
Philips Lumea Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Philips" hakkında reklam içerir
Transkript
Philips Lumea Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Türkiye'nin iki senedir en çok dinlenen podcast yayınına hoş geldiniz.
Bu senede Spotify Dünya listelerinde Türkiye'nin en çok dinlenen podcastı OSB olduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi sayenizde.
Beni dinlediğiniz için ve beni sadece kulağınıza değil kalbinize de koyduğunuz için çok teşekkür ediyorum buradan size.
Bu kadar çok çalışıp emeklerimin karşılığını alabildiğim için ayrıca.
Çok mutluyum ve canım ekip arkadaşlarım iyi ki varsınız.
Sizi çok seviyorum. Bugün ne konuşacağız Merve?
Aşk oyunlarını konuşacağız arkadaşlar.
Baştan çıkartmanın gücünü, karşımızdakinin direnişini kırarak onu avucumuzun içine almanın kurallarından bahsedeceğim sizlere.
Yani insanları kendine hayran bırakan, tarihte bir sürü insan var böyle.
Onlardan da bahsedeceğim. Bu sanatta usta olanlar yani.
Onların başarılarından yola çıkarak bir takım karakterlerden bahsedeceğim size.
isimli kitabı var biliyorsunuz.
700 küsür sayfa. Baştan çıkarma deyince hemen böyle karşı cinsi baştan çıkarmak gibi düşünmeyin.
Aslında işin özünde biraz böyle ikna kabiliyeti ve etkili iletişim de var.
Yine en baştan uyarayım bu bölümü lütfen küçük çocuklarınızla dinlemeyin arkadaşlar.
Baştan çıkarma sanatı çevrenizdekilerin neden ve niçin olduğunu anlamadan size karşı koyma dirençlerini yitirmelerini sağlayan çekicilik ve ikna silahlarıyla donanmanızı sağlayan bir şey.
Her baştan çıkarma olgusunun çözümleyip anlamamız gereken iki unsuru var.
Birincisi kendinizin ve benliğinizin baştan çıkarıcı yönleri.
İkincisi elde etmek istediğiniz kişinin gardını yıkıp teslim olmasını sağlayan hareketler.
Eğer sadece karakterinizin insanları çeken yönlerine dikkat etmeden bir takım stratejiler kurarsanız evet karşınızdaki kişi üzerine etkili olursunuz ama kötü bir intiba
bırakma ihtimaliniz yüksek olur.
Eğer karşınızdakine hiç dikkat etmeden yalnızca baştan çıkarıcı karakterinize güvenirseniz az sonra bu karakterleri anlatacağım size o zaman da potansiyelinizi kısıtlamış olursunuz.
Baştan çıkarma dediğimiz şey hani güzellikle alakalı ya da işte kaderle alakalı bir şey mi?
Değil. Bir psikoloji oyunu gibi düşünün.
Kadın ve erkek ilişkilerinde karşı tarafı manipüle etme teknikleri.
O yüzden bana açıkçası biraz evil geldi yer yer.
Katılmadığım yerler de çok tabii ki Robert'a.
Zaten bunlar evrensel yasalar değil arkadaşlar.
Hani biraz böyle eğlenceli bir bölüm olsun diye bunu yapıyorum.
Ama gerçekten bunları uygulayanlar hani çok başarılı olduklarını iddia ediyorlar.
Bilemiyorum Altan. Şimdi başlayalım.
Hepinizde insanları kendinize çekme ve onları etkiniz altında tutma yeteneği vardır diyor.
Sadece siz belki de bu potansiyelin farkında değilsiniz.
Bunun için yapacağınız şey ne?
Bir insanın karakterinde başkalarını heyecanlandıran yönleri anlamak.
Siz de ki bu heyecanlandıran yönün farkında mısınız?
Yani içinizde uyuyan bir güç var bunu ele geçirin diyor.
Ondan sonra başarılı olursunuz.
Ve başarılı baştan çıkarma eylemlere açıkça belli olan bir manevra ya da stratejiyle Başlamaz.
Burası çok ömelli. Zaten böyle bir şey yaparsanız bir kuşku uyandırırsınız karşı tarafta.
Başarılı baştan çıkarma eylemlere karakter yapınızla alakalı.
İnsanları kendine çeken nitelikleriniz neler bunları biliyor musunuz?
Bunları sergilediğiniz zaman ve duygularını denetleyemeyecekleri bir biçimde alt üst ettiğiniz zaman baştan çıkarmaya başlarsınız karşı tarafı.
Dünyada 9 tip baştan çıkarıcı var diyor Robert Greene.
Ben bunlardan bahsedeceğim. Ve her bir tipin benliğinden getirmiş olduğu.
çekici bir güç uyandıran farklı bir karakter özelliği var.
Şimdi hepsini tek tek anlatacağım.
Bunlar kısaca şöyle. Önce bir özet geçelim.
Birincisi deniz perileri arkadaşlar.
Bunlar cinsel cazibelerini nasıl kullanacaklarını çok iyi bilenler.
İkincisi çapkınlar.
Bunlar da karşı cinsi böyle doymak bilmez bir biçimde arzulayanlar ve bu arzularını da bulaştıranlar.
Üçüncüsü ideal aşıklar, romantikler.
Dördüncüsü züppeler.
Bunlar görünümleriyle oynayıp böyle göz alıp Androjen bir cazibe yayıyorlar.
Beşincisi doğallar.
Bunlar açık, içten pazarlıksız olanlar.
Altıncısı koketler.
Kendi kendine yetenler bunlar.
Ve yapılarının çekirdeğinde büyüleyici bir soğukluk var.
Yedincisi de sihirbazlık.
Sosyal olanlar. Karşı tarafa nasıl ve ne zaman nasıl hazlar verebileceğini bilenler.
Sekizincisi karizmatikler.
Özgüvenleri böyle tavan.
Son olarak dokuzuncusu yıldızlar.
Havailer. Kendini böyle gizemli gösterenler.
Başka bir imaja bürünenler.
Bakalım bu 9 tipten hangisini siz kendinize yakın hissedeceksiniz?
Hangisi sizsiniz? Bunları böyle güçlendirin diyor Robert Greene.
Zayıf yönlerinizi de görün diyor.
Şimdi size en tanıdık gelen kendinizi bulduğunuz karakter sizin kendi çekici gücünüzü geliştirmenin bir anahtarı olabilir.
Eğer karakterimizin baskın yönünü daha da geliştirirsek, kötü yanlarını törpülersek baştan çıkarma sanatında daha iyi oluruz deniliyor.
İtici gücümüzü fark etmek de çok önemli.
Bizde itici bir güç varsa bunu da görmemiz gerekiyor.
İnsanlar bizden neden uzaklaşıyor?
Neden bize çekiliyorlar?
Bunları anlayacağız. Ay nefes nefese kaldım.
Şimdi birinci karakter Deniz Perisi.
Bu erkeklerin en üst düzey fantezisiymiş.
Çünkü bir erkek çoğunlukla sorumlu.
kontrolü elinde tutan ve mantıklı analitik olma rollerinden sıkılabilir değil mi?
Deniz perisi karakteri onu bu kısıtlamalardan kurtardığı için erkeklerin en üst düzey fantezisidir diyor Robert Greene.
Çünkü deniz perisinin yanındaki erkekler kendini saf bir zevkin bulunduğu bir dünyaya taşınmış gibi hissederler.
Ayrıca bu karakter tehlikede yaratır.
Çünkü erkekler onu kovalarken öz denetimini yitirebilir diyor.
Hani böyle Karayip Korsanlarında bir sahne vardı deniz kızlarının olduğu.
Gece yarısı işte denizcilere görünüyorlardı.
Baştan çıkarmaya çalışıyorlardı onları.
Sonları malumunuz. Deniz perisi de böyle aslında bir serap gibi.
Belirli bir görünüme bürünüyor ve erkekleri baştan çıkarıyor.
Onların fantezilerini süsleyen kadınlar.
Bence bu deniz perisi karakteri okey hani belki karşı tarafı baştan çıkarabilir bu karakter.
Ama ben kişiliksiz bir dişiliğin gelip geçici olduğunu düşünüyorum.
Bilemiyorum hatta. Yani bacaklarınızla tavladığınız erkeği...
gün gelir yırtmaç farkıyla kaybedersiniz bence.
Yani kişilikli dişilik deyince de Cleopatra var mesela.
İşte podcast'ını yaptım kanalımda.
Kadın 9 dil biliyor ya.
Hani korkunç bir zekaya sahip.
Sadece dişiliği yok. Hani öyle algılanıyor.
Cleopatra deyince böyle bir seks objesi beliriyor insanların aklına.
Öyle değil. Hani siz o podcast'ta onun hani işte rulo yapılmış bir halıdan çıktığını, Sezar'a nasıl dans ettiğini adamın aklını başından aldığını anlatmıştım hatırlayın.
O zamanlar 21 yaşındaydı Cleopatra ve o halının içinden çıkıp o büyüleyi İçi sesiyle şarkı söylemesi, danslar etmesi.
Ne yaptı? Sezar şok etrafındakiler.
Büyülendiler. Yani Kleopatra için denilir ki kişiliği ve konuşmasıyla en soğuk ve en kararlı kadın düşmanını bile baştan çıkarabilir öyle bir kadın.
Ve Sezar onu gördüğü an, sesini duyduğu an büyülenmiş.
Ve o gece zaten sevgili oluyorlar.
Sezar'ın hayatında yani yatağında daha doğrusu sayısız kadın geçmiş yatağından.
Peki neden Kleopatra'da ben sende tutuklu kaldım oldu?
Çünkü o bir deniz perisi karakteri.
Sezar savaştan savaşa koşuyor, sıkıntılar içerisinde.
Cleopatra'nın yaptığı şey onu bu kötü atmosferden uzaklaştırmak, onu eğlendirmek, kafasını dağıtmak her anlamda.
Ve her defasında onun ilgisini çekmeyi başarıyor.
Her gün başka bir kılıkta geliyor falan.
Bir gece ona Büyük İskender'in görkemini yeniden canlandırmak için neler yapabileceğini anlatıyor.
Ertesi gece İsis kılığına girip onu eğlendiriyor.
Sezar kendini onun yanında böyle çok güvende hissediyor, eğleniyor, oldukça mutlu falan derken bir anda Kleopatra...
Soğuk ve mesafeli davranmaya başlıyor.
Sezar da tabii ki o eski halini arzuladığı için o eski halini tekrar yakalayabilmek için uğraşıp didinip duruyor.
Olay bu. Sezar sen de mi Brütüs deyip tarih sahnesine kötü bir şekilde veda edince bunu o Kleopatra podcastinde anlatmıştım.
Kleopatra biliyorsunuz Marcus Antonius'la ilişkiye başladı.
Antonius'un da aklını başından aldı.
Hani işte Tarsus'ta görüşmelerini anlatmıştım.
Kleopatra'nın yel kendisi kıyıdan görünüyor.
Kadının kendisinden önce kokusu gidiyor Marcus'a düşünün.
Ve güvertede böyle bir afrodit edasıyla oturuyor.
Kleopatra'nın büyüsüne kapılmamak çok zor.
Ama onun hayatına giren erkekler onu böyle hep ehlileştirmek istemişler.
Hani kendi güçlerini göstermek ister gibi onu boyun eğdirmek istiyorlar.
Ama Kleopatra'nın o kadar zaten güzel olmadığını biliyorsunuz.
O güzellik bir efsanedir.
Kleopatra deyince akla güzellik gelir.
Değil. Güzel bir kadın değil.
Zaten koymuştum büstünü.
İskenderiye'de ondan çok daha güzel kadınlar var.
Hani güzellikse daha güzelleri var.
Ama onun farkı şu. Güçlü yanlarını çok...
iyi kullanıyor. Sesini, dansını dediğim gibi her gün değişiyor.
Zaten makyajı değişiyor, saçı değişiyor.
Her gün başka biriymiş gibi karşısına çıkıyor Sezar'ın.
Buradaki olay şu. Bakın güçlü yanlarını kullanıyor dedim.
Olay bu. Hani şey diye düşünmedim.
Hmm Kleopatra gibi olmalıyım.
Hayır. Öyle bir şey yok.
Onun zaten kuvveti burada yani.
Karakterinin kuvveti burada. Oradan faydalanıyor.
Onun üstüne basarak yükseliyor.
Hitabeti kuvvetli, bilgeli bir kadın.
Ama ne eksik? Güzelliği eksik.
O da böyle bir yol tutturmuş.
Hani ona zaten sahip olamıyor erkekler.
Sadece bir tanrı çaymış gibi tapınılan bir kadın.
Ele geçirilmiyor ve sınırlarını da çok iyi çiziyor.
Bu onun güçlü yanları.
Güçlü yanlarını parlatmayı biliyor.
O yüzden başarılı. Kleopatra hikayesi bize deniz perisi olmak için illa da böyle şahane bir güzelliğe sahip olmalıyım.
Öyle bir şey değil. Olay şu. Bir erkeğin düşlerini harekete geçirecek tiyatral bir havaya sahip olmak bunun gerekli olduğunu öğretiyor.
Çünkü bir erkek ne kadar güzel olursa olsun eninde sonunda çok güzel bir kadından da sıkılabiliyor.
Farklı maceraların peşine düşebiliyor maalesef.
Şimdi bir tweet geldi aklıma.
Diyordu ya Adriana Lima'nın bile aldatıldığı şu dünyada bizi harcarlar hacca.
Gerçekten öyle. Olay güzellik değil arkadaşlar.
Deniz Perisi deyince Marilyn Monroe da bu kategoride yer alıyor.
Ve bence en iyi eşleşen de o.
Bu karakterleri. Bana göre yani.
Onu da zaten aptal sarışın zannediyorlar ama hiç alakası yok.
Çok zeki bir kadın. IQ'sunu çok yüksek olduğunu söylemiştim.
Kanalımda onun da podcastı var.
Mutlaka dinleyin. Marilyn de aslında fiziksel görünümünden faydalananlardan.
O büyü... İyice ses tonu.
Bence o yıldız kategorisine de giriyor.
Mimikleri, yürüyüşü, duruşu, bakışı, vamplığı.
Yani ondan etkilenmeyecek biri yoktur herhalde diye düşünüyorum.
Yürüyen libido ya Merlin Monroe.
Hayranım ben ona. Ama Cleopatra mesela görkemli deniz perisi.
Merlin Monroe seksi deniz perisi.
Hani ikisi ayrılıyormuş kategorilerin.
Seksi deniz perisi daha böyle kırılgan, daha masumiyet yüksek.
Hani Cleopatra gibi otorite değil.
Daha böyle çocuksu, daha masum.
Bu da erkeklerde bir koruma isteği uyandırıyor.
Hoşlarına gidiyor yani. Fiziksel unsurların çoğu sonradan yapılandırılmış bu grupta ve işin anahtarı böyle bir öğrenci kız masumiyeti havasında olmak.
Hani benliğinizin bir bölümü cinsellik çığlıklar atıyor.
Geri kalanı da sanki böyle yarattığınız etkiyi hiç anlamıyormuşsunuz.
Hiç farkında değilsiniz ne kadar cazibelisiniz.
Bunların farkında değilsiniz. Son derece utangaç, son derece saf bir görüntü sergiliyorsunuz.
Örnek ver Merve. Şimdi hemen aklıma gelen ilk sahneyi söyleyeceğim size.
Before Sunrise. filmi vardı.
Onun üçlemesi. Çok seviyorum onu biliyorsunuz.
Onun üçüncüsünde Before Sunset o serinin en son filmi.
Selin karakteri biliyorsunuz başrolde.
O böyle bir aptal sarışı numarası yapıyordu.
İzleyenler hatırlayacak. Filmin sonlarına doğru yine böyle bir sahne yapmıştı.
Jesse bunu çok seksi buluyordu hatırladınız mı?
Olay bu aslında. Yani tam olarak anlatmak istediğim şey o sahnede yer alıyor.
Yani yürüyüşünüz, sesiniz, davranışlarınız her zaman evet birden fazla anlam taşır ama hem deneyimli hem arzulu bir Hem de böyle masum bir kız.
Burada anlatılmak istenen şey bu.
Şimdi bu Deniz Perisi karakterinin anahtarına geçelim.
Deniz Perisi baştan çıkarıcıların en eskisi ve en bilinen örneği de...
Afrodit tabii ki. Erkeklerin cinsel yönü çok gelişmiş.
Böyle inanılmaz derecede özgüvenli.
Bitmek bilmeyen zevkler ve biraz da tehlike sunan kadın fantezilerinin en en en güçlüsü Afrodit.
Ve bu karakterler genelde Deniz Perisi karakterleri sert erkekler üzerinde etkili olabiliyor.
Mesela Cleopatra'nın Sezarı gibi.
Marcus Antonius gibi.
Bunları etkisi altına aldı sert adamlar.
Ama buradaki önemli nokta şu.
Ele geçirilemez olmak arkadaşlar.
Hani bırakın diyor sizi kovalasın karşı.
şu taraf. Hani siz avsınız o avcı.
Ama burada önemli bir nokta var.
Kolay elde edilebilen biri olmayın diyor.
Bunu ısrarla vurguluyor zaten.
Eğer deniz perisi olmayan niyetiniz varsa en önemli unsur fizikselle olandır diyor.
İşte parfümünüz, makyajınız, saçınız, başınız, giyim tarzınız.
Hani arttırılmış bir dişilik var burada deniz perisinde.
Hareketler, davranışlar.
Marilyn Monroe mesela normalde çok sade bir kadın ama yansıttığı o gösterdiği ekranlardaki yüzü ne kadar dişi değil mi?
Arttırılmış bir Bir dişilik sergiledi orada.
Hareketleri, davranışları hep böyle dişi dişi.
Ama şunu da unutmamak lazım.
Güzellik gelip geçici bir şey.
O yüzden sırf bu şekilde birilerini etkilemek yerine insan kendine başka özellikler de katmalı.
Hani çünkü yaşlanacağız. Bu kaçınılmaz son.
Deniz perisi etkisi kısaca güzel bir yüzden ziyade yaratılan izlenime dayanıyor.
Karşı tarafta bıraktığınız arzulanma isteği.
Ve deniz perisi karakterinin bir handikapı var.
O da şu bir süre sonra siz kendinizi bu imgeden uzaklaştırmak istediğiniz zaman yine de kolay lokma gibi görülebilirsiniz.
Böyle algılanabilirsiniz. Şimdi beni baştan çıkaran bir üründen bahsedeceğim size.
Bu kadar baştan çıkarma konuştuktan sonra.
İster kadın olalım ister erkek.
Hepimizin ortak bir problemi var.
Nedir? İstenmeyen tüyler değil mi?
Tarihten bugüne kadar hiçbir zaman istenmeyen bir şey varsa o da tüyler.
İstenmeyen tüylerinden kurtulmak isteyenler için inanılmaz pratik bir çözüm önerisiyle geldim bugün.
Philips Lumia IPL arkadaşlar.
Nazik ışık atışlarıyla tüyleri...
uyutuyor ve 12 ay boyunca size pürüzsüz bir cilt imkanı sağlıyor.
Zaten ilk 3 kullanımdan sonra hemen gözle görülür bir fark oluyor.
İstenmeyen tüylerde %92'ye varan bir azalma sağlıyor.
Yani sizi ağdanın acısından kurtaracak bir ürün ve fiyat olarak diğer seçeneklere göre daha avantajlı.
2 tane başlığı var. Biri yüz için kullanılıyor, biri vücut için.
Yüz için olan başlıkta ekstra UV filtresi var ve en sevdiğim özelliklerinden biri Hem kablolu hem kablosuz kullanabiliyoruz özgürce.
Hiç zannetmiyorum ama ola ki memnun kalmazsanız paranız 60 gün içerisinde hop geri iade.
Lume'ye epi sayesinde de uygulama zamanlarınızı planlayıp takip edebiliyorsunuz.
Lume'ye epini indirerek artık aylarca böyle pürüzsüz bir cilde sahip olmak çok kolay arkadaşlar.
Üstelik evimizin konforunda mis gibi tertemiz, acısız ve çok etkili bir ürün.
Kendinize yapacağınız...
En büyük güzelliklerden biri.
İyi ki almışım diyeceğinize çok eminim.
Pürüzsüz bir cilde her an hazır olmak isteyenler için Philips Lumea IPL'in linkini açıklamalara bırakıyorum.
İstenmeyen tüylere nokta atışı bir çözüm.
Mutlaka inceleyin. Sırada 2 numaralı karakterimiz var.
Çapkın karakteri.
Kadınlar genelde arzulanmaktan.
takdir edilmekten, ilgi görmekten çok hoşlanır.
Ama tabii karşısındaki erkek ilgisiz ve oldukça meşgulse sıkıntı olur o ilişkide.
Çapkınlar bir kadını arzuladığı zaman kısa bir süre bir için bile olsa onun uğruna dünyayı yerinden oynatır.
O yüzden kadınların düşsel kahramanıdır ama tam bir bad boydur.
Sadakatsiz, yalancı, belki ahlaksız bile olabilir ama çekicidir.
Sıradan temkinli erkeklerin aksine çapkının adeta hiçbir durdur...
Kadınlara duymuş olduğu aşkın esiri gibidir.
Yani bunca kadın onun peşinden koşuyorsa...
Elbet bir sebebi olmalıdır.
Çapkın sözcüklerini çok iyi kullanır.
Ustadır yani. Kadınları en zayıf yerinden vurur.
Sözcükleriyle baştan çıkarma ustasıdır.
Bakın Deniz Perisi karakteri erkekleri baştan çıkarıyordu.
Onların zayıf yönünü anlamışsınızdır.
Kadınlarınki de zaten sözler sözlerle baştan çıkarılıyoruz.
Bir çapkının sunmuş olduğu tehlike ve zevkleri uygulayarak kadınların bastırılmış özlemlerini canlandırabilirsiniz diyor Robert.
Nasıl ki Deniz Perisi'nin fiziksel varlığının bir erkek üzerinde büyük bir tesiri Kadınlar için de şiddetli arzu böyledir ama kadınlar savunma odaklıdır.
Dürüst olmayan içten pazarlıklı bir davranışı biz kadınlar kolayca sezeriz.
Ama eğer ilginizle eriyorsa o kadın onun için her şeyi yapabileceğinize eminse o zaman iş değişir.
Yani sizin başka yerlerinize odaklanmaz.
Hani düşüncesiz davranışlarınızı görmez bir şekilde bağışlamanın yolunu bulur sizi.
Kadının çekiciliğinin esiri olmuş gibi davrandığınız sürece işin sonrasını pek de düşünmez.
Açıkçası kadınlar böyle. Erkekler genel olarak görsel etkilere karşı zayıfken kadınlar böyle değil.
En uygun fiziksel görünümü sağlayan bir deniz perisi erkekleri baştan çıkarırken kadınların en zayıf yönü sözcüklerle vurulmak.
Sizin konuşma biçiminiz.
Buraya dikkat beyler.
Çapkınların sözleri deniz perisinin süsleri gibidir.
Uyuşturan duygusal bir gücü vardır çapkınların sözlerinin kadınların üzerinde.
İkna etme ustasıdırlar.
İltifat ustası, iletişim ustasıdır bunlar.
Ve bu tarz erkeklerin kadınlara çekici gelmesi belki çok saçma görüntü size ama hani derler ya işte ağzı iyi laf yapıyor tam olarak bu karakter.
Ama bu karakterler evliliğe de yanaşmazlar.
Peki neden ilgi duyuyor kadınlar onlara?
Tarih boyunca biliyorsunuz tüm kültürlerde bu tip erkeklerin, bad boyların, çapkınların önlenemeyen bir etkisi olmuş.
Çünkü çapkınların sundukları...
genelinde toplumun bir kadına vermedikleridir.
Yalnızca zevke dayalı bir ilişki, heyecan verici bir biçimde tehlikeye atılma.
Bunlar kadınlara verilmeyen şeyler toplum tarafından.
Hoş görünmüyor. Her kadın çoğunlukla kendisinden oynanması istenen bir rol var.
O rolün baskısı altında.
İşte sen annesin, sen kadınsın.
Böyle roller var. Ve çoğu evlilikte, çoğu beraberlikte yeterince romantizm yok.
Belki en başlarda vardı ama artık yok.
Monoton, tek düze bir beraberliğimiz varsa, kadında da şöyle bir iste...
tek uyanabiliyor. Hani geçici bir süre bile olsa çapkını sunduğu şey bu.
Kendisini tümüyle ona verecek yalnızca onun için yaşadığını hissettirecek bir erkek.
Kadın arzularının karanlık ve bastırılmış yönü Don Juan efsanesi hatırlarsınız.
Başlangıçta aslında bu bir erkek fantezisi.
Hani istediği her kadını elde edebilen macera perest bir şövalye.
Ama sonraları Don Juan kadınların bir fantezisi durumuna geçiyor.
Çünkü kadınların hüsrana uğramış arzuları onları bu hikayenin içine çekmiş.
Çünkü onlar için evlilik aslında bir çeşit resmi hizmetçilik gibi.
Don Juan karakteri ise hiçbir bağlantı olmadan sadece arzu ve zevk vaat ediyor.
Yani kadına olan şiddetinin arzusu o kadar yoğun ki o kadın yani işin sonuçları hakkında düşünmeye bile fırsat bulamıyor.
Belki o adam sizden önce binlerce kadına kuru yaptı, aynısını yaptı ama o anda umurunuzda olmuyor.
Hatta bu onu daha da ilgi çekici yapabiliyor.
Bu kadar çok kadınla birlikte olması...
ilgi çekici yapabiliyor. Geçen gün bir erkek arkadaşım dedi ki, ya yanımda dedi hiçbir kadın olmadığı zaman kimse yazmıyor, çizmiyor ama ne zaman ben bir kadınla fotoğraf atsam ya da bir kız arkadaşım olsa yazmayan kadınlar bile yazmaya
başlıyor dedi. Bana çok enteresan geldi.
Beyler, bunu yaşayanlar varsa bana Instagram'dan yazsın.
Şimdi çapkın sözcüğünün İngilizce kökeninde cehennemin kömürlerini süpürmek gibi bir anlam varmış.
Çünkü neden? Şeytansı bulunan bir şey, çapkınlık.
Şeytansı unsurlar, fantezilerin önemli bir parçası.
Çapkınlar karanlık tipler.
Orası kesin. Tehlikeliler ama heyecan vericiler.
Ve insanın bilinçaltına dokunuyorlar.
Özgür bırakılmak için haykıran, obastırılmış arzularımızı uyandırıyorlar.
Mesela Pablo Picasso. Çok çapkındı.
Onun da kanalımda podcastı var.
Aman aman yani evlerden ırak öyle bir adam.
Ama şöyle de bir şey var.
Picasso'nun hayatına baya baya çok kadın girdi.
Ama beraber olduğu her kadın onun hayatının aşkı olduğunu düşünmüş.
Düşünün yani artık buradan yola çıkın.
Çapkın. Aşırı uç bir karakter.
Küstah. Alaycı, rahatsız edecek kadar hazır cevap, başkalarının ne düşündüğüne pek aldırış etmeyen insanlar.
Bu da zaten onu böyle tehlikeli, gizemli, baştan çıkarıcı biri haline getiriyor.
Ve çapkınlar herkesten fazla ileri gidenlerdir.
Mesela vampir bölümünde bahsetmiş olduğum Dracula.
Dracula'ya ilham veren Lord Byron.
Tam böyle bir karakter Lord Byron.
Hani nasıl bir erkek sorumluluk duygusundan sıyrılabilmek için o deniz perisinin kurbanı oluyorsa bir kadın da erdem ve ahlak duygusunu kısıtlamalardan sıyırabilmek özlemiyle böyle bir çapkının kurbanı
olabiliyor. Çapkının en baştan çıkarıcı özelliği kadınlarda onu değiştirme isteği uyandırması.
Bence bu çok doğru. Hani bir bölümde diyordum ya ben onu değiştiririm.
Hmm değiştirirsin.
Aynen öyle. Değiştiremezsiniz bu insanları.
Kadınlar önce bu tarz adamların çekimine kapılıyor.
Kapılmamak zaten çok zor.
Sonra zannediyor ki ya evet diyor hani bunca kadın bu adamı değiştirememiş.
Ama suç muhtemelen o kadınlarda.
Ben bu adamı değiştirmeyi başarabilirim.
Olay bu. Ve bir dizi karakteri olarak söyleyecek olursam ilk aklıma gelen tabii ki Behlül.
Aşkı Memnun'un Behlül'ü.
Hani Bihter şey diyordu ya sıkıcı evliliğimin oyuncuansın diyordu.
Sonra uğruna canından vazgeçti.
Tam bir çapkın karakteri.
Bu adamlar genelde uğruna engeller aşacağı böyle çabalayacağı kadınları tercih ediyorlarmış.
Genelde evli kadınlar.
İşte Elvis Presley gibi başkalarıyla beraber olan kadınları yeğliyorlar.
Çünkü bir mücadele arıyor.
Bir meydan okuma. Heyecan, hırs, böyle arkadaşlarının sevgilisini elinden alanlar ya da işte evli kadınların peşine düşenler ya da tam tersi bunların aradığı şey bu.
Hani bir rekabet, başkasıyla rekabet, mücadele, meydan okuyorum ben.
gibi bir altyapısı var. Şimdi baştan çıkaran üçüncü karakterimiz İdeal Aşık.
Buna en güzel örnek Kazanova tabii ki.
Tarihin tanıdığı en başarılı baştan çıkarıcı.
Ona karşı koyacak kadın sayısı çok az.
Yöntemi aslında basit.
Hani bir kadınla tanıştığı zaman onu böyle inceliyor eline boyuna ve onun ruhsal durumuna uyum sağlamaya çalışıyor.
O kadının yaşamında ne eksikse Kazanova onu dolduruyor.
Yani İdeal Aşık oluyor.
Kendini karşısındaki kadının düşlerine göre ayarlıyor ve fantezide İdeal aşık insanların hayal kırıklıklarıyla besleniyor.
Yani hayallerindeki gibi olmak istiyor.
Sen ne arıyorsan o oluyor.
Yani bu rolü oynamak bence çok zor.
Tümüyle karşınızdaki kişiye odaklanıp onun böyle nelerden yoksun olduğunu, nasıl hayal kırıklıkları olduğunu bunları analiz etmeniz lazım.
Hani tespitler tespitler.
Sonra kendinizi onun o boşluğuna dolduracaksınız.
Sabırlı olmak ayrıntılara dikkat etmek gerekiyor.
Ünlü baştan çıkarıcı Casanova der ki duyguların zevkini geliştirme.
benim yaşamımdaki en önemli hedefti.
Karşı cinsi mutlu etmem gerektiğini bildiğimden her zaman kendimi buna hazırladım.
Bu arada kazanova deyince de o filmdeki gibi hayal ediyorsunuz ama öyle değil yani gerçek kazanovanın hiç alakası yok.
Öyle yakışıklı falan değil bence.
Yani kısacası...
Karşı tarafı yükseltin çünkü kendilerini yüceltilmiş hissedenlerin üzerinde etkiniz büyük olur.
İdealimiz içimizde yoksunluğunu hissettiklerimizdir ve ideal aşıklar da tam olarak buraya oynarlar yoksunluğumuza.
Belki bir idealimiz vardı ama hayal kırıklıkları yaşadık ve gömüldü gitti içimizde bir yerlere.
Ama ortaya çıkmak için de bir kıvılcım bekliyor olabilir.
Eğer başka biri bu ideal niteliğe sahipse ya da içimizdeki ideali ortaya...
çıkarabilecek bir kişi ise potansiyelimizi görebiliyorsa otomatikman ona doğru çekilebiliriz.
Burası çok önemli. İdeal aşıklar kendinizi daha soylu, cinselliğinizi daha ruhsal ve estetik duygunuzu daha gelişmiş yaşamanızı sağlarlar.
Sadıklardır. Çapkınlar gibi değiller.
O kadın uğruna böyle her şeyi göze alabilecekmiş kadar romantiklerdir.
Kuru yaparlar. Ruhsal nitelikleri gelişmiştir.
Duygularınıza oynarlar.
Tarihin en cesur aşıklarından Sergei Saltikov tarihin en zor ulaşılan kadını olan Rusya'nın müstakbel çariçesi Katarina'ya aşık olmuştu.
Kocası Petro karısının kendisini aldattığından şüphelendiği için sürekli işte peşine hizmetkarlar takıyor, engellemeye çalışıyor falan.
Katarina böyle kimsesiz, sevgisiz bir yaşam sürüyor ve elinden hiçbir şey gelmiyor ve karşısına çıkan yakışıklı subay Sergei onun kurtarıcısı olmaya karar veriyor.
Yani o şekilde davranışlar sergileyince Katarina da kayıtsız kalamıyor.
Sürekli onu gözetleyen hizmetkar bir çift var.
Sergei bu çiftle Anlaşıyor, bir dostluk kuruyor ve Katarina'ya ulaşmayı başarıyor.
Katarina kendisi için bu kadar tehlikeyi göze alan bir adam karşısında kayıtsız kalamıyor.
Ve sonunda ilişkileri açığa çıkıyor ve Sergei İsveç'e sürülüyor.
Aşkı için bu kadar şeyi göze alan adamın namı kadınlar arasında hızla yayılıyor.
Ve kadınlar onunla olabilmek için adeta sıraya giriyorlar.
Çünkü dediğim gibi kadınlar cesur şövalye düşü kuruyor.
Olay bu. İdeal Aşıklar tıpkı bir portre ressamı gibi.
Nasıl ki ressamın gözünde tüm fiziksel kusurlarımız yok olur, içimizdeki o soylu nitelikleri yüzeye çıkarır, sizi böyle bir efsane çerçevesine yerleştirir ve böyle düşleri yaratabildiği için
tabii ki büyük bir güçle ödüllendirilir.
Tıpkı 1970'lerin başında Amerika'nın Vietnam'da yaşadığı fiyasko ve Richard Nixon'ın Watergate skandalı nedeniyle başkanlığı bırakması gibi çalkantılı bir siyaset ortamında bir ben
kuşağı ortaya çıkması ve Andy Warhol'un bu kuşağı ayna tutması gibi.
Ben kuşağı bence günümüzde de devam ediyor.
Çok sevdim bu isimlendirmeyi ben kuşağı.
Bence bu günümüzde de devam ediyor.
Hatta şu an Ayyuka çıktı ben kuşağı.
Bu kuşağın insanları toplumun hatalarını düzeltmeye çalışan o radikal protestocular, hani toplumcu insanlar vardı ya bir dönem.
Onlardan farklı. Daha böyle kendilerine düşkün.
Hani dünya benim etrafımda dönüyor.
Ben, ben. İşte benim bedenim, benim görüntüm.
Her şeyimi geliştirmeliyim.
Ama kendimin benim imajım, banka hesaplarım, benim sağlığım.
Buna tutkuyla bağlananlar yani beni tutkuyla bağlananlar ben kuşa.
Artık toplum yok ben varım.
Ben. İşte Andy Warhol bunları gördü.
Ve bu insanlara istediğini verdi.
Kibirlerini böyle ateşledikçe ateşledi.
Ve ne oldu? Dönemin en ünlü ressamı oldu.
Ki hala da öyle. Bu arada aklıma gelmişken Andy Warhol günlüklerinin belgeselini öneriyorum.
Farkındalık defterinize mutlaka yazın.
Hani arkada ben belgeseller önermiştim ya.
Onu da buraya ekleyin arkadaşlar.
Jean-Michel Basquiat ile olan dostlukları.
Nasıl böyle pop art ikonuna dönüştü.
Esrarengiz kişiliği.
Vurulduğu zaman. Vuruldu biliyorsunuz.
İnsan. Yani o dönemin insanını gerçekten iyi analiz etmiş bir isim Andy Warhol ve onlara istediğini veren ideal aşık tam olarak.
Bu arada belgeselde Andy'nin sesi yapay zeka ile seslendiriliyor.
Muazzam yani hayata sıfırdan başlayıp Amerikan rüyasını kendince yaşayan bir adamın hikayesi mutlaka izleyin.
Ve Andy'nin olayı şu modellerini görünmek ve hatırlanmak istedikleri gibi tuvala aktarması.
Onların güzel yönlerini daha da öne çıkartması.
Kötü yönlerini törpülemesi.
Tıpkı ideal aşıklar gibi.
Virginia Woolf'un kendine ait odasında dediği gibi.
Yüzyıllar boyunca kadınlar erkekleri olduklarından iki kat daha büyük gösteren aynalar görevini üstlenip büyüleyici ve tatlı bir güce sahip oldular.
Bu aralar Napolyon filmine gideceğim.
Hala gidemedim. Hani ideal aşık deyince illa böyle kadın erkek ilişkisi bunları örnek vermeyelim.
Napolyon'un gizli ideali neydi?
İmparator olmak, tek adam olmak.
Onun da podcastı var. Sağ diş işleri bakanı.
Diş işleri. Diş işleri ne ya?
Bu arada iyi oldu ha.
Dişçilik okusam diş işleri bakanı koyardım açtığım yerin adına.
Böyle ilginç isimleri çok severim.
Fransa Dışişleri Bakanı Talleyrand o ünlü bir general işte Napolyon'un böyle zaferlerini taçlandırmak istiyor.
Bir parti düzenliyor. Her yere böyle görkemli görkemli Roma büsleri koyduruyor.
Hani Roma'nın ihtişamını canlandırıyoruz ve hani bunu Napolyon sayesinde yapacağız gibi bir imaj çizmeye çalışıyor ve başarılı da oluyor.
Hani Napolyon'a subliminem bir mesaj vermiş oluyor.
Hop hedef yerini buluyor ve Napolyon bu şatafatlı partiyi hiç unutamıyor.
Gerçekten de imparator olduktan sonra Talleyrand'ın gücüne güç katıyor.
şey aslında ne? Talleyrand'ın yaptığı şey.
Napolyon'a bir ayna tutmak.
Virginia Woolf'un dediği gibi. İçindeki potansiyeli ona geri yansıtıyor, gösteriyor.
İdeali aşık budur arkadaşlar.
Sırada dördüncü karakter var.
Züppe. Bir erkeğin kadınlara özgü silahlarını kadınlara karşı kullanması.
Kendi erkek kimliğini yitirmeden bunu yapması.
Yani ne kadar kadınsı olabilirse o kadar başarılı olur diyor Green.
Tam bir erkek gibi davranırsam çok çekici olurum diye düşünmeyin arkadaşlar.
Zaten böyle Toksik maskeli üniteden zehirleneceğiz artık yani o noktadayız.
Picasso diyor ki ben bir kadınım diyor.
Her sanatçı bir kadındır ve diğer kadınlara karşı zevk duymalıdır diyor.
Olay bu. Hani ben çok erkek erkek davranırsam beni daha çok beğenirler.
Öyle bir şey değil. Kadınım derken aslında ruhen kadın olmaktan bahsediliyor.
Hani kadın deyince aklımıza neler geliyor?
Zariflik değil mi? Böyle daha...
görünümüne özen gösterir kadınlar.
Böyle düşünün. Hatta tango yapan bir erkek gibi düşünün.
Tıpkı Rudolf Valentino gibi kadınların kalbini çaldı.
Kadınlar ona deli oluyorlardı.
Çok kibar, çok nazik belki çok kadınsı bulabilirsiniz ama tam ortasından bahsediyorum.
Hem erkeksi hem kadınsı nitelikler.
Hani bir erkek düşünün.
Böyle bir sürü takı takmış ama hala çok erkeksi bir tavrı var.
Bilmem anlatabildim mi? Ahmet Arslan'a benzedim ya.
Anlatabildim mi? Anlatabildim.
Mesela Elvis Presley gibi kadın Kadınlar ona deli oluyorlardı.
Halbuki böyle işte gerçekten kadınsı giyiniyordu.
Pembe pembe fırfırlı gömlekler falan.
Kadın gibiydi yani topuklu ayakkabılar.
Ama adam sahneye çıkınca kadınlar bayılıyordu yani.
Ciddi anlamda bayılıp hastanelik oluyorlardı.
Ya da benim aklıma şu an Harry Styles geldi.
Harry Styles'a bayılıyorum bu arada.
Tarif ettiğim karakter kendimce o.
Hani bu kadarı tabii ki fazla.
Burası Türkiye. Öyle gezmeyin.
Düşünsenize tarla başında Harry Styles gibi geziyor.
Podcastı dinleyen biri.
Bu arada züppeler son derece küstah olabilirler.
Hani başkalarının ne dediğini öyle umursamazlar.
Birilerini memnun etmeye çalışmazlar daha doğrusu.
Misal Oscar Wilde.
Kanalımda onun da biyografi podcastı var.
Dinleyebilirsiniz. Hatta Oscar Wilde'ın Dorian Gray'nin Lord Henry'si tam böyle bir karakter.
Hani küstahlığı topluma, geleneksel olana ve yalnızca bir kadını değil herkese etkisi altına almak ister.
Hedonistçe yaşarlar. İşte giyimine, yemesine, içmesine.
özen gösterir. Karşı cinsin psikolojik yönlerini kendilerine uyarlar ve içimizde doğuştan var olan narsist duyguları oynarlar.
Lord Henry gibi. Bir kadın olarak örnek verecek olursak tabii ki Lou Salome.
Nietzsche çiçeğimin aşık olduğu kadın.
Evlenmek isteyip kavuşamadığı kadın çünkü onu reddetmişti.
Dönemin en ünlü isimlerini kendine hayran bırakan Lou Salome.
Bizim Tomris uyarımız gibi geliyor bana.
O da böyle erkeklikte kadınlığın hani garip bir karışımına sahip.
Hem çok güzel hem müthiş bir gülümsemesi varmış.
Hem çok flörtözmüş ama aynı zamanda uçarı kaçarı, civa gibi böyle elde tutulamayan bir kadın ve inanılmaz derecede analitik bir karakter yapısına sahip.
Kadınsı duygusallığı çok yok onu söyleyeyim.
Karmaşık bir kadın. Hani gizemli, çözülemiyor.
Topluma da aykırı zaten.
Acımasız, baskın bir karakter ve bağımsız.
Oldukça bağımsız. Kendini böyle karşı tarafa asla tam olarak bırakmıyor.
Hep böyle geri çekiliyor ve erkeklere karşı kendi erkek silahlarını kullanan bir kadın.
O yüzden 5.
karakterimiz doğal.
Çocukluk dönemimizdeki gibi hani o zamanlar bizim zayıflıklarımıza kimse gülmüyordu değil mi?
Olduğumuz gibi kabul görüyorduk.
Kusurlarımızla her neyse kabul ediliyorduk.
Çocukluğumuz işte bu açıdan cennet bahçemiz gibiydi.
Doğal baştan çıkarıcılar yetişkin deneyimleriyle bazı çocukça özelliklerinin yok olmasına izin vermemiş kişiler.
Tabii ki bu çocuk gibi olmak anlamında değil.
İçindeki çocuğu kullanmasını bilmekten bahsediyorum.
Peter Pan bölümü yapmıştım ya onun gibi değil.
Çocuksu bir masumiyetten bahsediyor.
Hani bu çoğumuzda sempati uyandırır değil mi?
Çocukların masumiyeti, o kirlenmemişlikleri, saflıkları, tertemizlikleri bizde bir sempati uyandırır.
Onlar zayıflıklarından, kusurlarından utanmazlar.
Harika çocuklar gibi bir şeylere yetenekleri vardır ve bunu hiç çaba harcamadan elde etmiş gibi görünürler.
Hani doğal bir yetenekmiş gibi bize sergilerler.
O da bizi zaten kendine hayran bırakır.
Çocuklara özgü bir neşeleri vardır.
Eğlencelidirler, savunmasız gibi görünürler ve yeni deneyimlere...
açıktırlar. Aynı çocuk gibi işte.
Ruhları yaşlanmaz. Siz de kendinizi onların yanında böyle o eski kayıp cennetinize dönmüş gibi rahat hissedersiniz.
Charlie Chaplin mesela kitleleri etkisi altına alan doğal bir baştan çıkarıcıydı.
Bir yetişkin bedeninde çocuk beyni taşıdığını ima ediyordu ve zayıflıklarını abartıyordu ve bunun izleyicileri etkilediğini fark ettikten sonra bu gücünü kullandı ve ona sempati duyma sebebimiz buydu.
Açıkça sergilenen güç Bizi korkutur ya da kıskandırır ama baştan çıkarıcı sayılmaz.
O zaman başarıya giden yol biraz da böyle bu çocuksu kırılganlıktan, bu umursamamazlıktan geçiyor.
Ama bir kurban gibi de davranmamak lazım burada.
Onun bir dozajı var. Cidden doğal ve çocuksu olanlar bunu başarıyor.
İnsanlar kendini sizden üstün görüyor ve savunma duvarlarını, gardlarını indiriyorlar ve sempati duyuyorlar.
Stendhal diyor ki bir erkek çirkinliği karşısında şok geçirdiği bir kadınla tanışabilir.
Doğal ve samimi ise yüz hatlarındaki kusuru erkeğin görmesini engeller.
Erkek onu çekici bulmaya başlar, sevebileceğini düşünür ve bir hafta sonra umutla yaşamaya başlar.
Ertesi hafta yeise kapılır ve ondan sonraki hafta çıldırır diyor Stenda.
Çocuklar biliyorsunuz başkalarını memnun etmeye çalışmazlar.
Böyle sürekli şımartılmak isterler.
Hani beni seveceksin zaten sevmek zorundaysın gibi davranırlar.
Bağımsızlardır. Gerçek hayatı öyle o kadar da ciddiye almazlar.
Kendi hayal dünyaları vardır ve o...
Burada yaşarlar ve zaten onları çekici kılan şey de budur.
Onlara özen ve sebebimiz.
Dünyaya dair böyle bir deneyimleri yok gibidir.
Böyle çok tatlıdırlar yani.
Ne yaparlarsa yapsınlar kızamazsınız.
Yani yetişkin deneyimi artı çocuksuluk bir arada eşittir.
Doğallık diyoruz ve 6. karaktere geldik.
6. karakter koket.
Bunlar doyumu geciktirmek.
Yani baştan çıkarma sanatının en üst düzeyi doyumu geciktirmek.
Koketler de bu oyunun ustaları.
Doyum geciktiriciler. Böyle umutuna hayal kırıklığı arasında...
gidip gelen bir davranış var.
İşte onu çok iyi ayarlıyorlar.
Fiziksel zevk, mutluluk, şöhrete yakın olmak, güç sahibi olmak bunlar gibi böyle pek de kolay elde edilmeyecek bir ödülle size yam atıyorlar ve kendilerinin peşinden sizi sürüklüyorlar.
Tümüyle kendilerine yeterli gibi görünüyorlar.
Hiç kimseye ihtiyaçları yok gibi.
Onları fethetmek istersiniz ama kozlar daima onların elindedir.
Koketlerin en büyük stratejisi doyumun tümünü bir anda vermemektir, sunmamaktır.
Pierre Marivaux der ki koketler sevmesini değil memnun etmesini bilirler.
Bu nedenle erkekler onları daha çok sever.
Bunlar böyle biraz da ghostingçi arkadaşlar.
Marcel Proust diyor ki bir an yok olmak, bir akşam yemeği davetini kabul etmemek, farkına varmadan sert davranmak dünyadaki tüm kozmetiklerden ve tüm güzel giysilerden daha fazla işe yarar diyor.
Napolyon'un Josephine'e aşık olma sebebi tam olarak buydu.
Napolyon bölümünde o aşklarını anlatmıştım.
Karşılıksız aşk daha doğrusu.
Napolyon karısı Josephine biliyorsunuz bir türlü ulaşamadı, bir türlü onu fethedemedi.
Hoş kadın zaten taktik yaptığı için değil sevmiyordu.
Napolyon'u besbelli ki.
O sadece İmparator Napolyon'u seviyordu.
Rütbesini seviyordu. Kendisini değil.
Green diyor ki kolay fethedilen şeylerin değeri düşüktür diyor.
Burası çok ömerli. Aynısını düşünüyorum.
Çoğu insan yanlış hesap yapar ve karşısındakinin ilgisini yitireceğinden korkarak hemen ona teslim olur.
Ya da karşısındakine istediğini vermenin verene böyle bir çeşit güç sağlayacağına inanır.
Buna inanır ama işin gerçeği tam tersidir diyor.
Söylediklerini bu arada yer yer tehlikeli buluyorum.
Hatta bazen çok manipület buluyorum.
Ama elçiye zeval olmaz.
Diyor ki birini tatmin ettiğiniz zaman Artık bilin ki inisiyatif sizde değildir ve karşınızdaki kişinin en küçük kapriste bile ilgisini yitirme olasılığına açık bir pozisyona getirirsiniz
kendinizi diyor. Biraz böyle ghosting tavsiyesi veriyor gibi ama diyor ki kendinizi geri çekin.
Hani karşı taraf artık onunla ilgilenmediğinizi artık ona heyecan duymadığınızı düşünsün.
Şöyle bir starsın zaten peşinizde koşacaktır.
Yani hani onları hem siz hem de kendileri hakkında belirsizlik içinde bırakın diyor.
Tekrar umutlandırın.
Hızlanır olduklarını hissettirin ve geri çekilin.
Sıcak soğuk soğuk sıcak bunu yapın diyor.
Bu onun ilgisini arttırır ve inisiyatifin sizde kalmasını sağlar diyor.
Dediğim gibi çok tehlikeli ve manipülatif söyledikleri.
Asla hayır demeyen ama bağlanmayan yakınlaşmaya izin vermeyen soğuk koketler çok zordur.
Ama onların etrafında ayrılamayız.
Garip bir şekilde bir çekim duyarız.
Geri çekilin diyor ve sizin için bırakın mücadele etsinler diyor.
Freud çiçeğimde diyor ki erkekleri en fazla büyüleyenler narsist kadınlar.
Bir çocuğun çekiciliği de kendine yeterliliğinde, narsizminde ve ulaşılmazlığında yatar.
Tıpkı kediler gibi bizi umursamayan hayvanlarda olduğu gibi diyor.
Koketliğin temeli bu.
İnsanları duygusal olarak kapana kıstırmak çok stratejik oyunlar ve arzunun ilk heyecanı geçtikten sonra bile uzun süre o arzuyu devam ettirebilmek.
Aslında olay şu gururumuz tehlikeye girdiği zaman hala arzulanır olduğumuzu kanıtlayabilmek için karşı tarafa kendimizi ispatlayalım.
Koketin peşine düşüyor.
Erkekler için kendi kendine yeten, kıskanç olmayan ama kıskandıran, duygusal açıdan muhtaç olmayan kadınlar, yüksek özgüvenli kadınlar koket.
Cinselliği kolay kolay yaşamayan kadınlar, geri çekilenler bu noktada.
Bu arada Freud da tam bir koketmiş.
Bu arada koketler bana çok yorucu geldi.
Hani bu kadar oyun ruhu yorar ya.
E bir de bunu ömür boyu nasıl devam ettirecekler koket rolünü.
Koketler bana şu şarkıyı söylüyor.
Aşk oyunu buna da...
Seherler güzelim. Sırada yedinci karakterimiz var.
Sihirbaz. Bu da cinsellik içermeyen bir baştan çıkarma.
Şöyle karşınızdaki insanı iyice rahatlatıyorsunuz, gevşetiyorsunuz.
Öyle bir noktaya geliyor ki kendini böyle o size bırakıyor sizin güvenlik kollarınıza.
İşte ona ilgi gösteriyorsunuz, kurlar yapıyorsunuz.
Diyor ki ne kadar anlayışlı bir insan, ne kadar özdeğerimi arttırıyor.
Çok memnun karşı taraf.
Sonra karşınızdaki insan saatlerce konuşsa sanki dünyanın en önemli...
şeyin anlatırmış gibi dinliyorsunuz.
Yani sihirbaz doğrudan doğruya hedefi aydınlatmayan ama böyle keyifli bir biçimde sarmalayan bir ışık kaynağı gibi ve bir lider de bu kategoride yer alabilir.
Çünkü onlar da halkını büyülüyor.
Sihirbazlar geri plana çekiliyor ve hedeflerindeki kişiyi ilgi odağı yapıyorlar.
Olay bu. Karşısındakinin kendini anlatmasına izin veriyor.
İltifatlarını onların özgüvensizliklerine yönlendiriyor.
Onları Herhangi bir gösterinin yıldızı yapıyorlar.
Onları önemli hissettiriyorlar.
Özverili davranıyorlar.
Herkes sizin eğlenceli yanınızı dinler.
Bunlara odaklanır. Hiç sıkılmaz kimse eğlenceli insanları yanında ama sehirbazlar çok iyi bir dert dinleyicisidirler arkadaşlar.
Sizin derdinizi dinler.
Oradan vururlar sizi. Hatta onlar karşı tarafı eğlendirir, sıkıntılarını dağıtır.
Sizi eleştirmezler, yargılamazlar.
Onları yanında böyle kendinizi çok iyi hissedersiniz.
Size fikirler verirler, öneriler sunarlar.
Sizin değerlerinizi, zevklerinizi, beğenilerinizi paylaşırlar ve ruhunuzu anlarlar en önemlisi.
Aaa dersiniz ne kadar da benziyoruz.
Yani cinsellik içermeyen beraberliğin zaten çevreye yayılan sıcaklığı o da bir bağımlılık yaratır.
İçi boş bir güzellik zaten bir süre sonra sıkar değil mi?
Gelip geçicidir. İşte sihirbazlar karşısındaki insanın öz değerini yükseltir ve ona kendini bir yıldız gibi hissettirir.
Sırada 8. karakter karizmatik var.
Karizma bizi heyecanlandıran birinin varlığıdır.
Çoğu insanın arzuladığı ama çoğunun sahip olamadığı özgüven, cinsel enerji, amaçlılık, memnuniyet duygularından kaynaklanır.
Bu nitelikler dışa vurur ve karizmatik kişinin davranışlarına bu zaten yansır.
Yani onu olağan dışı üstün gösteren şey de budur zaten.
Kalabalıkları kendilerine böyle hayran ederler.
Çünkü kendilerine inanırlar.
Siz onu görürsünüz o inançlarını.
Yani karizmatik olmak için de böyle bir çaba harcamıyormuş gibi görünürler.
O kadar doğallardır.
Kırılmış cinsellik üzerinde oynayıp erotik bir yükseliş sağlıyor.
Bir yere girdiği anda tüm gözler ona dönüyor.
Yani ne giyerse giysin bir kadın ya da bir adam fark etmez.
Karizma bu işte. Hani bir anda dönüyorlar size.
Duruşlarından öyle bir özgüven akıyor ki hani ben buradayım ya tüm varlığımda.
Yani onların yanında onlar ne dese inanırsınız.
Yani mantıklı bir kanıt sunmasalar bile.
Öyle bir enerjileri vardır.
Hani liderler de böyledir.
İnsanlara inanacak böyle peşlerinden gidebilecekleri bir şeyler verirler.
Çünkü bir amaç. Bir planları vardır.
İnsanlar onların nereye gittiğine bildiğine inanır ve onları takip etmek ister.
Bir davası, bir ideali, bir vizyonu vardır.
Bir amaca sahip olanlar zaten karizmatiktir.
Adım atmaya asla çekinmezler.
Hitabetleri çok güçlüdür.
Yani onları dinlerken adeta böyle hipnotize olmuş gibi olursunuz.
Karizmatikler seyircilerin enerjisiyle beslenirler.
Hani birileri onlara baktığı zaman böyle bir içleri enerjiyle dolar.
Aralarında karşılıklı bir akım vardır insanlarla.
Zorlu ortamları, krizleri...
Severler. Cesaretlerini sergilemekten çok hoşlanırlar.
Mesela Napolyon savaş meydanlarında topun başında dururmuş ki askerlerin beni burada görsün diye çabalarmış.
General Van Damme Napolyon'un karizması için diyor ki şu şeytan adam beni öylesine büyülüyor ki kendimi bile açıklayamıyorum.
Ne tanrıdan ne şeytandan korkarım ama onun yanındayken bir çocuk gibi titriyorum.
Beni bir iğne deliğinden geçmeye ya da kendimi ateşe atmaya zorlayabilir demiş.
Ya da Jeanne d'Arc. Küçücük bir köylü kızı ama ne yaptığı kitleleri peşinden sürükledi karizmasıyla.
Gerçek karizmanın anlamı aşırı derecede heyecanı içinde yaratmak ve bunu dışa yansıtma yeteneğidir.
Bu yetenek kişiyi büyük bir ilginin ve başkaları tarafından yansıtılmayan taklidin odağı biçimi haline getirir der.
Sosyolog Leah Greenfield, Rasputin mesela o da sıradan bir Rus köylüsüydü ama Rus imparatorluğunda hatırı sayılır bir nüfus kazandı.
Hatta Rus imparatorluğunu bile etkiledi.
Onu tanıyanlar zaten direkt etkileniyormuş.
Öyle bir adam. Gerçi sonra Rus şeytanı ilan elinde o ayrı.
Karizma deyince yine Elvis Presley.
Louisiana'da vermiş olduğu konserde Hulk resmen...
kitlesel bir histeri krizi geçiriyor.
Filmini izleyenler görmüştür.
Böyle çığlık çığlığa bağırıyorlar.
İşte heyecan had safhada.
9000 kişi. Düşünebiliyor musunuz?
Bayılanlar ayılanlar.
Yani inanılmaz bir karizma.
Ama karizmanın tiple o kadar da alakası yok.
Malcolm X gibi mesela. Ve son karakterimiz Yıldız.
Günlük yaşamın sıkıcılığından, zorluklarından kaçmak istediğimiz için ne yapıyoruz?
Hayallerimize, düşlerimize sığınıyoruz.
İşte Yıldızlar bizim bu zayıflıklarımızdan beslenenler.
Başkalarından daha belir...
Ergin ve daha çekici bir tarzları var.
Kendilerini seyrettirmeye adeta bizi zorluyorlar.
Ve aynı zamanda belirsiz, uçup kaybolabilecek gibiler.
İşte bu grup öyle bir etki uyandırıyor ki Yunan tanrısı, tanrıçası gibi kusursuzlar.
Yürüyüşünden bakışına, her şeyiyle.
Ama onlara bakarken böyle bir mesafe oluştuğunu hissediyorsunuz aranızda.
Hani ulaşılmaz bir tarafları da var.
Hani uçucu, düşsel bir hava yaratıyorlar.
Yıldızlar gibi işte. Bir sürü yıldız var ama içlerinden bir tanesi böyle daha parlaktır değil mi?
İşte o yıldız bu yıldız. Çok güzel ama ona ulaşamazsınız.
Tıpkı Marlene Dietrich gibi.
Hiçbir şey yapmanıza gerek yok.
Tamamen doğal halinizle muhteşemsinizdir eğer yıldız kategorisindeyseniz.
John Kennedy mesela bu grupta yer alıyor.
Bir siyasetçi olmasına rağmen yıldız niteliğine sahip.
Fotojenik bir yüzü var işte kahramanlık fantezileri, kendini öne çıkarma becerisi, hitabeti, yaratıcılığı, zekası.
Kennedy önemli bir ekran kişiliği yaratmış vakti zamanında.
Hiçbir filmde rol almadığı halde televizyonu kendi ekranı biçimine getirip 20.
yüzyılın en önemli film yıldızı olmayı başarıyor.
Bunu hiç sevmeyenler bile ekranda gördükleri zaman çok heyecanlandıklarına itiraf etmişler.
Tabii tipinin çok önemli bir katkısı var deniliyor bunun için ama ben aynı fikirde değilim tip konusunda.
Efsane yıldızlar böyle mitolojik figürlerin hayata geçirilmiş halleri gibi.
Hani onların gücünü değerlendirebilmek için öncelikle onların fiziksel varlıklarını, belirli bir stili nasıl kendilerine uyarladıklarını, kendilerinden nasıl bu kadar emin olduklarını, görsel olarak nasıl bir çekiciliğe sahip
olduklarını incelemeniz gerekiyor.
diyor Robert. Kendinizi büyük bir olgunun kahramanı gibi gösterin ve mesafenizi koruyun.
İnsanlar size dokunamadan size benzemeye çalışsınlar.
Yalnızca sizi seyredip düş kurabilsinler diye.
Ulaşılmaz olmak yani. Ve bu tiplerin insanlar üzerinde böyle tedirgin edicide bir etkisi var.
Unutulmayan bir etki bırakıyorlar.
İster özel olarak isterse kalabalığın içinde bile baştan çıkarıcılar kendilerine fiziksel ve psikolojik olarak sahip olma duygularımızı harekete geçiriyorlar.
Ve onlara sahip olamayınca...
Kuyla bağlanıyoruz. Düşüncelerimizden, fantezilerimizden artık hiç çıkmamaya başlıyorlar.
Hatta farkında olmadan onları taklit bile ediyormuşuz.
Buna içe yansıma deniyormuş arkadaşlar.
Hani başka bir insan egonuzun bir parçası haline geliyor ve artık onun karakterini içselleştiriyorsunuz.
İşte bir yıldızın baştan çıkarma gücü bu.
Ama Marilyn Monroe gibi sürekli böyle dikkat çekmeye ve dikkati üzerimizde tutmaya çalışmak bence çok yorucu.
Zaten onun da bakıp usandığı şey buydu.
Ve son olarak iticiler var.
Baştan çıkarıcıların tam tersi.
Özgüvensiz, içine kapanık, empati kuramayan, insanları kendinden uzaklaştıran kişiler, iticiler.
Kaba saba, bencil, boğucu, ahlakçı, işte eli çok sıkı, geveze, zevk sahibi olmayan.
Bu insanlar çekim değil itici bir güç yaratır diyor Robert.
Kendi karakter tipinizi eğer çözdüyseniz size benzeyen kendi tipinizden birini baştan çıkarmaya çalışmayın arkadaşlar.
Çünkü o zaman aynı eksik parçaları arayan iki yapboz gibi olursunuz.
Ve son olarak Robert Greene diyor ki aşık olmak bir büyünün değil psikolojinin sonucudur.
İdealimiz içimizde yoksunluğunu hissettiklerimizdir.
Philips Lumia Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Philips Lumia IP'yi de incelemek için açıklamalardaki linke tıklayabilirsiniz.
Bu çarşamba yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
