
Cambly hakkında detaylı bilgi almak ve kampanyadan faydalanmak için: cambly.biz/600bilgi İndirim Kodu: 600bilgi
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com * *Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün malumunuz cumartesi ve böyle beyninizi darlayacak konularla gelmedim.
Daha böyle yumuş yumuş.
Aaa öyle miymiş?
Bak bunu bilmiyordum diyeceğiniz konularla karşınızdayım.
Böyle kısa kısa ama bence baya şaşıracağınız bilgiler olacak.
Bilmediklerimizi ve yanlış bildiklerimizi konuşmak için buradayım.
Tabii biliyor da olabilirsiniz böyle artistçe bir açılış yaptım ama ya ben bunu biliyorum ya deyip kapatmayın.
Yine de dinleyin. Dinleyin yalnız dinleyin deyin.
O zaman bu podcast tüm meraklılara gelsin.
Benim gibi meraklı olan insanlara.
Çünkü merak yoksunluğu dünyadaki tüm umudu, neşeyi, ihtimalleri ve güzelliği emen bir ruh emici arkadaşlar.
Merak bu hayatta en çok önemsediğim şeylerden biri.
O zaman bu podcast'ımı Prometheus'a armağan etmek istiyorum.
Şöyle ki Yunan mitolojisinin en büyük titanlarından biri biliyorsunuz Prometheus ve bir kardeşi var Atlas diye.
Atlas da böyle dünyayı omuzlarında taşımasıyla meşhurdur.
Resimlerde öyle gösterilir.
Atlas bir gün dünyayı havaya kaldırıyor ve Prometheus o sırada biz insanları görüyor ve bizi çok seviyor.
Diyor ki tanrılara o kadar yakınlar ama bir o kadar da eksikler diyor.
Bunun için üzülüyor.
Bir şey eksik diyor.
Bir şey eksik. Sonra Prometheus Olympos Dağı'na tırmanıyor ve tanrılardan onların ateşini çalıyor ve aşağı indiriyor.
Biz insanlar için. Ve ateş bize teknolojiyi veriyor ama bundan da ötesi iskrayı veriyor.
Yani kıvılcım, ilahi ateş.
Bizi bilmeye iten vasıf.
Ve bu Yunan mitolojisine göre tanrıların düzeyine çıkmamıza izin veren ateş arkadaşlar.
Ve bunu duyan tanrıların tanrısı Zeus Prometheus'un insanlara o büyük yaratıcı ateşi vermesine çok sinirleniyor.
Ona bir ceza veriyor.
Kafkas dağlarına zincirliyor Prometheus'u ve cezası da şu her gün bir kartalı gönderiyor onun karaciğerine deşmesi için.
Ve Prometheus ölümsüz olduğu için karaciğeri her gece her gece eski haline geri dönüyor.
İnsanlar için katlandığı ebedi bir işkence haline geliyor bu.
Peki neden bu işkenceyi çekiyor?
Sır biz yani her birimiz ne, nerede, ne zaman, nasıl sorularını sormaya bizi iten o ilahi kıvılcıma, o iş kiraya, o ölümsüz ateşe sahip
olabilelim diye. Prometheus'un adının anlamı öngörü arkadaşlar ve onun her gün çektiği bu ızdırabı ancak bizler her gün meraklanarak, her gün soru sorarak ve o ateş üzerinde
kalmaya... devam ederek ödeyebiliriz.
Bu bölüm benim gibi tüm meraklılara gelsin o zaman.
Hadi başlayalım. Önce size güzel bir haberim var onu söylemek istiyorum.
Cambly'de bu senenin en büyük indirimi var şu anda.
Tam %60 indirim ve sınırlı sayıda kişi için geçerli.
İlk dersiniz ücretsiz, İngilizce konuşarak pratik yapmak isteyenler, İngilizcesini daha daha ileri seviyelere taşıyarak dünyanın kapılarını aralamak isteyenlere duyurulur.
Ayrıca tek bir üyelikte 30'dan fazla ders programına 7-24 ulaşabiliyorsunuz.
Günün her saatinde, istediğiniz her yerde Cambly'den faydalanabiliyorsunuz.
Bu indirim hem Cambly Kids'de geçerli, hem birebir derslerde, hem de biliyorsunuz ki artık Cambly'de grup dersleri başladı, orada da geçerli.
Bu indirimden hemen faydalanmak için bize özel kodumuz 600bilgi açıklamalardaki linkten detaylara ulaşabilirsiniz.
Hadi başlayalım. Bölüm açılışımı Will Rogers'ın bir sözüyle yapacağım.
Herkes cahildir, tabii farklı farklı konularda diyor.
Çok doğru bence. O zaman Sezar'la başlayalım.
Sezar'ın meşhur bir sözü vardır.
Veni, vidi, vici. Geldim, gördüm, yendim.
İşte bu sözü Tokat'ın Zile ilçesinde söylemiştir arkadaşlar Sezar.
Zile'nin o günkü adı Zela'dır ve M.Ö.
47'de Pontus hükümdarı Kral Pharnakes'e karşı kazandığı savaşı bu sözleriyle özetlemiştir Sezar.
Peki neden böyle bir söz söylüyor?
Şöyle ki Roma iç savaşının dorukta olduğu dönemde Sezar, Senato'nun modernleşmesi için uğraşırken Pompey gelenekçi güçleri komuta ediyor.
Yani Sezar'la bu şekilde araları açılıyor.
Karadeniz'in güney sahilinde de Pontus krallığı var biliyorsunuz ve yıllar boyunca Roma için zorlu bir düşman oluyor.
Sezar'ın Mısır'da işte bu eski kanketosu Pompei ile savaşta olduğunu bilen o kral Farnakes diyor ki fırsat bu fırsattır Pontus hükümdarı kral Farnakes.
Ben diyor gideyim kaybettiğim toprakları geri alayım bu diyor bir şans.
Koşarak gidiyor ve Kapadokya'yı işgal ediyor.
Zaten çok da az Romalı asker var o sırada Kapadokya'da ve Romalılar Sezar'a bir mesaj atıyor.
Adam kazandı diye mesaj atıyorlar.
Ve bu kral Kapadokya'yı işgal etmekle kalmıyor.
Romalı askerlere de eziyet ediyor.
Tutsak alıyor onları. Sezar bunu duyunca durur mu?
Hemen Mısır seferi dönüşünde buraya uğruyor.
Ve Kral Farnakes'e had bildirmek için diyor ki gel bakalım Kral Farnakes.
Ve sadece beş gün içinde Zela'da yani Tokat Zile'de Kral Farnakes'e yenilgeyi uğratıyor Sezar.
Ve bu zaferimi Tokat Zile'nin meşhur beyaz pekmezinin vermiş olduğu enerjiye borçluyum diyor.
Şaka. Küçükken yemiştim çok güzeldi ya.
Tokatlılara selam olsun buradan.
Pekmezinizle övmeden geçemedim kusura bakmayın.
Neyse Sezar pernekesi Tokatlı ile de yeniyor ve hemen Roma'daki dostu Amentus'a bir mektup yazıyor.
Şov peşinde Sezar biliyorsunuz şovcu bir adam.
Diyor ki Veni vidi vici kanka diyor.
Geldim gördüm yendim.
Tabi Sezar aşkta yeniliyor Kleopatra'ya podcastini yapmıştım biliyorsunuz.
Sen düşmanını yensen ne olur yani Brütüs seni bıçakladıktan sonra ey Sezar.
Tarihle başladık oradan devam edelim.
İskoçya'ya gidiyoruz arkadaşlar.
İskoçya deyince aklınıza ilk gelenlerden biri muhtemelen İskoç eteği, gaydaları, viskileri, ekose kumaşları falan.
Şahsen benim için öyle ama bunların hiçbiri İskoç değil arkadaşlar.
Nereden geliyor bir bakalım. Öncelikle İskoçya ismi M.S.
5 ya da 6. yüzyılda Romalıların Caledonia dediği yere varan İrlandalı bir Celt kabilesi var, Scotty kabilesi.
Buradan geliyor arkadaşlar ve bu Scotty'ler 11.
yüzyıla kadar İskoçya ana karasına hükmetmişler ve İskoçya da aslında İrlanda'nın bir lehçesi.
Ve o meşhur İskoç etekleri İrlandalılar tarafından icat edilmiş arkadaşlar.
Gayda dediğimiz o enstrümanları da çok eski Orta Asya'da icat edildiği düşünülüyor.
Yahni ise zaten antik Yunan'a ait bir sosis türeviymiş Yahni.
Gelelim viskiye. İlk kez keşişler tarafından damıtılmıştır viski.
Ve kelime İrlandaca viski betadan yani latince aquavita'dan geliyor.
Anlamı da sıkı tutunun yaşam suyu demekmiş.
Viski severler. bunu beğendi.
Ecosu kumaşlar da bir döneme damgasını vurmuş ve punkçıların vazgeçilmezi olmuştur.
İskoçya'yla da özleşleşmiş bir kumaş biliyorsunuz ki.
Meşhur Jacobin isyanıyla da özleşleşmiş.
Hemen bir dizi önermek istiyorum sizlere.
Outlander dizisi.
Netflix'te vardı en son.
Umarım duruyordur. Böyle aşk meşk konulu zaman yolculuğu konulu bir dizi arıyorsanız süperdir.
İskoçya Jacoben deyince direkt aklıma o dizi geliyor.
Bu dizi sonrası bu arada İskoçya'ya turist yağmış arkadaşlar.
%800 artmış turist sayısı öyle bir dizi yani.
İskoçya'yı ben zaten çok merak ediyorum en kısa zamanda gideceğim.
Jamie üzümlü kekim Jack'te en nefret ettiğim dizi karakterlerinin başında ipi çekiyor.
Eğer izlerseniz aklınızda bulunsun.
Ekose'ye dönüyorum. Şöyle ki tüm İskoçya kıyafetleri yani yerel olanlar, bütün Ekose kumaşlar ve hatta kare kumaşlar da dahil 1745 isyanından sonra yasaklanıyor arkadaşlar.
Çünkü Jacobite ideallerini destekleyen Kuzey İskoçya halkı kendilerini bir topluluk olarak göstermek için Ekose kıyafetler giymeye hatta muharebelere bile Ekoselerle gitmeye başlayınca İngiliz
hükümeti Highlands bölgesinde Ekose giyinmesini yasaklıyor.
İşte o günden sonra Ekose...
İskoç kültürünün bir simgesi haline geliyor.
Yani başkaldırının simgesi oluyor.
Daha sonraları Kraliçe Victoria bu akımı destekleyici kısa sürede ekose, Victorian döneminin çılgınlıklarından biri haline geliyor.
Bugünümüzde kullandığımız ekosenin birçok farklı deseni var.
Bu şekilde ortaya çıkıyor ama ekoseler de yerine göre değişiyor kullanımları.
Mesela av için bir yere gidiyorsanız koyu mavi ve yeşil tonları, yaz için ise siyah beyaz tonları tercih ediliyor.
Hani olur da İskoçya'ya giderseniz aklınızın bir köşesinde bulunsun.
Bu arada viski viski diyorum çok yaygın bir söylem vardır.
Alkol beyin hücrelerini öldürür diye.
Hayır öyle bir şey yokmuş.
Yani tabii ki zarar veriyor ama öldürme değil yavaşlatıyor.
Beynimizde yeni hücrelerin daha yavaş oluşmasına neden oluyor alkol.
Beynimizdeki sinir hücreleri çok önemli biliyorsunuz.
İşte alkol bu sinir hücreleri arasındaki iletişimi bozuyor.
Ne oluyor? Beyin işlevlerini azaltıyor.
Daha yavaş çalışmaya başlıyor.
Bu süreçte neler yaşıyoruz?
Yeni bir şeyler öğrenemiyoruz.
Çok zorlanıyoruz. Öğrensek de sorun çözemez bir noktaya geliyoruz.
Bundan sonra içerken kadehimizi o yavaşlattığımız beynimize kaldıralım derim.
Merve ben hep akşamdan kalıyorum beynim bıkım ağrıyor diyorsanız akşamdan kalmalık da şu.
Beynimiz dehidrasyona uğradığı için küçülüyor ve zarı tarafından çekiliyor.
O ağrıyı yapan baş ağrısı yapan şey zar.
Çünkü beynimizde bıçak soksak bile hissetmiyoruz.
Why? Çünkü beynimizde acı reseptörü diye bir şey yok.
Dipnot lütfen evde denemeyiniz.
Bu arada astronomlar 2004 yılında Samanyolu galaksimizde dev bir alkol molekülü keşfettiler.
Tam 463 milyar kilometre.
Bu bilgiyle ne yapacağız Merve?
Valla ben de bilmiyorum. Ne yaparsanız yapın.
Ben biliyorsam siz de bileceksiniz.
Bir filaman, filaman yalnız.
Filaman atasözü der ki alkolüyken söylenen şey.
Sizce de ayıkken düşünülmüş müdür?
Bunu çok merak ediyorum.
Sizce haklılar mı? Cevapları Instagram'dan bekliyorum.
Sırada depresyona çözüm var arkadaşlar.
Nihat Doğan'ın Gitme Buradan şarkısı.
Antidepresan değil o artık benim için o bir depresyon sebebi.
Mabel Matiz çiçeğimden sonra.
Depresyonun çözümü bedava arkadaşlar.
En az ilaçlar kadar etkili.
Şöyle ki 24-45 yaş arası deneklerle bir araştırma yapılıyor.
Haftada 3 ila 5 kez yürüyüş yapanlar yani yarım saatlik yürüyüş yapanların depresyon semptomlarının neredeyse %50'ye kadar azaldığı görülmüş.
Tabi meditasyon da çok işe yarayan bir yöntem.
Hatta Dalai Lama tarafından önerilen Tibetli keşişlerin katıldığı bir proje var.
Burada keşişlerden koşulsuz merhamet ve iyilik üzerine böyle derin derin düşünmeleri isteniyor.
Sonuç ne Merve?
Sonuç şu ki genelde saptaması çok zor olan olağanüstü beyin dalgaları modellemeleri gözlemliyorlar.
Ve bu gama dalgaları 5 dalga boyu bunun artışını gözlemliyorlar.
Yani bilinçli farkındalığın arttığını, konsantrasyonunu...
beyin berraklaşmasının, sevgi ve mutluluk hislerinin arttığını görüyorlar.
Çünkü gama dalgaları buna sebebiyet veriyor.
O yüzden olumlu düşünmek ve yürüyüş yapmak ruh sağlığınız için onda on aktivite ediyor uzmanlar.
Bir dönem baya böyle yürüyüş yapıyordum.
Sabahın köründe çıkıp kuş sesleri falan.
O kadar mutlu dönüyordum ki eve.
Özledim o günlerimi. En kısa zamanda geri döneceğim.
Sırada köpek balığı var.
Merve'nin korkulu rüyası.
Talasofobim var biliyorsunuz.
Bir köpek balığı yerimizi nasıl tespit eder?
Klasik cevap denizde bir yerimiz kanarsa yandık dediğinizi duyar gibiyim ama o öyle değilmiş aslında.
Köpek balıklarının çok şaşırtıcı koku duyuları var.
Şöyle ki 25 milyonda bir konsantreli suda bile Kanın kokusunu hemen fark edebiliyorlar.
Bu oran 9000 litrelik tankın içindeki tek bir kan damlasına eşit.
Geçmiş olsun hepimize önümüz yaz dikkatli olun.
Köpek balıkları saldırganlaşmış diyorlar.
Şimdi kokunun su içindeki o dağılımının yönünü ve hızını belirleyen şey akıntılar.
Ve köpek balıkları da akıntılara yöneliyor.
Eğer akıntının hızı 3,5 kilometre ise 400 metre mesafedeki bir köpek balığı.
Sizin kokunuzu 7 dakika içinde alıyor ve bir köpek balığı saatte yaklaşık 40 kilometre hızla yüzüyor.
Yani 60 saniyede hop yanınızda.
Ha bu arada gözleri de müthiş keskin, kulakları da düşük frekanslı sesleri bile çok çok iyi işitiyor.
Yani sadece kalbimiz atmıyorsa yem olmaktan kurtulabiliyoruz.
Diyelim ki karşılaştınız.
Ne yapacaksınız? Köpek balığını ters çevirmeye çalışın diyorlar.
Karnını gıdıklayın diyor uzmanlar.
Buna tonik hareketsizlik deniliyormuş.
Yani hayvan hareketsiz hale geliyormuş.
Hipnoz olmuş gibi. O sırada sizde vın turizm.
Ama tabii varsa öyle bir babayı çıksın meydana.
Yani ne demek köpek balığının karnını gıdıklamak?
Bence o tonik hareketsizlik diyorlar ya.
O biz oluyoruz. Sonrasında ölüceğimiz için.
Hani Şener Çen'in şey vardı ya sıkma ziyası.
Neşeli günler filmi.
Köpek balığının karnını gıdıkladım abi desem verecekleri tepki net budur.
Bu arada köpek balıkları insanlara zarar vermiyorlarmış pek.
Uluslararası Köpek Balığı Saldırı Merkezi diye bir yer var.
Onun verilerine göre son 50 yılda yıldırım düşmesinden ölenlerin sayısı daha çokmuş arkadaşlar.
O yüzden korkmayın sadece sakin kalın diyor uzmanlar.
Ben uzman değilim.
Zaten köpek balığı görsem kendimi öldürürüm o gelmeden önce.
Ona fırsat vermem. Hayvanlardan devam ediyorum.
teorisine ilham kaynağı olan kuştan bahsetmek istiyorum.
Hemen ispinoz diyenler olacak.
Hayır alaycı kuş doğru cevap.
Darwin uzun yıllar süren keşif seyahatinde bu alaycı kuşların adadan adaya bile farklılık gösterdiğini görüyor.
Bu arada Darwin'in en büyük tutkusu yabani hayvanları avlamak.
Bu tutkusunu hiç sevmesem de o dönem malumunuz yaygın avcılık.
Hatta Cambridge'de daha öğrenciyken böyle ne zaman av mevsimi başlasa heyecandan eli ayağı titrermiş.
Öyle bir vahşi tutku.
Ki zaten tıp ve ilahiyatı da babası memnun olsun diye okudu biliyorsunuz.
Darwin bile olsanız başınıza bu gelebiliyor.
Ama hayatı boyunca her zaman çok hevesli bir biyolog ve fosil avcısı olmuştur Darwin.
Sonra işte bu hayali için bu araştırma gemisine katılıyor.
Bu arada bu geminin kaptanı Darwin'in burnuna takmış.
Yani adam fizyogonomiye takık ve diyor ki Darwin'e.
Senin diyor burnunun şekli böyle tembelliğe yatkın gibi diyor o nasıl oluyorsa.
Darwin de bu adama işleri bittikten sonra diyor ki umarım.
daha sonra burnum size doğruyu söylemediği için memnun kalmıştır.
Neyse şu alaycı kuşlara dönelim.
Darwin bu yolculuk sırasında Galapagos adalarının bazılarındaki ispinozların kendilerine has bir gagaları olduğunu fark ediyor ve bunun sonucunda da farklı ispinozların yaşadıkları alana uyum sağladığını
ve hepsinin tek soydan türediğini düşünüyor.
Darwin ispinozları meşhur etti.
Darwin'in ispinozları derler ama asıl alaycı kuşlardır onun teorilerini ateşleyen.
Şimdi daha güncele dönelim.
Böyle bazı ülkelerde trafik neden soldan akıyor?
İngiltere geliyor hemen akıllara.
Ben de Kıbrıs'a gittiğim zaman bu olaya bir türlü alışamıyorum.
Kesin kaza yaparım diyorum oralarda araba sürmeye kalkışsam.
Bu soldan akma muhabbeti ne?
Trafiği nereden çıkmış?
Olay şu. Bu yolun solundan seyahat etme olayının tarihi çok eski.
Ta 14. yüzyıllara kadar gidiyor.
Şöyle ki Papa Roma'ya gelecek diye hacılara diyorlar ki yolda kargaşaya sebep olmayın.
Yolun solundan gidin diyorlar hani Papa rahat geçsin diye.
Ve bu resmileşiyor.
Yüzyıllar boyu devam ediyor.
Bir de şu var tabii insanlar genelde sağ elini kullanıyor.
Kılıç çekerken de sağ el kullanılıyor.
O yüzden hep yolun solundan gidiyorlarmış o zamanlar.
Hani sol taraflarını emniyete almak için sağ elleri de kılıç üzerinde böyle hazır bekliyor.
Napolyon solak olduğu için ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmelerini emretmiş ve her yeni zapt ettiği ülkede bu uygulamayı hayata geçirmiş.
Sağ olsun Napolyon ama İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediği için öyle kalmış.
Yani İngilizler hala yolun solunda takılıyor ve sömürgeleri de öyle olmuş tabii.
Modern ülkelere baktığımız zaman direksiyon soldu arkadaşlar ama İngiltere artık direksiyonunu sola alamaz.
Çünkü bu çok külfetli bir iş.
Sırada. Covid döneminde çoğumuzun bıraktığı bir alışkanlık var tokalaşma.
Hiç düşündünüz mü acaba neden tokalaşıyoruz biz diye?
Bu aslında çağlar öncesine dayanan bir adet arkadaşlar.
Eski zamanlarda biliyorsunuz ki hemen hemen her erkek bir silah taşıyordu ve bu silahda Tabii ki sağ elleriyle kullanıyorlardı çoğu öyle.
Ve bir erkek diğerine dost olduğunu, elinde silah bulunmadığını göstermek için boş olan sağ elini uzatıyor, diğeri de aynı şeyi yapıyordu.
Ama her iki tarafta kendini emniyete almak, yani diğerinin böyle aniden silah çekmesine engel olmak için birbirlerinden emin olana kadar ellerini sıkarak sallamaya devam ediyorlarmış.
Peki günümüzde askeri üniformalar neden haki renkte?
Ayrıca haki ne demek?
Haki Hint dili. Toprak demekmiş arkadaşlar ve üniformalarda ilk defa haki rengi İngilizler tarafından Hindistan'da kullanılmış.
1850'li yıllarda Hindistan'da.
Neden? Çünkü nihayetinde bir asker çıkıp demiş ki abi üniformalarınız sizi kolay hedef haline getiriyor.
Yani düşünsenize savaş meydanında kıpkırmızı üniformalı askerler direkt açık hedef yani ay gibi adamlar ortada.
Napolyon savaşlarına kadar askeri üniformalar çok renkliymiş.
Böyle kılıç kalkanlı savaşlarda okey.
Hani yakın markajda dövüşüyor adamlar.
Ama silah çıkınca bozulan sadece mertlik olmamış.
Üniformaların şıklığı da gidiyor.
İşlevsel oluyor, sadeleşiyor.
Peki bozuk paralarımızın kenarları neden tırtıklı?
Yani bunu bir tek ben merak etmiş olamam diye düşünüyorum.
Nedeni şuymuş.
Daha kağıt paraya geçilmeden önceki dönemlerde işte alışverişin altın ve gümüşle yapıldığı dönemlerde bazı düzenbazlar bu paraları böyle kenarlarından tırtıklıyorlarmış, gıdım gıdım biriktirip tekrar kullanıma sokuyorlarmış.
Uyanık tüccarlarda parayı tartıp eğer eksikse bu parayı kabul etmiyorlarmış.
Böyle bir yöntem keşfetmişler.
Kenarlarını tırtıklı yapıyorlar ki tırtıklayamasınlar diye.
Yani tırtıklarlarsa belli olsun diye.
İşte o dönemden günümüze kadar geliyor bu olay.
Şu an bir anlamı yok ama yine de yapılıyor.
Sırada iskambil kağıtları var.
Bu iskambil kağıtlarındaki şekillerin anlamı nedir?
Aslında iskambil kağıtlarının nerede ve ne zaman tam olarak yapıldığı bilinmiyor.
Ama Çin menşeli olduğu düşünülüyor.
Vistan'da olabilir. Sonra 13.
yüzyılda Marco Polo tarafından Avrupa'ya getirildiği tahmin ediliyor.
Ve bugünkü şeklini de 14.
yüzyıl Fransa'sında alıyor.
Çünkü o tarihlerde Fransa'da 4 sınıf var.
Ve İskambil kağıtlarındaki Kupa, Maça.
Karo ve sinek bu dört sınıfı temsil ediyor.
Kupa bir kalkanı andıran şekliyle ki bence o kalp kalkan gibi gelmiyor.
Asil sınıfı temsil ediyor ve kiliseyi temsil ediyor.
Maça bir mızrağın ucunu çağrıştıran şekliyle orduyu temsil ediyor.
Karo ticari deniz dişletmelerinin eşkenar dörtgen kiramitlerinden esinlenerek orta sınıfı.
Sinek de yonca yaprağına benzeyen şekliyle köylüyü temsil ediyor.
Bugün bile poker ve benzeri oyunlarda kupa en değerli.
Sinek en değersizdir. Lanet olası sınıf ayrımcılığı.
Peki neden İngilizce'de Hindi'ye Turkey yani Türkiye deniliyor?
Hindi aslında Amerika'nın yerli hayvanı ve Hristiyanların şükran günlerinin sembolü.
Hatta vahşi Hindi cinsleri var.
Christophe Colomb kıtayı keşfetmeden önce Kuzey Amerika'da yaşıyormuş bunlar.
Ve Aztekler bu Hindilerin bir cins ırkını evcilleştirmeyi başarmışlar.
Amerikan Hindileri Avrupa'ya 1519'da İspanyollar tarafından getirilmiş ve 1541'de de tüm Avrupa'ya yayılmış.
İşte bu Hindileri gören İngilizlerin kafaları karışmış.
Çünkü o zamanlar Türk toprakları olan Batı Afrika'dan Portekiz'de tüccarların getirdikleri Afrika Hindisi veya yine Türkiye üzerinden getirilen Hint tavuğu zannetmişler Hindiyi.
Ve sonunda her iki ırkın farklı olduğu anlaşılmış ama iş işten geçmiş.
Bu Amerikan menşeili kuşun adı 17.
yüzyılda Amerika'ya göç eden İngiliz göçmenler sayesinde Amerika'da artık Turkey olarak yerleşmiş.
Ama bir rivayete göre de Kolomb'un bu ilk yolculuğunda yanında olan Portekizli bir Yahudi var José de Torres diye.
Güya o Hindiyi görünce bağırmış yani İbranice'de büyük kuş anlamına gelen Tuki Tuki diye bağırıyor ve onun adı öyle kalıyor.
Bir diğer rivayette şu Kolomb'un Amerika'yı Hindistan sanması ve Hindiyi de Hint tavus kuşu zannederek Tuka olarak adlandırması zamanında da Turkey olarak kalması.
Sırada ne var Merve?
Kan grubumuz var. Neden?
Herkesin kan grubu birbirinden farklı.
Şöyle insanların kan grupları doğmadan önce genetik olarak saptanıyor zaten.
Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz yani kırmızı kan hücreleri bir diğer de işte al yuvarlar var ve bu al yuvarlar sadece 120 gün yaşıyorlar.
Bu nedenle vücudumuzda devamlı al yuvarlar üretiliyor ve ortalama bir yaşam süresi boyunca insan vücudunda yarım tondan fazla al yuvar üretiliyor.
Bu al yuvarlarının yüzeylerinde de antigen denen proteinler ve lipitler var.
İşte bunların varlığı ya da yokluğu kan gruplarını tayin ediyor.
Ve insanlarda 4 tür var biliyorsunuz.
A, B, AB ve 0.
Kan gruplarımız anne ve babamızdan Mendel kanununa göre genetik olarak aktarılıyor.
Mesela çiftlerden biri.
AB grubuysa çocukları sıfır grubunda olamıyor.
Ya da çiftlerden biri sıfırsa çocukları asla AB olmuyor gibi kombinasyonları var bunun.
Yuva yıkan bilgilerde bugün dipnot kesin çözüm DNA testi.
Saçmalamayalım lütfen. Peki kan alıp verirken neden sadece uyumlu olduğumuz gruptan alabiliyoruz ve verebiliyoruz?
Çünkü uyumsuz kan grubu olunca karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmiyor ve savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme bile sebep olabiliyor.
Peki kan uyuşmazlığı ne?
Şimdi evlenmeden önce artık test yapılıyor diye biliyorum ama buradaki olay da kanımızın RH faktörü.
Yani negatif miyiz pozitif mi?
Eğer RH negatif olan bir anne adayıysanız ve eşiniz RH pozitifse işte bu kan uyuşmazlığına sebep olabiliyor.
İlk bebekte belki olmayabilir RH pozitifse ama daha sonra ikinci bir bebekte mutlaka önlem alınması gerekiyor diyorlar.
Sırada çok şaşırdığım bir bilgi var bunu bilmiyordum.
Bakalım siz de şaşıracak mısınız?
Kuru temizlemenin icadı.
ve nasıl yapıldığı konusu.
Aslında kuru temizlemenin tarihi antik çağlara kadar uzanıyormuş.
İlk zamanlar küllü su, amonyak ve bir çeşit kirli çamur kullanılmış giysilerin yağ lekeleri çıksın diye.
Rivayete göre şöyle ki bir gün Jolie Bey'in adında bir Fransız kazara giysisinin üzerine kerosene döküyor.
Yani gaz yağı sanayide kullanılan petrol.
Sonra bir bakıyor giysisinin üzerindeki leke geçmiş.
Bu adam kuru temizlemeyi açan ilkisi 1840'larda.
O yüzden kuru Kuru temizlemede ilk başlarda kerosen gaz yağı kullanılmış çözücü madde olarak ki bu çok tehlikeli yanıcı bir madde.
1930'lara kadar da bunu kullanıyorlar.
Sonra solvent adı verilen bir maddeye geçiliyor.
Bu da su içermeyen çözücü bir sıvı.
Bununla yıkama işlemi yapılıyormuş.
Aslında pek de kuru temizleme gibi değil.
Bir sıvı ile yapılıyor.
Sadece işlem sırasında kullanılan kimyasalların içeriğinde hiç su bulunmuyor.
O yüzden adı kuru.
Sıradaki bilgimiz sushi severlere gelsin.
Ben öyle çok ölüp bitmem ama yerim.
Ama o Çin çubukları, o çapstik tam bir işkence benim için.
Yani Çinliler neden bu çubuklarla yemek yiyor anlayamadım diyorsanız aslında nedeni tam olarak bilinmiyor.
Ama yaygın kanı şöyle ki vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğu için eritilip silah haline getirebilecek metal olan her şeyin toplanmasını
emrediyor. Ve Çinliler de ellerinde ne kadar çatal, bıçak, kaşık falan varsa bütün metalleri vermek zorunda kalıyorlar ve bambu ağacına kalıyorlar.
Yani ince çubuklarla yemek yemeye bu şekilde alışmışlar deniliyor.
Ve ve ve son bilgiye geçiyoruz.
Bugün 1 Nisan. Umarım milleti kalpten götürecek kötü şakalar yapmamışsınızdır.
1 Nisan olayı nereden çıktı?
Şöyle ki Roma İmparatoru Sezar M.Ö.
46 yılında takvimin başlangıcını...
Ocak ayı olarak ilan ediyor ama yine de 16.
yüzyıl ortalarına kadar Avrupa'da yeni yıl geleneksel olarak bahar aylarının başlangıcı 25 Mart kabul ediliyor.
Ve kutlamaların başladığı zaman 1564'de Fransa Kralı 9.
Charles takvimi değiştiriyor.
Yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününü alıyor.
E tabi o zaman cep telefonu yok bir şey yok.
Hiç kimsenin haberi yok bu olaydan bu değişiklikten.
Bir de haberi olduğu halde eski adetlerini devam edenler var.
1 Nisan'da kutlamalarına devam edip birbirlerine hediyeler veriyor bu insanlar.
İşte bu kutlamaya devam edenlerle alay edenler bu insanlara Nisan aptalları diyorlar ve 1 Nisan'a aptallar günü adı veriliyor.
Ve bugün herkes birbirine gerçek olmayan haberlerle şakalar falan yapıyorlar.
Yalandan hediyeler veriyorlar.
Aslında hiç olmayan bir partiye eğlenceye davet ediyorlar.
Dalga geçme amaçlı tamamen.
Yıllar sonra takvim düzeni oturuyor ve artık Fransızlar için 1 Nisan kültürlerinin bir parçası haline geliyor.
Ondan vazgeçemiyorlar. Oradan da dünyaya yayılıyor.
Bir bölümün daha sonuna geldik.
Cambly'de bize özel kodumuz 600bilgi.
Aşağıda açıklamalara link bırakıyorum.
Oradan ulaşabilirsiniz. Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için de adresim yine aşağıda açıklamalarda olacak.
Pazartesi, çarşamba, cuma yeni bölümlerde tekrar görüşeceğiz.
Bu sefer biraz ağır konular bekliyor olacak sizi.
O zaman görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
