor.
Bir gün öyle bir gün gelecek ki kendi bahanelerinizden sıkılacaksınız ve kendinizi bunu yapmaya zorlarken bulacaksınız diyor.
5-4-3-2-1 yöntemi kendi iç engellerinizi aşmanıza ve motive olmadığınız anlarda bile harekete geçmenize yardımcı olacak diyor.
5 saniye kuralı kendinizle olan ilişkinizi değiştiriyor arkadaşlar.
Yani zor günleriniz...
bile o yasaktan kendinizi kaldırmanıza atıyorum spor salonuna gitmenize oturup belki ders çalışmanıza belki bir sınava hazırlanıyorsunuz bilmiyorum belki bir kursa kaydolmanız gerekiyordur ya da en basiti çamaşırları
yıkayıp ütülemeye bile yardımcı olan bir kural her böyle 5 4 3 2 1 diye saydığınızda kendinizi tereddüt erteleme ya da Aşırı düşünme ve şüphenin ötesine geçmeyi zorluyorsunuz.
O yüzden sevdim bunu.
Kendinizi nasıl hissederseniz hissedin.
Harekete geçmeyi kendinize öğretiyorsunuz bu kuralla.
Lütfen deneyin. Bir hafta deneyin göreceksiniz.
Bu yüzden işe yarıyor bence.
5 saniye kuralı kısaca böyleydi.
Hoşuma gittiği için bunu da paylaşmak istedim.
Mel bir gün kendisine şu soruyu soruyor arkadaşlar.
Diyor ki yıllardır merak ettiğim bir şey var.
Artık ana konuya geliyoruz.
Bakın çok önemli bir şey. Yıllardır merak ettiğim bir şey var.
Neden diyor? Kendimi sürekli ilerlemeye zorlamam gerekiyor.
Neden başarısızlıktan bu kadar korkuyorum?
Neden ihtiyacım olanı istemekte bu kadar zorlanıyorum?
Tam olarak yolumu kesen şey ne?
Bunu düşünüyor. Siz de düşünün arkadaşlar.
Lütfen bu sorulara cevap vermeye çalışın.
Tekrar soruyorum. Neden başarısızlıktan bu kadar korkuyorsun?
Neden risk alma konusunda bu kadar gerginsin?
Neden ihtiyacın olanı istemekte bu kadar zorlanıyorsun?
Neden kendini sürekli ilerlemeye zorlaman gerekiyor?
Bu soruların cevabını sizden bekliyorum arkadaşlar.
Şimdi Mel bu sorularına kendine cevap veriyor ve karşısına şöyle bir tablo çıkıyor.
Diyor ki arkadaşlar ertelemenize, yorulmanıza ya da her kararı böyle ince ince 40 saat düşünmenize ne neden oluyor?
Hayatınızı istediğiniz gibi yaşamanızı Ne engelliyor?
Neden korkuyorsunuz?
Şimdi Mel'in kendi cevabını veriyorum.
Diyor ki cevap diğer insanlardı.
Böyle bir şarkı vardı değil mi?
LP'nin. diğer insanların beni etkilemesine nasıl izin verdiğim diyor.
Cevap bu. Diğer insanları yönetmeye ya da onların ne yaptıklarını, ne söylediklerini, ne düşündüklerini, nasıl hissettiklerini ve benden ne bekledikleri üzerine o kadar çok endişeleniyordum ve
bunun üzerine o kadar çok mesai ve enerji harcıyordum ki sebebi buydu diyor.
Ve acı bir gerçek.
Ne kadar uğraşırsanız uğraşın veya ne yaparsanız yapın diğer insanları Kontrol edemezsiniz.
Onların ne düşüneceği sizin hakkınızda, arkanızdan ne konuşacakları, nasıl hissedecekleri, sizden olan beklentileri vs.
Bunları değiştiremezsiniz.
İnsanları kontrol edemezsiniz arkadaşlar.
Doğru şeyleri söylerseniz insanların sizi seveceğini düşünüyorsunuz belki.
Belki daha fazla çalışırsam patronum bana saygı duyacak, onun gözüne gireceğim.
Ya da doğru davranırsam, ailemin istediğine uygun hareket edersem, onlar beni çok sevecek işte, çok mutlu olacağız falan.
Ya da arkadaşlarımı mutlu edersem...
Bir şekilde huzur bulacağım. Hayır ya öyle bir şey yok.
Öyle olmayacak diyor. Bence çok doğru bu.
İşte bırak yapsınlar olayı aslında bizi bunlardan azade ediyor.
Özgürleştiriyor arkadaşlar. Başkalarının fikirlerinden, başkalarının dramalarından, yargılarından aslında kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz.
Çevremizdeki her şeyi ve herkesi yönetmeye çalışmanın o yorucu örgüsünden, döngüsünden kurtuluyoruz.
Bırak yapsınlar. Aslında bu cümle ilk duyduğumuzda çok basit geliyor arkadaşlar.
Ama aslında dediğim gibi en zor şey bu.
Bırakmak. Çünkü biz hep kontrol etmeye çalışıyoruz.
İnsanları, ilişkileri, bazen kendi duygularımızı bile.
İşte şunu derse ne hissederim?
Böyle davranırsam yanlış mı anlaşılırım?
Ya hata yaparsam? Zihnimizin içindeki ses hiç susmuyor.
İşte tam da bu noktada size Evital'den bahsetmek istiyorum.
Evital biliyorsunuz dijital bir sağlık platformu.
Ama sadece fiziksel sağlık değil, ruh sağlığı konusunda da çok güçlü bir destek sunuyor bizlere.
Çünkü bazen kontrolü bırakmak profesyonel bir destekle...
çok daha kolay. Günümüzde çok sevindiğim bir şey var.
Giderek daha fazla insan psikolojik destek alıyor.
Yani bunu bir zayıflık olarak değil kendine değer vermek olarak görüyor.
Kesinlikle katılıyorum. Ve bence bu bırak yapsınlar felsefesinin en güzel karşılığı.
Evital'de lisanslı psikologlarla online görüşmeler yapabiliyorsunuz.
Yani ister evde olun ister ofiste ister dışarıda hiç fark etmiyor.
Belki bir kafedesiniz. Sadece bir telefon ya da bilgisayarla bir uzmanla internetin olduğu her yerde kolayca bağlantı kurabiliyorsunuz.
Önce bir randevu oluşturup ondan sonra seanslarınıza katılabiliyorsunuz.
Bir de Evital'de en sevdiğim özelliklerden biri.
Hep söylüyorum. Bazen bir uzman görüşü yetmiyor başka bir uzmandan görüş almak istiyoruz.
Evital tam da burada yanımızda.
Evital sağlık bakanlığı tescilli bir platform yani güvenilir ve kolay erişilebilir bir destek ağı.
Üstelik taksitli ve indirimli danışmanlık paketleri var.
Bütçenizi de koruyabiliyorsunuz bu şekilde.
Eğer siz de kendi iyiliğiniz için bir adım atmak istiyorsanız psikoloji ve beslenme danışmanlıklarında %20 indirim için OSB25 kodunu kullanabilirsiniz.
Unutmayın bazen...
kontrol etmeyi bırakmak en güçlü şeydir.
O zaman bırak yapsınlar diyorum.
Biz sadece kendimize iyi bakalım.
Evital'de bunun için var zaten.
Detaylı bilgi için açıklamalardaki linke davet ediyorum sizleri.
Hadi devam edelim. Şimdi arkadaşlar asıl sorun şu.
Biz hayatımızda farkında olmadan diğer insanların bizim üzerimizde hakimiyet kurmasına izin veriyoruz.
Hani hep diyorum ya kendimizi feda ederek.
Kar elde etmeye çalışıyoruz bazen.
Fedakarlık kisvesi altında hiç alakası yok.
Kendi kendimizi tüketiyoruz.
Sonuç ne? Daha çok çalışıyoruz.
Daha fazla kendimizden ödün veriyoruz.
İşte onu mutlu etmeye çalış.
Bunu bilmem ne. Sen neredesin bu hikayede?
Sen yoksun. Geçen bir arkadaşıma dedim.
Böyle bahsediyor. İşte şunu yaptım bunu yaptım.
Şöyle mutlu olsun böyle. Dedim ki bir dakika bir dur.
Sen dedim bu hikayenin neresindesin dedim.
Nasıl anlamadım. Neredesin sen dedim.
Hani hayatının. O şey var ya oyun sahnesi.
Sen neredesin? Sen dedim yan rolde bile değilsin.
Ne anlatıyorsun bana dedim.
Başrolde değilsin zaten ama yan rolde bile yoksun dedim.
Böyle kaldı böyle. Doğru söylüyorsun.
Hiç farkında değil ama.
Hayatını milleti memnun etmeye adamış çünkü ama kendisi aşırı mutsuz.
Çünkü hayatını onların işte eleştirilerine göre şekil alarak işte aman onlar beni sevsin şöyle fedakarlık yaparsam şunun gözüne girelim buna adamış yani.
O yüzden hayat hikayesinde kendisi olmadığı için başkaları olduğu için mutlu değil.
Yani özde bu var aslında ama farkında değil.
Şimdi örnek vererek gidelim arkadaşlar.
Bırak yapsınlar örnek verelim.
Diyelim ki iş yerindesiniz ve...
Bir iş arkadaşınız var morali çok bozuk ve onun o negatif enerjisinin sizi etkilemesine izin veriyorsunuz.
Böyle oturup kahroluyorsunuz.
Yani bunu diyor izin vermek yerine sadece bırak diyor morali bozuk olsun.
Bunu deyin. Bırak somutsun ya bu senin sorunun değil diyor.
Bunu deyince de kendimi böyle bencil bir pislik gibi hissettim.
Asıl yapan benim bunu.
Morali bozuk sevmen alırım ortamdaki enerjiyi.
Ve onu düzeltmek için elimden geleni yaparım.
Ama bırak yapsınlara göre Mel böyle söylüyor.
Bırak diyor. Bırak morali bozuk olsun.
Sen kendi işine, kendi hislerine odaklan diyor.
Belki diyor babanız yine hayat seçimlerinizle ilgili bir yorum yaptı.
Hani eleştiriyor sizi kötü anlamda.
Ve bundan dolayı çok etkilendiniz.
Bunun diyor sizi gününüzü mahvetmesine izin vermeyin.
Bunun yerine bırak ne derse desin diyeyim diyor.
Fikirlerini söylemesine izin ver ama etkilenme.
Bunu söylemeye çalışıyor. Az önce söylediği de aslında bu.
İş yerindeki arkadaşın evet morali bozuk ama bunun seni etkilemesine izin verme demek istiyor.
Bunlar sizin olduğunuz kişi veya başardıklarınız veya sizi mutlu eden kararlar alma hakkınızı değiştirmez diyor.
Yani aslında meselenin özü şu.
Gerçek şu ki siz onlara vermediğiniz sürece diğer insanların sizin üzerinizde gerçek bir gücü yoktur diyor.
Kontrol edemeyeceğiniz şeyleri kontrol etmeye çalışmayı bıraktığınız zaman enerjinizi boşa harcamayı bırakırsınız diyor arkadaşlar.
Mutluluğunuzun başkalarının davranışlarına, başkalarının düşüncelerine ve onların ruh hallerine göre değil kendi eylemlerinize bağlı olduğunu fark edersiniz diyor.
Bu neden bu kadar önemli?
Çünkü arkadaşlar bu hayatta en değerli kaynaklarımızdan biri zamanımız.
Diğeri de enerjimiz değil mi?
Niye diyor bunu boşa harcıyorsunuz?
Aslında bu. Bazen hayatta öyle anlar oluyor ki arkadaşlar atıyorum.
Harika bir tatile gitmişsiniz.
O an bir mesaj geliyor işte bir arkadaşınızdan ya da ne bileyim sevgilinizden falan.
O tatil burnunuzdan geliyor mahvoluyor.
Yani birinin bir sözüyle yerle yeksan oluyorsunuz değil mi?
O güzel tatil böyle kabusa dönüyor bir anda.
Ve bazen çok önemsiz şeyler için hep söylüyorum buna 5 yıl sonra üzülecek misin?
Bir şeye üzülüyorsun kendini kahrediyorsun ya.
İçimden bunu söylüyorum. Sen diyorum buna ver ve bir yıl sonra ya da bir hafta sonra bu senin için problem olacak mı en basit?
Ya da 5 yıl sonra sen bunu hatırlayıp ya bana...
böyle demişti diye üzülecek misin?
Yok. O zaman bu kadar üzülme diyorum kendime.
Bazen çok önemsiz şeyler için öyle öfkeleniyoruz ki sevdiklerimizde geçirdiğimiz o kısacık anları bile mahvediyoruz.
Buna izin veriyoruz arkadaşlar.
Hatta şimdi size Mel'in böyle yaşamış olduğu ve sonra üzerinde düşünüp hayata karşı bütün yaklaşımını temelden değiştiren bir andan bahsetmek istiyorum.
Bazen böyle çok saçma çok önemsiz gibi görünen anlar bir anda böyle hayata bakış açımızı değiştirebiliyor.
Öyle bir şey. Şimdi Mel'in iki tane kızı varmış.
Bu iki kızının balosu için aylarca hazırlık yapıyor.
Önceden işte planlar yapılıyor.
Kıyafetleri, kavalyeleri, ayakkabı seçimi, saç modeli, makyajı, korsaşı, çiçekleri, ondan sonra otobüs kiralaması, balo sonrası yemeği, partisi çok meşakkatli bir şey.
Özellikle de yurt dışında işler böyle ilerliyor arkadaşlar.
Bizim ülkemizde o kadar önemli değil balo.
Bir elbise alınıyor vesaire.
Bu kadar meşakkatli değil.
Bir de... Oğlu var.
Oğlu son dakikaya kadar ben diyor baloya katılmayacağım diyor annesine.
Ama son dakika yani neredeyse böyle birkaç gün kala falan ben diyor gitmeye karar veriyorum.
Bakın kızı için aylarca uğraştı dedim.
Şimdi oğlu gitmeyeceğim dedi ama son dakika gitmeye karar verdi.
Mel'in yaşadığı o stresi bir düşünün.
Son dakika telaşı, ne giyecek, nerede yemek yenilecek, işte otobüs kiralaması, çiçeği bilmem nesi hepsini düşünmek zorunda.
Bir şekilde böyle cinnet geçirse de hallediyor.
Ama tabii bunun o stresini, o öfkesini kimden çıkarıyor?
Oğlundan değil mi? Hani anın tadını çıkaramıyor bakın.
Hayatın stresini o kadar kaptırıyor ki kendini aslında yaşamanın amacının onu gerçekten yaşamak olduğunu unutuyor.
Yaşamın amacı... Yaşamı gerçekten yaşamak arkadaşlar.
Bunu biz de unutuyoruz.
Mel de oğlunun mezun olduğunun.
Hani yıllar geçmiş artık oğlu mezun oluyor.
Çok değerli bir an.
Hayatta bir kez yaşanabilecek çok özel bir an.
Bunun farkında değil. Kendini o balo stresine kaptırmış.
Bunları gözü görmüyor. Neyse oğlunun o gün için kendisine eşlik edecek bir partneri var.
Ona bir korsaj yaptırıyor.
Yani çok güzel bir çiçek yaptırıyor.
Bunun için de epey bir mesai harcamış.
Böyle internette baya çiçek aramış.
Ama oğlu... O diyor ki hayır diyor anne bu çiçeği istemiyorum kız arkadaşım için lütfen bu çiçeği getirme diyor.
Tabii Mel çok öfkeleniyor ve çok inciniyor.
Ben bunun için ne kadar zaman harcadım ve oğlum diyor bana minnet duymak yerine burada diyor bana bağırıyor şu anda.
Üstelik diyor bu onun ilk balosu.
Hiçbir şey bildiği yok. Deneyimi yok.
Hani ben yardımcı olmaya çalışıyorum ama bana yaptığı şeylere bakın demeye çalışıyor içinden.
Neyse arkadaşlar balo yerine gidiyorlar.
Birden böyle bayraktan boşalırcasına felaket bir yağmur bastırıyor.
Ve çocukların hiçbirinde ne bir şemsiye ne bir yağmurluk hiçbir şey yok.
Mel yine tabii panik içinde.
İşte çocuklar sırılsıklam olacak.
Çamur olacaklar. Böyle oradan oraya koşturuyor.
Sonra arkadaşlar bir fark ediyor.
Hiç kimse yani o çocuklardan hiçbiri o yağmuru önemsemiyor.
Akşam yemeğini ne yapsak diye konuşuyorlar o yağmurun altında.
Tabii bir şok yaşıyor böyle ne oluyor ya?
Ben bu kadar paniyim ama kimse böyle değil.
Oğluna diyor ki o anda nasıl ya diyor.
Sen akşam yemeği yaptırmadın mı diyor rezervasyon balo için ayarlamadınız mı?
Yemek için yer yok mu yani diyor.
Yine bir stres topu tabii yine bir panik.
Nasıl olur ya diyor. Hani 20 çocuğun balo için yemek planı rezervasyonu nasıl olmaz diye yine bir cinnet.
Ve o an yine şöyle bir şey fark ediyor.
Kimse... Bunu dert etmiyor onun kadar arkadaşlar.
Özellikle de o çocuklar umursamıyor.
Oğluna dönüyor diyor ki akşam diyor ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Hani balodan önce bir yemek yapılıyormuş.
Bunu diyor planlamadın ne yapacaksın diyor.
Oğlu da diyor ki Amigos diye bir yer var oraya gideceğiz diyor.
Bu Amigos dediği yerde arkadaşlar 4 tane masası olan barakadan bozma.
Böyle taco falan yenilen fast foodçu bir yer yani düşünün.
Böyle siyah takım elbiseli 20 tane işte genç delikanlı ve balo partnerleri böyle şıkır şıkır kızlar.
O dışarıda yağmur var düşünün çamur işindeler ve balodan önce.
Böyle bir mekana gidip fast foodçuya yemek yiyecekler.
Mel tabii kendini tutamıyor.
Hemen işte alıyor telefonunu rezervasyon yaptıracağı yerleri arıyor.
Güzel yerler arıyor ama bulamıyor.
Panik içinde böyle. Hem kendini strese sokuyor hem milleti strese sokuyor.
Oğlunu panik ediyor. O sırada kızıyla bir anda göz göze geliyor.
Kızı diyor ki anne diyor bir dakika.
bırak diyor ya bırak diyor ıslansınlar diyor ama diyor ayakkabılarını yine almıştım mahvolacak çamur olacak kahretsin öyle baloyuma gidilir bilmem ne kız diyor ki anne bırak diyor ya bırak gitsinler
diyor bırak mahvolsun diyor ayakkabısı üstü başı batsın bırak diyor ya nerede istiyorsa orada yesin yemeğini fast foodçuda nerede yiyorlarsa sana ne ya bu onların balosu diyor senin balon değil yeter artık
bırak diyor o an diyor içimde bir şey yumuşadı diyor yani Bakar mısınız nasıl bir kontrol manyaklığı.
Her şeyi kontrol etmeye çalışıyor.
Onun stresi diyor bir anda buharlaştı diyor.
Kızım böyle dedikten sonra.
Ve şunu düşünün diyor. Ben diyor niye her şeye müdahale ediyorum ya.
Neden diyor ben her durumu yönetmeye çalışıyorum.
Neden bu kadar endişeliyim.
Bırak diyor ya. Bu o çocuğun balosu sana ne.
Aslında o kadar basit bir an ki arkadaşlar.
Ama bakın farkındalıkla bakınca ne kadar doğru bir yere dokunuyor.
Bu arada oğlu sırılsıklam oluyor.
Çamur içinde kalıyor. Fesbutçuya gidiyor.
Ama çok mutlu çocuklar.
Çünkü çamuru dert eden gençler değil arkadaşlar.
Anneleri, babaları, çocuklar da aynı şekilde.
Onlar dert etmez böyle şey.
Aman üstüm battı, çamur oldum.
Onlar buna önemsemez. Onlar eğlencelerine bakar, keyif almaya bakar.
Bunlar yetişkin problemleri.
Gayet de güzel geçiyor çocuğun balosu.
Mel de kendini paraladığıyla, stresiyle kalıyor.
Anlatabildim mi? Diyor ki arkadaşlar, fark ettim ki diyor, beni gelen şeylerin neredeyse tamamı başkalarıyla ilgili.
Benimle ilgili değil. Ya diyor bırak fırında ekmek kalmasın ya.
Bırak oğlun çamur olsun.
Bırak diyor pazartesi sabahı işe giderken yol çalışması yapılsın.
Bırak evde yine biri bulaşıkları lavaboya bıraksın.
Bırak ailen gittiği her yere geç kalsın.
Bırak diyor akrabaların kariyer seçimini yargılasın, eleştirsin.
Bırak insanlar sosyal medyada gönderilerini beğenmesin.
Bırak kayınvaliden ebeveynlik tarzını onaylamasın.
Bakın bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Ve daha fazla bırak yapsınlar dedikçe o endişelendiği şeylerin çoğunun zamanına hiç değmediğini fark ediyor.
Dikkatini hiç hak etmediğini fark ediyor.
Ya ömründen çalıyorsun böyle yaparak.
Ve tabii herkesin enerji harcamaya değmeyeceğini anlıyor arkadaşlar.
Ve bu onu tabii çok iyi hissettiriyor.
Başkalarını beklentilerinize uymaya zorlamak için çok fazla enerji ve zaman harcıyorsunuz değil mi?
Bu çok içgüdüsel bir şey.
Ben de yapıyorum. İnsanlar içgüdüsel olarak kontrol etme ihtiyacı duyuyorlar.
Zamanını, düşüncelerini, eylemlerini, çevresini, planlarını, geleceğini, kararlarını, etrafındaki insanları, her şeyi kontrol etme ihtiyacı duyuyor bazı insanlar.
Bazıları bu kadar önemsemiyor bunu.
Peki ama neden? Neden bu kadar kontrol manyayız?
Çünkü arkadaşlar bunlar üzerinde kontrol sahibi olursak kendimizi daha güvende hissediyoruz insan olarak.
Ama şöyle bir gerçek var.
Asla kontrol edemeyeceğimiz bir şey var.
Ne kadar uğraşırsanız uğraşın.
Asla başka birini kontrol edemezsiniz ve değiştiremezsiniz.
Altını çizelim. Kontrol edip değiştirebileceğiniz tek kişi sizsiniz arkadaşlar.
Düşünceleriniz, eylemleriniz, hisleriniz tamamen size ait.
O yüzden değiştirebileceğiniz tek kişi sizsiniz.
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit.
Bu bölümü de kendim için çekiyorum.
Enerjimizi kontrol edemeyeceğimiz şeylere harcamıyoruz arkadaşlar.
Başkalarının ne düşündüğü, başkalarının ne yaptığı bunlar bizi alakadar etmiyor tamam mı?
Kontrol edebileceğimiz tek şey kendimiz.
O yüzden kendimize odaklanmamız gerekiyor.
Aklıma şu an Aziz Nesin'in bir sözü geldi.
Çok da severim o sözünü. Diyordu ki boyum kadar kitap yazsam da...
Yine birileri çıkıp der ki zaten boyun kısaydı.
Anlatabildim mi? Ne yaparsanız yapın arkadaşlar.
Arkanızdan konuşacaklar.
Sizi eleştirecekler. Ve evet herkes bizi sevmeyecek.
Sevmek zorunda değil. Ve evet hiç kimse biz istiyoruz diye hadi bakalım Merve istiyormuş kendimi değiştireyim demeyecek.
Ya da bize göre hareket etmeyecek.
Yani tabii ki değişir siz istediniz diye ama içinde vardır o.
Zaten öyle bir arzusu vardır.
Öyle değişir. Yoksa zaten yapamazsınız.
Yetişkinleri oldukları gibi.
kabul edersek, edebilirsek hayatımız çok daha başka bir seviyeye gelecek arkadaşlar.
Kontrol etme dürtümüz aslında çok ilkel bir yerden geliyor.
Korkudan, dışlanma korkusu, sevilmeme korkusu, her şeyin dağılma korkusu hayatımızda.
Buradan geliyor kontrol etme dürtümüz.
Çocuklarınızın üzerine titrimeniz, işte onların doğru kararlar aldıklarından emin olmaya çalışmanız.
Ya da hayatınızdaki işte insanın, partnerinizin alışkanlıklarını değiştirmeye çalışmanız.
Sürekli bunlara müdahale etmek durumunda hissetmeniz kendinizi.
Onların işte yanlışa düşeceğinden endişelenmeniz.
Ya da arkadaşlarınızın hayatını yönlendirmeye çalışmanız.
Ya çok kötü bir adam onunla görüşme, o kadınla görüşme demeniz.
Nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini daha iyi bildiğinizi zannetmeniz.
Bunların altyapısı hep böyle...
İlkel bir yerden geliyor kontrol etme dürtümüz.
Dediğim gibi hepsi korkudan, dışlanma, sevilmeme, her şeyin dağılma korkusu.
Bunlardan yapıyoruz bunu. Aslında çok böyle masumane bir yerden geliyor.
Geminin dümeninde biz yoksak geminin karaya oturacağından korkuyoruz arkadaşlar.
Ve bu kontrol bize güven yanılsaması veriyor.
Yani güven değil güven yanılsaması veriyor.
Kontrol bizdeyken kendimizi acıdan, hayal kırıklığından reddedilmekten koruyabileceğimizi düşünüyoruz.
Değil mi arkadaşlar? Ama yine de insanlar yapmak istediklerini yapıyorlar.
Kendi seçimlerini yapıyorlar.
Kendi hayatlarını yaşıyorlar ve yaşayacaklar.
Yetişkinler için söylüyorum bunu.
Küçük çocuklar için değil. Yani onlar istediğini yapsın diyemeyiz.
Onlar küçük yetişkinler için konuşuyoruz.
Bir şeyi ne kadar kontrol etmeye çalışırsanız o kadar kaygılı.
Ve o kadar stresli olursunuz.
Tekrar ediyorum. Bir şeyleri ne kadar kontrol etmeye çalışırsanız o kadar kaygılı, o kadar stresli olursunuz.
Bırak yapsınlar teorisi dediğim gibi stoacılıktan besleniyor arkadaşlar.
Nasıl besleniyor onu da açalım.
Stoacılıkta odak noktası kendi düşüncelerinizi ve kendi eylemlerinizin.
kontrolünün sizde olduğu.
Başkalarının düşünceleri ve eylemleri değil, kendi eylemleriniz, kendi düşünceleriniz sizin kontrolünüzün altında.
Şimdi stoğacılıkta başkalarının kendi seçimlerini yapmalarına, davranışlarını yönetme veya etkileme ihtiyacı hissetmeden hayatlarını yaşamalarına Bilinçli olarak izin vermek var tamam
mı? Bu kısmı kapsıyor. Kendinize odaklanın diyor arkadaşlar kısaca.
Budizm ve radikal kabul demiştik.
Bırak yapsınların içinde bu da var demiştik.
Bunun ne alakası var diyorsanız şöyle.
Budizm ve radikal kabul acının gerçekliğe direnmekten kaynaklandığını öğretiyor bize arkadaşlar.
Acı gerçekliğe direndiğiniz için var diyor.
Ve çoğu zaman hissettiğiniz acı olayların olduğu gibi değil.
Olmasını istediğiniz gibi olmasını arzulamanızdan kaynaklanıyor diyor.
Şöyle bir düşünün hayatınızda şu an neden acı çekiyorsunuz bir düşünün.
Şöyle değil mi? Aslında hani böyle olmasaydı da keşke şöyle olsaydı.
Bu arzunuzdan dolayı acı çekiyor olabilir misiniz?
E olmadı işte kabul edeceksin bu.
Bırak yapsınlar teorisi bu noktada sadece gerçeği kabul etmemize yardımcı olmakla kalmıyor.
Aynı zamanda ne yapıyor? Onu değiştirme ihtiyacından bizi kurtarıyor.
Şimdi tekrar ediyorum.
Başkalarının eylemleri ne benim seçimimde ne de benim kontrolümde.
Tekrar ediyoruz. Başkalarının eylemleri ne bizim seçimimizde ne de bizim kontrolümüzde.
Tamam mı? Bunu kabul ediyoruz arkadaşlar.
Gerçekleri olduğu gibi görüyoruz.
Kendi kendimize hikaye yaratıp buna inanmıyoruz arkadaşlar.
Peki bağlanma kuramının Bu teoriyle ne alakası var?
Bırak yapsınlar ya. Bağlanma kuramından bahsetmiştim.
Aşkı bulmanın bilimsel yolları bölümünde kısaca.
Bağlanma kuramı arkadaşlar bizi burada tetikleyen durumlara karşı böyle biraz duygusal mesafe koymayı öğretiyor.
Bu noktada bu önemli çünkü bırak yapsınlar dediğimizde aslında ne yapıyoruz?
Duygusal açıdan kendimizi o durumdan ayırıyoruz arkadaşlar.
Duygularımızla yaşanan olay arasında böyle zihinsel bir boşluk yaratıyoruz ve olanı biteni bu şekilde gözlemleyebiliyoruz.
Daha sağlıklı bir cepheden gözlemleyebiliyoruz ama onun tarafından o olay tarafından da tüketilmemiş oluyoruz.
Sonuçta da daha sakin ve...
daha net düşünebiliyoruz.
Arkadaşlar burada şunu tekrar hatırlatıyorum.
Bu bir boş vermişlik değil.
Böyle algılamayın. Böyle pes edelim.
Olaylardan uzaklaştıralım kendimizi.
Böyle bir şey değil arkadaşlar. Kendimizi özgür bırakıyoruz.
Hani akışa bırakmak diyoruz ya.
Olayların nasıl gelişmesi gerektiğine dair böyle sıkı sıkıya tutunduğumuz o sabit fikirleri bırakıyoruz.
Olayların doğal akışına izin veriyoruz.
Ya şöyle olsaydı da böyle kızım o adamla evlenmesi.
Evlendi. Kızın o adamla evlendi.
Şöyle olmasaydı. Oldu.
Bana bunu yaptı, sana bunu yaptı.
Tamam mı? Bunları bırak artık.
O sabit fikirlerini bırak.
Onlara tutunma sıkı sıkıya.
Yani şöyle olsaydı şöyle gelişecekti olaylar.
Öyle bir şey yok. Yaşandı abi bu.
Bunu kabul et. İlişkiler üzerinden bir örnek vereyim.
Diyelim ki arkadaşlar biriyle flört ediyorsunuz.
Her şey böyle çok iyi gibi gidiyor.
Bir anda sizi ghostluyor.
Tamam mı? Canınız çok yanıyor.
İşte aman neyi nerede yanlış yaptım bilmem ne düşünüp duruyorsunuz.
Mesajları okuyorsunuz.
Acaba bir şey mi söyledim kötü bir şey.
Sürekli evirip çeviriyorsunuz kafanızda ve diyorsunuz ki ben mesaj atacağım dayanamıyorum soracağım.
İşte tam bu noktada bırak yapsınlar teorisini kullanırsanız şöyle oluyor arkadaşlar.
Bırakın size kim olduğunu göstersin o adam ya da o kadın.
Mesaj atmıyor ghost diyor. Bırak göstersin ya.
O onun saygısızlığı. Tamam bu seninle alakalı bir şey değil.
Eğer kendinden eminsen bir şey yapmadığından.
Ama sizin nasıl bir tepki verdiğiniz çok şey söylüyor arkadaşlar.
Sürekli ya neden böyle yapıyorlar?
Niye böyle oldu? Bunu sormayı bırakın diyor.
Asıl soru şu. Ben bunu yapan birini, beni böyle ghostlayan birini gerçekten hayatımda istiyor muyum ya?
Ben böyle bir insana kendimini layık buluyor muyum?
Bunu sorun kendinize. Cevabınız hayırsa o zaman neden böyle birini boşa enerji tüketiyorsunuz?
Seni ghostlamış abi evet istemiyor belki seni tamam mı?
Niye enerjini harcıyorsun diyor sana.
Kontrol edebileceğiniz şeye odaklanın diyor.
Hani bana aşık olsun, beni arasın, beni sorsun, şöyle yapsın, böyle yap.
Bu senin kontrol edebileceğin bir şey değil tamam mı?
Sen bunun üzerinde hiçbir hakimiyetin yok.
Birinin sana aşık olması vesaire.
Bu senin elinde olan bir şey değil.
O yüzden sen git kendine odaklan diyor.
Anlatabildim mi? Karşında bir yetişkin var, bir çocuk yok.
Hani bana aşık olsun, beni çok sevsin.
Yok abi o senin elinde değil.
Keşke bizim elimizde olsaydı.
Böyle şeyler ama değil. Duygularınızı süzgeçten geçirin arkadaşlar ve size saygılı davranan birini hak ettiğinizi kendinize hatırlatın diyor Mel.
Kendine izin ver dedik ya en başta.
Reddem, Redmi dedik.
Kendine izin ver olayına bir örnek vermek istiyorum.
Mel'in işleri son yıllarda çok yoğunlaşıyor arkadaşlar.
İşte o konferanstan oraya koşuyor, o konuşmayı yapıyor falan derken.
O kadar meşgul ki arkadaşlarına hiç vakit ayıramıyor.
Hep böyle çalışıyor, bir şeyler yapıyor.
Ama arkadaşlarının ondan habersiz bir şekilde plan yaptığını görünce de çok bozuluyor ve dışlandığını hissediyor.
Kalbi kırılıyor. Sonra bir düşünüyor arkadaşlar.
Ben diyor bunun için bir şey yaptım mı?
Bir adım attım mı? Ben arkadaşlarıma gereken özeni gösterdim mi?
Gereken zamanı, gereken emeği verdim mi diyor.
Siz de aynı şekilde kendinize sorun bunları.
Böyle şeylere kırılıyorsanız cevabı hayır oluyor arkadaşlar.
Ve kendine dürüst davranarak cevap verdiğinde hayır cevabını alıyor.
Sonra diyor ki her zaman insanların seni dahil etmesine, planlarına, programlarına, aktivitelerine bunları etmesini beklemekten vazgeçin diyor.
Bunun için kendine izin ver diyor arkadaşlar.
İnsanlara ulaşma konusunda daha proaktif olmak için kendine izin ver diyor.
İşinle arana sağlıklı sınırlar koyarak arkadaşlarına zaman ayırmak için kendine izin ver diyor.
Çünkü bu senin için madem bu kadar önemli o zaman bunu yaratmak senin sorumluluğun.
Bakın sorumluluğu kaldık. Aman incindim, aman beni çağırmadılar, aman beni davet etmiyorlar demiyoruz.
Bunun yerine bir sorumluluk üstleniyoruz.
Biz de bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.
Bakın olaylardaki kendi sorumluluğumuzu fark etmek ve bunun üzerine düşünmek, sonra kendimize izin vermek bu çok önemli bir şey.
Sorumluluğu alabilmek.
Burada ne yapıyoruz? Başkalarını suçlamayı bırakıyoruz.
Ya da mesela son dönem çok görüyorum işte anasını babasını suçluyor.
Bana şöyle yaptılar bana sen nasıl bir evlatlık yaptın?
Ya da tam tersi bir anne çıkıp evladını suçluyor.
Bana şöyle yaptı evladım böyle yaptı ya da bir baba.
Sen ne yaptın ya? Sen bir sorumluluk aldın mı anne baba olarak da o çocuğu suçluyorsun?
Sen bir otur düşün bakalım sen ne yapmışsın?
Gelelim bir başka meseleye.
Sinirlendim. Gerçekten ama hiçbir şey yapmayıp hani hiçbir vazifesini yerine getirmek.
Ebeveynlik demek eşittir bir takım vazifeler.
Onları yapmayıp evlatlık bekliyorsunuz karşı taraftan.
Sonra istediğin şeyi göremeyince nankör bilmem ne.
Sen ne yaptın kardeşim? Sen yeterince iyi bir ana baba olabildin mi de o çocuktan verim almayı bekliyorsun?
Sevgini, şefkatini, merhametini, zamanını, enerjini vs.
bunları harcadın mı da mesela bir karşılık bekliyorsun diye sorarım.
Seda Sayan gibi oldu. Şimdi arkadaşlar gelelim bir başka meseleye.
Kendinizi herkesi mutlu etmeye adayan kişi.
Olmamalısınız diyor Mel.
Ben de bir zamanlar öyleydim diyor ama sonunda kendimi tükenmiş ve ne yaparsam yapayım yeterli olmayacağını hisseden biri olarak görmeye başladım.
O hale geldim diyor ama artık kendimi mutlu etmek adına çaba harcıyorum diyor.
Çünkü arkadaşlar aldığımız kararlar her zaman birilerini hayal kırıklığına uğratacak.
Her zaman birileri üzülecek.
Hayal kırıklığına uğrayanın siz olmamasına dikkat edin diyor.
Suçluluk duygusunun kararlarınızı yönlendirmesine izin vermeyin diyor.
Bir başka konu yetişkinlerin çocuksu davranışları.
Mesela bazıları küser, sessiz bir şekilde küser ve sizinle sohbete keserler.
Bir anda buna da değinmiş.
Diyor ki arkadaşlar çok hoşuma gitti.
Sessiz kalma davranışı olgun olmayan bir yetişkinin üzüldüğünde ve duygularını sağlıklı saygılı bir şekilde nasıl işleyip Diyeceğini bilmediğinde yaptığı şeydir.
Hani böyle sessizce küsenler var ya ama sen anla beni ben küstüm sana.
Bu yüzden konuşmayı kesiyorlar.
Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar.
Sizi görmezden geliyorlar falan.
Siz de böyle mutlaka yaşamışsınızdır arkadaşlar böyle bir şey.
Sessizliğiyle. Böyle sizi cezalandırdığını zanneden insanlar var.
Ve ilk tepkiniz ne oluyor?
Ya acaba neyi yanlış yaptım?
Nerede yanlış yaptım? Bunu anlamaya çalışıyorsunuz değil mi?
İşte küsen kişi size tam da bunu istiyor zaten.
Dikkatinizi çekmeye çalışıyor bu şekilde.
Bu aslında neye benziyor arkadaşlar?
Böyle bir köşeye çekilip somurtan.
Bir çocuk gibi değil mi?
Ebeveynim gelsin beni sakinleştirsin.
Benim gönlümü almaya çalışsın.
Abi sen yetişkinsin ya.
Yani size küsen bir yetişkin aslında şunu bekliyor.
İyi misin? Yapabileceğim bir şey var mı?
Neyi yanlış yaptım?
Nerede ne yaptım? Neden böyle davranıyorsun?
Bunu sormanızı bekliyor gibi değil mi?
Bir çocuk gibi yani. Ve sessiz kalmayı bir araç niteliğinde kullanıyor.
Neden? Çünkü duygularının nasıl işleyeceğini bilmiyor.
Bu yüzden sizin gelip onlara ya sorun ne?
Ne oldu diye sormanızı bekliyor.
Ne yapalım peki arkadaşlar?
Bırakın yapsınlar ya.
Başka bir yetişkinin duygularını yönetmek bizim işimiz değil arkadaşlar.
Birinin sürekli bu şekilde tekrarlayan duygusal olgunlaşmamışlığı artık istismara benzemeye başlıyorsa o ortamda bulunmayı bırakın.
Tamam mı? Sürekli ay ben ne yaptım?
Niye böyle davranıyorsun? Niye beni böyle sessizlikle cezalandırıyorsun?
Demeyi bırakın arkadaşlar. Sürekli kendini kurban rolüne sokan insanlara üzülmeyi bırakın.
Duygusal açıdan 8 yaşında biri gibi davranan biriyle nasıl bir ilişki yürüteceksiniz?
Yani ne kadar uzun süre bu insanda kalırsanız kalın.
O kadar kendinize o kişiye ebeveynlik yapıyormuş gibi hissedeceksiniz.
Çok gıcık olduğum bir şey bu.
Hatta bir arkadaşıma geçenlerde kızdım bu yüzden.
Dedim ki sen şu an bir çocuk gibi davranıyorsun.
Bu şekilde beni sessizliğinle cezalandıramazsın dedim.
Yetişkin bir insan karşısına alır der ki...
Ben senin şu hareketlerinden dolayı incindim.
Kalbimi kırdın vesaire konuşulur ve halledilir dedim.
Bu yaptığın şey 8 yaşında bir çocuğun yaptığı şeye eşit.
Sen bir yetişkinsin ve duygularını ifade etme becerisine sahip olduğunu düşünüyorum.
O yüzden geleceksin kardeşim konuşacaksın.
Bu şekilde bana davranamazsın dedim.
Sonra düşündük taşındı haklısın dedi.
Ben şu an çocuk gibi davranıyorum.
Hallettik. Lütfen şunu yapmayı bırakın arkadaşlar.
Yani ben sessiz kalıyorum, küstüm sana çünkü çok kırıldım.
Beni anlamanı bekliyorum ve bana yalvarmanı bekliyorum.
Yani bir gün gelecek ve size yalvarmayacaklar.
Kötü haber. Çünkü bu bölümü dinlemiş olacaklar.
Son olarak arkadaşlar sosyal medyanın insanlarda yol açtığı haset ve kıskançlığa gelelim.
Mel diyor ki başka insanların hayatlarını kendi başarısızlığınızın.
Çekiciliğinizin olmadığı ya da yeterince iyi olmadığınızın kanıtı olarak gördüğünüz zaman en büyük engeliniz kendiniz olursunuz.
Sosyal medyada amaçsızca gezinmek ya da kendinizi bir başkasından aşağıda hissetmek sizi sıkışmış, umutsuz ve sürekli geride kalmış gibi hissettirir.
Kendinize hiçbir sebep olmaksızın işkence ediyorsunuz.
Başkalarının sizi perçetmesine izin veriyorsunuz diyor.
İmza kaşığı mühür ve haklısınız arkadaşlar.
Evet bazı şeyler adil değil bu hayatta.
Siz de muhteşem bir hayat hak ediyorsunuz.
Siz de o kadar zenginlik, o kadar güzellik vs.
Bunları hepimiz hak ediyoruz ama hayat maalesef adil değil arkadaşlar.
Her insan hayata farklı bir kart destesiyle başlıyor.
Ve bir başkasının elinde hangi kartların olduğunu bilemiyoruz, kontrol edemiyoruz.
Başkalarına bakarak geçirdiğimiz her an oyunun esas noktasını kaçırıyoruz.
Hayatta kimseye karşı oynamıyorsunuz.
Onlarla birlikte oynuyorsunuz ve her zaman sizinkinden çok daha iyi kartları olan biri.
Önemli olan elinize hangi kartların geldiği değil arkadaşlar.
O kartlarla ne yaptığınız ve asıl sorun kendimizi birileriyle kıyaslamamız değil.
Sorun o kıyaslamayı nasıl kullandığınız.
Burası önemli. O yüzden kendimize şu soruyu soralım.
Kendimizi biriyle kıyaslayınca ne yapıyoruz arkadaşlar?
Bu bizi işkenceye mi sürüklüyor yoksa bize aslında içimizde yatan potansiyeli mi gösteriyor?
Mesela birinin başarısını çok kıskanıyorsunuz diyelim.
Bu iyi bir şey arkadaşlar. Bence de iyi bir şey.
Çünkü kıskançlık gelecekteki halinizin size göndermiş olduğu bir davet.
Bakın altını çiziyorum.
Bunu konuşmuştuk. Kıskançlık ve haset bölümümü dinleyin.
Tam açmadım orada konuyu ama ayrı bir bölüm çekeceğim.
Orada Mozart ve Salieri'den bahsetmiştim.
Salieri kompleksini anlatmıştım.
Haset yani kompleks.
Şimdi arkadaşlar kıskançlık gelecekteki halinizin size gönderdiği bir davettir dedim.
Neden? İçinizde yatan bir potansiyel var.
Size onu gösteriyor kıskandığınız insan.
Kıskançlığınızı o yüzden ilhama çevirebilirsiniz arkadaşlar.
O insanları niye kıskanıyorsun?
Mel diyor ki sizi kıskançlığa sürükleyen tüm bu insanlar.
Yalnız parantez içinizde şunu söylemek istiyorum.
Doğuştan çok zengin olanlar işte çok çok güzel olanlar.
Bunlar hariç bu doğuştan mı?
Allah vergisi. Bize çok basit bir gerçeği gösteriyor diğer insanlar.
Siz bahaneler üretirken arkadaşlar onlar hep böyle çok tutuklanıyor.
tutarlı, çok kararlı ve çalışmaya çok istekli insanlar oldular.
Sizin olmak istediğiniz şeye dönüştüler.
Jeff Walker'ın dediği gibi başarı tekrar tekrar denemekten ibarettir.
Yani bu ne demek arkadaşlar? Başarı için atıyorum kilo vermek için, fit bir vücut için, kitap yazmak için ya da işte ne bir KPSS'yi kazanmak için ya da her neyse arkadaşlar her gün çıkıp Sıkıcı, rahatsız
edici ve zor olan o işi yapmak zorundayız.
İşte bu insanlar ne yapmışlar?
Bunu yapmışlar. Biz de yapabilirdik.
Potansiyelimiz vardı ama yapmadık.
O yüzden böyle haset içerisindeyiz.
Çünkü acı gerçekleri bu insanlar her baktığımızda yüzümüze yüzümüze vuruyorlar.
Bahanelerimizi görüyoruz o insanlara bakınca.
Onlar özel insanlar değil arkadaşlar.
sadece bizim olmadığımız ve olmak istediğimiz birine dönüşmeyi başardılar.
O yüzden bırakın kıskanalım.
Çünkü bu da aslında bize tam da istediğimiz şeyi, belki de potansiyellerimizi gösteren bir işaret fişeği.
Ne diyorduk? İsteklerimiz...
İçimizde yatan potansiyellerin habercisi olabilir.
Kıyaslama bazen en büyük öğretmenimiz olabilir arkadaşlar.
Bazen sizi bu kadar çok öfkelendiren, bu kadar kıskandıran biri bir arkadaşınız bile olabilir.
Bir gün onun işte çok iyi bir üniversiteyi, çok iyi bir bölümü kazandığını duyarsınız.
Kıskanırsınız arkadaşınızı bile.
Çünkü siz her gün böyle arkadaşlarınızla eğlenirken, keyif yaparken o bütün zamanını o okulu kazanmak için harcamıştı.
Siz de yapabilirdiniz ama yapmadınız.
Bahanelerin arkasına sığınmayın yapabilirdiniz.
Bu yüzden kıskanıyorsunuz.
Çünkü size sizin de yapabileceğiniz ama yapmadığınız o şeyi gösterdi.
Bırakın göstersin arkadaşlar.
Kendi yolculuğunuzu beslesin sizin.
Siz de yapabilirsiniz. Evet arkadaşlar bir bölümün daha sonuna geldik.
Gerçekten nasıl geldik anlamadım çok hızlı oldu.
Mel Robbins'in dediği gibi tek bir çılgın ve değerli hayatınız var.
O yüzden hadi bu ömrü sizi gururlandıracak şekilde yaşayın.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Beni Instagram'dan takip etmek isteyenler için adresim açıklamalarda olacak.
Kitabım bu arada yeni baskıya giriyor.
Sonlara doğru geldik.
Üçüncü baskımıza giriyoruz.
Farkındalık defterim de 7.
baskıya doğru gidiyor sayenizde arkadaşlar.
Dediğim gibi açıklamalarda linkler olacak.
Ekim, Kasım, Aralık bir sürü yeni bölüm gelecek.
O yüzden beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Kendinize iyi bakın. Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
OSB25 koduyla Evital'de tüm psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seanslarınız %20 indirimde.
Evital hakkında daha detaylı bilgi isterseniz sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
