
Benjamin Franklin: 100 Doların Üzerindeki İsmin Hikayesi
12 Ağustos 2026 · 39 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
100 dolarlık banknotun üzerindeki Benjamin Franklin, para ve kaynakları nasıl değerlendiriyordu? Bu bölümde Franklin’in çalışma disiplini, tasarruf, planlama ve finansal bilinç yaklaşımını konuşuyoruz.
Yatırım dünyasını anlamanın yolu doğru soruları sormaktan ve güvenilir bilgiye ulaşmaktan geçtiğine inanan Garanti BBVA’nın Yatırım Konuşuyoruz serisinde İrem Sak soruyor, uzman isimler yatırım dünyasını sade ve anlaşılır bir dille anlatıyor. Yatırım fonlarından hisse senetlerine, halka arzlardan küresel piyasalara uzanan tüm bölümleri Garanti BBVA YouTube kanalında izleyebilirsiniz.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Garanti BBVA" hakkında reklam içerir.
Transkript
Garanti BBVA Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine ilham veren bir biyografiyle geldim arkadaşlar.
Bugün ne konuşacağız?
100 doların üzerindeki adamı konuşacağız.
Çünkü çoğu kişi onu öyle biliyor.
Benjamin Franklin'den bahsedeceğim size.
Amerika'nın kurucu babalarından biri ve dünya tarihinde de elbette çok önemli bir yere sahip.
Aslında onun hikayesini anlatmak isteme nedenim...
Yalnızca Amerika'nın kuruluşunda rol alan bir devlet insanı olması değil.
Ya da bir mucit, yayımcı, yazar, siyasetçi, diplomat ya da bir bilim insanı.
Bakın bütün bu başlıklara sahip Benjamin Franklin.
Hatta derler ki onun için şair dışında her şeydir.
Beni asıl etkileyen şey onun...
kendi hayatını, kendi karakterini inşa edecekler.
Franklin çok başarılı biri evet ama benim bugün odaklanacağım nokta o başarılarının arkasındaki zihniyet.
Çünkü onun hikayesi bence bize doğuştan dahi ya da ayrıcalıklı biri olmamız gerekmediğini merakın, disiplinin, çalışmanın ve kendimizi sürekli eğitmenin hayatımızın yönünü nasıl değiştirebileceğinin
hikayesi. Hani meşhur bir söz vardır.
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan işe önce kendinden başla derler.
İşte Franklin bence bunu gerçekleştirenlerden biriydi.
Peki ama nasıl Merve?
Hadi o zaman lafı uzatmadan hemen başlayalım.
17 Ocak 1706 yılında ABD'de Massachusetts eyaletinde bulunan Boston şehrinde doğuyor.
Boston o zamanlar bugünkü gibi böyle devasa bir metropol değil.
Yaklaşık 7000 nüfuslu işte ahşap evlerin böyle sıkış tıkış dizildiği liman kenarında bulunan küçücük bir kasaba.
Her yerde donyağın fabrikaları var.
Bunlardan sabun üretiliyor.
İşte o sabunların kokusunun o limandaki deniz kokusuyla karıştığı bir yerden bahsediyorum.
İşte böyle bir dünyada Milk Street'teki küçük iki odalı bir evde.
Bakın iki odalı diyorum. Az sonra duyacaklarınızı şok geçireceksiniz.
İşte böyle bir evde doğuyor Benjamin Franklin.
Bu arada Benjamin'e ben diyeceğim kısaca.
Ben'in babası Josiah Franklin İngiltere'deki dini baskılardan kaçıp yeni bir hayat kurmak için 1680'lerin başında Amerika'ya göç etmiş püriten bir kumaş boyacısı.
Püriten nedir bilmeyenler için?
Hristiyanlığın protestan kolu içinde ortaya çıkan katı bir dini reform hareketi öyle söyleyeyim.
Bu kısmı bilerek açıyorum çünkü bu Ben'in hayatını ileride etkileyecek.
Çünkü püriten anlayışta genelde çalışkanlık, tutumluluk, nefse hakim olma, eylem...
Lencede ve gösterişte ölçülülük, disiplin, ahlaklı yaşama ve İncil Hristiyanlığı hakim.
Şimdi babası dediğim gibi püriten bir kumaş boyacısı ama Boston'da maalesef boyacılığa pek bir talep olmadığı için don yağından yani besi hayvanlarının iç yağından sabun ve mum üreten bir zanaatkar oluyor.
Bu arada bu iş hiç kolay bir iş değil.
Çok ağır bir koku var.
Böyle bir ortamda çalışıyor insanlar ve kar oranı da oldukça düşük bir iş.
Ekonomik durumları çok iyi değil ama benim babası çok yılmaz bir karakter ve her türlü zorluğa dayanan, göğüs gelen, çalışkan bir adam.
Ben de ileride böyle olacak yaşadıklarını.
Anlattıkça anlayacaksınız babasına benzediğini.
Her akşam böyle kemanıyla ilahiler çalan, dürüstlüğüyle nam salmış bir insan benim babası.
Hatta öyle ki komşularının aralarındaki anlaşmazlıkları bile onun hakemliğiyle çözüyorlarmış.
O kadar da güvenilir bir insan.
Bence ben ile babasının karakteri çok benziyor.
Özellikle de az sonra anlatacağım işte anayasanın hazırlanması, Amerikan bağımsızlık bildirgesi vs.
Buralarda Benjamin Franklin'in takılmış olduğu tavır, o hakemliği hep ben babasına benzerim.
Peki annesi nasıl bir insandı derseniz?
Annesi Avia Folger dönemin şartlarına göre çok sıra dışı bir kadın.
Çünkü okuma yazma biliyor.
O dönemde okuma yazma bilen kadın sayısı çok az.
Hatta Benjamin otobiyografisinde okumayı öğrenmediğim bir zamanı hiç hatırlamıyorum diyor.
Sürekli okuma yaptırıyormuş annesi.
İşte bu okuma sevgisini ona aşılayan kişi annesi.
Annesini de gerçekten takdir ediyorum.
Çünkü o kadar kalabalık bir aileler ki esas bombaya geleyim hatta.
Benjamin Franklin'in 17 kardeşi var.
İnanabiliyor musunuz? Babasının ilk eşinden 7, ikinci eşinden de 10 çocuğu varmış.
Annesini takdir etme sebebim hani bu kadar çocuğun içerisinde Benjamin'le ilgilenip ona okuma aşkı kazandırabilmesi.
Çünkü okuma aşık olmasaydı muhtemelen bugün biz Benjamin Franklin'den bahsetmiyor olacaktık.
Ben yoksul bir ailede büyüyor ama zihinsel olarak zengin bir aile diyebiliriz.
Çünkü babası akşam yemeklerine her zaman böyle özellikle bilgili komşularını ya da bilgili esnaf arkadaşlarını davet edermiş ki masada işte ahlaktan bahsedilsin, bilimden, felsefeden, topluma
faydalı işlerden konuşulsun.
Bu kısmı da unutmayın çünkü az sonra size yine Franklin'in yapmış olduğu bir şeyden bahsedeceğim.
Yine babasının yaptığı bu. Bu şeyle çok benziyor.
İşte her akşam böyle insanlarla dolup taşıyor evleri.
Çocuklar da tabii ister istemez bu bilgi dolu sohbetlere kulak misafiri oluyor.
Şu an aklıma İlber Ortaylı'nın çocukluğu geldi.
O bölümü dinleyenler hatırlayacaktır.
Onun da çok benzer anıları vardı.
Onun da ailesi böyle bilgi dolu komşularını çağırıp sohbet ederlerken İlber Ortaylı onları dinliyordu.
Tarihe ilgisi de aslında bu şekilde başlamıştı.
Bunlar önemli detaylar.
Buraları o yüzden anlatıyorum.
Eğer bir ebeveyseniz hani sadece Benjamin Franklin'in hayatını dinliyormuşum gibi düşünmeyin.
Daha farklı pencereler açmaya çalışıyorum.
Neyse küçük Benjamin yemeğini yerken bir yandan da işte büyüklere has olan bu sohbetleri emiyor.
Sünger gibi emiyor. Ve işte faydalı bir insan olma fikri...
Benjamin Franklin'in zihnine daha çok küçük yaşlarda o yemek masasında işleniyor.
Faydalı insan olmak.
Bunu unutmayalım. Bu kısım önemli.
Bence onun hayat mottosu bu.
Şimdi size Benjamin Franklin'in felsefesine dönüşen iki meşhur çocukluk anısını anlatacağım.
Birincisi bir düdük hikayesi.
Benjamin Franklin henüz 7 yaşındayken bir bayram zamanı.
Cebindeki bütün bakır paralarla gidiyor.
Bir çocuktan çok beğendiği bir düdük var.
Onu satın alıyor. Sonra eve geliyor böyle neşe içerisinde işte düdüğünü çalmaya başlıyor derken bir anda abileri, kuzenleri karşısına geçip alay etmeye başlıyor.
Çünkü Benjamin o düdüğe gerçek değerinin tam dört katı para ödemiş.
Aslında düdük o kadar pahalı değilmiş.
Tabii bunu duyunca başlıyor hüngür hüngür ağlamaya ve o saatten sonra artık...
O düdüğün sesi ona hiç güzel gelmiyor ama işte bu olay onun hayatı boyunca unutamayacağı bir ahlak dersine dönüşüyor.
Nedir bu ahlak dersi?
Büyüdüğü zaman ne zaman gösterişe kapılan, ne zaman böyle zenginlik hırsıyla sağlığını, dostlarını gözünü kırpmadan harcayan ya da yanlış evlilikler yapan birini görse içinden hep
o cümleyi geçiriyor. Diyor ki zavallı dostum bir düdük için Çok fazla ödeme yapmışsın.
Neden böyle diyor? Çünkü küçük Benjamin o düdüğün sesine yani onun verdiği o kısa süreli mutluluğa kapılarak heyecan içerisinde hiç düşünmeden bütün parasını verdi değil mi?
Sonra gerçeği öğrendi ki o düdük aslında o kadar para değilmiş.
İşte gereksiz ödenen Bedeller var hayatımızda.
Yanlış evlilik yapanlardan kastı o insanın değersizliğini kastetmiyor burada.
Sırf yalnız kalmamak uğruna, sırf para için, statü atlamak için yapılan evlilikleri kastediyor.
Neden? Çünkü bir şeyin gerçek bedeli para değil arkadaşlar.
Onun için hayatımızdan vazgeçtiğimiz şey.
O şekilde bedelini ödüyoruz.
Bazen zamanımızda, bazen özgürlüğümüzde, bazen huzurumuzda, bazen sevdiklerimizde geçireceğimiz vakitle.
Sağlığımızı da bununla ödüyoruz aslında.
Yani Franklin bize diyor ki Bir şeyi delice istemeden önce yalnızca değerini düşünmeyin.
Ne kadar para veriyorum diye düşünmeyin.
Bize neye mal olacağını da bir düşünün.
İşte Benjamin Franklin aslında finansal okuryazarla bu düdük hikayesiyle daha 7 yaşında adımını atmış diyebiliriz.
Ve bu bölümde de göreceksiniz Benjamin Franklin'in hayatına baktığımızda aslında tek bir alanda başarılı olmuş birinden bahsetmiyoruz.
Bilimle ilgileniyor, yazıyor, üretiyor, siyasetin içerisine aktif olarak yer alıyor ve hayatı boyunca yeni şeyler...
öğrenmeye devam ediyor. Ama bütün bunların arkasında çok temel bir yaklaşım var.
Elindeki zamanı, bilgiyi ve kaynakları mümkün olduğu kadar bilinçli kullanmak.
Franklin'in para ve tasarruf üzerine söylediklerinde de benzer bir bakış açısı var.
Onun için mesele sadece daha fazla para kazanmak değil.
Sahip olduğun şeyi anlamak, planlamak ve geleceği düşünerek hareket etmek.
Aslında yatırım dünyası ile ilgili de benzer bir durum var.
Neden? Çünkü dışarıdan baktığımızda işte fonlar, hisse senetleri, halka arzlar, piyasa kavramları derken her şey böyle biraz daha karmaşık görünebiliyor.
Hatta bazen insan nereden başlayacağını bilmiyor ve daha ilk adımda konudan uzaklaşmamız bile mümkün.
Ama yatırım yapmak ya da yatırım dünyasını anlamaya çalışmak bütün bu kavramları böyle bir anda bilmek anlamına gelmiyor.
Hani bazen ilk adım sadece temel kavramların ne anlama geldiğini öğrenebilmek, duyduğumuz bir terimi araştırmak ya da bir yatırım aracının nasıl çalıştığını anlamak olabiliyor.
Garanti BBVA'nın Yatırım Konuşuyoruz platformu da tam olarak bu noktada yatırım dünyasını daha anlaşılır hale getirmeye amaçlıyor.
YouTube'da yayınlanan Yatırım Konuşuyoruz serisinde İrem Sak yatırımcıların merak ettiği soruları soruyor.
Alanında uzman konuklar yatırım fonlarından hisse senetlerine, halka arzlardan, küresel piyasalara kadar pek çok konuyu sade ve anlaşılır bir dilde ele alıyor.
Siz de yatırım dünyasına dair bilginizi geliştirmek isterseniz Yatırım Konuşuyoruz serisinin tüm bölümlerini Garanti BBBA YouTube kanalından izleyebilirsiniz.
Belki Benjamin Franklin'in hikayesinden bugüne taşıyabileceğimiz en güzel fikirlerden biri de bu.
Her şeyi en başından bilmek zorunda değiliz ama daha bilinçli kararlar verebilmek zorunda değiliz.
Hadi o zaman devam edelim.
Gelelim ikinci önemli çocukluk anısına.
Bu olay Boston'ın ünlü ve oldukça da katı bir din adamı olan Cotton Mater'in evinde yaşanmış.
Genç Benjamin Mater'i ziyaret ediyor ve çıkışta tam böyle dar alçak tavanlı bir alandan geçerken Mater aniden arkasından bağırmaya başlıyor.
Eğil eğil diye bağırıyor ama ne demek istediğini Benjamin anlamıyor ve kafasını sert bir şekilde kirişe vuruyor.
Cotton Mater de o an ona bakıp diyor ki sen daha çok gençsin.
Önünde koca bir dünya var.
Hayatın boyunca başını biraz eğerek yani alçak gönüllü yürürsen birçok sert darbeden korunursun diyor.
İşte Benjamin Franklin'in ömrünün son yıllarında bile o diplomatik başarılarını ve kibrini yenme konusundaki esnekliğini bu hatırasına borçludur.
Hatta bütün diplomatik başarılarımı bu öğüde borçluyum der.
İşte alçak gönüllülük ve egomuzu yenmek bunun önemi.
Benjamin çok meraklı bir çocuk.
Hatta bu onu ileride başarıya götüren şeylerden biri.
Merak duygusu. Şimdi Boston Limanı'na yakın büyüdüğü için suyla ve yüzmeyle arası oldukça iyi.
Çocukken kendi kendine yüzmeyi öğreniyor.
Hatta daha hızlı yüzebilmek için ellerine, ayaklarına ahşap paletler tasarlamış daha çocukken.
Yani mucitlik başlamış küçük yaşlarda.
Sonra bir gün böyle sırt üstü yüzerken eline bir uçurtma alıyor ve kendi kendine böyle rüzgarın götürdüğü yöne doğru savrulmaya başlıyor.
Franklin sadece doğayı seyretmekle kalmıyor.
Suyun direncini, rüzgarın çekiş gücünü, hareketin nasıl bir şeyleri kolaylaştırabileceğini bunları gözlemlemeye başlıyor.
Sonra elindeki o basit malzemelerle bir düzenek kuruyor ve fikirlerini bir şekilde sınamaya çalışıyor.
Daha çocukken yapıyor bunları. İşte bunlar Franklin'in hayatı boyunca sürdüreceği bilimsel yöntemin ilk tohumları diyebiliriz.
Yıllar sonra zaten paratoneri icat edecek.
Az sonra bahsedeceğim. Ya o kadar çok şey var ki anlatmam gereken yani bu podcast milyon saat falan olacak herhalde ve kısaltmaya çalışıyorum.
O yüzden bazı şeyler eksik kalabilir kusura bakmayın.
Peki bu dahi çocuğun okul hayatı nasıldı?
Oraya da bir bakalım. Babası onun bu parlak sekasının oldukça farkında ama oğlunu kiliseye adamak istiyor.
Yani bir din adamı olmasını arzuluyor.
Ve 8 yaşında onu Boston Latin Okulu'na gönderiyor.
Benjamin burada o kadar başarılı oluyor ki hemen üst sınıflara atlıyor ama maalesef babası...
O yüzden beni 10 yaşında okuldan geri almak zorunda kalıyor.
Yani ben sadece 2 sene eğitim görebiliyor.
Daha sonra çocuğunu alıyor.
Yanında çırak olarak çalıştırmaya başlıyor.
Bu ben için büyük bir kabus.
Çünkü işte mum kalıbı dolduruyor, fitil kesiyor.
Sürekli bunları yapıyor ve bunlardan nefret ediyor.
Çünkü bir hayali var. Hep böyle uzak denizlere açılıp bir denizci olmak istermiş.
Böyle bir hayal kuruyor ama babası zaten bir oğlunu denizde kaybetti.
için kesinlikle buna müsaade etmiyor.
Sonunda babası oğlunun bu zihinsel enerjisini bastıramayacağını anlıyor.
Potansiyelini anlıyor yani.
Ve tabi kitaplara olan o derin aşkını da gördükten sonra şöyle bir karar veriyor.
Matbaacı olan büyük oğlu var James.
Onu onun yanına çırak olarak veriyor.
İşte bu çıraklık sözleşmesi Benjamin Franklin'in hayatının dönüm noktalarından biridir.
Burası önemli. Gündüzleri işte matbaada harf diziyor.
Geceleri gizlice mum ışığında kitap okuyor Benjamin Franklin abisinin yanında.
Hatta yazma tarzını geliştirmek için de çabalıyor.
Ve dönemin en ünlü makalelerini böyle kelime kelime değiştirip kendi cümleleriyle tekrar yazmaya çalışıyor.
Yani yazarlık becerisini geliştirmeye çalışıyor.
Bu arada çıraklık sözleşmesi 9 yıl.
Yani 9 yıl boyunca oradan ayrılamaz.
Ayrılırsa da kaçak konumuna düşer.
Kötü bir şey. Yani ben 21 yaşına gelene kadar abisine hizmet etmek zorunda arkadaşlar.
Derken takvimler 1721'i gösterdiğinde abisi James Amerika'nın...
4. gazetesi olan New England Current'ı yayınlamaya başlıyor.
Bu arada bu gazete diğerlerine hiç benzemiyor.
Çünkü normalde gazetelerde işte resmi bildiriler yayınlanıyor o dönem.
Ama bu gazetede İngiliz hükümetini eleştiren, işte yerel otoriteleri açıkça eleştirip hicveden yazılar var.
Ve 15 yaşındaki Benjamin de işte bu gazetede yazmak istiyor.
Abisi de tabii ki diyor ki sen hayırdır, sen daha çocuksun, sen daha çıraksın diyor.
Senin yazdığın şeyi kim okusun, kim ne yapsın diyor.
Benjamin de... Bir gece el yazısını böyle tamamen değiştirerek gizlice bir mektup yazıyor.
Mektubun altına hayali bir isim yazıp imza atıyor.
Adını da Silas Dugud koyuyor.
Hani güya bu kişi böyle bir taşrada yaşayan ama hayata dair keskin gözlemleri olan, esprili fikirleri olan orta yaşlı bir dul.
Ve bu mektubu Benjamin Franklin gece gizlice matbaa kapısının altından atıyor.
Ertesi sabah abisi James ve ekibi bu mektubu okuyor ve adeta büyüleniyorlar.
Kim diyorlar bu harika yazar?
Hani ismi de yok ya Silence the Good imza atmış ama kim olduğu belli değil.
Ve basıyorlar bu mektubu ve Boston halkı öyle büyük bir rağbet gösteriyor ki gazeteye.
Hani sırf bu yazıları okumak için bu gazeteyi alıyorlar ve gazetenin satışları patlıyor.
Ve bu tam 6 ay boyunca devam ediyor.
diyor. Ne Benjamin kendinin kim olduğunu belli ediyor ne de abisi 15 yaşındaki kardeşinin bu mektupları yazdığını anlamıyor.
Hiç kimse anlamıyor. Hatta herkes onun işte Boston'da yaşayan saygın bir din insanı olduğunu ya da çok entelektüel işte orta yaşlı bir hanımefendi olduğunu düşünüyor.
En sonunda Benjamin Franklin bir gün dayanamıyor ve abisine gidip her şeyi itiraf ediyor.
O mektupları ben yazdım diyor.
Ve abisi hani sevineceği yerde kıskançlıktan deliye dönüyor ve kardeşinin bu kadar yetenekli bir insan olduğunu görmeyi kaldıramıyor ve Ben'in bir çırak olduğunu sık sık ona hatırlatıyor işte
sen bir çıraksın burada sözleşmen var haddini bil hani şiddet uygulamaya başlıyor derken 1722'de abisi James gazetede işte yine hükümeti ve din adamlarını böyle biraz sert bir şekilde eleştirince bir
ay boyunca hapis cezası alıyor ve bu süreçte gazete kime kalıyor Benjamin Franklin'e kalıyor abisi yokken ve o kadar iyi idare ediyor ki hiçbir sorun çıkmıyor abisinin yokluğunda ve Boston halkı onun
o genç de Böyle aralarında konuşmaya başlıyorlar.
Hani bu nasıl bir çocuk falan diye.
James de hapisten çıkınca bunları duyuyor daha da kıskanıyor.
Hani kardeşim de matbaamı ilerletmiş ben yokken demiyor.
Ve hükümet James'in artık gazete çıkartmasını yasaklıyor.
James de bir kurnazlık yapıyor.
Ben'in resmi çıraklık sözleşmesini yırtıyor.
Ve gazetenin künyesini Benjamin Franklin'e editör olarak yazdırıyor.
Halbuki editör değil. Zaten arka planda hemen kardeşine tekrar bir çıraklık sözleşmesi imzalatıyor.
Yani Benjamin resmi olarak özgür görünüyor ama arka planda hala çırak ve hala tutsak.
Benjamin bir gün artık böyle abisinin şiddetine daha fazla dayanamıyor.
Kaçma planları yapıyor ama o dönemde çıraklık sözleşmesini bozmak ve kaçmak çok ciddi bir suç.
Kanun kaçağı konumuna düşüyor kaçarsa.
Ama bütün bunları göze alıyor Benjamin Franklin ve en sevdiği kitaplarını satıyor.
Böyle 3-5 kuruş yol parası denkleştiriyor ve 25 Eylül 1723'de macera başlıyor öyle söyleyeyim.
Gizlice New York'a giden bir gemiye biniyor ve her şeyi herkesi geride bırakıyor.
Bir bilinmeze doğru yelken açıyor.
Daha 17 yaşında bunu yaptığında.
Ve New York'a vardığında cebinde 5 kuruş parası yok.
Şehirde bir tane matbaacı var.
Onun yanına gidiyor. O da diyor ki benim sana burada verecek işim yok.
Ama belki Philadelphia'daki oğlum Andre var.
Onun yanına gidersen belki o sana iş verebilir diyor.
Benjamin tekrar yola düşüyor.
Ama körfezi geçerken bindiği küçük tekne fırtınaya yakalanıyor.
Ve neredeyse tekne alabora olacak.
O pozisyona geliyor. Ve Benjamin tam 30 saat boyunca bakın 30 saat diyorum.
Aralıksız. Tekne batmasın diye su tahliye ediyor sürekli.
Ve karaya çıktığında zaten bitik bir halde.
Gitmesi gereken 50 mil yol var.
Sırılsıklam olmuş. Kar yağıyor.
Her yer çamur içinde. Hayal edin 17 yaşta bir çocuk.
Ateşler içerisinde. Yürüyor, yürüyor, yürüyor.
Yolda bir fırın görüyor. 3 peni parası var cebinde.
Fırıncıya diyor ki bu paraya ne verirseniz onu yiyeceğim.
Fırıncı da ona devasa 3 tane ekmek veriyor.
Birinci ekmeği eline alıyor.
Böyle pufidik kocaman bir ekmekmiş bu.
Yiye yiye gidiyor. Diğer 2 ekmek.
de böyle koltuk altlarına sıkıştırmış.
Yürüyor o şekilde perişan bir halde.
O sırada da bir kız görüyor Benjamin Franklin'i ve bayağı gülmüş.
Hani tipine kılığına bakıp gülmüş.
Çünkü çok komik görünüyormuş o ekmeklerle.
Bu hikayeyi neden anlattım?
Çünkü o kız Benjamin'in 7 sene sonra evleneceği Deborah Reed arkadaşlar.
Eşi olacak 7 sene sonra.
Böyle de bir hatırası var.
O yüzden paylaşmak istedim. İşte ben günlerce süren bu yolculuktan sonra Andre Bradford'un matbaasını buluyor.
Mutlu son demek isterdim ama maalesef diyorlar ki canım burada sana iş yok ama istersen Samuel Kramer adlı bir matbaacı var.
Sen onun yanına git diyorlar. Yine çocuğu başka bir yere gönderiyorlar.
Bu Samuel Kramer adlı adam Yahudi ve ne kadar zeki olduğunu hemen anlıyor Benjamin Franklin'in.
Hemen onu işe alıyor ve kısa bir süre geçtikten sonra da matbaanın işlerini komple bene bırakıyor.
Philadelphia ben için adeta bir cennet arkadaşlar.
Çünkü katı ve baskıcı Puritan kuralları ile yönetilen o Boston'ın aksini.
Burası Quaker'ların kurduğu, hoşgörülü böyle farklı dillerden, dinlerden milletlerden inananların bir arada yaşadığı, ticaretin ve fikirlerin hızla büyüdüğü modern bir şehir.
Burada daha rahat ediyor öyle söyleyeyim ve ben burada kısa sürede dürüstlüğüyle, çalışkanlığıyla, bitmek bilmeyen o entelektüel merakıyla dikkat çekmeye başlıyor.
Kendine yeni yeni dostlar ediniyor.
Kitap kulüpleri kuruyor. Ve kendi ayakları üzerinde duran özgür bir adam olma yolundaki ilk büyük adımlarını da burada atıyor.
Ve daha sonra yanına işe girdiği adam onu müdür yapıyor.
Ama aslında asıl amacı Benjamin'in bütün bildiklerini...
Elemanlarına öğretmesi ve ona yüksek maaş vermekten kurtulmak.
Yani beni bir süre sonra diskalifiye etmek.
Ben de bunu anlayınca işten ayrılıyor ve kendi matbaasını kuruyor.
Hatta bu adamla daha sonra rakip olmuşlardır ve adam daha fazla dayanamayıp batıyor.
Ben onun iflasından arta kalanları da alıyor ve batmakta olan Pensilvanya gazetesinin başına geçiyor.
Ve bu önemli bir hamle çünkü medya imparatorluğunun en büyük temelini de burada atmış oluyor öyle söyleyeyim.
Ve o dönem için devrimsel bir şey yapıyor.
Gazeteyi böyle kuru kuru resmi ilanlardan kurtarıyor.
İçine işte dedikodular, hayali mektuplar, mizahi hikayeler ekleyerek gazeteyi daha eğlenceli bir hale getiriyor ve satışları arttırıyor.
Sonra 1732'de meşhur işte içinde aforizmalarının yer aldığı Poor Richard's Almanak bunu basmaya başlıyor.
Bu çok önemli ve bu yayınlar sayesinde muazzam bir servet kazanıyor arkadaşlar ve muazzam bir çevre ediniyor bu Almanaktan sonra.
Hatta bugünkü bayilik franchise sistemini de kurmuştur Benjamin Franklin.
İşte Amerika'nın en varlıklı ve en güçlü nüfuslarından biri haline geliyor Benjamin Franklin.
Bir medya imparatorluğuna dönüşüyor zamanla.
Ama Ben'in ruhu sadece para kazanmakla doymuyor.
Çünkü asıl amacı zaten bu değil.
Başka bir arayışta.
Hatta tam da burada size Benjamin Franklin'in 13 erdeminden bahsetmek istiyorum.
Çünkü Benjamin Franklin'in bir amacı var.
Ahlaki bakımdan kusursuz bir insan olmayı hedefliyor.
İşte bu amaçla da ahlaki kusursuzluğa erişme planı dediği bir sistem hazırlıyor.
Ve insan karakterini güçlendireceğini düşündüğü özellikleri 13 tane erdem altında topluyor.
Bunları böyle kısa kısa anlatacak olursam ilk erdemi ölçülü olmak arkadaşlar.
Tıka basa yememek, işte aklını kaybedecek kadar içmemek.
Her ne yapıyorsa ölçülü bir şekilde yapmak.
İkincisi sessizlik.
Kendisine ya da başkasına faydası olmayacaksa eğer konuşmamak.
Boş konuşmamak ve boş sohbetlerde zaman kaybetmemek.
Üçüncüsü düzen. Her eşyanın bir yeri ve her işin belirli bir zamanı olmalı.
Dördüncüsü kararlılık.
Yapman gereken şeye karar vermek ve karar verdiğin şeyi mutlaka gerçekleştirmek.
Sonra tutumluluk geliyor.
Kendisine ya da başkasına fayda sağlamayacak şeylere para harcamamak ve hiçbir şeyi israf etmemek.
Sonra çalışkanlık geliyor.
Zamanını asla boşa geçirmemek ve daima faydalı işlerle meşgul olmak.
Sonra samimiyet geliyor.
İnsanları kandırmamak ve kötü niyetle hareket etmemek ve daima dürüst olmak.
Sonra adalet geliyor. Kimseye zarar vermemek.
Yapması gereken iyilikleri asla ihmal etmemek.
Ilımlılık. Bu da aşırılıklardan uzak durmak ve kendisine yapılan kötülüklere gereğinden sert bir şekilde karşılık vermemek.
Sonra temizlik var. Bu da işte bedenini, kıyafetlerini ve yaşadığı yeri temiz tutmak.
Sonra sakinlik geliyor.
Küçük olayların ve hayatın kaçınılmaz aksiliklerinin huzurunu bozmasına izin vermemek.
İffet. Yani cinsel arzuların kişinin sağlığına, huzuruna veya başka insanların hayatına zarar verecek bir noktaya ulaşmasını engellemek.
Ve son madde alçak gönüllülük.
Bu çok önemli Benjamin Franklin için.
Burada da İsa'yı ve Sokrates'i örnek almıştır.
Burada ilginç bir taraf var.
Çünkü Franklin'in ilk listesi aslında 12 Erdem'den oluşuyor.
Alçak gönüllülük yok. Bu daha sonra ekleniyor.
Şöyle oluyor. Bir tane Quaker dostu var.
Ona tartışmalarda böyle sürekli üstün gelmeye çalıştığını, bazen işte çok kibir, çok kırıcı göründüğünü söylüyor Benjamin Franklin'e.
Benjamin de bunu düşünüyor ve arkadaşına hak veriyor.
Bu huyunu çok seviyorum Benjamin Franklin'in.
Böyle bir eleştiri yöneltildiğinde hemen böyle onu şey egosuyla savruşturmaya çalışmıyor.
Acaba diyor düşünüyor ve bunu üzerine düşündükten sonra eğer bir yanlışı varsa mutlaka düzeltiyor.
Bu huyunu seviyorum. Burada da aynı şeyi yapmış ve listeye 13.
Erdem olarak alçak gönüllülüğü ekliyor.
Peki ne yapmış? Bu maddeleri yazmış.
Sadece bu maddeleri yazıp duvarına asmamış arkadaşlar.
Kendisine gerçek bir takip sistemi kurmuş.
Cebinde bir defteri var ve her hafta bu 13 Erdem'den sadece birine odaklanıyor.
Sırasıyla ilk hafta ölçülülük, ikinci hafta sessizlik, üçüncü hafta düzen.
Acaba dedim ben de mi uygulasam bunu çok hoşuma gitti.
Bu şekilde 13 haftada bütün erdemleri tamamlamış oluyor.
Daha sonra döngüye tekrar başlıyor sıfırdan.
Ve her akşam oturup gününü değerlendiriyor.
Acaba ben bu erdemleri yerine getirebildim mi?
Bu erdemlerden birine aykırı davrandım mı?
Eğer davrandıysa defterine küçük böyle siyah bir nokta koyarmış.
Bunun amacı da haftanın sonunda mümkün olduğunca temiz ve noktası.
Yani ben işte iyi bir insan olacağım deyip bunu belirsiz bir şekilde bırakmamış, davranışlarını gözlemlemiş, hatalarını kaydetmiş ve kendisini gördüğünüz gibi adım adım inşa etmeye, eğitmeye çalışmış.
E ne olmuş Merve kusursuz bir insan mı olmuş?
Olmamış arkadaşlar ama bunu...
Büyük bir dürüstlükle kabul edebilmiş.
Yani ben burada zorlanıyorum, şunu yapamıyorum, düzen konusunda iyi değilim, şu kısımda problem yaşıyorum.
Yani bunları üzerine çalışmış.
Bence bu çok önemli bir şey. Zaten amaç kusursuz olmak değil ki.
Hani dünden biraz daha iyi olsak okey bence.
Yani Franklin bütün kusurlarını ortadan kaldıramamış arkadaşlar ama onları fark etmeyi öğrenmiş.
Zaten fark ettiğimiz zaman...
Bence çok büyük bir yol kat etmiş oluyor.
Hani bölümün başında dedim ya Franklin dünyayı değiştirmek istiyordu ama dünyayı değiştirmeden önce ne yaptı?
Kendisini değiştirmeye çalıştı.
Devam edelim. İşte bu yüzden 1727 yılında henüz 21 yaşındayken kendisi gibi hırslı ve meraklı genç sanatkarlardan oluşan gizli bir kulüp kuruyor.
Meşhur Junto grubu ve işte her cuma akşamı bir tavernada toplanıyorlar.
Franklin'in hazırlamış olduğu 24 soru var ve bu 24 soru üzerinden tartışmalar dönüyor.
Bunlar öyle alelade sorular değil arkadaşlar.
Mesela... Son zamanlarda işinde çok başarılı olan birini duydunuz mu?
İşte bunu nasıl başarmış?
Bugünlerde işte halkın özgürlüklerine dair bir kısıtlamayla karşılaştınız mı?
Bu tarz da sorular. Ve işte cuma akşamı sohbetler ediliyor bu şekilde ve bu sohbetlerden ne doğuyor biliyor musunuz?
Amerika'nın ilk abonelikli halk kütüphanesi, ilk gönüllü itfaiye teşkilatı, Pensilvanya Hastanesi ve ondan sonra işte Pensilvanya Üniversitesi'ne dönüşecek olan o meşhur akademi ve bütün bunları devletten
bir kuruş almadan tamamladılar.
Tamamen böyle sivil inisiyatifle yapmışlar.
İşte Benjamin Franklin'in asıl mucizesi bu.
Toplumu bir araya getirebilme gücüne sahip.
Çünkü bu Junto kulübündeki amaç karşılıklı yardımlaşma, entelektüel gelişim ve toplumsal fayda sağlayabilmek.
Günümüzün networking gruplarına, sivil toplum kuruluşlarına ve kişisel gelişim derneklerine de öncülük etmiştir bu Junto grubu.
Ve takvimler 1748 yılını gösterdiğinde Benjamin Franklin artık 42 yaşında ve o kadar zengin oluyor ki artık böyle matbaanın günlük...
Ortağına devrediyor.
Emekliye ayrılıyor. Neden?
Çünkü çocukluğundan beri içinde yanan bir ateş var.
Bilimsel merak. Buna yönelmek istiyor artık o yaştan sonra.
Ve o dönem Avrupa'sının en büyük gizemi olan elektriği incelemek istiyor.
Buna çok büyük bir merakı var.
Ve kendisini bir laboratuvara kapatıyor.
Tabii tek başına değil yanında bilim insanları var.
Onlarla beraber günlerce deneyler yapıyorlar.
Ve bugün elektrik deyince kullandığımız o temel kavramları ilk bulup kullanan, adlandıran yani odur.
İşte pozitif, negatif yükler, batarya, şarj, deşarj.
İşte bunlar hep onun kalemiyle literatüre giriyor.
Ama asıl bombayı sona saklıyor para tönel arkadaşlar.
Çünkü o dönemde şimşek çakması Tanrı'nın böyle insanları cezalandırmak için fırlattığı ilahi bir gazap olarak görülüyor.
Ve eğer şimşek bir eve düşerse itfaiye orayı söndürmüyormuş.
Hani Tanrı'nın iradesi deyip geçiyorlarmış.
Yandaki evleri korumaya çalışıyorlarmış.
Gerçekten çok enteresan. Franklin de işte bu batıl inancı yıkmaya...
Karar veriyor ve 1752 yılında böyle fırtınalı bir haziran gününde yanına oğlu William'ı alarak Philadelphia yakınlarında bir tarlaya gidiyor.
Ve elinde böyle ipekten yapılma, ucunda metal bir tel olan bir uçurtma var.
Uçurtmanın ipinin ucuna metal bir anahtar bağlıyor.
Ve elini korumak için de işte kuru bir ipek kurdele tutuyor.
Derken işte bulutlar yaklaşıyor, yağmur böyle sicim gibi yağmaya başlıyor.
Tam umudu kesmişken uçurtmanın o kenevir ipindeki liflerin elektrik yüküyle nasıl böyle havaya kalkıyor.
Ve çok heyecanlanıyor.
Parmağını yavaşça o metal anahtara yaklaştırınca çat diye böyle o mavi elektrik kıvılcımı parmağına çarpıyor.
Yani gökyüzünün o ehlileştirilemez gücünü sıradan bir anahtarla yakalamayı başarıyor.
İşte bu çılgın deneyden yola çıkarak insanlığa en büyük hediyesini vermiştir.
Paratoner yani yıldırım savar Benjamin Franklin'in icadıdır.
Ve bu icadının birçok icadında olduğu gibi patentini almamıştır.
Patentini almayı kesinlikle reddetmiştir.
Ve demiştir ki madem ki biz başkalarının icatlarından böyle güzelce faydalanıyoruz.
Bizim icatlarımız da insanlığa bedelsiz bir şekilde sunulmalı demiştir.
Ve bu keşif onu tabi bir anda adeta Amerika'nın Prometheus'una dönüştürüyor arkadaşlar.
Hatta Oxford ve Yale gibi üniversitelerden fahri doktoralar alıyor.
Yani artık Benjamin Franklin tüm dünyanın saygı duyduğu meşhur doktor Benjamin Franklin olmuştur.
Merak ve sivil birlikteliğin işte dünyayı nasıl değiştirebileceğini bir örneğin.
İşte Benjamin Franklin git gide dediğim gibi Amerika'da büyük bir popülerite yakalıyor.
Ve işte bu başarılarından sonra meclis onu İngiltere'ye gönderiyor.
Kolonilerinin temsilcisi olarak.
Ve artık karşınızda işte İngiliz saraylarında el üstünde tutulan, dönemin en büyük filozoflarıyla oturup kalkan, akşam yemekleri yiyen, kralın danışmanlarıyla felsefe tartışan bir adam var.
Benjamin Franklin buna evriliyor.
Ve bu dönemde kendisini bir Amerikalıdan çok böyle gururlu bir İngiliz vatandaşı olarak görüyor.
Ve oraya gönderilme sebeple...
Franklin Londra'da bazı Amerikan kolonilerinin temsilciliğini yapıyor arkadaşlar.
Ve ona göre Britanya ile Amerika arasındaki bağ korunması gereken çok kıymetli bir bağ.
Bunu kaybetmek istemiyor.
Yani ilk başlarda böyle Benjamin Franklin sonra değişecek.
Ama 1765'de çıkarılan bir pul vergisi var.
Bundan bahsetmeden geçmek istemiyorum.
Şimdi Franklin'in siyasi hayatındaki ilk büyük kırılma arkadaşlar bu pul vergisi olayı.
Şöyle. İngiltere ve Fransa Kuzey Amerika'ya kim hakim olacak diye böyle bir savaşa tutuşuyorlar.
Ve her iki tarafın yanında da farklı yerli halklar bulunuyor.
Yerli halklar derken Kızılderilileri kastediyorum.
Bunu da ırkçı bir şekilde söylemiyorum.
Yerli halk denilince anlaşılmadığı için altını çizerim.
Bu yüzden buna Fransız Kızılderili Savaşı da deniyor arkadaşlar.
İşte bu savaşı İngiltere kazanıyor.
Ve kıtadaki en güçlü sömürge imparatorluğu haline geliyor.
Ama bu sefer de ne yapıyor İngiltere?
Kazanmak için girdiği o ağır borcun...
Faturasını kime kesiyor? Amerikan kurulu ilerine kesmeye çalışıyor.
Hani işte sizi Fransızlara karşı biz koruduk.
O zaman savaşın borcunu da birlikte ödeyeceğiz diyorlar.
Ve kolonilere yeni vergiler getiriyorlar.
Ve 1765 tarihli pul vergisi de işte bu savaşın mali gücünü karşılamak amacıyla uygulanan bir politika.
Koloniler de diyor ki bizim İngiliz parlamentosunda bir temsilcimiz bile yok.
Hani bunu bile kabul etmiyorsunuz.
Bir de bizi bu ağır vergilerle ezmeye çalışıyorsunuz.
Olaylar olaylar. Hatta 1773 yılında İngiltere Amerikan kolonilerine sattığı çaya vergi uyguluyor.
Bakın çay ince çizgi. Haklısınız koloniler.
Koloniler buna çok öfkeleniyor.
Çünkü diyorlar ki temsil yoksa vergi de yok.
Ben diyorum ki çay yoksa vergi de yok.
Sonra bir gece işte bir grup kolonici Kızılderili kılığına girerek Boston limanındaki İngiliz gemilerine çıkıyor ve yaklaşık 342 sandık çayı denize döküyor.
Ama çay çalmak falan değil İngiltere'nin vergi politikasını protesto etmek.
İşte bu çay olayından sonra fırtınalar kopuyor çünkü İngiltere...
Çok sert cezalar uyguluyor ve Boston limanını kapatıyor.
Koloniler bundan sonra daha da kenetleniyor.
İşte bir çay insanları bakın nasıl kenetliyor.
Çay sever mermi.
Ve bu gerilim birkaç yıl sonra işte Amerikan bağımsızlık savaşının başlamasına giden yolu hızlandıracak.
Oraya geleceğim az sonra. Bu arada Amerika'nın bir zamanlar İngiliz kolonisi olarak anıldığını da hatırlatmak isterim.
Bugünkü ABD'nin doğusundaki 13 koloni bir dönem Britanya İmparatorluğu'na bağlıydı.
Koloni koloni derken bu.
Bunu kastediyorum. İşte Benzami'nin buradaki olayı şu.
Benzami zaten hani bu olaydan önce işte 1754'te join or die adlı bir fikir ortaya atıyor.
Yani Amerikan kolonilerini birleştirelim fikri.
Bunu ortaya atıyor ama bu plan o sırada kabul edilmiyor.
Ama sonra işte 1757'de Pensilvanya Meclisi'nin bir temsilcisi olarak Londra'ya gidiyor.
Daha sonra diğer kolonileri de temsil ediyor.
Ama hala Britanya ile koloniler arasındaki bağ kopmasın diye çabalıyor Benjamin Franklin.
Sonra o savaş sonrası işte İngiltere'nin faturayı kolonilere kesmeye çalışması.
İşte kolonilerdeki gazetelere, hukuki belgelere, basılı malzemelere kadar vergi koyması çayda dahil.
Franklin burada büyük bir hata yapıyor arkadaşlar.
Kolonilerin bu pul vergisine...
tepkilerini fark edemiyor.
Hatta yakın dostunu vergi tahsildarı olarak yolluyor.
Hani vergi tahsil etsin diyor.
Kolonilere gönderiyor. Böylece ne oluyor?
Vergiyi çıkaran kişi olmadığı halde vergiyi uygulayan sistemin bir parçası gibi görünüyor.
İyi de arkadaşım sen oraya başka bir şey için git.
Sen bizi temsil etmeye gitmedin mi?
Sen hayırdır diyor kolonilerde.
İşte Amerika'daki itibarı yerle bir oluyor bunu yaptıktan sonra.
Ve Philadelphia'daki evine saldırılar düzenleniyor eşinin bulunduğu eve.
Hatta yağmalanmaya falan çalışılmış.
Çok büyük olaylar çıkıyor. O vergi tasdidarını böyle kukla yapıp yakıyorlar falan fotoğraflarını bir şeyler oluyor.
Sonra Benjamin Franklin hatasını anlıyor ve bu hata da diretmiyor.
Bak en sevdiğim özelliği diyordum ya bu.
Hatasını gördüğü anda dönüyor ve bu yasaya karşı mücadele etmeye başlıyor.
Pul yasasına karşı. Ve 1766'da avam kamerası önünde tarihi bir konuşma yapıyor.
Ve neden işte kolonilerin vergi vermemesi gerektiğine dair çok güzel açıklamalar yapıyor.
Ve bu yasanın kaldırılmasında çok büyük bir rol oynuyor.
Dolayısıyla Amerika'da o yıkılan itibarı bir anda tekrar ayağa kalkıp daha da güçleniyor.
bir takım böyle gizli mektuplar var.
Bunları Amerika'ya gönderiyor.
Memleketin bekası için.
Çünkü bir saldırı düzenleneceğini öğreniyor ve bunun bilgisini veriyor.
Ama işte bu yakalanıyor.
Ve basına sızıyor. İşte Franklin'in yaptıkları.
Bu da hayatındaki ikinci büyük siyasi kırılma olmuştur.
Derken 1774'de İngiliz yönetimiyle bunlardan dolayı karşı karşıya geliyor ve kamuoyu önünde aşağılanarak görevinden uzaklaştırılıyor.
Ve İngiliz İmparatorluğu'na olan tüm inancı ve bağlılığı bu şekilde bitiyor.
Bu arada aile hayatı ne oldu derseniz 11 yıl falan Bu süreç uzadığı için eşi Deborah da okyanus korkusu yaşadığı için bir türlü Benjamin Franklin'in yanına gelemiyor.
Ve uzun yıllar boyu eşiyle çocuklarıyla ayrı kalmıştır.
Ve eşi maalesef o dönmeden önce felç geçirip vefat etmiştir.
Yani 7 sene falan birbirlerini görmemişler bu olaylardan dolayı.
Benjamin Franklin'in yetişkinlik hayatının neredeyse 3'te 1'i İngiltere'nin sömürge sistemini böyle içeriden gözlemleyerek ve onu iyileştirmeye çalışarak geçmiştir.
Yani 17-18 yılı falan böyle geçmiştir.
gidiyor. Ama işte onu adım adım Amerikan devrimcisine dönüştüren olaylar da bunlar.
Hatta oğlu William ile siyasi bir fikir ayrılığı yaşıyor ve yolları ayrılıyor.
Çünkü oğlu William krala sadık kalmayı tercih ediyor.
Vali bu arada oğlu. Benjamin de Amerikan devrimcisi olma yolunda ilerlediği için yolları ayrılıyor.
Hatta oğlunu mirastan men ettiği bile söylenir.
Derken 1766'da Benjamin Franklin Amerikan Bağımsızlık Bildirgesini hazırlayan 5 kişilik komitenin içerisine yer alıyor ve burada çok büyük bir etkendir.
Ama bu bağımsızlık savaşını kazanabilmek için kimin desteğine ihtiyaç var?
Fransa'nın arkadaşlar ve Benjamin Franklin'i Paris'e elçi olarak gönderiyorlar ve orada o kadar çok seviliyor ki gerçekten halkın sevgilisi olmuş.
Fransızlar bayılıyorlar Benjamin Franklin'e.
Fransa'yı da yanlarına çekmeyi başarıyor Benjamin Franklin.
Bir şekilde bunu başarıyor ve 1778'de Fransa'yla ittifak ve dostluk anlaşmaları imzalanıyor onun sayesinde.
İşte bu Fransız desteği Amerikan bağımsızlık mücadelesinin sonunu belirleyen başlıca etkenlerden biri.
O yüzden önemli. İşte Franklin'in en önemli olaylarından biri Fransa'yı Amerika'nın bağımsızlık savaşına destek vermeye ikna etmesi.
Düşmanımın düşmanı dostumdur hesabı.
Fransa İngiltere'ye karşı Amerika'nın yanında savaşa giriyor arkadaşlar ve Franklin Fransa'yı Amerika'nın yanında savaşa çekerek o savaşın kazanılmasını mümkün hale getiren kişilerin başında.
Hatta odur diyebilirim.
Dolayısıyla 1783 yılında Paris Antlaşması'yla İngiltere ABD'nin bağımsızlığını resmen tanımak zorunda kalıyor.
Savaş kazanılıyor. ABD bağımsızlık bir ülke oluyor.
Ülke oluyor olmasına ama ortada güçlü ve düzenli çalışan bir devlet sistemi yok.
Ne lazım? Anayasa.
Kim giriyor devreye? Benjamin Franklin giriyor ve Franklin'in de bu yeni anayasada müthiş bir katkısı olmuştur arkadaşlar.
Anayasa toplantısında uzlaşmayı destekleyerek Amerika'nın ayakta kalabilecek bir devlet düzeni kurmasından büyük bir rol oynamıştır.
Ama artık 81 yaşında Benjamin Franklin ve Paris'teki görevini Thomas Jefferson'a devrederek Philadelphia'ya dönüyor ve bir kahraman gibi karşılanıyor.
yaşlılığında hem uzağa hem yakını görmeyi sağlayan bir gözlük icat ediyor.
Yine boş durmuyor. Bir fokal gözlüğü icat ediyor.
Ve deniz seyahatlerinde körfez akıntısı üzerine yapmış olduğu bilimsel çalışmalarını yine bu yaşta tamamlamıştır.
Ve hayatının son yıllarını da köleliğin kaldırılması için mücadele vererek geçirmiştir.
Bu arada kendisi de vakti zamanında köle sahibiymiş ama daha sonra bunun yanlış bir şey olduğunu anlayıp yine yanlışından dönüyor ve bu uğurda büyük mücadeleler veriyor.
İşte Benjamin Franklin'e neden Amerika...
Kurucu babası denildiğinin hikayesi kısaca böyle bağımsızlık bildirgesi işte Fransa ile ittifak Paris barış antlaşması ABD anayasası bakın bunların hepsinde onun imzası var
bu dört büyük belgeye imza atan.
Tek kurucu baba olduğu için işte Benjamin Franklin bu kadar önemli.
Benjamin Franklin 84 yaşında hayatını kaybediyor.
Cenazesine her dinden din adamı katılıyor.
Kol kola yürüyorlar ve şehir nüfusunun yaklaşık 20 bini bu cenazeye katılmıştır.
Bu arada Benjamin Franklin hayatı boyunca kağıt para üzerine de çalışmış bir isim.
Koloniler için banknotlar basmış, sahteciliği önlemek için yeni baskı teknikleri geliştirmiş.
Yani bugün parada sahtecilik yapılamıyorsa bunda yine Benjamin Franklin'in çok büyük bir katkısı var.
İşte Benjamin Franklin'in portresi 1914 yılından beri çıkarılan 100 doların üzerinde bu sebepten var.
Artık bu paraya başka bir gözle bakacağınıza eminim arkadaşlar.
Hayatı boyunca kendi kendinin öğretmeni olan ve kendini bir kez değil gördüğünüz gibi defalarca inşa etmiş yılmaz bir adamın ilham veren hikayesini anlattım bugün sizlere.
Belki de Franklin'in bize asıl öğrettiği şey şudur.
Hayata nereden başladığınız kadar merakınızı ve zamanınızı...
neye dönüştürdüğünüz de oldukça önemlidir.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Garanti BBVA'nın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Yatırım dünyasını daha iyi anlamak isteyenlere Garanti BBVA'nın Yatırım Konuşuyoruz platformunu daha yakından incelemek için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
