
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Transkript
Ama nereden başlayacağını bilemezsin.
Terapin bu yolculuğun her adımında seninle.
Psikologlara ek olarak diyetisyenler, fizyoterapistler ve spor eğitmenleriyle de bütünsel iyi oluşunu destekliyor.
Terapini Google Play ya da App Store'dan indirip POD500 koduyla alacağın ilk seansını 500 TL indirimli olarak oluşturabilirsin.
Herkese merhaba. Türkiye'nin en çok dinlenen podcastı Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken bu bölümde Arabeskin Kraliçesi Bergen'i anlatmak istedim sizlere.
Neden bu konuyu seçtin Merve diyorsunuz?
Çünkü Türkiye'de... Kadınların maruz kaldığı şiddetin hafızası ve delili.
Çünkü kadın cinayetleri bir istisna değil, tekrar eden bir düzen gibi arkadaşlar.
Ve Bergen maalesef o düzenin kurbanlarından biri.
Bergen'in hikayesini anlatma sebeplerinden biri.
Şiddetin nasıl romantize edildiğini göreceksiniz bu bölümde.
Nasıl aşk ambarajına sarılıp meşrulaştırıldığını gösteren bir kültürel hafıza.
Ve bu tek bir kadının trajedisi değil.
Bu bir toplumun sınavı.
Ve hala bu sınavı biz geçemedik.
Ne diyordu Bergen bir şarkısında?
Canım dediklerim canımı aldı.
Gönül sarayımı yıkıp gittiler.
Bu mutsuz yaşantım onlardan kaldı.
Beni sevdiğime...
Pişman ettiler. Ama beni en çok etkileyen şarkısı tabii ki Tanrım Kötü Kullarını Sen Affetsen Ben Affetmem.
Ne diyordu o parçasında? Sen Tanrısın, affedersin, bağışlarsın, kulum dersin.
Neler çektim sen bilirsin, sen affetsen ben affetmem.
Ağlatıp da gülenleri, terk edip de gidenleri, sevilip sevmeyenleri sen affetsen.
Ben affetmem. Ümidimi kıranları, bu dünyayı yakanları, dar günde bırakanları sen affetsen ben affetmem.
Boynu bükük koyanları sen affetsen ben affetmem.
Söyleyesim geldi. Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem.
Bütün zalim olanları sen affetsen ben affetmem.
Bu nasıl bir şarkı ya? Bu arada bu bölüme hazırlanırken full böyle bergen dinledim.
Ve gerçekten böyle içim yüreğim sıkıştı arkadaşlar.
Yani hikayesini bildiğimiz için bu şarkı ayrı bir anlam kazanıyor.
O hikayeyle beraber benim için zor bir bölüm olacak.
O yüzden hemen başlamak istiyorum.
Artık ağlarsam kusura bakmayın.
16 Temmuz 1961'de Mersin'de dünyaya geliyor Belgin.
Gerçek adı Belgin arkadaşlar.
Annesi ebe, babası da bir boyacı.
Ama Belgin daha 5 yaşındayken babasının içki ve kumar bağımlılığı probleminden dolayı annesiyle babası boşanıyorlar.
Bu arada arkadaşlar bir parantez açmak istiyorum.
İlişki bağımlılığı diye bir bölümüm var.
Lütfen bu bölümden sonra Belgin'in hikayesini öğrendikten sonra o bölümü bir dinleyin olur mu?
Bazı şeyler daha anlam kazanacak çünkü.
Annesiyle babası boşanıyor ve 1966 senesinde annesi Belgin'in yanına...
Alarak Ankara'ya taşınıyor.
Bu arada 7 kardeşler ama diğer kardeşler büyük ve zaten gurbette çoğu.
O yüzden annesi sadece belgeni alıp o evden çıkıyor.
Ve dediğim gibi Ankara'ya taşınıyorlar.
Ankara'da Yunus Emre İlkokulu'nda çok gözde bir öğrenci.
Orada okul hayatı başlıyor.
Niye gözde bir öğrenci?
Çünkü çok iyi mandolin çalıyor, şarkılar söylüyor ve bu yeteneği öğretmenlerinin gözünden kaçmıyor.
Ve okulu bitirir bitirmez öğretmenlerinin teşviğiyle Ankara Devlet Konservatuarı sınavlarına giriyor.
Ve piyano bölümünü birincilikle kazanıyor.
Bakın belgen Ankara Devlet Konservatuvarı sınavlarına giriyor dedim.
Ve piyano bölümünü birincilikle kazanıyor dedim.
Neden bunun altını çizmek istiyorum?
Çünkü Arabesk'in kraliçesi denildiği için kafamızda böyle Arabesk ile ilintili bir belgen var.
Ama okul hayatı böyle bir yönde aslında ilerlerken oraya geçiş yapıyor.
Şimdi oralara geleceğiz. İki yıl boyunca konservatuvarda çok kıymetli hocalardan böyle ismi duyulmuş önemli hocalarla piyano ve biyolönsel dersleri alıyor.
Sonunda yapılan sınavdan yeterli bir puan alamadığı için birincilikle kazanmasına rağmen bir de ekonomik sıkıntılar nedeniyle okuldan ayrılmak durumunda kalıyor.
Bir de şu var arkadaşlar Bergen'in asıl istediği şey hep şarkı söylemek.
Hani işte bir enstrüman çalmak değil de şarkı söylemek.
O yüzden enstrümanlarla ilişkisi bir tık zayıf kalıyor.
Hani okuldan ayrılma sebeplerinden biri de bu.
Ama hemen buraya bir parantez açıp bu okulu bırakma mevzusuyla ilgili bir röportajında söylemiş olduğu şu sözleri hatırlatmak istiyorum.
Diyor ki aslında benim hayatım...
sahnelere çıkmak isteyenlere örnek olmalı.
Konservatuvarın iki yılını başarıyla tamamlamıştım ve maddi imkansızlıklar yüzünden...
Okulumu çaresizlikler içinde bırakarak PTT'de memur olarak çalışmaya başladım demiş.
Yani okulu bırakma sebebini böyle açıklamış kendisi.
İşte burada PTT'de çalışmaya başladığı dönemde bu arada yaşını büyüterek memur olmuştur oraya girmiştir.
Bu dönemde hayatının ilk aşkıyla da tanışmıştır Bergen.
Keşke tanışmasaydı. Bir gün işe geç kalıyor.
Bir taksiye biniyor. Daha hızlı gidebilmek için işe.
Sonra taksiciyle işte aralarında böyle ücret konusunda bir anlaşmazlık çıkıyor.
Sohbet muhabbet derken.
Bir kıvılcım oluyor ve aşk doğuyor.
Taksici Yalçın, ismi Yalçın.
Sabahları akşamları onu işe bırakıyor, işten alıyor.
Bayağı işte ilerliyor ilişkileri.
Bergen annesini anlatıyor hatta.
Bu arada Bergen çok gösterişli, çok dikkat çeken, gerçekten çok güzel bir genç kız.
Ve hayatının maalesef en kötü olaylarından ilkini yaşıyor.
Bir gün sevgilisinin evine gidiyor ve maalesef burada rıza dışı bir yakınlık yaşanıyor.
Anladınız ne demek istediğimi.
Bergen çok sarsılıyor.
Sevgilisi evleniyor. Söylüyor işte vaatler veriyor.
Geleceğe dair bir sürü umutlar veriyor.
İşte ben diyor daha önce inşaat işlerinde çalıştım.
Evimizi de kendim yaparım.
Anneni de evlenince yanımıza alırız falan diyor.
Böyle böyle ama bu olay yaşandıktan sonra sevgilisi bir süre görüşmeyeceklerini de söylüyor Bergen.
Ama Bergen bunu sorgulamıyor.
Hani neden görüşmeyeceğiz vesaire diye.
İlişkiyi bu şekilde sürdürmeye çalışıyor.
Yani adam ne arıyor ne soruyor.
Bir anda sırra kadem basıyor ve Bergen bunu sorgulamıyor.
Neden? Çünkü muhtemelen kendi kök ailesinde annesinin babasına olan davranışlarını devam ettiriyor farkında olmadan.
İşte annesi ne yapıyor? Erkeğe karşı çıkılmaz.
Erkek sıkıştırılmaz.
Uyumlu davranılır. Çünkü alkolik bir baba var orada.
Uyum göstermek durumunda kalan bir kadın var.
Hani olay çıkmasın diye muhtemeler.
Bunlar annesiyle babasının boşanmadan önce yaşadıkları o kavgalarda öğrendiği şeyler olabilir deniliyor.
Bana da bu çok mantıklı geldi.
Bunları neden anlatıyorum?
Siz de düşünün diye anlatıyorum.
Çünkü bazen farkında olun.
annemizle babamızın o çatışmalarını çözümleme şeklini nasıl çözümlüyorlarsa alıyoruz onu hiç farkında olmadan kendi ilişkilerimize entegre ediyor olabiliriz.
O yüzden anlattım bunu düşünün diye.
Atıyorum. Annenizle babanız sürekli tartışıyor.
Kavga kıyamet sonra hayat devam ediyor.
Kaldığı yerden hiçbir şey olmamış gibi.
Dün gece camlar çerçeveler inmemiş gibi hayat devam ediyor.
Ve siz de bunu görerek büyüyorsunuz.
Daha sonra bir aşk ilişkisine girdiğinizde karşı taraf size ne yaparsa yapsın gitmeyeceğini düşünüyor.
Ya da siz gitmiyorsunuz.
Anlatabildim mi? Çünkü farkında değilsiniz.
Yani o ilişkiyi alıp oraya entegre etmişsiniz ama farkında değilsiniz.
Devam edelim. Şimdi bir hafta sonra Bergen sevgilisinden haber alıyor.
Yine işte buluşma planları yapıyorlar.
Ama değişen bir şey var. Şöyle.
Şimdi Bergen bir gün saatlerce böyle yağmur yağıyor.
O yağmurun altında bekliyor.
Adam geç kalıyor. Normalde hep böyle vaktinden çok önce gelen adam işten almak için onu geliyor ya.
O gün çok çok geç geliyor.
Hani neredeyse gelmeyecek yani.
Tavırları değişmiş, aşırı soğuk davranıyor.
Yani ayrılmak istediğini belli ediyor.
Öyle söyleyeyim. Bergen zaten o günden sonra yataklara düşüyor.
Çok ağır hastalık geçiriyor ama sırf yağmurda ıslandığı için değil.
Sevgilisi çok soğuk davranıyor.
Ne bir özür diliyor, ne evlilik hakkında konuşuyor.
Arabayı son sürat sürüyor.
Psikolojik şiddet. Çok gergin, çok suskun ve daha da kötüsü.
Bergen'e diyor ki ben nişanlıyım diyor.
Yakında da evleneceğim diyor.
İnanabiliyor musunuz? Ve Bergen o yağmurda arabadan iniyor.
Ağlaya ağlaya eve gidiyor.
Ve o hale geliyor. 15 gün boyunca yataktan çıkmıyor.
Ateş, titreme, nöbetler.
Yemek yemiyor. Su bile içmiyor.
O kadar kötü bir durumda. Derken aradan birkaç ay geçiyor.
Yakın bir arkadaşı var Aysel diye.
Bir gün diyor ki hadi artık dışarı çıkalım.
Hani kız kıza gezelim, tozalım, kafayı dağıtalım.
Annesinden de izin alıyor. Bergen'i zorla o gün dışarı çıkarıyorlar.
Ve Bergen yani Bergin.
o gece arkadaşlarıyla beraber Ankara'da bir gece kulübüne gidiyor.
Feyman Gece Kulübü.
Ne olduysa o gece oluyor arkadaşlar.
Hayatının ikinci kırılma noktasına geldik.
Hani her insanın hayatında böyle bir dönüm noktası vardır.
Bence Bergen'in dönüm noktalarından biri kesinlikle Boğan.
Çünkü Feyman'dayken o gece kulübündeyken mekanda çalan şarkılara yüksek sesle Bergen eşlik ediyor.
Şarkılar söylüyor. Derken arkadaşı Aysel sahnedeki sanatçının yanına gidip diyor ki arkadaşımız Çok güzel.
Lütfen onu sahneye davet edin.
Bir şarkı okusun diyor. Ve Bergen ilk kez orada sahneye çıkıp böyle utana sıkıla şarkı söylüyor.
Batsın bu dünya şarkısını söylemiştir.
Tabi dinleyenleri böyle ağzı açık kalıyor.
Büyüleniyorlar. Öyle bir ses.
Alkış kıyamet derken mekanın sahibi Bergen'in yanına geliyor.
Gel diyor hemen işte başla sana diyor.
Böyle bir teklif sunuyorum. Bergen bu teklife tamam demeye çok hazır.
Çünkü zaten memur olarak çalıştığı yerdeki insanlar.
Arkasından konuşuyorlar.
Dedikodusunu... yapıyorlar. O geçerken gülüyorlar böyle fısır fısır aralarında.
Kaynatıyorlar yani. Hani adı çıktı derler ya eskilerin tabiriyle çok çirkindir ama adının çıktığını söylüyor.
O yüzden de işinden ayrılıyor ve Feyman'da çalışmayı, sahnelere çıkmayı kafasına koyuyor.
Tabii karşı gelecek insanlar var.
Annesi, ablası, abileri itiraz ediyorlar ama dinlemiyor kesinlikle.
Bu arada Bergen karakteriyle ilgili bir şey söyleyecek olursam çok dik başlı.
Yani en çok vurgulanan şey bu.
Karakteriyle ilgili çok dik başlı.
Kimseyi dinlemiyor ve sahneye çıkmaya karar veriyor.
E tabi bir sahne adı gerekiyor.
O günlerde bir dergide Norveç'in Bergen isimli şehrini görüyor.
Bundan esinlenerek adım Bergen olsun demiştir.
Bergen ismi buradan geliyor. Belgin sarılmış her o gün Bergen oluyor arkadaşlar.
Dediğim gibi ailesi karşı çıkıyor.
Hatta ablası var. Hollanda'da yaşıyor ablası eşiyle beraber.
Bergen'i de götürmek istiyor Hollanda'ya.
Sahnelerden almak istiyorlar onu.
Çünkü ahlaklı bir iş olduğunu düşünmüyorlar.
Tartışma çıkıyor aile arasında.
Bergen kesinlikle geri adım atmayacağını, bu işin namuslu bir çalışma olduğunu söylüyor kendisi için.
Ve bu şekilde sahne hayatı başlamış oluyor.
Feyman da başlıyor. Bu arada Feyman'ı biliyorum Ankara'da yaşadığım için.
Annemin zamanlarından hatırladığım kaliteli bir mekan.
Böyle bürokratların gittiği, akademisyenlerin falan gittiği bir mekandı Feyman.
Yani ilk sahne aldığı yer çok elit bir mekan arkadaşlar Ankara için.
Hatta bu tarz bir kitleye sahip olduğu için ara ara işte bürokratlar geldiğinde, akademisyenler vesaire geldiğinde Bergen'e arabesk okuma derlermiş.
Pop oku. Hani onlara hitap etsin diye ama yine de bildiğinden şaşmayıp arabesk okumaya devam edermiş.
Çok da beğeniyormuş gelenler.
Ve fakat şöyle bir şey oluyor.
Şimdi ilk başlarda Bergen Peyman'da sahne alırken hayatı değişiyor.
Derken şöyle bir şey oluyor.
Bergen'in röportajı genellikle arabesk arkadaşlar.
Şimdi mekana gelen dinleyici kitlesi dediğim gibi işte bürokratlar, akademisyenler vesaire bir bakıyorlar.
Oraya gelen kitlenin profili değişmeye başlıyor Bergen'den sonra.
Ve mekan sahibi tabii bunu fark edince mekanı eski versiyonla çevirmek istiyor.
Hani o gelen kitleyi kaçırmamak adına.
Bergen'e diyor ki kusura bakma seninle yollarımızı ayıralım bir abi kardeş gibi.
Ben diyor yeni bir soliste çalışmak istiyorum.
Caz ağırlıklı çizgimize geri dönmek istiyoruz diyorlar bu kitle değişiminden sonra.
Güzel bir şekilde yollarını ayırıyorlar.
İşte Bergen bir dönem böyle işsiz kalıyor.
Hatta o süreçte acaba Hollanda'ya mı gitsem abla mı?
yanına diye düşünüyor. Keşke gitseydi ah keşke.
Sonra başka bir işte çalışsam mı diye düşünüyor.
Keşke başka bir işte çalışsaydı.
Sonra acaba diyor eski iş yerime mi dönsem memuriyetime dönsem diyor.
Ulus'taki PTT'ye gidiyor.
Hani yeniden sınav açacak mısınız diye soruyor.
Hayır diyorlar. Bu kapı da kapanıyor.
Bir de artık şöyle bir şey var.
Hani oraya zaten Dönmek de istemiyor.
Çünkü artık ona eskisi gibi bakmıyor insanlar.
Bunu fark ediyor. Gece kulübünde çalıştığını öğrendikleri için kötü yola düşmüş muamelesi görüyor.
O zamanlar öyleydi arkadaşlar.
Bu Yeşilçam filmlerini hatırlarsınız.
Orhan Kemal'in kitaplarında vardır ya.
Fabrikada çalışan kızlara bile kötü kız muamelesi yapılıyordu bir dönem.
Hiç şaşırmadım. Umarım bu zihniyet yok olmuştur.
Neyse. Sonra bir gün işte o kulüpte çalışırken, eski kulübünde çalışırken tanışmış olduğu bir batarist var.
İbrahim Bey. Sana diyor bir iş önerisiyle geldim.
Bir gazino var diyor. Düzgün bir solist arıyorlar.
Sen diyor çok uygunsun. Gel diyor burada işe başla.
Hani zaten şu an boştasın diyor.
Bergen başlıyor işe gazinoda ama hani bir önceki çalıştığı yere gelen insanlarla buraya gelen insanlar arasında hani kitle olarak.
Epey bir fark var. Hani bunu hemen anlıyor zaten.
Çok da üzülüyor ama dişini sıkıyor öyle söyleyeyim.
Hani para kazanmak zorunda çünkü.
Ben buraların sanatçısı değilim.
Hani buralara ait değilim diye düşünse de hep içinde bir umut var.
Hani ileride benim değerimi anlayacaklar.
Daha iyi yerlerde sahne alacağım ki zaten konservatuvar çıkışta olduğu için böyle bir umudu var.
Bununla devam ediyor yoluna.
Bu arada annesi hep yanında.
Kızına hep destek, onu koruyor.
Derken yine hayatının dönüm noktalarından biri.
Bir gün... Ankara'da işte o gazinolardan birinde şarkı söylerken onu dinlemeye gelenlerden biri Adanalı bir gazino sahibi.
Bergen'i çok beğeniyor.
Gel diyorsan Adana'da sahneye çık.
Bergen Mersinli arkadaşlar. Adana ile Mersin çok yakın.
O da şöyle düşünüyor. Ya işte kardeşlerime yakın olurum.
İyi mi olur acaba? Hani aile bağları falan diye.
Gideyim diyor. Hani bir hevesleniyor böyle ama yine de içinde bir tereddüt varmış.
Annesi de zaten pek istemiyor.
Ya işte var ya bazen sezgilerine güvenmek lazım.
İçinde bir ses hayır diyorsa orada bir şey var ya.
Neyse işte mekan sahibi bir şekilde Bergen'i kandırmayı başarıyor.
Diyor ki gelirsen diyor Adana'ya çalışmaya benim mekanıma sana diyor çok güzel para veririm.
Bu parayla da diyor gidersin diyor o istediğin arabayı satın alırsın.
Bergen'in böyle bir hayali var.
Araba istiyor. Neden araba istiyor?
Çünkü arabasıyla Mersin'e gitmek istiyor.
Hani konuyor komşuya. Yıkılmadım, ayaktayım imajını çizmek için.
Ben güçlü kadınım imajı çizmek için.
Tamam diyor. Geliyorum diyor Adana'ya.
Neyse Adana'ya gidiyor. 8 aylık bir kontrat imzalıyor mekan sahibiyle.
Tabii bunun karşılığında o hayalindeki arabayı vereceklerini zannediyor.
Adana'ya gidiyor gitmesin ama hiç mutlu değil.
Çünkü gittiği mekan pavyon arkadaşlar.
Hani gazinoydu. En son çalıştığı yer artık pavyona gidiyor.
Konsvar. Hiç Bergen'e göre değil bu.
Bergen sadece şarkı söyleyip evine gitmek istiyor.
Derdi boş. Sadece şarkı söylemek istiyor.
Annesi de korkuyor tabii.
Hiç böyle bir mekanda sahne almamış.
Nasıl koruyacak kızını? Kadın başına derler ya öyle bir durumdalar.
Ve bu 8 ay nasıl geçecek diye kara kara düşünüyorlar bu kurtlar sofrasında.
Ama gel gör ki belgene de inanılmaz bir talep var Adana'da.
Müşteriler bayılıyor.
Mekan dolup dolup taşıyor.
Tabii mekan sahibi çok memnun.
Belgeni kesinlikle kaptırmak istemiyor bir başkasına.
Her gece başından aşağı güller dökülüyor.
Kulis güllerden görünmüyor.
Büyük bir talep.
Ama böyle bir adam sürekli isimsiz bir şekilde güller yağdırıyor Bergen'e.
Sonra öğreniyor bu adamın kim olduğunu.
İşte hayatını karartacak kişi.
Ona hayran olan bir adam derken o adamın ilgisine kapılıp gidiyor.
Çok aşık oluyor ona. Bana şöyle geliyor.
O hani baba sevgisini görmedi ya Bergen.
Kendisinden yaşça büyük bir adam.
Muhtemelen o... Koruyucu kollayıcı tavrına aşık oldu diye düşünüyorum ben.
Annesi zaten hiç istemiyor bu ilişkiyi ama Halis yani sevgilisi hep ona böyle bir kurtarıcı rolünde.
İşte arabasına haciz geliyor o kurtarıyor.
Parasal problem yaşıyor o kurtarıyor.
Hep arkasında Halis var ve Bergen dediğim gibi babasız büyümüş korumasız bir genç kadın.
Ve kurtarıcısı var ve tapıyor kurtarıcısına.
Ve bir gün evlilik teklifi alıyor sevdiği adamdan.
Havalara uçuyor. Hatta o günler için bir röportajında şöyle demiş arkadaşlar.
Minnet sevgisinden bir aşk doğdu aramızda.
Bakın minnet ve nişanlandık diyor.
Ben sahneyi çok seven açıkçası sanatına aşık olan bir kişiydim.
Halis ise çok kıskanç bir insandı.
İlk başlarda bunu bana hissettirmemeye çalıştı.
Ama sonradan ortaya çıktı.
İlk dayamı o zaman yedim.
Beni sahneden aldı, bir eve kapattı ve nişanlandık arkasından.
Zaten hemen ardından dayak fasırları başladı diyor bu röportajında.
Zaten nişanlandıktan 3 gün sonra nişanlısı artık sahneye çıkmayacağını söylüyor.
Ve Adana, Kozan'da bir evde yaşamaya başlıyorlar.
Bergen dışarıya adım bile atamıyor.
Ya eve kilitleniyor bildiğiniz hapis hayatı.
Şiddet görüyor ve buna rağmen deli gibi aşıktım diyor bakın röportajlarına.
Gitmiyor. Şiddete rağmen gitmiyor.
Sonra evleniyorlar. İşte Bergen zaten...
Çocuğunun olmasını çok istiyormuş ama olmuyor bir türlü bir problem var.
Eşi sürekli geç geliyor, alkol alıyor, şiddet şiddet şiddet derken bir gün kocası sandığı adamın aslında evli ve üç çocuklu bir adam olduğunu öğreniyor.
İnanabiliyor musunuz? Yani kendisine sahte bir nikah kıyıldığını öğreniyor.
Dünyası başına yıkılıyor belgenin ve evde bir gün bir başka kadının iç çamaşırlarını buluyor.
Hem aldatılıyor hem adam zaten bir başkasıyla evli çıkıyor.
Nikahın sahte olduğu anlaşılıyor.
Yine de affediyor bakın sahte nikaha rağmen.
Ama evde bir kadının çamaşırını bulduktan sonra artık okey diyor bitti.
Evi terk ediyor. Ankara'ya dönüyor.
Tekrar gece kulüplerinde sahne almaya başlıyor.
Başkent Gazinosu var Ankara'da oraya çıkıyor.
Yine o dönemde Ankara'nın en iyilerinden Başkent Gazinosu ve kadroda Bülent Ersoy var, İbrahim Tatlıses var, Müjde Ar var.
Yani Uvertür bile olsa onlarla aynı kadroda ve bundan dolayı çok mutlu.
Ve yine ona hayran olan bir adam çıkıyor karşısına Osman adında bir iş insanı.
Onunla beraber oluyor ve İşte o süreçte evi yanıyor.
Bergen'in sokakta kalıyor.
Osman Bey bakın yine kurtarıcı bir figür.
Ona işte yeniden tüm eşyalarını alıyor.
Ev için destek oluyor.
Hep bir kurtarıcı var. Kurtarıcı figür hayatında erkekler.
Yine böyle birine aşık oluyor.
Ah be Bergen derken Osman Bey'in ailesi bu ilişkiyi onaylamıyor.
Bize yakışan bir gelin istiyoruz diyorlar.
Ayrılmak zorunda kalıyorlar.
Sevdikleri halde birbirlerini.
Daha sonra işte babası vefat ediyor.
Yine bir yıkım. Ve kendini yine nerede buluyor?
Halis'in yanında buluyor.
Yine ona kol kanat geliyor Halis.
Ben boşandım diyor. Gel diyor.
Bu sefer cidden evleneceğiz diyor.
Sen de sahneleri bırak gel.
Yeniden başlayalım diyor. Ve 9 Ocak 1982'de tekrar evleniyorlar.
Bu sefer gerçekten evleniyorlar.
Dana'ya gidiyor, yine dayak, yine kaçış ve bu sefer İzmir'e kaçıyor arkadaşlar.
Pavyonda işe başlıyor, tabii annesi yine yanında her zaman olduğu gibi onu korumak adına.
Halis yine peşinde ve Bergen'i İzmir'de kaldığı pansiyonda Halis buluyor.
Bergen bitti diyor, istemiyorum diyor.
Tehdit kıyamet. Yüzüne kezzap atarım diyor.
Tabii Bergen inanmıyor. Yalan söylediğini düşünüyor.
Yapamaz diyor. Kıyamaz diyor.
Bana kıyamaz diyor. Diyor ki 3 gün sonra gazeteler senden bahsedecek.
Yine inanmıyor Bergen.
Yok diyor ya. Hani o kadarını yapmaz.
Öfkesinden söylediğini düşünüyor.
Beni döver diyor. Vücudumda sigara söndürür.
Beni dağa kaldırır. Bunları yapmış bu arada ama canıma kastetmez diye düşünüyor.
Ve 31 Ekim 1982'de bir gece annesiyle birlikte eve dönerken bir iş çıkışı.
Bir çöp bidonunun arkasından.
Biri çıkıyor yüzüne bir kova dolusu bir şey atıyor.
Ve Bergen o anda acıdan şuurunu kaybediyor.
Ve kaldırıldığı hastanede başına gelenleri öğreniyor kendine geldiğinde.
Meğer atılan şey o bir kova atılan şey kezapmış arkadaşlar.
Bir gözünü kaybediyor. Adam kiralamış bunu yapmak için kocası.
Ve ben o sıralar İzmir'de bir pavyonda çalışıyordum diyor.
Gece pansiyona giderken yüzüme bir koma dolusu kezap attılar.
İşte o anda neye uğradığımı şaşırdım.
Duyduğum acıyı size anlatamam diyor röportajında Bergen.
Bu bir koma hali.
Hiçbir insan...
Böyle bir acıya katlanamaz demiş.
O öyle bir acı. 45 gün boyunca hastanede yatıyor Bergen.
Ve dönemin en iyi plastik cerrahlarından Onur Erol.
Bütün gayretiyle Bergen'in yüzünü en iyi hale getirmeye çalışıyor.
Sadece yüzü değil eli yanmış, kolu, vücudu her yeri yanık içinde.
Doktoru diyor ki zımparalama yöntemiyle derilerini soyduk Bergen'in.
Ve 3 kere ameliyat ettim.
Ve 2 yıl sürecek daha bu tedavi bitmedi.
Sağ gözü komple çıkmıştı.
Kapakları kapanmıyordu diyor.
İnanabiliyor musun ya böyle bir vahşet oldu.
Olamaz ya. Protez için göz çukuru yaptım diyor.
Hani ileride protez yaparsa diye.
Burun kanatları bile yok olmuştu.
Yüzüne kalçasından deliler ekledik diyor.
Ve annesi daha sonra gazeteye vermiş olduğu röportajda şöyle demiş.
Bu adam benim kızımı iki yıl önce de eter koklatarak kaçırdı.
Vergene pavyon fedailiği yapan bu adamla evlenmemesini kendisini mutlu edemeyeceğini defalarca söyledim.
Fakat o bir defa adım çıktı geri dönemem diyerek beni dinlemedi.
Gece kulüplerinde Türk müziği söyleyen kızım sesi ve fiziğiyle kısa zamanda aranılan bir sanatçı oldu.
Bergen'in başarısını kıskanan damadım her gün bir huzursuzluk yaratıp kavga çıkarıyordu.
Sonunda bu evliliğin artık yürümeyeceğini düşünerek boşanmaya karar verildi.
Buna rağmen kızımın peşini bırakmayan Halil Serbest seni kimselere yar etmem diyerek devamlı onu tehdit ediyordu.
Sonunda kezzap atarak bakanların yüzüne doyamadığı kızı Kızımı mahvetti demiş annesi Sabahat Çakır.
Bergen ise sonradan vermiş olduğu bir röportajda o geceyi şöyle anlatıyor arkadaşlar.
O anda iki gözüm gitti.
Biraz alkollü olduğum için hiçbir şeyin farkında değildim.
Sadece çığlıklar duyuyordum.
Bir ara suya götürün dediler.
Kadere bak ki sular kesik.
Su ip gibi akıyor. Üzerimdeki giysileri yırtıp her tarafımı sardılar.
O an her yer çok karanlık.
Bir şey göremiyor. Gözlerimi açamıyorum.
Kısa bir süre sonra ekip arabası geldi.
Ege Üniversitesi hastanesine götürdüler.
Hastanede 45 gün kaldım.
Yara ve yanık tedavisi gördüm.
Halis devamlı hastaneye arıyordu.
Önceleri telefona yanıt vermedim ama daha sonra bir iki kez konuştum.
İki gözüm kör oldu. Bana bunu neden yaptın dedim.
O ağlayarak kendisinin yapmadığını söyledi.
Ama ben onun yaptığını biliyordum demiş röportajında.
Bu arada Bergen bu yaşadığı elim olaydan sonra bir gece yine hastane odasında...
Yatarken ve acılar içinde inlerken bir rüya görüyor.
Ve bu rüya sanki böyle gelecekte olacakların habercisi gibi arkadaşlar.
Rüyasında Müslüm Gürses ile kendisini aynı sahnede görüyor.
Ve sahnede söyledikleri şarkı şu rüyasında.
Cehennem ateşi ahirette olur.
Sen beni bu dünyada ateşe attın.
Bu şarkıyı söylüyorlar. Bu arada eşi Firari 2 ay sonra yakalanıyor.
Cezaevine gönderiliyor. Buca cezaevine.
Aldığı ceza 13 yıl 11 ay.
Peki Bergen ne yapıyor arkadaşlar bu süreçte?
Hastaneden çıkıyor 45 gün sonra.
Yaşadığı bunca acıya rağmen kocasını affediyor.
Ve ondan boşanmıyor arkadaşlar.
Ve adam hapishanede rahat etsin diye onu mide açık cezaevine tayin ettirebilmek için hatırı sayılır.
Kişileri devreye sokuyor. Sürekli ziyaretlerine gidiyor.
Ve hapishane müdürünün bir yakınının düğününde ücretsiz sahneye çıkıyor.
Düşünün hani içeride ona iyi davransınlar, iyi muamele görsün diye.
Bu arada 1984 senesinde yani yüzünün ameliyatları falan devam ederken bir de yumurtalık kisti ameliyatı geçiriyor.
Ve yumurtalıklarından biri alınıyor.
Hani doktorlar artık çocuk doğurma şansının çok çok az olduğunu söylüyorlar.
Bu da bir yıkım. Çünkü Bergen anne olmayı çok istemiş.
Hani yıkım üstüne yıkım öyle söyleyeyim.
Şimdi Bergen... tedavilerinin ardından tekrar sahneye çıkma kararı alıyor.
İzmir'e geri dönüyor. Çünkü sahnede olmak ona yaşadığını hissettiren bir şey.
Yani cidden ilk sahneye çıkışı izdiham yaratmıştır.
Öyle bir rağbet var. Aslında sahneye çıkmak için ne gücü var ne inancı var ne de görüntüsü kaldığını düşünüyor ama Kibariye'yi meşhur eden o kim bilir şarkısı vardır ya onun bestecisi Cengiz Özçeker onu böyle adeta bir
terapist gibi böyle işleye işleye işte sahnelere geri dönmeyi göndermeyi başarmış.
Dönmüş dönmesine ama Teknolojisi gerçekten hiç iyi değil.
Çok zor çünkü yaşadıkları.
Ve alkolün dozunu gitgide arttırıyor Bergen.
Çalışması zor bir insana dönüşüyor.
Haklıdır. Onca yaşanan şeyden sonra.
Bu arada yok olan gözünün yerine pullu pullu bantlar takıyor.
Saçlarıyla gözünü kamufle ediyor.
Saatlerce makyajı sürüyormuş sahneye çıkmak için.
Vücut yanıklarını çok iyi bir şekilde kamufle ediyor.
Sahnede giyimini kuşamını ona göre ayarlıyor.
Hatta onu izlemeye gidenler kadın güzelliğinden hiçbir şey kaybetmedi diyorlar.
Hani her şeye rağmen çok güzel Bergen.
Bu arada çok bonkörde bir kadınmış.
Vokalistlerine falan böyle tomarla para dağıtırmış çıkışta.
Hani ihtiyacı olan herkese koşan böyle Böyle can bir kadın.
Benim hayatım zaten kapkara.
Bari başkalarının hayatı kurutulsun dermiş hep.
1984 senesinde kısıtlı bir bütçe ile 12 parçalık Kardeşiz Kader adlı bir albüm yapıyor.
Ama bu albüm pek ses getirmiyor.
Sonra İstanbul'a gidiyor.
Yaşar Plan sahibi Yaşar Kekova'nın davetiyle İstanbul'a gidiyor.
Tekrar bir albüm yapmak için kolları sıvıyor.
Ve o dönem Star Music Hall'de çalışmaya başlıyor artık İstanbul'da.
Sonra işte başka yerlerde de sahnelere çıkıyor.
Bayağı ekonomik durum düzeliyor öyle söyleyeyim.
Peki bu paraları nasıl... yapıyor Merve'ye?
Hapisteki kocasına gönderiyor.
İnanabiliyor musunuz? Annesinden gizli gizli kocasına para gönderiyor.
Bu arada bir parantez açıp şunu da söyleyeyim.
Neden yaptı diye sorguladığımıza eminim şu an.
Korkusundan yaptı diyenler var arkadaşlar.
Çünkü eşinin kuzeninin bir açıklaması var.
Bir röportaja ona denk geldim.
Şöyle diyor. Diyor ki Bu röportaja şundan dolayı vermiş kuzeni.
Yıllar sonra Halis Serbes'in bir röportajında yapmış olduğu açıklamalar var.
İzlersiniz. Bu açıklamalardan dolayı kuzeni Halis Serbes'in kuzeni bir röportaj veriyor.
Diyor ki dayaklarını da anlatsın diyor.
kaçırıp Kozan Dağı'na kaldırıp elini ayağını bağladığını, bıçakla isminin baş harfini yazdığını, kadının çenesini kırdığını her şeyi anlatsın.
Halis'in bir yemini vardı. Eğer sahneye çıkarsa onu sahnede vururum.
Kendime de bir kurşun sıkarım diyordu.
Bergen'i öldürdü. Neden yapmadı?
Hani kendisini niye öldürmedi diyor.
Şimdi konuşması kolay.
Ölmüş bir insanın üzerinden film çevirerek para kazanmak çok kolay.
Bir de Bergen'in ailesini yaşadıklarını sorsunlar.
Bergen dünya iyisi bir insandı.
Bergen'in adı Unutulmadığına göre demek ki insanlarda bir saygı, bir sevgi bırakmış.
Halis kumarhane işletiyordu.
İflas etti, kapattı.
Hapishanedeyken Bergen ona korkusundan dolayı bakıyordu demiş.
Yani bunca şeye rağmen neden hala gizli gizli para gönderiyor derseniz sebebi bu olabilir.
Ama şöyle de bir şey var.
Adamın suçunu hafifletiyor vermiş olduğu ifadelerle.
Hani çıkması için her şeyi yapıyor.
Çünkü çıkınca mutlu olacağını düşünüyor.
Hatta şöyle demiş bir röportajında.
İnanın kocamı çok seviyorum.
Bana artık hiçbir şey yapmaz bu saatten sonra.
Çünkü artık onun da aklı başına gelmiştir.
Hem ben artık o eski belgen değilim.
Çoğu şeyler değişti. Hepsini göreceksiniz diyor.
Hani eşim çıktıktan sonra. İnanılmaz.
Neyse Bergen 1986 yılında Acıların Kadını albümüyle şöhreti tam anlamıyla yakalıyor diyebiliriz artık.
Ki 12 Eylül gibi böyle karanlık bir dönemin ardından toplumu saran bir arabesk kuryası vardı.
O dönemde Bergen o acılı hikayesiyle de albümüyle de damgasını vurmuştur.
Benim için üzülme parçası o albümdedir.
Ne diyordu o parçada? Bir ömür harap oldu.
Ağlamak bana düşer, benim için üzülme diyordu.
Bir başka parçasında da sevgi gibi kutsal bir kelime yalnız seninle düştü dilime.
Ölmek yetmez senin uğruna, sen ise hala anlayamadın diyordu.
Sonuç olarak Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem dedi.
Ama affetti arkadaşlar Bergen.
Kader diyemezsin. Sen kendin ettin, sana değil tanrım bana acısın.
Bu kötü günlere sen sebep oldum dedi bir parçasında.
Şimdi Acıların Kadını albümünün satış rakamının 1 milyonu geçtiği söyleniyor arkadaşlar.
Sezen Aksu'yu bile geçtiği söyleniyor o dönem içerisinde.
Haftalarca bir numarada kalmıştır ve Bergen hayal ettiğinin çok ötesinde bir başarıya imza atmıştır bu albümle.
Ve tabi sahnelerin aranan ismi oluyor.
Artık o bir assolist, uvertür falan değil assolist.
Ve dönemin en önemli isimleriyle sahne alıyor.
Bergen'i dinlemeye gelenler arasında Zeki Müren var baş köşede.
1987'de Acıların Kadını diye bir film çeviriyor.
Burada başrol oynuyor. Kendi hayatına yakın bir senaryo bu.
Ama çok eleştirilen bir film.
Çünkü annesi sanki onu işte zengin adamlara sunuyor gibi gösteriliyor bu filmde.
Nasıl buna okey oldu bilmiyorum Bergen.
Hani böyle bir filmde yer almaya.
Kezlap sahnesinde Bergen adamı kezlap atsın diye tahrik ediyor.
Böyle gülüyor falan. Hani Bergen'in içine hiç sinmeyen bir film olduğu söyleniyor.
Gerçekler bu değildi demiş film çekildikten sonra.
Bir gün Sezen Aksu fotoğrafçı Erol Atar ile birlikte onu izlemeye gidiyor.
Sezen Aksu Bergen'e bakıp diyor ki o gece Erol Atar'a.
Kezzap bile diyor. Bu kadını çirkinleştirememiş.
Öyle bir güzellik. 1987'de yılın en çok satan arabesk kadın sanatçısı ünvanıyla altın plak alıyor arkadaşlar.
O dönem için çok önemli bir ödül.
Ve altın kaset ödülünü alıyor aynı anda.
Ve ödülünü Ferdi Özbeyen takdim etmiştir.
Ağlamıştır o esnada Bergen.
Tarifi imkansız bir mutluluk onun için böyle bir başarı.
Çünkü o güne kadar hiçbir sanatçı bu iki ödülü birden almamış aynı anda.
Ve o gece tören sonunda...
Belki hapisteki eşine bir mesaj gibi bir konuşma yapıyor gazetecileri.
Diyor ki artık diyor çok yoruldum, çok yıprandım.
Yakında diyor sahneleri de bırakacağım kesin olarak.
Bakın eşinin çıkmasına yakın bir dönemde böyle bir röportajda bunları söylüyor.
Hani sinyal veriyor gibi algılanmış.
Derken Bergen'in Avustralyalı bir menajeri var.
Ve aralarında bir yakınlık doğuyor.
Ve bu iddialar manşete taşınıyor.
İşte gazetelerde de şöyle manşetler görüyoruz.
Bergen ateşle oynuyor.
İşte şu sıralar sabık eşini unutmuş gibi.
Manşetler böyle arkadaşlar. Resmen adamı kışkırtacak manşetler gazetelerde.
Akabinde Bergen konser için Adana'ya gidiyor.
Adana Luna Park Gazinosu'na gidiyor.
Ağustos 1987'de.
Ve burada bıçaklı saldırıya uğruyor.
Sahnede. Altı bıçak darbesi.
Ve bıçaklayan kişi gazinonun fotoğrafçısı.
Yine ölümden dönüyor.
Bu arada yer Adana. Altını çizerim.
Yani eşinin memleketinde.
O yüzden tüm gözler eşine çevriliyor.
O yaptırdı diye. Ama Bergen diyor ki yok diyor.
Gazino sahibiyle başkaları arasında bir husumet var.
Nerede olay diyor bana patladı.
Yine eşini savunuyor. Ama şöyle bir iddia var.
Antep'te sahne almak için kapora almış.
Gitmemiş. Kaporayı geri göndermiş.
Fakat bu kapora yerine yani sahiplerine ulaşmamış.
Bundan da olabilir deniliyor.
Burası şaibeli ama Bergen'in olay sonrası açıklamaları var.
Diyor ki yalnız bir kadına bu kadar yüklenmek erkeklik mi diyor.
Zaten benim hayatım acılar içinde geçti.
Daha benden ne istiyorlar bilmiyorum diyor.
Belgeni vuran adam 2 ay sonra çıkıyor.
6 kez bıçaklayan adam 2 ay sonra çıkıyor ve tutuksuz yargılanıyor.
Serbest bırakılıyor. Şaşırdık mı?
Hayır. Sonra Bergen'in işte bu sahneyi bırakacağına dair haberler iyice yayılmaya başlıyor.
Çünkü eşi çıkmak üzere.
Bergen bir açıklama yapıyor.
Diyor ki belki gözüm kör, vücudumun çeşitli yerleri böyle olmasaydı şöhret olamazdım.
Lanet ödüyorum o güne.
Yani diyor ki bana kezzap attığı için ben ünlü oldum demek istiyor.
Aslında öyle değil. Yani adamın söylediği şey bu.
O da onu söylüyor.
Neyse diyor ki bugünkü şöhretimi ve servetimi böyle talihsiz bir olaya borçluyum.
Kocama gelince o zaten cezasını buldu.
İkinci cezasını da benimle bir ömür yaşamakla çekecek yani evleneceğiz.
Ceza çekecek diyor. Bundan dolayı sahneyi bırakmamı istedi.
Onu da kabul ettim. Ama çıktıktan sonra tek bir yanlış hareketini görürsem gözümü kırpmadan bırakırım onu.
Hiç acımam. Bedeli biraz pahalıya mal oldu ama her istediğimi elde ettim.
İki evim var, arabam var, zevkime uygun takılarım var.
Yani hiçbir şeye ihtiyacım yok.
Sanatçı olarak da zaten kendimi kabullendirmişim.
Bana rakip olarak gösterilenlere bakıyorum, gülüyorum.
Sonra artık bu zamanda sahneye çıkmanın da kazandırmaktan çok kaybettireceğine inanıyorum.
Ancak zaman zaman halk konserleri belki veririm.
Bu da bir anlamda özlem gidermek olur benim için.
Bir de kaset çalışmalarım olacak diye bir açıklaması var.
Ben bunu hiçbir şeye ihtiyacım yok.
Sevgiden başka gibi yorumladım.
Şimdi arkadaşlar yavaş yavaş o kötü sona doğru giderken Bergen artık şöhretinin zirvesinde genç bir kadın.
Ve hiçbir şey onun önünü kesemiyor.
Kendisinden başka. Yurt dışında konserler veriyor.
Amerika'da çıkıyor. İzdiham oluyor.
Ödül üstüne ödül. Her yerde çıktığı mekanlarda soldat.
Yani artık diyor ki ben mutluluğun kadınıyım.
Yaşadığım olaylar evet beni acıların kadını yaptı.
Halk beni böyle tanıdı böyle sevdi.
Ama artık acıların kadını olarak anılmak istemiyorum diyor.
Ben mutlulukların kadını olacağım.
Can diyor bu saatten sonra. Bu arada hak gerçekten onu bağrına basmıştır.
Çok sevmiştir. Bir de çok vefalı bir kadın.
Çok can bir kadın. Hani önüne böyle çek koyanlar oluyor.
Gel diyorlar bizim plak şirketimize.
Ne istiyorsan ya kaç para istiyorsan vereceğiz.
Yine de geçmiyor vefasından.
Arkadaşının işleri bozuluyor.
Ücretsiz sahneye çıkıyor defalarca onun mekanında.
Sırf o mekan kalkınsın toparlansın arkadaşı diye.
Yani elini tutan eli unutmuyor vefalı bir kadın.
Ve diyor ki kocası sorulduğunda kanı kanla değil suyla yıkamak lazım.
diyor. Neyse eşinin tahliyesine günler kalıyor arkadaşlar.
Mersin'den dayalı döşeli bir ev tutuyor.
Tek hayali mutlu olmak ve Ekim 1988'de eşi cezaevinden çıkıyor.
6 yıl kalmış cezaevinde.
13 yıl yemişti ama 6 yıl kalıyor.
Tekrar birlikte olmaya başlıyorlar ve gazetelere mutluluk pozları veriliyor arkadaşlar ve Bergen bir röportajında eşim diyor sahneye karşı sinemaya karşı yasakladı diyor.
O yüzden çıkamıyorum. Artık diyor plaklarımla sizleri sevindireceğim.
Sevenlerimi diyor. Sevdiğim ve inandığım Eşimle yepyeni bir hayatın eşiğindeyim.
Artık diyor evimin kadını olmak istiyorum.
Her seven kadın gibi evime ve eşime hizmet etmekten mutluluk duyacağım diyor.
Ama aynı senaryo tekrar yaşanıyor arkadaşlar.
Nedir aynı senaryo?
Şiddet, alkol ve işkence.
Ve Bergen bir gün dayanamıyor.
Gazeteci bir dostunu arıyor.
Beni diyor kurtarın. Ben diyor ölmeden bu adamdan kurtuluşum yok.
Bu adam beni öldürecek kurtarın beni diyor.
Bergen boşanıyor arkadaşlar ama yine bir şekilde adam onu döndürüyor ve o adamla yaşamaya devam ediyor.
Nedendir bilinmez. Bergen bir gün öyle büyük bir şiddet görüyor ki sağlam kalan gözü de kapanıyor.
Hatta o gözü de kör olma noktasına gelmiş.
Öyle bir şiddet. Soruyorlar adama niye yaptın diye.
Ellerim kırılsaydı yapmasaydım diyor.
Ağlıyor. Yani hastalıklı bir ilişki arkadaşlar.
Bergen ne yaptıysa olmuyor.
Hep peşinde adamlar.
Hep takip ediliyor. Kurtulamıyor.
Ve 1989 yılının 13 Ağustos gecesi saatler henüz sabaha vurmamışken Bergen konserden çıkıyor.
Taksiye biniyor arkadaşlar. Mersin'deki evine gidecek.
Annesiyle beraber. Ve o sırada peşinde olduğunu hissediyor.
Ailesinin peşinde olduğunu hissediyor.
Polise haber veriyor. Yardım istiyor.
Polis tedbir alınacağını söylüyor.
Ama geç kalıyorlar arkadaşlar.
Ve Bergen taksiyle eve dönerken bir araba gecenin karanlığında önlerini kesiyor.
Eski eşi Bergen tatsızlık çıkmasın diye onun arabasına geçiyor.
Adam Bergen'i işte geri dönmesi için ikna etmeye çalışıyor.
Seni diyor yaşatmam. Sahne yok.
Evine döneceksin diyor. Bergen belki biraz sakinleşirler diye.
Hani yol üzerinde işte Tarsus Çamadan Yaylası'nda bir lokanta var.
Buraya girelim diyor. Hani sakinleştirmek istiyor onu.
Aslında amacı polisleri görmek.
Kurtarılmak arkadaşlar. O yüzden giriyor oraya.
Neyse annesi Halis ve Bergen bir masada oturuyorlar.
Bergen diyor ki adama ben artık sana dönmek istemiyorum.
Her şey bitti diyor. Hani peşimi bırak.
Ve o an dünyası kararıyor.
Adam Bergen'e kurşunlar yağdırıyor.
Kızını alamıyor. Annesini de vuruyor.
Sonra arabasına atlayıp kaçıyor.
Ve Bergen oracıkta hayatını kaybediyor.
Daha gencecik yaşında. Annesi o evlat acısıyla kala kalıyor.
Ve kızını öldüren adam diyor ki onu mezarında bile rahat...
Bırakmayacağım diyor acılı annesine.
Annesi kızını mezarında bile korumak için mezarının etrafını kafeslerle çevirmiştir.
Katil yurt dışına kaçıyor.
Daha sonra yakalanıyor. Ve sadece arkadaşlar 7 ay sonra tahliye ediliyor.
Ve bir röportajında diyor ki bin defa kalksın mezarından aynı hatayı yapsın bin defa daha öldürürüm diyor.
Canım dediklerim canımı aldı diyen 30 yaşında gençliğinin baharında güzeller güzeli bir kadın.
Hayatı sevdiği adamın ellerinde.
son bulmuş bir kadının hayatını anlattım bugün size.
Bergenin hikayesi bitmedi.
Bergenlerin hikayesi. Sadece isimler değişti arkadaşlar.
Her gün bir başka kadının hayatının hikayesi yarım kalıyor bu ülkede.
Ve biz artık acının büyümesini değil, adaletin büyümesini istiyoruz.
Hiçbir kadının hayatı sevdiği bir adamın öfkesine, bir sistemin boşluğuna, bir toplumun sessizliğine kurban edilmemeli.
Bu ülkede kadınlar artık yaşasın diyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay. Bazen anlatmak istersin ama nereden başlayacağını bilemezsin.
Terapin bu yolculuğun her adımında seninle.
Psikologlara ek olarak diyetisyenler, fizyoterapistler ve spor eğitmenleriyle de bütün seri yoluşunu destekliyor.
Terapini Google Play ya da App Store'dan indirip pod 500 koduyla alacağın ilk seansını 500 TL indirimli olarak oluşturabilirsin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
